
3.334 kelime · ~17 dk okuma
Dünya cidden inanılmaz garip bir yer oldu. Yani şu an içinde yaşadığımız dünyaya çok... Yani anlam veriyorum aslında. Ama bugün başka şeylerden bahsedeceğim.
Ben bir aydır Barcelona'da bulunuyorum. Yani hayatımı Barcelona'da şu an devam ettiriyorum. Bu şehirde yemek yiyorum, su içiyorum. İnsanlarla buluşup konuşuyorum.
Düşünüyorum bazı şeyler. Telefona bakıyorum. Yani aynen, yaşıyorum. Ve size yaşadığım komik şeyleri anlatacağım.
Çünkü cidden komik şeyler yaşadım. Mesela komşumla çok garip şeyler yaşadım. Şimdi anlatmaya başlıyorum. Podcast'a hoş geldiniz.
Evet, ben bir aydır, birkaç haftadır buradayım ve böyle bir apartmanda kalıyorum. Altıncı katta kalıyorum ve asansör yok. O yüzden artık bacak kaslarım çok güçlü. Her şeyi yapabilirim yani.
Çok dikkatli olun. Bir anda zıplayabilirim. Artık zıplayarak gidiyorum her yere. Çünkü bacak kaslarım o kadar güçlü ki böyle beş metre zıplayabiliyorum.
Eve gelen insanların hani ne kadar fit olduklarını anlayabiliyorum. Çünkü bazıları böyle Gelemiyorlar yani veya geldiklerinde çok yorgun oluyorlar. Bazıları da direkt çıkıyor. Böyle her çeşit insan var tabii ki dünyada.
Ama esas olay bu değil. Esas olay bu apartman şimdi çok eski tamam mı? Zaten Barcelona'daki çoğu apartman galiba çok eski ve bu apartman deli gibi ses geçiriyor. Yani biri aşağıda konuştuğunda direkt duyabiliyorsunuz ve tabii ki yani daha önce de ses geçiren Ama bu hayatımda bulunduğum en ses geçiren apartman ve benim komşum da enteresan biri.
Kendisinin hayatıyla ilgili onu görmeden çok fazla şey öğrendim yani. Birincisi bir köpeği var ve köpeğine sürekli bağırıyor, komut veriyor. Böyle gece 3'te de verebiliyor. O yüzden...
uyandırabiliyor yani. İkincisi, Rosalia diye bir şarkıcı var. 7-24 onun şarkılarını dinliyor ve evde de duyuluyor. Ve yani aşırı yüksek dinlediğini de zannetmiyorum.
Ses yalıtımı o kadar kötü ki. Ve benim evdeki direkt modumu belirliyor. Çünkü bazen Rosalia dinliyor ve hep aynı şarkıyı dinliyor. Ve hani Shazam uygulaması var ya, hangi şarkının çaldığına bakabiliyorsunuz telefonunuzdan.
Benim evde Shazam hani adamın dinlediği müzikler için çalışabilir seviyede. Daha denemedim ama arkadaşlarım da aynı şeyi düşünüyor benimle. Evet, köpeği var. Bu bir.
Alakasız zamanlarda köpeğine bağırıyor. Bu iki. Bunu arkadaşıma sordum bu arada. Köpeğe olan bir arkadaşıma.
Bu kötü bir şey mi dedim. O da yani köpeğe hani yüksek sesle komut verilebilir dedi. Arkadaşım ama köpek uzmanı değil sadece köpeği var. O yüzden.
Başka bir olaysa benim komşum maalesef partilemeyi çok seviyor ve yani çok partiliyor. ama yani geçen öyle bir partiliyordu ki sabah 7'de benim yatağım bassları yani partiden gelen bass müzik sesini titreşimini hissediyordum yatakta ve bir tık sinirim bozuldu yani bir iki hafta önce de bir kere not yazmıştım genel olarak biraz daha hani az ses yapması için çünkü şey yani ben podcast yapıyorum video kaydediyorum arkada Rosalia çalması yani çok iyi değil o yüzden böyle O konuda da hafif gerildim yani. Sonra dedim ki yani hayat bu tabii ki yapacak bir şey yok. Bu şekilde kaydedeyim yani.
