Podcast

Fintech Dünyasına Giriş

Fularsız Entellik

4 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

iyzico'nun Genel Müdür Yardımcısı Orkun Saitoğlu ile "Fintech", e-ticaret ve ödeme teknolojileri hakkında bir söyleşi.



(Bu podcast, iyzico hakkında reklam içerir)







Konular:


(00:05) "Öngördüğümüz gelecekte yaşıyoruz."

(01:05) Konuğumuz Orkun Saitoğlu kim?

(01:40) Fintech nedir?

(09:30) Şeffaflık açıklaması: Podcast finansmanı.

(11:00) Ödeme teknolojileri nostaljisi.

(15:25) E-ticaret ve normal ticaret farkı.

(17:34) Ekosistem vs Egosistem.

(18:41) Türkiyedeki e-ticaret oranı.

(20:10) Tekelleşme vs KOBİler.

(22:55) Finansal kapsayıcılık.

(26:18) PSP vs Payment Gateway.

(26:56) Kazıklanma korkusu.

(28:33) Bankasız milyonlar.

(30:00) Kadınların borçlanamaması. (TİKAD videosu).

(32:11) Dijital cüzdan trendi.

(34:16) Fintech daha bebeklik döneminde.

(35:06) "Şimdi al sonra öde". (WSJ podcasti)

(37:12) "Siyah kuğu" krizlerini modellemek.

(38:47) Veri güvenliği bilincinin genişlemesi.

(42:42) Sosyal Ticaret.

(46:09) Odadaki fil: Paypal.

(48:58) İş kültürlerinin rekabeti.

(50:30) Gençlere girişimcilik tavsiyesi.




Patreon: Aylık veya senelik destek verin, podcastin reklamsız dönemlerde de devam etmesini sağlayın ve bonus içeriklere ulaşın.

Kitap: Safsatalar Ansiklopedisi E-Kitap çıktı!



Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!

Bölüm Transkripti

7.792 kelime · ~39 dk okuma

Bilgisayar mühendisi olarak kariyerime başladım, kod yazarak. Ondan sonra biraz bilerek tercihler, biraz da tesadüf tercihlerle ödeme dünyasının içinde buldum kendimi. Sonra da çıkamadım. Şunu söyleyeyim, ben değil ama o zaman PayPal'da çalışan 2011-2012 yılındaki herkes mobilde çok fazla olanak olacağını söylüyordu.

Bugün aslında o öngördüğümüz geleceğin içindeyiz ve cebimizdeki telefonla şu an her işlemi yapabilir hale geldik. Dünyanın neredeyse her yerinde. Selam flarsızlar. Bugün Özgür İrade serimize kısa bir ara veriyoruz.

Şöyle bir yeryüzüne dönelim, biraz soluklanalım dedik. Birazdan ödeme alıp yapmayı kolaylaştıran bir fintech firması olan Easyco'nun operasyon direktörü Orkun Saitoğlu ile yaptığım bir söyleşiyi dinleyeceksiniz. Orkun kimdir, fintech nedir dediğinizi duyar gibiyim. Çünkü siz beni dinlerken ben de sizi dinliyorum.

Transkriptin tamamını oku

Podcast işi biraz böyle çalışıyor arkadaşlar. Ben önce konumu biraz tanıtayım. Biliyorsunuz biz bu kısımları röportajın içinde yapmıyoruz. Bize biraz kendinizi tanıtır mısınız gibi sorular yok.

Telefonu açıyoruz, çat diye konuya giriyoruz. Kendisi Galatasaray Lisesi'nden mezun. Fransa'da bilgisayar mühendisliği okumuş. Sorbonne'da da master yapmış yine aynı konuda.

Yani benim bir iki gömlek daha elit versiyonum gibi. İş hayatına da oralarda atılıyor ve bir noktada PayPal bünyesine geçiyor. Türkiye'nin de aralarında olduğu birçok ülkede PayPal bünyesinde ortaklıklar geliştirmeye başlıyor. Yani bu yeni nesil ödeme işleriyle uzun zamandır ilgili.

2015 yılından beri de Türkiye bazlı EasyCode'a. Gelelim Fintech'e. Bu konuyu da biraz açmak istiyorum. Finans ve teknoloji kelimelerinin birleşimi.

Finansal hizmetleri teknolojiyle kolaylaştırmanın genel adı Hatta bu tanıma göre yüzlerce yıllık bir buluş olan Çek gibi o zamanın yeni kabul edilen teknolojileri de fintech olacak. Hadi o kadar da ukalalık yapmayalım ama 50 senelik bir geçmişi olan ATM'leri düşünün. Onlar da fintech değil mi? Yani bunu yeni bir endüstri olarak görmektense Son zamanlarda çok daha hızlı biçimde evrilen bir endüstri olarak görmek daha makul olur.

Mesela mobil bankacılık, bu tip hizmetler arttı. Ben en son ne zaman bir banka şubesine gittiğimi hatırlayamadım bile şimdi. Zaten artık şubesi olmayan bankalar da var. Neobank denilen.

Kişiden kişiye yapılan para transferi uygulamaları standart oldular. Yine aynı şekilde belli hizmetlere yapılacak ödemeler de uygulamalar üzerinden gerçekleşiyor. Örneğin burada bisiklet kiraladığımız bir servis var. Her yerde durakları var.

O bisikletleri kilidinden açmak da aplikasyonla oluyor. Misafirlerin gelecekse de yine aplikasyon içinden ekstra bisiklet alabiliyorsun bir ücret karşılığında. Daha işin finans tarafında yatırım aplikasyonlarını düşünün. Özellikle pandemi sürecinde çok popüler oldular.

Geleneksel olarak bu işler nasıl oluyordu? size bir danışman atıyordu. Gidip onunla yüz yüze konuşuyordunuz. Risk profilinizi çıkarıyordu.

Sonra size bir plan öneriyordu. Planlarda standart zaten ve bu hizmet karşılığında sizden yüzde bir buçuk, yüzde iki gibi bayağı yüksek bir ücret kesiliyor. Düşünsenize kaybetseniz de kazansanız da bir servet vergisi adeta. Şimdi olan ne?

Bilinen bir takım markalar var. Betterment veya Wealthfront gibi yerler. Bunlar tamamen algoritmik yatırım danışmanları sunuyorlar. Robo Advisor denen veya eToro diye bir servis var.

Tek tuşla bir başka yatırımcının stratejisini kopyalayabiliyorsunuz. Paranızı bu şekilde yatırmak zorunda da değilsiniz. Bir başkasına doğrudan borç verebilirsiniz mesela. Kendi aramızda peer to peer borç piyasası oluşturabiliriz.

Yahut bir projeyi bir sürü insanla beraber finanse edebilirsiniz. Crowdfunding platformlarında. Kripto para konusunda katabiliriz ama onu bu şemsiyenin altında değerlendirmektense kendi ayrı başlığında değerlendirmek daha iyi olur. Örtüşen alanlar olarak görelim.

Yani bitcoin'i yeni altın olarak düşünürsek, bunu bir online borsadan aldınız, soğuk cüzdana attınız, 5 sene beklediniz. Bunun pek heyecan verici bir tarafı yok fintech açısından. Ama bir sürü geleneksel yatırım aracının blockchain versiyonu çıktı. Çıkmaya da devam ediyor.

Bu hizmetler fintech çatısı altında belki görülebilirler. Ve son olarak da tabii ki bugün konuşacağımız ödeme entegrasyonları var. Şimdi bir düşünün. Küçük girişimciyim, dükkanım falan yok.

İkinci el kıyafetlerimi satıyorum diyelim internet üstünden. Nasıl ödeme alacağım? Nakit alabilirim, herkesin bildiği yol. Ama bu demektir ki sadece yakınımdakiler ile bunu yapabiliyor olacağım.

Dahası kayıt kuyut tutmak da zor nakitte. Ya bir yarın öbür gün çıkıp ben sana para vermiştim, sen ürünü yollamamıştın derse? Nakit almadığımı kanıtlayabilir miyim? Bir başka engel de tüketici açısından bulunuyor.

Sadece elindeki parayı harcayabiliyorsun. Temel ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra elinde ne kadar kalacak mesela? Eğer pek bir şey kalmıyorsa nasıl böyle alımlar yapacaksın? Şimdi cebinde olmayan parayla lüks harcama yapmaktan bahsetmiyorum.

O zaten kötü bir şey olurdu da. Daha ziyade kendine veya işine yatırım olarak görülebilecek şeylerden bahsediyorum. Kredinin olmadığı bir dünyada gelişme çok zor oluyor. Peki, tamam.

Naktin dışında seçeneğim ne? Gideceğim bir bankaya, özel bir hesap açacağım. Bir post makinesi alacağım bir yerlerden. Sonra müşteriler bana kart veya hesap bilgilerini yollayacaklar.

Her banka her kartı kabul edemez. Bir sürü bankada ayrı hesap açmam lazım. Hem satıcı için çok masraflı sonuç olarak, hem de alıcı için riskli. Niye göndersin bana kart bilgilerini?

Aracı kurumlar bu noktada devreye girmeye başlıyorlar işte. Siz teker teker bankalarla uğraşmayın. Bizim zaten hepsiyle iyi ilişkilerimiz var. Sizin ödemeleriniz bizim üstümüzden geçsin.

