
2.822 kelime · ~14 dk okuma
Öyle hikayeler vardır ki sizi başka bir yere ışınlar. Bazen ilhamı buluruz vardığınız yerde, bazen de harekete geçme cesaretini. 111. frekansta o hikayelerin izini sürüyoruz. Hadi başlayalım.
Arkadaşlar, arkadaşlar! Hoş geldiniz, buradayım. Evet, kusursuz bir yaz akşamındayız. Ve seslerden anlayabileceğiniz gibi kentin en güzel manzaralı restoranlarından birindeyiz. Ehaliyle boş masa yok. Herkes sevdikleriyle güzel vakit geçirmeye, eğlenmeye gelmiş. Nostaljik müzikler, saçlarımda hissettiğim o tatlı esinti ve elbette lezzetli yemeklerle benim keyfim gayet yerinde açıkçası.
Her mevsimin kendine göre ayrı bir güzelliği var ama yaz geldiğinde ister istemez biraz daha gevşiyoruz değil mi? Böyle anların tadını daha bir yakından daha bir sık çıkartmaya çalışıyoruz. Giyisilerimiz gibi zihnimizdeki yükler de hafifliyor gibi sanki. Bakın mesela misafirlerden biri kendini müziğe o kadar kaptırdı ki şu anda danstaki hümerlerini bir döktürüyor bir döktürüyor görseniz inanamazsınız yani. Buyurun efendim siparişiniz. Teşekkürler sağ olun.
Yani şimdi bu şarkı bende de bir dans etme isteği uyandırmıyor değil doğrusu. Sözlerine bakın. Hemen dilime dolanıyor. It's the final countdown.
Buyurun efendim siparişiniz. It's the final countdown. Bir dakika ya. Ben, ben bu anı yaşamıştım. Evet. Tam da bu restoranda, şu anda oturduğum bu masada aynı şarkı çalarken bunu yaşadım.
Hatta şu an bir sonraki şarkının ne olacağını bile biliyor gibiyim. Belinda Carly'dan Heaven is a Place on Earth. Biliyorsunuz, o da 80'li yılların en hit parçalarından biriydi. Arkadaşlar, az önce ne oldu öyle ya? Bir an için sanki geçmişte yaşadığım bir anı tekrar deneyimliyor gibi oldu. Ama bir tarafımda böyle bir şeyin aslında olmadığını biliyor.
Deja vu! Evet, bu ismi eminim ki pek çoğunuz duymuşsunuzdur. Hatta siz de benim gibi bu durumu bizzat yaşamış bile olabilirsiniz hayatınızda birkaç kez. Peki, neden oldu ki bu şimdi? Yani hayat her zamanki gibi akıp giderken beynim bana neden böyle bir oyun oynadı? Hala o tuhaf hissi üzerimden tam olarak atamadım. Bir sorunun alameti olmasın mı? Yok canım, delikeli bir şey değil ki. Değil mi? Of, şimdi bu merakla ne manzaraya odaklanabilirim ben ne de kendimi müziğin ritmine bırakıp böyle serbestçe dans edebilirim ya. Hemen stüdyoya dönüp bu dejavu nedir ne değildir bir incelemek lazım. Eğer sizin de aklınız biraz karıştıysa her zamanki gibi gelin orada buluşalım.
Evet, bu an gerçekten de yaşanıyor öyle değil mi? Yani geçmiş bir anının zihinde tekrar eden bir kopyası içinde falan değiliz. 111 Hz'de ilk kez dejavudan bahsediyoruz ve ben bu cümleleri ilk kez kuruyorum. Bunda hemfikiriz umarım.
Arkadaşlar beni mazur görün şu dejavu konusunda kendimi biraz fazla kaptırdım galiba. Yani öyle ki kısa bir süre için gerçekliği bile sorgulamaya başladım. Buna geçmişe gitmek gibi bir his de denemiyor tam olarak. Zira onu 111 herse daha pek çok kez yaptık. Bu daha çok zihnimin bana bu anı daha önce yaşadım diye fısıldaması gibi bir şeydi.
bir zaman yolculuğundan ziyade algıda yaşanan anlık bir kırılma gibi. Déjà vu, Fransızca'da önceden görülen anlamına geliyor. Görmek anlamına gelen voir fiilinin geçmiş zaman hali olan vu, déjà vu'daki vu ve zaten ya da çoktan anlamı taşıyan déjà birleşiyor ve bu terimi oluşturuyor, déjà vuyu. Biz kendi dilimizde bunu déjà vu olarak telaffuz etsek de aslında bunun doğru söylenişi déjà vu şeklinde.
