Podcast

183 - Fikrini Gerçekleştirme Cesareti: Girişimcilik

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Girişimci, yeni bir iş kuran ve bu süreçte en fazla riski kendisi alırken en fazla kazanımı da yine kendisi sağlayan kişidir. Girişimciler, ekonomide anahtar bir rol oynuyorlar, ama bu kadar büyük başarıların başlangıç noktası aslında bir hiçlikten ibaret. Daha doğrusu ilk başta elde olan tek şey, bir fikir. 111 Hz'in bu bölümünde, tutkularımızı pusula olarak kullanırken harekete geçmemizi sağlayan o enerjiyi konuşacağız. Çünkü, fikrimizin peşinden gidebilmek hem yetenek hem de cesaret işi.



Sunan: Barış Özcan

Hazırlayan: Gülşah Dim

Ses Tasarım ve Kurgu: Metin Bozkurt

Yapımcı: Podbee Media



Bu podcast Build Your Store hakkında reklam içerir.

Yapay Zekayla ücretsiz e-ticaret sitenizi hazırlamak için https://www.buildyourstore.ai/baris-ozcan adresini ziyaret etmeyi unutmayın.


Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!

Bölüm Transkripti

3.136 kelime · ~16 dk okuma

Öyle hikayeler vardır ki sizi başka bir yere ışınlar. Bazen ilhamı buluruz vardığımız yerde, bazen de harekete geçme cesaretini. 111. frekansta o hikayelerin izini sürüyoruz. Hadi başlayalım.

Demek altın bileti kazanan son şanslı çocuk sensin. Fabrikama hoş geldin. Ama boyun da bir çocuğa göre fazla uzunmuş doğrusu. Hormonel bir bozukluğun olmadığına emin misin? Willi, benim. Barış. Ah, Barış. Selam. Ben de bu nasıl çocuk diyordum. Neyse ki senmişsin eski dostum. Uzun zaman oldu değil mi? En son galiba... Cam asansörünü kullanmıştım. Evrendeki dikey yolculuğumuz bölümü için. Aaa evet evet. Çarpmadan getiren tek kişi sensin doğrusu. Bir yıldan fazla oldu. Ben o asansörle sonra tüm dünyayı gezdim neredeyse. Gerçek çikolatanın peşinden gittim. Amazon'un kalbinde. Kakao çekirdekleriyle konuşan bir kabileyle aynı çadırda kaldım. Kutuplara seyahat ettim. Hatta beyaz çikolatanın buzullardan yapılmış bir versiyonunu da orada geliştirdim. Vay çok etkileyici. Ama sana sadece başarı hikayelerimi anlatmak büyük haksızlık olur.

Çünkü asıl eğlence tutmayanlardan çıkıyor. Sakız faciasını hatırlarsın. Ah evet, maalesef hatırlıyorum. Veyaletin hala mor olduğu söyleniyor. Hmm, neyse. Bak, uçan şekerlemeler. Çikolatadan küçük tatlı kanatlar yapmıştım. Ama bir rüzgar çıktı mı, herkesin suratına yapışıyor barış. Tamamen zarar. Hoş değil tabii. Zamanında yolculuk trajelerini daha üretim bandındayken durdurdum. Değince çocukluğuna döndüğüm bir formül geliştirmiştim.

Transkriptin tamamını oku

Ama etkisi biraz fazla uzun sürüyor. Tüm fabrika birkaç saatliğine anorkuna dönünce... ...eğlenceli olsa da verimin düştüğünü söyleyebilirim. Yine de bunlar benim sevdiğim başarısızlıklar. İlhamı böyle yakalıyorum. Bilmiyorum bazıları bana biraz riskli duyuldu. Heyecan da orada ya. Risk bu işin doğasında var. En azından benim anlayışım böyle. Klasik madlen çikolatalar da yapabilirdim ama... ...o zaman farkım nerede kalır?

