Podcast

Motive Nasıl Olunur ya da Olunmaz?

İzle
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Motivasyon motivasyon diye nicesine sarıldık. Aşırı gaza gelmiş insanlar, motivasyon koçları vesaire bizi demotive etti, darıldık. “Hayata birazcık tutunsam yeter, ne motivasyonu ya!” diyenler için Motivasyon ve Ötesini şöyle küçük bir masaya yatırdık.

Hatırlatmakta fayda var, ünlü bir bilge der ki: “Hiçbir şey yapmama fırsatın varsa bu fırsatı asla kaçırma.”

İyi seyirler…


Tüm bölümleri dinlemek ve daha fazlası için ⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠'u ziyaret et!



------ Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

5.307 kelime · ~27 dk okuma

Ben böyle kayıtlara normalde hiçbir giriş yapmıyorum. Yani giriş yapmayı beceremiyorum daha doğrusu. Sende böyle bir beceri var mı? Bende moderasyon becerisi hocam düşük.

Hatta sana ağabey mi desem, hocam mı desem diye çok gidip geldim. Ama hocamda hem gender free olması hem de bir sıcaklık hissediyorum. Ağabey biraz gevşek olacak gibi hissediyorum. Hocam dersen o da gevşek olur.

Tarzına bağlı. Hocam diyelim birbirimize. Evet hocam diyelim. Ben hocam diyeceğim en azından.

Transkriptin tamamını oku

Bu moderasyon işini aslında kayıt başlamadan önce konuşmamız lazım ama çok lakaytiz hocam. Doğrudur, doğru evet bunları konuşacağımıza hiçbir şey konuşmamayı tercih ettik. Ben iyi bir ikili olduğumuzu düşünüyorum öncelikle. Çünkü sen Türkiye'de belki de tek safsatı tespit uzmanı gibi bir şey diyebilir miyiz senin için?

Yok, tek diyemeyiz. Tek dersek safsata yapmış oluruz. Evet, güzel. Tam da oraya gelecektim.

Ben de tam bir safsata uzmanıyım. Bu cümle içinde bile safsata yaparak... Çünkü miza, %3 doğru bilgi, %2 doğru argümansa, %95 safsata, mugalata, abartı gibi şeylerden oluştuğu için... Bir yandan berbat bir ikiliyiz.

Nereden baktın? Öte yandan da mükemmeliz gibi geldi bana. Böyle düşünüyorum. Sen yani işin pratiğiyle uğraşıyorsun her gün bir mizahçı olarak.

Öyle mi diyelim? Evet, mizahla ilgileniyorum demek hoşuma gidiyor. Çünkü çok geniş bir şey ya bu. Genel ahlaka aykırı gibi bir cümle aslında.

Mizahla ne yapıyorsun uğraşıp gülüyorum da bir cevap olabilir. Çok sofistike mizah yapıyorum da bir cevap olabilir. Bu geniş bir yelpazede takılıyorum. Şimdi asıl ben seni gerçekten merak ediyorum hocam.

Gerçekten merak ediyorum. Bize şeyi anlatıyorsun. Tenis tarihi, tenis işte nasıl bir şey, nereden geçti, hangi evrelerden geçti, bugüne geldi. Ama mesela hiç şundan bahsetmiyorsun.

Bir tane tenisçimiz var, gururumuz Zeynep Sönmez. Bu geçtiğimiz aylarda bir tenis maçında, molada Descartes'in bir kitabını okuyordu. Mesela bu konu hakkında ne düşünür Fularsız, Entellik, İmmanuel, Tolstoyevski mesela? Hiç bu konularda... Hiç haberim yoktu böyle bir şeyden.

Maçın ortasında, molada. Evet, molada. Ruhun tutkularını kitabını açtı ve birazcık okudu galiba. Rakibi su içerken, işte limonata içerken... Limonata değil de ne içiyorlar bilmiyorum.

Enerji içeceği içerken ruhun tutkularını açıp okudu Rekord'dan. İşte onun rakibinin gıdası suysa bunun da ruhunun gıdası de kartmış demek ki. Yani böyle bir şey ben hiç daha önce görmemiştim. Şimdi kötü bir şey söylemek istemiyorum ama kötü bir şey söyleyeceğim.

Yani biraz şov kokuyor bence bu hareket. Ya, evet. Ben de tam onu diyecektim. Bu tarz şeyleri sana söyletmek tam olarak bu podcast'taki benim amacım bu olmalı ya.

Sana kötü şeyler söylerim. Çünkü sen çok düzgün bir insansın. İşini çok iyi yapıyorsun. İnanılmaz içerik üretmişsin abi.

İnanılmaz yani. O yüzden biraz seni açıkçası goy goy çekmek istiyorum. Tamam, goy goy gidelim. İçeriklerin çoğu da ChatGP'den önce.

O yüzden yıllar sonra insanlar böyle, aa onu bilgisayara yaptırmış falan diyemezler. Hepsi ChatGP'den önce çıktı kardeşim bunların. Sen tarihe bir kayıt düştün. Peki, şuradan girmek istiyorum.

Hiç motive olmakta zorlandığın oluyor mu abi? Evet ve bu zamanlama gerçekten çok iyi oldu. Çünkü iki aydır bölüm çıkmamıştım. Geçen gün çıktım.

Normalde haftada bir yapmamız gereken şey. İki ay geciktirdikten sonra bu soruyu sorman iyi. Yani onun bir kısmının motivasyonla alakası yoktu. Hani şimdi burada bahaneleri sırlayabilirim.

Yani podcast notlarımı köpeklerim yedi falan. Köpeklerim de yoktu aslında. Çeşitli bahaneler var. Sağlık sorunları, şunlar bunlar.

Ama bir kısmı hakikaten motivasyonla ilgiliydi. Bu ilginç bir şey motivasyon eksikliği de değil tam olarak ama motivasyonun başka tarafa kanalize olması diyelim. Çünkü bir yandan podcast yapmıyorken bir yandan hiç uğraşmadığım saçma sapan konular hakkında daha önce inanılmaz bir merak ve disiplin edindim. Nedir mesela?

Ev otomasyonu işine girdim. Ev otomasyonu. Evet ama... Nedir abi bu?