Bakın işte burada Neurolog Gene Corey şöyle açıklamış durumu. Dejavu sahte bir aşinalık hissidir. Beyniniz belirli bir durumda daha önce bulunduğunuza dair bir his yaratır fakat aslında bu bir yanılgıdır. Çünkü orada bulunmadınız. Dolayısıyla bu anıyı hafızanızdan geri çağıramaz ve gerçek yaşanmışlığı da bulamazsınız. Yani bu hissin dejavu olabilmesi için bir noktada geçip gitmesi ve bu anı aslında daha önce yaşamadığınızı anlamanız lazım.
Aksi takdirde bunun adı bellek yanılgısı veya sahte anı olurdu. Fakat başlangıçta bu iki kavram birbirinin yerine kullanılmış. Antik çağ filozofu Aziz Augustin, M.S. 400 yılında bu hissiyatı doğrudan false memory olarak adlandırmış ve sebebini de aldatıcı ruhlar olarak tanımladığı gözle görülmez bir takım varlıklara bağlamış. Aslına bakarsanız insanlar bu durumu uzunca bir süre tanımlanamayan ruhsal faktörlerle ilişkilendirmeye devam etmişler.
Zira Deja Vu ismi ilk olarak Fransız filozof Emile Boirac tarafından kullanılıyor ki Boirac aynı zamanda bir parapsikolog. Yani paranormal olaylarla, ölümden sonraki yaşamla ve beş duyuyla algılanamayan psişik olaylarla da ilgileniyordu kendisi. Boirac 1876 yılında Fransız bir felsefe dergisine gönderdiği bir açık mektupta hafıza illüzyonu olarak sayılabilecek bir deneyim yaşadığını açıklıyor ve ardından şu cümleleri yazıyor. Bu bir anıtı, bir kasabayı, bir kişiyi ilk görüşümde oldu ve birden tüm muhakememe rağmen fark ettim ki gördüğüm şeyi aslında daha önce de görmüştüm. Nerede ya da ne zaman olduğunu söylemek imkansız ama hatıra tıpkı Deja Vu Hüseyin'in kendisi gibi oldukça canlı, oldukça açıktı. Bu durumu çoktandır okuma yaparken de deneyimliyordum. Bir anda ortada hiçbir sebep yokken o sayfayı çoktan okumuş olduğumu anımsıyorum.
Başka zamanlar, bir sohbetin ortasında, önemsiz bir anda, garip bir sahtelik, bir sunilik fark ediyorum. Bir kelime kombinasyonu, bir yansıma ya da bir hareket beni buna ikinci kez şahit olduğuma inandırıyor. Duydum ki aynı deneyimi bu hafıza illüzyonunu yaşayan başkaları da varmış. Emil Buharak, bu durumu yaşayan başka kişilerin de olduğunu düşünmekte haklıydı.
Cleveland Clinic tarafından sunulan 2025 verilerine göre hayatı boyunca en az bir kez dejavu deneyimlemiş kişiler %97 gibi oldukça büyük bir orana sahip. Yani şu anda bu podcast'ı dinleyenler arasında her 100 kişiden 97'si bunu en azından bir kere yaşamış olmalı. İşte bundandır ki dejavu kelimesinin bilimsel bağlamda kullanılması pek de uzun sürmemiş. Fransız nörolog François-Léon Arnaud 1986 yılında bu durumun patolojik bir çeşidini inceledikten sonra Medico-Psikoloji Derneği toplantısında false memory yerine dejavu teriminin kullanılmasını desteklemiş. Zira o yıllarda bazı bilim insanları zaten yaşandı anlamına gelen dejavecu ifadesinin daha yerinde olduğuna kanaat getirseler de
Bu ifade hiçbir zaman aynı popüleriteye sahip olamamış. Dejavu artık gündelik dilde bile sıklıkla karşımıza çıkan bir kelime. Fakat günümüzde dahi bu hissiyatı paranormal nedenlere bağlayanların sayısı sanıyorum azımsanmayacak ölçüdedir. Deja vu hissinin yarattığı o esrarengiz tanıdıklık, yüzyıllardır insanların onu doğaüstü fenomenler ve dini perspektiflerle açıklanmasına yol açmış arkadaşlar. Bunun bir çeşit pislişik bir güç olduğuna inananlar ve bu sayede başka boyutlarla bağ kurmanın ya da gelecekten haber almanın mümkün olduğunu filan düşünüyorlar. Yani kişi, gelecekte deneyimleyeceği bir anı önceden seziyor.