Biz işleriz. Ekstra güvenceler de sunarız size. Sattığınız malın takibini yapabiliriz. İadeleriyle uğraşırız.

Satın alımınızı sigortalarız. Bunların karşılığında da cüz'i bir pay verirsiniz. Ben hayatımda fiziki post makinesi kullanmadım bu arada, bunu fark ettim. Hizmet sektöründe de çalışmıştım çeşitli ülkelerde ama hep nakit bazlıydı.

Şu anda ise tamamen online'im. Deminkinin online versiyonunu düşün yani. Mesela uzun yıllardır blogumda bir bağış tuşu var nadiren kullanılan. Veya daha yeni bir şeyden bahsedeyim, e-kitap satıyorum.

Bu halimle ben birinden nasıl ödeme alacağım? Yani biri bana kart bilgilerini gönderecek kadar dikkatsiz olsa bile onunla ne yapabilirim ki? Bankaya telefon mu açacağım şu numaralardan bana ödeme yapılsın diye? Sana bir kod veriyorlar, bu kodu web sitene koyuyorsun.

Hatta benimkinde direkt olarak aracıyla arasında bir entegrasyon olduğu için sitenin ara yüzünden tek tuşla yapıyorsun bunu. Kart bilgileri sana hiç ulaşmıyor dayı. Dahası, sana gelen para da aracıdaki özel hesabında tutuluyor. Online banka gibi düşünelim.

Bunu istersen başka ödemeler için kullanabiliyorsun. Yahut asıl banka hesabına havale ediyorsun ay sonunda. PayPal da böyle böyle büyüdü. eBay'de birbirine mal satan insanlar nasıl ödeme kabul edecekler?

İşte böyle herkesin güveneceği, onlara bir dereceye kadar sigorta sunan bir aracı gerekiyor. Böyle bir şey oldu mu bir anda herkes potansiyel alıcı ve satıcı oluverdi. Tabii PayPal 2016'dan beri Türkiye'de yok. Türkiye'deki sunucular da veri tutmayı reddettikleri için lisan salamadılar.

Bunun yerel girişimleri etkisinde konuştuk. Ben tabi konunun aslında cahiliyim, bu fintechi biraz fazla basitçe eski köhne bankacılık sistemiyle yeni startuplar arasındaki bir savaşın son ürünü, son bir silahı olarak görmüştüm. Ama biraz araştırınca anladım, fintech alanına giren hemen her konuda en büyük yatırımcılar da bankalar zaten. petrol şirketlerinin yeşil enerji yatırımcıları olması gibi.

Şu yatsınamaz ama. Dünyada çok fazla bankacılık sisteminin dışında insan var. 1.6 milyar.

Online ödeme alma veya kredi kartıyla harcayıp mil kazanma gibi fantastik şeylerden bahsetmiyorum bile. Çok daha temel hizmetlerden yararlanamıyor bu insanlar. Mesela hayat sigortası alamıyorsun, iş kredisi alamıyorsun, morgajla ev sahibi olamıyorsun, paranı güvenceye de alamıyorsun. Böyle şartlar altında yaşamak epey zor.

Yani güven her şeyin esası. Demek ki böyle güveneceğin bir kurum yoksa çok daha dar çevrelerde, dar gruplar içinde güven oluşturman lazım. Borcunu alacaksan onlardan alacaksın. Tanıdığın tefeciler gibi.

Morgucunu yapacaksan onlardan yapacaksın. Yani bunların hepsi yükselmiş risk demek. Yükselmiş riskler de akıl sağlığınızı yitirmeye ve fazladan para harcamaya yol açıyorlar. O yüzden böyle şartlar altında yaşamak epey zor.

Hangi ülkeler en az bankalaşmaya sahipler diye baktım. İlk 5'i Fas, Vietnam, Mısır, Filipinler ve Meksika. Şaşırdım aslında çünkü bunlar dünyanın en kötü ülkeleri değil. Çok gelişmemiş ekonomiler de değil.

Ama yine de hepsinde en az %60 nüfusun bankalarla tamamen alakasız. Türkiye'de bu oran %30. Bir garip istatistik daha vereyim. Bu ülkelerle Türkiye arasında internet kullanımı açısından çok fark yok.

Mısır dışındaki hepsinde internet penetrasyonu yüzde 60-65 arası. Her zamanki gibi İskandinav ülkeleri diğer uçtalar. Yüzde 0 bankasızlık var. Ayrı bir gezegende yaşıyorlar zaten.

Peki bunun da bir dezavantajı yok mu? Yani herkes banka sisteminin içinde, herkes bunlarla entegre fintech ürünleri kullanıyor. Ödeme aracıları gibi hizmetler yaygınlaşıyor. Bunların hiçbir dezavantajı yok mu?

Endişelerden bazıları benim aklıma ilk gelen kişisel bilgilerin güvenliği ve birçok girişimin de bu alandaki yeterince test edilmemiş olması, finansal krizler bakımından test edilmemiş, yani bir darbe yiyip de ayakta kaldıklarını kanıtlamamışlar. Bu riskleri de konuştuk. Yeterince ayrıntılı bir giriş oldu umarım. Yalnız asıl muhabbete geçmeden önce kendi finansal şeffaflığımız hakkında bir iki kelam edeyim.

Zira en son sponsorlu bölüm yapalı epey oldu. O arada aramıza katılmış birçok kişi var. Dahası eskiden beri takip eden ama Patreon'da reklamda derken kafası karışmış olanlar vardır. Patreon desteği doğrudan bana geliyor.

İlk günden beri de böyle. Daha sonra bir noktada Podbean Media ile anlaştık. Bana çeşitli konularda destek olmaya başladılar ve birlikte reklam işine başladık. Bu reklam gelirlerini aramızda paylaşıyoruz.

Pod B de para kazansın ki hem bana harcadıkları mesai çıkarsınlar hem de daha önemlisi ilk başta fazla dinleyicisi olmayabilecek orijinal işleri finanse edebilsinler. İki türlü reklam kullanıyoruz. Spot denilenler, TV reklamı gibiler. İkinci tür de sponsorlu içerik.

Reklam veren bir konu veya tema öneriyor. minimum karışıyorlar içeriye, bölüme peşin para vermiş oluyorlar, ona spot reklam alınmıyor sonradan. Kısa vadede daha kârlı ama daha riskli bir iş. Çünkü dinleyici upuzun bir reklam dinlediğini yani bir infomercial dinlediğini sanabilir, o hisse kapılabilir.

Hem bölümü hazırlaması işkence olur hem de dinlemesi. O yüzden de içerik şirket odaklı değil de teknoloji odaklı, fikir odaklı, sektör odaklı olmalı. İşin reklam kısmı biraz daha klas biçimde yedirilmeli içeriye. Bu bölümde de inşallah bu dengeyi tutturmuşuzdur diye umuyorum.

O yüzden de girişi biraz uzun tuttum. Zaten bir arka plan oluşturmak istedim. Ve nihayet muhabbetimize geçiyorum. Orkun çok teşekkürler geldiğin için bu konuya hazırlık için YouTube'un köşelerini böyle didik didik ararken bir videoya denk geldik.

9 sene öncesinden Fransa'daki bir fuardan müthiş bir yenilik tanıtıyorsun. Çok iyi hatırlıyorum o videoyla. Web etkinliği sırasındaydı. PayPal'ın offline dünyada yani bir restoranda bir kafede yeni bir ödeme çözümü vardı.

O çözümün demolarını yapıyorduk ve Praze ekibine de o demoları canlı bir şekilde yapmıştım. Onlar da sağ olsunlar kaydetmişlerdi. Bir restoranda, bir kahve dükkanında ve bir arabamızı park ettikten sonra otoparkta PayPal'la, cep telefonumuzla gerçek dünyada ödeme yapmanın örneklerini gösterdim. Şimdi hissiyattan bahsetmek istiyorum.

Çünkü 10 sene bile olmamış. Fii tarihinden bahsetmiyoruz. Bu kayıttan önce ben telefonuma baktım. Bir düzine yaklaşık ödemeyle ilgili, para alıp vermeyle ilgili aplikasyon var.

PayPal kullanıyorum mesela, Stripe kullanıyorum, Bitcoin wallet'lar var, Google'ın kendi wallet'ı var, NFC ile telefondan ödeme yapıyorum, bir sürü şey var. Sen bu işin içinde biri olarak, ben kullanıcıyım, dışarıdan bakıyorum, bu işin içinde biri olarak nasıl hissediyorsun? Bir nostalji bombardımanı yaşıyor musun? Yoksa ne olduğunu bile anlamadan mı olup bitiyor bu işler?

Bir yandan nostalji bombardımanı yaşıyor insan ister istemez. 10 sene önceki bir videoya baktığımızda elimde eski bir model iPhone, kötü grafik tasarımlı aplikasyonlar. Ama bu dijitalleşmeye şahit olduğum için de kendimi şanslı görüyorum. Biraz bilerek tercihler, biraz da tezadüfi tercihlerle ödeme dünyasının içinde buldum kendimi.

Ödeme dünyasını da Alice Harikalar diyarı olarak adlandırıyorum. çukura düşüyoruz. O çukurun içinde girince ne kadar büyük bir dünya kayboluyoruz bazı detaylarda. Sonra da çıkamadım.