Benim evim yok. Ev derken apartman dairesinde yaşıyorum. Normalde otomatize edilecek bir şey yok burada. Küçük bir daire işte.

Bir iki tane oda var. Mesela bizim bir balkonumuz var. Burada çiçekler var. Onları sulamak istiyorsun.

Akşam olunca, güneş batınca oradan fıskiyeden bir su gelsin. Şimdi onu otomatize ediyorsun. Basit bir şey tabii de. Ondan sonra kafama takıldı.

Ya bizim panjurlarımız var. Bu panjurları da otomatize edelim. İşte akşam olunca açılsınlar. Bilmem sabah olunca kapansınlar.

Hiçbir pratik yararı olmayan şeyler ama o bana zevk verdi birazcık. Sonra fark ettim ki bizim panjurların bir tanesi... Bir tane böyle şey de almıştım. Çin'den 3-5 dolara bir şey alıyorsun.

RF ayar, infrared sinyalleri yolluyor. Yani kumandalardan aldığın şeyi ona öğretiyorsun sinyalleri. O da tekrar etrafındaki eşyaları yayarak onları kontrol etmeni sağlıyor. Neyse bunu almıştım.

Bundan sağa sola kontrol ediyorum. Ulan panjurlardan bir tanesine bu etki etmiyor. Meğersem herifler o kodları, o sinyalleri şifrelemişler. Ya Allah'ın panjurunun sinyalini niye şifrelersin?

muhafazakar bir panjur anlayışı geliştirmişler. Aslında şöyle bir sebebi var. Bu anlattığım aletle, 3-5 dolarlık aletle gidip komşunun televizyon sinyallerini, panjur sinyallerini öğrenip, ondan sonra komşunun panjurunu açıp kapayabiliyorsun. Bunu da ben denedim, yaptım yani.

İşe yarıyor hakikaten. Abi resmen iki ay bölüm kaybetmemek uğruna el alemin panjurlarını hacklemeye öğrenmişsin gibi bir sonuç çıkardım ben burada. Evet, panjurlar, fıskiyeler, her türlü şey. Klima.

Yani enteresan bir güç. Ben buradan evimden oturuyorum ve komşunun fıskiyesini hareket ettirebiliyorum. Bu komşum için dehşet verici bir şey değil mi? Bir anda fıskiyeler çalışıyor, panjurlar açılıp kapanıyor.

Bu bir felaket senaryosu. Bence de felaket senaryosu. Bir yerde şey okumuştum ya, bir forumda mı okudum, yani bu işlere girdikten sonra internette arama yaptım ben benim gibi deliller var mı diye. Çok varmış yani yıllardır devam ediyor.

Bir tanesi bir sene boyunca sanırım komşusunun televizyonunu açıp kapıyormuş rastgele zamanlarda ve soruyor bu yaptığım hani beni kötü bir insan yapar mı diye. Hayır seni melek yapar yani tabii ki. Evet yani hapse atılman lazım. Bir kere yaparsın gülersin de bir sene boyunca da.

Komşu kafayı yemiştir. Bunun adı tele guest lighting'tir abi. Resmen guest lighting'in ikinci evri 2.0 guest light 2.0 bile denebilir buna yani.

Evet. Hatta bunu da yani işin komik tarafı bunu da tele tele de yapabiliriz. Çünkü otomatize edebiliyorsun. Hani sen orada yokken bile komşunun televizyonuna saat 6'da aç falan diye komut verip ondan sonra tatile gidip eğlenebilirsin komşu orada kafayı yerken.

Güzel ya. Çocukken televizyon kumandasına dönüşebilen saatler vardı. O teknoloji kafayı yedirmişti bana. Saatimle bir anda televizyonu değiştiriyordum ve babam deliriyordu.

Sorunu çözemiyordu. Antene bakıyorduk beraber. Ben de bir süre hiçbir şey demedim. Çünkü geri dönülmez bir noktaya gelmiştik.

Babam delirdi ve bir noktada baba hayır onu ben yapıyorum desem o maliyeti üstlenemediğim için olmayan bir sorunu arıyorduk gerçekten. Böyle çatıya çıkıyordu, antene bakıyordu, arkasına bakıyordu. Hayır baba ben yapıyorum diyemedim yani hala şu an adam o gün neler olduğunu bilmeden yaşıyor bir yerlerde. Ben o teknolojiyi kaçırmışım ya iyi ki elime geçmemiş.

Yani işte bunlara daldık. Ondan sonra daha da deli insanlar var tabii. Her konuda o konuda motive olmuş, gerçekten motive olmuş yıllar önce insanlar var. Onları buluyorsun.

Yani ufacık bir motivasyon artışın, bir konuda ilgi artışın, senden önce oralara dalmış ve çok büyük şeyler başarmış insanlara olan kapıyı açıyor ya, o katlanarak artıyor. Şimdi bir tane adam tamamen hayrına bir iş yapmış, gitmiş. Bu yine 2-3 dolara aldığın böyle mikro kontrollerler var. Programlanabilir CPU gibi bir şey.

Onları programlamış, bir program yazmış ve bu şifreli kodu kırıyor. Öğreniyor yani onu. Bir de antene bağlıyorsun. Bunların hepsini de alıyorsun işte şeyden, Alibaba'dan.

Getiriyorsun böyle devreleri falan takıyoruz, bilmem ne. Lehim falan yapıyor. Evde lehim yapıp insanları zehirledim bayağı bir, duman çıktı. Sonra hakikaten de bunu öğrettik.

Şifresini kırdı. Şimdi bunu da bir de ondan sonra Google'a falan bağladım. O da baya bir iş. Onu da çözmüş insanlar var.

Takip edey de yapıyorsun. Şimdi işte Google benim panjurlarımı aç deyince sesimden tanıyıp yaklaşık böyle 3-4 tane ara teknolojiden geçip yani oradan oraya bağlanıyor. Burada arada bir de şey var. Home Assistant diye bir şey var.

Onu böyle ufak bilgisayara kuruyorsun. O da açık kaynak bir sistem falan. O onu kontrol ediyor, bu bunu kontrol ediyor. Yani birbirine bağlı 3-4 tane yapay sistem var.

