Podcast

84 - Renkler Bize Ne Anlatıyor?

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Kırmızı, mavi, sarı, yeşil, turuncu, mor ve daha nicesi. Renkler hayatımızın her noktasında karşımıza çıkıyor. Sanat, psikoloji, pazarlama ve daha birçok farklı alanda renklerden faydalanıyoruz. 111 Hz'in bu bölümünde renklerin psikolojisi üzerine konuşuyor, renk kavramının derinliklerine iniyoruz.



Sunan: Barış Özcan

Hazırlayan: Özgür Yılgür

Ses Tasarım ve Kurgu: Metin Bozkurt

Yapımcı: Podbee Media






Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

1.998 kelime · ~10 dk okuma

Herkese merhaba. Ben Barış Özcan. 111. frekansa hoş geldiniz. Kırmızı.

Lila. Pembe, mor. Burada maviler var. Yok, biraz daha geri gitmem lazım. İşte. Viva magenta.

Ünlü renk kataloğu Pantone'ye göre 2023 yılının rengi işte bu. Merak edenler, internette 18-1750TCX koduyla aratıp bu rengi görebilirler. Canlılık, zindelik ve coşkuyu yansıtan, kökleri doğaya dayanan bir renk olarak tanıtılar Viva Magenta'yı. Pandeminin ilk günlerinden bu yana yaşadığımız alışılmadık zamanların ardından iyi olma halini yansıtacak bir renk seçmek istemişler. Kısacası tam da bu dönemde ihtiyacımız olan bir ruh halini temsil ediyor. Viva Magenta! Değişiklikten yana olanların ve özgür ruhların rengi olarak da ifade ediliyor bu renk. Uyum ve duygusal denge yaratan, kişisel ve ruhsal gelişimi destekleyen enerjik bir renk kendisi.

Transkriptin tamamını oku

Macentada neymiş yahu? Bu da nereden çıktı şimdi diyorsunuzdur kendi kendinize muhtemelen. Renklerden bahsedeceğiz bugün sevgili arkadaşlar. Onları nasıl algıladığımızı, onların ruh halimizi, kişiliğimizi nasıl etkilediklerini inceleyeceğiz birlikte. Ama önce gelin işin bilimsel temelini öğrenelim. O halde hazırsanız sorumu soruyorum. Renk nedir?

Öncelikle ışıktan başlayalım. Herhangi bir dalga boyunda yayılan elektromanyetik bir radyasyon çeşidi olarak tanımlayabiliriz ışığı. Bu ışık dalgalarının da bir frekansı yani böyle bir tekrar süresi var. Emev Zubayes bu dalgaların frekansları 400-700 nanometreye çıktığında Bizim de gözümüzle görebildiğimiz ışığa, renklere ulaşmış oluyoruz. İşte renk de bu ışık dalgalarının hızına göre belirleniyor. Yani bir ışığın rengini saptayarak onun frekansını söyleyebiliriz. Bilinen en düşük frekanslı renk kırmızıyken en yükseği mor olarak saptanmış. Bu iki renk arasındaki diğer frekanslar da renk şeridini oluşturuyor. Buna da görünür spektrum deniyor.

Peki şimdi pratiğe geçelim. Elinize mavi renkli bir kalem almanızı rica ediyorum sizden. Ona çok iyi ve dikkatli bir şekilde bakın. Daha dikkatli. Daha da dikkatli. Bakın. Gördünüz değil mi fotonları? Şaka yapıyorum arkadaşlar. Tabii ki gözümüzle fotonları filan göremiyoruz. İnternette fotonları yavaşlatıp

Işın kılıcı filan yapabileceğini iddia eden bir takım safsatalar görürseniz eğer ya da duyarsanız sakın ha bunlara itibar etmeyin. Aman diyeyim en azından şimdilik böyle bir teknoloji gelişmiş değil. Neyse biz mavi kalemimize geri dönelim. Tamam fotonları göremedik ama mavi ışığı algılayabiliyoruz. Peki nasıl? Şimdi efendim, güneş ışığın tüm renklerini yayıyor ve gördüğümüz tüm cisimlerde bu ışıkların bazılarını yansıtıyor. Mesela elinizde tuttuğunuz o mavi renkteki kalem iyi bir mavi yansıtıcısı aynı zamanda. Yansıtamadığı diğer renkteki ışıkların enerjisini de emiyor ve ısıya dönüştürüyor.