Bugün geldiğimiz nokta beni bir anlamda da şaşırtmıyor. PayPal'da çalışan 2011-2012 yılındaki herkes mobilde çok fazla olanak olacağını söylüyordu. Bugün biz bu olanakları yaşıyoruz. Senin demin saydığın örnekler en basiti.

İşte yatırım haberlerine bakarsak bir sürü değişik alandaki ödeme şirketini görüyoruz. Ve cebimizdeki telefonla şu an her işlemi yapabilir hale geldik. Dünyanın neredeyse her yerinde. O fuara geri döneyim çünkü aklımda bir şey kalmıştı.

Asıl yenilik neydi tam olarak? Yani benim anladığım, gidiyorsun bir restorana, sanki kredi kartını önceden paylaşmış gibisin. Ödeme yaparken vermiyorsun da, restorana gittiğin anda veya kafeye girdiğin anda arka plandan onu paylaşıyorsun, iş yeri sahibi de o bilgilere sahip, sadece senden onay istiyor ve onayını veriyorsun ödemek için. Tam olarak buydu.

Aslında PayPal tamamen online'de işleyen bir sistemdi. Yani online bir e-ticaret sitesi üzerinden başka birisine ödeme yapabildiğin ya da birisinden birisine para gönderebildiğin bir sistemdi. Hatırlar mısın? Eskiden çok popüler Foursquare vardı.

Foursquare'da bir mekana girip check-in yapıyorduk. Mesela köşede bir sabahları gittiğin kafede o kafeye check-in yapacaksın. Tabii o da Paypal'la ödeme kabul ediyor olacak. Check-in yaptığında o kafenin senin Paypal hesabından para alabilmesine izin vermiş oluyorsun.

Kafeni içtikten sonra işte birisi dedi ki 5 TL, ondan sonra... PayPal'da ödemek istiyor musunuz? Evet, ödemek istiyorum. O sırada senin fotoğrafını, PayPal'a girdiğin adını soyadını kasada, sistemde görüyordu.

Basıp o 5 TL'yi direkt olarak PayPal hesabından alıyordu. Başka hiçbir işlem yapmana gerek kalmıyordu. Tanıttığımız ürün buydu o zaman. Peki ne oldu bu ürüne?

Bu sanki bitti veya değişti değil mi? Değişti, çok değişti. Evet, bu şekilde şu an çalışmıyor bu ürün. Check-in yapmak zor geldiği için mi müşterilere yoksa iş yeri tarafında mı bir sıkıntı vardı?

Bir ödeme sisteminin bir yapan kişi tarafı var ki mobil aplikasyonla burada çok fazla esneklik var ama bir de kabul edilen sistem var. Hani bu kasa dediğimiz ama kasa akıllı kasa olabilir değişik kasalar. O kasa entegrasyonları çok zor oluyor ve çok zaman alıyor. Uzun zamanlar alıyor.

Orada da hızlı ölçeklenemedi. Hızlı ölçeklenemediği için teknolojide de yenilikler çıktı. Kart ödeyen çözüm çıkınca mesela insanların alışkanlığını da değiştirmiyor. Yine kredi kartını uzatıyorlar ve bu ürün geride kaldı.

Bugün ise baktığımızda artık birçok mobil aplikasyon bunu basit bir şekilde yapıyor. En son şeyi bile gördüm. İstanbul'da artık arabanı park ettiğin bir aplikasyon var. Kartını kaydediyorsun ve direkt olarak o aplikasyon üzerine ödeyip devam edebiliyorsun arabanla.

Ben de burada arabam yok da toplu taşıma kullanıyorum. Öyle bilet almaya gerek yok. Onun da telefonda bir aplikasyonu var. Hatta GPS'ten seni takip ediyor ve bir kontrolör geldiği zaman oradaki bar kodu gösteriyorsun.

O bar kodu okuyor yani. Aplikasyondaki bar kodu. Görünmeden her yere yayıldı gerçekten bu iş. Hani böyle büyük bir devrim olarak bunu düşünmüyoruz da arka arkaya her gün yeni şeyler çıkıyor.

Şimdi o da beni şuna getiriyor aslında. Bugün ticaretin %80'lik payını offline oluşturuyor gibi bir istatistik var önümde. Ama yine de ticaret 2020'de sadece %66 büyümüş. Türkiye'de mesela 220-230 milyar lira deniyor.

Tabii pandeminin etkisi de büyük. Bu sence kalıcı bir trend mi? Şimdi pandeminin etkisi yatsınamaz tabii yani. Bir dönem yaşadık ki hepimiz hizmetlere, malzemelere ulaşımımız online üzerinden oldu.

Ama bir noktada da bu bir kullanıcı tecrübesi, alışkanlığı ya yeni bir şeyi öğrenmeye, denemeye, test etmeme memnun kalma bir kısmı kalıcı olacak çünkü çevremizde gördüğümüz insanlar ve eskiden belki de bunu hiç kullanmayan ben hep anne babamı baz alıyorum. Evlerinin yanında market var oraya gidip alışveriş yapıyorlar. Bazı online hizmetleri sevdiler ve onları kullanmaya devam edecekler. O nedenle Bu trend hep böyle gider değil.

Biraz normalleşecektir. Bu büyüme biraz yavaşlayacaktır. Ama bir kısmı da kalıcı olacaktır. Çünkü kullanıcıları pandemi bazı denemedikleri tecrübeleri denemeye zorladı.

Baktığımız zamanda dijitalde de insanlar çok daha fazla seçeneğe ulaşabildiklerini gördüler. Şimdi bunu keşfettikten sonra tam eskiye dönüş olmaz. Bu dijitalin avantajını kullanacağız. E-ticaretin ticarete payını hep konuşuyoruz.

Eskiden beri alışkanlık %80-20. Bence gitgide ticaret ve ticaretin dijitalleşmiş kısmını konuşacağız. Çünkü bundan sonraki adımda da şey olacak. İnternetten alacaksın, mağazadan iade edeceksin.

Mağazadan aldığını internetten geri göndereceksin. Veya 3 mağazadan alacaksın, 2 internetten alacaksın gibi tecrübeler bizi bekliyor diye düşünüyorum. İnternetten alıp da mağazaya geri iade ettiğin şeyi hangisinin hanesine yazacaksın? Yani o yüzden bunları ayırmak manasız diyorsun.

Evet yani mesela şey inanılmaz geliyor bana. Artık hepimiz bir restorana gidip bir QR kod okutarak menüye bakmaya alıştık. Bunun üzerine çalışan çok sevdiğimiz, saydığımız girişimler ve arkadaşlarımız vardı pandemiden önce de. Şimdi artık bütün restoranlarda bir QR kod var.

Bunun hemen arkasında büyük ihtimalle ödeme de gelecek. Sana bana o QR kodu okuyup menüye bakmayı ikna ettikten sonra onun arkasından bir de ödemeyi yapmayı ikna etmek çok kolay hale geliyor. O zaman hep şey sorusu geliyor. Şimdi ben o demeyi restoranda online yaptığımda bu işlem e-ticarete mi yazacak yoksa normal ticarete mi yazacak?

Doğru. Ya bu aslında bana şunu hatırlatıyor. Altyapı olarak teknoloji yeterli oluyor birçok durumda fakat dediğin gibi insanların alışkanlıklarını değiştirmek asıl engel olabiliyor. Yani oradaki bottleneck diyelim alışkanlık psikoloji.

Sizin gibi şirketlerde bu işin psikolojisini değerlendiren uzmanlar var mı? Birazcık kendi içimizde bir konuştuğumuz konu var. Gerçek bir problemi çözen teknolojileri öğretmemiz lazım. Bazen biz de tabii ki fikirlerimize aşık olup kimsenin kullanmadığı ürünler daha önce yaptık EasyCode'a da.

Ama genel olarak şunu konuşuyoruz. Ego sistem mi kuracağız, ekosistem mi kuracağız? Biz ekosistem kurmaya çalışıyoruz ve burada da gerçek bir sorunu çözebileceğimiz ürünler yaratabilir miyiz? Yarattığımız zaman da şunu görüyoruz ki bu işin çok tatmin edici kısmı.

Bunlar kullanılıyor ve ölçekleniyor ve büyüyor. Ama ilk başta bazen teknolojinin içinde olup işte 15 senedir ödemenin içinde olup tabii ki çok daha bilim kurgu filmlerindeki senaryoyu hayal edip yapmak istiyor insan. Buna engel olamıyor ama yaptığında da bazen İşte ben kullanıyorum, şirketten 2-3 kişi kullanıyor sonra hiçbir zaman sahaya çıkamıyor. Buradaki en büyük şey bizim geri bildirimi iyi analiz edip ve birazcık da egomuzu bastırmak bu noktada.

Ticaret oranlarından bahsettik, oranların anlamsızlaşmasından bahsettik ama şu andaki tabloya baktığın zaman Türkiye'deki bu e-ticaret ve özellikle de ilgilendiğiniz kısım, ödeme kısımlarının payı diyelim veya kullanımı, kullanım oranı benzer ülkelere kıyasla nasıl? Aslında pandemide birazcık arayı kapattık. Ama biraz hala gerideyiz. Orada hala gidebileceğimiz yol var gibi gözüküyor.

