
3.410 kelime · ~17 dk okuma
Bugünkü podcast'ı önemli bir soruyla açmak istiyorum. Herkes çocuk sahibi olmak zorunda mı? Yani gerçekten biz bu dünyaya çocuk sahibi olmak, soyumuzu devam ettirmek için mi geldik? Yoksa bireysel olarak ya ben çocuk sahibi olmak istemiyorum demek gibi bir hakkımız yok mu?
Tabii ki var ve ben de bu hafta bu konu hakkında konuşmak istiyorum. Gönüllü çocuksuzluk hakkında konuşmak istiyorum. Ama bu konuda da böyle içim dolu. Yani çocuk sahibi olan bir insan olarak bile içim dolu.
Bu kararı alan ve bu kararın arkasında duran insanları gerçekten çok takdir ediyorum. Çünkü bence toplumsal baskı içerisinde bu kararı vermek kolay değil. Ve istiyorum ki bu bölümde bizi bu karara sürükleyen faktörleri konuşalım. Bu karara saygıyla yaklaşmayan insanların geldikleri noktaları anlamaya çalışalım.
Gerçekten bu dünyaya çocuk getirmek mantıklı mı? Biraz bunu konuşalım. Yani böyle bir içimizi dökelim istiyorum. Ve bence bu bölümü dinlemek bu kararı almamış olanlara da iyi gelecek.
Hazırsanız başlayalım. Dedim ya girişte de çocuk sahibi olan bir insan olarak bu konuyu konuşuyorum diye... ...ama ben de kendim de 9 yıl kadar aslında bu karar içerisindeydim.
Yani ben de gönüllü, çocuksuz bir insandım. Ben sonrasına vazgeçtim bundan. Tabii ki herkesin kişisel süreçleri var. Benim de burada kendimce içinden geçtiğim bir süreç var.
Bunu da şöyle bir yerden söylüyorum. Podcastin en başında söylememin sebebi şu. Yani bugün bu kararda olmamız hep böyle hissedeceğimiz anlamına gelmiyor. Ama aynı şekilde bu kararı almış insanların o kadar çok toplumda... ...ya vazgeçersin,
böyle olmaz, elbet biyolojik saatin gelir... ...işte elbet yaşlılığını düşünürsün, vazgeçersin gibi yorumlarla çok karşılaştığını da bildiğim için... Yani bu karardan vazgeçmek zorunda da değiliz aslında.
Yani bunun arkasında sıkı sıkı durabiliriz de. Bunu da söylemek istedim. Çünkü bu karara da kolay vermiyoruz bence. Ve hepsi bizim için.
Yani bu kararda kalmak da bizim için. Gün gelir bu karardan vazgeçmek de bizim için. O yüzden böyle bunun altındaki etmenleri iyi anlarsak bence kararımızla ilgili nasıl hissettiğimize de böylece varabiliriz gibi düşünüyorum. O yüzden konuya böyle bir giriş yapmak istedim.
Şimdi hemen önce şunu söyleyeceğim. Aslında çocuksuzluk kavramını biraz açmak istiyorum. Çünkü çocuksuzluk kavramı böyle bir sürü farklı şekli olan bir şey. Yani birincisi çocuksuz olmak.
Bunu isteyerek değil de şartlar sebebiyle ya da biyolojik engeller sebebiyle istesek de çocuk sahibi olamamak. Burada yani gönüllü çocuksuzluk değil de aslında gönülsüz çocuksuzluk bu. Bir de yani partner eksikliği veya kariyer tercihleri gibi dıstal faktörler sebebiyle koşullu olarak çocuksuz olmak var. Child free by circumstance diye geçiyor.