Renklerin oluşma şekli de temelde bu kadar basit bir şey aslında. Biz de gözlerimizin arkasındaki fotoreseptör adı verilen duyargalarla renkleri görüyoruz. Burada renkleri ayırt etmemizi sağlayan üç tane fotoreseptör var. Mavi, yeşil ve kırmızı renklere duyarlı bu reseptörler sayesinde biz de renk dediğimiz şeyleri görüyoruz ve buradan gelen bilgiler birleştirilerek diğer renkleri de algılayabiliyoruz.

Bu arada herkes aynı cisimde farklı renkler görebiliyor. Hatırlar mısınız? Bundan birkaç yıl kadar önce sosyal medyada sürekli karşımıza çıkan çizgili bir elbise görseli vardı. Ben de bir videomda buna değinmiştim. Kimisi bu çizgili elbiseyi altın beyaz, kimisi de siyah mavi olarak görüyordu. Hatta bazıları birkaç dakika içinde resimde farklı bir renk kombinasyonu gördüğünü bile iddia ediyordu. Hatırladınız değil mi o internetin çılgınlığını?

Şimdi size bir sır vereyim arkadaşlar. O elbisenin orijinal rengi siyah mavi. Peki nasıl oldu da tüm dünyadaki insanlar bu elbisenin rengini farklı bir şekilde görebildi? Uzun süren tartışmalarda gölge oyunu diyen de oldu. Bunu insanların farklı renk hafızalarına sahip olmasıyla açıklamaya çalışanlardı. Psikolojik etki üzerinde duranlar da vardı. Bunun üzerinden felsefi tartışmalara girişenlerdi.

Fakat 2017'de New York Üniversitesi'nde yapılan bir araştırma bu elbisenin rengindeki algılanış farklılıklarına bilimsel bir açıklama getirdi. Bu araştırmaya göre insanların biyolojik saati bu elbisenin rengini algılamamızda da ana sebebi oluşturuyor. Psikoloji profesörü Pascal Walisch, güne erken başlayan insanların bu elbiseyi altın-beyaz renkte gördüğünü, çünkü gözlerinin gün ışığına daha fazla alışık olduğunu söylüyor ki bu da görenlerin üçte ikisinin elbiseye altın-beyaz renkte demesini açıklayabiliyor. Sonuçta birçoğumuz gündüzleri daha aktif yaşıyoruz. İşe veya okula günün aydınlık saatlerinde gidip geliyoruz. Dolayısıyla bazı şeyleri algılarken biyolojik alışkanlıklarımızın da etkisi oluyor ve biyolojimiz nadiren de olsa bizi yanıltabiliyor.

Tamam biz renkleri farklı algılayabiliyoruz, yaşam biçimimiz renkleri algılama ve yorumlama şeklimizi de değiştiriyor. Bu da kabul. Peki ya renklerin kendisi bizi nasıl etkiliyor? Tepkilerimize ya da psikolojimize nasıl yön veriyorlar? E hadi gelin bir de ona bakalım birlikte.

Renklerin insan psikolojisi, karakteri, fizyolojisi üzerindeki etkisine yönelik neredeyse sayısız diyebileceğimiz kadar çok çalışma var. Fakat burada ufak bir uyarıda bulunmam gerekiyor. Bu araştırmaların büyük kısmı insanların her renkle eşit mesafede olduğu düşünülerek yapılıyor. Renklerin psikolojik etkisi, kişisel deneyimler, kültürel faktörler ve bireysel farklılıklarla birlikte değişebiliyor. Yani siz geçmişte kırmızı rengiyle ilgili olumsuz bir anıya sahipseniz bu rengin sizi heyecanlandırması değil, ürkütmesi hatta bazen korkutması daha olası.

