
2.521 kelime · ~13 dk okuma
Bugün hava güzel mi? Aynen öyle kardeşim. Kaynanan seni sever mi? Aynen öyle kardeşim. Bugün hava güzel mi? Aynen öyle kardeşim. Kaynanan seni sever mi? Aynen öyle kardeşim. Aynen öyle.
Uyku geldi bedene demiş. Gözleri oldu çedene demiş. Ne mutlu kalkıp yatana demiş. Kim demiş abi bunları? Kim bunlar böyle? Abi bence kesinlikle bir devlet memuru söylemiştir yani. Bunu bu şekilde söyleyebilecek kişi bence bir memurdur. Hatta geçen gün şöyle bir diyalog dilden dile aktarılırken bana da temas etti. Samet sana da anlatayım. İki memur sohbet ediyorlarmış. Biri diğerine ''Aa saat üç buçuk olmuş.'' demiş. Diğer memur da cevap olarak şöyle demiş ''Aman aman bırak elleme.'' Şimdi burada ellenmemesi gereken şey zaman mı? Yoksa zaman bir konu haline geldiğinde daha mı yavaş ilerler? Ben buradaki esrarlı anlama erişemedim Samet Bey. Lütfen biraz olsun çözümler misiniz bizim için? Burada tam olarak kastedilen nedir?
Tabii ki tabii ki. Hemen bir çözümleme yapayım Fethi Bey. Biliyorsunuz benim çözümlemem meşhurdur. Karadeniz çözümlemesi diye geçer hatta literatürde. Bilenler için ufak bir not. Memurların dilinde herhangi bir böyle erek, herhangi bir amaç yoktur. O dil böyle devinir, sallanır ama bir amaç doğrultusunda değil. Hani böyle arabalarda köpek bibloları vardır ya, kafası eski belediye başkan adayları gibi sallanır. Biliyor musunuz onu tam? Şimdi kafası eski belediye başkan adayları gibi sallanan köpek biblolarını balla kesiyorum.
Sametciğim çünkü Karadeniz çözümlemesi çok iyiymiş hatta zor bir dansa benziyor. Benim mesela favori danslarım Erzurum örneklendirmesi ve Iğdır özleyişi. Aaa Erzurum örneklendirmesine ben de bayılırım. Hatta baban ölsün yerine mesela baba çıha derler. Baban çıha derler. Hatta vay senin helikopter çığnıya he.
diye de devam eder. Öyle devam eder. Zaten folklörümüzde sıla, acı, memleket hasreti, KPSS puanı, helikopter ve jonglörlük gibi temalara çok sıklıkla yer verilir. Vegan sabun da öyledir mesela. Ninen ölsün, vegan sabun. Bu tarz atıflar vardır. Bunlar bizim folklörümüzün önemli dantelleri. Türkiye gerçekten bir cennet. İnanılmaz bir yer. Vallahi bir cennet. Bir cağ kebabı yapıyorlar. Bir cağ kapanıyor, diğer cağ açılıyor değil mi? Öyle bir cağ kebabı yapıyorlar. Öyle anlattın. Öyle bir cağ kebabı yapıyorlar. Nutkun azalır. Sana öyle anlatayım. Bir şey soracağım. Miktar olarak mı? Miktar olarak azalır nutkun. Bunların yanı sıra bir de Rus betimlemesi ve Kıbrıs çıkartması vardır. Rus betimlemesi biraz uzun ve yorucu. Kıbrıs çıkartması da acılı bir süreç diyebiliyorum. Bunlar da en az diğerleri kadar bilinir. Ben de bir ek yapmak istedim bu bilgiler silsilesini. Bak ben mesela Bornova kıskandırmasına pek gelemiyorum. Çok eşli bir dans.
Ek olarak bulaş riski çok yüksek. Çok hararetli, itirazlı bir Ege oyunu. Ben zaten kıskançlığın aşkı bitirdiğine inananlardanım. Doğum tarihim gereği böyle düşünüyorum. Biliyorsun Sametciğim, son 1-2 yıldır doğduğumuz tarih bizim nasıl düşüneceğimize yön veriyor. Bana da böyle bir düşünce düştü.
