
2.755 kelime · ~14 dk okuma
Arkadaşlar merhaba, PodB'yle hazırladığımız Ben Astrolog Değilim podcastına hoş geldiniz. Başak sezonundayız, o yüzden de birazcık başak ünlülerine bakacağız bugün. Benim seçkim Michael Jackson, Karl Lagerfeld ve Freddie Mercury oldu. Ama eminim ki sizin de sevdiğiniz başak ünlüleri vardır. O zaman bu yolculuk başlasın.
Benim Başak Burcu'yla olan ilişkim biraz enteresan bir ilişki. Kendi haritamda hiç Başak yerleşimi yok ama bu Side Reel dediğimiz çeşitli olan astrolojide Ay Burcu'm Başak olarak gözüküyor. Ve her zaman Başak Burcu insanlarla bir yakınlığım olmuştur ve özellikle proje ve iş konularında çok birlikte çalıştığım olmuştur. Etrafımda mesela yükselenin Başak olan çok fazla insan var. Her zaman da bu böyle oluyor. Ya da Ay'ı Başak olan insan var falan. Ve genellikle de bu insanlarla bir şekilde iş yapıyorum. Şimdi Başak ünlülerine bakmaya başladığımda tabii ki de herkes şeyi biliyordur. Yani Beyoncé en büyük Başak Burcu şu anda. Ama ben Beyoncé ile kişisel olarak çok ilgilenmiş bir insan değilim. Yani müziği de bana çok hitap etmiyor. Bu arada tabii ki de çok başarılı bir müzisyen falan. Onunla ilgili bir şey söylemiyorum ama bir insanın kendisinin birisiyle ilgilenmesi için kişisel bir yerden ilgi kurması ve alaka kurması gerektiği için yani Beyoncé ve Zendaya maalesef arkadaşlar bu bölümden elendiler. Ama şöyle bir şey var, zaten diğer kimler var diye bakıp.. ..bunların hepsini ortak bir yerde nasıl birleştirip size anlatırım diye düşündüğümde.. ..seçtiğim insanlarla ilgili verdiğim bilgiyi de fark edeceksiniz ki.. ..sizin de sevdiğiniz bütün Başak Burcu ünlülere kesinlikle bu şekilde davranıyorlardır. Yani o karşılaştırma çok net olacak diye düşünüyorum.
Şimdi ben tabii ki de Michael Jackson'ı seçtim. Bunu da seçmemin sebebi yani Beyoncé mi Michael Jackson mı diye düşündüğümde Michael Jackson'ı seçmiş olduğumun sebebi birincisi ben 83'lüyüm. Yani bütün çocukluğum Michael Jackson şarkılarıyla geçti. İkincisi geçenlerde bir tweet gördüm ve şey diyordu böyle hani sizce Beyoncé mi daha öndür yoksa Michael Jackson mı daha öndür falan gibi bir soru sormuş birisi. Birisi de çok
mantıklı bir cevap verip şöyle demiş, arkadaşlar yani şu anda terk edilmiş herhangi bir kabileye bile gitseniz oranın anneannesi size Ennivigi Vogue eder yani. O kadar çok Michael Jackson'ı bilinen biristir. Beyoncé'nın kaç tane şarkısını bilir kaç tane insan çok emin değilim. O yüzden de hani tartışılacak bir konu gibi gelmedi ve dedim ki, Michael Jackson herhalde en büyük Başak Burcu örneği olabilir. Ondan sonra birazcık daha araştırdım hayatım hani başka kim var falan diye ve Freddie Mercury'nin Başak Burcu olduğu aklıma geldi.