Biraz kaos olmadan kakaonun gerçek lezzeti ortaya çıkmaz eski dostum. Benim şimdi bir ürün testine girmem gerekiyor. Çikolatadan müzik aletleri. Bateri ve flütte sorun yoktu ama gitar biraz zaman alacak gibi duruyor. Gitmeden önce şu kutuyu da al. İçindekiler hakkında fikirlerini merak ediyorum. Görüşürüz Willi. Her şey için çok teşekkürler. Gerçekten kendine has bir arkadaşımız.

Neyse. Evet arkadaşlar tekrar hoş geldiniz. Doğrusu canım sadece tatlı bir şeyler çekmişti. Nasıl oldu anlamıyorum. Kendimi birdenbire burada buldum. Ama görünen o ki doğru karar vermişim. Kocaman bir kutu çikolatamız oldu. Uff yalnız bu da ne ağırmış ya böyle. En iyisi stüdyoda açmak. Sizinle orada görüşürüz.

Ses değiştiren gofret. Derin uyku şekerlemeleri. Çikolatadan iskambil destesi. Duyguya göre renk alan lollipop. Bunlar ne ya? Evet arkadaşlar tahmin edersiniz ki sevgili Willy Wonka bir tane bile normal çikolata koymamış bu kutunun içine. Tamamı RG ürünü diyebiliriz.

Hmm, denemeye çekindim doğrusu. Biliyorsunuz Wonka mizacı gereği risk almayı biraz seviyor. Hatta başarısını biraz da buna borçlu galiba değil mi? Tüm o seyahatler, denediği formüller... Hatta böylesine farklı bir fabrika konsepti bile eğer ki o maceralara atılmayı sevmeseydi olmazdı muhtemelen.

Fakat risk almak her zaman başarıyla sonuçlanmayabilir elbette. Wonka bir çikolata imparatorluğu kurmuş olabilir ama geçmiş pek çok başarısız girişimcilik örneğiyle dolu. Tutmayan fikirler, kaybedilen paralar, hatta yitirilen saygınlık ve hayat sevinci. Evet, farkındayım biraz dramatik oldu ama girişimcilik gerçekten de büyük cesaret gerektiren bir iş.

Neyse, şimdilik bu çikolataları bir kenara koyalım da gerçekten girişimcilik ne demek, girişimci ne demek biraz onu konuşalım isterseniz. Çünkü bunlar sık duyduğumuz kavramlar olsa da sanki daha bir somutlaştırmaya ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum ben. Girişimci özünde yeni bir iş kuran ve bu süreçte en fazla riski kendisi alırken en fazla kazanımı da yine kendisi sağlayan kişidir arkadaşlar. Tabi burada kurulan işin kazanç getirdiğini farz ediyoruz değil mi? Girişimciler ekonomide çok anahtar bir rol üstleniyorlar çünkü becerileri, ihtiyaçları fark etmeleri ve inisiyatif alabilmeleri sayesinde piyasaya yeni fikirler kazandırıyorlar.

Bu fikirlerin başarılı olması ve kendisi için harcanan miktardan daha fazlasını getirmesi durumunda girişimci de kar sağlamış oluyor. Girişimcilerin ekonomi için önemini size şöyle açıklayabilirim. Gerçekten başarılı bir girişim, pastada herkesin payını çoğaltabilir. Mesela hepimizin tanıdığı bir isim, Bill Gates. Henüz Harvard'da lisans öğrencisiyken, BASIC adını verdiği ilk mikro bilgisayarı geliştiriyor ve 1975'te Microsoft'u kuruyor. 80'li yıllarda IBM, Bill Gates'ten bilgisayarları için bir işletim sistemi sağlamasını isteyince, bugün bilgisayarların neredeyse %90'ının kullandığı Windows yazılımı ve Office programı ortaya çıkıyor.

