
3.991 kelime · ~20 dk okuma
Herkese merhaba. Bugün bir şekilde nasıl oldu bilmiyorum ama 6 yıldır üzerine konuşmadığım bir konu hakkında konuşacağım. O da kardeşlik. Yani gerçekten ben de şaşkınım.
Bu arada bu kadar çok bölüm kaydettim. Aile ilişkilerine girdim çıktım ama kardeşlik hakkında hiç konuşmadım. O yüzden dedim ki artık buna bir son vermem lazım ve bugün size kardeşlikle ilgili elimden geldiği kadar kapsamlı bir bölüm hazırladım. Tabii ki bu arada bitirebilmem mümkün değil.
Çünkü kardeşlik konusu çok boyutlu. Ben elimden geleni yapacağım. ...ama lütfen sorularınız olursa... ..."Ya Gizem buraya da değinmemişsin,
bak bu da önemli." dediğiniz bir şey olursa... ...bana her zaman ulaşabileceğinizi biliyorsunuz.
Bu arada hazır podcast'ın başında buna girmişken söyleyeyim. Bana lütfen Instagram'dan yazın. Dere Gizem Süren Kök, Instagram adresim. Oradan benimle rahat rahat iletişebilirsiniz.
Orada bana yazılan her şeyi okuyorum. Elimden geldiği kadar cevaplamaya çalışıyorum... ...ya da en azından podcast'lara entegre etmeye çalışıyorum.
Bana oralardan ulaşabilirsiniz. Diyerek... Konumuza giriyorum. Kardeşliğin bence en önemli, en çok hakkında söylenilen cümlesi şu.
Hayatımızın en uzun ilişkisi. Baktığımızda birçok insanın en azından ebeveynlerimize... ...ya da partnerlerimize olan ilişkimizden çok daha uzun süren... ...genelde hayatımızın en istikrarlı ve en uzun süreli bağı oluyor.
Tabii baktığımızda iş sadece genetik ortaklık değil. Çünkü zaten her zaman yüzde yüz bir genetik ortaklık olmayabiliyor kardeşlik içerisinde. Ama baktığımızda hayatımızın en uzun şahitliği, yani birimizin bizim hayatımızdaki o dönüm noktalarının yanı başında hep olması, biz neler yaptık, nasıl büyüdük, nasıl bir insana dönüştük, oralarını görmesi anlamına geliyor. O yüzden de çok aslında kıymetli bir ilişki.
Yani çok zor kardeşlik ilişkileri var. Kardeşleriyle hiç konuşmayan insanlar var. Kardeşleriyle görüşmemeyi tercih eden insanlar var. Bunların da hepsi çok anlaşılır.
Çünkü bir yandan çok kıymetli bir ilişki ama bir yandan gerçekten çok zor bir ilişki. Özellikle yetişkin olduğumuzda kardeşimizle kurduğumuz ilişki o kadar farklı dinamiklerden etkileniyor ki... Yani burada ebeveynlerimizin tavrından tutun. hayatımıza giren insanların kardeşliğimiz üzerindeki etkilerine kadar işte kardeşlerin kariyer tercihlerinden ekonomik durumlarına kadar yaşadığı şehirlerden işte ne bileyim seçtikleri mesleklere kadar çok çok çok farklı unsur giriyor işin içine.
Daha sonra ebeveynlerin yaşlılıktaki bakımından onların kayıplarından sonra yaşanan ilişkilere kadar çok farklı ekstra sorular da ekleniyor, yükler de ekleniyor. Mesela birçok iyi giden kardeşlik ilişkisi ebeveynler yaşlandığında değişebiliyor. Çünkü sorumluluk dağılımı değişebiliyor. Bunların hepsine girebilecek miyim bugün bilmiyorum.
Elimden geleni yapacağım. Çok spesifik problemlere giremem. Giremem diye tahmin ediyorum zamansal kısıtlardan dolayı ama ne olur dediğim gibi yani size hakkınızda takılan soruları bana gönderseniz ve her zaman bir bölüm daha iki bölüm daha neyse kaydederim. E şimdi Tabii aklıma da hemen şey geliyor.
Yani tek çocuklara yazık değil mi? Değil bu arada. Yani o algıyı da kırmak da istiyorum. Tabii ki bir insanın kardeşinin olması çok güzel bir şey.
Ama tek çocuk olmanın da kendince çok fazla faydası da var. O yüzden bunu biraz şeyden de söylüyorum. Yani çok yakınlarda gönüllü çocuksuzluk üzerine konuşmuşken, o podcast'te de söylemiştim. Yani bir tane çocuğu olana da hemen kardeş yap.
...geliyor ve orada da kullanılan argümanlardan biri... ...ama kardeşi olmayan çocuk bencil olur, sımırık olur, şöyle olur, böyle olur.
Lütfen bunların da kararlarımızı etkilemesine izin vermeyelim. Çünkü kardeşlik de dediğim gibi kolay değil. Her kardeş insana çok iyi bir etki yaratacak... ...ya da hayatına çok anlamlı ve güzel bir katkı sağlayacak diye bir şey de yok.
