Podcast

sansürler ve otosansürler arasında üretmek?

İzle
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Konuk: Tuğçe Altuğkimdir?İstanbul’da doğdu. Pera Güzel Sanatlar Lisesi Tiyatro Bölümü’nü okul birincisi olarak bitirdikten sonra Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Ana Sanat Dalı’nı kazandı ve 2010 yılında mezun oldu. Mezun olduğu yıl ilk profesyonel oyunu olan Punk Rock’ta (Dot Tiyatro) başrollerden birini oynadı. Bu oyunla Afife Tiyatro Ödülleri’nde ekip olarak Yeni Kuşak Özel Ödülü’nü kazandılar. Tiyatro kariyerinde yerel ve uluslararası birçok yönetmenle çalışan Tuğçe Altuğ, 2016 yılında Kabileler oyunundaki performansıyla Afife Tiyatro Ödülleri’nde ve Sadri Alışık Tiyatro ve Sinema Ödülleri’nde En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülü’nün de sahibi oldu. Sundance Film Festivali’nde Jüri Büyük Ödülü’nü kazanan Kelebekler filminde Suzan karakterine hayat verdi. Hem kendisi hem de film, ulusal ve uluslararası birçok festivalde ödüller kazandı. Çeşitli televizyon ve dijital platform projelerinde rol alan Tuğçe Altuğ, 2024 yılında Tiyatro Circa’yı kurdu. Yapım hayatına Henrik Ibsen’in klasik eseri Nora’nın çağdaş ve ilgi uyandıran yorumu ile başlayan ekip, prömiyerini 28. İstanbul Tiyatro Festivali’nde gerçekleştirdikleri oyunla iki sezon boyunca seyirciyle buluştu. Altuğ, geçtiğimiz yıl vizyona giren ve uluslararası oyuncu kadrosuyla dikkat çeken Tolga Karaçelik imzalı Saykoterapi: Bir Seri Katil Hakkında Yazmaya Karar Veren Yazarın Sığ Hikayesi filminde de rol aldı. Son olarak HBO Max’te yayınlanan İlk ve Son dizisinin son sezonunda kamera karşısına geçti.----- ----- Podbee Sunar ----- Bu podcast reklam içerir.

Bölüm Transkripti

3.659 kelime · ~18 dk okuma

Ayaklarım şuyor. Yeni bölümü başlıyor. Ve karşımda bugün Tuğçe Altuğ var. Hoş geldin Tuğçe.

Hoş bulduk Tuğ. Yıllardır görüşmüyorduk. Evet. Yıllar önce de bir ara görüştük yani.

Karşılaştık. Kelebekler dönemi. Dans ettiğimiz gece geldi. Kelebeklerin galasında bir şeyimiz vardı.

Transkriptin tamamını oku

Birlikte bir dansımız vardı ben de hatırlıyorum. Nasıl gidiyor görüşmeyle? İyi ki doğdun. Evlendin.

Tabii ama kaç zaman oldu. Ama ben ondan sonrasını hiç görmedim. Yani bir çekimde karşılaşmıştık. Bir de çekimde karşılaşmıştık evet.

Aynen. O zaman evliydim falan. Sen de evlendin. Ben de evlendim.

Sen hala evli misin? Evliyim. Bir an korktum. Bilmediğim bir boşanma vardı.

Konu başka bir yere gidiyor şu an. Evet şu anda böyle hala evliydim dedin ya. Ha siktir. Boşandı ve ben bunu nasıl atlarım bu programda falan diye böyle hemen boşanma soruları arıyordum.

Duymadın mı? Oraya girerdik. Evliyim hala. İyi gidiyor.

Valla işte tiyatro yapıyorum. Onunla uğraşıyorum. Yeni bir oyun hazırlığı içindeyiz. Seneye herhalde Ekim, Kasım gibi başlayacağız.

Onun böyle ön çalışmasını yapmaya başladık. İşte ekibi oluşturalım. Dekoru, ışığı, oyuncusu falan. Onunla uğraşıyorum.

Güzel. Güzel gidiyor o zaman. Öyle diyelim. Çalışmaya geliyordur.

Evet, üretmeden duramıyoruz zaten yani bir şekilde hayatta kalmak. Mutsuzluğumuzu atacak bir şeyler lazım. Evet, aynen. O yüzden ben de kendimi yine bir oyuna verdim, deli gibi yani.

Ve çok güzel. Güzel, bugün Dünya Tiyatrolar Günü. Evet. Bilmem ne zaman yayınlanacak ama bugün Dünya Tiyatrolar Günü.