Ve olay sadece panjuru açıp kafama kalkıyor. Daha önceden de yapabildiğim bir şeydi bu arada. Kumandası da vardı. Olmayan bir sorun için bir hafta harcadım.

Ama çok hoşuma gitti. Eski mühendisliğe ilk başlarken masamda devreler mevreler vardı. Onlarla uğraşıyordum. O günlere döndüm bir anda.

Motivasyon eksikliği bir bakıma evet podcast yapmadım. Bunlarla uğraştım. Şimdi ne teşhis koyarsın buna bilmiyorum. Bu aslında şeyin ileri bir seviyesi gibi.

İş yapmazsın da sürekli ertelersin. O işi yapmamak için evini temizlersin ya. Başka bir alanda sen profesörlük seviyesine gelmişsin abi. Yani hangi noktada şunu dedin?

Hangi objeyi hareket ettirdikten sonra tamam artık. Ben bir bölüm kaydetsem iyi olur. Yeterli bu kadar. Yani ne yaptım?

En saçma şeyi düşünüyorum. Oturduğum apartmanda 20 senelik bir intercom teknolojisi var. Kesinlikle hiçbir akıllı tarafı yok. Onun içini açtım.

Çünkü burada otururken, odamda oturup mesela çalışırken, kaydedirken aşağıdan bir zile basıyor. Ta oraya gidip o zili açmam gerekiyor ya. Biri oraya bastığı zaman buradan görüp, buradan bağıracağım. Hey Google, hey Amazon, hey bilmem ne, kapıyı aç falan diyeceğim.

O da kapıyı açacak. Hayalimdeki şey bu. Onun için Intercom'u açtım. Yine Alibaba'dan sipariş ettiğim dandik şeyleri oraya taktım.

Ve hiçbir şey olmadı. Çalışmadı. Hocam senin Alibaba'dan 5 dolar ve 6 şeyleri sipariş etmen her an yasaklanabilir. Her an 3-5 dolarlık şeylerle dünyayı ele geçirme vibe'ı veriyorsun.

Birilerinin dikkatini çeken biri bu yani. Bu dünyaya girmiyorsun ya normalde. Bu dünyaya girince binlerce, milyonlarca insan, milyonlar demeyeyim de, yüz binlerce insan bunlarla ilgileniyor. Böyle bir komünite var o tarafta.

Onların içine giriyorsun. Forumlarda yazmışlar, etmişler, değişik değişik şeyler yapmışlar. Çok fantastik şeyler yapanlar var tabii. Benim panjuru açıp kapama işi çok utandırıcı kalıyor onların yanında.

Onun için katılamıyorum yani. Evet, ben de panjurumu kapadım diyemiyorum. Neyse işte en son intercom'u denedik ve bozuk bir şekilde kaldı. Şimdi aşağıdan insanlar arıyor telefonla ve ben aşağı inip onu kapıyı açmam gerekiyor.

Yaptığımız şey bu yani başarımız bu. Güzel yani küçük hedefler koyup onlara ulaşmak. Bugün tanjuru açarsın yarın bir roket belki ateşlenebilir. Bu işler böyle başlıyor diye düşünüyorum ben.

Skynet'le dünyayı ele geçiririz evet. Şeye ihtiyaç duydun mu abi hayatında? Motivasyon konuşması. Herhangi bir insan konuşarak seni bir şeylere motive etti mi?

Motivasyon konuşmacıları hakkında falan böyle bir şey hatırlıyor musun? Hiç sanmıyorum. Yani motivasyon konuşmacıları hakkında ne düşünüyorsun diye sorduysan hiç sanmıyorum. Güzel bir cevap olmadı ama şu soruya cevap vermeye çalıştım.

Genelde 10 soruyu aynı anda sorduğum için... İstediğini... Motivasyon konuşmasıyla gaza geldim. Motivasyon konuşmalarının zaten bence yüzde 99 oranında işe yaradığı şey insanları gaza getirmek.

Ama o gaz ne oluyor sonra? O gaz bir işe yarıyor mu, bir işe dönüşüyor mu diye sorarsan bence dönüşmüyor. Evet, gaz eyleme asla dönüşmüyor değil mi? Evet, termodinaminin dördüncü yasası gaz eyleme dönüşmesi.

Gazın eyleme dönüşmemesi problemi var. Şunu görüyorum, motivasyon konuşmacılarında söylediği üç beş kalıp cümle var. İşte konfor alanından çık, azımat, vazgeçme, konfor... Ve bakıyorum bazı motivasyon konuşmacıları takip ediyorum böyle.

Yıllar, on beş yıldır, yirmi yıldır motivasyon konuşması yapıyor. Bu da senin konfor alanı değil mi? Sen niye çıkmıyorsun? Bir motivasyon konuşmacısı olarak sürekli motivasyon konuşması yapıyorsun.

Asla konfor alanından çıkmamışsın. Peki bir keriz ben miyim? Ben niye çıkıyorum? Benim zaten konfor alanım o kadar konforlu da değil yani.

Bilmiyorum, beni çok gaza getirmiyor. Hatta şöyle düşünüyorum, şu an senin benim sıradan insanların gaza gelmemesi, motive olamaması değil sorun. Bazı çok güçlü insanların çok fazla motive olması. CEO'lar, işte Donald Trump ne kadar motive bir insan.

Yani ülkemizden örnek vermek istemiyorum. Başımız belaya. Bazı insanlar çok motive. Problem bunlar.

Yani çözüm şey değil. Sıradan insanı gaza getirmek değil de o çok gaza gelmiş insanları bizim seviyemize getirmek. Atıyorum Manhattan projesinde çalışan fizikçiler, mühendisler biraz böyle erteleme hastalığı olsaydı, senin gibi işte panjurları açıp kapatsalardı. Belki atom bombası faciazı yaşanmayacaktı yani.

Bu insanlar senin gibi fıskiyeleri çalıştırsaydı falan... ...dünyamız cennet olacaktı belki de. Yani Hitler mesela resme başlamış, o resme devam etseydi resim yapmaya.

Evet, evet çok klasik bir örnektir. O sıçrama da inanılmaz değil mi yani? Ressamlıktan böyle... Dünyayı ele geçireceğim.