O yüzden bu anlamda kendi kararlarımızın... ...toplumsal baskılardan bağımsız olması gerektiğini vurgulamak isterim. Ve böyle söyleyerek başlıyorum.
Şimdi en temelinde kardeşliğin çocukların o sosyal dünyayı algılaması, anlaması için çok iyi bir oyun alanı sağladığını söyleyebilmemiz mümkün. Yani aslında empati yeteneği, müzakere yeteneği, paylaşma yeteneği, sınır çizme becerileri... evin içerisinde yaratılan ve doğal ortamda şekillenebiliyor. Kardeş olmayan çocuklar da bunları yine akranlarıyla kreşte, anaokulunda, okulda deneyimleyerek öğrenebiliyorlar ama kardeş olduğunda bu evin içinde rahatlıkla gerçekleşen bir durumu haline geliyor.
Tabii kardeşlerimiz sayesinde başkalarının niyetlerini, düşüncelerini, inançlarını, onların bizlerden farklı olabileceğini öğrenebiliyoruz. Yine baktığımızda kardeşler arasındaki oyunlar, şakalaşmalar, gıcıklıklar hatta yani çatışmalar bizim bu empati yeteneğimizi, bir başkasının zihnini, o zihin kuramı dediğimiz yani bir başkasının kafası bizim gibi olmuyor anlamımıza çok yardımcı olan bir şey. Yine aslında şöyle bir tarafı da var kardeşlerin yani aile içerisinde kısıtlı bir ebeveyn ilgisi var. Hatta daha önce kıskançlık bölümünde bahsetmiştim bundan.
Bizim bugün romantik partnerler için konuştuğumuz kıskançlık kavramının evrimsi olarak kökenleri kardeş kıskançlığına dayanıyor. Çünkü kardeşler aslında zaten çok kısıtlı olan ebeveyn ilgisi ya da ebeveynin bütün kaynakları için kardeşler arasında hep bir rekabet vardır. Yani düşündüğünüzde işte anneniz babanız eve geldiğinde onların ilgisini üzerimize çekebilmek için hepimiz farklı stratejiler geliştiriyoruz ve kardeş ordu bize gösteren ilgiden çalabilecek bir unsura dönüşüyor öyle olunca da ilk işte kıskançlıklar buralarda ortaya çıkıyor ve yine O ilgiyi çekebilmek için geliştirdiğimiz stratejiler bizim hayat içerisinde farkılaşmamıza da yardımcı olabiliyor. Mesela atıyorum bir kardeş daha akademik başarıyı ve akademik olmayı üstlenirken diğer kardeş sosyal beceriyi ya da yaratıcılığı üstlenebiliyor.
Tabii ki iki kardeşin aynı yoldan gittiği durumlar da var. Ama baktığımızda bu tarz farklaşmalara da alınacağın bir şey kardeşlik. Bir de tabii ki çok önemli bir başka konuda model alma, rol model olarak görme büyük kardeşliği genelde. Küçük kardeşler, hepimiz sosyal öğrenmeyi gözlemleyerek yaptığımız için küçük kardeşler büyük kardeşleri gözlemleyerek, onları taklit ederek sosyal beceri kazanabiliyorlar. Ama tabii büyük kardeşler de küçük kardeşlerine öğretmenlik,
liderlik, koruyuculuk yaparak kendi liderlik vasıflarını geliştirebiliyorlar. Bu anlamda karakterimizin oluşmasına çok da yardımcı olan bir tarafı var kardeşliğin. Ama tabii ki bu bahsettiğim dinamikler aile içerisinde bazen daha toksik roller edinmeye ve hatta böyle bazı kutuplaşmalara da sebep olabiliyor. Tabii ki burada ebeveynlerin duruşu, yaklaşımı çok çok önemli.
Yani mesela bir altın çocuk rolü vardır. Ailenin gurur kaynağı, işte şöyle zeki, böyle başarılı, böyle uyumlu, böyle çok süper falan. O çocuk. Baktığımızda yetişkinlikte o hep üzerinde taşımak zorunda olduğunu hissettiği o altın çocuk rolüyle... ...bazen yetişkinlikte yoğun bir başarısızlık korkusu yaşayabiliyor.
O üstlendiği rolü kaybetme korkusu yaşayabiliyor. Bu onu mükemmel yetişe sürükleyebiliyor. Öyle olunca mesela erteleme davranışı sergileyebiliyor, yoğun bir kaygı yaşayabiliyor, bazen paralize olup hiçbir şey yapamayabiliyor. Mesela eminim karşınıza çıkmıştır, belki siz de yaşamışsınızdır.
