Podcast

Burada Çok Sayıda Ölü Var

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Samet ve Fethi bu bölümde Amasya'da mezarlığa giden bir kişinin 112'ye ettiği bir ihbar üzerinden varoluşçulukta yerelliğin öneminin altını çiziyor. Ölüm ve yaşam fenomenlerinin 'ne seninle ne sensiz' korelasyonuna dikkat çeken ikili, Berdan Mardini'nin sünnet derisi talebini hayli yersiz buluyor. Keyifli dinlemeler.



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

2.644 kelime · ~13 dk okuma

Samet. Samet. Samet alarmın çalıyor. Şey kalkman gerekiyorsa. Samet. Bu ne ya? Ne çalıyor bu ne? Abi kalk da bölüm kaydedelim. Hadi bak alarm üçüncüye dördüncüye çalıyor abi. Ya benim bugün 22 tane çoklu stand-up gösterim var ya. 7 tanesi de kapatıyordu. Geç mi kaldım ya? Saat kaç?

Dokuz oldu abi saat. Kalk istersen yavaştan. Tren de kaçtı o zaman. Mecbur mancınıkla gideceğim ben İstanbul'a. Mancınık kalmış mı?

Ya ben hızlıca o zaman kaydedelim bölümü de ondan sonra İstanbul'a giderim ben mancınıkla. Abi yüksek hızlı mancınlıksa bilet bulamayabilirsin çünkü onlar bitiyor yani. Aynı gün genelde alamıyor insanlar ama. Kalkacak mısın? Kalkıyor musun? Kalkayım bence ya. Tamam hemen bölüm kaydedelim sonra ben bulurum mancınık bir şekilde. Bak ona göre içeri gideceğim. Uyumaya devam edeceksen olmaz. Yok yok kalkıyorum kalkıyorum. Hemen yüzüme bir kova su getirir misin beni? Tamam. Alarmı kapat istersen de kayda görelim. Tamam tamam bir dakika.

Transkriptin tamamını oku

Tamam abi başlayalım. Bugün hava güzel mi? Aynen öyle kardeşim. Kaynanan seni sever mi? Aynen öyle kardeşim. Bugün hava güzel mi? Aynen öyle kardeşim. Kaynanan seni sever mi? Aynen öyle kardeşim. Aynen öyle.

Amasya'dan bir haber var. Amasya'dan haber ister misin Fethiciğim? O kadar bölüm kaydettik çünkü hiç Amasya'dan haberimiz yoktu bizim. Amasya denilince aklına ne geliyor? Minicik, kıpkırmızı, lezzet bombası elmalar, selfie çeken heykeller ve vakti zamanında şehzadelerin idari stajlarını ifa ettikleri güzel Amasya'mıza ilişkin güncel bir haber mi? Asla hayır demem.

Haber şöyle, Amasya'da mezarlığa giden bir kişi burada çok sayıda ölü var diyerek 112'yi aradı, şahsın alkollü olduğu tespit edildi. Ben şunu söylemek durumundayım bu habere dair, adamın sözlerinde bir tane bile yanlış yok. Bu adam birazcık bira içti diye bu haberde üstüne gidiliyor bence. Adam yanlış bir şey söylememiş ki. Hayır çünkü gerçekten de mezarlarda çok sayıda ölü var. Hatta bu nedenle varlar diyebiliyorum mezarlıklar. Mezarlıkların oluş nedeni bu diyebiliyorum. Evet gerçekten de çok ölü var doğru konuşmuş. Zira morglarda da böyledir. Ölüler diyarıdır orası da. Çeşit çeşit ölü vardır. Tıpkı hayat gibi düşününce. Hayatta böyle çünkü. Ölümden söz etmiyorum. Kastettiğim şey daha ziyade ölümsellik. Nasıl anlatsam? Hayatta ama ölmüş insanlar. Ölümsel bir yaşam süren insanlar. Özellikle yaş almaya başladıktan sonra yaşantı dediğimiz şey, içinde yüzlerce ölümsel yaşam örneğinin olduğu bir aktar gibi gelmeye başladı bana.