Onun da bütün belgesellerini falan izlemiştim. Çocukken babam bana Queen'in şarkılarını ninni olarak dinleten bir insandı. Ve Queen'le büyüdüm ben bir yandan da. Ve gördüğünüz gibi insanlar tabii ki de kendi kültürel seçimlerini çocukluklarından getirdikleri bazı alışkanlıklar üzerine yapıyorlar. Ne kadar enteresan değil mi? O yüzden bu insanlar seçildi. Diğer insanda Carla Garfeld. Çünkü gene 90'larda Carla Garfeld Chanel'in başına geçtiğinde ve bizim dönemimizde Fashion TV sadece çıplak, tuhaf defileler yayınlamıyorken, gerçekten moda haberleri verirken, işte bir John Galliano'nun Dior dönemini izliyorduk. Alexander McQueen'i izliyorduk. Bir de tabii ki de Carla Garfeld'in Chanel'ini izliyorduk. Fendi falan da yapıyordu ama Carla Garfeld'in Chanel diye bir konu vardı gerçekten de. Ve Carla Garfeld'in ben birçok kitabını, biyografisini okuduğum gibi aynı zamanda çok fazla belgeselini de izledim. Beynim tabii ki de bana oyunları oynayacaktır ve her şeyi hatırlayamayacağım. Ama şöyle bir konu var. Şimdi Başak Burcu arketip olarak bir şeye tam olarak hizmet etme üzerine bir arketip. Bunu geçen haftada konuşmuştuk birazcık. Ama bir şeye gerçekten hizmet etmek ne demekle ilgili? İnsanların çok kafası karışabiliyor. Özellikle Başak Yerleşimlerinin kafası karışıyor. Ama işine hizmet etme ya da o vocation dediğimiz, yapmaktan kendini alıkoyamadığı... ...icraatla alakadar, bunu hizmette bulunabilen başak yerleşimleri... ...işte Michael Jackson gibi, Carla Garfield gibi insanlara dönüşüyorlar. Bir şeye hizmet etmek tam olarak ne demektir? Cevabı bu üç isimde var diye düşünüyorum. Ki fark edeceksiniz ki zaten Beyoncé dede, Zendaya dede vesaire diye giden... ...Tom Hardy dede falan bulunan bir özellik bu.
Şimdi Michael Jackson, biliyorsunuz popstar dediğimiz kavram zaten Michael Jackson'dan oluşuyor. O olmasaydı böyle bir kavramımız olmayacaktı büyük ihtimalle. Geri kalan herkes, bütün müzisyenler ve sanatçılar Michael Jackson'ın yarattığı popstar kavramının içinde kendilerine yer bulabilen insanlar oluyorlar. Bunu söylemekte hiçbir çekince görmüyorum, bunu büyük bir ihtimalle bütün müzik eleştirmenleri ve müzik tarihçileri de bunun böyle olduğunu doğrulayacaklardır. The Beatles'ı buraya koymuyorum çünkü onların kategorisi farklı, Michael Jackson. Yani stüdyoya girdiğinde, bütün belgesellerinde falan da görüyorsunuz bunu röportajlarında da.
girdiğinde o şarkı onun istediği gibi olana kadar o stüdyodan çıkmayan birçok kayıt alan her şeyin nefes alışına kadar her şeyi didikleyen ve birlikte çalıştığı insanlara neredeyse kan kusturacak kadar kendini bu işe adayan bir insan aynı zamanda da ...kıyafetinden verdiği röportajındaki, arkasındaki dekorunu, her sahneye çıktığındaki her türlü detayını gibi... ...aslında kendisinin işi olmaması gereken, çünkü o hani şarkıcı ya o sonuçta, o müziği yapıyor... ...işte sözü yazıyor, çıkıyor, şarkıyı söylüyor. Ama dans kareografisinden, dansçıların giydiği eldivenlere kadar falan her anı... ...büyük bir titizlikle kendisi tasarlayan ve istediği gibi olmazsa da o işi yaptırtmayacak kadar tutkulu bir insan. Şimdi bu tabii ki de dışarıdan bakıldığında yani bu tarz düşünmeyen ve bu tür yaşamayan insanlar için dışarıdan bakıldığında neredeyse hani obsesif, komplesif misin, kafayı mı yedin sen noktasında anlam verilemeyen bir tutku olabilir. Ama aslında bu işte tam olarak da Başak'ın yapması gereken şey. Bir şeyi başarmak istiyorsa her detayını sonuna kadar onun kafasında gördüğü vizyona uygun bir şekilde olması için uğraşmak ve o vizyona aslında hizmet etmektir Başak Burcu'nun olayı. Michael Jackson yani gerçekten de şu andaki