İyi ki bu konulara girdim de kendimi 2 dakikalığına da olsa Ceyda Düvenci gibi hissettim. Yaşayacağız. Teşekkürler. Onu da yaşayacağız. Bu arada yassada yargılamaları diye çok zor bir dansın varlığından haberdarım. Ama ne gerek varmış? Ya o kadar şey yaşatmışlar. Anneannem öyle söylüyordu yani. Gerek yok. diye düşünüyor anneannem. Bu onun fikri. Ama ben tam hakim değilim. Hiç o dansı canlı canlı izleme şansım olmadı. Şöyle bir yassada yargılamaları olsa da izlesem. Ama işte anneannem katılmıyordu. Bence onlar yaşanmamalıydı anneannem için. Ben de mesela Konya kapatmasına pek gelemiyorum abi. Yapamıyorum yani. Çok benlik değil. Böyle şeyler kişinin kendi iradesiyle gireceği yollar gibi geliyor bana. Kesinlikle öyle. Yani kişi Konya kapatması oynar ya da oynamaz. Aile zoruyla, çevre zoruyla oynanacak bir şey değil bu. Kesinlikle değil. Öyle bir baskı hoş değil gibi geliyor bana. Yassa'da yargılamalarını ben de duymuştum. Nazlı Ilıcak oynuyordu hatta. Öyle izlemiştim ben televizyondan. Hatırlıyorum, zor bir dans. Bu arada dans dans diyoruz ama belki de dans olamayacak kadar halk oyunudur bu saydıklarımız. Çünkü biliyorsunuz Samet Bey, halkımızın kendinden geçerek icra ettiği şeylere belli çevreler oyun der.
-"Dans demez. Dans olamayacak kadar oyun." diye geçer. Vallahi yani dans mıdır, oyun mudur ben o ayrımlara çok hakim değilim, çok da ilgilenmiyorum açıkçası ama bir şeyin dans ya da oyun olmasında tek kriterin kendinden geçmek olduğunu düşünmüyorum. Yani Anadolu'da şöyle bir ayıplama olacağını düşünmüyorum ben. Abi yeterince kendini vermedin, dans mı bu? Bir zamanlar oyun kavramı üstüne tez yazımına girişmiştim ki o sene çok badireler atlatıldı, çok karlar yağdı, çok yollar kapandı o sene.
Akademik takvim yaprakları bir bir döküldü. Beni gerçekten geçmişe götürdünüz Fethi Bey. Benim de o zamanlar verdiğim çabaya mesela dans denemiyordu. Oyun. Olsa olsa yaşantı. Yaşantı mı? Konumuza dönecek miyiz peki yani? Sence gerek var mı? Ya da daha iyi bir soru sorayım, herhangi bir konumuz var mı bizim? Hazır ortada dişe dokunur, protein yönünden zengin bir konumuz yokken, müsaadenle yepyeni bir formatla geliyorum Sametciğim. Hazır mısın? Yolla gelsin.
Aynen öyle kardeşim. Ben kimim? Sence nasıl biriyim? Rica etsem beni eleştirir misin programına? Hepiniz hoş geldiniz. Birazdan okuyacağım paragraf beni tanıtır nitelikte olacak ve Samet abiniz bende yanlış bulduğu her şeyi bana rahatlıkla söyleyebilecek. Kıyasayı eleştirebilecek. Ben de istediğim yanıtları vereceğim ve aramızda nitelikli bir iletişim gerçekleşmiş olacak. Süremiz 5 dakika. Hazır olduğunda başlayabiliriz Samet. Kavga mı ediyoruz? Yaşasın. Ben de bunu bekliyordum. Hemen başlayalım. Şimdi söyleyeceğim şeyler benim düşüncelerim. Katıldığın yerlerde katıldığını, katılmadığın yerlerde ise katılmadığını rahatlıkla ifade edebilirsin. Tabii ki. Başlıyorum. Buyurunuz. Benim için eğitimin amacı bilgi değildir. Bilakis Allah korkusunu aşılamaktır. Allah korkusu çocuklara o yaşta verilmezse ki bu konuda eğitimde sıkıntılarımız var, şu gördüğümüz tablo ortaya çıkar. Bu sefer ateistle deistle mi uğraşacağız? LGBT ile mi uğraşacağız?