Kutlu olsun. Kutlu olsun. Kesinlikle. Ben hemen şey diye başlamak istiyorum.

Oyuncu olmaya karar verdiğin o ana dönmek istiyorum. Hiç pişman oldun oldu mu? Bir de böyle hayal ettiğin şeyi yaşıyor musun bugün? Ya ben o kadar önce oyuncu olmaya karar vermiş gibiyim ki.

Yani çok küçüktüm. Sanki hep böyle oyuncu olacakmışım gibi. O karar aşamasız gibi bir şey hatırlamıyorum yani. Çok da işte ne yapacağım ben?

Gelecekte ne olmak istiyorum? Hiç o düşünceleri, o soruları sormadım kendime. O yüzden böyle hep zaten tiyatro, oyunculuk. Peki geç kalanı hissettin mi hiç?

Bütün deneyimin boyunca. Evet, yani o şey hani oyunculuğa geç kalıyorum hissi, o çok küçükken başladıysa... ...bir noktada seni geç kalmış hissettirmiş olabilir.

Evet, yani dönem dönem böyle hissettiğim oldu tabii ki. Çünkü çok uzun bir yolculuk bu. Hani çok sancılı da bir tarafları vardı. Pişman olduğum böyle bir şey değil aslında, olmadı.

Ama çok zorlandığım zamanlar oldu tabii bütün bu süreçte. Herhalde, yani neden, bazen soracağım ki ben niye devam ediyorum böyle bir şeye? Bu kadar zorluklara rağmen falan. Başka türlüsünü de yapamadığımı fark ettim.

O zaman devam ediyorum yani. Genişçe vazgeçmeden. Bir şekilde. Yöntemlerini değiştiriyorsun.

Çeşitlilik yaratıyorsun. Ve yola devam ediyorsun anladığım kadarıyla. Genelde öyle oluyor. Herkesin yöntemi.

Hepimiz bir takım yöntemlerle uğraşıyoruz aynen. Burada biraz sektörde konuşulmayanı konuşmak istiyorum ben her bölümde ve her konukla. Senin için sinema ve tiyatro sektörünün, sektör kelimesinden de nefret ederim, o görünen ışıltılı dünyasının arkasında neler dönüyor diye sormak istiyorum. Herkesin bildiği ama göz yumduğu o sorun nedir?

En büyük haksızlık sence ne? Ah, içime her şey oturdu şu an. Yani sinemada da, tiyatroda da aslında ikisini ayrı bile... Bir bir bütün de konuşabiliriz ve bence... Son zamanlarda bir ortak alan,

paylaşım alanımız kalmadı. Böyle çok sıkıştı kaldık gibi geliyor. İnsanlar filme de pek gitmiyor ya. O beraber yaşadığımız, birlikte yaşadığımız paylaşım alanı da daraldı.

Tabii ki çok ekonomik olarak da bir sebeplerden biri bu. Ama o sistem bizi bir şeye indirgiyip sıkıştırdığı için yani onunla çok mücadele ediyorsun. Yani orada da çok adaletsizlik ve haksızlık oluyor tabii ki yani tiyatroda da öyle. Alansızlık bence çok büyük bir sorun zaten.

Ve seyirci de değişti biraz. O kültür de değişti. Onun biraz daha canlansa çok daha iyi olacak. Çünkü kalmadı, gelmiyor insanlar ya da başka bir arayıştalar.

Daha nitelikli bir şey elbette yapılıyor, var. Ama biraz daha çeşitli olsa, biraz daha nitelikli olsa... Mutlu olacağız ama biraz sinema açısından kötü bir dönem o anlamda. Tiyatro patlamış gibi görünse de... ...daha bağımsız işler yapmaya çalışan insanların... ...ortak söylediği yani sadece benim yaşadığım değil,

bütün arkadaşlarımda görüyorum işte. Çok yersizlik. Ya çok büyük ölçekli bazı şeyler, ya çok küçük. O yüzden bir yalnızlaşma var.

Neden bu kadar tek kişilik oyun çıkıyor mesela gibi. Biraz konudan konuya atlıyorum gibi oldu ama. Bütün sarılıyorum aşağıya. Yani üretime, üretimimize etkisi oluyor.

Yani sistem, senin sistemin getirdiği koşullar üretime olumsuzu yansıyabiliyor. Hani çok konuşacak şey var tabii ki ama o alanlarımızın daralması ve artık ortak alanımız olmaması. Seyircin hep beraber giderdik festivallere hani filmleri izleriz falan. Yani yine oluyor tabii ki ama.