Yani çocukken çok çok başarılı olan bir insanın yetişkinlikte çok daha ortalama bir insana, hatta bazen başarısız bir insana dönüşmesi ve hiçbir şey yapaması hale gelmesi, bu genellikle o çocuğun üzerine yüklenen aşırı baskıdan kaynaklanabiliyor. Yine başka bir rol günah keçisi çocuktur. Yani ailedeki tüm problemlerin sorumlusu ilan edilen çocuk. Bu çocuklarda sanki ne kötü gitse bu çocuktan biliniyor.
Zaten onun yüzünden ailenin başına gelen şeyler geliyor gibi davranılabiliyor. Bu çocuklarda ileride yine bu etiketi üzerlerine atmakta çok düşük çekebiliyorlar. kendilerini sabote edebiliyorlar, bir şekilde kendilerini değerli hissettirebilecek ortamlara girdiklerinde oraları sabote edebiliyorlar, bazen iş başarısını sabote edebiliyorlar, bazen romantik ilişkileri sabote edebiliyorlar çünkü öz değerleri düşük kılıyor ve bu anlamda iyi olmayı, başarıyı sevilmeyi hak etmediklerine inanabiliyorlar. Yine başka aile içerisinde gördüğümüz toksik bir rol, kötü bir rol de Ebeveynleştirilmiş çocuk.
Yani bunu biraz daha önceki podcastlerde değinmiştim. Belki de hatta bir bölümü bunun üzerine kaydetmeliyim. Çok daha detaylı. Ebeveynleştirilmiş çocuk da kendi çocukluğunun yaşamasına fırsat verilmeden kardeşlerine bakmak ya da işte ebeveynlerine bakmak ya da ebeveynlerine hakemlik yapmak zorunda bırakılan çocuk rolü.
Bu ebeveynleştirilen çocukların da ileride hep başkalarını tatmin etmeye çalışan, başkalarını mutlu etmeye çalışan, o yüzden kendi ihtiyaçlarını hep arka plana atan, kendisinin iyi şeyleri hak etmediğini, hep başkalarının bunu hak ettiğini düşünen bir insana dönüştüğünü gözlemleyebiliyoruz. Tabii ki hani böyle böyle olan böyle olacak diye bir nedensellik, neden sonuç ilişkisi kurmak istemiyorum kafanızda. Ama buradaki korelasyonlar önemli. O yüzden de bunlardan bahsetmeden de geçmek istemedim.
Tabii kardeşlikten bahsettiğimizde hep çok önemli bulduğum şu konuya girmeden geçmek istemem. İki kardeş arasında çok az yaş farkı olsa bile hiçbirimiz aynı ebeveynler tarafından büyütülmüyoruz aslında. Mesela ilk çocukla ikinci çocuk arasında bir yaş bile farkı olsa dahi ikinci çocuk daha deneyimli bir ebeveyne doğmuş oluyor. ...ve ilk çocuğun varlığında büyüyor.
O yüzden de hani böyle aynı ailede büyüdük... ...aynı bebeğin her tarafından büyütüldük hiç doğru değil. Hele de aradaki yaş farkı biraz daha oldukça... ...iki yaş,
üç yaş, dört yaş, sekiz yaş, on iki yaş neyse yani... ...bu aradaki fark açıldıkça ailenin dinamikleri de çokça değişmiş oluyor. Anne-babanın ilişkisi değişmiş oluyor.
Anne-babanın mesleki, bulundukları yerler değişmiş olabiliyor. Ailenin ekonomik durumu değişmiş olabiliyor. Ailedeki diğer çocuğun yaşı, yeni doğan kardeşin ne şekilde bakılacağını çok çok farklı şekillerde etkileyebiliyor. Aile başka bir yere taşınmış olabiliyor.
Ailenin evi değişmiş olabiliyor. Ne bileyim, büyük ebeveynler hayatta olabiliyor. Artık hayatta olmayabiliyorlar. Onlardan alınan destek değişmiş olabiliyor.
Kuzenler girmiş olabiliyor devreye falan. Yani gördüğünüz gibi bir sürü faktör var. İki çocuğun birebir aynı ailede doğmuş olmasına rağmen çok farklı koşullarda büyümesine sebep olabilecek. O yüzden bunları da görmezden gelmememiz lazım.
Bunları anlayarak aslında kardeş ilişkilerine bakabilmemiz lazım. Ama bir konu daha var ki kardeşler arasındaki ilişkiyi çok belirleyen bu da ebeveynin bir favori çocuğunun olması ve çocuğun hakkaniyet ilkesinin aslında ailedeki hakkaniyet ilkesinin şaşması yani şimdi ebeveynler bunu kabul etmeselerdi bazen ebeveynin bir favori çocuğu olabiliyor bu bazen işte ilk göz ağrısı ilk çocuk bazen işte ne bileyim en son çocuk Bazen işte daha hastalıklarla büyüdüğü için daha fazla bakıma muhtaç olmuş çocuk. Bazen daha başarılı olmuş olan çocuk. Yani değişiyor tabii ki.