Uyuşturucuyla mı uğraşacağız? Şaşırırsınız. Bakın şaşırırsınız. Bunu verdik verdik, veremedik. Kendi çocuklarımıza bile yabancılaşıyoruz. Bak kendi torunlarımız dahi bize yabancılaşıyor. İnanç konusunda devlet, millet, kişi, aile olarak her şeyi yapmamız lazım. Önce anne kucağı, arkasından okul. Anneler çok veballi. Çocuğa küçükken kıyamıyor. Sabah namaza kalkamaz, yatsın uyusun diyorlar. Babası gitsin diyor, annesi gitmesin diyor. Bir siyasi mesele değil bu.
Zihniyet meselesi. Öncelikle ilk cümlenizi tekrarlamak isterim. Benim için eğitimin amacı bilgi değildir. Bilakis Allah korkusunu aşılamaktır. Bu cümlede size ait olduğunu düşündüğüm tek bir kelime var. O da bilakis. Şarkısını bile yapmıştınız. Sinert Baba grubunu merak eden açar dinler. Geriye kalan hiçbir kelime ağzınıza yakışmıyor Fethi Bey. Eğitimin amacı Allah korkusuysa kutsal kitabın amacı da geometri öğretmek o zaman. Analitik geometri o zaman.
Eleştiri için teşekkür ederim öncelikle. Şöyle izah edeyim. Benim az evvel konuştuklarımla bir alıp veremediğiniz varsa eğer, sizin muhtemelen devletin menfaatleriyle aranız kötü, ya da daha başka şahsi bir hesabınız var, gizli bir ajandanız var Samet Bey, ya büyük resmi göremeyen bir astimatsınız, Ya da siyasi iradeniz bazı kandillerin yağı olmuş durumda. Yönetiliyorsunuz ve emir alıyorsunuz. Türkiye'yi karıştırmak fikri bence sizin hoşunuza gidiyor ve sizi heyecanlandırıyor. Ben bunu böyle anlıyorum. Nacizane düşüncem.
Öncelikle tebrik ederim. Otobot hükümet sözcüsü üretmişsiniz. Her türlü eleştiriye hain, zındık, terörist üçlemesinden biriyle karşı hamlede bulunuyorsunuz. Umarım yapay zeka daha da gelişir ve toptan tartışma işini bırakırız ülkece. Benim de böyle bir temennim olacak. Benim dikkatimi bir nokta çekti. Bilinçaltınıza dair bir şeyleri ele veriyor. Allah korkusunun karşısına sırasıyla koyduğunuz şeyler şöyle. Ateist, Deist, LGBT, uyuşturucu... Aklınızca önce insan Allah'ın varlığı konusunda şüpheye düşüyor. Ondan sonra olanlar oluyor. Sonra yönelimleri ve tercih ettiği renkler değişiyor. En sonunda da mançiz olarak çikolatalı pizza söylüyor. Benim gördüğüm böyle. Ben sizi daha az STV dizisi izlemeye davet ediyorum. Böyle bilinç dibi olmaz olsun. Teşekkürler.
Cümlelerinizi sabırla dinledim Samet Bey. Böyle zararlı bir neşriyat okur gibi. Tahammül ettim desem daha doğru olur. Fakat yapay zekadan bahsederken umarım dediniz. Sizin ihalarla sihalarla, bu ihaların sihaların faaliyetleriyle bir alıp veremediğiniz var mı? Varsa ne? Bunu dinlemek isterim.
Faturalarınızı ödüyor musunuz? Bana ödemiyormuşsunuz gibi geldi. Fikirlerinizden ve yan yana getirdiğiniz kelimelerden dolayı. İnceden bir GBT'nize bakabilir miyim Samet Bey? Tartışmaya bir ara verip. Eleştiri için çok teşekkür ederim bu arada. Zavallı bir idrakın pençesinde batı hayranlığı soluyorsunuz. Ürettiğiniz tek şey nefret. Sizinle birlikte yaşamak mümkün değil. Ben sizi sevmedim, ben sizi sevmedim, ben sizi sevmedim.