E şimdi madem kırmızı dedik önce onu ele alalım. Kırmızı hemen dikkatimizi çeker değil mi? Bir yerde kırmızı görünce ona dikkat kesili veririz hemen. Uyarı levhalarını falan genellikle kırmızı renkte kullanırız. Sonuçta bir yerde tehlike varsa ya da dikkatli olmamız gerekiyorsa algılarımızın açık olması gerekir. Ve kırmızı hemen fark edilir.

Ancak kırmızının insanlarda tedirgin edici duygular uyandırmasının daha derin sebepleri de var. Mesela Andrew Elliot ve Marcus Meyer kaleme aldığı Color Psychology, Effects of Perceiving Color on Psychological Functioning in Humans isimli makalede kırmızı renginin kalp atış hızını yükselttiği, kan basıncını arttırdığı ve solunumu da hızlandırdığı söyleniyor. Bunun altında kanın, ateşin ve doğadaki bazı vahşi hayvanların kırmızı renkte olması gibi sebepler olduğu düşünülüyor. Yani korku ve heyecanla ilişkilendirdiğimiz bir renk bu. Fakat unutmamak gerek, aşkın ve tutkunun da rengi aynı zamanda kendisi. E madem kırmızıdan bahsettik, onun kısmen zıttı diyebileceğimiz mavinin de nasıl etkileri olduğundan söz edelim o halde şimdi.

Ünlü komedyen Hannah Gadsby, Netflix'ten de izleyebileceğiniz Nanette gösterisinde bu rengi çok güzel bir örneklemle açıklıyor aslında. Gadsby'e göre mavi, çelişkilerin rengi. Zira hem buzun hem de alevin en sıcak yerinin mavi renkte olduğunu hatırlatıyor bize kendisi. Yani mavi, yeri geldiğinde kırmızıdan bile daha yakıcı bir etkiye sahip olabiliyor.

Renk psikolojisi özelinde düşündüğümüzde de mavinin hem huzurun hem de hüznün rengi olduğunu biliyoruz. Şimdi bazılarınız bu söylediğimi garipsemiş olabilir belki. Sonuçta mavi deyince hemen aklımıza gökyüzü, işte efendim ferahlık gibi şeyler geliyor. Merak etmeyin, bu düşündükleriniz yanlış değil. Zaten hani renkler ve zevkler tartışılmaz ya. Gerçekten de mavi huzur, güven, denge hatta serinlik gibi hisler duymamıza yardımcı olan bir renk. Ancak pek çok kültürde mavi aynı zamanda hüznü de temsil eder. Mesela

Blues müziği. Bakın içinde blue geçiyor zaten. Afro-Amerikan kökenli toplulukların kölelik döneminde yaşadıkları zorlukları, acıları, melankoliyi ifade eden bu müzik türünün adı blue'dan, maviden geliyor. Renk psikolojisi hayatımızın birçok alanında karşımıza çıkıyor aslında. Bunun üzerine uzmanlaşan insanlar bile var ki en çok da görsel alanlarda faaliyet gösteriyorlar.

Sözcükler olmadan sadece renklerle hikayeler anlatabilenler var mesela. Ama burada ufak bir mola verelim şimdi. Hem biraz beyaz veya sarı renkli bir şeye bakıp zihnimizi rahatlatırız. Fena da olmaz değil mi? Evet, renk psikolojisinden bahsediyorduk. Kırmızı ve mavinin neyi temsil ettiğini açıklamıştık.

Hızlıca size diğer renklerden de bahsedeyim. Sarı, neşeyi. Yeşil, doğa ve tazeliği. Turuncu, mutluluk ve sıcaklığı. Pembe, şefkati. Morsa, lüksü. Hatta biraz da gizemliliği temsil ediyor. Aradan önce bu temsillerin birçok farklı disiplinde karşımıza çıktığından bahsetmiştim size. Bunlardan biri de renk psikolojisinin en yoğun kullanıldığı alan olan sinema elbette.