Neyse ben içeri gideyim de biraz daha Baudelaire okuyayım. Ağlayayım mutsuzluktan. Tumblr hesabı açayım. Damardan Nutella alan gotik bedenler paylaşayım sayfamda. Yine internetin derinliklerinden örnekler verdiniz Fethi Bey. Tebrik ederim. Tumblr, ICQ, MyNet, Tavla. Bunlar çok iyi referanslar. Ben şimdiki nesle biraz laf aramızda acıyorum bazen. Geçen bölümde biraz bahsetmiştik. Bunu da yeri gelmişken tekrarlayayım. Benim çocuğum olsa bırak tableti, telefonu, bırak onları. Kaşık vermem, kaşık. Kendi bulsun, kendi keşfetsin. Birazcık yani cilalı taş vermem ben. Öyle söyleyeyim.

Neyse ölüm diyorduk. Şunu sormak istiyorum ben. Yaşamak da yavaş bir ölüm değil midir? Çok haklısın. Ayrıca ölüm diye bir şey olmasa mesela o noktada yaşamdan söz edebilir miyiz? Yani düşününce ölüm dediğimiz şey sanki bir iplikle yaşama bağlı gibi.

Aynısı yaşam için de geçerli. Sanki yaşam da ölüme bir iplikle bağlanmış gibi, insanlar birinden diğerine geçerken çok üzülebilirler. Çünkü yaşayan bir canlı için ölüm, hiç denenmediği için, hiçbir şekilde tecrübe edilemediği için tabii ki de tekinsiz gelir. Ama şöyle bir durum var. Ölüyken zaten yaşamsal bir belirti yok ama yaşarken ölümsel bir belirti var gibi. Şimdi oradaki durum da birazcık farklı. Şimdi baktığımızda ölmekten endişe eden yaşayan insanın tek tesellisi bu şey gerçekleştiğinde

yaşamsal bir aksiyon olmadığı için hissetmesi de beklenemez. Ama yine de bazı psikologlar diyor ki ölüm anında bile yaşamayı sürdüren hücrelerimiz varmış. Mesela roberatemo ve kök hücre çalışmaları. Bununla ilgili biraz daha bilgi sahibi olmak istersen kurcalayabilirsin. Bu programımızda Sartır'la beraberdik. Teşekkürler Sartır.

Yan masadaki küllükteki izmaritleri getirebilir misin? Pipoma koyacağım da. Kendime pek saygım yok benim. Fethiciğim, bu yaptığının aynısını mesela 120 sayfa yaparsan sartır olabilirsin. Gerçekten mi? Tabii tabii. Mesela şu an kaç sayfa olmuştur? Şu an bir yarım sayfam var. 240 gün. Nasıl matematik? Çok iyi. Bu hızla güzel bir matematikçi de olabilirsin. Şahane olur. Kaç ay yapar? Sekiz. Nasıl para kazanacağım?

Ve Milliyetçi Hareket Partisi'nin 8. günü kutlu olsun. Çok haklı konuştuk bir süredir. Benim biraz tansiyonum düştü. İstersen habere döneyim. Çünkü haberde de haklı konuşan birisi var. Burada da habere konu olan alkollü şahıs da bir gerçekliği dillendirmiş sadece. Ne var ki bunda? Bir gerçekliğin altını çizmiş. Zira çoğu zaman

mezarlıkları geniş bir bahçe gibi görürüz, yanından geçer gideriz. Bu konuda farkındalığımız azdır mesela günlük hayatta. Adam bizi bir gaflet uykusundan uyandırmış. Tıpkı hayatın gerçeklerini yüzümüze vuran Instagram reelsleri gibi. Birkaç komik videodan sonra karşına biri çıkar mesela, der ki Instagram'da, bir yerde küçük insanların büyük gölgeleri varsa orada güneş batıyor demektir. Ya da hiç düşündünüz mü balıklar neden ağlamaz?

Mesela 3 saniyeliğine de olsa büyük bir sözün, bir gerçekliğin farkına varmanın mağrurluğunu yaşarız, sonra kaydırırız gider. Yani başka bir kedi videosu, başka bir işte Taksim Delisi Cenk çıkar falan filan hayrettin, öyle öyle gider hayatımız boşa. Ben biraz oradaki mağrurluğu yaşadım bu adamın demecinde. Ama şimdi Samet ya, biz mesela arkadaşlarımızla sosyalleştiğimiz zaman, hayatta olan insanların kamusal alanlarında bulunduğumuz zaman polisi arıyor muyuz burada hayat var diye?