Değerli kardeşim ben senin terör örgütü dediğin bir şeye değil mi dedim? O terör örgütü değildir mi dedim? Konu ne tam olarak yani? Bu sefer de şöyle deneyelim o zaman. Tamamen bağlantısız bir şey anlatayım ben. Bakalım yine aynı cevap mı gelecek? Fethi Bey, altın zehirli kurbağa, Kolombiya'nın yağmur ormanlarına özgü bir zehirli ok kurbağasıdır. Küçük boyutuna rağmen bu kurbağa gezegendeki en zehirli mevcut hayvan türü olarak kabul edilir.
Şimdi Samet Bey siz millet bahçelerini yeteri sıklıkla ziyaret etmediğiniz için oradaki gelişmelerden haberdar değilsiniz. Şu anda millet bahçelerinde ekseriyetle altın zehirli kurbağalara yönelik onları yaşatmak suretiyle çok büyük çalışmalar var. Tadilat, boyama, peyzaj çoğu bitti sayılır. Ama siz ne anlarsınız ki? Yani altın renkli kurbağadan sen ne anlarsın? Şunu da sorayım mesela sen aydınsın ya, okumuşsun ya sen. Eğitim görmüşsün. Ben karanlık mıyım?
Ya senin fikrince ben karanlık mıyım yani? Yetişememiş miyim oraya? Siz küçücük mahallelerinizde tek bir altın renkli kurbağa bile görmeden yaşayacaksınız, tiksineceksiniz, daha da göreceksiniz bizim kim olduğumuzu. Sizi hiçbir şeyden de anlamıyorsunuz. Ben bu çıkarımı yaptım bu kısa sohbetten. Ama umarım sorunuzu en sağlıklı, en kapsayıcı biçimde yanıtlayabilmişimdir. Yepyeni
bir konu İki yaz öncesine dair bir haber benim karşıma yeni çıktı. Bu haberdeki sıcaktan bunalmış esnafı o kadar iyi anlayabiliyorum ki Fethi. Okumak istiyorum müsaade edersen. Neymiş abi, nasıl bir habermiş? Arnavutköy'de bir ambalaj dükkanının önünde sergilenen vantilatörü gözüne kestiren hırsız sokakta birkaç tur attıktan sonra cihazı çaldı. Ürünün eksik olduğunu fark ettikten sonra güvenlik kameralarını izleyen iş yeri sahibi hırsızlık karşısında şok olurken duruma bunların hepsi sıcaktan
''Normal sıcaklar yaşamıyoruz.'' diyerek tepki gösterdi. Çok güzel bir boşvermişlik seviyesi. ''Sıcak ya, normal. Boşver şimdi bunları.'' gibi bir havası var. Ben bayıldım. Bir dakika abi, tam olarak anlayamadım. İş yeri sahibinin bu boşvermişliğinin nedeni ürünün eksik olması mı? Yani çalınan vantilatör eksik olduğu için ''Ama zaten eksikti ya.'' gibi bir tepki mi vermiş? Yoksa bayağı fişe takılan teşhir ürünü mü çalınmış? Yani çalışan vantilatör mü çalınmış? Ben şöyle anlıyorum açıklamadan. Bunların hiçbirinin önemi yok. Bu sorduğun soruların bir tanesinin bile zerre kadar önemi yok. Çok sıcak olduğu için hepsi mümkün. Bu ihtimallerin birinin diğerinden zerre farkı yok. Ben böyle anlıyorum. Yani iş yeri sahibinin iş disiplini konusundaki genişliği bana İspanya'yı, Yunanistan'ı falan hatırlattı. Birkaç dakikalık siesta için günlük giroyu gözden çıkaran Akdenizli esnafa da selam olsun buradan. Tam o genişlik yani.