Bir yanardağın tepesinde bile Billie Jean dansını yapmayı bilen insan bulursunuz. Bu mükemmellik sayesinde zaten bu ikonikliğe ulaşmış bir insandır. Aynı zamanda bu üçlünün arasında, mesela Carla Garfield'in de çalışma şekli bu şekilde. Böyle çalışma şekillerinden devam edeyim ben bence. Carla Garfield günde 16-18 saat boyunca çalışan, hiç durmadan çizim yapan ve bir fikrin bir anda kafasında belirmesi düşüncesine inanmayan ya da onu öyle yaşamadığı için buna inanmayan tabii ki de bu arada. Ve hiç durmadan çizim yapan, hiç durmadan fikir üreten ve bütün bunların hepsini sistematik, düzenli, soluk almadan çalışmayla yapabilen bir insan. O pratik hiç durmuyor. Hiçbir zaman o çizim kalemi durmuyor. Ve aynı zamanda da kendisini beslemek için de sadece modaya bakan ya da stile bakan bir insan değil. ...mimariden müziğe, politikadan tarih öğretilerine kadar birçok alandan kendini besleyen... ...o beslediği yerde oluşturduğu data birikiminde kendi yoluna uygun olan her şeyi kullanarak... ...inanılmaz tasarımlara sebebiyet veren bir insan. Garfield hiç uyumuyor neredeyse. Zaten o sinirli ve neredeyse tutuklanıyor, kıpırdamayan bir hali var. Kendini o işe adamışlıkla olabilen bir şey. Çok fazla insan tarafından soğuk olmakla, mesafeli olmakla, insanlara yine tırnak içinde kan kusturmakla bilinen bir insan. Çünkü Carla Garfield de, Michael Jackson da olduğu gibi bu arada. Chanel'in defilelerindeki ve Fendi'nin de defileleri.
3 ayrı marka için, yani yılda 36 koleksiyon falan tasarlayan bir insandan bahsediyoruz ve kendisi tasarlıyor. Yani mesela bir fikri atıyor ve onun yerine tasarlayan insanlar yok. Her çizim onun elinden çıkıyor. Onun dışında bütün bu defilelerin, arkasındaki ışığın, ampulünün gücünden, mankenlerin yürüyeceği yoldaki çizgiler, her şeyi kendisi tasarlayan bir insan. Gene ne? Kendi vizyonunu, kendi dünyasını en ufak detayına kadar kendisi yaratan bir insan sonuç olarak. Yani bunu fiziksel olarak yaratmıyor ama konsepsiyel olarak yaratıyor. Ve yani defile dönemlerinde hiç uyumadığı, o atölyeden hiç çıkmadığı, çizim dönemlerinde o atölyeden hiç çıkmadığı falan biliniyor. Ama o kadar büyük bir pratik yapma alışkanlığı var ki ve kendini o işte sanatına öyle bir adamışlık var ki, Chanel'in koleksiyonlarını birkaç günde çıkartabilir. Ama o birkaç günde çıkartabilmesini sağlayan şey, o hiç durmadan, kafasının arkasında hiç durmadan, elinde hiç durmadan yarattığı aslında disiplinli çalışma şekli. Ve o da çok katmanlı iş yapıyor. Benim mesela hiç unutamadığım defilelerden bir tanesidir. Şanel'in bir süpermarket, Grand Palais'de kurdukları bir süpermarketin içinde bir defile vardır. Ürünlerin hepsi Şanel kutuları gibi düzenlenmiş. Bütün markalar sanki Şanelmiş. Makarnalar Şanel, kavanozlar Şanel. Onların bile tasarımını Karla Garfeld yapmış ve oradaki yani bayağı bildiğiniz koskoca üçen Migros gibi bir şey kurdular oraya. Migros diyerek birazcık hani tabii Chanel Migros alakası ama yani o kadar çok ürünün olduğu gerçek bir süpermarket düşünün. Her şeyin tasarımı Karla Garfeld'e ait. Yani bu derecede kendine adamışlık, gene bir başağın işte kendine adamışlıkta yaratabildiği şeyi gösteriyor. E şimdi Freddie Mercury'e geçeceğiz. Freddie Mercury de yani çok böyle hani tabii popüler kültürde işte ekstravagan, ha ha ha, hi hi hi işte falanmış gibi görünen bir insan olmasına rağmen hiç durmadan