Buna bağlı olarak iş yerlerinin verimliliğinin artması, ekonomiyi canlandırmaya ve yaşam standardını yükseltmeye yarıyor kısacası. Ama bu kadar büyük başarıların başlangıç noktası aslında bir hiçlikten ibaret. Daha doğrusu ilk başta elde olan tek şey bir fikir. Girişimci kelimesi İngilizce'de entrepreneur olarak geçiyor. Kelimenin kökeni ise aslında Fransızca ve entreprendre yani bir şeyi yapmak, onu üstlenmek anlamlarına geliyor. Kelimeyi akademik çerçevede kullanan ilk ekonomist ise 1730'da Richard Cantillon olmuş ve girişimciliği bir iş girişiminin bireysel yüklerini üstlenmeye olan gönüllülük olarak tanımlamış kendisi.

Ama girişimcinin tam olarak kim olduğu noktasında değişik teoriler mevcut. Bunlardan en ünlü olanlarıysa birbirlerine zıt düşünceye sahip olan 20. yüzyılın iki önemli ekonomisti Joseph Schumpeter ve Israel Kirzner. Schumpeter'a göre girişimcinin rolü inovasyon yapmak. Yani bir ekonomiye yeni ürünler ve üretim yöntemleri kazandırarak bir değişimi başlatmak. Schumpeter'ın kitabında girişimci ekonomide yıkıcı bir güç.

Bu yaratıcı yıkım yeni ürünleri piyasaya dahil ederken başka ürünlerin unutulmasına sebep olabiliyor. Sean Peter bunu faydalı ve gerekli bir süreç olarak değerlendirmiş. Yaratıcı yıkıma pek çok örnek verebiliriz değil mi? Arabalar var mesela, bilgisayarlar, telefonlar, hatta elektrik bile. Fakat Koerzner bu tanımın karşısında duruyor ve girişimciliği bir keşif süreci olarak görüyor.

Ona göre girişimci önceden gözden kaçırılmış kar fırsatlarını fark eden bir kâşif. Keşfedilen bu yeni fırsat ürüne dönüşüyor. Piyasadaki rekabet yani başka fikirler ve muadiller bu ürünün önüne geçip kar şansını ortadan kaldırıncaya dek de varlığını sürdürüyor. Körzner için girişimci yıkıcı değil, aksine dengeleyici bir güç.

Tabii ki bu tanımlar oldukça çeşitli olan girişimci ve girişimcilik türleri için sınırlı kalabilir. Günümüzde birbirinden farklı pek çok model var. Ama gelin bunların arasında öne çıkan esas dörtlüye bir bakalım şimdi. Küçük işletme girişimciliği, ölçeklenebilir girişim, kurumsal girişimcilik ve son olarak sosyal girişimcilik.

Aslına bakarsanız yerel bir hamburger zinciri işletmek veya bir illüstratör olarak hizmet sunmak küçük işletme girişimciliği çatısı altında sayılabilir. Günün sonunda bu iş fikrini geliştiren, aktif hale getiren ve sürdüren sizsiniz değil mi? Elbette ki bunu yapmak finansal bir birikim istiyor. Dolayısıyla kimileri ortaya kendi sermayesini koyarken, kimileri de crowdsourcing gibi kaynaklara veya yatırımcılara dönüyor.

Burada başlangıç için gereken bütçeyi iyi hesaplamak ve doğru iletişimleri kurmak çok kritik. Ölçeklenebilir girişimin biraz daha iddialı bir hedefi var. Burada amaç hızla büyüme potansiyeline sahip olan bir iş fikri geliştirebilmek. En önemli şey piyasadaki acil bir ihtiyacı kısa sürede doldurmak ve hızlıca genişletmek. Bu kadar hızlı büyüyebilmek için haliyle son derece iyi düşünülmüş bir üretim ve pazarlama stratejisine ihtiyaç oluyor. Bu modele örnek olarak mesela Uber'i gösterebiliriz. Sınırlı bir alanda ihtiyaca yönelik olarak başlayıp küreselleşen bir uygulamadan bahsediyoruz sonuçta.