Bak devamında hatta şöyle şeyler diyor esnaf. Biz burada ambalaj işi yapıyoruz. Akşam saatlerinde birisi gelmiş, vantilatör çalmış, götürmüş. Ben ilk defa karşılaştım. Havalar sıcak. Sıcaktandır diye umuyorum. Biz kim olduğunu bulduk. Şikayetçi olmayın dediler. Olmadık. Gelip özür dileyecekmiş. Bilmiyorum. Ama sıcaktandır. Bunların hepsi sıcaktan. Normal sıcaklıklar yaşamıyoruz.
Bu arada iyi gidiyor. Ondan çalmış olabilir. Ne iyi gidiyor, hiçbir fikrimiz yok. Artık sıcaktan dili de dolanmaya başladı. Yani yaptığı açıklamaya, gerekçeye kendisini kaptırdı. Artık o sıcağın içinde konuşmaya başlıyor. Bir gerekçe koydu, o gerekçeye göre davranıyor. Muhteşem bir insan.
Gerçekten ama gerçekten koca yürekli biriymiş Samet ama bu iyi niyetlilik bence bir noktada esnaflığına gölge düşürmekle kalmaz, bir de o gölgeye şelzon katar, güneşlenir falan. Bu kadar iyi niyet anlayışın böylesi yapsa yapsa kazanç düşürür, bunun aksi görülmemiştir. Mesela dikkat et gaddar bakkallar var ya böyle suratı asık, elinde poz cihazı, o bakkallar diğer bakkallara göre daha çok kazanıyor. Sigarayı karttan çekerken üzerine koyduğu komisyonu böyle acına acına anlatırlar ya. Biz de istemiyoruz aslında üzerine koymayı da işte öyle oluyor. Ne kadardı? Koy bir 4 lira falan. Hani o mizaçtaki bakkallar kesinlikle kazanıyorlar. Diğer yandan Arnavutköylü esnafın hırsızlığın gerekçesi konusundaki çizgisi oldukça net. Hani şöyle bir izlenimim oldu benim. Eğer bu hırsızlığın nedeni sıcaklarsa buyursun çalsın. Ama bu hırsızlığın nedeni, atıyorum kleptomaniyse ya da başka bir şeyse o noktada da kızacak. Öyle anlıyorum. Bu hırsızlığı meşru kılabilecek tek şey sıcaklar, tutarlı. Demin bahsettiğin bakkallar gibi bakkallar var hakikaten. Sürekli şöyle konuşuyorlar, ''Abi yalnız komisyon çekiyor. Bak bence nakit ver bak. Nakitin yok mu? Erkek değil misin? Komisyon çekiyor diyorum. Zengin misin? Bize de sigara al.''
Bak fazladan 4 lira çekti. Senin için dedim. İyilik yaramaz ki senin gibilere. Böyle bakkallar var hakikaten. Hakikaten daha fazla kazanıyor onlar. Arnavutköyli esnaf da belki böyle biri ama sıcaktandır herhalde.
Aklıma ne geldi? Bir ara İrlandalı bir boksör esnaf dövmüştü İstanbul'da. Kutu kola alırken düşürmüştü de esnaf üstüne mi yürümüştü, öyle bir şey olmuştu. Adam da boksör çıkmıştı böyle Yeşilçam klişesi gibi. Mutluyduk be. Güzel zamanlardı, ne diyorsun? Ben mevcut zaman çocuklarına çok üzülüyorum Samet ya. Tablet de tablet, ekran da ekran. Salçalı ekmek, İrlandalı turiste esnaf dayı. Bütün bunların hiçbirine tanıklık etmeden bu şekilde nasıl yaşıyorlar,
gerçekten anlamlandıramıyorum. Susurluk kazası yok, Ümraniye sapığı yok, BBG Eray yok, Serkül yok mesela, Cem Özer yok. Gerçekten üzücü, üzücü bir dönem. Samet bu arada Ümraniye sapığının olayı tam olarak neydi? Nelerden keyif alıyordu Ümraniye sapığı? Yani neyi ne şekilde yanlış ifade etti de ismi Ümraniye kazanovası değil de Ümraniye sapığı oldu? Çünkü hayat öyledir ya, belli şeyler performe edersin, bir anda Ümraniye kazanovası da olabilirsin. Doğru.