Bir de bugün üzerine konuşmak istediğim, yani aslında bütün şartlar var, bütün yani her şey mevcut çocuk sahibi olabilmek için, her şey mevcut, her şey uygun ama bilinçli, iradi ve dediğim gibi yer yer kalıcı, yer yer dememin sebebini az önce açıkladım, bir şekilde bu tercihte bulunmak, gönüllü çocuksuzluk olarak adlandırılıyor literatürde. Ve aslında şunu da söylememiz lazım. Yani baktığımızda biliyorsunuz yani dünyada Türkiye'de devasa bir demografik dönüşümden geçiyor aslında. 1960'larda dünya genelinde kadın başına düşen çocuk sayısı ortalama 5 iken bugün bu oran 2.3'e gerilemiş durumda.
Türkiye'ye de baktığımızda yine enteresan bir düşüş görüyoruz 2014'ten bu yana. 2023 verilerinde 1,5. Bu ara 2024'te de 1,48'e düşmüş durumda. Yani aslında Türkiye'de nüfusunu yenileyemeyen, yaşanan bir toplum statüsüne girmiş durumda.
Ve tabii ki bu rakamlar bize şunu söylüyor. Artık bu gönüllü çocuksuzluk böyle marjinal bir karar değil. ...ekonomik, sosyal, psikolojik sebeplerle toplumun geneline de yayılan... ...bir yeni normal aslında.
Tabii bunu konuşurken önemli bir soru... ...kimler genellikle bu kararı veriyor? Neden böyle bir noktayı tercih etmeye ihtiyacı duyuyor?
Bir bunu konuşmamız lazım. Şimdi genellikle bu kararın arkasında... ...insanların büyük oranda bağımsız olma ve özer kalma ihtiyaçları var.
Tabii ama bir yandan da çok rasyonel olan gelecek kaygıları da var bu insanların. Demografik profillerine baktığımızda bu insanların genelde daha yüksek eğitimli olduklarını, kentsel alanlarda yaşadıklarını ve kariyerlerine odaklanmayı tercih eden bireyler olduğunu görüyoruz. Kişilik olarak farklılar mı diye yapılan araştırmalarda bu insanların biraz daha bağımsızlık puanlarının yüksek olduğunu ve geleneksel rollere uyumluluk puanlarını daha düşük olduğunu görüyoruz yine araştırmalarda. Kişilik özellikleri yetmez tabii bunu anlamaya.
Birazcık da temel motivasyonlarına bakalım bu insanların. Mesela tabii ki ilk aklımıza gelen kişisel özgürlük sebepleri var. Yani zamanlarını ve enerjilerini ve paralarını tabii ki kendilerini gerçekleştirmeye veya ilişkilerini ayırmak istiyorlar. Partnerleriyle olan ilişkilerini ayırmak istiyorlar.
Yani bir çocuğun hem onların zamanından, enerjisinden götüreceğine Hem de ilişkilerine olumlu değil de olumsuz etkileyeceğine inanıyorlar. Tabii ki kadınlar için çok iyi bildiğimiz bir anneliğin profesyonel hayata olan olumsuz etkisi var. Yani bu annelik cezalandırması, motherhood penalty diye de geçiyor. Çocuk sahibi olmanın kadınlar için kariyer anlamında bir duraklama ya da gerileme yaratması problemi var.
Ve burada artık bunu yaşamak istemeyen, bunu tecrübe etmek istemeyen insanlar var çok haklı olarak. Maalesef hala çocuk sahibi olma... durumunun yani annelik tercihinin de şirketler veya devletler tarafından sosyal anlamda desteklenmediğini de görüyoruz. Yani bu doğurganlık oranlarıyla problem yaşayan toplumların bile burada mesela anneliği yine ...cezalandırarak.
Yani... ...anneye belki o zamanı veriyorlar ama... ...babaya vermiyorlar.
Öyle olunca bütün yük zaten annenin üzerine kalıyor. Anne... ...annelik izine ayrılabilse bile... ...bu onun kariyerinde bir gerileme yaşatabiliyor.
O yüzden de insanlar bunu tecrübe etmek istemiyorlar. Yine baktığımızda çok haklı bir şekilde... ...ekonomik ve küresel kaygılar var.
Zaten hepimiz her gün bence bu dünya nereye gidiyor diye soruyoruz. Yani... ...karşımıza çıkan haberler...
