
1.543 kelime · ~8 dk okuma
Alo, kayıp eşya bürosu, buyurun. Bir saniye, aktarıyorum. Herkese merhaba, merhaba Spotify, merhaba yeni sezon, merhaba dinleyenler. Ben Özge Özel. Yepis Yeni Podcast'ım kayıp eşya bürosuna hoş geldiniz. Hoş geldiniz, hoş geldiniz. Buyurun şöyle geçin, ayakta kalmayın. Kimim ben ve bu büroda ne işim var? En tepede göreceğiniz şey dükkanı kurşunlanmış bir kaş ve güzellik uzmanı olacak. Öncelikle o kişi ben kesinlikle değilim. Beni belki Aslımla yaptığım şandullardan hatırlıyorsunuzdur. Belki stand-uplardan denk gelmişizdir. Belki mücbir sebeplerden hatırlıyor olabilirsiniz. Evet ben komedyenim. Yoksa zaten kendimi niçin google'ayım? Son iki senedir en sık yaptığım şey bu olduğu için komedyenim diyebiliyorum bu arada. Yoksa bu noktaya gelene kadar ne yaptığım sürekli değişti.
Ama yani ben de instagram bioma, oyuncu, komedyen, yazar, eğitmen, podcaster falanın bir tanesi, filanın canikosu, 0406 öpüşürken aralarından kalp çıkan çift emojisi, IMDB sayfası, linki falan yazmamak için efendi gibi komedyenim diyorum. Neyse ki bünyemiz sağlam, bağışıklığımız yüksek, kişilik bölümesine karşı da dimdik ayaktayız karşınızdayız sevgili dinleyenler. Neyse ne sevgili dinleyiciler, canımlar. Formatsız bakkala bile çıkamadığımız şu günlerde Özgeniz dedi ki, bu 33 senelik hayatında dedi, bir anısı ya da karakterinde ufak da olsa bir izi olan görsel öğeleri, işte bunun içinde tiyatro oyunu da var, klipler falan da var, sizlerle paylaşayım dedi. Burada bir anlatım bozukluğu oldu da neyse.
Birine karşı bir şeyle hissettiğiniz yaşlara dair neler hatırlıyorsunuz? Bunu merak ediyorum gerçekten. Ve ödüp ve elektra kompleksleriniz sayılmaz arkadaşlar. Yoksa biz de anamıza babamıza aşık olduk, okey. Hoşlanmak diyebileceğimiz duyguyu ilk beslediğim şeyleri sizinle paylaşmak istiyorum ilk olarak. Birincisi redkit ki yani baktığınız zaman bağlanma problemleri olan ve hiçbir yere ait hissedemeyen, atının üstüne oraya sarılan batılı anlamda ilk ıssız adamımız diyebiliriz. İkincisi dafidak. Bu, bu ördek. Bu bir ördek, evet. Yani buna bir analizim yok. Kafalar karışmış. Ve tabii ki gittiğim Crash'in yatakhanesinde, yan ranzamda yatan ve her öğle uykusundan sonra büyük bir beceriyle külotlu çorabını ayakta, kimseden yardım almadan giyen, Amerikan tıraşının aşırı popüler olduğu zamanlarda, siyah parlak saçlarını savuran Kaan. Redkit ve Daffy Duck'la herhangi bir yaşanmışlığım olmadığı için yolun bundan sonrasında Kaan'la devam edeceğiz anlayacağınız üzere.
O gün kreşte bir canlandırma yapılacak. Biliyorsunuz eğitim sektöründe en kurtarıcı parçalardan biridir var olan bir şeyin canlandırmasını veya resmini yaptırmak çocuklara. İşte ders işlenir işlenir. Son yarım saate bu etkinliği patlatırsın. Çocuk öğrenme sürecini tamamlar. Efendim işte öğretmende bir soluklanın çayını kalsın içer falan. Pedagoji her şeyi düşünmüş. Öğretmenimiz Selma Hanım o gün diyor ki pamuk prenses ve yedi cüceler masalını canlandıralım. Kaan da artık annesinin ona giydirdiği kilotlu çoraplardan mıdır bilemiyorum. Prens seçiliyor. Öğretmen sınıftaki herkesi biraz tarıyor prensesi ararken ve sonunda karar veriyor. Diyor ki prensesimiz de Özge olsun. Bakın 5 yaşında mıyım, 6 yaşında mıyım, neyim? Prenses seçiliyorum ki bu arada ilk ve son prenses seçilmemdir. Hayatım boyunca prenses seçilecek bir formda oldum. Tek yaş, 5 yaştı. Sonrası zaten yokuş aşağı gitti, oraya da geleceğim. Ben de artık nereden duyduysam masalı bir şekilde hatmetmişim. Olayların tamamına hakimim ve aşırı heyecanlıyım. Çünkü bu işin sonunda diyorum bir öpüşme gibi bir şeyler vardı. Bu da bizi Kaan'la diyorum bir potada eritir diyorum 5 yaşında. İçimde havai fişekler patlıyor tabii ama dışarıdan hiçbir şey belli etmiyorum. Kaan beni öpsün öpmesin. Önemli olan sınıf arkadaşlarımın gelişimi. Önemli olan Selma öğretmenimin yüzünü kara çıkarmamak. Yeter ki bu canlandırma eğitim sürecimizdeki işlevini eksiksiz yerine getirsin. 5 yaşındaki Özge'miz öyle bir görev bilinciyle vakur bir şekilde duruyor. Şimdi sesi de çıkmıyor Kaan'ın ama sonra yavaş yavaş sesi gelmeye başlıyor.