Bir, orada bir bence şeylik var, bir yalnızlaşma var. Aksilik var. Bir aksilik var. Var ama gerçekten, ben de hissediyorum yani.

Eskiden o bütün İstanbul'da olan festivallere koşa koşa bir sürü bilet alan biriydim ben de. Şimdi de bir, sürekli her şeyi kontrol etme şeyindeyim. Boykot ediliyor mu? Etik mi?

Gitmeli miyim? İzlemeli miyim? Yanlış bir şey var mı? Bende de sürekli böyle bir şey oldu.

Otomatik bir kontrol etme, kendimi denetleme durumu oldu. Yani aslında bunu da soracağım sana. Bu boykotların çok konuşulduğu bu dönemde yarışmaların, festivallerin ya da ödüllerin neresinde duruyorsun? Şu anda da tam böyle bir festivali boykot etmeye konuşuluyor.

Ben bunu da söylemek istiyorum. İstanbul Film Festivali boykot ediliyor. Çünkü neredeyse aşkım seçkisi festivale konulmadı. Şimdi ben bunu bilerek o festivale gidemeyeceğim.

Gidemem. El vermiyor çünkü. Hesap da soruyoruz, hesap soruyoruz. İşte herkes paylaştı bunu.

Bir cevap da yok. Geçen sene söz verdiği şeyi yapmıyor İstanbul Film Festivali. Sen yani bir neresinde duruyorsun bu hikayelerin? Politik olarak bir duruş sergilemeyi tercih ediyor musun?

Yoksa ben güvende durayım, uzaktan bakayım diye bir şeyim var mı? Yani mümkün olamıyor bu maalesef. Çünkü maalesef değil, iyi ki de. Çünkü zaten sanatla uğraşıyorsan o politik bir şey.

O yüzden anlattığım hikayeler üzerinden duruşumu sergilemeye çalışan biriyim. Birçok üreten insan gibi yani. Dolayısıyla öyle olmuyor. Zaten işin kendisinde o politiklik var.

Yani bu boykot konusu, evet yani sesimizi çıkarıyoruz, konuşuyoruz. Olmuyor yani. Biz varız, biz buradayız. ...olmalıyız diye yani sürekli bir varlık göstermek için... ...yıllardır çabalıyoruz.

Son yıllarda bu dijital platformlardaki işler coştu. Sence bu durum hikaye anlatıcılığını özgürleştirdi mi yoksa... ...bizi bir kalıbın içine mi sıkıştırdı diye soracağım.

Yine bunu şeyle de bağlamak istiyorum. İşte reklam stratejisini düşünen... Mecralarla doldu etraf. İşte bir kadın hikayesi anlatan başlıklarla dolduk.

Aslında böyle kadın hikayesi işleri çoğaldı diyoruz ama bunu kullanan çok insan olduğunu düşünüyorum ben artık. Genel olarak festivallerde azınlıklar, kadınlar gibi konular işleniyor. Hatta moda olunca festivalin başkanları da ona göre değişiyor. Mesela bu sefer bir lezbiyen kadın koyalım, işte şimdi bir kadın koyalım ya da bir gay koyalım.

Yani hep böyle sanki bir modaymış gibi değil mi? Evet. Yani o yüzden bu bizi özgürleştirmektense kalıplaştırıyor diye düşünüyorum ben. Bunu da konuşmaya çalışıyorum.

Gelen sinemayla ilgilenen, oyuncularla ya da işte eleştirmenlerle. Haziran'la konuşmuştuk bunu. Konuşmadığım bir şey konuşuyor muyum şu anda diye şey oldum. Haziran'la konuşmuştuk.

Sen ne düşünüyorsun? Aslında bu dijital platformlar dedin değil mi ilk böyle oradan? Hikayenin iyi olmasına hep ben en azından bakmaya çalışıyorum, herkes gibi. Orada tabii ki iyi işler çıkıyor, kötü işler de çıkıyor.

Tabii ki nitelik arıyoruz. Çünkü yapılan aslında izlediğimiz çok iyi işler oluyor. Yine bir sanat formu olarak görmüyorum illa. Çünkü sonuçta ekonomiye de dayalı bir şey.

Bir yandan anlıyorum reklam... ...tarafını. Ama bir yandan da aynı zamanda iyi şeyler yapılabilir.

Yani o içerik iyi olabilir. Ya da orada o yaratan kişi... ...yine o hikayeyi kendi nereden bakmak istiyorsa anlatabilir.

Orada evet yani hep boğuştuğumuz şey zaten. Bir çokluk var. Ama o üretimin ne kadarı nitelikli, ne kadarı değil. Bazen... ...tartışılıyor ama.

