Podcast

sahiden biz ne yaşadık?... ve daha neler göreceğiz? 🤔

İzle
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Bu bölüm biraz geçmişi hatırlama, biraz iç dökme, birazsa geleceği planlama... Hem neler yaşadığımızı özet geçiyorum (hepimiz oradaydık...) hem de ortak olduğunu düşündüğüm duygularımıza sesli bir alan açıyorum. Bildiğim bir şey varsa o da burada olmaya ve sevdiğim şeyi yapmaya devam edeceğim...







Tüm bölümler ve daha fazlası için !



------ Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

2.480 kelime · ~12 dk okuma

Arkadaşlar merhaba, PodB'yle hazırladığımız Ben Astrolog Değilim podcastına hoş geldiniz. Bu hafta biraz farklı olacak. Bir 2025'te neler oldu ona bakacağız. Biraz ben neler yaşıyorum onu anlatacağım. Biraz da Eylül-Ekim'de bizi neler bekliyor diye öngörüyorum, onu anlatmaya çalışacağım. O zaman bu yolculuk başlasın.

Bu bölümü kaydettiğimiz gün 8 Ağustos ve bir şekilde Merkür Retrosu'nun ve bir sürü retronun ortasındayız ve ben kişisel olarak çok zorlandığım bir dönem geçiriyorum. Bunu sizinle paylaşıp paylaşmama konusunda birazcık aslında şüphem vardı çünkü insanlar genellikle benim gibi insanları dinlediklerinde hep umut, hep onların güçlü olmasını istiyorlar ama bence bazen bu şekilde nerede zorluk çektiğimizi anlatmak da insanların işine yarıyor diye düşünüyorum. Her zaman umut dolu olmak biraz zor bir iş. Çünkü yaşadığımız dünya, yaşadığımız ülke ve vardığımız nokta bizi umuttan çok her şeyi bırakmaya zorluyor gibi hissettirebiliyor. Şu anda gökyüzünde, yani teknik olarak söylemek gerekirse işte Merkür Retrus yeni bitmiş olacak bu bölüm yayınlandığında ama Satürn, Uranüs, Plüton ve Neptün aynı anda retroda olacaklar ve bu çok zorlayıcı bir gökyüzü yapıyor bize. Şöyle düşünün kendinizi, yani bir balçık kumun içindesiniz ve o kuma batmamak için sürekli olarak hareket etmek zorundasınız ve sürekli olarak her sabah aynı cehennemvari luhpa uyanıyorsunuz. Ben bunun bir süredir farkındaydım zaten ama geçenlerde öyle bir şekilde uyandım ki yataktan. Bu arada şunu belirtmek istiyorum, yani kişisel olarak hayatımda benim hiç kötü bir şey olmuyor. Çok ayrıcalıklı bir insanım.

Etrafımda beni seven insanlar var. Birlikte çalıştığım insanlar çok iyi. Bir şekilde işler devam ediyor. Sağlık, sevgi ve destek konusunda hiçbir şikayeti olabilecek bir insan değilim. Ama tabii ki de içinden geçtiğimiz dünya öyle bir dünya ki şu anda içinden geçtiğimiz süreç de durusu. Yani beni bir sabah uyandığımda gerçekten böyle bir kumun içindeyim ve o kumun içinden çıkamıyorum ve nereye doğru gideceğimi anlayamıyorum gibi bir yerde hissettirdi. Ve tabii ki de ben her zamanki gibi neye bakıyorum? Astrolojiye bakıyorum. Bunların olacağını da bu arada biliyorduk zaten. Böyle bir dönem yaşayacağımızı da biliyorduk.