Sana hangi resmi yaptırmadılar tam olarak? Hangi resmi yapamamak bu noktaya getirdi seni be adam? Şeyi izliyorduk, lise arkadaşlarımla. Batı cephesinde yeni bir şey yok.

Bu filmi izliyoruz böyle 4-5 kişi. O savaşın öldürme, ölme denkleminin dışında cephe, siperler, koşullar, işte İspanyol gribi var, salgın hastalıklar, her şey çok kötü. Bir noktasında bir arkadaşım filmi durdurdu ve dedi ki evde yatmak varken asla gidip bir yerlerde savaşmam. Bu benim için bütün motivasyon konuşmalarından daha çok hayatımı etkileyen bir cümle oldu.

Bu dünya barışının temel prensibi olacak bir cümle. Asla soğukta gidip savaşmam. Asla sıcakta gidip savaşmam. Ya şu an dünyada nerede savaş varsa Ukrayna mı işte Orta Doğu'da mı askerler şunu düşünse dese ki ya evde gidip yatmak varken... Biz ne yapıyoruz abi?

Elimizde tüfeklerle falan. Evde gidip yatabilirdik. Podcast dinleyebilirdik. Yani motivasyon değil, demotivasyona ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum.

Yani herkesi aynı anda demotive edebilirsen güzel. Evet, tam olarak bu gerekiyor bize. Evet, ama işte bunu yapamıyorsun. Yani birileri senden hakikaten gerek doğaları itibariyle, gerek eğitimleri itibariyle daha motive oluyor.

O motivasyon bazen güzel şeylere yol açıyor, bazen de saçma sapan şeylere yol açıyor. İşte 80 yaşında hala iktidar kovalayan insanlara yol açıyor. Of, evet ya. Veya dünyayı ele geçirmek isteyenleri.

Dünyayı ele geçirmek isteyenleri yine birazcık anlayabiliyorum. Yani bende de o var. Ama... Ben o konuda adım atmıyorum.

Yani ben yatağımda oturup dünyayı ele geçirmek istiyorum. Yatağımda yatıp. Hani hem dönsün hem dönmesin istiyorum. Bence bir yerden başladın abi ya.

Yani panjur konusunda bir yerden başladın ve önünü açık görüyorum senin. Önce kendi panjurlarım, sonra mahallenin tüm panjurlarını, sonra da dünyanın panjurlarını ele geçireceğim. Yani senin genel bu güven kaybı mı diyeyim, güven eksikliği mi diyeyim şeye karşı, motivasyon konuşmalarına karşı bunu paylaşıyorum ben seninle. Ama mesela şu ilk yaptığın tespit güzeldi.

Onun hakkında bir şey diyeyim. Dedin ya hani 20 senedir motivasyon konuşması yapıyorsun. Sen de o. Konfor alanındasın.

Bunlar kendilerini şöyle görüyordur bence. Yani kendilerini rasyonalize etme şekilleri veya başkalarına açıklama şekilleri. Bir kere tabii ki para tatlı, statü tatlı, başarılı olmuşsan niye şimdi o başarıyı kaybedeceksin? Şunu diyordur ama hani bu Budizm'de bir tane konsept var.

Enterkuntellik yapacağım birazcık. Bodhisattvalar mıydı? Nirvana'ya ulaşıp da bu dünyadan bilincini diğer dünyaya taşımayan... Onun yerine tam o sınırda kalıp, aşağıdaki halka, oraya ulaşmaya çalışan insanlara yardım etmeye çalışan varlıklar var.

Yani tekamülünü tamamlamıyor. Son raddeye girip orada bırakıyor kendini. Ondan sonra geri insanlara dönüyor. Bu hayatla etkileşim kurmaya devam ediyor.

O insanları yukarı doğru çekmeye çalışıyor. Anladım. Bunlar da kendilerini öyle düşünüyordur bence. Fedakarlık yapıyorlar yani.

Fedakarlık yapıyorlar, evet. İstesem Nirvana'ya ulaşırdım, itle köpekle uğraşmazdım ama... Koca yürekli insanlar. Ama tabii bu seminere 500 dolar verirseniz.

Öyle diyorlar yani motivasyon konuşmacıları. Bodhisattvalar öyle diyor mu bilmiyorum. Onlar da herhalde bir şekilde yiyip içmesi lazım. Güççen yetersizse hemen motivasyonun kırılıyor ya orada.

Bir anda çok gelmek isterim ama şu anda da bir tadım kaçtı. 500 doları duyunca bir canın sıkılıyor hemen. Ya ben tam da geçen gün bir tane motivasyon konuşması dinledim. Normalde hiç dinlemiyorum.

O yüzden bu konu hakkında aslında böyle pratik bilgim de yok. Her gün saatlerce değişik değişik motivasyon konuşmaları dinleyen insanlar var ya, onlar belki daha iyi bilirler ama... Onlar da o dünyanın içine kayboluyorlar gerçi. Ya bir tanesini dinledim.

Türk bir motivasyon konuşmacısıydı. İsmini hatırlamıyorum, bakmayayım da şimdi. Sanki ona karşı... Burada maksat onu yermek değil.

Ama onu yereceğim. Kötü şeyler söylemek istemezdim ama kötü şeyler söylemeye devam edeceğim. Adam çıkmış, şimdi bağıra bağıra konuşuyor bir kere. Ve diyor ki, sizi engelleyen arkadaşlarınızla o ilişkilerinizi bitirin.

O arkadaşlarınızdan kaçın. Sizin önünüzde bir engelden kastı da... Onu böyle zincirleyip bodruma kapatan tiplerden bahsetmiyorum. Kardeşim gerçekçi ol.

Sen kalkıp da şimdi bu konuda dünyanın en iyisi olamazsın falan gibi bir şey dersen mesela kötü arkadaş oluyorsun. Senden kurtulmaları lazım. Senle ilişkileri kesmeleri lazım. Bu bana şeyi hatırlattı.

Yani bu bir kült gibi dini kültler var tarikat. Evet. Tarikatların çünkü bütün olayı, ortak noktalarından bir tanesi daha doğrusu... ...senin hali hazırdaki ilişkilerini koparmak.

Aile, arkadaşlar bilmem ne, kendilerine bağlamak. Senin hayatındaki en önemli şey o tarikat olacak. Evet, mürşit dışında arada bir basamak kalmaması lazım. Mürşide tam itaat ve o ne derse.