Sneak peak falan deniyor ya, bir nevi öyle de düşünülebilir. Ya da geleceğin aksine dejavunun esasında geçmişle alakalı olduğuna inananlar da var. Burada da reenkarnasyon inancına geliyoruz tabi. Reenkarnasyon bildiğiniz üzere ölümden sonra ruhun bir veya daha fazla ardışık varoluşta yeniden doğduğu inancıdır. Özellikle Hinduizm, Budizm gibi dinlerde ve eski Mısır, Antik Yunan felsefelerinde önemli bir yeri olan bir kavram bu.
Ve buna kanıt olarak gösteriliyor işte dejavu kimileri tarafından. Bu perspektife göre dejavu sırasında ruh daha önceki bir yaşamda ve bedende deneyimlediği bir olayı, mekanı ya da duyguyu anlık olarak hatırlıyor. Dolayısıyla şimdiki yaşam bağımsız bir varoluş değil, bundan önceki hikayelerimizin bir devamı olarak kabul ediliyor. Bu tabii ki daha mistik bir yaklaşım. İşin bile bilimsel boyutu var. Fakat şöyle ki arkadaşlar her ne kadar farklı teoriler geliştirilse de bilim bu konuya kesin ve net bir cevap veremedi henüz. Daha başta dejavunun tam olarak nasıl sınıflandırılması gerektiği konusunda bile bir anlaşmazlık var. Daha açık konuşacak olursak bu bir hafıza hatası mı? Matrix filmini izlemiş olanlar hatırlar. Orada bir sahne vardır.
Neo kapının ardında siyah bir kedi görür ve pek üzerinde durmaz. Fakat birkaç saniye sonra aynı kedi aynı yerden tekrar geçer. Hafif bir heyecanla dejavu der Neo ve herkes bir anda ona feci bir şey söylemiş gibi bakar ve Trinity'nin ağzından şu kelimeler dökülür. It's a glitch in the matrix. Bu kadar gizemli söylemiyor tabii ama bunun bir hata olduğunu ve sistemde bir şeylerin değiştirildiğini işaret ettiğini öğreniriz biz bu şekilde. Peki dejavu beynimizdeki bir glitch yani bir aksaklık falan olabilir mi gerçekten?
University of St. Andrews'da nöroaraştırmacı olan Akira O'Connor bu alan üzerinde yoğunlaşarak derinlikli çalışmalar yürütüyor ve popüler kanının aksine dejavunun bir hafıza hatası olmadığını düşünüyor. Ona göre bu daha çok beyin içerisinde yaşanan bir iletişim kopukluğu. Beyninizi bir haber ajansı gibi düşünün. Temporal lob, beyinde karar alma süreciyle ilgilenen prefrontal kortekse ve hafızayla ilgilenen hipokampüse deneyimin tekrarlandığına dair bir haber, yani bir sinyal yolluyor. Bu bölgeler gönderilen sinyalin geçmiş deneyimlerle ne ölçüde örtüştüğünü değerlendiriyor. Yani haberin doğruluğunu test etmek için arşivleri inceliyor da diyebiliriz.
Eğer anılar arşivinde herhangi bir eski deneyime rastlanmazsa işte o kişi dejavu yaşadığının farkına varıyor. Bu sebeple O'Connor'a göre bu bir hata değil, aksine beynin sağlıklı çalıştığına dair bir işaret. Bilginin doğruluğunu kontrol eden bölgeler görevlerini en iyi şekilde yerine getirerek bir şeyleri yanlış hatırlamamızı önlüyor. Beynin çalışma şekli ne kadar da hayranlık uyandırıcı öyle değil mi? Ne oldu ya? Bu kedi de nereden çıktı şimdi?
Yeni bir dejavu daha mı yaşıyorum yoksa, yoksa bu da 111 Hz evrenindeki bir glitch mi? Bir şeyler mi değişiyor? İyisi mi ben şu kediye bir bakayım arkadaşlar yoksa yine yanılgılar ve gerçekler arasında sonu gelmez bir sorgulamaya girişeceğim. Sizinle az sonra tekrar burada buluşuruz.
