
2.166 kelime · ~11 dk okuma
Fikir ile zikir tamlaması eminim bir şekilde kulağınıza çalınmıştır. Her ikisi de Arapça. Düşünce ile söylemi ifade ediyor. Dervişin fikri neyse zikri de odur diye meşhurda bir kullanımı var malum.
En nur ifadesi ile kişinin düşüncesi ile söylemi arasındaki uyumu dile getiriyor. Gel gelelim neredeyse işler asla genellikle diyelim ya da öyle gitmiyor. İnsanın düşüncesiyle söylemi, daha da geniş anlamıyla eylemleri nadiren birbirini tutuyor. Arada oluşan rahatsız edici boşluğu ise gerekçeler dolduruyor.
Bu tuhaf duruma sayısız örnek vermek mümkün. Ama ben lafı hiç fazla uzatmadan doğrudan konumuza bağlayan bir örnekle başlayacağım. Ayrıcalık... Hangi tarafta yer aldığınıza göre farklı anlamlar taşıyan ilginç bir olgu.
Başkalarının sahip olduğu durumda gözümüze batıyor. Fakat sahip olduğumuzda da fena halde keyif veriyor. Bazılarımız bunu kendimize itiraf etmekte biraz daha rahatız. Kimilerimiz için bu ecnebilerin guilty pleasure dediği türden mahcubiyetle karışık bir zevk oluyor.
Oysa ön yargılardan arınıp düşününce, esasen hayatımız boyunca hemen her şeyi hayal ettiğimiz ayrıcalıklara ulaşmak için yapıyoruz. Yediklerimiz, içtiklerimiz, giydiklerimiz, konuşma şeklimiz, davranışlarımız, yaşadığımız muhit mahalle, evimizin eşyaları, gittiğimiz okullar, çalıştığımız işler... O işlerdeki pozisyonlarımız, unvanlarımız, tatillerimiz, sosyal medya profillerimiz, hatta arkadaş çevremiz bile hep ayrıcalıklar uğruna yürüttüğümüz çabanın eseri. Bazı ayrıcalıkları biz elde ediyoruz.
Bazıları bize sunuluyor. Kimileri doğuştan ayrıcalıklı, kimileri ise bunu yaşarken elde ediyor. Ama hepsi nihayetinde bir bedelin eseri. Öylesine ikircikli bir mesele ki bu, tıpkı 74.
bölümümüzde işlediğimiz imrenme ve kıskanma arasındaki ince çizgi gibi doğru teşhisi koyamadığımız zaman bizi bir uçtan ötekine savurup duruyor. ve elbette ki sahip olduğumuz ayrıcalıklar asla yeterli gelmezken, olabileceklerimizin hepsi... nefsimizi sınıyor. Bunca belirsizlik bir podcast bölümü için fazlasıyla yeterli malzeme çıkarır elbet.
Ama işin birkaç katmanı daha var. Neyin ayrıcalık olduğu gibi mesela. Teneke bir kovanın içine özensizce yığılmış meşrubat şişeleri seçkin bir restoranda sakin durabilir. Fakat güneşin kavurduğu bir plajda ayrıcalığa dönüşür.
Karton kutudaki portakal suyu Belki sofranızda asla aramayacağınız bir aletidir. Fakat uçuş öncesi kurulduğunuz ön koltukta bambaşka bir anlama kavuşur bir uçak yolculuğunda. Giyisinizin üstünde kimiler için hiçbir şey ifade etmeyen bir logo, yıl boyu taksidini ödeyeceğiniz bir imtiyaz olabilir mi? Konserde sadece bir ön sıraya oturmak, kimi zaman hiç umulmadık bir bedel farkına yol açabilir.
Ya da tam tersi, bazı ayrıcalıklar size kazandırır. Bir şey için diğerlerinden daha az bedel ödemek, bir şeye ötekilerden daha önce kavuşmak, bir şeyden daha erken haberdar olmak ya da bir başkasının yapmak zorunda, katlanmak zorunda olduğu şeyden muaf olmak gibi kârlı ayrıcalıklar da var. Eşitlik kulağı gayet hoş geliyor şüphesiz ama... bir parça irtimas da fena olmuyor değil mi?