Transkriptin tamamını oku

Dedim ki bunların başa çıkmanın en iyi yolu ne? İnsanlara bu konuda nasıl yardım edebilirim diye düşündüm ve bilmiyorum yardımcı olur mu ama birazcık 2025'te neler oldu astrolojik olarak ve içsel olarak birazcık da nerelere doğru gidiyoruz ve ne yapmamız lazım konusunda birlikte fikir üretelim isterim. Şimdi 2025 zaten hatırlarsanız, bunun bölümü vardı yani, 2025'te bizi neler bekliyor podcastinde de anlatmıştım bunu. Mars'ın yılı olduğu için çok büyük savaşların verileceği ve bütün sistemlerin çöküp yeniden nasıl kurulacağına dair ilk fikirlerimizin olacağı yıl olarak geçiyordu zaten. Yani bunda işte Plüto'nun kovaya geçmesinin çok büyük bir etkisi var. Plüto'nun kova bölümünde anlattıklarımı tekrar etmeyeceğim ama çok kısa bir özet geçmek istiyorum.

kişisel çıkarlar için hareket etmektense toplumsal çıkarlar için harekete geçmeye başlamanın en büyük adımlarının atılacağı zaman olacak, demiştik. Aynı zamanda parayı nereye harcadığımıza çok dikkat etmemiz gerekecek, demiştik. Aynı zamanda da teknolojiyle başımızın çok büyük bir derde girebileceğine ve de teknolojinin bizi kurtarabilecek bir yer olabileceğini anında bahsetmiştik. Şimdi bir bakın neler olup bitti. Özellikle son zamanlarda olan bitenleri biliyorsunuzdur. Türkiye gündemini hepinizin takip ettiğini düşünüyorum. Korkunç bir teknolojinin devlet tarafından nasıl otoriter bir şekilde bize silah olarak kullanıldığını bire bir gördüğümüz anlar yaşıyoruz mesela şu anda. Bunlar tabii ki de bizim çok içimizi karartan ve ne yapacağımızı bilemediğimiz yere getirip geleceğe karşı umudumuzu yitirten olaylar oluyor olabilir.

Ama şunu düşünmenizi istiyorum. Bunun ortaya çıkmadığı noktayı düşünün mesela. Hiç bundan haberimiz olmasaydı, bu şekilde devam etseydin neler olacaktı, onu düşünmenizi istiyorum. Çünkü bu her zaman var. Her zaman hükümetler ve devletler, hangi hükümet ve devlet olduğundan bağımsız olarak, hatta burada devlet demek istemiyorum, hükümetler demek istiyorum. Çünkü devlet ve hükümet birbirinden farklı kavramlar. Hükümetler her zaman kendi yönettikleri toplulukları kontrol etmek için o zamanın en büyük teknolojilerini kullanırlar. Bu eskiden eğitim oluyordu, bir ara silahtı, işte sonra ideolojilerdi. Bu senenin konusu olarak da teknoloji var tabii ki de. Teknolojiyi kullanarak bizi nasıl bilgiden mahrum ettiklerini ya da bilgiyi yanlış yönde doğru çevirdiklerini birebir yaşayabiliyoruz. Bu sadece Türkiye için de geçerli değil bu arada. Bunun ortaya çıkması iyi bir şey. Neden? Çünkü bunun üzerine Pluton Cova'nın aslında istediği şeyi yapmaya başlayacağız diye umut ediyorum. O da nedir? Teknolojiyi toplumların çıkarı, insanlığın çıkarı için regüle etme zorunluluğu. Regülasyonu olmayan teknolojinin ya da kendi çıkarları için teknolojiyi kullanan insanların bulunmasının ne kadar büyük toplumsal zarar verdiğini görüyoruz şu anda.

Fültonkova diyor ki, teknoloji iyi bir şeydir ama bunu büyük çıkarlar için, insanlık için, topluluk için kullanmanız gerekiyor. Bu birinci konu. İkinci konu ne? Tabii ki de Mart ayındaki tutulmalar. 14 Mart'ta balık, Başak Dolunay'ında, 29 Mart'ta da koç, yeni ayında iki tane tutulma yaşadık. Bunlar çok önemli tutulmalardı. Bununla ilgili de bölüm yayınlamıştık ama ben burada tekrar özeteceğim. Bu arada bütün bunların hepsini aslında yayınlamıştık ama ben özet geçerek nereye doğru gittiğimizi söyleyeceğim. Selahattin Efendi özet geçiyorum demeyin bari. Bu iki tutulmanın arasında Türkiye'de neler olduğunu hatırlayın. 19 Mart diyeceğim ve hepiniz zaten aynı şeyi düşüneceksiniz. Şimdi bu bize bütün sistemin, yani daha doğrusu çökmesi gereken sistemin hangisi olduğuna dair en büyük ipucuyu veren yer oldu. Birdenbire neler olduğuna geri dönüp baktığımız zaman