Yani hikaye iyi olduğu sürece, buradan duyuruyorum herkese. Hikaye iyiyse ona da destek olun. Yani belli... ...formulara sokmaya çalışılıyor işte.

Belli kadın hikayesi diyorsun mesela. Kadın hikayesine, erkek hikayesine, insan hikayesine anlatmaya çalışıyorlar belki orada. Biz de sonuçta bu sistemin parçasıyız bir şekilde. O sistemin içerisinden kendimizi alan yaratıp, kendi istediklerimizi anlatmaya çalışıyoruz.

Ki en azından ne olursa olsun seyirciyle buluşmuş oluyor en azından. Söylemek istediğimiz söz diye düşünüyorum. Bir sıkışmışlık var. Evet.

Yani git gide sıkışıyor. Git gide. Yani platformlar çoğalıyor, işler sıçıyor gibi hissediyorum. Özellikle daha büyük platformlar için söylüyorum.

Neyse var mıyım yarın bir gün bir reklam alırım. Böyle abi geçen gün konuşmuştun ama falan. Evet sanki içerikle pek ilgilenmiyor gibiler değil mi? Bazen öyle hissediyorum ben üzerimde.

Isimler daha çok işte hani platformun büyüklüğüne dayanarak o başlıklar koca koca isimler hani bir içeriğin bütünlüğü değil ya da işte savunduğu şey değil. Onu anlatma derdi değil yani. Daha özenli bunu ne yaparımdan ziyade. Şovundalar gibi işin.

Evet. En son sen de ilk ve sonunu oynadın. Ben de ona yemek yaptım bir şeyde. Makarna, şarap konuştuk.

İlişkiler konuştuk. Sizsiz, oyuncularsız. Güzelmiş. Aynen.

İzledim o yüzden. Yani normalde belki dikkatimi çekmez. İlk ve sonun ilk sezonunu izlemiştim zaten de. Seni izledim yani.

Son sezondan. Evet son sezonunu izledim. O yüzden de böyle bir aklımda kalmıştın ve burada seninle sohbet etmek de istedim. Bunu da söyleyeyim.

Teşekkür ederim. Yani tiyatrona gelmedim ama böyle son zamanlarda nerede izledim Tuğçe'yi diye dediğimde... İlk ve sonlar. İlk ve sondaydın evet.

Yeni oyuna gelirsin artık. Gelirim. Ben tiyatroyu çok sevmiyorum. Evet.

Galiba sevmiyordun, hatırlıyorum. Ben de çok tiyatrocu olmak istedim. Bununla ilgili bir travmatik şey bence bu. Olamayınca ney miyim dedim?

Onun gibi bir şey bence bu. Çok iyiymiş. Çok komik. Evet, komik.

Başarısızlığıma buna çevirmiş olabilirim diye düşünüyorum alt metinde. Ya böyle tiyatroya boklamıyorum yani aslında onu. İçinde kendimi görmedim bir şekilde. Bokluyormuşum gibi hissediyorum bir yandan.

Yani... Tiyatrolar gününde çok kötü tiyatro. Evet, bu nasıl bir şey? Gel şimdi ben biraz seni şey yapayım, toparlayayım, dur diyeyim ki... Aslında Tulu güzel bir oyun izlersen onunla barışırsın. O kadar kendinden yakın güzel bir oyun izlemedim ki.

Ya ben çok kötü oyuna maruz kaldım bence. Her şeyden önce. Çok büyük bir etken olduğunu düşünüyorum. Tiyatro.

Tiyatronun kötüsü... İnsanı böyle çok soğutuyor. Herkes için kötü her şey. Evet.

Hani sinemada çıkabildiğin şeyi orada onu da yapamıyorsun. Tiyatroda göz gözesin. Canlı bir etkileşim var yani orada bir enerji var havuz içinde. Aman tanrım yani.

O yüzden bir travmatik oyunlar yüzünden bu haldeyim. Tabii ki benimle alakası yok. Ama senin oyununa gelmek çok isterim. Eğer sıkılırsan çıkabilirsin.

Ben geçen gün bir oyundan çok sıkıldım. Çıktın mı? Çıktım ya. Yani ki ben böyle şey bir tipimdir, izleyeyim, işte hep olumlu bakayım tarafından.

Olmadı yapamadım yani. O yüzden sinemadan onu da filmi yarıda bıraktığın gibi yapabilirsin. Yani biraz Evet. Bekliyorum.

Ben bizim oyunun güzel olacağını düşünüyorum. Yeni oyunun sanırım. Sevmezsen de çıkıverir gidersin. Hayır işte o saygısız.