Bu arada gerçek arkadaşlık da şudur ağabey. Sana ağabey yapmasan mı diyecek insan... Seni engelleyen insanlar gerçek arkadaşlarıdır bu arada. Onlarla arayı iyi tutmak lazım bu arada.

Tabii ki şunu olabilir. Sen başarılı olacaksın mesela. Mesela ikimiz de komedyeniz diyelim. Stand-upçıyız.

Sen ne diyorsun kendine? Ben komedyen diyorum artık. Eskiden demiyordum da. De dediler.

Diyebilirsin sahneye falan çıkıyorsun dediler. İyi dedim ben de. Seni motive etmişler bak. Evet.

Diyelim ikimiz de komedyeniz, sen başarılı oldun. Başarıdan kastım, iyi bir kontrat yaptın, bir menajer buldun neyse. Büyük stadyumlara çıkmaya başladın. Ben hala dandik dandik barlarda gece sürünüyorum.

Çok tanıdık geldi de o yüzden güldüm. Benim seni kıskanmam normal. Bu insan tepkisi. Senin için çok mutlu oldum.

Kaç kişi öyle diyecek? Senin için çok mutlu oldum. İçin için kıskanırım. Çünkü kendimi seninle kıyaslıyorum beraber o noktaya geldiğimiz için.

Ondan sonra senin bir anda sıçrama yaşadığın için. Bu durumdaki insanların belki şöyle demesi doğal. Sen de sattın kendini, kendi ruhunu sattın. Artık gerçek komedyen değilsin falan.

Öyle ufak ufak seni aşağı çekmesi. Böyle bir şey de var hakikaten. Ama bunu şundan ayırabilirsin, senin dediğin örnekten. Gerçek arkadaş hakikaten yapamayacağın şeyi, yapmaman gereken şeyi sana söyleyen insandır.

Evet, gerçek arkadaşlık budur. Abi o konuda da şöyle bir şey yaşıyorum. Yıllardır bazı müzisyen arkadaşlarım var, bunların müzik grupları var. Bunlar popüler olsun ve ya eskiden dinleyecektiniz, onlar çok bozdu şu an, popüler oldular ve ruhlarını şeytana sattılar para için falan demeyi bekliyorum.

Asla kendilerini bozacak popüleriteye ulaşamadılar ve ben onları dinlemek zorunda kalmaya devam ediyorum ya. Ama aslında çoğu insanın da durumu bu yani. Çünkü çok az insan aşırı popüler olduğu için genelde insanlar senin durumundalar yani. O eşiği aşamıyorlar.

Evet, bu popülarite mevzusunda maalesef bilgisayarların çalışma prensibi gibi ya bir ya sıfır oluyorsun. Böyle ben 0.75 popüler oldum diye bir şey olmuyor. İnsanlar seni sevmeye bir başlıyor ve önünü alamıyorsun artık.

Senin tercih etmeyeceğin insanlar da seni sevmeye başlıyor. falan başlıyor böyle. O da, bilmiyorum hiç o konumda olmadığım için bir şey diyemeyeceğim ya. Ben de o konumda olmadım evet.

Yani çoğu insan o konumda olmadığı için çoğu insan şu anda bizle aynı durumda. Ben kariyerimi şöyle tanımlıyorum, sesimi de öyle tanımlıyorum. Deniz Göktaş'ın ayna tersi gibi. Hani onun sesi nasılsa, benimki böyle.

Onun kariyeri iyi gidiyor, benimki de eh yani böyle. Ya o çok bozdu ya, kendi ruhunu şeytana sattı ya. Ya ben de öyle düşünüyorum da, neyse. Yok çok severim arkadaşımdır.

Güzel, onun adına çok seviniyorum ya. Yani bu şeylerin bir de motivasyon konuşmalarının aklımda kalan, beni gıcık eden bir tarafı da ne biliyor musun? Tek tip bir formül sunmaya çalışmaları. Hani adam çıkıyor oraya, genelde de adam oluyor bunlar zaten.

Çıkıyor oraya ve sana ben 60 saniyede işte 120 saniyede neyse senin hayatını değiştireceğim diye bir şey söylüyor. Karşısında da bir konferans salonu dolusu insan var. Yani diyelim 500 tane insan var. Ya bu 500 insanın durumu aynı olabilir mi?

Allah aşkına psikolojisi durum bilmem ne. Yani bu konuşmacının dediği şey şu. Sizin hayatınız ne kadar farklı olursa olsun, çevreniz, karşılaştığınız problemler, şunlar bunlar. Ben öyle bir hack buldum ki insan psikolojisinin derinliklerinde bu hepinize yarayacak.

Ve bu hack'i de size 60 saniyede öğretebilirim veya 10 dakikada. Daha doğrusu öğretmiyor. Onun biraz ucundan onun şeyini veriyor sana. Ucundan ne denir?

Fit attırıyor bir evet. Ondan sonra 500 doları çakıyor. Gel seminerlerime diye. Seminer 500.

500 farklı hayata dokunabileceğini ve değiştirebileceğini iddia etmek, inanılmaz bir mansplaining kapasitesi gibi geldi. İnanılmaz, harika. Bu gücü istiyorum. Bunu arzuluyorum şu anda.

Bir şey geldi aklıma. Bir tane mim görmüştüm. İki veya daha fazla erkeğin olduğu podcastler, birbirlerine mansplaining yaptıkları yayınlar oluyor diye. O yüzden de ben biraz dişiyle enerjiyi temsil etmeye çalışacağım ama başaramıyorum galiba.

Mansplaining döngüsüne giriyorlar. Yani o şey gibi aynı anda oturduğum yerden 500 panjuru kontrol etmek gibi bir güç. Hakikaten insanı zehirleyen bir güç olur o. Evet, güç yozlaştırır ve 500 panjur epey yozlaştırır diye bir... Yani bu kısa yoldan insanların hayatını kökten değiştirme... ...onları motive etme işine ben hakikaten temelden karşıyım.

Bunu şeye benzetiyorum aslında, şimdi aklıma şey geldi. Diyet konusu var ya, diyette zor bir şey. Yani insanın alışkanlıklarını değiştirmesi gerekiyor. Yeme alışkanlıklarına mesela.