Bazen mesela ebeveyn kendisini daha çok benzettiği çocuğuna daha fazla ilgi gösteriyor. Ne bileyim eşiyle sorunlar yaşadığı dönemlerde eşine daha fazla benzeyen çocuğa daha olumsuz davranabiliyor. Yani bu tarz böyle ayrımcı davranışlar maalesef gözlenmediğimiz bir şey. ailelerde, her ne kadar dediğim gibi bebeğinler bunu kabullenmekte çok güçlük çekseler de, bir de bazen bu çok alenen de yapılabiliyor.
Ekonomik olarak daha fazla kaydolan bir çocuk olabiliyor, daha fazla şımartılan bir çocuk olabiliyor, daha fazla hak tanınan bir çocuk olabiliyor. İşin en Olumsuz tarafı, bence burada sadece dışarıda bırakılan, yani kayrılmayan çocuk değil, kayrılan çocuk da bu hakkaniyet ilkesinin bozulmasından olumsuz etkileniyor. Yani dışlanan çocuk, dışarıda bırakılan çocuk hayal kırıklığı yaşarken ve ben neden bunları hak etmedim, ben neden ebeveynlerimden benzer bir ilgiyi, sevgiyi, ne bileyim, desteği göremiyorum diye düşünürken, kayrılan çocuk da derin bir suçluluk duygusu hissedebiliyor. ''Ben neden kardeşimden farklıyım?
Bana neden böyle davranılıyor?'' diye bir suçluluk duygusu duyabiliyor. Böylece her iki çocuk da aslında zorlanmaya başlıyorlar. Tabii burada bu arada şunu da gözlemleyebiliyoruz.
Aslında kayıran insanlar, ebeveynler olmasına rağmen burada dışarıda bırakılan çocuk, ilgiyi daha fazla alan çocuğa karşı derin bir öfke duymaya başlıyor. Bu da aslında ömür boyu sürebilecek düşmanlık durumunu bile yaratabiliyor. Aslında bu şaşırtıcı değil. Hemen size çok değişik bir araştırma sonucu anlatmak istiyorum.
Şimdi duyacaksınız ki kardeşlikle hiçbir ilgisi yok. Benim doktoram sürecinde biz bir araştırma yaptık dışlanan insanlarla ilgili. Şöyle bir dinamik düşünün. Biri, üç kişilik bir dinamikti.
Biri bir kişiyi dışarıda bırakıyor, diğer kişiyi dahil ediyor konuşmaya. Bir kişi alenen dışlanırken, diğer taraf daha fazla ilgilenilen kişi oluyor, kayrılan kişi oluyor diye düşünün. Ve bu araştırmayı bir de bilgisayarda falan yapmadık. Gerçekten insanlar fiziksel olarak o ortamın içerisindeyken yaptık.
Ve şuna baktık aslında. Yani reddedilen kişi, kendisini reddeden kişiye karşı derin bir öfke duyacaktır. Bu zaten çok doğal. Dışlanmanın çok doğal bir etkisi.
Ama şunu merak ettik. İçeride tutulan kişiye karşı nasıl hissedecek reddedilen kişi? Yani aslında kendisine karşı hiçbir reddetme davranışı göstermeyen, onu dışarıda bırakmayan kişiye karşı nasıl hissedecek? Ve belki de tahmin edeceğiniz üzere aslında kendisine adil davranan bu kişiye karşı bile insanlar öfke duymaya ve onu kendilerini dışarıda bırakan insanla işbirliği içerisinde gibi algılamaya başladılar.
Bu da bir yandan hiç adil olmayan bir şey baktığınızda. Çünkü bu kişi hiçbir adaletsizlik yapmadı. Ona rağmen kayıran kişiyle bir arada tutuldu. Yani bu kardeşlik ilişkisini de burada çok güzel açıklıyor farkındaysanız.
Yani ebeveynler yapıyor bu davranışı ama iki kardeş arasındaki o kopuş... ebeveynlerin davranışlarıyla başlıyor aslında. Tabii bir de şeyi de düşünmek lazım. Yani belki yetişkinlikte ebeveynler artık bu kayırma davranışlarından vazgeçebiliyorlar.
Biraz daha farklı davranmaya başlayabiliyorlar. Ama kardeşler arasındaki ilişkilerin kökenleri çocukluğa dayandığı için yetişkinlikteki kardeş gerginliği genellikle çocukluktaki bu kayrılma davranışlarıyla ilişkili olabiliyor. Yani ebeveynler hayatta olmadıklarında bile yani artık hiçbir belirleyici ...akut bir belirleyici rolleri kalmasa bile... ...çocukluktaki bu hatıralar,
bu tercih edilmişlik hali... ...bizim kardeşimizle kurduğumuz ilişkiyi değiştirebiliyor. Tabii burada çok önemli bir başka başlık var.
Aslında üzerine çokça konuşulmayı hak ediyor ama... ...yine bugün zamansal kısıtlamalarla buna giremeyeceğim. Bazen bir kardeş çok gerçek sebeplerle daha fazla bakıma muhtaç olabiliyor.