Arkadaşlar tekrardan merhaba. Telaşa mahal yok. Neyse ki duyduğumuz gerçek bir kediymiş. Buraya nasıl girdi onu bilmiyorum ama onun dışında her şeyin olağan seyrettiğini söyleyebilirim. Zaten aslında biraz önce de bahsettiğim üzere tedirgin edici bir sıklıkla yaşanmadığı sürece dejavu öyle tehlikeli veya korkulması gereken bir şey değil. Hatta bu hissiyatı yaşayan kişilerin çoğunlukla genç yaş aralığında olduğu gözlemlenmiş ki bu da oldukça ilgi çekici.
Neden diye soracak olursanız, hafızaya dair gariplikleri genellikle ileriki yaşlarda yaşamaya daha müsaitiz biz. Unutkanlık gibi, geçmişe dönme ya da yanlış anıları hatırlama gibi bir takım sıkıntılar daha çok yaşlı insanlarda görülüyor. Bu da aslında yine dejavunun beynin daha verimli çalıştığına işaret ettiğini kanıtlar nitelikte. Üstelik bu hissiyatı deneyimleyen grubu deneyimlemeyenlerden ayıran farklı unsurlar da var.
Düzenli seyahat eden, bol kitap okuyan, eğitim seviyesi yüksek olan ve rüyalarını genellikle hatırlayan kişiler, dejavuya daha bir yatkınlar. Dolayısıyla aktif bir duygu-düşünce dünyası, hayatı dolu dolu yaşamak, yaşantılar arasında bağlantılar kurabilmek önemli faktörler arasında. Bunların da birey için bir dezavantaj olduğunu söyleyemeyiz tabii haliyle. Peki kişisel faktörlerden ziyade dışsal faktörleri konuşalım isterseniz biraz da. Yani dejavu yaratılabilir bir şey mi? Bu hissi tetiklememiz mümkün mü? Bunu bir düşünelim. Ve ben hemen kısa cevabı vereyim. Bu deneyim öncelikli olarak içinde bulunduğumuz ortam tarafından fiziksel uyaranlarla şekilleniyor fakat bazen sadece bir kelimeyi duymak bile bize dejavu yaşatabiliyor. Columbia University Medical Center'da psikiyatri profesörü olan Dr. Adam Brown bu konu hakkındaki en derinlikli araştırmaları yürüten uzmanlardan biri. Kendisi yaptığı çalışmalarda dejavunun genellikle iç mekanlarda dinlenirken
ya da bir boş zaman aktivitesi sırasında ve genellikle arkadaşlarla birlikteyken ortaya çıktığını tespit etmiş. Onun bu hissiyatı en çok ilişkilendirdiği bilişsel süreçse karar verme mekanizmasından ziyade aşinalık. Nitekim aşinalık hissini manipüle etmek de oldukça mümkün. Hatta dejavu üzerine yapılan pek çok deney bu manipülasyonun laboratuvar ortamında uygulanmasıyla gerçekleşiyor.
Colorado State University'de bilişsel psikoloji profesörü olan Dr. Ann Cleary içinde Adam Brown'un da bulunduğu bir ekiple VR yani Virtual Reality sanal gerçeklik teknolojisini kullanarak işte böyle bir çalışmaya imza attı. Bu deneyde katılımcılara günlük yaşamda karşılaşabilecekleri farklı mekanlar gösteriliyor. Bir bahçe, bir bowling salonu veya bir okul koridoru.
Daha sonra bu kişiler sanal gerçeklikle oluşturulmuş tamamen yeni ortamların içine sokuluyor. Fakat bu ortamlar önceden gösterilen resimlere benzer mekansal konfigürasyonlardan oluşuyor. Katılımcıların büyük bir kısmı bu yeni mekanların içine girdiklerinde tuhaf bir aşinalık duyduklarını ifade ediyorlar. Hatta mekansal konfigürasyonlar birebir aynı olmasa dahi yeteri kadar benzerlik bulunması katılımcılardaki tanıdıklık hissini tetikliyor.