İnsanların başına gelebilecek şeyler, iklim krizi, kaynakların yetersizliği, nüfus artışı gibi haklı etik endişelerimiz de var. Baktığımızda bundan biraz bahsettim ama yine de konuşalım isterim. Yani ebeveynlik genel olarak ilişkilerde bir sarsılma yaratıyor. Bu bir gerçek.
Bunun aksini iddia etmek bilimsel bile olmaz. ...ilişki, çocuk sahibi olduktan sonra... ...bir ilişki doyumunun düşüşünü yaşıyor.
Başlangıçta iyi başlayan çiftler, sonra toparlıyorlar genel olarak. Ama o rollere alışmak, o rolleri benimsemek... ...ebeveynlik içerisinde birbirine destek olabilmek ve... ...genel olarak dengeyi sağlayabilmek oldukça uzun bir zaman alıyor.
Ve insanlar da bunu tecrübe etmek istemeye biliyorlar. Ve tabii ki bence yine çok önemli bir mesele. Belki sizlerin de beni dinlerken düşündüğü. Bir başka konu da şu.
Kendi çocukluk yaralarımız varsa... ...bunu bir sonraki nesle aktarmamak isteyebiliyoruz da. Şimdi bunu... Aslında bence bu apayrı bir podcast konusu olmalı.
Gerçekten böyle olmak zorunda mı diye. Çünkü tabii ki nesiller arası aktarım var travma konusunda. Ama bunu kırmak mümkün mü? Mümkün.
Biz kendi, diyelim ki çocukluğumuzda hiç iyi tecrübeler yaşamadıysak illa bu bizde kötü bir anne ya da kötü bir baba yapmak zorunda değil. Ama tabii ki bu korkuya sahip olmak ve bu korkudan dolayı hiç bu işe girişmek istememek de son derece anlaşılır bir sebep. Peki bu kararı verdik. Birçok sebebimiz var ve bu kararı verdik.
Peki bu karar nasıl karşılanıyor? Şimdi çok enteresan bir bence daha bugün sabah bir arkadaşımla sohbet ediyordum. Arkadaşımın da benim kızımla yaşıt bir kızı var. Ve şunu söyledi bana, çok etkileyici bir anekdot, o yüzden anlatmak istiyorum.
Ben de çocuk sahibi olmadan önce, çocuk sahibi olmayı çok istediğim dönemde çocuk sahibi olmamayı gönüllü bir şekilde tercih eden insanları bencil bulurdum. Yani neden hani her şeyin yerli yerinde, neden çocuk sahibi olmuyorsun ki diye düşünürdüm. Ama dedi çocuk sahibi olduktan sonra çok iyi anlıyorum. Çünkü çocuk sahibi olunca çocuk sahibi olmanın yarattığı o baskıyı, zorluğu, o esnada mücadele ettiğim şeyleri görünce çocuk sahibi olmamanın kendine gerçekleştirmek anlamında ne kadar çok alan açtığını fark ettiğim için şimdi artık gönüllü çocuksuzluk bana çok daha anlaşılır bir tercih gibi geliyor dedi.
Bu da bence önemli bir konu çünkü şimdi toplumsal baskılar genel olarak çocuk sahibi olmaya götürdüğü için bizi eğer bilinçsizce veya bilinçsizce demeyeyim illa öyle olmak zorunda değil ama yani o yol bizi zaten otomatikman oraya götürdüğü için çocuk sahibi olduysa şeyi yeteri kadar düşünmüyoruz gibi de hissediyorum. Yani çocuk sahibi olmamak gerçekten bir tercih mi benim için? Yani ben çocuk sahibi olmasam da mutlu olabilir miyim? Çocuk sahibi olmasam... ...hayatımda neleri gerçekleştirebilirim gibi bir soruyu... ...kendimize sormuyoruz.
Bunu sormamak bence... ...hani ben hep ilişkiler özelindeki podcastlerimde söylüyorum ya... ...ben bu insanla birlikte olmalı mıyım?