Kaan ağlıyor. Bayağı ağlıyor. Önce içine içine ağlıyor, sonra yavaş yavaş volüm yükseliyor. Böyle katıla katıla ağlıyor. Ve ben bunu tabii ki sadece ve sadece benimle ilgili zannediyorum. Çünkü bir şeyi kişisel algılamamayı daha öğretmemişler. Müfredatta da yok hala bildiğim kadarıyla. Kaan sonuç olarak prenses benim diye ağlıyor. İçimde de bir yer hala buna inanıyor. Aşksız prens, kalpsiz prens Kaan. Kim bilir neye ağladın? Nasıl bir kimlik karmaşası yaşıyordun? Belki gerçekten prenses Tuğçe mi Ecem mi? Hangi kızdıysa o seçilsin istiyordun. Ben seni unutmadım kardeşim ve instagramını da buldum. Gördüm ki sol ağrım sevdalısı bir personal trainer gibi bir şey olmuşsun. Kasların mastların yerinde maşallah. Allah'tan insanları zekası ve görünüşü arasında bir bağlantı kurmadan değerlendiriyoruz. Yat, kalk, dua et. Hadi politikalı correctness'a denk geldin. Umarım mutlusundur diyeyim. Ne diyeyim? Bes yok ağam.
Crash'te kanın ağlamasıyla damarlarıma zerk edilen çirkin ördek yavruluğu ilkokulda da hız kesmeden sürüyor. Ben kendimle barışmaya çalıştıkça kazık üstüne kazık atıyor bana hormonlarım ve vücudum. Zaten esmer ve bıyıklı bir kız çocuğuyum. Bu yetmiyormuş gibi gözlerim bozuluyor. Kocaman yuvarlak gözlükler ekleniyor imajıma. Tam gözlüklerimle okey gibi oluyorum. Süt dişlerim tarafından terk ediliyorum. Dişlerimin gittiği yaz önüme geliyordu ya babam bana kâkül kesmeye karar veriyor. Gerçekten korkunç bir kâkülüm oluyor.
O zaman flibek de yok tabi birisi çıkıp it's french deyip içimize su serpmedi. Neyse haliyle hoşlandım. Çocuklar ya yüzüme bakmıyor ya da kafa göz french zonlanıyorum delicesine. Hoşlanmadıklarım ve benden de hoşlanmayanlar zaten sataşacak yer arıyor. Zorbalık biliyorsunuz çocukluğun şanındandır yani. Ya bıyıklarımla dalga geçiliyor, ya gözlüklerimle. Bir azınlık var, onlar tipimle dalga geçmeye kendini yakıştıramayan elit zorbalar. Derslerde cin gibiyim ve veli toplantılarında övülüyorum diye onlar içeriden kuruluyorlar. Neyse, neticede erkeklere feci gıcığım. Hepsinin gerizekalı olduğuna kesinlikle iknayım. Tüm bunlarla başa çıkmaya çalıştıkça yorulan küçük kalbim bir pazar günü rahat bir nefes alıyor, kanalda ekranlarında yeni bir dizi başlıyor. Zeyna.
Eski çağın halkların zamanında, krallar ve lordlar zamanında, bir ülkeye yardıma koşacak bir kahraman arıyor. Savaşçı Prenses. Bakın prenses dikkatinizi çekerim. Bu savaşçı prenses benim yarım kalan pamuk prensesliğimin intikamını almayı yemin etmiş bir tanrıça. Üstelik kâkülleri de mi var? İnanamıyorum. Sana anne diyebilir miyim Zeyna?
2-3 parmak hareketiyle gerek bıçaklı frizbisiyle canını sıkan tüm erkekleri alaşağı eden bir kadın var karşımda ve ayrıca zılgıt da çekiyor bu kadın yani hani benim için önemli bir kıstas çünkü düğündür kınadır sıklıkla duyduğum bir şey zılgıt babam da halk oyunları eğitmeni yani diyorum ki özdeşleş Özgem diyorum gün bugündür diyorum al sana rol model al sana ikon ve o pazar kendimi hayatımın savaşçı prensesi ilan ediyorum Manyak gibi her pazar izliyorum. Hiç kaçırmıyorum. O bıçaklı dönen şeysine de kafayı kesinlikle takmış durumdayım. Böyle evdeki frizbinin ortasını mı kessek? Bir demir ustası etrafına bıçak yapar mı? Kime diyeceğim? Annem hayatta izin vermez falan. Babamı kafalar mıyım? Resim dersi için istedilerim falan diye. O da ona neyse diyorum. Oradan vazgeçiyorum. E peki bu parmakları boyunda nereye denk getiriyor da adamların nefesini musluk gibi aç kapı yapıyor bu kadın? Bunu düşünüyorum. Lanet olsun internette yokları. Bari karateye bir şey yazdırın beni be annem babam. Yok yok yok.