Fikir ise bilgisayar mühendisleri Travis Kalanick ve Gerrit Kemp'in konferansa katılmak için gittikleri Paris'te tek bir taksi bile bulamamaları üzerine ortaya çıkmış. Yani aslında kendi ihtiyaçlarından yola çıkan bu ikili, bu ihtiyacın çok daha genele yayıldığını fark edip harekete geçmiş. Şimdi gelelim görece biraz daha az risk barındıran bir modele. Kurumsal girişimcilik. Büyük ve köklü bir şirkette yeni bir ürün, hizmet ya da fikir konusunda inovasyon yapabilir. Piyasadaki değişimi iyi gözlemleyen şirketler, var olan markalarını bu sayede çok daha değerli, çok daha popüler hale getirebilirler.

Buradaki en önemli faktör yeni trendlere ve ihtiyaçlara geç kalmadan cevap verebilmek. Hatta en sadık müşterilerin bile tercihlerinin değişken olabileceğini fark edip yarışın içinde kalmak. Ve son olarak sosyal girişimcilik. Bu model bir ürünü ya da hizmeti piyasaya sokmaktansa toplumsal sorunlara parmak basmayı ve yeniliği burada yaratmayı hedefliyor.

Aklınıza gelen her türlü problem olabilir. Mesela çevre kirliliği, gelir eşitsizliği, eğitime erişim. Eldeki zaman ve para sosyal sorumluluk dahilindeki hedefler için kullanılarak gezegen ve insanlığın kar etmesi amaçlanıyor. İşin güzel tarafı, bunu sadece kar amacı gütmeyen bir kuruluş yapmak zorunda da değil. Büyük şirketler büyük değişimlere imza atabilirler. Örneğin bir elektronik şirketi var, LSTN diye bir şirket, bir ses şirketi. Bridget Hilton ve Joe Hough'un işitme cihazı sayesinde kendi sesini ilk kez duyan bir kişinin videosunu izlemeleri sonucunda kurulmuş.

sesin ve müziğin gücüyle dünyada değişim yaratmaya karar verdiklerini söyleyen bu ikili, Starkey Hearing Foundation'la ortaklıkları sayesinde 50.000'den fazla kişiye işitme cihazı ulaştırmış ve bu misyonlarını hala sürdürüyorlar. Gerçekten çok anlamlı. Elbette tıpkı her insan gibi her girişimci de birbirinden farklı karakter yapılarına ve en önemlisi de farklı amaçlara sahip.

Yine de kategorize edecek olursak diye girişimci tipleri de dörde ayrılmış. Ama ben onları düz bir şekilde anlatmak yerine kendilerini tanıtma şansı bulsalar çok daha iyi olur diye düşündüm. Ve işte karşınızda girişimci personeları. Selam millet, ben Builder. Yani kısaca işi kuran, yapılandıran kişi olarak düşünebilirsiniz. Amacım kısa sürede ve ölçeklenebilir girişimler yaratıp sadece birkaç yıl içerisinde 5 milyon doların üzerinde kar etmek. Ama tabi bu kadarı yeterli mi? Asla! Hedef 100 milyon dolar ve üzeri. Baştan güçlü bir iskelet kurmak için, yetenek avuzundaki en iyileri seçip, en iyi yatırımcıları çekmek benim süper gücüm gibi bir şey.

Hızlı büyüme, yüksek kar, mottom budur. Bu yüzden bazen sağım solum belli olmayabiliyor. Happy diyenler de var ama atik olmazsanız fırsatları kaçırırsınız. Selamlar, ben Opportunist, yani fırsatçı. Şimdi böyle söyleyince pek iyi duyulmadı, farkındayım ama bu tamamen finansal fırsatları görebilmek ve bunu lehine çevirmekle alakalı. Trene doğru zamanda bin, büyüme süresince yerinde kal ve işletme zirve noktasına ulaştığında da o trenden atla. Doğru fırsatı doğru anda yakalamaya fazlaca önem verdiğinden dürüst olduğunu söyleyenler çıkabilir fakat zamanlama her şeydir.