Baktığımız zaman şu anda Şampiyonlar Ligi'ne çıkmadık. Birinci ligdeyiz. Bir sonraki adım Şampiyonlar Ligi. Orada birazcık daha senin dediğin gibi, yani senin biraz önce verdiğin toplu taşıma örneği aslında.

Kullanıcının gündelik hayatında çok rahat bir şekilde hayatını kolaylaştıran bu dijital tecrübeleri kullanması ön plana çıkıyor. Burada iki tane etken var. Biri kullanıcının kendisi. Onun hayatına pozitif bir şey getiriyor olması lazım.

Bu kolaylık olabilir, güvenlik olabilir, erişim olabilir. İkincisi de bu servisin sunulması. Senin şu an kullandığın toplu taşıma ağı bu servisi sunabildiği için sen bu kolaylığı sağlıyorsun. Bu ikisi de bir şekilde örtüşmesi lazım.

Şu an bence tam Türkiye'de bu geçişi yapıyoruz. Özellikle e-ticaret alanında dersem, e-ticaret eskiden bizim beraber çalıştığımız şirketlerde küçük bir ekibin radarındayken, pandemiyle beraber e-ticaret bütün şirketin radarına girdi. Yani genel müdüründen veya şirket sahibine kadar. Onun başka bir mağaza gibi değil de, orasının gerçekten çok önemli bir kanal olduğu, başka alışkanlıkları, başka dinamikleri olduğu ortaya çıktı.

İnancım, önümüzdeki birkaç senede bu paylara baktığımızda %20-25'leri Türkiye'nin de çok rahat geleceğini ticaret oranının ve bir anlamda o şampiyonlar ligine gireceğimizi düşünüyorum. Buranın içine girelim, birazcık zoom yapalım. Ben düz adam olarak dışarıdan şunu görüyorum. Ya pandemi oldu.

Hatta bu plan demiciler, işte bu komplocuların da zaten bahsettiği bir şey. Büyük satıcılar daha fazla para kazandı. Amazon büyüdü. Hisse fiyatlarına bakıyorsun, çılgınlar gibi arttı.

Bu trend tekerleşmeye yol açmıyor mu? Burada birazcık EZCO'da yaptıklarımızla, EZCO'daki datalarımızla da cevap vermek istiyorum. Şu an 70 bin üzerinde üye işyeri EZCO ile çalışıyor. Global isimler de var ama çok küçük daha e-ticarete.

Hatta ticarete yeni başlayan isimler de var. Her ay canlıya çıkan üye işyeri sayımızı takip ettiğimiz bir datadır. Pandemide burada biz rekorlar kırdık. Canlıya çıkan üye işyeri şu demek, bir web sitesi var veya bir mobil aplikasyon var.

Sen, ben, kredi kartımız elimizde, o web sitesine girdiğimizde bir ürün ya da hizmet alabiliriz demek. Tabii her zaman ticarette olduğu gibi illa ki bir dükkan açacaksın diye, illa satış yapacaksın, müşteri gelecek anlamına gelmiyor. Ama potansiyel olarak müşteri içeri girerse bir şey bulabilecek. Bu rakam şu anda da 1500'ler civarında.

Bunun %95'i, %96'sı aslında COBI. Küçük Orta Ölçekli İşletme. Katılıyorum. Göz önünde olan büyük markalar.

Hem yerelde olsun hem globalde olsun tabii ki onların büyümeleri, hisse değerleri, market değerleri konuşuluyor. Ama bir yandan da ben sana gönül rahatlığıyla şunu söyleyebilirim. İstanbul'un Güzidebazı semtlerinde bu yeni nesil kahvecilerin açtığı bunların bir sürüsü kendi mahallesinde pandemide dijitalleşti. Ve o mahalleliler de o kahve dükkanlarından kahvelerini almaya devam ettiler.

Bu şimdi çok klişe bir örnek gibi geldi ama bunun başka şeyleri de var. İkinci elle odaklanmış bazı pazar yerlerimiz var. Büyük değil, daha küçük, daha nişte. Bunların işlemleri her geçen gün artıyor.

Buradaki paylaşım ekonomisi artıyor. Veya sadece kendi mahallesinde, ilinde işlem yapan girişimciler vardı, işletmeler vardı. Bunlar şimdi online olarak bütün Türkiye'ye, hatta bütün dünyaya satış yapabilir hale geldi. COBİ'ler ciddi anlamda kapsayıcılıklarını ve erişimlerini artıyorlar.

Ve onlar için de yeni bir fırsat eşitliği oluşuyor. Ama tabii ileride bu nereye doğru gidecek trend? Büyükler mi pazar payını arttıracak, kobiler mi arttıracak göreceğiz. Ben de engeli gitmesi taraftarıyım kişisel olarak.

Peki bu kobilerin daha önce dijitalleşememesinin sebebi neydi? Yani pandeminin buna bir itki olduğunu anladık, onu görebiliyoruz ama daha önce önlerinde bir engel mi vardı? Özellikle de şu açıdan soruyorum, hani dedin ya müşterilerimiz arasında çok büyük şirketler de var, küçücük şirketler de var, aile şirketleri olabilir mesela. Böyle bir ölçek farkının banka gibi bir kurum tarafından müşterilere aynı hizmetin verilmesi gerçek dışı geliyor bana.

Yani banka benim gözümde hani birazcık büyük şirketlerde büyük girişimlerle çalışır, küçüklerde artık ne yaparlarsa yapsınlar, nakit ekonomisi içinde var olsunlar mesela. Burada aslında finansal kapsayıcılık. Bizim yaptığımız, bizim hizmet verdiğimiz üye işyerlerine finansal kapsayıcılığa bakmamız gerekiyor. 2010'larda Türkiye'de e-ticaret ciddi anlamda bir ivme kazandı.

Zaten o zamanlar yurt dışından yatırımlar geldi. Evdeki internet erişimleri arttı. Ben birazcık bunu anlatırken örneği veriyorum. Mastak, Galata Metro hattı üzerinde bir şirketseniz çok rahat bir şekilde dijitale girişteki engelleri kaldırabiliyorsunuz.

Ödeme bunlardan bir tanesi. Başka şeyler de var tabii ki. Benim alanım olduğu için ödemeye odaklanalım. Normal dünyada da bir mağaza açsanız ne yapacaksınız?

Nasıl ödeme alabilirim diye düşüneceksiniz. İnternette de bir mağaza açtığınızda veya bir hizmet veren bir site kurduğunuzda tabii ödeme nasıl alabilirim sorusu ilk sorulan sorulardan bir tanesi. Türkiye'deki bankalar teknolojik olarak belki de dünyanın şampiyonlar ligindeler şu an. Teknolojik olarak bu kadar iyi olmak bazen kapsayıcılıkta engeller getirebiliyor.

Büyük bir internet sitesine çok rahat çözümler sunabilirken küçük bir internet sitesinin o çözümlere ulaşması özellikle bu metro hattından uzaklaştıkça hatta İstanbul'un dışına çıktıkça problem haline gelebiliyor. Süreçleri çok iyi olduğu için bu kadar iyiler ama bazen o süreçler kapsayıcılığın önüne geçebiliyor. Mesela bir örnek vereyim. Ben bir internet sitesi açtım.

Şahıs şirketi olarak açtım. Evimi kullanıyorum. Evimin bir kısmını kullanıyorum. Bankaya gidip ödeme almak için bir sanal pos istedim de.

Banka bana dükkanınızı ziyaret etmemiz gerekiyor sorusunu sorabiliyordu 2013-2014 yılında süreç gereği. Ama benim bir dükkanım yok. Dükkanım olmadığı için de red alıyordum ve sanal pos alamadığım için de internette ödeme alamamaya başlıyordum. Bizim gibi şirketler çıktığında, birazcık gerçek problemlere odaklanmak demiştik ya, bunu mümkün kılmamız lazım diye çıkıyor.

Özellikle küçük orta ölçeklere EZCO. Ve onlara, şu an dünyadaki en büyük şirketlerin kullandığı çözümle, küçük orta ölçekli yeni başlayan bir işletmede EZCO'da aynı çözümü kullanıyor. aynı süreçten geçiyor. Aynı dokümanları online bir şekilde yüklüyor sisteme ve aynı kişiler onun hesabını kontrol edip onaylıyor ve ondan sonra ödeme almaya başlıyor.

Bunun sonucunda da aynı gün içinde bir küçük işletme hatta ticarete yeni başlayan bir işletme internette ödeme almaya başlayabildi. Kafamda bunu somutlaştırmak için söylüyorum. Şimdi şöyle mi oluyor? Benim de bir internet sitem var diyelim oradan kitabımın e-kitap halini satmaya çalışıyorum.

Bankayla bir iletişim mi olmadı? Zaten beni muhatap da almazlar. Onun yerine sizin gibi şirketler aracı mı oluyorlar? Ya biz banka tarafını hallederiz.

Senin tarafından kaynaklanacak herhangi bir riski de artık o risk neyse biz üstleniyoruz. Aynen öyle. İZKO'da bir hesap açıyorsun. Tabii ki sattığın ürün veya verdiğin hizmeti bize tanımlıyorsun.

Web sitenin adresini veriyorsun. Burada hem tabii regulatif kontrol ettiğimiz noktalar var. Türkiye'de satışı yasak olan ürünler, verilmesi yasak olan hizmetler gibi. Bir de ticari bir risk var.