Bohemian Rhapsody'deki bütün vokaller kendisine ait. Biliyorsunuz zaten bunu. Hepsini katman katman kendisi kaydediyor. Mükemmel olana kadar stüdyodan çıkmıyor. Bütün o gördüğünüz kareografiler, seyirci yönetimi, AIDS için yaptıkları bir live konser vardır. Çok meşhurdur zaten. Oradaki mesela o seyirci yönetme şekli üzerine günlerce pratik yapmış bir insan. Ve sizin o çok rahat bir şekilde gördüğünüz, vay be adam ne kadar yetenekli, ne kadar güzel sahnede bulunuyor dediğimiz şey aslında Freddie Mercury'nin de hiç durmadan çalışması ve pratik etmesiyle oluşuyor. Bu üç insan, bu üç sanat insanı, bu üç kendine adamış varlık, üç de bu arada öldü, şu an da fark ettim ne kadar üzücü, neyse ama güzel öldüler yani şey olarak güzel öldüler, aklımızda güzel kalarak öldüler en azından. Lagerfeld'in tabii ki skandal sözleri var, ona bir şey demiyorum. Ama bu üç insanda çalışma dönemine geçtiklerinde, ki hani o çalışma dönemi de hiç bitmiyor ama çalışma dönemlerinin yoğunlaşması gerektiği zaman, stüdyodan çıkmayan, herkesin kendileri kadar performans yapmasını bekleyen, her şeyi detayına düşünen, bütün detaylarla kendisi ilgilenen ve kendi kafalarındaki vizyonun kurulması için kendileri dahil herkesi ona doğru odaklayıp sonsuz çalışabilen insanlar. Bu işte Başak Burcu.
Arkadaşlar şimdi bir nefes alalım isterseniz. Birazdan tekrar birlikteyiz. Bir yandan da, şimdi bir de özel hayata geçeceğiz. Üçünün de özel hayatı yok. Yani şöyle yok, varsa da biz bilmiyoruz. Ve hani bu kadar çok günlükler çıktı da, bilmem neler oldu, belgeseller falan filan. Bildiğimiz bir özel hayatları yok. Karla Gerfalt'ın zaten gençken Saint-Laurent'le bu arada ortak olduğu, iddia edilen bir tensel temasında neredeyse hiç olmadığı, tuhaf platonik bir aşk hikayesi var. Jacques Adunsoy'dan unuttum şimdi diye bir adamla. Onun dışında hiç kimseyle bir romantik ya da cinsel bir ilişkisi olduğuna dair hiçbir bilgimiz yok.
Michael Jackson zaten yani o kadar çok kameranın önünde ve yani sokağa çıktığı anda biliyorsunuz yani nefes alamayacağı bir hayat yaşadığı için, en son hemşiresiyle mi ne çocuk yapabildi Paris Jackson falan onda ne oldu? Yani etrafındaki birebir servis için bulunan insanlar dışında kimseyle bir ilişkisi yok ve Michael Jackson'ın da özel hayatına dair hiçbir şey bilmiyoruz. Freddie Mercury zaten cinsel yönelimi yüzünden, cinsel yönelim deniyordu değil mi arkadaşlar? Ben kendim bununla ilgili hani şey, birazcık yaştan dolayı tercih olmadığımı diyorum. Arkadaşlar cinsel tercih diye bir şey yok, cinsel yönelim bu. Bunu da buradan söyleyelim yani hiç kimse kendi cinselliğini tercih etmez, bu yönelimdir. Freddie Mercury'de cinsel yönelimini o zamanki dönemde çok saklamak zorunda kaldığı için zaten hani kimseye karşı açılamıyor. AIDS olduğunda yani ne olup bittiğini anlayabiliyoruz. Ve onun da mesela çok uzun süreli bir partneri olsun işte büyük aşk hikayeleri olsun yok. Neden? Çünkü bu insanların aşkı ne? Vocationları. Aşkı ne? O sanatları yaptıkları ve create ettikleri yani oluşturdukları dünya. Başakların böyle bir o prüten olma ve