Kaydetmemekten daha iyi. Neyse yani bir gün sabah 7'de partiliyordu ve gittim not bıraktım. Tekrar işte yani sabah 7'de bu kadar baslı müzik şey yapmazsan sevinirim diye. Sonra kapıyı çalıp koşarak üst kata çıktım.
Biri görmesin diye. Çünkü, gerçi beni görse partiye çağıracaktı da. Birazdan anlatınca her detayı öğrenince taşlar yerine oturacak. Neyse, koşarak çıktım.
Sonra aşağıyı da duyabiliyorum bu arada yani. İşte kağıdı gördüler falan. Müziği bir tık kıstılar ama yine geliyor yani. Müzik de bu arada kötü değil.
Hani kötü demem müziğe. Neyse, sonraki gün şöyle bir şey oldu. Arkadaşlarım bu arada, arkadaşlarımla beraber kalıyoruz. Biz akşam eve geldik ve kapıda bir not bulduk. Benim notumun üstüne kırıştırılmış bir şekilde kağıt.
Ben düz bir A4 kağıda çok şık bir şekilde İspanyolcaya çevirip Google Translate'den bir şeyleri yazmıştım işte dediğim şeyi. Bu sefer de bayağı uzun bir not yazmış ve yani bunu yazarken kafasının nasıl bir kafadaydı bilmiyorum. Çünkü bir kere İngilizce yazmış. Yani benim İspanyolca notuma İngilizce cevap veriyor.
Yani benim İngilizce konuştuğumu biliyor. Bu benim böyle şey oldu. Hani benimle ilgili bilgisi var. ...ekstra bir kozu var elinde falan diye.
Neyse, çok uzun bir şekilde işte... Bir saniye, notu getirip bakacağım şimdi. Bu arada notu okumadan önce en önemli şeyi söyleyeyim. Notun üstünde kulak tıkacı vardı.
Yani, bana kulak tıkacı veriyor. Diyor ki, benim aldığım mesaj... ...hani, ben partileyeceğim istediğim gibi... ...siktir git,
bu kulak tıkacını kulağına tıka. Peki, nota gelecek olursak, notu okuması çok zor ve böyle... Hani filmlerde ruh hastası insanlar yazı yazar ya. Çok ne olduğu anlaşılmaz.
Ya da doktor da olabilir bu arada. Doktorlar da çünkü öyle yazı yazıyor ya. Öyle bir yazı yani. Ve şey diyor işte.
Merhaba kapıyı çaldım ama yoktunuz. Sizle konuşmak istiyorum. Sizin için hediyem var. Ve biraz konuşsak çok sevinirim.
İşte size bir hediye vermek istiyorum. Sonra da numarasını yazmış. Ben bunu görünce... Adama mesaj atmadım yani ve şeyi de anlamadım hani kulak tıkacı gergin bir hediye mi yoksa gerçekten özür dilemek için mi kulak tıkacı veriyor?
Sonuçta benim de yani telefonumun kulaklığı var hani onunla da uyumayı deneyebilirim. Neyse hiçbir şey yapmadım. Sonraki gün böyle manavdan bir meyve almıştım ve eve çıkıyordum ve şeyi gördüm. ...duydum.
İşte biri şey diyor, siz mi notu bırakmıştınız? Hani kapıyı çalmış, komşusuna soruyor, siz mi notu bırakmıştınız? İşte ses yaptığım için, onu konuşmak için geldim diye. Öbür kişi de yok yok ben yapmadım, ben zaten hani bugün geldim buraya falan diyordu.
Ve ben bunu duyunca hani adamın... Notu kimin bıraktığını anlamaya çalıştığını anladım ve durdum böyle. Belki adam gider de konuşmak zorunda kalmam diye. Benim de yüzleşme özelliğim inanılmaz yüzleşir merkezde, değil mi?
Öyle duruyorum, öyle yapıyorum kesinlikle. Çünkü adamı görürsem döverdim, anladınız mı? Çünkü ben erkek olduğum için biraz gerildim. Yüksek sesle müzik yaptığı için.
Dedim ki şimdi ayağımın altında, elimin altında mı kalmasın? Dedim yani şimdi ben bu adamı döverim. Evire çevire döverim. Ben bu adamı paket kesinlikle böyle bir şey düşünmedim yani.