Sadece burayı daha önce nerede görmüş olabileceklerini çıkaramıyorlar. Bu deney daha önce bahsettiğimiz bilim insanlarının aksine dejavuyu bir hafıza hatası olarak konumluyor. Gerçek bilgiyi ve anıyı geri getirmeyi başaramadığımız için sahte bir aşinalık hissi tarafından gafil avlanıyoruz ve bir çeşit illüzyona uğruyoruz. Belki sizler de sosyal medyada dolaşan o liminal space içerikleriyle karşılaşmışsınızdır. İnsana garip bir biçimde nostaljik ama bir yandan da ürkütücü gelen o boş, sahipsiz, tekinsiz mekanlar var ya...
Liminal kelime anlamı olarak eşikte demek. Liminal space de aslına bakarsanız arada kalmış bir tür geçiş mekanı. Bu resimlere baktığımızda ya da arkadaki o boğuk sesleri duyduğumuzda aslında tıpkı deneydeki katılımcılar gibi bir tür manipülasyona uğruyoruz. Her şey yeteri kadar benzer fakat aynı değil. Ne var ki yine beynimiz bir zamanlar bu mekanlarda bulunduğumuza bize bir şekilde inandırıyor.
tanıdık ama bir o kadar da yabancı. İşte bu sebeple dejavu aslında liminal space kavramıyla oldukça ilintili ve kabul etsek de etmesek de bizler bu anlamlandıramadığımız hatta kimi zaman ürktüğümüz nostalji hissini pek bir seviyoruz. Belki de kendi hayatımızdaki geçiş dönemlerini geride bıraktığımız ama kalbimizde yer edinen artık içinde kimseyi barındırmayan mekanları, anıları filan hatırlattığı için olabilir, bilemiyorum. Deja vu, acaba farkında olmadığınız bir geçmişe dönme, eski bir anı tekrar yaşama arzusu olabilir mi peki bu durumda? Deja vu'nun tam tersi bir kavram da var arkadaşlar. O da jamais vu. Fransızca never seen yani hiç görülmemiş anlamına gelen bu kelime aslında deja vu'dan bile ilginç. Bildiğinize, tanıdığınıza emin olduğunuz bir yeri ya da insanı ilk defa görüyormuş gibi hissetmek için kullanılıyor.
Hani bazen bir kelimeyi defalarca kez tekrar ettiğinizde o kelimeye yabancılaşırsınız ya veya en yakın arkadaşınızla sohbet ederken bir anlığına yüzünde yeni bir şey keşfedersiniz, bambaşka biriyle konuşuyor olduğunuz hissine kapılırsınız. Heh ondan bahsediyorum işte. Deja vu ve jamais vu gelip geçici olmalarına rağmen kısa bir süreliğine de olsa gerçeklik algımızı ve hayatımızı sorgulatan deneyimler. Bir anı tekrar tekrar yaşamak mı yoksa yaşanmış bir ana yabancılaşmak mı?
Hangisini daha sarsıcı bulduğumuza vereceğimiz yanıt hayatla kurduğumuz ilişki çerçevesinde şekilleniyor elbette. Bu noktada da Nietzsche'ye kulak verebiliriz. Nietzsche, sonradan en büyük felsefi keşfi olarak tanımlayacağı ve İsviçre Alplerinde yaptığı uzun yürüyüşler esnasında aklına gelen ebedi dönüş konseptini 1882 yılında yayınlanan Şen Bilim kitabında şöyle anlatmıştı. Eğer bir gün, eğer bir gece bir iblis senin en koyu inzivadaki yalnızlığına sızar da, sana şimdi gördüğün ve yaşadığın bu yaşamı bu haliyle bir kez daha ve sayısız defa yaşamak zorunda kalacaksın, O yaşamda yeni hiçbir şey olmayacak. Her acı ve her zevk, her düşünce ve her inilti ve senin yaşamında dile getirilemeyecek kadar küçük ve büyük olan her şey senin için geri gelmek zorunda ve hepsi de aynı düzen ve aynı ardışıklık içinde geri gelecek. Varlığın ezeli kum saati yeniden ters dönmeye devam edecek ve sen de onunla birlikte döneceksin. Ey tozun toz zerreci!" derse sen ne diyeceksin?