O kadar da değil yani. Bok gibi olmuş deyip kalkıp gidemezsin bence. O kadar saygısız. Hani arada yani arada çıkarsan. Bir ara varken. Ben öyle yapmıştım.

Arada kaçtım yani. Uzundun. Neyse, tamam. O zaman kendimi yalnız ve şey hissetmiyorum.

Kötü oyuna maruz kalmak diye bir şey olduğunu sen de kabul ediyorsun. Evet, evet. Ediyorum, ediyorum. Yine de tiyatro gününde şunu da söyleyelim.

Buyurun, hocam. Efendim, hocam. Hocam mıyım? Tiyatro.

Hakikaten o gerçekten zamansız ve büyüsü geçmeyecek bir şey olduğunu düşünüyorum. O yüzden aslında seyirciyle de var olan bir şey. Ve hayatı anlamak için de güzel bir şey. Ben böyle naif bakıyorum yani buna ve güzel bakıyorum hala.

O yüzden yapmaya devam ediyorum. O yüzden seni kazanacağım gibi buna karar verdim şu an itibariyle. Ben az önce tiyatrolar gününde tiyatro konuşacağımı fark edip, ay ne diyorsun falan diye bir şey oldum. Hani bugüne denk geldiğini bilerek yapmadık yani.

Evet evet. Çok şey, eyvah. Bir tiyatrocu kadınla konuşuyorsun. Bir tiyatrocuyla konuşuyorsun.

Tamam, şimdi kısa bir ara veriyorum ve devam edeceğim. ...kaldığımız yerden devam ediyoruz şimdi. Evet.

Şimdi kadın oyuncularla ilgili tekrar dönüyorum. Tiyatro meselesini kapattık. Kapatmadık aslında senin tiyatronun geri döneceğim ama... ...kadın oyuncular üzerinde kurulan o hep çok güzel,

çok estetik, işte... ...hep bakımlı, genç olma, furyasını, baskısını nasıl karşılıyorsun? Nasıl başa çıkıyorsun bununla?

Kadın olmanın, oyuncu olarak bir kadın olmanın en büyük zorluğu sence ne? Zaten kadınlar olarak sürekli baskılanıp... ...sıkıştırıldığımız için, bir kadın olarak zaten bütün bunlarla uğraşmak zorunda... ...bir de kadın oyuncu olunca daha da görünür olduğumuz için... ...çok acımasız ve çok sert oluyor.

Ve mesela şeyi fark ettim, hiç düşünmediğim... ...asla böyle bir şey sallamaz dediğim arkadaşlarımın bile... ...bu konudan ne kadar etkilendiğini,

dış görünüşle ilgili olarak... ...ve buna istinaden ne gibi kararlar verdiğini gördüm. Yani nasıl estetik, yani karşı değilim estetik yaptırabilir tabii ki biri de... ...hani yani hiç beklemezdim o insandan gibi ama o da kendini bir şekilde kötü hissedip... ...bir yerleriyle oynayıp,

o sektörün ona dayattığı... ...bir takım o dönemin modası olan anlayışa uygun, işte çok zayıf olacaksın, çok zayıf olmaya... Ya maruz bırakılıyor, hani çaresizce onu yapıyor, ya öyle psikolojik olarak bir ağırlık bu.

Ve yani çok ekstra bir şey. Hiç normal bir şey değil ya bu. Bununla uğraşmak zorunda kalmak. Yani biz buyuz yani ve sürekli bir mücadele halinde geçmesi bunun.

Hala bunu konuşuyor olmamız, hala daha... ...onun aşılamıyor olması. Hani böyle gıdım gıdım gidiyor ya bütün o kadın meselesi de öyle bence yani tarihler boyu.

O yüzden her adımı değerli buluyorum. Herkes bir şey yapsın istiyorum. Biraz olsun bir şeyi kırmak anlamında. Çok zorluğu oluyor yani.

Tabii ki etkileniyoruz yani bazen. Çok etkileniyorsun bazen. Bu gerçekten çok sınırlıyor ve pasivize ediyor bazen insanı. Yani daha alan olabilecekken alana da giremiyorsun.

Böyle daha itiliyorsun bir yere yani. Bu sefer o sistemde benim yerim yok gibi gelmeye başlıyor bir noktadan sonra sana. Kendini dişliyorsun kafandan. Kendini dişliyorsun.

Onlar seni bir yere indirgiyor ve bir yere konumlandırıyor. O yüzden çareyi aslında biraz kendi alanlarımızı açmakta buluyoruz. Belki kendi sesimizi duyurmakta buluyoruz. Evet.