Dedim yani bu adam gerçekten hani mental olarak psikolojisi iyi olmayabilir. O yüzden belki de hiç iletişim kurmamak bazen daha iyidir. Çünkü böyle bir şekilde etkileşimi başlatırsanız bazen saçma yerlere gidebiliyor. Ama bu her zaman böyle değil yani.
Neyse o kadar da abartmaya gerek yok yani kimseyle konuşmak. Herkesle konuşuyorum aslında yani. Bu adamla ilgili küçük çekincelerim vardı. Abartmış olabilirim.
Kesinlikle benim abartmamı dünya görüşünüzü yapıp dünyadaki herkesten çekinmeyin. Sonra adam konuşmaya devam edince dedim, bu iş olmayacak. Ben çıkayım evime. Alt katta mı bekleyeceğim ya da evime girmeyip dışarı çıkıp adamın konuşmayı bitirmesini mi bekleyeceğim?
O kadar da değil dedim. Çıktım katıma. O da benim karşı komşumla konuşuyordu. Neyse, ben falan dedim.
Adam da işte çok özür dilerim falan dedi. Nerelisin diye sordu. Konuştuk falan. Onun adı da Çavi'miş.
Şu an beni duyuyor olabilir ya. Adını söylemeseydim keşke. Neyse belki başka öyle biri var. Yani öyle bir arkadaşım var belki.
Neyse işte çok özür dilerim dedi. Ben de dedim yani olabilir tabii ki. Ama yani zor oldu falan. Yani yatağım titriyordu falan.
Hani çok da iyi olmadı. Yani bir tık belki kısabilirdiniz falan dedim. O da dedi çok özür dilerim, çok özür dilerim. Sonra dedi ki şimdi aşağıya gidip sana bir hediye getiriyorum.
Sonra getirdi. Bir kırmızı şarap, bir de beyaz şarap. Ben böyle bir şey görmedim. Ben dedim ki bari birini ver yani.
Hani abartma dedim. Ya da beraber içelim dedim. Yani şu an değil hani. Şu an manavdan aldığım meyveleri yiyeceğim.
Seninle uğraşamam demedim. Yani istiyorsan bir ara içebiliriz beraber. Çok teşekkür ederim. Gerek yoktu falan dedim.
O da yok yok dedi. Al falan dedi. Ve bunu sonra bir arkadaşım fark etti. Verdiği kırmızı şarabın adı sessizliğin sesin mi ne?
Ya da sessizlikteki konuşma mı böyle İspanyol? Yani adam kafayı mı sıyırmış? Sonra şarap zehirli mi diye düşündük. Tabii ki şaka ama ola da hayır şaka tabii ki.
Çok çok ilginç yani iki şarap hediye etmesi bayağı kibar yani. Ve sonra evine girdi ve müzik açtı. Ama yani çok yüksek sesle müzik açmadı. Zaten işte evinde bu akıllı hoparlörlerden var.
Alexa diye. Amazon'un hoparlörü var. Direkt Alexa dedi. Şu şarkıyı aç falan dedi.
Her şeyi duydum yani. Ama evet yüksek sesle açmadı. Bu olay böyle bitti yani. Yani biraz da tabii ki şey zor.
Ses yalıtım yokken evde herkes kulaklıkla mı müzik dinlesin? Sonuçta benim de evimde ses olabilir ve arada da olmalı zaten. Büyük bir şehirde yaşıyorsanız bence gayet okey ses olması. Bir de şöyle bir şey var.
İnsanlar köye gidip bir komşum olsun, iki komşum olsun falan diyorlar ya. Şehirde yaşarken başka insanların etrafınızda olması aslında iyi bir şey. Diyelim bir köye gittiniz, bir ev aldınız ve komşunuz ruh hastası çıktı. Bitti yani o ev.
Bu arada benim bir akrabamın öyle bir olayı vardı. Sırf bir komşusu böyle kuzenimin çok ses yaptığını düşünüyordu. Bu Amerika'da yaşayan bir kuzenim. Ve o da eski bir eve çıkmıştı.
Ama kuzenim hiç ses yapmıyorken bile alt komşusu gelip kapıyı çalıp işte ses yapıyorsun diyordu. Ve kuzenim o eve almıştı. Baya bir süre, uzun bir süre çalışıp sonra çıkmak zorunda kaldı oradan yani. Çünkü sürekli komşusu yanına geliyor, sürekli konuşuyor, sürekli konuşuyor.