Ya da bu insanla gerçekten... ...geleceği düşünmeli miyim diye sormalıyız kendimize dediğim gibi. Aynısını burada da söylemek istiyorum.
Yani çocuk sahibi olmayı istiyor muyum? Çocuk sahibi olmak bana ne getirecek ya da çocuk sahibi olmak benden ne götürecek diye gerçekten anlamlı bir düşünce sürecine girmemiz gerekiyor gibi geliyor bana. Bu düşünce sürecinden sonra evet çocuk sahibi olmak gerçekten bana, ilişkime, dünyaya ...iyi gelebiliri bilinçli bir şekilde tartıp bu noktaya varabiliyorsam tabii ki.
Ama gerçekten bu soruları sorup da... ...yok gerçekten ben bu dünyaya çocuk getirmesem kendi adıma daha iyi olur... ...ya da ilişkim adına daha iyi olur kararı verebiliyorsak... ...o da çok saygı duyulması gereken bir süreç.
Peki buna saygı duyuluyor mu? Podcast'in başında söylemiştim ya, ben de çok uzun yıllar gönüllü, çocuksuz bir insandım. Ve o süre içerisinde yaşadığım baskıyı bugün bile hatırlıyorum. Yani işte şu kadar yıldır evlisiniz, neden hala çocuğunuz yok?
Abi çocuk yapmazsınız ama sonra yaşlandığınızda çok pişman olursunuz. ama şimdi hayatınızı bir renk getirir çocuk çocuk dediğin altın top bunlar eminim şu anda çocuk sahibi olmak istemeyen henüz olmamış ya da hiç olmayacak insanların çok duyduğu cümleler ve bir şekilde özellikle evlenince bunların hepsi geliyor bunların bu arada hiçbiri Çocuk sahibi olunca da gitmiyor. Bu sefer de ilk baskıyı yapan insanlardan ikinci çocuk baskısı da gelmeye başlıyor. Ve biliyorsunuz bu bir sınır problemi zaten.
Yani benim bu kadar aslında mahremim olan bir konuya nasıl ve neden insanlar müdahil olabilir benim bugün bile anlamadığım bir konudur bu. Anlamadığım demeyeyim de sinir oldum diyeyim daha doğrusu. Ama tabii ki insanlar bu soruyu çok rahatlıkla soruyorlar ve ne şekilde karşılık verirseniz verin laftan anlamayan insanlar da oluyor. Bu zaten kendi içinde zorlu bir süreç.
Ama onun ötesinde bir de az önce anlattığım anekdotta olduğu gibi gönüllü çocuksuz bireylerin en çok duyduğu veya en çok yaftalandığı etiket... Evet, bencil. Yani toplum bu karar alanlara bu kadar ağır bir yaftayı yapıştırabiliyor. Peki neden?
Yani bunu hiç düşündünüz mü bilmiyorum. Birincisi zaten kültürümüz bizim doğum yanlısı bir yapıda. Yani çocuk sahibi olmayı bir tamamlanmışlık, bir hayattaki görevini yerine getirmiştik. İşte yetişkin olmanın o önemli adımını ifa etmişlik olarak tanımlıyor.
Ve o yüzden de çocuksuzluk toplumsal bir norma yapılan bir saldırı gibi, bir sapma gibi. Yani sen ne hakla bizim dümdüz giden düzenimizi bozuyorsun? Yani bunun dışına nasıl çıkıyorsun gibi algılıyor. Yani sırf bu norma bozduğumuz için bile bencil ilan edilebiliyoruz.
İkincisi ve çok önemlisi yine bence, kadınlığın annelikle eş tutulması. Yani çocuk sahibi olmamayı seçen bir kadın, gerçekten bir kadın olamazmış gibi. Ve annelik eğer içgüdü sense, bu kadar, işte bu bakışta olanlar, yani sen bu içgüdüye sahip değilsiniz ve sen ne biçim kadınsın gibi algılıyor. Halbuki yani anneliğin içgüdüsel olduğu iddiası anne olanları da ne kadar zorlayan bir kavram değil mi?