Gibi bir durumdayız. Peki ben yine bir kadın olarak setlerde zorbalandığın... ...böyle aklına gelen bir şeyi hatırlıyor musun diye sormak istiyorum.

Maruz kaldığın bir hikaye, durum var mı? Seni tetiklemeyecek burada anlatabileceğin. Kadın olarak bir iş yapıyor olduğuma çok şaşırıldığı bile oldu benim. Yani nasıl yani?

Sen bunu yapabiliyor musun? Sen yapamazsın gibi bir erkekler tarafından tabii ki bu yargılara çok maruz kaldım. Hem oyunu yaparken. Setlerde de yani otomatikman o davranış biçimi değişiyor oluyor.

Çok net bir şekilde kadın olduğum için zorbalığa maruz kalmadım ama... ...üstüme çok gidildiği oldu evet oldu. Kendi tiyatronu kurdun bir kadın olarak.

Bu sektördeki o erkek egemen yapıya bir nevi kendi alanımı açıyorum dedin. Zaten başından beri alanı açmaktan bahsediyorsun. Kendi alanını açtığından bahsediyorsun. Alanına ihtiyacın olduğundan bahsediyorsun.

Bu süreçte neler yaşadın? Biraz tiyatro geçmişinden de bahsederek, kendi tiyatrondan da bahsederek... ...yaşadığın zorlukları duymak isterim.

Aslında bu soruna bütün sorularına cevap vererek bile verebilirim. Çünkü gerçekten... Yani ben bir tiyatro kurayım gibi tiyatro kurmadım. Yani böyle bir ana hayalim yoktu.

Mecburen ihtiyaçtan ve beni oraya götürdü hayat. Ve biz kadın olarak ne kadar zorluklar ve sıkıntılar yaşadığımızın da bir isyanıydı benim için. Ben artık çok... ...isyan ve sinir hali içerisindeydim ve yeter dedim.

Belki daha erken bile yapabilirmişim. Yani o da tabii kendi yolculuğunda insan... ...bir yere getiriyor hayat seni ve belki de doğru zaman o zamandı diyorsun.

O dengesizlik ve eşitsizlik... ...halini kendimizce yani ben de... ...biraz daha alan açarak... ...hem kendim için öncelikle yani bu benim kişisel bir derdim olduğu için.

Zaten o yüzden Nora bir bebek evi oyununu koydu. Çünkü o da yani bir kadına... ...yüklenen kimlikler, etiketler, üzerine yapıştırılan etiketler üzerinden... ...kadının özgürleşmesini,

daha bireyleşmesini anlattığı için mesela o oyunu yapmak istedim. Çünkü kişisel hayatımda, toplumda hepimizin yaşadığı o kadar çok şey var ki... ...çok üzücü ki hala bunun karşılığı var bizlerde.

Yani ben hala bu durumdan etkileniyorum. O yüzden o alanı açmak istedim. Yani önce kendime sonra herkes gelsin. İşte yönetmenimiz zaten bir kadın yaratıcı olan biriydi.

Kadın yönetmeni. Erkek yönetmeni. Onun lafları da sevmiyorum hani illa ki. Onunla beraber çalışmak çok güzel oldu çünkü... ...aslında birini kadın,

erkek ya da bir şey hani öyle ayırmak yerine... ...bir insan olarak görmenin... ...doğru olduğunu anlatmaya çok çalıştık orada da.

Öncelik olarak... ...bir alan açarsak daha çok kadınlara... Çünkü az aslında roller, hala az.

Alan olarak da az, rol olarak da az. Başka sektörel yani illa oyuncu olman gerekmiyor. ...kostüm departmanı, dekor departmanı, ışık çalıştığında da... ...görüntü yönetmeni olduğunda da az.

Sinemada da az. O yüzden daha çok olmalı ki dengelensin bu. Yani o yüzden aslında hepimiz bağırıyoruz. Temizim diye ne kadın diye.

O denge olmadığı için bunu yapmak durumundayız. Yoksa ezik bir yerden, bir eşitsiziz zaten diye hani öyle bir... O ince bir çizgidir. Tam anlatamadım ama bu kadın meselesiyle ilgili olarak.

Ve tiyatro süreci şey geçti. Biraz harala gürele geçti açıkçası. Ben çok uzun zamandır tiyatro yapan biriyim ama... ...kendim daha elimi taşın altına koyup... ...daha... ...bir alan yaratmayı çok söyledim ama... ...bunu yapmak,

kendi anlatmak istediğimiz hikayeleri... ...nereden baktığımızı göstermek istedim. Çünkü bir yerde oturup beklemektense... ...bizim işimiz biraz daha böyle çok pasif... ...bir edilgenliğimiz var.