Peki nedir bu ayrıcalıkları bizim için bu kadar cazip kılan? Bu bölümde ayrıcalıkların tanımına, tarihine, örneklerine, hayatımızdaki yerine ve önemine bakacağız. Yalnızca Dinaşan Yaşam Rehberi'nin siz ayrıcalıklı takipçileri için. Ve tabii ki her haddini aşan yaşam rütbelinin olduğu gibi bir bölümümüzün sözlüğünü oluşturalım.
Nelerden bahsedeceğiz? Ne kastedeceğiz? Şimdi önemli ayrımlardan biri her şeye başlamadan önce ayrıcalıklar ve haklar böyle çok birbirine yakın, çok ince çizgilerle birbirinden ayrılan kavramlar sahip olduklarımız ve olamadıklarımız çok ortada. Biz bu bölümde ...bu ikisinin arasında kalanlara,
o gri bölgeye birazcık bakacağız. Onun için böyle birkaç sözcük var. Bir altını çizip tanımlamak istediğim. Birkaçtan kastım da aslında sadece üç sözcüye bakacağız.
Birincisi hak. Hak... Tahmin edeceğiniz gibi Türkçe bir sözcük değil ama çok fazla anlam içeriyor. Mesela yasaya, hakikate veya erdeme uygun olma.
Doğruluk, hakikat, yasallık gibi anlamlara sahip. Bu yüzden hani malumunuz olduğu üzere Allah'ın sıfatlarından biri olarak da kabul ediliyor. Hak. Hakçı olma.
Neden? Çünkü işte doğruluk var, hakikat var, erdemlilik var vesaire. Yani bir kısmı insanası olmakla birlikte. Şimdi önemli bir ayrım da hak dediğimiz kavramın evrensel oluşu.
Yani bir şey haksa evrensel ve eşit dağılımlı olması bekleniyor. Anlatabiliyor muyum? Mesela temel haklar diyoruz değil mi? Bunlar herkeste olmasını talep ettiğimiz, eşit seviyede olmasını talep ettiğimiz kavramlar.
Ayrıcalıklar ise seçici. Ayrıcalıklar belirli zümrelere tanınıyor. Onlara has. Dolayısıyla hak herkes için, ayrıcalıklar bazıları için.
Bu en önemli fark. Türk Dil Kurumu sözlüğünde hak kavramı şöyle açıklanmış. Doğru, gerçek, adaletli. ...ve perçinleme adına verilmiş emekten doğan manevi yetki.
Bu da var. Yani hakların teslimi vesaire gibi, devri gibi düşünelim. Bir de tabii emeğin karşılığında edinilen ücret anlamında hak var. Yani üç birbirine yakın anlamı içeriyor.
Gerçek, adil, doğru olma hali. Verilmiş emekten doğan manevi yetki kişiye ait olan ya da devredilebilir. Bir de bütün bu emeklerimiz karşılığında sahip olmamız beklenen bedel, ücret. Ayrıcalıktan tabii ki söz edeceğiz hiç şüphesiz ama öncelikle bir sözcüğün kökenine bakalım mı?
O da öz Türkçe bir... ... isim olan ayrı sözcüğünden geliyor. Ayrı tabii tamir ettiğiniz anlama geliyor.
Birçok türevi de var. Ayrık, ayrıcalık vesaire gibi. Türk Dil Kurumu şöyle açıklamış. Birbirine benzemeyen diğerlerinden farklı demiş ayrı için.
Ayrıcalık ise olık eki. Biliyorsunuz mesela insan insanlık ayrı ayrıca ayrıcalık. Bayağı türemiş bir kavram. Başkalarından ayrı ve üstün tutulma durumu yani imtiyaz anlamına geliyor.
Ayrıcalıklar işleyeceğimiz haddini aşan yaşam rehberinin sözlüğü kabaca böyleydi. Her şey çok net. O zaman bakalım bu sözcüklerle neleri dert edindik ve nelere çözüm getirip rehberlik edeceğiz. Hadi başlıyoruz.
Kronolojik düzlemde ayrıcalığın çıkış noktasıyla başlamak en doğrusu olacak sanıyorum. Fakat bir daha fırsat bulur muyum, aklıma gelir mi şüpheliyim. Dolayısıyla girişte verdiğim çok önemli bir ayrıntıyı tekrarlamak istiyorum. Algısı kimin önüne sevimsiz gelse de ayrıcalık öyle ya da böyle, az ya da çok, bariz ya da sessiz, neredeyse hepimizin içgüdüsel bir arayışı.