Yaşam tarzını değiştirmen gerekiyor. Evet, yaşam tarzını değiştireceğin yani spor yap, spor yap da onu yapman için başka şeyleri değiştirmen gerekiyor filan domino etkisi gibi hakikaten dediğin gibi bütün yaşam tarzının değişmesi gerekiyor. İşte alkol çok içmeyin, sigara çok içmeyin ama onun hayatına bakıyorsun yani öyle ortamlara gidiyor ki alkol sigara içmemek için gerçekten böyle inanılmaz bir disiplin, irade gerekiyor. Onu değiştirmen lazım.

Tamam. İnsanların çoğu bunu yapmıyor. Yani yaşam tarzı değiştirmek zor bir şey. Ne yapıyor onun yerine?

Detoksa giriyor. Kürler yapıyor. Ben hiçbir şeyimi değiştirmeyeyim ama arada böyle 24 saatlik, 72 saatlik neyse bunları yapayım ve reset olsun sistem. Böyle bir şey var mı?

Olmaz. İnsanlar buna çok inanmak istiyor değil mi? Tabii ki de. Çünkü çok kolay gözüküyor ve birazcık çaba göstereceksin.

Ama çok az göstereceksin ve çok büyük değişimlere ulaşacak. Yani hayır. Piyango bileti alın. Daha iyidir yani.

Yüzlerce motivasyon konuşmasını izlemişimdir. Özellikle YouTube Shortlist'lerde, Reelz'lerde bir sürü görüyorsun. Evet. Arnold Schwarzenegger konuşuyor mesela.

Bilmem ne konuşuyor. Kobe Bryant falan. Hepsi de aynı şeyi söylüyor. Kimsenin sizi hayır demesine aldanmayın.

İnandığınız yolda yürüyün. Abi sen başarılı olmuşsun. Yani Arnold Schwarzenegger'sin sen. Kardeşim kaç tane insan öyle olmaya çalıştı da olamadı?

Herkes Arnold Schwarzenegger olabilir mi? Herkes Kobe Bryant olabilir mi? NBA'ye girecek. Bir tane insan da çıkıp şunu desin, o kadar sevineceğim, ya dalga geçsin.

Çok başarılı olmuş ve paso yattım, bir şekilde işler iyi gitti. Şansım yaver gitti, talih. Bilmiyorum ya, çalışmadım da o kadar ama bir şeyler oldu. Bunu demeyecek, hiç kimse bunu demeyecek ya.

Herkes böyle nasıl vazgeçmediğinden falan bahsedecek tabii ki de. Ya Donald Trump işte öyle. Adam babasından aldığı parayı borsaya yatırsa zaten şimdilik kadar zengin olacaktı, gitti. Onun kadar neredeyse sembolik olarak en tembel şeyi yaptı aslında.

Gayrimenkule girdi. Bir yer alıyorsun ve duruyorsun ondan sonra. Değerlenmesini bekliyoruz. Yaptığın şey de bu.

Golf oynuyorsun arada falan. Evet, birileri öyle bir şey dese hakikaten çok saygı duyacağım. Başarılı birinden bekliyoruz bunu. Başarısızlar olarak böyle bir şeye ihtiyacımız var.

Bu tabii çok derinlere gidiyor. Bir sürü şey yapıyorsun ve kendini başarılı bulmuş olarak buluyorsun. Ondan sonra geriye dönük açıklama yaratma hissiyatın oluyor. Her şeye dair bir teori yaratmaya yatkınlığımız var.

Bu teorilerin içinde de agency yani kişinin kontrolde olma hissi baskı çıkıyor. Ben karar verdim ve bu şeyler oldu. Bütün bu yatkınlıklar bir araya gelince herkes kendine bir hikaye uyduruyor. O hikayelerde işte hep böyle çok çalıştım, bunu dinlemedim, bilmem ne yapmadım.

Öğretmenim şöyle dedi. O öğretmen aslında doğru şeyi söyledi sana. Yani o Kobe Bryant'in ben hatırlıyorum bir tane konuşması vardı. Birileri buna sen asla NBA'de oynayamazsın demişti.

Ondan sonra... Gördün mü işte sana girsin falan diye bundan sonra bana konuşuyor. Abicim senin NBA ile oynama şansın hakikaten ne? Milyon tane orada insan var, genç var.

Çoğu da böyle kendini sporcu olarak görecek. 10 milyon tane belki. 400 kişi arasına girme şansın senin dediğin gibi piyango kadar. Ve öğretmen %98 falan o güne kadar haklı çıkmış olabilir.

%99.9 çıkmıştır adam yani. Evet, haklı çıkmışsın. Dediğim gibi retrospektif bir anlamlandırma çabasına girdiğimiz için, mesela benim bir insan olarak 3 tane parametreye hakimim ama 150 tane faktör var, başka faktör var.

Bir şekilde gerçekten şansa da, talihe de inanıyorum ben. O 3 faktöre çok abandım. Bir şeyler yolunda gitti ve diğer 150 parametreye galebe çaldım ve başarılı oldum. Kendime artık sürekli o 3 parametre üzerinden bir hikaye kuruyorum.

İşte şunları, şöyle yaptım bunları. Peki o 97 parametre ne oluyor? Onları sen, başarılı olan insan kendi de bunların farkında değil çünkü yani. Yani o başka parametrenin olduğunun farkında olsa bile onların ne kadar çok olduğunu, ne kadar etkin olduğunu da bilemeyecek.

Evet, evet. Zaten tanım ihtimaliyle dışarıdalar onlar onun. Doğru diyorsun. Yani çok saçmalık var ya bu konu hakkında.

Bir şey daha söyleyeyim sana. Benim ideolojik bir sıkıntım da var bunda. Şu ana kadar bahsettiğimiz şeyler belki biraz mantıksal zayıflıkları olabilir. Ne denir?

Survivorship bias deniyor. Sadece başarılı olanları dinlersen o zaman yanlış tavsiye alırsın. Aynı tavsiyeleri, aynı şeyleri yapıp da, deneyip de... ...kaç,

yüzde kaçının başarılı olduğunun bilgisine... ...haiz olman lazım bir şekilde. Onun da kimseye haiz değil.