Bir yerden iş bekliyoruz, seçilmek istiyoruz, beğenilmek istiyoruz. Odisyona giriyoruz, alın. Hayır, ben de o zaman kendimi yaratacağım, hareket edeceğim, aksiyona geçeceğim. Kötü olur, iyi olur ama en azından yaparak...

Kesinlikle katılıyorum. Bir yola gitmek gerektiğini düşündüm. O yüzden bana hep yapmak, hep üretmek çok iyi gelir. Yani eksikleri olur.

Yolda öğreniriz. Yolda öğreniriz. O bir süreçtir. Ve seni çok başka bir yere götürür ve mutlaka bir iki bir şey yerinden... ...değişir,

oynar. O yüzden değerli buluyorum. Ama çok delilik ve çok zor bir şey olduğunu düşünüyorum. Herkesle de çalışabiliriz.

Yani bu sadece kadın anlamında onu biraz daha esnek tutuyorum. Ama öncelik olarak tabii ki... İstiyorum yani. Öyle karakter, temsil edilen hikaye ve karakter anlamında da... ...o düzgün,

benim bakış açıma uygun, daha adil, daha eşit... ...bir taraftan ele alıp anlatmayı amaç edinmek istiyorum diyeyim. Bir yandan sektörün sansür ve otosansür mekanizmasından da bahsetmek istiyorum.

Bu normal hayatta sadece sektörer bir şey değil. Hepimizin kendimize bir dur dediği, baskılardan yorulup, bunu böyle yapmayayım ya dediğimiz çok şey oluyor. Senin kendine yarattığın otosansürler var mı? Ya da işte ne bileyim tiyatronda uyguladığın sansürler var mı?

Hayatındaki sansürler neler? Var tabii, yani oldu her zaman boğuştuğum şeyler. Kendi... ...otosansürümle de çok boğuştum aslında.

Ben biraz terapi seansı gibi oluyor ama şeyde bu kontrol, kontrol etmek... Hem sana toplumun dayattığı bir şey var zaten. Bir onunla mücadele. Hem kendimiz olmaya çalışıyoruz, var olmaya çalışıyoruz.

Yani bir sürü şeye rağmen bir şey yaparken... ...farkında olarak ya da olmayarak onu yaratabiliyor insan. Orada işte benim bir...

...oyun oynamam. Oyun oynarken, bir hikaye anlatırken... ...onu uygulamamaya şey yapıyorum yani.

İstemiyorum öyle bir şey olsun. Açıklıkla, çıplaklıkla. Neyse. Orada daha özgür bir alan var.

Her şeye rağmen ne olursa olsun. O samimiyeti ve o saydamlığı... ...oradan yaşayarak... ...kırpmaya çalıştım ben de kendimi.

Törpülemeye çalıştım. Biraz böyle soyut konuşuyorum, farkındayım ama... ...o yüzden çok sansür...

Sansüre karşıyız. Sansürün sansürü yok. Sansürün her türlü karşıyız. Evet.

Ama hiç istemsiz de kendimizi sansürlediğimiz şeyler oluyor maalesef. Maalesef. Baskı sansür beraberinde getiriyor. Evet, evet.

Ne kadar kabul etmesek de. İndirgenmişliğimiz, sıkıştırılmış halimizden dolayı otomatikman onu... Bazen farkında oluyoruz, bazen olmuyoruz. Yani bazen farkına varmamız da çok uzun sürüyor.

Peki Tuğçe, her şeyden çok yorulduğun bir an oldu mu? Ağzına sıçayım bırakıyorum ya her şeyi deyip kendini evlere kapattın yatakların organların altına soktun zamanla hepimizin oldu seninle oldu mu diye bir sorulacağım oldu benim diplerim karanlıklarım oldu çok yani çok yorulduğumu ve ...uzun... Bazen gerçekten psikolojik yükü hem yaptığım mesleğin... ...hem normal sosyal hayatımda birçok şeyin yüküyle... ...çok düştüğüm oldu tabii ki.

Bazen o karanlık... ...çok güzel bir şey getiriyor ve oraya girmek gerekiyor. Yani bazen... ...orada olman gerekiyor zaten aslında hayatın döneminde.

Ama bazen de ister istemez... ...hayatın, bir takım sistemin koşulları da seni o hale getiriyor. Bir bütün.

...şey yapıyorum yani ben o zaman... ...kalıyorum orada gerçekten.