Yani çünkü bazı anneler doğum yaptıktan sonra bile çocuklarıyla hemen öyle bağ kuramıyorlar ya da hamileliklerinde kendilerini hazır hissedemeyebiliyorlar. Bazen o bağlanma durumu çocuk doğduktan aylar sonra gelebiliyor, bazen hiç gelemeyebiliyor. Ama bu annelik içgüdüseldir düşüncesi gönüllü çocuksuzları da çok çok etkiliyor dediğim gibi. Yine çok ilginç bir başka tarafı da var bu işin.
Ebeveynlik ahlaki bir zorunlulukmuş gibi görüldüğü için... ...bu kuralın dışına çıkan bir insan çevrede ahlaki bir öfke de yaratabiliyor. Yani biz eğer toplumsal rollerimizi sürdürebilirsek toplumsal düzeni bozmuyoruz.
Çünkü toplumsal düzeni bozmayınca aslında toplumun daha kendi içinde istediği o stikoyu korumasına yardımcı oluyoruz. Şimdi şu bile mesela daha önce hiç deneyimlediniz mi bilmiyorum. Mesela insanlar evlenince bekar arkadaşlarıyla daha seyrek görüşmeye başlıyorlar. Tabii ki bunun bir sürü sebebi var ama sebeplerinden biri de bekarlığın evli insanlara bir tehdit olması.
Benzer şekilde çocuksuz insanlar, çocuklu insanlar için Kendi içinde tuhaf bir tehdit yani asla çok rahatsın ama sen bunu düşünmek zorunda değilsin ama sen işte ne bileyim buraya böyle bir yatırım yapmak zorunda değilsin ama düşüncesiyle kendi ebeveynlik tercihlerini sorgulamaya başlayabiliyor insanlar. Tabii ki sorgulayabilirler. Bu arada ebeveyn olduktan sonra da... ...bunun bizim için en doğru kararı olmadığını düşünebiliriz.
Bunu düşünmemiz illa ebeveynlik rolünden çekip gitmemize sebep olmak zorunda değil. Çünkü ebeveynlik çok ciddi bir sorumluluk zaten. Ama sırf bunu düşündürtme ihtimali bile insanlar için bir tehdit olarak algılanabiliyor. O yüzden işte o sosyal kontrolü sağlamaya çalışıyor toplum.
Hadi şimdi minik bir ara verelim. Sonrasında konuşmaya devam edelim. Bir yandan da yine bizim kişisel özgürlük olarak tanımladığımız... ...ya ben canımın istediği saatte kalkmak,
canımın istediği saatte yatmak... ...işte akşam canımın istediği zaman dışarı çıkmak... ...ya da akşamımı kendime ayırmak isteyebilirim... ...diyen bir insana... ...ama sen hiç başkalarını düşünmüyorsun... ...bütün zamanla kendini ayırmak nasıl olabilir... ...gibi bir şey yaratabiliyor yani.
Bunun aslında ne kadar çirkin olduğunu... ...ben sizinle konuşurken bile fark ediyorum şu anda. Yani tabii ki mesela ben akşamları kızımın ne yapacağını düşünmeden hiçbir şekilde karar veremiyorum şu an kızımın yaşı itibariyle.
Yani bir arkadaşıma evet bu akşam buluşalım dediğim zaman eşimle teyitleşmem lazım, onun da bir işi varsa kızıma ne olacağını ve onun o gün akşamki bakım sürecinin nasıl yaşanacağını bir şekilde ayarlamam gerekiyor. Yani hiçbir şekilde kendi kararımı en azından hayatımın bu döneminde kafama göre veremiyorum. E şimdi bu doğal olarak benim için ciddi kısıtlamalar geçiriyor ister istemez. Ya da sabah ne yapacağım?
Hafta sonu ne yapacağım? Hafta sonu mesela kızımla ilgili katılmam gereken bir etkinlik varsa... ...ben o esnada canımın istediği şeyi yapamayabiliyorum.