Çünkü senin sattığın ürünü göndermediğin zaman aslında ticari riski de bir anlamda İZKO üstlenmiş oluyor. Bunların hepsi aynı gün içinde oluyor ve birçoğu otomatik zaten aslında. Teknoloji kullanarak yapılan kontroller. Biz sana ödeme almanı sağlayan bilgileri veriyoruz.

Bir anlamda da bir kontakla ve bir tane yönetici paneliyle diyeyim bütün işlemlerini halledip tüm dünyaya satış yapabilir hale geliyorsun. Eskiden baktığımızda Türkiye'de bir de taksit gerçi olduğu için dediğim gibi biraz ilerlemiş bir bankacılıktan bahsediyoruz biz Türkiye'de. Taksitli bir ürün sattığında senin burs süreci bir bankayla değil 6 ya da 7 bankayla yapman gerekiyordu. 6-7 bankayla sözleşme imzalaman gerekiyordu.

6-7 banka hesabı açman gerekiyordu. 6-7 pazarlık yapman gerekiyordu. Biraz teknik bir soru olabilir de Payment Service Provider denen şey, PSP denen şeyle Payment Gateway denen şey arasında ciddi bir fark var mı? Anlattığın şey bu ikisine de uyuyor mu?

Payment Gateway'de sadece teknolojik bir çözüm var. Çoklu priz gibi düşünebilirsin. Para bizim üzerimizden geçmiyor. Direkt olarak senin bankalarla anlaşmaların var.

O banka anlaşmalarındaki sanal postları o çoklu prizde takıyorsun. Payment Service Provider'da ise para bankalardan, kart sahiplerinden İlk önce iziko'ya geliyor, iziko'nun havuzunda toplanıyor. Ondan sonra iziko üye işyerlerine dağıtıyor. Bu noktada da üye işyerinin bütün sorumluluğu hem regülatif hem ticari sorumluluğu iziko üzerinde oluyor.

Biz hep şunu düşündük ilk baştan beri, e-ticaretin Türkiye'de büyümesi gerekiyor. E-ticaret büyüdüğü zaman, özellikle 2013-2014'e baktığımızda hala demin bahsettiğimiz hikayelerle karşılaştığımızda çok küçük bir paydan bahsediyorduk. Bunu büyütmek için ne yapabiliriz diye araştırmalar yaptık ve bir araştırma grubumuzda insanların niye e-ticaretten alışveriş yapmadığını bulmaya çalıştık. Buradaki bulduğumuz sorun da şu oldu.

Aslında insanlar aldatılmaktan korkuyorlar, kazıklanmaktan korkuyorlardı. Çoğu zaman ödemenin içinde olunca hani o kredi kartı güvenliği o kadar bu işin içine işlemiş durumda ki hep kredi kartını güvenli tutalım ama aslında o hijyen faktörü ve bütün şirketler, bankalar zaten bunun için inanılmaz güzel eforlar ortaya koyuyorlar o kredi kartının güvenliğini sağlamak için. Ama Whatsapp'tan kredi kartının fotoğrafını çekip çok rahat birilerine gönderen bir kişi, internet sitesinden alışveriş yapmadığında ki o internet sitesindeki bütün o kart güvenlikleri sağlanmasına rağmen, o kişinin korkusu çok basit. Ben buraya gireceğim, buyurun bana gelmezse ne olacak?

Biz o zaman bir tane opsiyon sunduk tam ödeme sırasında, korumalı alışveriş. Bize cep telefonu numaranızı verin, bir problem olduğunda da biz de iletişime geçin, biz size yardımcı olacağız. Bu opsiyonu seçen 3.2 milyon insan oldu bugüne kadar.

Benim düşüncem belki bu insanların bir kısmı o tecrübeyi denemeyeceklerdi bu olmadığı için. Ve biz baktığımız zaman biz bunu ilk lansmanı yaptığımızda da arkadaşlarımız da sektördeki bazı kişiler de deli işi değil mi bunu nasıl yöneteceksiniz demişlerdi. Biz şuna inanıyorduk çoğu zaman iletişim problemi olabiliyor. Özellikle küçük orta ölçekli işletmelerde bazen bir telefona cevap verilmemesi endişeye sebep olabiliyor.

Biz aslında bu iletişim problemlerini çözdüğümüz zaman sana şöyle söyleyebilirim %90'ından fazlasını mutlu bir şekilde konularını çözdük. Anladım. Bir işin birazcık daha doğrudan kullanıcıya yönelik tarafından konuşmak istiyorum ve biraz bu işlerin demokratikleşmesinden konuşmak istiyorum. Önümde bir rakam var.

Türkiye'de 22 milyon banka hesabı olmayan kişi varmış. Şimdi nüfusu oranladığımızda benzer ülkeler oranına yüksek mi, normal mi? Şu an yüksek. Bu 22 milyonun içinde bir kısmı aslında eşinin, ailesinin banka hesabını ve bankacılık hizmetlerini kullanıyor.

Türkiye'deki kadınların %45'inin banka hesabı olmadığını görüyoruz Dünya Bankası'nın verilerine göre. Nakitin hala çok yoğun kullanıldığı bir toplumuz ki kart penetrasyonu çok yüksek olmasına rağmen. Bana birisi şeyi sormuştu. Banka hesabı yok, belki durumu da yok.

Niye illa banka olmayan birisine finansal hizmeti götürmek istiyorsun? Ben de ona şu örnekle vermiştim. Bir tişört almaya ihtiyacı olan birisinin cebinde 50 lirası olsun ve 20 liraya bir tişört olsun, kendi imkanlarıyla ulaşabileceği bir yerden alabiliyor. ama o 50 lirayı dijitale taşıyabildiğimiz anda bir anda Türkiye'deki belki 100.000 üzerindeki üye iş yerinden yani web sitesinden bu alışverişi yapabiliyor.

Ondan sonra yine o gidip kendi her zaman aldığı yerden alabilir. Ama ben burada şuna inanıyorum. Bu opsiyon herkese sunabiliyor olmamız lazım. Biz tabii ki internet eriştebilirliğinin bir adımın gerisinden geliyoruz.

Türkiye'de baktığımız zaman rakamlar şu an internet penetrasyonu %95'lerin üzerine çıkmış durumda. Sırf şu demin verdiğin istatistik bile çılgın bir istatistik aslında. Kadınların neredeyse yarısının banka hesabı olmaması. Türkiye İş Kadınları Derneği Başkanı'nın bir açıklaması vardı, çok kısa.

Şöyle diyordu, banka hesapları yok, krediye de ulaşamıyorlar. Çünkü üstlerine yapılmış bir mal varlığı yok. Şimdi bankaya gittin, o kredi için karşılığında teminat isteyecek bir mal varlığı teminatı. O olmayınca sana niye para versin banka?

Halbuki belki kadının geliri var. Kendi adlarına herhangi bir teminat verebilecekleri ne tapuları var ne malları var vesaire o nedenle de kraliye ile ulaşamıyorlar. Küçük desteklerle yoluna devam eden kadınların da borçlarına çok sadık olduklarını da görüyoruz. dernek başkanının da belirttiği üzere.

İstatistiklere bakıldığında kadınların aldığı borcu geri ödeme alışkanlıkları erkeklere nazaran daha iyi. Ama herhalde bu geleneksel değerlendirmeler yüzünden mahrum bırakılıyorlar onlar da. Kadın girişimcilerimize baktığımızda çok inanılmaz örnekler var. Kendi ev atölyesinden tüm dünyaya satış yapan, burada bazı kadın dernekleriyle çalışıp el işi işleri tüm dünyaya satan.

Bu işin en temelinde tabii ki bir finansal sisteme erişim yatıyor. ürün de alsak, ürün de satsak en basitinden sonuçta nakitle bir finansal sistemin aslında erişebilmemiz. Ama dijitale girdiğimizde sınırlar ortadan kalkıyor. O başarılı örnekleri gördükçe iki kadından bir tanesinin banka hesabının olmaması çok üzücü bir istatistik haline geliyor.

Bu istatistikleri değiştirmemiz lazım çünkü şöyle de bir trend var tüm dünyada özellikle bu internet penetrasyonu veya dijitalleşmeyi şampiyonlar ligi dediğimiz ülkelerde. İlk alarak başlıyor. Ondan sonra belki ikinci elleri satarak. Ondan sonra bir internet girişimi kurarak diye giden bir dijital ekonomi var.

Paylaşım ekonomisi dediğimiz. Bazı ülkelerde insanlar kullanmadıkları zaman arabalarını kiralıyorlar. Bu paylaşım ekonomisini mümkün kılan dijitalleşmenin kendisi. Belki bunu yaptıktan sonra yeni iş modelleri doğacak.

Sadece tüketim gözüyle bakmamamız gerek. Aslında sistemin bir parçası oldukça o sistemde bir sonraki aşamaya geçmek gözüyle de bakmamız lazım. Bunlara ulaşmak da artık çok kolay. Mesela hesabı olmayan kadınların da neredeyse hepsinin akıllı telefonu var.

Teknolojik altyapı orada aslında. O paylaşım ekonomisini onları dahil edecek. Şunu aklıma getirdi. Şimdi Türkiye'de dijital ödeme metodları olarak neler var?