Evet, ben de specialist yani uzmanım. Analitik bir zekaya sahibim. Öyle fazla risk almayı da sevmem. Biz genellikle seçtiğimiz bir alanda çok güçlü olur ve bu alanın üzerine gideriz. Network ve referanslar sayesinde piyasada kendimize bir yer ediniriz. Evet, bazen burada gördüğünüz diğer girişimcilere göre daha yavaş bir büyüme sağlayabilir bu. Ama sağlam ve yıkılmaz bir sistem iki günde kurulmaz. Benim için önemli olan kalıcı.

Merhaba merhaba, ben de Innovator. Genelikçi diyebiliriz. Bizden çok yok, daha nadir bulunuruz. Daha önce kimsenin düşünmediği harika bir fikir veya ürün yaratırız. Thomas Edison, Steve Jobs, Mark Zuckerberg örneklerden bazıları. Yetenekli ve tutkulu olduğumuz alanda vizyonumuzu da katarak çalışır, sonra da bundan bir iş fırsatı oluşturmaya çalışırız. Para tabii ki önemli ama bizi asıl heyecanlandıran şey toplumda meydana getireceğimiz etkidir. Yaratıcı zihinler olarak genellikle fikir bulmayı idari işlere tercih ederiz.

Bu yüzden de günlük operasyonları bu işlerden anlayanlara bıraktığımız çok görülür. Ama dünyayı değiştirecek fikirler monotonluk içinde bulunmaz sonuçta. Öyle değil mi? Evet, sanırım hepsini yeterince tanımış olduk.

Güçlü ve zayıf yanları birbirinden farklı olsa da aslında iyi girişimcilerin pek çok karakter özelliği paylaştıklarını bölümün devamında konuşacağız. Bunlardan belki de en belirgin olanı bir şeyleri başlatmak için duyulan enerji ve inisiyatif alma motivasyonu. Bu kişiler bir fikir jeneratörü gibi çalışmanın yanı sıra somut adımlar atmak konusunda da çekinmiyorlar. fırsatları takip ediyorlar, zamanın ruhunu yakalamaya çalışıyorlar ve elbette bunu verimliliğe dönüştürüyorlar.

Bilgisayarlardan bahsetmiştik mesela. İnternetin gelişimi, sosyal medyanın yükselişi ve son zamanların inkar edilemez gücü çalışma şeklimizi tamamen değiştirecek olan yapay zeka da işte bunlarla paralel. Günümüzde yapay zeka bir şirketin kurulumundan diğer operasyonel kararlarına kadar hiç tartışmasız çok kritik bir zaman kazanma aracı. İşte tam da bu noktada buildyourstore.ai girişimcilik fikirlerinizi hiç vakit kaybetmeden gerçekleştirmeniz için devreye giriyor. Ürünlerinize güveniyorsunuz. Farklı ve yeni bir şey sunduğunuzu da biliyorsunuz. E o zaman tek bir adım kaldı. Onları potansiyel müşterilerle buluşturmak. Yapay zeka destekli bir platform olan buildyourstore.ai sıfırdan Shopify mağazası açmak isteyen girişimciler için tasarlandı. Üstelik tamamen ücretsiz.

Build Your Store üzerinden açılan Shopify üyelikleri ise ilk 3 ay yalnızca ayda 1 dolar. Gelişmiş algoritmaları sayesinde seçtiğiniz kategoriye özel en çok satan 10 ürünle birlikte sadece 2 dakikada satışa hazır bir e-ticaret sitesi kurabiliyorsunuz. Mağazanız tek tıkla hazır hale geldikten sonra da Auto DSA entegre edip ürün eklemeyi ve sipariş yönetimini otomatik hale getirebiliyorsunuz. Devamında e-ticarette ustalaşmak için faydalanabileceğiniz pek çok eğitim ve normalde 200-250 dolar değerindeki premium Shopify teması da yine ücretsiz olarak sizin oluyor. Yani buildyourstore.ai sayesinde siz bahsettiğim o başlatma enerjisini sonuna kadar hissederken yapay zeka yaptığınız girişimi kolaylaştırıp teknolojiyi fırsata dönüştürüyor.