Bazen engelli bir çocuk olabiliyor. Bazen ağır bir hastalık geçirmiş bir çocuk olabiliyor. Ve öyle olunca ebeveyn zaten elinde olmayan sebeplerle o çocuğa daha fazla vakit ayırmak zorunda kalabiliyor. Vakit, ilgi, enerji ayırmak zorunda kalabiliyor.
Öyle olunca diğer çocuk ebeveynin hiç elinde olmayan sebeplerden, kimsenin aslında elinde olmayan sebeplerle bu bakımdan uzak kalmak durumunda oluyor. Bunun yarattığı dinamikler de çok çok başka. Yani burada hem bu bakıma muhtaç olmuş çocuğun hissettiği duygular apayrı, hem bu bakımdan mahrum kalmış çocuğun ebeveynine ve kardeşine hissettiği duygular apayrı. Dediğim gibi yani bu çok istisnai bir durum.
Az önce anlattığım ebeveyn kayırması durumundan çok apayrı bir durum. Bunun bir istisna olduğunu söylemek istedim. Her iki çocuk eşit dinamikteyken birini kayırmaktı üzerine konuştuğum bu konu dediğim gibi bu bahsettiğim istisnaya bence daha sonra bambaşka bir bölüm ayırsak daha iyi olacaktır. Hadi şimdi minik böreği verelim sonrasında konuşmaya devam edelim.
Gelelim yetişkinlikte kardeşler arasındaki çatışma durumlarına. Çünkü baktığımızda yetişkinliğe geldiğimizde çocuklukta geri bıraktığımız şeylerin, durumların etkisini hissedebiliyoruz. Bazen çocukluğumuz çok güzel, çok anlayışlı, çok sevgi dolu geçmesine rağmen ilerleyen yaşlarda kardeşlerimizle çok ayrışabiliyoruz. Genelde şunu görüyoruz bu arada, çocukluğunda anlaşamasalar bile insanlar yetişkinliğe adım attıklarında biraz daha farklı bir ilişki kurabiliyorlar.
Bazen mesela uzak arada ciddi bir yaş farkı varsa kardeşiyle ne konuşacağını bilemeyen büyük kardeş, her ikisi de yetişkinliğe geçtiği zaman kardeşini yeni baştan tanıyor ve iki arkadaş gibi... ...aslında sıfırdan yine güzel bir ilişki kurabiliyorlar. Ama bazen de podcast'ın ilk başında bahsettiğim sebepler dolayısıyla... ...kardeşler arasında ciddi ayrılıklar,
problemler çıkmaya başlıyor. Ve şimdi burada tabii bir sürü söylenmesi gereken şey var ama hemen bir şunu ayırmak istiyorum. Çocuklukta da, yetişkinlikte de yıkıcı ve yapıcı çatışmalar var. Yani daha yapıcı olan tartışmalar, çatışmalar.
...bir soruna odaklanan, o sorunun içerisinde her iki tarafa da iyi gelebilecek çözümü bulmaya çalışan... ...ve karşılıklı olarak birbirini düşünerek bir kazananı olmak zorunda değil bu çatışmanın.
Yani biz ikimiz de buradan iyi çıkalım diyebildiğimiz çatışmalar. Doğal olarak burada empati duygusunu ve ilişkiyi onarma motivasyonu yüksek olması lazım... ...bunu bu şekilde yürütebilmek için.
Ama bazen de çok yakıcı tartışmalar yaşayabiliyoruz. Çocuklukta bu bazen zorbalık içerebiliyor. Bir çocuğun daha böyle kurban pozisyonunda olmasına sebep olabiliyor. Bazen bu fiziksel şiddet içerebiliyor.
Bazen bir kardeş ciddi duygusal zorbalık yapabiliyor. Bazen işte büyük kardeş, küçük kardeşi ciddi oranda aşağılayabiliyor. Bazen çocuğun eşyalarına zarar verebiliyor. Bunlar çok böyle çok zor durumlar yaşayan insanlar var ve bunun sadece çocuklukta kaldığını da düşünmeyin lütfen.
Yetişkinliğe geçtiklerinde hala buna benzer sorunlar yaşayan insanlar da var. Yani bu yıkıcı çatışmalar belki biraz şekil değiştiriyor ama hani hala bu şekilde devam ediyor. Burada gerçekten de bu tarz çatışmaların yetişkinlikte insanların yoğun depresyon, kaygı, semptomları göstermesi hatta bazen kendine zarar vermesine bile sebep olabildiğini görebiliyoruz. O yüzden yani bu tarz böyle şiddetli kardeş çatışmalarıyla ilgili ebeveynlerin duruşu da çok ciddi, önemli.
Burada ebeveynin yapmaması gerekenlerden de bahsetmek istiyorum. Çünkü ebeveynler bazen iki kardeş arasındaki sürece çok fazla dahil olabiliyor. Biraz da hani ondan bahsedelim. Aslında tabii daha böyle ara buluculuk, yani konuşmayı yapılandır... Tabii bu arada hemen şurayı açayım.