tutuklanan muhalif insanlar, bilginin ne kadar yanlış kullanıldığı, aynı zamanda paramızın nereye gittiğini fark ettiğimiz ve bu yüzden de birçok paramızı kontrol etmek için toplumsal olarak hareket ettiğimiz bir dönem başladı. Şu anda tabii ki de onun birazcık balçıklanmış loop'unda olduğumuz için o zamanki kadar güçlü hareket etmiyoruz ama bence içimize işlemiş bir yerden hareket etmeye başladık. Bu tutulmalarda başlayan çöküşün dönemi ve bu çöküşün ne olacağı daha henüz belli değil bence, benim açımdan. Çünkü her zaman istediğimiz şeyler çökmüyor. Çünkü kişisel olarak ne istediğimizin pek bir öneminde olmadığını anladığımız yerde olmamız lazım. Ama bir şeylerin çökebilmesi için bir şeylerin ortaya çıkması gerekiyordu.

Bu tutulmalar bize kabak gibi gösterdi. Kimin ne yaptığını, kimin neyi kontrol ettiğini, bizim bireysel olarak neler yapabileceğimizi ve bizim bireysel olarak toplumun içindeki yerimizi almamızın gerekliliğini gösteren bir dönem yaşamaya başladık. Şimdi astrolojide hiçbir şey tek bir olay değildir. Tek bir tane gezegenin hareketi, ondan sonra başka bir tutulma gibi bir transit falan bunlar tek başlarına hareket eden şeyler değiller. Bunun hikayesini anlayabilmek için bütün bu olayların birbirlerine döngü olarak bizi nereye doğru götürdüğünü görmemiz gerekiyor. Bu tutulmaların üzerine gelen Neptün ve Satürn'ün balıktan çıkıp koça geçmesi, ki Satürn Mayıs'ta geçti, Neptün Mart'ta geçti yani hemen arkasından neredeyse, bizi çok büyük bir ilahi ilüzyondan uyandıran bir Neptün ve hayallerin için çalışacak mısın? Hayallerin için ne yapmayı planlıyorsun? Senin hayallerin ne? Aslında sorusunu sordurtan Neptün Koç, üzerine Satürn Koç da şöyle dedi, evet yeni bir başlangıç ama bu yeni başlangıç için ne yapıyorsun? Sen birey olarak

Bütün bu çöken sistemin içerisinde ne yapıyorsun? Disiplinli bir şekilde neyle uğraşıyorsun? Kendi kafanın içinde yaşadığın her şeyin başka insanlara ne kadar dokunduğunun farkında mısın? Bireysel yaptığımız davranışların tamamının toplumsal düzeyde ne kadar etkili, ne kadar zarar verici ya da yarar verici olabileceğini farkettiğimiz bir aslında bilinçsel açılım yaşıyoruz diye düşünüyorum. Bunun bana has olduğunu düşünmüyorum çünkü etrafımdaki insanlarla konuşuyorum birincisi. Ama özellikle Cenzi'yi çok sevdiğim için ve Cenzi'yle çok konuştuğum için, onlara da çok üzüldüğüm için hep onlarla konuşuyorum ve hepsi şeyin farkındalar neredeyse. Yani kaçınılmaz bir sona doğru gidiyoruz. O sonun ne olacağı henüz belli değil. Ama o sona göre hareket etmektense kendi kararlarını verip, kendi merkezinde durup, iyi olan, iyi niyetli olan ve topluluğun iyiliği için yapmaması gerekenleri yapma zorunluluğu.