E madem ki enerji ve tutkudan bahsettik, o zaman sizi her ikisini de doruklarda yaşayan bir şehre, New York'a götürmek istiyorum. Ama şimdiki zamana değil, biraz daha eskilere. Yani 1960'ların sonlarına. Bir dans stüdyosundayız. Ama sıradan bir stüdyo değil burası. Bir jazz sınıfı. Ve Gasciardano sınıfındaki öğrencilere ders vermekle meşgul. Yanında da onun hem öğrencisi hem de asistanı olan genç Judy var. Northwestern Üniversitesi'nde dans ve tiyatro okuduktan sonra sanat hayallerini gerçekleştirmek için bu stüdyoda çalışmaya başlamış.

Fakat Judy, yani tam adıyla Judy Shepard Missett, verdiği derslerde bir süre sonra dansçıların bırakma oranının çok yüksek olduğunu gözlemlemiş. Ama bunun neden olduğunu da tam olarak anlayamamış. Eski öğrencileriyle konuşup biraz soruşturduktan sonra aldığı cevaplar onda bir aydınlanma yaratmış. Profesyonel dansçı olmayan katılımcılar derslerin teknik anlamda ağır geldiğini ve asıl amaçlarının daha çok fitleşip kilo vermek olduğunu söylemişler Judy'ye.

Judy'de burada bir fırsat ve yenilik alanı olduğunu fark edip 1969'da Jazzercise adını verdiği kendi özel dans egzersiz sınıfını oluşturmuş. Anladınız mı? Jazz ve egzersize. Kelimelerini birleştirip jazzercise yapmış.

O günden bugüne Jazzersize artık 32 ülkede 8300'den fazla şubesi olan bir marka. Hatta bir dönem popüler kültüre öylesine entegre olmuş ki 2000 yapımı meşhur Christmas filminde Grinch'in günlük programı sabah 5.30'da Jazzersize yapmayı da içeriyor. Günümüzde 81 yaşında olan Judy, kızı Shana ve torunu Skyla ile markayı büyütmeye ve trendlere uygun olarak geliştirmeye devam etmekte. Enerjisini ve tutkusunu hala koruyor anlayacağınız.

Caz ve egzersiz. İlginç bir kombinasyon değil mi? Öyle ki pek çok kişi tarafından daha en baştan egzantrik kabul edilip hiçe sayılabilecek türde bir fikir. Şimdi dans ve fitness'ı birleştiren pek çok program olduğunu biliyoruz ama yıllar önce Judy bu fikri bulduğunda henüz böyle bir şey yaygın değildi. Anlayacağınız kendisi bu konuda öncü olmuş ve dansı sporla buluşturan diğer uygulamalar için bir yol açmış.

İyi girişimcilik fikirleri her ne kadar ilk bakışta uçarı görünseler de aslında mantıklı bir temele dayanır. Bu temele güvenen ve fikri hayata geçirmeye baş koyan kişiler de farklı ya da hayalperest olarak adlandırılmaktan çekinmezler. Günün sonunda fikirleri istedikleri gibi çalışmasa bile her zaman yeni bir yol ve gerçekleştirilecek yeni hayaller vardır çünkü. Başarısızlıklar bir öğrenme fırsatı olarak değerlendirilebilir. Dans, Judy için bir tutkuydu ve o bu tutkusunu öğrencilerinin talepleriyle birleştirmeye karar verdi.