Yetişkinlikte değil yani çocuklukta. Ebeveynlerin çocukların arasındaki konuşmayı başlattığı belki hani onun aşamalarına destek olduğu ama son kararı çocuklara bıraktığı yöntem barışmak için en etkili çözüm. Bu arada yetişkinlikte de bu aklı başında ve stabil ebeveynler tarafından bazen yürütülebilecek bir yöntem. Yani iki kardeşin arasındaki bağın ne kadar kuvvetli olduğunu hatırlatabilecek, iki kardeş arasındaki olumlu hatıraları çağırıp ama günün sonunda kararı iki yetişkin kardeşe bırakmak hala etkili bir yöntem olabilir.
Ama en başarısız ve en kötü sonuçlanan müdahale yöntemi ebeveynin hakemlik ettiği çatışmalar. Çünkü çoğu ebeveyn zaten bir çatışmaya kimin haklı olduğuna karar vermek şeklinde müdahale ediyor. Ama bu hem çocuklar arasındaki uzlaşma sürecine engel oluyor hem de genellikle bu şekilde bir barışma çok da yüzeysel kalıyor. Üstelik de ebeveyn taraf tutmuş gibi olduğu için bu noktada öyle olmamasına uğraşsa da öyle olmuş gibi olduğu için çocuklar arasındaki ilişkiyi yine burada olumsuz şekilde de engelliyor.
Ve işte deminden beri bahsettiğim yani benim annem babam zaten hep onu destekler. Çünkü favori çocuğu o algısını da güçlendirebiliyor. Özellikle ergenlik döneminde ebeveynlerin ve tabii yetişkinlik dönemlerinde ebeveynlerin doğrudan müdahalesinden kaçınmak kesinlikle çok çok çok iyi bir fikir. Yetişkinliğe baktığımızda kardeşler arasındaki, kardeşler arasındaki durumun iki yetişkin tarafından yani iki kardeş tarafından çözülmesi gerekiyor.
Peki bunu nasıl yapabiliriz? Burada neler olabilir? Aslında bu podcast'ın son aşamasını da buna ayırmak istiyorum. Çünkü yani kardeş kavgaları çok sık yaşanan durumlar.
Anlaşmazlıklar. Yani kavga dediğimde illa çok büyük şeyler düşünmek zorunda değiliz. Aramızda anlaşmazlıklar, çatışmalar olabilir. Birbirimize küslüklerimiz olabilir.
Kırgınlıklarımız olabilir. Bazen birbirimize mesafe koymak isteyebiliriz. Bazen birbirimizden biraz ayrı takılmak isteyebiliriz. Bunların hepsi doğal.
Çok da insani şeyler. İnsan nasıl partnerine karşı da bunları hissedebiliyorsa, kardeşine karşı da hissedebilir. Son derece anlaşılır. Ama o ilişkiyi yeniden kurmak ve bağı güçlendirmek için ne yapmalıyım sorusunun da önemli olduğuna inanıyorum.
O yüzden podcastı bununla, bu notta bitirmek istedim. O yüzden hemen giriyorum konuya. Birincisi ve en önemlisi aslında kardeşimizin bizden bağımsız bir birey olduğunu kabul etmek. Bunun çok zor bir şey olduğunu biliyorum.
Bu arada hiç bahsetmedim ama... ...podcast boyunca benim de kendimden 8-8,5 yaş küçük bir kardeşim var. Ve mesela biz büyüme sürecinde çok iyi anlaşan iki kardeştik.
Ama sonra ikimiz de yetişkin olduğumuzda... ...aramızda farklı konularda çatışmalar başladı. Bunun da çok doğal olduğunu kabul etmekte zorlandığımız zamanlar oldu.
Ve hani zaman zaman hani böyle... ...ya biz bunun için de ne yapıyoruz, ne yapacağız şimdi diye... ...bence ikimizin de zorlandığı dönemler oldu.
Belki son 3-4 yıldır biraz daha iyi yönetiyoruz tartışmalarımızı. O yüzden yani bunu da şöyle bir yerden söylüyorum. Hepimizin bu tip durumlardan geçtiğini bilin istiyorum. Çünkü iki kardeş de birbirini çok sevse de, çok iyi niyette olsa da... ...gerçekten ilişkiyi toparlamak amacıyla orada bulunsa da... ...kişilik çatışmaları yaşamak çok doğal.
Sanırım mesela en azından bizim durumumuzda bize en iyi gelen şeylerden bir tanesinin şu olduğunu düşünüyorum. Bir şekilde o ilişkinin temelini sağlam olduğunu bilmek ve biraz ara veriyor gibi hissettiğimiz dönemlerde dahi kardeşlik bağımız var. daha kuvvetli olacağına duyduğumuz inançtı bence bizim için en azından. Tabii ki bu herkes için geçerli olmak zorunda değil.
Hatta şunu da vurgulamak istiyorum. Bizim kültürümüz kardeşliğe gereğinden fazla bir kutsallık da yükleyebiliyor. Yani kardeşleri yapar, sen onu hoş görmek zorundasın. İşte kardeşler arasında bağ kopmaz.