Yani arkadaşlarımızla otururken polisi arayıp burada birçok yaşam pratiği var, canlılık aktivitesi var diyor muyuz? Demiyoruz. Bazen gereksiz iletişim de şüphe oklarını üzerine çekebilir insanı. Diğer yandan o hattı da o kadar meşgul etmemek gerek diye biliyorum ben. Çünkü daha acil durumlar söz konusu olabiliyor. Mezarlıklardaki ölü popülasyonundan çok daha önemli, daha aktüel, acil müdahale gerektiren durumlarla karşılaşılabilir diye düşünüyorum. Bu konuda haklısın bak. Buna bir şey diyemem. Haklıyım tabii.

Hele bir şey de. Hadi bakalım benim lafımın üzerine bir şey de. Buradan kamu spotu niteliğinde bir açıklama olsun madem. Polis, itfaiye, ambulans gibi numaraları arayarak mezarlıklardaki ölüm miktarını bildirmemiz o numaraları gereksiz meşgul etmektir. Benim sorunum buradan sonrasıyla başlıyor. Haber şöyle bir dil kullanmış. Bu zaten alkolik. Bu var ya bu meczup bu.

Bunun dediğinin bir önemi yok. Bu ne dediğini bilmiyor. Ayıyaş bu, ayıyaş. Ben birazcık kulak kesilme taraftarıyım. Çünkü doğru şeyler söylemiş bu adam. Yalnız Samet, şunu söylemeden edemeyeceğim. Aynı olay Amasya'da değil de Marsilya'da, ne bileyim Roma'da falan buralarda yaşansa benim hoşuma giderdi. Çünkü çok artistik, varoluşçu, performatif, felsefi bir haber niteliği taşıyabilirdi o zaman. Amasya'da yaşandığını öğrendiğim an bütün büyü bozuldu benim adıma. Beynimin alelade sarhoş haberleri klasörüne kaldırdım, geçtim. Ama düşünsene Şanzelize'de yaşansa. Biri arasa dese ki burada çok canlı var. O zaman gerçekten şey olurdu, neydi o müthiş kelime? Avangard. Avangard olurdu o zaman.

Peki burada o zaman bu adamın suçu ne? Paris Delisi Öjen olamadı diye mi? Bu adam Amasya Delisi Rıdvan diye mi suçlu? Paris Delisi Öjen çok coolmuş. Ben çok beğendim. Amasya Delisi'ni o kadar beğenmedim. Ama Paris Delisi hoşuma gitti. Daha batılı. Dil biliyor. Adamın yazdığı şey bize çevrilerek geliyor. Adam kıymetli lan. Paris Delisi Öjen bayağı sanatçı. Kafası kırık bile ama Amasya Delisi. Nasıl bir toplumda yaşıyoruz inanamıyorum. Rezalet. Ben seçmedim. Seçsem böyle seçmezdim.

Mesela kendi sarhoşumuza hak ettiği değeri vermezsek nasıl kalkınacağız? Nasıl markalaşacağız? Turizm nasıl gelişecek? Sıcak döviz nasıl akacak yurt içeri?

Şimdi öncelikle şakayı bir kenara koyalım. Gerçeklerden konuşalım. Çünkü dediklerinin doğruluk payı var. Biz bir noktada kötü çevirili, sartır romanlarını, kamu metinlerini tercih ettikçe buradaki varoluşçulara, mesela az evvel bahsettiğimiz Amasyalı kişiye kulak vermedikçe ne turizm gelişir ne de dövizde sıcak duş etkisi yaşarız. Böyle bir şey yok. Herkes kendi yerelinin varoluşçusunu, ya da kendi yerelinin sanatçısını kayırmadıkça, öncelikle ona göz kulak olmadıkça bu dışa bağımlı hal sürer, kartopu gibi büyür büyür kocaman bir hal alır gerçekten. Ne sıcak dövizlere komşu olabiliriz, ne de kendi paramız diğer paraların arşüdüklerine denk sayılabilir. Mesela örnek veriyorum, işte Salvador Dali diye bir karakter var ve bu karakter insanlara ilginç geliyor. İşte çok tuhaf bir hayvanı varmış da onu gezdiriyormuş.