Ama o bir takım şeyler yapmış ve Ümraniye sapığı olmuş. Ümraniye sapığı hangi konuda yetersiz bir performans sergiledi? Hani insanlara yeterince hitap edemediği aşikar. Çünkü öyle bir isimlendirmeki kimse mutlu değil. Yemek sepetindeki yorumlarda olur ya işte 5 üzerinden 1 falan.
Bence tam bir sapık, ben sevmedim gibi yorumlar. -"Sapıkları sapık yapan üstündeki zandır." demek istiyorum. Ben bu konuya böyle bir yorum getirmek istiyorum. -"Sapığı altın kafese koymuşlar, ben yine de elimde şırıngayla Taksim Meydanı'nda dolaşsam daha keyifli olur benim açımdan." demiş. Ümraniye sapığı olayına dair ben bir tek şey hatırlıyorum. Tüm haber kanallarında bir robot resim dolaşıyordu. Ama robot resim Türkiye'de yaşayan iyi beslenmemiş, kara kuru ne kadar erkek varsa hepsine benziyordu. Yani birdenbire Türkiye'nin %10'u falan zan altında kalmıştı. Ona benzememek için saç uzatmaya başlayanlar vardı. Top, sakal hiç yakışmamasına rağmen. Herkes bir ara sırf bu yüzden bırakmıştı. Öyle bir şey hatırlıyorum ben. Çok doğru bir konuya parmak bastın Samet. Türkiye'de kesinlikle belli başlı prototipler var ve bu durum ayırt etmeyi çok zorlaştırıyor. Agatha Christie şu dönemde Türkiye'ye gelse ve kurguladığı anlatıda Türkiye'li bir çocuk olsa mesela, İstanbul'da efendime söyleyeyim Pera Palas'ta geçen bir olayı anlatırken, sahte ikardi forması haricinde referans verebileceği hiçbir aksesuar yok. 2024 için söylüyorum bunu. Başka bir şey üzerinden tarif edemez, çocuğu betimleyemez yani. Bununla birlikte yine çağımızda herhangi bir erkek bireyin fiziksel görünümünü tarif ederken Semih Cenk'ten mutlaka bahsetmek zorundayız gibi geliyor bana. Bir ulus düşün Samet. Erkekleri Semih Cenk, çocukları sahte ikardi, orijinalde değil.
Hani fotokopi makinesinde çoğaltılmış çipli kimlik kartları gibi bir ulus. Bir noktadan sonra gen haritası da muhafazakarlaşıyor. Üçengeçleşiyor, ben öyle biliyorum. Semiceng tamam diyor mesela. Buna benzetsek yeterli. Her şeyi topluyor, kişi sayısına bölüyor. Sonuç Semiceng ise Semiceng. Abi bu arada sürekli Semiceng deyince benim başıma ağrı girdi daha önceden. Hiç dememişim. Peş peşe Semiceng deme sakın. Böyle beyincik taraflarına doğru böyle çok böyle tizden bir ağrı girmeye başladı. Kötüymüş. bir geçiş müziği
Yine sağa sola saldırdığımız, anlamsızca genellediğimiz, ahkam kesmek adına insanlara valilik onaylı İBAN dağıttığımız bir bölüm daha geçti gitti Sametçiğim. Buradan da takipçilerimize seslenelim. Bu zorlu kış aylarına girerken heybenizde C vitamini, çinko, propolis ve orta sınıf kibri bulundurmayı ihmal etmeyin. Bakın biri üzecek, diğeri de üzülecek. Benim 32 senede insan ilişkilerinin her türlüsünden anladığım bu oldu.
Siz siz olun, üzün. Üzen olun, üzülen olmayın. Baktınız olmuyor, basarsınız dilekçeye ayrılırsınız. Ne olacak canım, sizden kıymetli mi ya? Canınız sağ olsun. Biz bölüm kaydederiz. Ayrıca 2 Kasım'da Kült Kavaklıdere'deki canlı podcast gösterimize de herkesi bekleriz. Aynen öyle kardeşim. Aynen öyle kardeşim Aynen öyle kardeşim
Aynen öyle kardeşim Aynen öyle kardeşim
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.