Yani gerçekten zor ve üzücü bir olay yani. Komşular insanı kötü etkileyebiliyor. Ama köyde daha da kötü etkiler yani. Çünkü orada bir komşunuz var yani belki de.
Barcelona ile ilgili başka bir olayda. Yani sadece katlar arası ses yalıtımı kötü değil. Aynı zamanda dışarıya ses yalıtımı da kötü. Ve burada çok ilginç bir şekilde yani aslında çoğu yerde çöpleri gece topluyorlar.
Ama burada yani öyle bir çöp toplama sesi geliyor ki ve bazen camları böyle çöp makinesine boşaltıyorlar ve o camlar kırılıyor yani galiba büyük ihtimalle. Çünkü öyle bir ses geliyor ki Uyanmamanız imkansız. Gerçekten inanılmaz bir ses. Ve ben buradaki insanlarla da konuştum bu arada bu ses ve çöp olayını.
Çöp olayıyla ilgili Reddit'de falan işte ekşi sözlük gibi platform bilmeyenler için bir sürü yazı yazmış insanlar işte nasıl böyle bir şey olabilir, nasıl bu kadar ses yapıyorlar ve nasıl bu kadar ses eve giriyor diye. Çok komik. Benim ziyaret eden arkadaşlarım da yani direkt ilk günler hani Uyanıyorlardı çöpsesine. Bir normal çöpsesi var.
Ona uyanıyorsun. Bir de Jams çöpsesi var. O zaman öldüğünü düşünüyorsun. Böyle hani işte nükleer bomba attılar herhalde Barcelona'ya falan diyorsun.
Bununla ilgili biri işte biz internetteki yazılara bakıyorduk arkadaşımla. Bununla ilgili biri Reddit'de İngilizce ve İspanyolca bir şiir yazmış. Şimdi size onu çevirdim. Google Translate ve biraz da kendi şeyimle.
Şimdi size onu okuyacağım. Bu arada şey çok ilginç yani çöp hani bir on iki buçuk birde geçiyor bir de üçte geçiyor. Yani ve her gün geçiyor. Her gün çöp topluyorlar ve mesela benim sokamda böyle dört tane çöp var.
Çünkü geri dönüşüm var burada. Ama bir karşı sokamda da dört tane çöp var. Gün on dokuz saat bir otuz dört. Gece yarısı korkunç bir gürültüyle uyanıyor.
Çok ama çok uzun zaman önce. dünya dehşet verici felaketlerle yoğurularak doğmuştu. Öfkeyle kabaran denizler kıyıları silip süpürmüş, adaları yutmuştu. Dağlar çökerken yanardağlar yenilerini fışkırtmıştı.
Depremler kıtaları yerinden oynatmıştı. Belki de bunu unutmamamız için belediye her gece çöp kamyonu denen makineleri gönderiyor. Bu araçlar vatandaşların pencerelerinin altında o ilkel duyguyu ve sesi yeniden hatırlatmaya çalışıyor. Aşırı tatlı bir şiir bu arada.
İngilizcesi çok daha havalı bir şekilde yazılmış. Yani ben çok iyi çeviremedim de. Yani şey de çok iyi hani aynı şehirde çok da can sıkıcı olmayan ama bir can sıkıcı olan bir şeyi hani başka insanların da yaşaması ve sonra hani bu şekilde tecrübelerini yazmaları. Ben bu arada başka insanlarla da tanıştım burada ve onlar da bu ses yalıtımıyla alakalı şeyler anlattılar.
Mesela bir tanıştığım arkadaşımın üst veya alt katındaki biri her sabah altıda sevişiyormuş ve çıkardıkları sesler de çok iyi değilmiş ama bir şey demiyorlarmış yani. İnsanları sevişmeyin de denmez herhalde bilmiyorum. Başka bir komşumda mesela şehrin daha tarihsel bir yerinde oturuyormuş ve karşı sokağındaki evinde hem sesini duyuyor hem de görüyormuş ve bir gün orada böyle iki kişi arkadaşımın anlattığına göre çok iyi sevişmişler ve sonra şey olmuş o karşı apartmandaki kişinin yan komşusuyla benim arkadaşım yani karşı apartmandaki kişi onlar bakışmışlar ve sonra birbirlerine hani şey yapmışlar thumbs up baş parmaklarıyla hani çok iyi komşumuz çok iyi şeyler yaşıyor şey yapmışlar çok komik Tabii ki bu arada bunlar yani duyulması iyi sesler. Benim bir arkadaşım İstanbul'daki bir komşusu işte yaşlı bir anne ve onun kızıydı ve onlar sürekli tartışıyorlardı.