Ama başka bir olasılık da bu tutkusunu apayrı bir şekilde de kullanabilirdi. Nihayetinde önemli olan içindeki enerjiyi somut bir eyleme dökme motivasyonuydu. Girişimcilik, tutkularımızın, yeteneklerimizin ve tabii ki piyasanın ihtiyaç duyduğu şeylerin akıllıca hazırlanmış bir karışımı gibi aslında. Yaratıcılık ne kadar elzemse bunun peşinden gitmek, atılımda bulunmak da aynı derecede önemli.

Ne var ki bazen ileriye gitmekten, o adımı atmaktan bizi alıkoyan şey bugüne kadar dinleyip içselleştirdiğimiz öğretiler olabiliyor. Kabul ettiğimiz bazı yargılar içimizdeki tutkuyu ve enerjiyi değil de korkularımızı dikkate almamıza veya yaratabileceğimiz etkiyi küçümsememize yol açıyor. Bakın şimdi aklıma İngilizce'de çok kullanılan bir söz geldi. Jack of all trades is a master of none. Jack of all trades pek çok konuda bilgisi olan bir kişiyi tanımlamak için kullanılan bir söz. Fakat master of none dediğimiz anda onu hiçbir alanda uzmanlaşamamış, hiçbir alanda derinleşemediği için yüzeysel kalmış biri olarak konumlamış oluyoruz.

Bu değiş genellikle birçok farklı ilgi alanı ve hobisi olan insanlara gelişi güzel yöneltilerek aslında haksız bir ön yargı doğuruyor bence. Yeni şeyler denemeyi, daldan dala konmak ya da kayda değer bir iş yapmamakla bir tutabiliyoruz. Güvenli alanda kalmak, risk almamak, hayatımızın gidişatıyla ilgili erkenden karar almak öğütleniyor hep bize. Erkenden karar almak için de çoğu zaman bilinen, denenmiş yolları tercih ediyoruz. Gençlikte büyük hayaller kurarken, yetişkinlikte tutkularımızı keşfetmenin şımarıkça ya da çocukça olduğuna inandırılıyoruz. Ama size kritik bir detay vereyim arkadaşlar. Bu sözün bir devamı da var ve o da şöyle. Jack of all trades is a master of none, but oftentimes better than a master of one. Yani pek çok konuda bilgi sahibi olmanın sadece tek bir alana yoğunlaşmaktan çoğunlukla daha iyi sonuç verdiğini vurguluyor bu söz. Uzmanlaşmak elbette ki önemli. Fakat hayatta yeni şeyler denemek, algılarımızı açık tutmak ve beceri yelpazemizi genişletmenin değeri de çok çok büyük arkadaşlar. Çünkü ancak bu şekilde kendimizi farklı maceraların içinde bulabiliriz. Ancak bu şekilde fırsatları görebilir ya da yeni kombinasyonlar oluşturacak materyeli ve donanımı edinebiliriz.

Hem sporla hem de ekonomiyle yakından ilgilenmek mesela. Ya da mühendislik eğitimi almış bir şef olmak. Tiyatro yaparken bir yandan psikolog olarak çalışmak. Farklı parçalar, yeni ve alışılmadık sonuçlar ortaya çıkmasını sağlayabilir. Kendinize kattığınız her beceri, sizi başkalarından ayıran özel bir güce dönüşebilir.

Yapay zekadan bahsettik mesela. Buradaki gelişimi takip etmek ve değişimden korkmak yerine o dili öğrenmeye çalışmak sizi öne çıkarabilir. E girişimciliğin ruhunda işte bu var. Akıntıya karşı kürek çekmektense akışta kalmak, dalgalarla yüzebilmek, hatta yeni yüzme stilleri geliştirmek. Çünkü yaratıcılığımızın kaynağı bizde. Geri kalan her şey o kaynağa esas potansiyeline ulaştırmak için sadece bir araç.