Haddini aşan yaşam rehberinin birçok bölümüne sızan hayattaki anlam arayışının en basit karşılıklarından biri üstelik. Şu bölüme kulak veren sizler, ayırdığınız zaman ve verdiğiniz dikkat ile kendinize bir şeyler katma çabasındasınız mesela. Sabahın kör karanlığında yoluna koyulduğumuz okul ya da iş yerlerimiz de aynı beklentiden besleniyor. Daha güzel, daha mutlu, daha anlamlı ve daha yaşanılabilir bir hayat peşindeyiz ve her uğraşımız biraz daha iyisine ulaşabilmek için.
Çok çalışıp sular seller gibi çözdüğümüz bir testin sonucunda beklediğimiz yüksek puan bu yüzden mesela. Ebek verdiğimiz işimizden beklediğimiz gelir de öyle. Tüm bu gayret ömür boyu tırmandığımız merdivende bir basamağı daha aşabilmek için. Dolayısıyla çabamızla hak ederek eriştiğimiz ayrıcalıkların hepsi gayet kıymetli, anlamlı ve meşru.
İşin belirleyici kısmı ise hak etmek elbette. Hak edilmemiş bir ayrıcalığın sebep olacağı rahatsızlığı anlamlandırmak hiç zor olmasa gerek. Hak edilmesine rağmen ulaşılamamış olanları hazmedemiyor oluşumuz da öyle. Bu toparlamayı başta yapmak önemli.
Yani özetle... Ayrıcalık, yaşama sunduğumuz özen ve emeğin en doğal çıktısı. Hak edilmiş ayrıcalıklar yaşama anlam katan en evrensel değer. Hak edilmeden sahip olan ayrıcalıklar ise hem sahip olana yük hem de çevresine dert.
Sanıyorum her şey yerli yerine oturdu. O zaman hadi geçelim bu meselenin köklerine. Seyahat sizler için ne ifade ediyor bilemiyorum. Ben mümkünse bir müze ya da ören yerini içine sıkıştırmaya çalışıyorum.
Babadan kalma bir alışkanlık olsa gerek. Bu sayede bulunduğum bölgenin sadece mekan değil, zaman boyutunu da algılama fırsatı buluyorum. Yaşamın ve düzenin zaman düzeninde nasıl şekillendiğini incelemek için arkeolojik ve doğal tarih müzeleri iki eşsiz kaynak. Tavsiye ederim kesinlikle.
Ve ne mutlu ki binlerce yıl, yüzlerce medeniyete ve kavme ev sahipliği yapmış Anadolu toprakları bunun izlerini görmek adına gayet cömert. Bu mekanlarda beni en çok şaşırtan, denk geldiğim en eski objeler oluyor. Binlerce yıllık bir kolyeye rastlıyorum mesela. Bugün dahi cazibesini koruyan bir işçilik görüyorsunuz.
O işçilikle şekillendirilmiş, taşlarla, çıkıntılarla, oymalarla süslenmiş. Nasıldan sonra, yani bu nasılı çözdükten sonra neden diye merak ediyorum her seferinde. O kolyenin sahibi erkek ya da kadın bugünle kıyaslanmayacak kadar ilkel ve kıt koşullardaki yaşamında boynuna öyle bir aksesuar takma ihtiyacı neden duymuş? Nasıl duymuş?
Onu taşımak onda ne gibi bir hisse sebep olmuş? Daha da güzeline sahip olanı var mıymış? Bu soru listesi bu bölümün şablonuyla okunması gayet olası. Büyük ihtimalle bugün boynumuzdaki kolyeler, cebimizdeki telefonlar, Instagram albümümüzdeki fotoğraflar, kıyafetlerimizdeki desenler ne anlama geliyorsa o dönemde o harikulade takılar o anlama geliyordu.
Ayrıcalığın nadir olmak ile tanımlandığını da kayda geçirmekte fayda var. Bir şeyin bu tanıma girebilmesi için mümkün olduğunca dar bir çevreye ve net bir tanıma sahip olması gerekiyor. Sayısal değil, oransal bir durum yani. On ya da on bin kişiye has olmasından çok, kaç kişi içinde o kadar kişiye tanınan bir hak olduğu önemli.