Çünkü hissel olarak mesela bu ülkeden kaçmak çok kolay. Bana hep şey söylüyorlar, sen işte neden Amerika'dan döndün de, neden Fransa'dan döndün de, neden oradan döndün, neden gitmiyorsun? Yani istediğin zaman pasaportu alıp başka bir ülkeye gidebilecek bir insanken neden bu ülkedesin? Çünkü her yer kötü, birincisi. Bu benim kesinlikle fikrim. İkincisi, benim yaşımda, benim aldığım eğitimde ve benim donanımımla, bu çok yukarıda bir donanım olarak söylemiyorum, elimdekilerden bahsediyorum. Elimdekilerle bu topluluk için yapmam gereken her şeyi yapmaya

çabalıyorum. Çünkü paramı nereye harcadığımı çok dikkat ediyorum. Boykotlara dikkat ediyorum. Verdiğim oya dikkat ediyorum. Kimle ne konuştuğuma dikkat ediyorum. Her şeye dikkat ediyorum ve mümkün olduğu kadar bu içinde yaşadığım ülkenin, ana vatanımızın, kısaca o ana vatana faydalı bir insan olabilmek için kendi sorumluluğumu almaya çalışıyorum. Kaçmak çok kolay bir şey. Ben artık kaçma zamanını bitirmiş bir insanım. Burada gençlere bir şey demiyorum bu arada. Gençlerin önünde çünkü çok uzun bir hayat var. Ve hiçbir ülke ve bu dünya onlara hiçbir şey sunmuyor şu anda. Ne yaptıklarıyla ilgili sadece destek olabilirim. Ama benim yaşımdaki insanların, yani 40 yaş ve üzeri insanlar, belirli bir düzenin içindelerse özellikle ve ayrıcalıklılarsa, benim gibi, bir şekilde bu ülkeye faydası olan, içinde bulunduğu topluluklara faydası olan insanlar olmalıdır diye düşünmeye başladım. Bunu zaten 2019'dan beri düşünüyordum da artık bu sene şey olmaya başladı, yani bunun birebir uygulamaya başladığım bir zamana geldim.

Arkadaşlar şimdi bir nefes alalım isterseniz. Birazdan tekrar birlikteyiz. Bunun sebeplerinden bir tanesi de, eğer transit olarak konuşuyorsak, Haziran ayındaki Jüpiter'in yengece geçmesi. Şimdi Jüpiter yengeç bölümü de var zaten tahmin edersiniz ama şu andaki bu hikaye elemede devam etmek gerekirse, bu topluluk için, bu ülke için, içinde yaşadığınız insanların iyiliği için sorumluluklarınızı almak, hayallerden uyanmak, neyin ne olduğunu tam olarak gördükten sonra Jüpiter yengeç dedi ki, toprağına sahip çık.

Ve toprağımıza ne kadar zarar verildiğini hep beraber görüyoruz zaten. Geçtiğimiz aylarda yaşadığımız üstü travmalar ve hiç bitmek bilmeyen sürekli olarak topraktan gelen her şeye ne kadar çok zarar verildiği, bilerek ya da bilmeyerek, bunun bir önemi yok. Önlem alınmamış olmaması da bir zarar sonuç olarak. Ne kadar büyük bir zarar yaşadığımızı hepimiz görüyoruz. Ve hep birlikte içimiz kan ağlayarak ne yapacağımızı şaşırmış bir şekilde

Hayvan seslerinin arasında ağlayan insanlara döndük gerçekten de. Bu çok yorucu bir şey. Bu çok zor bir şey. Yani bireysel olarak zor, toplumsal olarak daha da zor bir şey. Ve bununla ilgili ne yapacağımızı bilemiyoruz. Çünkü elimiz kolumuz bağlanmış gibi hissediyoruz. Ve bu loop hiç bitmiyor.