Onları duyuyordu arkadaşım ve yani hiç hoş değil gerçekten. Sürekli gergin tartışan insanların sesini duymak ve birbirlerini böyle sinirlendirmeye çalışıp hani o şekilde kavgayla beslenen ve kavgaya çok alışık oldukları için sürekli kavga eden insanlar var ya yani aynen hani O komşudansa diğer komşuları gerçekten tercih ederim. Köpeğine bağıran komşu evet yani iki insanın tartışmasından iyi. Köpeğine kötü davranmadığını biliyorum çünkü yani.
Köpeği çünkü arada koşuyor falan ona bağırıyor yani. Köpekcağız da yani küçücük apartmanda ne yapsın tabii. O da ayrı ama tabii ki. Neyse yani.
Burada öğrendiğim şeylerden biri de yılbaşında üzüm yemekti ve ilginç bir şekilde bunu Türkiye'de de bir sürü insan yapmış bu sene. Aynen burada öyle bir gelenek varmış. Yılbaşı olduğunda 12 tane her çan çaldığında üzüm yiyorlarmış. Hatta televizyonda da böyle yani televizyonu açıp üzüm yiyorlarmış.
Herhalde orada doğru saat yani dandan yani çan duymuyorsan hani televizyondan görüp 12 üzüm yiyormuşsun ve dilek mi diliyormuşsun? Bilmiyorum tam. Yani böyle bir şey varmış ve bu bir İspanyol geleneğiymiş. Wikipedia'dan baktığım kadarıyla ki Wikipedia gerçekten genelde özellikle İngilizce'de çok iyi bir kaynak.
Yani inanılmaz bir kaynak. Yine politikaya mı gireceğiz? Yani terbiyesiz Elon Musk kendisine Grogpedia diye bir site kurdu. Çünkü dünyanın tarihini kendi yazmak istiyor.
Yani geçmişimizin ansiklopedisini de kendi yazmak istiyor. Ve gerçekten bu adam yani... Bu kadar konuşacağım bu bölüm. Belki başka bir bölümde daha çok konuşurum.
Wikipedia'ya göre bu... 12 üzüm yeme şeyi 1895'e dayanıyormuş ama 1909'da popüler olmuş ve popüler olmasının sebebi kapitalizm çünkü o sene çok fazla üzüm üretmişler ve demişler ki böyle bir gelenek çıkaralım işte şans getirir falan filan diye insanları satmışlar. Bazı yerlerde de işte cadıları ve... Komşum galiba yere düşüp bayıldı.
Duydunuz mu bilmiyorum ama neyse. Bazı yerlerde de üzüm yemenin işte cadıları ve şeytanları uzak tuttuğuna inanıyorlarmış. Bir bunu öğrendim ve Türkiye'de de Instagram'da veya bazı arkadaşlarımın bunu yaptığını gördükten sonra paylaşmak istedim. Bir de burada şeyde de üzümüyorlarmış.
Mesela meydanlarda falan da yılbaşında üzümüyorlarmış. Televizyonun önü dışında. Bu arada ben yılbaşında... Ha bu arada iyi seneler.
İyi seneler. Ben de yılbaşında Barcelona'da böyle hani havai fişeklerin atıldığı işte Taksim gibi bir yerdeydim. Ve çok komik bir şekilde tüm o kalabalığın içinde biz bir binanın önünde duruyorduk. Ve binanın tam arkasından attılar.
Biz nereden atılacağını bilmiyorduk. Büyük bir meydandaydık ve meydanın ortasını görüyorduk. Ama meydanın başka bir kısmından attılar. Ve önümüzde uzun bir bina olduğu için böyle 10 katlı falan.
Biz karşımızdaki binadan ışıkların yansımasını gördük. Böyle 5-10 dakika sonra hani görülen yere bakmaya gittik. Biraz gördük yani. Neyse çok komik oldu yani.