Yani kredi kartını hepimiz biliyoruz. İşte değişik kartları hepimiz biliyoruz. Dünyadaki trendlere baktığımızda dijital cüzdanlarda ciddi bir artış görüyoruz son yıllarda. Türkiye'ye baktığımızda ise özellikle dijitalde, Türkiye gerçek bir kart ülkesi.

Kredi kartı ve debit kart penetrasyonu çok yüksek. Bu iyi bir şey. Dijitalleşmeyi hızlandıran bir şey. Ama artık yeni alternatiflerin de geliştirilmesi gerekiyor.

İlk önce korumalı alışveriş yaptık. Ondan sonra bunu bir dijital cüzdan çevirdik. Ve şu an bir ödeme metodumuz var, EasyCoin'la öde diye. Bunun arkasında tabii ki kredi kartı, debit kart var ama buradaki amacımız cep telefonu faturasına ödeme yaparak da ödeme yapılabiliyor.

Yeni modeller de eklemek istiyoruz. Ağırlık belki kredi, debit kartta kalacak ama burada hep dediğim gibi kapsayıcı olabilmek hedef. Kredi kartı, debit kartı olmayan veya bankacılık sistemine erişemeyen kişilerin de belki evlerine yakın bir noktadan gidip ceplerindeki nakiti yükleyerek bu sistemin bir parçası olmasını sağlamak bizim hedefimiz. Türkiye'deki beklentimiz de yurt dışındaki trendlere baktığımızda dijital cüzdanlar ciddi anlamda yükselişte.

Anladım. Bunun şey tarafı da var mı peki? Döviz alıp gönderme veya onları değiştirme. Ben çünkü telefonuma baktığımda Revolut diye bir aplikasyon var.

Kurlara bakıyorum orada. İşte mesela biri bana euro gönderecek. Ben burada yerel para birimine çevireceğim onu. Normalde işte alıyordum, banka üzerinden yapıyorum.

Zaten yüzde 4-5 gibi çılgın komisyonlar ödüyorsun çift taraflı. Revolut'ta bakıyorum, Google'da aradığım kurun aynısını veriyor bana. Değişik kurlarda cüzdanlarım var, sanal cüzdanlarım. Ve bu da bana çok inanılmaz esnek geliyor.

Biz bunu izgolayak yapmıyoruz ama Türkiye'de de yapan oyuncular var. Dünyada da baktığımızda Revolut, TransferWise gibi şirketler, Distruptor şirketler diyeceğim. Şu an dünyanın herhangi bir yerinden herhangi bir yerine para göndermek bir sorun olmaktan çıktı. Şu söylenebilir tabii ki, 20 sene önce de bu mümkündü.

Bir, kullanıcı tecrübesi çok iyi olan bir süreç değildi ve zor bir süreçti. İki, çok pahalıydı. Bugün baktığımızda kullanıcı tecrübesi çok iyi süreçlerle gönderebiliyoruz. Tabii güven engeli önemli.

Yani ben bankaya çok para veriyorum ama güveniyorum. En azından Tuğla'dan yapılmış bir binası var. Gidip şikayet edebilirim diye öyle bir yer etmiş psikolojimde. Transferwise'a güvenmiyordum.

Ama sonra rakamlara bakınca, ne kadar para işlediklerine bakınca, ne kadar hacim olduğuna bakınca, tamam dedim, bir deneyelim bakalım. Tabii bankacılık, yüzyıllardır var olan bir sistem ve bunun altı dolu ve o güven sadece bir imaj değil. Bunun arkada süreçleri var, yatırımları var, denetimleri var. Fintech çok yeni baktığımızda.

Paypal'ın kuruluşu 1999. Ezgo'nun kuruluşu 2013 mesela şimdi düşününce. Bizim gibi oyunculara düşen de şöyle bir şey var. Tabii ki çevik olmalıyız ama bir yandan da bu güveni kazandığımızda da bunun altını doldurmaya devam etmeliyiz bugüne kadar olduğu kadar.

TransferWise veya başka şirketler bu güvenin arkasını hep doldurup yüzyıllardır süregen o sağlam bankacılık sistemi gibi sana bu güveni boşa çıkarmayacak teknolojileri sunmakta yükümlüler. Bu, Iceberg'in gözükmeyen yüzü. Gözükmesine de gerek yok belki son kullanıcı için. Belki de sıkıcı tarafı.

Tabii doğru. Şunu da diyebiliriz aslında. Bu kadar yeni şirketler gerçek anlamda, gerçek bir krizde test edilmediler de diyebiliriz. Bunu şu yüzden diyorum.

Geçen hafta Wall Street Journal'ın bir podcast'ı var. Orada bir bölüm yayınlanmıştı. Buy now, pay later trendiyle alakalı. Diyor ki şirketler, şu anda bir şey alacaksan, bunun bütün parasını ödemene gerek yok.

100 dolarsa alacağın şey, bugün 25'ini öde, gelecek ay 25. Yani taksitlendirme gibi. Ama kredi kartıyla ne farkı var diye sorduğumda şöyle bir açıklama gördüm. Kredi kartında sen ödemeni zamanında yapmazsan faiz biniyor üstüne, ne zaman biteceği belli değil, sonsuza kadar gidiyor.

Bu ödeme planlarında her ay ödeyeceğin belli. İnsanlara daha rahat geliyor psikolojik olarak. Bir de kredi skoru gibi geleneksel ölçümlere gerek yok. Başka alternatif yollardan senin bunu hak kazanıp kazanmadığını ölçüyorlar ve daha çok insana bu imkanı verebiliyorlar.

Türkiye'de evet yıllardır aslında bankaların başarılı bir şekilde yaptığı taksit uygulamasının bir benzeri gerçekten. Dünyada baktığımızda değişik firmalar aynı anda yaptılar. Tabii ki bunun arkasında ciddi bir teknoloji katmanı da var. Doğru kişiye, doğru risk iştahıyla bu opsiyonu sunabilmek.

Amaç da alım gücünü arttırmak, erişimi arttırmak. Tüm dünyaya baktığımızda şu an Büyük birleşmeler de oldu. Square aldı. Büyük bir şirket satın aldı.

PayPal bu hizmeti yaptı. Klana çok ciddi bir şekilde büyüyor ve burada neredeyse bütün sitelerde bir opsiyon haline geldi. Baktığımız zaman gerçek bir problemi çözüyor. Üye işyerleri için de gerçek bir problemi çözüyor.

Çünkü onlara ekstra satış getiriyor. Şirketler açısından da baktığımızda şimdi teknolojiyi çok daha etkin gösterip aslında senin bu 100 doları bir kere de değil de 4 kere de 25-25-25 ödeyip ödeyemeyeceğini çok daha net bir şekilde tahmin edebilir hale geldiler. Yine burada demin demiştim ya korumalı alışverişte de hani insanların çoğu bir iletişim kazasından bahsediyoruz. Burada da baktığımızda insanların çok büyük yüzdesi zaten bunu dört kere de ödeyecek.

Ama o küçük yüzdeyi doğru tahmin edemezsen bu hizmeti ölçekleyemiyorsun. Şu an teknolojiler ve özellikle bu derin öğrenme ve yapay zekanın bu kredi modellemelerinde kullanılması buradaki tahmin isabetini çok arttırdı. Bu sayede de milyonlara bu opsiyonlar sunulabilir hale geldi. Benim de konuyu getirmek istediğim yer tam da buydu zaten.

Demin dediğim o test edilme hikayesiyle bunu bağlarsak, yapay zeka destekli tahminlerle eskiye nazaran bir insanın ödeme kabiliyetini çok daha iyi bir şekilde tahmin edebiliyorsun, modelliyorsun, tamam. Ama bu modeller sonuçta neye yaslanıyorlar? Geçen seneye, ondan önceki seneye, şuna buna. Mesela 2008 krizi gibi, o mortgage krizi gibi krizler, bence yine amatör olarak söylüyorum, burada beni düzeltirsin, bu tip modellerin datasetlerinde kırılmalara yol açıyor.

Şimdi öyle bir kırılma yaşanırsa, O zaman bu modeller de manasız kalacaklar. O zaman bütün bu şirketler de yani bankaların eskiden yaptığı şeyleri çok daha verimli bir şekilde yaptığını iddia eden şirketler de ilk defa gerçek anlamda test edilmiş olacaklar. Yirmi senede otuz senede bir olan krizlerle ve belki hepsi batacak. Ve açıkçası risk iştahlarının hepsini batırabilecek kadar yüksek olduğunu düşünmüyorum.

Attıkları adımlar temkinli ve bir yere odaklanıyorlar. İzco ne yapar dediğinde, İzco ödeme alma ve ödeme yapmayı kolaylaştıran bir teknoloji şirketi. Sadece bunu yapıyor aslında. Yurt dışındaki örneklere baktığımızda işte Binance Paylater deyince ilk akla gelen şirket bence Klarno.

Ama Paypal, onlar da buna odaklanmış durumdalar. Onların da böyle bir kırılmayı modellerine iyi işleyebileceklerine inanıyorum bunu. Yapay zekanın birazcık ben de amatörüyüm. Takip etsem de sana kanıtlayamam.

Ama ikincisi de sürece iyi adapte olarak yollarına devam edeceklerine inanıyorum. İyimseriz yani. Temkinli iyimserlik. Temkinli iyimser her zaman.