Güven Park metro altı diye bir yer var. Hiç denedin mi? Bir doz alınabilir. Özellikle namaz vakitlerinde oradaki insanlar niçin var lan? Ne yapmak için oradalar? O insanları o bağlamda buluşturan ne olmuş? Bunu tartmadan bu niyele falan bakarsan sen özentisin kardeşim. Böyle olmaz. Evet yani bu böyle olmaz. Birazcık kalkınma, birazcık lütfen.

Birazcık lütfen. Amasya'da bir mezarlıkta bir Rus rublesinin bir Türk lirasını rencide etmesi suretiyle mesela 3. Dünya Savaşı patlak verdiğinde de böyle konuşabilecek misin acaba? Siz bu hareketi yaparak bizim paramızı tıraş ettiniz ama biz size öyle bir hareket yapacağız ki sizin paranızın kollu kesilmiş olacak.

Böyle bir şey. Eğer ben podcastersam emrediyorum başka konuya geç. Eğer sen podcastersan da rica ediyorum başka konuya geçelim artık. Aa Samet sen Sultan Selim'e gelen kargo paketi hikayesini biliyor musun? Yok ya hangisi o? Abi bir gün Sultan Selim çok iyi geçinemediği bir siyasi lideri rencide edebilmek için bir paket hazırlıyor. İşte pazardan güllü lokum falan sipariş ediyor çok sayıda. Yepyeni bir konu.

Berdan Mardin'i şölene gitti, belediye başkanından sünnet derileri istedi. Gerçek bu haber ha, bayağı. Fethi bu haber başlığı bana oynadığımız eski bir oyunu hatırlattı bu arada. Kağıdı katlıyorduk mesela, kim kiminle nerede yapıyor diye bağımsız, bağlamsız bir şekilde döne döne oynuyorduk ya, burada da bağlam çok kopuk, aynı hikaye gibi. Değil mi abi? Sanki haberin başlığını 3-4 lise öğrencisi beraber yazmış gibi işte. Biri şey yazmış, Berdan Mardin'i katlayıp vermiş.

Diğer işte kime? Belediye başkanına falan. Sadece Berdan Mardin'in ismi bile 7 öğrencinin ortak yapımı gibi. Rastgele harfler, bazı heceler, bir bakıyorsun büyümüş isim olmuş.

Ben haberin içeriğinden biraz ürküyorum ya, nasıl yapsak? Abi haber şöyle. Son dönemlerde ilginç tarzıyla adından söz ettiren ünlü şarkıcı Berdan Mardin'i bu kez İstanbul Bahçeli Evler'de sahne aldığı Sünnet Şöleni'ndeki ilginç talebiyle gündeme geldi. Sahneden belediye başkanına seslenen ünlü şarkıcı, ''Başkanım, seneye sizden kurban derisi değil, sünnet derisi istiyorum. Bütün çocukların sünnet derisine ben talibim.'' ifadelerine yer verdi.

Sanatçı, sünnet verisinden elde edilen kök hücreyle gençleşildiğini açıkladı. Sosyal medyanın dilini düşen Berdem Mardin için bir sen eksiktin. Allah akıl versin şeklinde yorumlar yapıldı. Ya birden fazla hassasiyete dokunulmuş gibi bu haberde. Bence okuyucular, takipçiler falan... Ne hissedeceklerini şaşırarak bela okumaya başlamışlar. Ya burada acaba hangisine küfür etsek olayların falan gibi bir durum olmuş. Bir kere adam pes pembe bir takımla dolaşıyor. Bu adam böyle bir adam. Gösterişli ve böyle beklenmedik, olağan dışı bir moda anlayışı var bu adamın. Sonra konuyu sünnet derisine getirirken birdenbire kurban derisi istemiyorum gibi gereksiz bir kıyasta bulunuyor. Evet ya, şey gibi hani sünnet derisi yoksa kurban derisi yiyin falan gibi. Çünkü birbiriyle o kadar kıyaslanamayacak şeyler. Tamam ikisi de deri ama biri sünnet derisi, diğeri hayvanın derisi.