Ya da mesela gece uyurken yani benim son derece rahat geçireceğim bir gecede... ...çocuğum biraz olsun hasta olunca ben kırk kere uyanıyorum. Ama ertesi gün işim var ve hani normalde benimle ilgili hiçbir problem olmamasına rağmen kızım...
...hasta olduğu için doğal olarak benim işgülümle etkileniyor. Bunların hiçbirini şikayet namına anlatmıyorum tabii ki ama bir yandan da... ...bunlar hayatımın gerçekleri.
Ve çocuk sahibi olmayan bir insanın bunların hiçbirini düşünmesi gerekmiyor. Müthiş bir özgürlük. Ve kazandığı bütün zamanı kendisine ya da yapmak istediği şeylere... ...sevdiği insanlara ayırabilir.
Yani bu çok somut bir gerçeklik bence. Bunun nesini tartıştığımızı anlamıyorum bile inanın. Bir de işte şimdi bence bütün bu söylediklerimin en... ...ne diyeyim,
en sert noktasına geleceğim. Aslında burada bir grup insanın da gizli bir kıskançlık duygusuyla... ...çocuk sahibi olmayı tercih etmeyen insanlara bu öfkeyi yönelttiğini de görüyoruz.
Yani bazı araştırmalar ebeveyn olanların gösterdikleri bu sert tepkinin arkasında... ...ebeveynin getirdiği o ağır yükleri ve kısıtlamaların yaptığını gösteriyor. Yani çocuksuz bir bireyin sahip olduğu o yaşam kalitesi, esneklik, ne bileyim rahat rahat gezebilme, parasını tamamen kendisi için harcayabilme lüksünü... ...kendi kararlarını alamayan,
bu kararları alamamaktan yorulmuş insanlar da sizi bir öfke yaratabiliyor. Bu öfkeyle yüzleşmektense veya bu öfkeyi anlamaya çalışmaktansa... Çünkü biliyorsunuz her karar bir sorumluluk yani bu sorumluluğun da bir sonucu var ve bu sonuçta insan da öfke yaratabilir gayet okey aslında ama bununla yüzleşmektense bu duyguyu karşı taraf bencilliğe yaftalayarak rastlanırız edebiliyoruz yani bu da aslında bir gerçeklik maalesef. Peki, yani tamam böyle.
Bunları anlamak önemli gibi geliyor bana. Çünkü bizi bencil diye suçlayabilen bir insanın arka tarafta neleri aklından geçirdiğini anladığımız zaman bence kendi duruşumuzu daha da net tutabiliriz burada. Ve şimdi işin başka bir kısmına gelmek istiyorum. Hani o çok sorulan soru.
Peşman olmayacak mısın? Yalnız kalmayacak mısın? Yaşlanınca ne yapacaksın? Sana kim bakacak?
Sorularının bir şeyi var mı? Bir gerçekliği var mı? Çocuk sahibi olmayan insanlar yaşlanınca yapayalnız mı kalıyorlar? Çok mu kötü bir yaşlılık geçiriyorlar?
Bilimsel literatüre göre hayır. Yani gönüllü çocuksuz bireyler ileriki yaşlarında pişmanlık duymuyorlar. Çünkü tekrar aslında hemen vurgumu yapmak istiyorum. Bu kararı yeteri kadar bilinçli bir şekilde aldılarsa ileriki yaşlarında pişmanlık duymuyorlar.
Hatta aslında çocuksuz yaşlılar ebeveyn olan yaşıtlarına göre daha az stres bildiriyorlar. Ve şu da enteresan. Enteresan değil, bence çok tatlı bir bulgu. Çocuksuz bireyler... ...kendi seçtikleri ailelerin,
yani o seçilmiş aile dediğimiz... ...yani bizim böyle elimizle, hayatımıza entegre ettiğimiz... ...arkadaşlarımızdan oluşan sosyal networkler içerisinde... ...gayet güçlü sosyal bağlarla... ...çocuksuzluktan ortaya çıkabilecek herhangi bir boşluğu da... ...gayet güzel doldurabildiklerini gösteriyor literatür.