Bütün bu büyük gezegenlerin Jupiter'a hariç yani Satürn'ün, Neptün'ün, Plüton'un, Uranus'un falan retroya geçmesiyle beraber de birdenbire o ilk gördüğümüz resim vardı ya, bak bu sistem çalışmıyor, sen bunu yapmalısın, paranın nereye falan bütün o hikaye vardı ya, onun birdenbire durduğu yerdeyiz bilirsek. Yani ileriye de gidemiyoruz. Çünkü ileriye gidemeyiz arkadaşlar. İleriye gitmeden önce ne yaptığımızdan, ne yaşadığımızdan çok emin olmamız gerekiyor. Her şeyi kafamıza çok iyi oturtmamız gerekiyor. Çünkü haldır haldır iş yaparsak bir koç gibi emin olun ki hiçbir yerden başarı kazanamayız. Koçlar çok iyilerdir. Koç Burcu çok güzeldir falan. Hani lider, yolu açsın bilmem ne. Ama çok haldır haldır iş yapar. Ve şu andaki düzen... Yani bu sistem, isterseniz kapitalist sistem deyin, isterseniz ülkenin yönetilmesinin sistemi deyin, yani global olarak düşünün, lokal olarak düşünün, bütün sistemlerin çökmesi gereken yerdeyiz ya, yerine ne kuracağız? Şu an biliyor muyuz zannediyorsunuz? Şu an herhangi bir insan bu ülkedeki bütün sistemler çöktüğünde yerine ne koyacağının farkında mı, biliyor mu? Bunu kim sağlayacak? Bizden başka kim yapabilir mesela bunu? Biz bireysel olarak kendi sorumluluğumuzu almadan bütün ülkenin sorumluluğunu alabilecek kapasitede miyiz sizce?

Bence değiliz. Bazılarımız öyle olabilir. Devlet kanunu yine bir şeyler yapmaya çalışıyor falan ama hadi bakalım ne olacak göreceğiz. Ama kişisel olarak siz nerede durduğunuzu çok iyi bilmek zorundasınız. Bütün bu ana vatan kavramına, yani toprağıyla, suyuyla, hayvanıyla, tarımıyla, insanıyla, işte diliyle, her konuyla ilgili olarak o ana vatan kavramına yapılan saldırı, Jüpiter Yengeç, bize bunu gözümüze gözümüze sokuyor. Diyor ki yani kurtarman gereken şey bu. Ana vatanı kurtarmak zorundasın.

Kendini kurtarmak zorundasın birincisi çünkü. Çünkü sen kendinin ana vatanısın. Şimdi sen kendinin ana vatanı olduğunu anladığın yerden, kendini merkeze koyduğun bir şekilde topluluk için faydalı bir insan olmak için elinden geleni yapmazsan, gerçek anlamdaki ana vatan için ne yapmayı planlıyorsun zaten? O yüzden şu anda retrodayız. O yüzden şu anda cehennem bari bir loop'un içinde her gün daha kötü haberlere uyandığımız bir yerde aklımızı sakin tutup,

7 Eylül'deki tutulma gelecek. Bu arada onu söylemeyi unuttum. Tabii şimdi birdenbire ne konuştum anlaşılmıyor gibi olacak ama... 7 Eylül, 21 Eylül'de iki tane daha tutulma var. 7 Eylül'deki balık, yeni ayı, 21 Eylül'deki koç dolmayı. Bu Mart'ta başlayanlar, bu Eylül'de bitecekler. Ve bittikleri anda nasıl bir son çıkacağından hiç kimse emin olamaz. Bilmiyorum, büyük astrologlar bir şeyler söylüyorlar gene. Ama yani sonuçta bu tahmin edilebilir bir şey değil bence.

Oradaki sonuç ne olursa olsun, o sonucun üzerine bir şeyler kurmak zorundayız. Bu kişisel hayatımıza da geçerli, toplumsal olarak da geçerli olan bir şey. Şimdi böyle bu loop'un içinde ne yapacağız, ne olacak, nereye gidiyoruz? Bu inanılmaz yüksek kaygı seviyesinin içerisinde sakin kalıp, yapmamız gereken şeyi yapmaya devam edip... ...öz disiplin, hemen sonuç beklemeyip Satürn koç, ne için savaştığımızı unutmayıp Neptün koç. Tutumalar geldiğinde sonuç ne olursa olsun yapmamız gereken şeyden vazgeçmememiz gerekecek. İşin en trick, en zorlu kısmı bu olacak.