Çok da önemli bir şey değil tabii ki. Başka öğrendiğim bir şeyse... Bu arada şeyi biliyor musunuz? Bilmiyorum.
Yurt dışında insanlar, Türkiye'de bazı insanların evlerine yılbaşı ağacı koyduğunu... Bak, ben bile yılbaşı ağacı dedim. Çünkü aslında onlar Christmas ağacı ya. İşte hediye vermek de aslında Christmas geleneği.
Ama filmlerde biz hep böyle hem kar yağıyor hem yılbaşı havası ve hem yılbaşı ağacı görüyoruz. O yüzden... Türkiye'de bazı insanlar yılbaşı için evlerine Christmas ağacı alıyorlar. Ve yılbaşında birbirlerine hediye veriyorlar.
Ama aslında hediye de ağaç da Christmas için. Ve diyorum ki insanlara, işte benim annem de süsüyor mesela. Burada İspanyol ya da Katalan birini hani gösterdiğimde bunu. Allah Allah çok komik falan diyor.
Yani kötü anlamda değil çok tatlı falan diyorlar. Ama Christmas'ı kutlamıyoruz diyorum. Çünkü o hani dinsel bir şey. Ama yılbaşında Christmas geleneklerini kutluyoruz.
Bu arada bu çok da mantıksız değil. Çünkü estetik olarak yılbaşı ağacı bence aşırı tatlı bir şey yani. Hediye vermek de tabii ki verebiliyorsan sevdiklerine. Çok eğlenceli.
Çocukken ben yani hiç sorgulamamıştım hani bu nereden geliyor falan diye. Çünkü sana hediye veriyorlar yani. Ve evet yani ilginç bazı insanlar için bu da böyle bir gelenek olmuş. Tatlı yani.
Bununla ilgili değişik bir şey de hemen size çok çok ilginç bir film bilgisi. Şimdi bu 30 saniyelik Reel'da size çok ilginç filmlerle alakalı bu detayı kaçırdığınızı asla bilemeyeceksiniz ve bu filmi daha önce duymadıysanız ve bu filmi izlemelisiniz ve bu filmle ilgili Reel çekiyorum ve 30 saniyede sizin beyninizi çürüteceğim. 30 saniyede Bu detayı kaçırmış olamazsınız çünkü şöyle bir şey oluyor. Şimdi 2015'te James Bond filmi çıkıyor Spectre diye.
Meksika'da geçiyor filmin açılış sahnesi. Zaten şak diye böyle şlap diye sarı filtreye şak diye yapıştırmışlar yani. Meksika mı? Sarı diye böyle pop.
Neyse. Şımardım biraz. Sakinleşiyorum. Bazen de şımaralım yani değil mi?
Aynen Meksika'da geçiyor ve Meksika'da Ölüler Günü diye bir şey var. Bilmiyorsanız Ölüler Günü'yle ilgili. Ne yapayım yani, bilseydiniz. Şimdi anlatmaya devam edeyim.
Hayır, hayır. Coco diye bir film var bir kere. Pixar'ın bir filmi. Ölüler Günü'yle alakalı.
Amerikalıların yani Meksika geleneğiyle alakalı çektiği bir film olmasına rağmen çok iyi bir film. İzlemenizi öneririm. Ölüler Günü'nde şey oluyor. Birkaç gün galiba Ölüler Günü ve insanlar sevdiklerinin, akrabalarının, ruhlarının birkaç günlüğüne kendi aralarına geldiğine inanıyorlar.
Ya da inanmasalar bile yani bunu o sevdiklerini anmak için bir gün olarak kutluyorlar. Anı köşesi gibi bir şey yapıyorlar. Oraya resim koyuyorlar, süslüyorlar, güzel giyiniyorlar. Böyle hani çok hüzün içeren bir gün... Yani tabii ki içeriyordur.
Yani birini kaybetmek kolay bir şey değil. Ama aynı zamanda hani onları anıp eğlenmeye çalışıyorlar. Şimdi Spectre filmi, James Bond filmi de Ölüler Gününde geçiyor. Ve Ölüler Günü yürüyüşü var.
Böyle onların kafa taslı, değişik estetikli, tatlı böyle renkli Ölüler Günü şeyleri var. Açıp bakabilirsiniz Google'dan. Öyle bir yürüyüş oluyor Ölüler Günü için James Bond filminde. Ama aslında öyle bir yürüyüş yok.