Hatta aslında burada bence şu soruyu sormak lazım. Çocuk sahibi olmak yaşlılıkta yalnız olmayacağımızın bir garantisi midir gerçekten? Ve biz çocuklarımızı dünyaya bu yüzden mi getiriyoruz arkadaşlar? Bir yaşlanınca bana baksın diye çocuk sahibi olmak iyi bir fikir mi gerçekten?
Çünkü bu böyle olmak zorunda değil bir. Çocuğunla kurduğun ilişki nasıl olacak? Yani sen gerçekten sana baksın diye çocuk sahibi olduğunda o çocukla ne kadar anlamlı ve sağlıklı bir ilişki kurabilirsin? O çocuk büyüdüğünde gerçekten sana bakmak zorunda da değil.
Bu bir sınır aslında. Yani tercih edebilir, etmeyebilir. Canı istiyor olsa bile, bunu yapmak istiyor olsa bile, lojistik olarak bu mümkün olmayabilir. ...gibi gibi.
Aslında bunun bir sürü... ...şeyi var. Yani net olmayan tarafı var.
Üstelik de... ...şunu da düşünmek lazım. Yani ekonomik olarak aslında... ...çocuk sahibi olmaya yapılan yatırım... ...ve çocuk sahibi olduktan sonra çocuğa yapılan yatırım... ...o kadar büyük ki... ...bunu yapmayan insanların... ...yaşlandıklarına,
kendilerine... ...profesyonel olarak daha iyi bakabilecek... ...imkanlara yatırım yapabilmesi de mümkün.
Yani aslında... ...bu... Hiç de şey olmayan, yani bazı olmayan bir soru.
O yüzden burayı, bu soruyu rahatlıkla defedebilirsiniz artık. Şimdi anlattığım şeylerle. Bu arada bu yaşlılık konusundan bahsettim. Konuşmayı atladığım bir nokta daha geldi aklıma.
Çocuk sahibi olmayan insanlar toplumda sadece bencil olarak yaftalanmıyorlar. Bir de mesela, şeyden bahsetmiştim ya, anne olmanın kariyerde yarattığı problemlerden. Bir de işin öbür tarafı var, onunla mutlaka söylemek isterim. Anne olmayanlara da bazen şu yapılıyor.
Zaten senin çocuğun yok, biraz daha kalıver ne olacak? Geç saatte gitsen ne olacak? Seni bekleyen mi var evde ne olacak? Hafta sonu sanki işin mi var ne olacak gibi bir böyle karşı cezalandırma yapılabiliyor.
Bu da mesela bence çok büyük bir problem. Bunu da bu podcast'a söylemeden geçmek istemedim. Çünkü çocuk sahibi olmayan, olmamayı tercih etmiş insanların çok sık yaşadığı bir başka problem. Peki arkadaşlar, gönüllü çocuksuz olmayı tercih ettik.
Bu durumda toplumsal baskılarla nasıl baş ediyoruz? Çünkü burada hepimizin seçtiği farklı farklı yöntemler var. Biraz da bunlara girmek istiyorum. Siz de bunlardan birini tercih ediyor olabilirsiniz.
Bunu neden yaptığınızı düşünebilirim diye biraz bunları da konuşmak istedim. Bir tanesi tabii geçiştirme. Yani kendi gerçek görüşümüzü veya o bireysel tercihimizi saklayarak biraz daha hani o toplumsal normlara uyuyormuşuz gibi gözükme hali. ...erteleme,
şimdi doğru zaman değil, belki ileride düşünürüz, bakarız... ...işte kariyerimde bir yere gelmeyi planlıyorum falan gibi ifadelerle konuyu kapatmaya çalışmamız var. Ya da bazen biyolojik sebepleri öne sürerek konudan kaçınmaya çalışmamız var.
Bunun daha kendi kararımızdan yüzde yüz emin olamadığımız... ...ya da belki kararımızın arkasında yeteri kadar güçlü duramadığımızı... ...düşündüğümüz zamanlarda tercih ettiğimiz bir yöntem olduğunu düşünüyorum.