O zaman bunun bir de ikinci açılımı var. O konuyu da merak ediyorum. Yani bu dijitalleşmenin ve de arka tarafta bu şirketlerce yapılan analizin kapsamlaşması diyeyim, yapay zeka teknolojileriyle. Bunun karanlık yüzü de belki veri güvenliği olacak ve bu veri güvenliğinin birçok boyutu var.

Baskıcı rejimlerde yaşıyorsan, yarın öbür gün hükümetin gelip de Böyle finans şirketlerine işte bize bütün datanızı verin. Bu arkadaş ne yapıyormuş, ne ediyormuş? Biz bunları işleyeceğiz. Yok %95 ihtimalle bilmem ne örgüt üyesi olur bu.

Böyle bir tehlike görüyor musun dijitalleşme ve teknolojinin kullanılımıyla ilgili? Kişisel verileri koruma kanunu Türkiye'deki adı veya dünyada da neredeyse GDRP'di yurt dışında sanırım. Neredeyse tüm ülkelerde verilerin kişilere ait olması ve bunun korunması, regüle edilmesiyle ilgili inisiyatifler var. Ben bunları çok pozitif görüyorum.

En basit örneğiyle anlatmak istiyorum. Tabii. Belki çoğu insan için sıkıcı gelen kukileri kabul et uyarısı web sitelerde. Çoğumuz artık kabul edip devam ediyoruzdur.

Ama bu onun bir yansıması. Aslında biz yıllardır, biz diyorum, ben internet sitesinde kod yazarak başladım. O kukileri bilgisayarlara koyuyorduk. Alışkanlıklarını, nereye tıklayıp tıklamadığını ölçen şeyler.

Şimdi mesela bunun için izin alınması gerekiyor. veya kişiselleştirilmiş reklamlar için izin alınması gerekiyor. Artık applerde ne yaptığını görmek için izin alınması gerekiyor. Bu Kvkk'nın birebir yansıması veya baktığımızda Avrupa'da Payment Service Director 2 gibi bankacılıktaki kişisel verilerin bankalara değil kişilere ait oldu.

Dolayısıyla isterlerse bir bankadan başka bir bankadan ödeme kuruluşunu taşıyabileceğine dair bir kural seti yayınlandı ve şu an bu yavaş yavaş hayata geçiriliyor. Bu anlamda baktığımda teknolojiye Bütün regülatörler kişilerin verilerini kişilere geri vermeye çalışıyorlar şu anda. Kullanıcılar da gitgide bilinçleniyorlar. Kendi kullanıcılarımıza baktığımızda saklı kartların nerede olduğunu silmek isteyenleri, bu opsiyonları da gitgide bizim gibi şirketler sunmak zorunda.

Trendi birazcık öyle görüyorum. Bu cevabını dinlerken aklım da şekillendi birazcık. Zaten yıllardır dünya kadar verimiz ortada. İnternette dolanıyor bulutta.

Hatta bana çeşitli web sitelerinde kredi doğrulaması için öyle sorular soruyorlar ki geçmişimden. O kurumun bilmesine imkan yok. Gidip almış bir yerlerden nerede yaşadığımı, bütün adreslerimi mesela soruyor bana. Sırf bu işte uğraşan şirketler var.

Dataları toplayıp satıyorlar ondan sonra. Yani senin aslında her şeyin etrafta dolanıyor. İyimser yaklaşmak istersek, eğer biz işin ödeme kısmını, yani cüzdanımı ben internete koyduğumda, dijitalleştirdiğimde diyeyim, o zaman kafama dank ediyor. Benim bunları korumam lazım.

Bunlar giderse her şeyim gider. O bahaneyle de diğer bütün verilerin aslında korunması konusunda biraz daha bilinçli yaklaşıyorsun ve bu bahsettiğin GDPR gibi düzenlemeler geliyor. Böyle baksam çok mu polyanacılık olur? Çok uzun zamandır ödemeyle ilgilendiğim için ödemede veri güvenliği olmazsa olmaz.

Kuralları çok eskiden beri var. Yani her yerde kurallar geliyor ama ödeme yaptığın zaman zaten o kredi kartı numarasını nasıl alacaksın, nasıl kaydedeceksin, nereye kaydedeceksin, ne yapacaksın? Bunun kural seti o kadar... değişik aktörler tarafından hem devlet hem merkez bankaları ama finansal kuruluşlar bankanın kendi kuralları karşılamaların kendi kuralları öyle bir kesişimdesin ki o veri güvenliği ile ilgili bizim alanımızda yani bankacılık ve ödeme sistemleri alanında veri güvenliği yıllardır en hassas konu şimdi bence bu daha basit bir web sitesi mobil aplikasyon hatta belki girdiğin bir mağaza gidip yemek yediğin restorana genişliyor bu hassasiyeti herkes gösterdikçe Son kullanıcı da bunu anlayıp bunu daha da fazla talep edecek.

Yani çok uç bir örnek vereyim ama hani senin telefonunu alıp oraya buraya dağıtan bir restorandansa senin telefonunu iyi saklayan ve sen istemediğin sürece sana SMS atmayan bir restoranı bence kişiler tercih etmeye başlayacak. Bu sayede de bütün herkes bu akıma ayak uydurması gerekecek diye düşünüyorum. Yani ben de biraz senin gibi belki polyanacılık yapıyorum ama ben bu şekilde düşünüyorum. Bu peki şeye de uzanıyor mu, sosyal ticaret konusuna?

Yani mesela sosyal medya üzerinden bir şeyler satış yapmak istiyorum. Bir link paylaşıyorum, atıyorum Twitter'dan. Gidip insanlar bunu takip edip alsınlar diye. Sadece güvenlik işi değil, demin bahsettiğimiz katılım oranları, insanları bu ekosisteme katabilmek bakımından da yaklaşalım.

Özellikle bu sosyal ticaret konusu, sizin eğildiğiniz konulardan birim şirket olarak. Bizim elde edildiğimiz konulardan bir tanesi çünkü burada ciddi bir akım var. İnsanlar değişik sosyal medyaları ve değişik aplikasyonları... Türkiye'de de biliyorsun milyonlarca kişi kullanıyor.

Yani en çok indirilen aplikasyonlara baktığında zaten bunları çok rahat görebiliyorsun. Burada ister istemez bir yerden sonra bir ticaret yapma, bir alış, satış yapma ihtiyacı da doğuyor. Bizim EasyLink diye bir ürünümüz var. Oraya bir linke, bir fotoğrafla bir ürün tanımlayabiliyorsun.

O linki de alıp sonra İnstagram'a koyuyor. Tek klikle aslında ödeme yapıp alabiliyorsun. Şimdi bu kişi çok güzel tişörtler yapıyor ve bu tişörtleri de almak isteyen kişiler var. Bakınız ben.

Ve onun Instagram Stories'inde gördüğümde bunu tek klikle alabiliyorum. Ben mutluyum, o tişörtü ulaştım, o mutlu. Hızlı bir onboarding sürecinden geçtikten sonra o linkini oluşturdu ve şimdi Instagram Story'lerine koyuyor. Bunu ama herkes yapabilir, bir birey de yapabilir.

Ya da bir dizayner yapabilir evinde ürettiği veya otel üyesinde ürettiği şeyleri satmak için. Ya da bir şirket de yapabilir. Büyük şirket. Yeni bir satış kanalıdır bu.

Oraya çok kolay bir şekilde 10 tane en favori ürününü koyup, serverleri koyup, insanların bir klikle satın almasını sağlayabilir. Veya WhatsApp. Sen benden bir şey almak istiyorsun ve yurt dışındasın ama beni tanıyorsun. Ben sana Whatsapp'tan o linki gönderdim, sen ödemeyi yaptın.

Ben de kargoya verdim ve uluslararası kargoyla sana gönderdim. Bu kadar basitleştirebiliriz. Orkun senin gömleklerin çok iyi ama ben Türkiye'ye daha bir süre gelmeyeceğim. Bana iki tane gömlek göndersene.

Link bu, ödemeyi yap şeklinde yaptığımız bir ürün. Bence insanların hayatını kolaylaştırıyor. Hep böyle aklımda olan şey, bir ödeme sayfası karşıma çıktığı zaman %50 ihtimalle onu tamamlamıyorumdur. Uzun geliyor, tembelleşiyorum.

Kim uğraşacak şimdi diyorum. Tabii yine bir ödeme sayfası karşısına çıkıyor. Çünkü o ödeme bilgilerini almamız gerekiyor. Ama basit bir şey.

Genel dataya baktığımızda senin kadar kötü değil, %50 gibi değil. Datamız çok daha yüksek. %80'lere çıkıyor oradaki tamamlama oranı. Ama özellikle 100 yüzeyi değiştirdiysek, oradaki tamamlanma oranı çok yüksek.

Demin verdiğim WhatsApp örneği. Demin konuştuk ya artık e-ticaretle ticareti bıçak gibi ayırmak manasızlaşıyor diye. Bu sosyal ticaretle de geleneksel e-ticareti ayrıştırmanın bir manası yok. Yani insanlar daha çok vakit geçirdikçe Instagram'da, Twitter'da, şurada, burada alışverişlerini de oradan yapacaklar ve birbirleri üzerinden.

Evet, daha fazla sosyalleşecekler ve oradan daha fazla alışveriş yapacaklar. Ama ben sosyal mecranın bir kısım faydası olacağını düşünüyorum. İletişim ve etkileşim ana mecra olacak. Daha çok yan tamamlayıcı faktör ticaret olacak diye düşünüyorum.