Aslında insanlar sadece hani bir araya gelip böyle kutluyorlar sevdiklerini. Ama böyle şehrin içinde böyle kocaman bir yürüyüş işte şenlik gibi bir şey düzenlenmiyor. Ama James Bond filminde demişler ki düzenleniyor abicim. Abicim biz Hollywooduz.
Hiç komik olmadı neyse. Ve sonra Meksika'da demiş ki, Meksika bir kişi olsaydı, bir kişi değil yani herhalde belediye ve birileri. Şimdi hani James Bond filminde böyle bir şey var gibi gözüktü. Ya insanlar James Bond'u izleyip turist olarak bize Ölüler Günü'nde gelirse ve böyle bir şey olmazsa demişler.
Ve sonra demişler ki, tamam o zaman biz de bunu yapalım. Ve sonra 2015'te çıkıyor film, 2016'da galiba. İlk Ölüler Günü yürüyüşü, parade'i başlamış. ve hala devam ediyor ve milyon kişi katılıyor yani çok çok inanılmaz bir olay ve bence bu da kötü değil bu arada yani çok çok bir sıkıntı yok bence çok değişik bir olay evet herkese iyi seneler olsun bu arada bence yani yani her sene bu arada dünyada kötü şeyler oluyor ama 2025 artık şeydi hani suyunun çıktığı bir yıldı ve 2026'da Suyunun suyunun çıktığı bir yıl olacak gibi duruyor kötülük açısından.
Dünyadaki savaşlar, adaletsizlik, sömürü açısından. O yüzden kendinize iyi bakın yani. Gerçekten kolay zamanlar değil. Zaten herkes dirençsel olarak sıkıntı çekiyor.
Bir de üstüne ülkeler birbirlerini sömürüyor, zenginler birbirlerini sömürüyorken zaten... Savaş çıkıyor, soykırım oluyor. İnsanın beyni için kolay şeyler değil gerçekten. Ama tabii ki bunları sadece... Yani bunları düşünüp bir şeyler... Ne yapabiliriz?
Daha iyi bir insan olmaya çalışabiliriz. Belki bazen gönüllü olarak bir yere yardım edebiliriz. Yemek yapabilirsiniz, para toplaması için birilerinin yardım edebilirsiniz. İnsanlarla konuşup sohbet edebilirsiniz.
Onları dinleyebildiğiniz kadar dinleyebilirsiniz. Tabii ki kendinize de iyi bakarak. Onun dışında da ne yapılır bilmiyorum gerçekten yani. Onun dışında da tabii ki eğlenebiliyorsanız.
Çünkü çoğu insan için hayat devam ediyor. Çünkü kiranızı ödemezseniz kalacak bir yeriniz yok. İnanılmaz bir sistem gerçekten. Yani tabii ki bu sistem için de arada keyif alabiliyorsak alabilmeliyiz yani.
Onda bir sıkıntı yok. Böyle sürekli dünyada kötü bir şey oluyor diye uzatmayacağım. Ama kendinize iyi bakın yani. Yapmak istediğiniz şeyleri yapmaya çalışın yani.
Kitap okuyun. Ben kendime konuşuyorum şu an. Kitap oku. Otopilot yaşamamaya çalış.
Telefonuna çok bakma. Arkadaşlarında vakit geçirirken onların yanında ol. Ama kendinle vakit geçirirken de kendinin yanında olmayı bil. Çalışmak istediğin zamanlar çalış ki sonra arkadaşlarında beraberken şimdi çalışmam gerekiyordu Allah kahretsin deme.
Hayır demen gerektiği zaman hayır de. Ama sosyal olmayı da bırakma. İyi seneler. Kendinize iyi bakın.
Bir sonraki bölümde görüşürüz. Bundan sonra her gün, her saniye, her yıl... ...sadece filmizlemiyorum.podcast gelmeye devam edecek.
Sadece filmizlemiyorum.podcast.com Spotify'da Apple Podcast'ta puan vermeyi unutmayın. Arkadaşlarınızla da söyleyebilirsiniz.
Podcast'ı dinlemeyi seviyorsanız. İyi oluyor çünkü dinlenmesi yani. Podcast'ın devam etmesi açısından. Yani devam edecek zaten ama.
Kendinize iyi bakın. Görüşürüz.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.