kendini bir şeye adamışlıktan dolayı özel hayatlarından çok uzaklaşma durumları olabiliyor. Beyoncé ile Zendaya bunun içinde değiller ama zaten bir kadın olmakla bir erkek olmak arasında bende çok büyük bir fark var. Kadınlardan beklenen şey çünkü bir ilişki ve bir ilişkileri yoksa kadınlar genel olarak nedense hani çok başarılı değillermiş gibi gözüküyorlar ama erkek olduğunuzda çok daha rahat bir şekilde hiçbir ilişkiniz olmadan hayatınıza devam edebiliyorsunuz. Çifte standart. Tabii ki de çifte standart. Ama önemli değil. Sonuç olarak ama Beyoncé'ni de biz mesela özel hayatında daha çok az çeviriyoruz. Yani Jay-Z ile evli, tamam zaten çocukken evlendiler. E şimdi Zendaya, Tom neydi Tom Holland dışında başka bir hikayesini de çok fazla bilmedik. Biliyor olmamızın tek sebebi paparazzi konusunun çok abartılmış olması zamanımızda. Ama bilmiyoruz, detayları bilmiyoruz. Ya bir Jennifer Lopez gibi değiller yani sonuç olarak anlatabiliyor muyum? Ama gene bu üç isim yani Carl, Michael ve Freddie'nin özel hayatlarında neredeyse kimse yok. Bu arada yani hani her şey ortaya çıktıktan sonra da anlıyoruz bunu. Bir üçüncü konu da moda konusu. Şimdi bunu daha önce ben başka yerlerde söylerim de, aa olur mu öyle şey? Bence sen yanlış düşünüyorsun falan dediler ama ben bu fikrimde devam edeceğim. Moda Merkur'un işidir. Venüsle birleşmiş bir Merkur'un işidir ama aslında Merkur'un işidir. Çünkü moda giydiğimiz kıyafetler, kendimizi nasıl kıyafetlerle birlikte nasıl dünyaya koyduğumuz bir iletişim şekli olduğu için iletişim gezegeni olan Merkur'a ait o görüyorum ben. Merkür yönettiği burçlardan bir tanesi İkizler, diğeri de Başak. Şimdi Michael Jackson, Freddie Mercury ve Carla Gerfeld'ın moda dünyasına giyinmeyi bir performans olarak kullanma konusundaki etkisi ve gücü tartışılacak noktada değil. Michael Jackson dediğinizde gözünüzün üzerine tek bir imaj geliyor neredeyse. Föltü şapka, beyaz yırtık olabilir olmayabilir ama beyaz büs ya da asker ceketi, parlak beyaz eldiven. Beyaz çorap ve siyah loafer. Başka bir şey geliyor mu aklınıza? Gelmez. Niye? Çünkü adam onu kendisinin iletişim dili olarak ikonlaştırmış durumda. Kendi görüntüsünün iletişimini yaratmış durumda. Ve yani hala daha ben bugün siyah loafer ve beyaz çorap giydiğimde kafamın içinde bir ufak dirty Diana falan çalıyor yani. Bunu yapmadan duramıyorum kendi kendime. Benim için adam bunu bu şekilde koydu. O dönemde onu izlemiş olan herkes için de bu imajı yerleştirdi. Kafanızın içinde çalar Michael Jackson giydiğiniz kıyafetlere bağlı olarak.
Karl Lagerfeld zaten hani Chanel, zaten Fendi, zaten Lagerfeld markası. Bir yandan da kendisinin imajı olarak, Karl Lagerfeld dediğinizde gözünüzün önüne bir tane insan geliyor. Siyah ceket, beyaz gömlek, siyah eldivenler, yelpaze, o siyah peruk gibi saç. Andy Warhol'da da var bu bu arada ama Andy Warhol'un da zaten bazı yerleşimleri Başak'ta. Kendisinin imajı, giydiği kıyafetler, moda anlayışı, gene o vizyonunu yarattığı dünyadaki odaklanmışlıkla alakalı.
Freddie Mercury gerçek hayatında işte beyaz tişört ve sürekli olarak kot giyermiş. O da bak mesela yani çok sabit bir şekilde sürekli aynı şeyleri giyiyormuş. Ama sahneye çıktığındaki bütün o süsü, tacı, pelerinin altında gene ne var? Beyaz tişört, krop hatta ve jean pantolonlar var. Bütün o şaşayı bile o sade tek bir imajın üzerine kuruyor.