O nedenle bunu tek bir kanal gibi görmemek lazım. Belki dediğim gibi ilk sosyal mecradan başlayabilir ama ben genel olarak bunu beraber çalıştığımız veya tanıştığımız kişilere Bunun arkasında bir web sitesi, bir mobil aplikasyon veya bir mobil site eklenmesi gerektiğine inanıyorum. Çünkü belki bazen seninle sadece o etkileşime gireceğim ama senin verdiğin bir hizmeti veya sattığın bir ürünü bu etkileşime bazen sokmayıp sonrasında gidip senin web sitenden de almak isteyebilirim. Tüketicilere o fırsatı vermek lazım.

Linkle de verebilirsin son kullanıcıya. O an o etkileşimin bir parçası haline getirip ama sonrasında kendi web sitenden çünkü artık çok güzel hazır altyapılar da var. Çok hızlı bir şekilde bir web sitesi de yapabiliyorsun. O son kullanıcı sonradan da bu işlemi tamamlayabilir diye düşünüyorum.

Son olarak o zaman şu odadaki file odaklanalım. PayPal'a odaklanalım. PayPal hiç gitmeseydi sizin gibi girişimler için daha mı iyi olurdu? Yani PayPal hep kalsaydı burada.

Ortaya çıkabilir miydiniz mesela? Sen de zaten PayPal çalışanıydın eskiden. O yüzden bu konu hakkında gerçekten iyi bir perspektifin olur diye düşünüyorum. Burada sana çok samimi cevap vereceğim.

PayPal kalsaydı EZCO daha da hızlı büyürdü. Çünkü iyi bir işbirliğimiz olurdu. PayPal'ı almak isteyen kişiler de EZCO'yu belki çok daha hızlı bir şekilde entegre ederlerdi web sitelerine. PayPal'ın entegrasyonu özellikle o yıllarda teknik olarak zordu.

EZCO'nun entegrasyonu daha kolaydı. Büyük ihtimalle PayPal'ı gibi de EZCO üzerinden PayPal'ı açın derdi. İkinci konu, bankalar dışında ödemeye aracılık eden global bir oyunculuğun da sektörde olması bizim yıllarca inşa ettiğimiz güvenin daha hızlı inşa etmemizi sağlardı. Üçüncü konu ise bugün rakip olurduk.

Benim anlattığım dijital cüzdan kısmında ama ben rekabete inanıyorum. Rekabet her zaman için kaliteyi arttırır. O nedenle global bir teknoloji şirketinin burada olması bu pazara fayda sağlardı. Burada ama altını çizmek istediğim çok önemli.

Bizim içinde olduğumuz alan ödeme dünyası. Tüm dünyada regüle edilen, kuralları konan ve özellikle son kullanıcıyı korumak adına kurallar konan bir sektör. Ve baktığımızda regulasyonlar birbirine de bayağı benzerlik taşıyor. Özellikle Avrupa.

Avrupa, Rusya, Türkiye, Doğu Avrupa'ya baktığımızda regulasyonlar çok büyük benzerlik sağlıyor. Global de olsa. yerel de olsa regulasyonlara olduğu şekilde uyarak operasyonlarımızı yapmamız gerekiyor hepimizin. Global bir teknoloji firmasının Türkiye'de faaliyet göstermesinin olduğu alan için her zaman pozitif olduğuna inanıyorum.

Ya zenginleştiriyor pazarı, Rekabet varsa da rekabeti güzel bir hale getiriyor. O zaman daha da iyi ürünler yapmaya herkesi itiyor. Bu şey fikri de ilginç hakikaten. Yani sizin inşa etmeye çalıştığınız güveni zaten beraberinde getiriyor.

İlk bir işe girdiğinde bir alanda öncüysen sadece kendi ürününü ve hizmetini satmıyorsun. O fikri de satman lazım. Satılmışı var, yapılmışı var diye hani biz geldik işte buradayız dediği zaman seni de gidip insanları ikna etmene gerek kalmıyor. Bakın biz de PayPal gibiyiz ama şöyle şöyle avantajlarımız var diye gidebiliyorsun o insanlara.

Kesinlikle birden çok kişi aynı hikayeyi anlattı. Yani aynı hikaye derken aynı işi anlattığında çok daha güvenilir oluyor. Ödeme kuruluşlarına bakarsak da çok yeni bir alan. Kanunu 2013'te çıktı, 2015'te uygulamaya girdi.

Lisansa başvuran ödeme kuruluşları bir araya girip Ödeme Kuruluşları Derneği kurmuştu ÖDET. Oyuncular ve sektör oturduktan sonra da Ödeme Kuruluşları'nın sorumluluğu Merkez Bankası'na geçti ve o kanunla da birlik tanımlandı. Ve şimdi de TÖDEB adında Türkiye Ödeme Kuruluşları Birliği kuruluyor. Bu birlikte tabii ki demin dediğim gibi bu hem güvenin inşasını kolaylaştırıyor.

Üye işyerlerine karşı da, kamuoya karşı da, özel sektöre karşı da, son kullanıcılara karşı da. Baktığında birbirine rakip gibi gözüken oyuncular aslında bir araya gelip bir sektör oluşturmaya çalışıyoruz. Bir de bu tip karışımı, yani global devlerin ve yerel oyuncuların hep beraber büyümesi, birbirleriyle rekabet etmesinin bir başka açılımı da iş kültürlerinin rekabeti de oluyor. Yani şimdi ben Türkiye'deysem ve iyi bir mühendissem diyelim, hangi şirkette çalışacağım?

İkiniz de aynı parayı veriyorsunuz. İş kültürü daha iyi olan şirkette çalışacağım. Bundan rekabet etmek için sen de iş kültürünü değiştirmek zorunda kalıyorsun. Sizin tarafta da herhalde çok hızlı değişti bu işlerde.

Pandemiyle birleştirirsek bu konuyu, evden çalışma gibi, esnek çalışma gibi konulara nasıl yaklaşıyorsunuz mesela? Pandemi ilk başlandığında ilk önce dedik ki herkesin sağlığı ve evden çalışmaya geçiyoruz dedik. Bir saat içinde. Bu süreçte şunu analiz ettik.

Artık pandemi t anında bitse bile tam olarak eski dünyaya dönmek istemiyorlar. Sabah X saatte gelelim, şu kadar Y saat katalım, Z saatte çıkalım. Daha çok bir araya gelelim, toplantı yapalım, bildiğimiz sorunlara beraber çözüm üretelim veya geleceği konuşalım. Ama kendi köşemizde çalışacaksak da bunu evden de yapabiliriz, ofisten de yapabiliriz diye.

24 saat içinde ofise ulaşmak kaydıyla istedikleri yerde yaşayabiliyorlar. Evden çalışıyorlar ve ondan sonra her akip kendi dinamini birazcık yönetip hangi konuları ofiste yüz yüze gelip tartışacakları bir ortam sağlamayı planlıyoruz. Peki şimdi dinleyenler arasında, diyelim bu kültürü beğenenler oldu, bu alana da ilgi duyanlar oldu. Sadece sizin için değil ama genel olarak bu sektöre girmek isteyen gençler ne yapmalı?

Üniversiteye mi gitsinler, gidersinler, ne okusunlar? Var mı böyle bir belli yol haritası yoksa duruma göre değişir mi? Duruma göre değişir genel konuşmayayım. Ben şuna çok inanıyorum.

Yurt dışında değişik firmalarda tecrübe kazandık. Doğrular yaptık, hatalar yaptık ve bu tecrübe birikimiyle sonra bir araya Türkiye'de geldik. Girişimciliğe baktığımızda da açıkçası biraz tecrübeli kazanıp girişimciliğe atlayanların başarı oranı daha yüksek gözüküyor. Mark Zuckerberg hikayesi daha seksi.

Hani üniversiteyi bırakıyor, kuruyor. O nedenle biri birini dışlamıyor. Ama benim kişisel görüşüm biraz tecrübe kazanmak, o dünyalardaki o süreçleri öğrenmek. Mesela ben Paypal'da GoToMarket'le ilgili inanılmaz çok şey öğrendim.

Yani benim için bir anlamda ikinci bir üniversite gibi oldu Paypal. Bunları öğrenmek, sonra girişimciliğe geçişte büyük bir zenginlik, büyük bir avantaj oluyor. Tabii ki anlatılan hikaye hep başarılar, hikayeler, exitler, yatırımlar. Genel olarak bunun arkasında çok fazla efor ve çok fazla zor süreç var.

Bazen o zor süreçleri büyük yapılarda yaşayıp görmek, öğrenmek etrafında birileri varken... iyi bir antrenman oluyor o girişimcilik dünyasında diyebilirim. Vallahi çok teşekkür ederim. Benim soracağım sorular bitti aslında.

Sanırım her konuya değindik. O nedenle çok sağ ol hem verdiğin zaman için, hem gerçekten tarihin tozlu YouTube videolarını da bulup çıkarıp önüme koyduğun için, yeniden bana bu nostaljileri de yaşattığın için. Çok keyif alarak anlattım. Sürçül insan ettiysem affola.

Tamam, çok teşekkür ederim o zaman. Başka bir zaman görüşürüz diyelim. Umarım, görüşürüz.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)