Neyse, bunlar standart şeyler zaten. Ama benim ideolojik bir sıkıntım var. Çoğu motivasyon konuşmasının... ...odak noktasında bireysel başarı var.

Yani sen istersen... Daha doğrusu demin bahsettim ya, agency. Kişisel irade, kişisel kararların gücü diyelim. Sen istersen, yeterince istersen başarırsın.

Şunları, şunları yaparsan başarırsın. Bütün bu güç senin içinde. Şu anda böyle bok gibi bir hayat yaşıyorsan, bu aslında senin suçun demeye getiriyor bir noktada. Senin sorumluluğun.

Bunun iki tane sorunu var. Birincisi, o seminerlere gittin, gaza getirici konuşma dinledin, tekniklerini uyguladın falan. Yine de milyoner olamayacaksın belki artık sen başarıyı nasıl görüyorsan. Diyelim parayla ölçüyorsun veya statüyle ölçüyorsun.

Çoğu insan o statüye, o paraya ulaşamayacak. Sistemin yapısı itibariyle bu böyle zaten. Evet, zaten en büyük falsosu orası, hiç yapıdan bahsetmiyor. Yapısal hiçbir şey yok.

Bir problem varsa bir dön bak ya, bir kendine bak. Hani bu şey demek gibi, ulan cahil Afrika halkları, şu sefalet işini bir çözemediniz. Bir kendinize güvenin abi, bir silkelenin. Yapısal işte kolonizasyon yok, bunun arkasında siyaset yok, ekonomi, politik yok, hiçbir şey yok.

Sadece birileri yeterince inanmıyor. Hani bu şey gibi aslında bu yeni dünya dinleri var ya, yeni çağ dinleri veya pratikleri diyelim. Secret diye bir kitap vardı işte. Evet, evet.

Bunların başlangıcı gibi bir şeydi böyle. Atası gibi bir şeydi o kitap. Daha önce de benzer şeyler vardı. Gerçi o aşırı popüler oldu nedense.

Tam hatırlamıyorum artık tarihini. Ama hepsi aynı şeyi söylüyor zaten. Olmasını istediğin şeyi hayal et ve evren sana onu verecek. Yani bir şeyi kendin gerçekleştiriyorsun, manifest ediyorsun.

Vay anasını böyle bir gücün var yani hepimiz ufak birer tanrı gibiyiz neredeyse. Yeterince inanırsan istersen o şey olur. Şimdi o zaman toplumun hiçbir önemi yok. Toplumla ilgili binlerce yıldır konuşup tartıştığımız, denediğimiz şeylerin hiçbir önemi yok o zaman.

Yani kapitalizmmiş, sosyalizmmiş, efendime söyleyeyim totaliterizmmiş, liberalizmmiş bilmem ne bu skalalarda böyle sağa sola kaymanın, aldığın eğitimin hatta çok ufak ölçekte yani ailenin sana verdiği eğitimin de bir önemi yok. Yani... Ne olacak bu o zaman? Hiç yaşamayalım biz hep bireyler halinde.

Sosyoloji, siyaset, bilimi, tarih hepsi çöpe gitti. Evet, hepsi çöpe gitti. Hepsi ufak düşük seviyeli varlıkların oynadığı oyunlar. Biz aydınlanmış varlıklar olarak sistemi kısa yoldan değiştirebiliriz.

Sistemi de değil, pardon. Biz bunların üstüne çıkabiliriz. Bu insanların odak noktasını sistemden bireye kaydırma işi bence çok tehlikeli. Bayağı da çalışıyor ya.

İnsanlar hep kendini kötü hissediyor. Bir şeyleri beceremediğini hissediyor. İşte bir de o tarafı var. Bu da madalyonun zaten diğer yüzü.

Hatta aynı yüzü aslında. Birine sürekli şey dersen, yeterince istersen başarırsın dersen... ...ve ondan sonra kaçınılmaz olarak o insan bir şey başaramazsa... ...ya da istediği kadar başaramazsa ne diyecek?

Yeterince istememişim, suç bende. Yetersizlik hissi duyacak. Başkaları yapıyor, ben yapamıyorum. Demek ki ben hak etmiyorum, bok gibi bir insanım.

Kendini suçlayacak. Yani zaten sistemi değiştirmiyor. Odak noktası kaymış. Bir de üstüne üstlük kendini kötü hissediyor.

İyice depresyona giriyor. Bir de bizi mutsuz ediyor. Evet. Motivasyon konuşması tamamen ters şekilde çalışıyor yani.

Hem hayatımıza hiçbir şey katmadığı gibi kötü hissediyorum. Evet yani işe yaramazdan da kötü. Hani negatif. O yüzden çok sıkıntım var benim bu konularda.

Yani şunu demeyelim, demeyeyim ben en azından. Bütün motivasyon konuşmaları kötüdür, yararsızdır. Dediğim gibi yakıt olarak kullanılabilir böyle bir başlangıç ittirmesi olarak da. Bir de hepsi de farklı farklı şeyler söylüyor da olabilir.

Bazıları bunların farkındadır. Biraz da bu tip tuzakların farkında olarak konuşuyordur. Daha sofistike dolandırıcılar vardır belki de. Evet, evet.

Ama genel olarak odağı işte sistemden bireye kaydırması sorunlu. Evet. Zaten başka türlü de olamaz. Yani sistem odaklı motivasyon konuşmacısı diye bir şey yok.

Onlara zaten işte devrimci diyorsun, sosyolog diyorsun. Che Guevara falan diyoruz onlara. Onları ayrı bir kategoriye koyuyorsun zaten. Şimdi bu motivasyonun iki türlüsü var.

Bir, hani değişik şekillerde bölmek mümkün de, ikiyi ayırırsak bir dışsal motivasyon, bir de içsel motivasyon var. İşte dışsal motivasyon, hani insanlara şu işleri yaparsan sana şu kadar para veririm veya şu terfiyi alırsın. Sonucu... Teşvik gibi aslında.

Seni ittiren bir şeyler var. Evet, dışarıdan seni ittiriyor. Bir takım sana vaatleri var. Sonuç odaklı şu sonuçlara ulaşırsan karşında bunu alırsın.