Moda dünyasını inanılmaz derece çok etkilemiş hareketler bunlar. Yani şimdi mesela şeye de bakabilirsiniz, buradan tekrar daha yeni jenerasyon olan Beyoncé'ye baktığınız zaman, Beyoncé'nin mesela Lemonade sahnesi boyunca giydiği her şeyle ilgili o takıntılığı ve o şarkıyı vizüel olarak kıyafetiyle verme başarısı şu andaki dünya üzerinde birçok. Yani Dua Lipa'da falan yok bu yani. Dua Lipa'yı bir şeyle özdeşleştirmiyorsunuz mesela moda olarak. Zendaya, La Roche sayesinde inanılmaz bir kırmızı halı performansı gösteriyor ve normal hayatında da yani, Zendaya dediğinizde aklınızda şu anda hani Thierry Mugler'dan giydiği kostüm olsun, alayyalar olsun, botegalar olsun, inanılmaz daire çok high fashion, yüksek moda markalarının yüzü gibi bir kadın geliyor gözünüzün önüne aslında modayla birleştirdiğiniz zaman. Neden? Çünkü Başak, Merkur tarafından yönetildiği için aslında en çok modayı kullanabilen burçlardan bir tanesidir. Şimdi Başak Burcu yerleşimlerinizi rahatlatmanın yöntemi, o mükemmeliyeti ararken işte deliriyorsunuz vesaire ya, bununla ilgili delirmeme yollarından bir tanesi kendinize ait, bu kurmaya çalıştığınız dünya vizyonuyla ilgili birazcık daha sabitlenmeye çalışmak ve sürekli olarak bir yerlere dağılmamak. Başak Burcu değişken olduğu için çok dağılma ihtimali oluyor ve detaylarda dağıldığı için aslında o kurmak istediği dünyanın da içinde dağılmaya başlıyor. bunu toparlayıp tek bir vizyona oturtmayı başardığında işte Michael Jackson gibi, Lagerfeld gibi ya da Freddie Mercury gibi tek bir vokasyona oturtmayı başardığınızda da bütün o detaylarda yok olmayı o vizyona doğru göndermeye başladığınız için yaratmanız gereken dünya yaratmayı başarabiliyorsunuz.
benim en sevdiğim üçlü bu. karla gerfeld'in tabii ki de çok skandal lafları var dedik yani mesela hani dinlenmek çok sıkıcıdır mı isterseniz işte şey kilo olarak daha yüksek kilolu olan insanlarla söylediği skandal sözler mi dersiniz vesaire ama bütün bu sözler de aslında o başak dünyasında kurduğu dünyaya oturmayan her şey onun için yani sayılmıyor, aslında şey yapmıyor yani, o insanları aşağılamak için söylemiyor ama kendi dünya vizyonunda o kadar yer yok ki öyle şeylere, o yüzden söylüyor. Michael Jackson'ın skandalları zaten, kendisiyle uğraşması, o fiziksel vücudunu sürekli olarak bozulması ve tekrar tekrar kusursuzlaştırmaya çalışması vs. Bunlar da tabii ki de işin gölge yanları. Freddie Mercury'nin de yani hastalıktan
Neredeyse ayağa kalkamayacak bir noktada olmasına rağmen The Show Must Go On performansı göz doldurtan bir performanstır. Çünkü adamın ölmekte olduğunu biliyorsun mesela onu izlerken. Hastalıkların aslında ayağa kalkmaması gerekirken The Show Must Go On dediği için kendini yok edercesine kendini yine sanatına adamışlığıdır. Kendinizi yok etmeyin tabii ki de ama büyük vizyonlar, büyük emekler, büyük çalışmalar, büyük detaylar getirir. Yarım ağız, yarım iş, yarım bir şekilde yapılmış işler hiçbir zaman bu kadar ikonikleşmenize sebep olmaz. Bir işi yapmak istiyorsanız çok düzgün kendinizi adamış bir şekilde yapmanız gerekir. Kendinizi o işe hizmetkar olarak vermeniz gerekir. Başakların bize öğrettiği şey budur. Doğum gününüz tekrar kutlu olsun. Haftaya görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.