Çünkü ben şimdi şey diyemem yani işte Eylül geldiğinde zaten kendiliğinden herkes çökecek de işte yok İmamoğlu'nu serbest bırakacaklar yok. Böyle şeyler söylemem mümkün değil benim. Birincisi o kadar astrolog değilim. İkincisi ben böyle öngörüleri tehlikeli buluyorum. Çünkü tutma ihtimali ve tutmama ihtimali vs. insanlara boş yere umut vermek ya da insanları umutsuzluğa sürüklemek değil. Ne olduğundan bağımsız olarak, bireysel olarak kendinize sahip çıkmanız lazım.

Bu aralar dedim ya size, her sabah uyandığımda ben ne için çabalıyorum? Ben ne yapıyorum acaba diye uyanıyorum. Sonra aklıma geliyor ki, birincisi benim yanımda çalışan insanlar var mesela. Birebir birlikte olduğum insanlara karşı bir sorumluluğum var. Birlikte çalıştığım herkese karşı bir sorumluluğum var. Benim anneme ve babama karşı bir sorumluluğum var. Benim sevgilime karşı bir sorumluluğum var. Benim çökmemem gerekiyor. Bu arada kötü hissettiğimi söylüyorum. Zaten diyorum ki iyi değilim diyorum. Bence hepimiz zaten iyi değilim diyebilmeliyiz.

Ama iyi değilim dediğimiz yerde iyi olmama durumunun içine işte çökmemek gerekiyor. Bununla ilgili olarak tamam iyi değilim ama bir fiil ben yapmam gereken şeyleri yapmaya devam ediyorum. Çünkü bunu yapmazsak ne yapacağız başka gibi bir yerden kendinize hakim olmanız çok önemli. Biraz karanlık bir bölüm olduğunu farkındayım. Ama bütün bunların hepsini size şey diye anlatıyorum. Güllük gülistanlık bir hayat bizi hiçbir zaman beklemiyordu. İnsan olma durumu öyle bir şey değil çünkü. Ama bu kadar karanlığın içerisinde hangi habere nasıl tepki vereceğiniz, hangi haberin sorumluluğunu alacağınız, kendinizle ilgili ne yapmanız gerektiğine dair her şeyi sakin bir şekilde düşünmenizi çok tavsiye ediyorum.

Bundan sonra ne olacağını bilemem. Ben şahsen kendimin ne yapabileceğini öngörüyorum. Bu ülkeden gitmiyorum. Bu işleri bırakmıyorum. Kendi isteklerimi, kendi kalbimden gelenleri insanlara faydalı olacak bir şekilde yapmaya devam edeceğimi biliyorum. Sabahları yataktan kalkmaktan zorlandığım günler olsa bile kalkıp rujumu sürmeye devam ediyorum. Ve de insanların umutsuzluğunu ve kaygısını anladığım yerden onlara yalnız değilsiniz. Merak etmeyin. Hani hep beraber bir şeyleri gene de başarabiliriz. Her şey çökse bile birbirimize tutunarak

birbirimizin iyiliği için ileriye gidebiliriz demeyi de hem boynumun borcu biliyorum, hem de gerçekten buna inanıyorum. Benim Burcum Koç, Merkür'üm Koç, Mars'ım Koç, bütün bu anlattığım hikaye benim çok kişisel yerleşimlerimin üzerinde oluyor. Gerçekten çok zorlanıyorum. Dışsal bir şey olmuyor, içsel zorlanıyorum. Ama o içsel zorlanmanın sebebini anlıyorum. Eğer bu kadar

kafamın içi karışıkken bile yapmam gereken şeyleri yapabiliyorsam, o zaman güç bendedir, o zaman güç sizdedir. Ve unutmayın ki güç her zaman halktadır aslında. Ona göre davranmaya devam edin. Haftaya birazcık daha hafif bir bölümle birlikte olacağız. Umudunuzu kaybetmeyin, birlikteyiz.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)