Bir ticaret yani. İçsel motivasyonsa o sonuçlara bakmadan veya onlara paralel olarak sırf o eylemi yaparak ödül aldığını düşündüğün bir motivasyon çeşidi. Yani eylemin kendisi ödül kısacası. Evet.

Yaratıcılık mesela bu içsel motivasyonla çok daha ilgili. Yani sen sürekli dışsal ödüllerle, motivasyonlarla insanları ittirmeye çalışırsan O zaman yaratıcılığı biraz köreltiyorsun. Ama şöyle dersen mesela önünde bir problem var. Bu problemi 60 saniye içinde çözersen sana 100 dolar veririm veya A veririm sınavdan dersen belki o zaman yaratıcı olmuyorsun.

Ama bu probleme istediğin şekilde yaklaşabilirsin. Fikrini merak ediyorum. Çözüm şeklini merak ediyorum. Bu kadar.

Bunu dersen insanlar daha yaratıcı şekilde düşünüyorlar. Evet, insanların kendi potansiyelleri de içsel motivasyonla ortaya çıkıyor bence. İkinci dediğine o kadar katılıyorum ki ben sahneye çıkıyorum, evde salonda duruyorum böyle çok acı çekiyorum. Aklıma komik bir şeyler gelmiyor, nefret ediyorum her şeyden.

Sonra gerçekten komik bir şeyler geliyor aklıma. Herhalde bilinçaltım diyor ki, bu salak kendi kendini üzdü ve bir şeyler yapmamız lazım deyip, nöronlar bir şekilde ateşleniyor ve bir şeyler geliyor aklıma. Gidiyorum o gün sahneyi, deniyorum onu. İnsanlar gerçekten gülüyor.

Ben bunu uydurana kadar salonda, evde böyle bir şey yoktu. Bunu ben yaptım ve bu benim için o kadar motive edici bir şey ki. Yani herhangi bir para, herhangi bir motivasyon konuşması beni bunu yapmaya itemez. Diğer arkadaşlarıma bakıyorum çalıştığım yerde.

Böyle düzenli güzel hayatları var. Gidiyorlar eşleriyle mesaiden sonra bir şeyler yapıyorlar. Eve gidiyorlar, dizilerini izliyorlar. Bakıyorum hiç benim gibi bir dertleri yok böyle.

Ya oturayım da akşam komik bir şey düşüneyim demiyorlar. Benden daha mutlu gözüküyorlar. Ama ben o gerçekten beni sancıtan süreçlerden sonra ufacık böyle saçma bir hikaye... uydurup düşünüp insanları güldürdüğüm zaman o kadar mutlu oluyorum ki yani ben de hemen eşit seviyeye geliyorum onlarla belki dışarıdan bakınca onların hayatı daha iyi gibi gözüküyor ama benim bu tuhaf hikayelerim saçma fikirlerim beni aynı şekilde mutlu ediyor yani hiçbir şeye gerek yok bunun için dışarıdan çok da kazanmıyorum işte çok da aferini almıyorum bir yerlerde ama çok mutlu ediyor beni Peki, sana şunu sorayım.

Bir sahneye çıkıyorsun. Bir komedi sahnesi var, stand-up. Ama konsept gereği önünde insanlar yok. Onların tepkisini görmüyorsun.

Belki bir perdenin arkasındalar. Gülüp gülmediklerini bilmiyorsun. Ve öyle eve gideceksin. Demin bahsettik ya içsel-dışsal motivasyon diye.

Belki insanların gülmesi de bir dışsal motivasyon gibi. Öyle bir şey olmasa sen böyle ilginç şeyler düşünür müydün? İlginç şeyler düşünüp yazardım, o da ayrı bir haz veriyor. Çünkü hayatta hiçbir şeyin karşılığını bir şaka kadar, espri kadar hızlı almıyorsun.

Mesela doktora yapıyorsun, çok uzun bir süre uğraşıyorsun, çalışıyorsun, derslere giriyorsun, tez yazıyorsun. Bir makale yayınlıyorsun, bir şeyler yapıyorsun. 3 atıf alınca aşırı mutlu olan arkadaşların var mesela. Bu harika bir mutluluk.

Ama çok uzun sürece yalınmış. Ben evde oturuyorum akşam, saçma sapan bir şey uyduruyorum. Gidiyorum orada, anlatıyorum sahnede. Reaksiyon geliyor, ödülümü hemen alıp gidiyorum eve.

Yani bu biraz kolaya kaçmak belki ama bu da hoşuma gidiyor benim. O dediğin olmasaydı şey yapardım, yazardım yine bir şeyler. Aklıma gelen absürt şeyleri yazardım, kendi kendime eğlenirdim. Ama o şeyi de istiyorum ya, o reaksiyon da bana iyi geliyor yani.

Doğru. Mesela benim yaptığım iş de o eksik, o taraf. Podcastı kaydediyorsun, ondan sonra yayınlıyorsun. Sonra ne olup ne bittiğini bilmiyorsun.

İnsanlar sevdi mi, dinlerken ne yaptılar, güldüler mi? Daha sonra belki yorum yazan oluyor da o çok sonradan geliyor. Gerçek zamanlı senin gibi tepkiyi alamıyorsun. Bir de insan tabii gülüp gülmemesini de saklayamıyor ya.

Uyduruk, sahte gülümsemeyi hemen anlıyorsun ya. Gerçek gülümsemeden fark ediyorsun. O hakikaten gerçek bir geri bildirim. karşılıklı podcast yapmak sende o da güzelmiş.

Bizi mahrum ettin yıllardır be adam bundan. Gittin her şeyi derinlemesine araştırdın, konuş şöyle be. Biraz da yüzeysel yüzeysel konuşalım. Evet, bizim seviyemize gel.

Biz seni üç kere dinlemekten bıktık, anlamıyoruz dedikleri gibi. İşte ben de böyle aydınlanıp giderdim ama filozof oğlum. Sen şu an tam olarak arada kalan adam. Nirvana'ya ersen ererdin şu ana kadar.

Hocam çok teşekkür ediyorum. Ağzına sağlık. Senin de ağzına sağlık. Bugün de motivasyon endüstrisini bitirdik, yıktık.

Başka zaman da başka endüstrileri yıkarız.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)