Bir gün ben yine okula gidiyorum. Yapma etme dememe rağmen enseme, sırtıma, saçıma falan dokunup beni uyuz eden bir erkek çocuk oturuyor arkamda. Şimdi ismini verip de şey yapmayacağım. Teneffüs dili çalıyor. Öğretmen sınıftan çıkar çıkmaz arkama dönüyorum. Çocuğun bileklerini tutuyorum ve sıkmaya başlıyorum bütün gücümle.
Manyak gibi sıkıyorum ve gözlerinin içine de dik dik bakıyorum. Bir daha yapacak mısın? Bir daha yapacak mısın dedim falan diyorum. Neyse çocukcağız yapmayacağına söylediği gibi de bırakıyorum bileklerini. İşte çocuk özür diliyor. Öğretmene falan asla bir şey söylemiyor. Ve bu olayın sonucu olarak da sınıfta hiç kimse bir daha bana bulaşmıyor. Hiç kimse! Sıfır! Yani evet yaptığım şeyle gurur duymuyorum demeyi çok isterdim arkadaşlar ama yani sataşmanımın flört olarak kabulünü ortadan ikiye yardım daha ilkokulda ilkel ve vizyoner bir hamleydi o yüzden kendimle gurur duyuyorum ve omzumdan bir kere daha öpüyorum kendimi aferin Özgen
Eee şey bu arada seni de stolkladım zorba çocuk. Saçlarının dökülmesine üzüldüm ama kalan birkaç tel saçını jülelemenden anladığım kadarıyla hayattan hala umudunu kesmemişsin. Çok güzel haber. Fakat hapse falan girmişsin gibi anlıyorum kolumdaki kötü dövmelerden. Dövmeleri çok kötü bu arada arkadaşlar. İdo falan değilseniz hapse girmiş olmanız gerekiyor o dövmelere sahip olmak için.
Neyse ben haftayı okulda gerçekten dimdik duruşla kazanılmış bir özgüvenle falan geçiriyorum. Hafta sonu geliyor. Milliyet'in hafta sonları verdiği kuşa kağıtlı bir televizyon eki vardı. Onun da en arka sayfasında böyle ünlülerle minik röportaj gibi böyle anket defteri tadında şeyler olurdu falan. O hafta alıyoruz bakıyoruz derginin en arkasında. Zeyna'yla küçük bir röportaj var. Adeta benim bu zaferimi kutlamak için bana evrenden gönderilmiş bir mesaj değil de nedir bu? Altında da hayran mektupları için bir adres verilmiş, açık adres. Allah diyorum tamam İngilizce eğitimi falan verilmeye yeni başlamıştı o sıralar. Ve şu an cümle böyle kuruyorum, kurmuyorum. Neyse sözlükleri kaptım kütüphaneden. Ben o sözlüklere baka baka İngilizce'ye çok yakın, yarım sayfa bir mektup yazıyorum Zeyna Hanım'a. Zeyna Hanım benim kendimdir. ve artık yollasın diye de babama mı veriyorum ne yapıyorum oralar silik açıkçası sonunda hatırlamıyorum bir hikayenin ve şu an tabii ki merak ettiğim şey şu ya Kartal İstanbul çıkışlı bu eciş bücüş mektup Los Angeles'a vardı mı Lucy Lawless hanımefendinin eline ulaştı mı huzurlarınızda kendisine saygılarımı sevgilerimi bir kere daha dile getirerek kapatmak istiyorum programın ilk bölümünü
Tam bu bölümü kaydederken, yine tanrıdan bir mesaj gibi. Abi ne oluyor artık? Instagram'da karşıma şey düşüyor. Yıllar sonra Gabriel ve Zeyna bir araya geldi. Gabriel aşırı çökmüş bu arada. Zeynam dipçek gibi duruyor. İlerleyen bölümlerde cinsellik kapılarını aralayan Vahşi Güzel dizisine gireceğim. Ya da beni öte dünyayla tanıştıran 6. iz filmi de konumuz olabilir. Yani kayıp eşya bürosu zihnimden çekip çıkardığım böyle şeylerle dolu olacak gibi düşünüyorum.
Sizin anılarınızda yeri olan yapımları da beklerim. Diyen kutum her daim açık. İsteyen fax çeksin. Dinleyiciyle etkileşimin köpeğiyim diyorum. Sizleri öpüyorum. Gidiyorum. Üçlü.
Kutkulu. T. Onun cesareti dünyayı değiştirecek.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.