...iki kardeşsiniz, asla birbirinizden ayrılmazsınız gibi baskılarda yapılabiliyor. Bunun çok yanlış olduğunu söylemek istiyorum çünkü... ...her kardeş ilişkisi iyi olmayabilir ve bize hiç iyi gelmeyebilir.
Öyle durumlarda gerçekten o kardeşlik ilişkisini bitirmek gerekebilir. O yüzden de yani bu toplumsal baskıdan bağımsız bir şekilde... ...bizim kardeşimiz olduğuna ilişkimize karar vermemiz gerekiyor.
...diyerek konuya geri döneceğim ve tekrar söyleyeceğim. Yani kardeşinizin bizden bağımsız bir birey olduğunu kabul etmemiz lazım. Yani onunla bizim aynı DNA'yı paylaşıyor olmamız bir şekilde... ...ya da aynı evi çok uzun yıllar paylaşmış olmamız... ...onun bize benzemesi gerektiğini,
onun bizimle aynı düşünmesi gerektiğini göstermiyor. Veya onun hayatında bize otomatik bir yer de vermiyor aslında. Onun kararlarına karışma hakkı da vermiyor. Onun davranışları hakkında böyle büyük yargılarda bulunma hakkı da vermiyor.
Hatta yani biz kardeşimizi böyle sürekli yargıladığımızda... ...geçmiş davranışlarını yargıladığımızda, şu anki davranışlarını yargıladığımızda... ...geçmişte yaptığı ama şu ana taşınmadığı davranışları sürekli gündeme getirdiğimizde... ...aslında aramızdaki uçurumu derinleştiriyoruz ister istemez.
Buradan da şuraya bağlayacağım yani kardeşlerimizi... ...güncel şekilde tanımayadabiliyoruz. Yani çocukluğundaki aile üzerinden çıkarımlar yaptığımızda... ...ya da o ilişkiyi sürdürmeyi beklediğimizde... ...bu da çok ciddi bir zorluk getiriyor.
Ben kendim de yaptığım için de söylemek istiyorum bunu. Yani biz çocukken böyle değildik, sen çocukken böyle değildin... ...kalıbı aslında hiç iyi bir şey değil.
Çünkü hiçbirimiz çocukluğumuzdaki halimizdeki gibi değiliz aslında. Araya bin tane şey giriyor, hepimiz farklılaşıyoruz, deneyimlerimiz farklılaşıyor... ...hayata bakış açımız farklılaşıyor, mizacımız belki değişiyor... ...ve onu geçmişteki kalıplara hapsettiğimizde,
olumlu ya da olumsuz bir şekilde bu arada... ...bakın bunu da altına çizmek istiyorum yani... ...sen eskiden daha iyi bir insan ya da bana daha iyi davranırdın...
Buna hapsetmek de kötü. Sen eskiden bana bunları bunları yapmıştın diye olumsuz bir yere hapsetmek de kötü. Bunları yaptığımızda bugünkü kardeşimizi kaçırıyoruz ve bugünkü insanı görmüyoruz. Onu güncel haliyle tanımıyoruz aslında.
Yine kendimizi ailedeki rollerle tanımladığımızda da yani belki ailede bize bakım verme rolü verildi. Ama artık yetişkin olarak ben kardeşime bakım vermek zorunda değilimi de geçiyorum. Kardeşim bakım istemiyor ve ben bunu sürdürmeye çalıştığımda ve hala işte danıştığı, fikir aldığı, hayatını bir şekilde, hayatını kontrol eden taraf olmak istediğimde bu kardeşim de derin bir baskı da yaratıyor. Üstelik aslında biz yetişkinliğe adım attığımız ...andan itibaren en geçtiğim.
Biz aslında iki akran ilişkisi yaşıyoruz. Yani artık hiyerarşik bir ilişki içerisinde değiliz. Yani evet biliyorum, Türk toplumunda... ...abla,
abi hala böyle hiyerarşik bir yerde durabiliyor ama... ...bu aslında gerçekçe de değil. Yani akran olduğumuz için... ...birbirimizin hayatlarına o şekilde müdahale etmememiz lazım.
Yine bazen yanlış yaptığımız ve yapmaktan mutlaka kaçınmamız gereken şeylerden bir tanesi... ...başka aile üyelerine tartışmaları dahil etmek. Yani bak annem de böyle düşünüyor.