Bilmiyorum ya Berdan Mardin'in zihninde bir ölçek sorunu var bence. Evet bir de yani buradan sonra bunu söyledikten sonra artık oradaki izleyiciler olur ya da takipçileri olur. Şey gibi bir dumura uğruyor bence. Ya acaba dini değerlere fallik bazı yakıştırmalar mı yapılıyor şu an ne oluyor?

gıcık olsak mı, bir şeylere mi gıcık olsak düşünmeye başlıyor yani. Sonradan çocukların çükünün artanlarıyla gençleşmeye çalışan türkücü imgesiyle iyice dumura uğruyorlar. Çünkü bu akıl alır bir şey değil yani. Küfür, hakaret, bela okuma ondan sonra başlıyor. Ya bu arada ben haberi ilk okuyuşumda bu son cümlede tırnak içinde yazan cümleleri şarkı adı zannettim abi. Bir sen eksiktin.

Allah akıl versin. Bunlar birer Berdan Mardin'in şarkısı olsalar sen şaşırır mıydın? Albümü aldın eline işte Berdan Mardin'i. Yazıklar olsun. A yüzü, birinci şarkı. Bir sen eksiktin. İkinci şarkı. Allah akıl versin. Ben şaşırmazdım mesela. Yeni iki tane single çıkarmış der geçerim. Şaşırmam bence. Ama Berdan Mardin'i artık ne yapsa şaşırmam şu raddeden sonra. Adam o krediyi aldı bizden. Adam toplu sünnete gidip gençleşmek için deri dileniyor.

Bak bunun normali nedir? Başkan, be iyi akşamlar dersin. Bunun olacağı budur yani. Müsaitseniz size bir şey sormak istiyorum. Bunu yurt dışarılarda da insanlar yapıyor mesela. Efendi gibi elden günden gizli cenin yiyorlar. Kanlarını değiştiriyorlar, oturuyorlar. Bunun oluru bu. Çok haklısın. Söylemeyeyim söylemeyeyim diyorum ama dini bir ritüelden arda kalan deri parçalarıyla gençleşebilmek adına belediye başkanına ricacı olan bir türkücü bu kişi.

Bence hal böyleyken gelişmeyelim ya. Ne finansal ne de sosyolojik hiçbir anlamda ilerlemeyelim. Lütfen dışa bağımlı olalım. Rica ediyorum kalkınmayalım. Daha iyi beslenmiş, toplumsal kalkınmış bir Berdan Mardin'i kim bilir daha neler ister ya. Bu olay bizim uç sınırımız olsun.

Bir Türkücünün toplu sünnet töreninde belediye başkanına yönelttiği dönüştürülebilir sünnet derisi talebi. Bunun ötesinde bir absürdümüz olmasın bizim? Biraz da duralım, sabit kalalım. Bak bunların hepsi bir çaba çünkü. Bir şey yapmaya çabalanıyor herkes tarafından. Olmuyor. Biraz da duralım ya, gelişmemiz teklif dahi edilemesin yani. Biraz da böyle olsun. Deminki tamlamana bir şey daha eklemek istiyorum dedin ya, dini bir ritüelden arda kalan deri parçalarıyla gençleşebilmek adına belediye başkanına ricacı olan bir türkücü. Buna pespembe bir takım elbise içindeki türkücü tanımını eklemek istiyorum. Çünkü bir insan pespembe bir takım giymişse eğer, artık onunla konuşacağın şeyler aynı olmaz. Ben mesela şu an senin karşında pespembe bir takımla oturuyor olsam, bölümü aynı odakla kaydedebilir miyiz? Bu çok zor. Yani diyelim ki kayda pespembe geldin değil mi? Benden Mardini pembesi. Ağabey bana baktığında yüzümü zor seçiyorsun. Öyle bir pembe. Bana baktığında Yasin-i Şerif kitabına çok yakından bakıyormuşsun gibi bir gül pembesi. Anladım. Böyle gül kokan pembe bir tespih gibisin yani değil mi?