Yine bir grubumuz şöyle yapmayı tercih edebiliyor. Bu da son derece normal ve onurlu bir yaşam biçimi tabii ki, diyerek toplumsal algıyı biraz daha dönüştürmeye çalışıyorlar. Burada ben çocuksuzluğu tercih ediyorum ama sahip olduğum bilgi birikimini, deneyimi bir sonraki nesle aktarmak için alternatif yöntemler de var burada. Mentorluk yapabilirim.
Sevdiğim insanların çocuklarına bu deneyimleri aktarabilirim. Orada bir çocukla yaşayacağım ve bana iyi gelebilecek deneyimleri onlarla sağlayabilirim. Yeğenlerimle, arkadaşlarımın çocuklarıyla ya da hiç benimle herhangi bir ilgisi bağı olmayan çocuklarla bu deneyimi yaşayabilirim ve yapıyorum diyen insanlar var. Ya da yine aynı şekilde aslında benim çocuk sahibi olmama tercihim, tam tersi dünyanın ilerleyişinde aslında hiç de bencilce olmayan bir karar.
Çünkü ben nüfusu artışına veya iklim krizine bir şekilde tersi yönde bir etki etmek istemiyorum diyerek kendisini açıklayanlarımız var. Tabi bazen bütün bu baskılar altında biraz daha ofansif bir yaklaşım sergileyerek ebeveynliği eleştirmeyi tercih eden... ...aslında çocuk sahibi olmamanın ahlaki olarak daha üstün bir kararı olduğunu iddia eden... ...ya da hatta kendilerine yönelik bütün olumsuz tepkileri kıskançlık olarak niteleyenlerimiz de oluyor.
Bu da anlaşılır bir tepki ama aslında bize iyi gelmeyen bir tepki gibi hissediyorum ben. Çünkü burada bizim kararımız tabii ki son derece düşünülerek verilmiş ve önemli ve iyi bir kararken başka insanların aldığı çocuk sahibi olma kararı da onların hayatlarında, onların koşullarında oldukça iyi bir karar olabilir. O yüzden başkalarını eleştirerek kendimizi daha iyi bir yere çıkarmak bize günün sonunda iyi gelmiyor. O yüzden daha kendimizle barışık olduğumuz bir şekilde, kendi tarafımızda kalsak aslında daha iyi hissediyoruz.
Bir de bir strateji daha var burada. O da birincisi çok önemli, hak mücadelesi. Çocuk sahibi olanlara tanınan hakların, aslında çocuk sahibi olmamayı tercih eden insanlara da farklı şekillerde tanınmasını talep etmek, böylece ayrımcılığa karşı durmak. Bir de tabii ki böyle dayanışma usulüyle çeşitli topluluklarda bu kararlarını kabul eden, bu kararlarına benzer kararlar alan insanlarla ortak hareket etmek de yine gönüllü çocuksuz insanların yaptığı toplumsal baskı ile mücadele yöntemlerinden bir tanesi.
Yani dediğim gibi bunların, bu tepkilerin hepsi son derece insani ve normal tepkiler. Ama burada psikolog şapkamla şunu söyleyebilirim, yani kendi kararımızdan emin olduğumuzda ve bu kararla daha barışık olduğumuzda, bu kararı hem işte kendimize iyi gelecek şekillerde hayata geçirmek, hem de bu kararı alabilecek insanlara destek olmak adına yapabileceklerimiz bence bize uzun vadede daha iyi gelen tercihler. İşte böyle sevgili arkadaşlar. Umarım atladığım bir şey yoktur.
Aklınıza bununla ilgili bir soru gelirse her zaman bana yazabilirsiniz tabii ki. Umarım bu konuyu konuşmak, bu konuyu böyle derinlemesini incelemek size iyi gelmiştir. Hepinize çok sevgilerimi gönderiyorum. Bence her tercihimiz bizim için.
Her tercihimiz insanlar için. Önemli olan o tercihe nasıl varabildiğimizi bilmek. Hepinize çok güzel bir hafta sonu diliyorum. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.