Bak babam da seninle ilgili böyle söyledi. Bak sen bununla aynısını zaten işte ona da yapmıştın falan gibi şeyleri dahil ettiğimizde... ...ya da başka aile bireylerine durumu çözmek için araya sokmaya çalıştığımızda... ilişkiyi akran ilişkisinden çıkartıyoruz yani şöyle düşünün arkadaşlık ilişkilerinde de nasıl başka insanları dahil etmemiz yanlışsa ya da partner ilişkilerinde kardeş ilişkilerinde de bu böyle yine aynı şekilde partnerlerimizi kardeş ilişkimize bu şekilde dahil ettiğimizde yine yanlış bir şey yapıyoruz çünkü partnerler insanların bireysel tercihleri
Her zaman kardeşlerimizin partnerleriyle iyi anlaşmak zorunda da değiliz bu arada. Ya da kardeşlerimizin partner seçimlerinden mutlu olmak zorunda da değiliz. Olmayabiliriz ama bu onların tercihi. Ya da çok mutlu olabiliriz ama bu ilişki kardeşimiz olan ilişkimizi... ...herhangi bir şekilde olumlu ya da olumsuz yönde etkilememeli.
Aslında yani bence birçok sefer kardeşler arasında ilişkide duygusal baskı... ...duygusal manipülasyon çok yoğun oluyor. Bunu ister istemez yapabiliyoruz.
Elimizden geldiğince bu tip böyle manipülatif durumlardan kaçınmamız lazım. Bazen de aile içerisindeki dinamiklerden dolayı bu baskı beklenebiliyor. Yani o baskı yapılması bile bir tarafa baskıyı bekler halde olduğu için manipülatif olmayan davranışlar böyle algılanabiliyor. O yüzden tekrar burada şeyi söylemek istiyorum.
İlişkiyi baştan kurmak yani güncel halle kurmak en kıymetlisi. Yine şeyi de atlayabiliyoruz, yani kardeşinizin hayatına... ...merak duymayı da atlayabiliyoruz.
Yani halbuki onu bu haliyle tanıyıp... ...onun tercihlerine, hayatındaki yaptığı şeylere... ...kararlarına,
daha meraklı, daha gözlemci bir yerden yaklaşabilmek de... ...kardeşlik ilişkisini değiştirebiliyor. Bu da aklıma şunu da getirdi.
Hani dedim ya podcast'ın başlarında... ...yani biz aslında aynı ailede büyümüyoruz, öyle sansak da öyle değil diye. Bazen kardeşimizin aile içerisindeki tecrübesini varsayıyoruz.
Yani aynı anne babadan büyüdüğümüzü düşünerek. Halbuki böyle olmayabilir. Kardeşimizin çok farklı bir deneyimi olmuş olabilir. Hatta öyledir de çoğu zaman.
Bizim o deneyimin, onun o deneyimini biraz daha böyle merakla, can kulağıyla dinleyebilmemiz de önemli. Varsaymadan, yo annem hiç öyle değildi ki, yo babam böyle bir şey yapmazdı ki dediğimizde aslında kardeşinizin deneyimini yok saymış oluyoruz. Bu da onlarda bir görünmezlik hisse yaratabiliyor. Bu açıdan da dikkatli olmakta fayda var.
Bunu hem büyük kardeş hem küçük kardeş özelinde söylüyorum anlamışsınızdır zaten. Son olarak şunu söyleyerek bitirmek istiyorum podcastı. Bozulan kardeşlik ilişkilerinde her zaman tamam bu iş bitti diye düşünmemek de iyi bir fikir olabiliyor. Bazen gerçekten bitiyor.
Orası doğru. Ama bazen de biraz zamana bıraktığımızda ilişkiyi, biraz daha iki tarafında büyümesine, değişmesine, durumu değerlendirmesine veya birbirine ihtiyaç duymasına zaman tanıdığımızda... Gerçekten o ilişki şekil değiştirip olumlu bir yere de gidebiliyor. Bu da önemli.
O yüzden böyle keskin kararlar gerekmedikçe almamak iyi bir fikir. Bir de tabii ki gerektiğini de bırakmayı da bilmemiz lazım. Yani bazen biz çaba harcasak da karşı taraf o ilişkiyi değiştirmek istemeyebiliyor. Bizi kendisine iyi gelen bir insan olarak görmeyebiliyor.
Bu da onun hakkı. Biz sürekli zorladıkça ve bizim zorlamamızı ondan daha olumlu bir tavır yaratacak bir yere konumlandırdığımızda hayal kırıklığına uğruyoruz. Ben elimden geleni yaptım ama o hiçbir şey yapmadı gibi. düşünebiliyoruz.
Halbuki her ilişki iki tarafında niyetine ve ilişkide kalma motivasyonuna bağlı her zaman konuştuğumuz gibi. O yüzden gerektiğinde bırakmasını bilmek de, alan tanımasını bilmek de çok kıymetli. Bunu da söylemek isterim. İşte böyle sevgili arkadaşlar.
Dediğim gibi yani kardeşlik konusuna girince ooo yani daha konuşabileceğimiz bin tane şey geliyor benim aklıma ama sizlerin aklına geliyor olabilir. Bana her zaman yazabilirsiniz. Umarım bu bölüm kardeşlik ilişkileri için güzel bir başlangıç olmuştur. Ve kardeşlerimizle ilişkimizi daha iyi kurmamıza destek olur.
Hepinize sevgilerimi gönderiyorum. Güzel bir hafta diliyorum. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.