İşte Nietzsche için de bu sorunun cevabı hayatı ele alış biçimimizle doğrudan ilintiliydi. Hayatımızın her anını tekrar tekrar tekrar yaşayacağımızı bilsek bu bizi korkutur muydu? Çektiğimiz o ruhsal ve fiziksel bütün acıların yanında mutlu olduğumuz her güzel an bir döngü şeklinde defalarca kez aksa nasıl hissederdik? Tüm kayıpları yeniden en ağır biçimde yaşayacak olsak da, yitirdiğimiz sevdiklerimizle geçen zamanın aslında orada bizi beklediğini bilsek ne değişirdi? Geçmişe dair bakış açımızda bir farklılık olur muydu? Veya hayatın geri kalan kısmını daha başka bir şekilde yaşar mıydık? Nietzsche bu ihtimalin insanı mutlu etmesini, dünya üzerinde geçirdiğimiz sürenin gerçekten anlamlı olabilmesi açısından gerekli görüyor.
Yine kendisinin kullandığı Amor Fati fikriyle de örtüşüyor bu bakış açısı. Kişinin yaşanan her şey için ve her şeye rağmen kaderini sevmesi. Amor Fati. Bir insanın büyüklüğünü belli eden bence amor fatidir. İnsanın hiçbir şeyi geçmişte, gelecekte, sonsuza dek başka türlü istememesidir. Zorunluluğa yalnızca katlanmak, hele onu gizlemek yetmez. Her türlü idealizm, zorunluluğa karşı bir aldatmacadır. İş onu sevmekte.
Pek çok insanın kötü anılarını tamamen unutmayı, tamamen silmeyi tercih edeceği yerde Nietzsche'nin bu yaklaşımı oldukça dikkat çekici gelebilir. Ama burada kör bir ilimserlik değil, hayatın içindeki en ufak anları dahi daha farkındalıklı yaşama arzusu ve azmi de var aslında. Benim çok sevdiğim bir film var, Eternal Sunshine of the Spotless Mind. Orada Joel ve Clement'in acıdan kaçınmak için yaşanmışlıklarını sildirmek isterken, kendilerini defalarca kez aynı döngünün, aynı kaçınılmaz sonun içinde buluyorlar.
Hayatın ironisi de biraz burada. Unutmak ve hatırlamak, tanımak ya da yabancılaşmak aslında düşündüğümüz kadar zıt kavramlar değiller belki de. Dejavu en sıradan anlarımızda uğrayarak yaşamın ve insan olma deneyiminin başlı başına bir illüzyon, oldukça gizemli hatta sihirli bir illüzyon olduğunu anımsatıyor bize. Ne kadar okur, ne kadar gezer, yeni deneyimlere nedenle atılırsak gösteriden aldığımız keyif de bir o kadar katlanıyor.
Çünkü Akira Okanar'ın da dediği gibi günün sonunda insan beyni anlamlandırma ve anlam yaratmaya programlı. Çevremize ve etrafımızdaki her şeye bir anlam bulmaya çalışıyoruz ve gördüğümüz şeylerde örüntüleri yakalamaya çabalıyoruz. Dejavu gelecekte bilim insanları tarafından çok daha net anlaşılabilir ama biz insanlık olarak her zaman yeni bir sihre ve bilinmezliğe doğru çekilmeye devam edeceğiz. Evet, hatırlıyorum. Geçen sene tam bu sıralar. Keyifli bir araba yolculuğunda yine dilime dolanmıştı bu şarkı. Restoranda bana dejavu hissini yaşatan da bu oldu muhtemelen. Ama aslına bakarsanız dejavunun kendisi de bir dejavu yarattı. Belki de YouTube'da yayınladığım çok eski bir videodan da olabilir bu. Garip değil mi? Bir yıl bile hem pek çok yenilik hem de eskiye dair sayısız hatırlatıcı barındırıyor içinde.
O zaman bu gizemli yolculuğun bitiş ve de başlangıç noktasına aynı anda ulaşırken, şarkıdaki gibi son bir kez daha geri sayıl. Son bir kez daha geri sayıl. Son bir kez daha geri sayıl. Son bir kez daha geri sayıl. Son bir kez daha geri sayıl. Son bir kez daha geri sayıl. Son bir daha geri sayıl. Son kez Son bir kez daha geri sayıl. Son bir kez daha geri sayıl. Son bir kez daha geri sayıl. Son bir kez daha geri sayıl. bir kez daha geri Son geri sayıl. Son bir kez daha geri sayıl. Son bir kez daha geri sayıl. Son bir kez daha geri sayıl. Son bir kez daha geri sayıl. Son bir kez daha geri sayıl. Son bir kez daha geri sayıl.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.