O yüzden modern çağın birçok ayrıcalığının da kademeleri var. Sene boyu hayalini kurduğumuz bir tatilin seyahati için yola koyulduk diyelim. Ayrıcalıklar daha havaalanına girdiğiniz anda sizi karşılamaya başlar. Kimileri vaktini bizim gibi uzun güvenlik kuyruklarında harcamak zorunda kalmaz.
Çok sık uçarak kazandıkları puanın sunduğu ayrıcalıklarla daha hızlı ilerleyen ayrıcalıklı kapılara yönelirler. Ardından onlar için ayrılmış özel salonların yolunu tutarlar. Fakat kimi zaman oradan da yollar çatallanır. Kimileri daha üst sınıf bilete ya da daha fazla puanına, daha fazla prestijli bir üyeliğe sahip olduğu için daha da ayrıcalıklı bir salona girer.
Feodal düzende ayrıcalıkları seçkin ailelerin soy ağaçları belirlemiş. Modern yaşamda ise üye olduğumuz topluluklarla tanımlanıyor. Türkiye İş Bankası'nın İş Black dünyası, finansal ayrıcalıkların yanı sıra hayatın en seçkin anlarını sizlerle buluşturmak için tasarlanmış. İş Black, hayatınızın birçok alanında eşsiz ve ayrıcalıklı deneyimlere eşlik ediyor.
İş Blackliler, kişi özel bankacı ve iş portföyüden uzman desteğiyle varlığını yönetme ayrıcalığının yanı sıra ücretsiz para transferinden, indirimli faiz oranlarına uzanan finansal ayrıcalıklara, seyahat fırsatlarından araç hizmetlerine, kültür, sanat, restoran, giyim ve kozmetik gibi farklı sektörlerdeki marka indirimlerine sahip oluyor. İş Black'liler hayatlarının her alanında alışveriş yaparken, seyahat ederken, kahve içerken, kültür sanat etkinliklerinde bulunurken bankalarının yanında olduğunu hissedebiliyor. Lafı fazla uzatmadan, İş Black'in sizin için düşündüğü ince ayrıntıları ve ayrıcalıkları keşfetmek için işcep ve işbank.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.
Şimdi seyahat örneğine dönecek olursak kullanılan bina, oradan binilen vasıta, kat edilen yol özünde herkes için aynı. Aynı yere gidiyoruz yani. Fakat bazıları bu tecrübeyi diğerlerinden farklı yaşar. Yani kimi zaman ayrıcalık ekstra bir şeye sahip olmanın ötesinde aynı koşulları farklı şekilde yaşamak da olabilir.
Bir ürün ya da hizmetin müşteri hattında birkaç dakika daha az beklemek durumunda kalmak dahi modern çağın yaşamındaki ayrıcalıklardan birine dönüşmüş durumda değil mi? Hepimiz gayet iyi biliyoruz. Tarihin büyük kısmında ayrıcalıklar hiyerarşik yapılardı. Taş tabletlere kazılı kanunlar gibi değişmez, katı kurallara tabiydi.
Seçkin aileler, soylular, ruhban sınıfı üyeleri ve bazen de bürokratlar Bu tanımları ve sınırları gayet net ve kalın çizgilerle belirlenmiş hayatı sürdüler. Bugünün ayrıcalıkları ise aksine çok daha esnek. Hatta tarihteki örneklerle kıyasladığımızda çok daha ulaşılabilir. Ama oyunun kuralları gereği yani kendisini var edebilmesi için o ulaşılabilirlik halinin de mutlaka bir eşiği olması gerekiyor.
Hazır tarih sayfalarını kurcalıyorken bilgilerimiz arasına da itleyelim. Ayrıcalıklardan, imtiyazlardan ve sahip olunan temel haklardan bahsederken kulağımızda sürekli çınlayan bir gizli özne var. Eşitlik ya da daha yumuşatılmış bir formuyla herkesin sahip olduğu temel haklar. Bugün hepimize gayet meşru gelen bu beklenti ilginçtir ama tarih düzlemi içinde gayet modern bir kavram.