Filmlerde renklerin kullanım biçimleri, hikayenin nasıl, kim tarafından ve kime anlatıldığı konusunda pek çok ipucu veriyor bize. Örneğin sıcak renkler izleyiciye eski zamanları hatırlatırken, soğuk renkler daha çok güncel ya da modern kurgularla ilişkilendiriliyor. E bu açıdan düşününce renkler filmlerin atmosferini oluşturmadaki ilk anlatı aracı dahi kabul edilebilir. Mad Max Fury Road mesela. Post apokaliptik bir evrende geçtiğini daha afişine bakarak anlayabilirsiniz. Sadece basit bir renk analizi yaparak filmin atmosferini tahmin edebilirsiniz. Bunun için senaryoya hakim olmanız veya birkaç diyalog dinlemenize bile gerek yok. Sarı ve turuncu renklerin baskın olduğu bu film her an bir yerlerden böyle tehlikenin ya da aksiyonun çıkabileceğini hissettiriyor izleyiciye.

Bu da film boyunca tetikte olmamızı sağlayan bir unsur. Sürekli bir aksiyon sahnesinin içine düşebileceğinize dair sizi hazırda tutuyor bu renkler. Bakın sadece renk seçimleriyle ve bunların oluşturduğu ahenkle hikayenin atmosferini anlatabiliyor sinemacılar. Kısaca izleyicileri filmin dünyasına çekebilmek için renkleri ustalıkla kullanmak gerekiyor. Hatta bu konuda özel olarak uzmanlaşmış yönetmenler bile var.

Misal bir sinema severseniz Moonrise Kingdom'da kullanılan renklerden yola çıkarak filmin yönetmeninin Wes Anderson olduğunu kolaylıkla tahmin edebilirsiniz. Fakat filmlerde renkler sadece atmosferi ifade etmek için de kullanılan birer araç değil. Atmosfer kadar mekanın karakterini de renklerle vurgulayabiliyorsunuz. Örneğin gergin bir sahnede soğuk tonlarda kullanılmış bir beyaz her an izleyeni ürkütecek bir şeyler olabileceğinin sinyalini veriyor.

Bu daha çok korku filmlerindeki hastane sahnelerinde gördüğümüz türde bir renk kullanımı aslında. Beni dinlerken tüylerinizi ürpertecek bir sahneyi hatırladığınızdan eminim. İşte bu sahnelerin hafızamızda bu kadar yer etmesinin sebeplerinden biri de kullanılan renkler. Aynı şekilde karakterlerin temsilinde de renkler önemli bir rol oynar.

Night Shyamalan'ın yönettiği The Sixth Sense yani 6. His filmini düşünün. Küçük bir çocuk olan Cole Sear'ın ölülerle iletişim kurabildiği o film boyunca kırmızı rengine çok sık rastlarız. Genellikle ölü ruhların ortaya çıktığı veya yaklaştığı zamanlarda gözümüze iliştirilen görsel bir ipucu gibidir aslında bu renk. Ben şimdi tabii ki spoiler vermeyeceğim ama bazı dikkatli izleyiciler bu bilgiyle filmin sonunu dahi öngörebilirler.

Bakın aslında bu sinema ve renk psikolojisi bizim için güzel bir beyin jimnastiği fırsatı da yaratıyor. Bölüm bitince favori filmlerinizden birinin en sevdiğiniz sahnesini düşünebilirsiniz. Hatta açıp o sahneyi tekrar izleyebilirsiniz ve buradaki renk detayları üzerine düşünebilirsiniz. Hangi renk detayı dikkatinizi çekiyor? O sahnedeki renk kullanımı sizde nasıl bir duyguyu uyandırıyor? Sahnedeki renkleri değiştirirseniz acaba anlatı da değişir miydi gibi bir takım analizler, okumalar yapabilirsiniz. Tabii renkleri bu kadar efektif kullandığımız alan sadece sinema değil. Tasarımda, reklamcılıkta da renk kullanımı çok önemli bir yer tutuyor. Hiç düşündünüz mü? Facebook, Twitter, Microsoft gibi teknoloji firmaları neden logolarında genellikle mavi renk kullanıyorlar? Çünkü mavi zekayı, özgürlüğü, güveni, ilerlemeyi de sembolize eden bir renk.