O yüzden de girişimci olmak isteyen biri kendine güvenmek, o kaynağa inme cesaretini göstermek ve bir dalgada alabora olmamak durumunda. Gelecekte yapay zeka yaratıcılığı yok edecek ve herkes her şeyi aynı kalıba sokacak gibi bir tedirginlik yaşanıyor. Normal, doğal bir şey bu. Fakat bu korku yapay zekanın doğru kullanıldığı takdirde yaratıcılığı yavaşlatan unsurları ortadan kaldırıp bize yeni keşif alanları açabileceğini es geçmemize de sebep olmasın lütfen.

Biz yeni fikirlerin heyecanıyla kanatlanırken düşüncelerimizi düzenleyecek, bize yol haritası çizecek bir asistana da ihtiyaç duyuyoruz. Fikirlerimizin somut karşılığını bir çıktı olarak görebilmek, daha da yükseğe uçabilmek noktasında bizi özgür kılıyor bile diyebiliriz. Hız kazanıyoruz, sektör taraması yapabiliyoruz ve fikirlerin içinde kaybolma tehlikesinden, ki pek çok yaratıcı insanın lanetidir de diyebiliriz bunun için, sıyrılabiliyoruz. Wharton School'da yapay zekanın iş ve girişimcili etkileri üzerine çalışan Ethel Molek'in de söylediği gibi size en iyi olduğunuz alana odaklanma imkanı tanıyıp geri kalan neredeyse her şeyi hallediyor.

Mollick'e göre yapay zeka, yeni bir iş fikri olan fakat sırf ne yapacağını bilemediği için eyleme geçemeyen kişilere rehberlik edebilir. Araştırma yapmaya, web sitenizi oluşturmaya, e-mail'ler yazmaya, logo bulmaya, ürününüzü geliştirmeye yardımcı olabilir. Artık bir işe başlarken süreç eskiye göre daha farklı işliyor. Deneyler ve testler yapmak için çok daha geniş imkanların olması, girişimciliği adeta yeni baştan yazıyor.

Bu da kendini yenilemeyen şirketlerin silinip gitmesi demek. Mollick önceden bir şirket kurma süreci haftalar hatta aylarla ölçülürken şimdi sadece dakikalarla bu iş gerçekleştirilebiliyor diyor. Bu korkunç bir hız. Ama bir yandan da oyuna girmek için belki de en doğru zaman. Çünkü değişime ayak uyduracak ve bunu lehine çevirecek birileri varsa o da girişimciler.

Birçok beceri, birçok özel güç saydık ama bunların arasından en temel olanı belirsizlikte eyleme geçme kabiliyeti. Biz fikirler geliştirip onlar üzerinde oynamalar yaparken fikirlerimizin de bizi değiştirmesine izin vermeliyiz. Zamanın, gördüklerimizin, deneyimlerimizin, tanıştığımız insanların bizi değiştirmesine izin vermeliyiz. Her gün yenilenmeliyiz. Kimse her sayfasında aynı metnin yazılı olduğu bir kitabı okumak istemez. Bir sonraki sayfada ne olacağını bilmesek de sayfaları çevirmek için bir merak duymalıyız. Hayallerimizi sadece bir ağacın altında uzaklara dalarak değil, çok çalışarak hayata geçirmeliyiz. Çünkü burası kazaların, çekişmelerin ama aynı zamanda da eğlencenin hiç bitmediği bir oyun alanı.

O yüzden arkadaşım Wonka biraz egzantrik olsa da en doğrusunu yapıyor aslında. Gördüğü sınırsız fırsatların peşinden çocuklara özgü bir merak ve ustalara özgü bir disiplinle gidiyor. Tutkuları onun pusulası. Fakat direksiyon başında her zaman kendi var. Çünkü günün sonunda her şey bir fikirle başlasa da yarını yazanlar boş bir sayfada yazmaya cesaret edip kalemi hiç bırakmayanlardan çıkıyor.

Belki bugün tüm bu konuştuklarımız sizin için de henüz kağıda bile dökmediğiniz fikirlerle buluşmak ve belirsizlik kadar fırsatlar da sunan modern zamanları değerlendirmek için bir kıvılcım olur.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)