Herkesin sadece var olduğu için sahip olduğu asgari müşterekler insanlığın uzun ve çileli uğraşının ürünü. Çok yeni bir icat yani. Bakın örneklerle somutlaştıralım. Sosyal bir devlet düzeninde vatandaşların temel sağlık hizmetlerinden ücretsiz faydalanabilmesi temel hak.
Fakat senede bir defa da olsa ücretsiz genel kontrolden geçmek özel sağlık sigortası sahiplerine as bir ayrıcılık. Benzer şekilde okul çağına gelen her çocuğun ücretsiz eğitim alması hak. Fakat gitar kursuna gidebilmesi mesela listeye bağlı. Bir ayrıcalık.
Uzayıp gidecek bu listede içinde her zaman gözetmemiz gereken unsur, başta da değindiğim gibi ayrıcalıkların hak edilme durumu. Temel hakların kişilere özel bir hal alması ayrıcalık değil, adaletsizliktir. Bu şablonu bizzat edinme şekline yönelik de uygulayabiliriz. Tarih boyunca yaşandığı gibi hiçbir emek vermeden sadece soyadımız sayesinde edinebildiklerimize kıyasla çabamızla ya da bazen paramızla ulaşabildiğimiz modern ayrıcalıklar çok daha insancıl ve demokratik görünüyor gözüme açıkçası.
Ayrıcalıkların kimi zaman koruyup kollama amacı taşıdığını da unutmayalım. bir otoparka girişte mümkün olduğunca yakın yerlerde engelli sürücüler için ayrılmış park yerleri ya da sigara içilmeyenlere yönelik mekanlarda tanımlanmış ferah alanlarda bal gibi bir ayrıcalıktır. Ama algısı diğerlerine kıyasla bambaşkadır. Bu konuda en kafa karıştırıcı, terazinin, dengesinin en bozucu unsur hiç şüphesiz bizzat insan psikolojisinin o ikircikli hali.
Yani ayrıcalığa sahip olmadığımız durumda koşulsuz eşitlik talep ederken bir yandan için için ona kavuşma arzumuz ve nihayet ona kavuştuğumuz andan itibaren de adeta kaderimizde yazılı bir hak olarak görme halimiz. Daha da garibi, ne olursa olsun ayrıcalığın mutlaka bir süre sonra, hatta mümkün olan en kısa sürede sıradanlaşıp doğal bir beklentiye, hatta kabule dönüşme hali. İnsanoğlu ne garip, ne karmaşık değil mi? Neyse ki haddini aşan yaşam rehberiniz var.
Hepsini, her şeyi toparlayacak olursak, İşlediğimiz her konuda olduğu gibi ayrıcalıklar meselesi de yerine, durumuna, zamanına ve kişisine göre değişen oldukça karmaşık bir kavram. Aynen ego bahsindeki gibi yani. Her çabamız imtiyazlar gibi ego, yani kişilik inşa edebilmemiz, ona sahip olabilmemiz adına. Fakat tanımı çok zor bir sınırı var ve o ince çizgiyi aştığı anda bu son derece makul ve meşru arayış, yani ego sahibi olma bir anda itici, insanı insandan soğutucu bir konuma geliyor, öyle bir hal alıyor.
Dolayısıyla belki arayı şöyle bulabiliriz. Yaşamda bazı temel beklentiler adına herkesin arzuladığı unsurlar var. İnsan yerine konmak, emeğinin karşılığını hakkıyla almak, her ne kadar soyut ve tanımı zor olsa da insanca yaşamak gibi. Bunlar kimse için bir ayrıcalık olmamalı.
Kabul, kabul ediyorum. Fakat bunun ötesinde tamamen kişiye has, bazen de duruma özel beklentilerimiz var. Bunların bazıları lüks, bazıları ise cazip olarak nitelendiriliyor. Ve bizde yarattığı duygular sahip olana değişse de sahip olduktan sonra bir anda hak edilene, hatta beklentiye dönüşüyor.
Yani özetle dozunu sahip olma ve kullanma şeklini ayarlayabildiğimiz sürece ayrıcalıklar yaşama has gayet insani ve gayet anlaşılabilir. Dolayısıyla hepinize hak ettiğiniz ayrıcalıklara ulaşacağınız insanca bir yaşam dilerim. Görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.