Veya çevirmiş alışveriş yaptığınız siteleri bir düşünün. Çoğunun logosu veya site tasarımında turuncuyu göreceksiniz. Çünkü bu renk tüketicilerde bir coşkuyu, bir eyleme geçme hissini uyandırır. Bakın tüm bu şirketler kurumsal kimliklerini oluştururken seçtikleri renkte dahi tüketicilere vermek istedikleri mesajı düşünüyorlar. Buna göre kuruyorlar stratejilerini. O yüzden renk psikolojisini anlayabilmek de onlar için çok önemli.

Evet, bu bölümümüzün sonuna gelirken renk psikolojisi üzerine son bir şeyden daha söz etmek istiyorum sizlere. Kromoterapiden. Renklerin insan vücudu ve psikolojisi üzerindeki tedavi edici etkilerini kullanmayı amaçlayan alternatif bir tıp yaklaşımı bu. Kökenleri eski medeniyetlere kadar dayanıyor bu yöntemin. Özellikle de Antik Mısır, Antik Çin ve Hindistan gibi mistik geleneklerin hakim olduğu toplumlarda uygulanıyormuş. Mesela Antik Çin tıbbında çok yaygın görülüyor. Bu yöntemin yin ve yenk kavramıyla uyumlu olduğu, belirli renklerin yin veya yenk enerjisiyle ilişkilendirildiği düşünülürmüş.

vücudun enerji akışını dengelemek için renkli taşlar kullanılıyormuş bunun için. Günümüzde ise modern tıp öğretilerinden faydalanılarak uygulanıyor bu teknik. Renklerin kullanımıyla vücuttaki enerji dengesini iyileştirme, stresi azaltma, ruh halini düzenleme, dolaşım sistemini uyarma, efendim ağrıyı hafifletme gibi bir takım amaçlarla uygulanıyor. Özel ışık kaynakları, renkli lambalar veya renkli kumaşlar kullanılıyor burada.

Aslında bu sizin rahatsızlıklarınızı giderecek bir yöntem değil. Dolayısıyla kromoterapiyi salt bi' tedavi yöntemi olarak düşünmemek gerek. Çünkü bu yöntemde uygulanan şeylerin kesin olarak bir bilimsel dayanağı yok. Söz konusu fiziksel ve ruhsal sağlıkken bilimden şaşmamak gerektiğini tekrar tekrar hatırlatmak istiyorum sizlere. Ki zaten renk terapisi birçok ülkede ruh sağlığı alanında tamamlayıcı bir yöntem olarak uygulanıyor ya da deneniyor diyelim.

Yani renk terapisine bir tür meditasyon da diyebiliriz. Ben açıkçası bunu evime ambiyans amacıyla yerleştirdiğim ışıklarla sağlamaya çalışıyorum. Akşam böyle o ışıkları açarak güzel bir müzik eşliğinde kendimi dinlendirmeye çalışıyorum. Psikoloji, fizyoloji, sanat, pazarlama hayatın her alanında renklerin büyük bir etkisi var.

İnsanların kişiliğinde bile görebiliriz bunu. Ki en önemlisi de bizlerin temsil ettiği renkler ve bu renklerle yarattığımız çeşitlilik. Tamam, kabul. Hepimiz meraklı ve mutlu bir turuncu olmak isteyebiliriz. Ama her an mutlu olmak da... Düşünün, zihnen çok yorucu olabilir, insanı tüketebilir. Bir noktada mutluluğumu kaybeder miyim korkusuna kapılıp yalpalayabilirsiniz. Çağımızın en büyük zorluklarından birinin de toksik mutluluk olduğunu unutmamak gerek. İşte tam da bu yüzden hayata hüzünlü bir maviyik atabilmek de çok değerli, değil mi?

Ayrıca düşünsenize dünyadaki tüm insanların tek bir rengi temsil ettiğini. Böylesi çok monotom olurdu herhalde. Çok sıkıcı. Dolayısıyla rengarenk olmak, farklı renklerle uyum içinde yaşamaktan da vazgeçmemek lazım. Toplumun her rengiyle barışmayı kendimize ilke edinmeliyiz gibi geliyor bana.

hep beraber anlamlı bir bütün oluşturduğumuzu, hepimizin gökkuşağını var eden bir bileşen olduğunu unutmamak. Bunu kendimize ve çevremizdekilere sık sık hatırlatmak gerekir.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)