Yani zaten çıkamıyorsun bir süre. Sonra nedenini bilmiyorum, her vazgeçeceğim dediğim noktada da... ...olmuyor.

Bir oluyor. şey Evet, vazgeçmiyorum ve devam ediyorum. Yani herhalde çok seviyorum ve bir ayrılış biçimi gibi böyle... ...tutunuyorsun hayata falan,

çok kutsallaştı. Şey yapmak istemiyorum, wow bir şey anlamında söylemiyorum ama... Ya da bazen mesafe koyuyorum arama her şeyle. Bambaşka bir işle ilgileniyorum, bambaşka bir şey yapıyorum.

Bambaşka üretim biçimlerine yöneliyorum. Onlar bana mesela iyi geliyor. Tekrar böyle o şeyin etrafında dönü, başka bir yere bakıp kafamı başka yere çevirdiğim zaman... ...öyle motive olabildiğimi fark ettim tekrar.

Bir şekilde beynini yeniliyor gibisin. Yazarım, işte seramik yaparım, yeni bir şey öğrenirim gibi işte... Daha aklıma bir sürü şey gelebilir. Yaptığımda şeyler bir kısmı.

Bazen de gerçekten... Yani dönüyorum ama yani. Dönüyorum. Biz kadınların herhalde bu böyle dayanıklılık şeyi gibi... Benim etrafımdaki kadınların çoğu öyle yani gördüğüm kadarı.

Yani böyle karşılaştırma ve ayrımcılık yapmak açısından söylemiyorum ama... ...bizler dönüşmeye, değişmeye, korkuların üzerine atlamaya... Zorluklarla başa çıkış biçimi olarak bence çok daha açık.

Açığız yani ki sen zaten sana mı anlatıyorum yani biliyorsun. Ben de karanlık karanlığında kaybolan biriyim ama üstüne gitmek evet bizim yaptığımız bir şey gerçekten. Ben de çevremdeki kadınları gözlemlediğimde bunu görebiliyorum. Yani o yatağın içinden çıkıp ilerlemek gerekiyor gerçekten.

Zor oluyor bazen uzun da sürebiliyor bu filan. Her zaman mutlu değiliz. Her zaman güzel değiliz. Olmak zorunda değiliz.

Güzel olmak zorunda değiliz. Mutlu olmak zorunda değiliz. Aklıma şey geldi. Başarılı olmak zorunda değiliz.

Yüzde yüz. Bunu oyunu çalışırken bitirdik Nora'yı ama bunu konuştuk. Bütün erkek oyunculuğu ayıp oluyor. Şey diyor, anlamıyorum bu kadını, bu kadın ne?

Bir yerde bir şey, hala onu kutsallaştırıp güçlü olmak zorunda değil. Hata yapabilir o bir insan. Yani zaaflarıyla, duyarlılıklarıyla orada yani. Biz bunu bu şekilde göstereceğiz, aman falan diye.

Erkeği de öyle. O da bir sistemin kurbanı. Çünkü o eril dili konuşan taraf olarak yani. Onları bir insan olarak ele almaya çalışmak.

Çalışırız. İnşallah çalışacağız. Yani bunu söylemek için zaten tek derdimiz bu. Çünkü çok canımız yanıyor.

Yani çok zor. O kadar şey olmuşuz ki bununla hani belli ki kafayı tak... Yani derdimiz yani bu. Öyle.

Yani gene döndüm oraya ama evet güçlü olmak zorunda değiliz. Mükemmel olmak zorunda değiliz. Biz de zayıf olabiliriz. Zaaflarımız var.

Duyarsız bile olabiliriz yani. Evet. Aynen öyle. Kimsen bize söylemesin ne olacağımızı.

Evet evet. Perdelerin arkasına saklanabiliriz. Peki ben programı burada bitiriyorum. Bitirmek istiyorum güzel bir yerde.

Geldiğin için teşekkür ederim. Davet ettiğin için teşekkür ederim. Hoş geldin. Hoşça kal.

Çok güzel olmuş program bu arada. Çok teşekkür ederim. Sen çok iyi geldin. Ben de mutluyum programımdan artık.

Böyle bir oturmuş hissediyorum dışarıda da konuştuğumuz gibi. Ayaklarım üşüyor. Bitti. Tuğçe teşekkür ederim.

Ayaklarım üşüyor. podbmedya.com'da ve podb app'te izlenebiliyor. Podcast mecralarının hepsinde dinlenebiliyor ve program bitiyor.

Regleyim ikinci programımı ve eve gidiyorum.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)