Çekmek için değil, saklamak için, dekoratif amaçlı Isparta'da üretilmiş gül kokan bir tespihsin. Isparta otobüs terminalinden almışlar muhtemelen seni pişmaniyeyle birlikte. Öyle gül kokuyorsun, öyle bir pembe mi? Pembelik benimle icat olmuş gibi. Öyle bir pembe. Ben pembe giymemişim de pembe beni giymiş gibi. Öyle pembe. Çok zor ya. İlgi aşkıyla yanan bir pembe böyle değil mi? Başka bir konunun konuşulmasına fırsat vermeyen bir pembe.

Beni seç, beni seç diye bağıran bir pembe değil mi böyle? Bu Spotify listelerinin en üst sıralarında ismini okuyamadığımız kişiler var ya çok dinlenmiş onlar gibi bir pembe. Östteki boruna kadar böyle klarnet solo zerk eden bir pembe. Öyle bir pembe. Sanki bir kimlik, bir ikametgah bilgisi kamufle edilmeye çalışılıyormuş gibi. Berdan Mardin'in takımındaki ben buralı değilim pembesi. Ben Margot Robbie ile aynı ana dile ve milli gelire sahibim pembesi.

Ama tüm bu çabalar boşuna sevgili Berdan Mardin'i, buradan söylemiş olalım. Tüm sünnet derileri, operasyonlar boşuna biz senin buralı olduğunu biliyoruz. Senin soyadında Mardin geçiyor. Ne kadar burasız olabilirsin ki? Çok doğru. Daha önce hiç konusu açılmadığı için fikir beyan etmedim ama altını çizmek istiyorum.

sünnet derileriyle gençleşilen bir batılılaşma fikri bana samimi gelmiyor. Bunu Lady Gaga yapsa yine hoşuma gitmez benim. Belki Tom Yorke falan böyle bir şey yapsa hoşuma gidebilir. Yok.

Netanyahu, o da gitmez. Hiçbir şekilde hoşuma gitmedi ya bu durum benim. Kim isterse istesin bu sünnet derilerini ben yokum sanırım. Artistik bir çağrışım yok bunun. Kim sünnet derisi istese hoşuma gider diye ben düşünmeye devam edeyim. Bir de yani samimiyeti geçtim ben. O operasyonla daha da buralı oluruz gibi geliyor bana. Yani ben mesela düşünüyorum öyle bir şey yapsam yüzüme tüyü bitmemiş yetim hakkı sürmüşüm gibi gelir bana hep yani. söylediğim gibi, bir sen eksiktin, Allah akıl fikir versin şeklinde yorumlar yapıldı demişler ya, o zaman sünnetlerisi talep eden ilk ünlü Berdem Vardin'e değil, bir sen eksiktin dendiğine göre daha önce bu sünnetlerisi talep edildi. Bunun bir arzı var, bir talebi var demek ki. Bunu böyle yorumladım. Biz piyasaya hakim değiliz demek ki Fethiciğim yani. Demek ki abi. Ya kim bilir kimlerin yüzünde sünnet derisi vardı da biz onları romantize ettik. Ya işte kaç sünnet derisi sürüldü bu ponçik suratıma gibi. Değil mi? O şarkı gibi. Ben gerçekten çok şaşkınım. Yani yüzünde göz izi var. Sana kim baktı yarim diye bir şarkı vardı mesela. Ben bu şarkıyı bu habere uyarlamaya gerçekten dilim varmıyor. Sen yapma. Yani şey olmasın, Samet yaptı bunu demesinler. Demesinler yani. Çünkü yüzünde çük izi var falan mı diyeceğiz? Yani yakışır mı bize? Yakışmaz. Sakın sürme yüzüne, derini kıskanırım. Sünnet yüzlüm, sana meylim nedendir? Hiçbir yüz güzel değil, sünnet derinden.

Çüküne bakmasam da Başımı çevirsem de Derisine derisine Talip oldum derisine Yanlış bahar Sünnetlerim Sünnetlerim terk etti Bırakıp beni gitti Anladılar ki bedensel bütünlük bitti Teslim oldum sana bile bile. Kapıldım sünnet derilerine. Sünnet derim. Bu sevdadan sünnet derim. Teşekkür ederim. Aynen öyle kardeşim. Aynen öyle kardeşim. Aynen öyle kardeşim. Aynen öyle kardeşim. Aynen öyle kardeşim Aynen öyle kardeşim Aynen öyle kardeşim Aynen öyle kardeşim

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)