Podcast

1 Saniyede Evrende Neler Oluyor?

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Bir saniyeye ne kadar şey sığar? Bu bölümde, Güneş'in yaktığı hidrojenden büyük patlamadan kalan ışığa, saniyede doğan yıldızlardan kara deliklerin artırdığı entropiye kadar evrende her an yaşananların peşine düşüyoruz.



Bu bölümde:

(00:00) Intro

(08:18) Hala Büyük Patlamanın İçindeyiz



Yaratıcı: Bebar Bilim | Cengiz Çalışkan

Yapımcı: Podbee Media

Bu bölüm reklam ve sponsorluk içerebilir.

Bölüm Transkripti

1.753 kelime · ~9 dk okuma

Çoğu kez kendimizi bir rutin içerisinde buluyoruz. Her günümüz birbirinin aynı. Hiçbir şey olmuyor. Hiçbir şey değişmiyor gibi hissediyoruz.

Öyle de gerçekten. İnsanın hem zaman hem de mekan olarak kapladığı alan o kadar dar ki aslında. Elimizdeki o dar zaman ve mekanı yeterince efektif kullanamadığımızda çok az şey oluyor gerçekten de. Kozmik ölçekte de öyle gibi sanki.

Gökyüzü binlerce yıldır aynı gökyüzü. Gezegenler, güneşimiz, paylaştığımız tüm tarih boyunca orada öyle duruyorlar gibi. Antik hikayelerde de aynı gezegenlerden, aynı yıldızlardan bahsedilir. Bu da doğru.

Transkriptin tamamını oku

Ki öyle olması işimize geliyor, o ayrı konu. Daha kaotik bir sistemde biz olmazdık zaten. Ama bizim baktığımız yerden uzay ne kadar uçsuz bucaksız görünse de yine burada dünyamızın ne kadar küçük olduğunu Ve güneş sistemimizin kozmik ölçekte ne kadar az yer kapladığını unutabiliyoruz haklı olarak. Böyle alıştık zira, böyle gördük.

Fakat şimdi şöyle bir arkanıza yaslanın. Zira bu duranlığın içerisinde tam şu saniye, evrende neler olup bittiğini konuşacağız bugün. Biz kendi işimize bakarken, kozmik ölçekte gerçekleşen yıkıcı, muhteşem, akıl almaz, zihnimizi zorlayacak olaylar silsilesini Ve uyarmış olayım, bir saniyede o kadar çok şey oluyor ki biraz başınız dönebilir. Hazırsanız başlayalım.

Şimdi öncelikle kendi dünyamızla başlayalım. Dünyamız güneşin yörüngesinde saatte 108 bin kilometre hızlı hareket halinde. Ve bu da bir saniyede 30 kilometre civarına denk geliyor. Bir saniye geçmeden dünyamız uzay boşluğunda 30 kilometre hareket etti bile.

Ama tabii sadece Dünya'mız değil, Dünya'mızla birlikte Güneş'imiz ve tüm sistemimiz de Samanyolu galaksisinin merkezinin yörüngesinde saatte 720 bin kilometre hızla dönüyor. Ve bu da saniyede 200 kilometre anlamına geliyor. Ama yetmez. Samanyolu galaksisi de lokal grup olarak bildiğimiz diğer galaksilerle birlikte Great Attractor adını verdiğimiz kozmik boşluktaki bir çekim merkezine doğru saniyede 1000 km hızla ilerliyor.

Bu yerel grup içerisindeki başka bir galaksi olan Andromeda da bu arada bizim galaksimize doğru her saniye 100 km kadar yaklaşıyor. Ki zaten 4,5 milyar yıl kadar sonra Andromeda ile Samanyolu'nun çarpışacağını ve birleşeceğini de biliyoruz. Yani siz şu anda sabit durduğunuzu düşünseniz de, kozmik yolculuğumuzda daha bölümün başındayız. Ama binlerce kilometre yol aldık bile.

Peki bizim bu yolculuğumuz devam ederken olan olaylara bakalım bir de. Öncelikle güneşimiz her saniye sistemimizi beslemeye ve bunun için kendi kendini yok etmeye devam ediyor. Öncelikle ona tekrar bir teşekkür edelim. Bunu nasıl yaptığını da biliyorsunuz.

Hidrojen atomlarını birleştirerek helyuma dönüştürdüğü füzyon adını verdiğimiz bir süreçle. Ve bir saniye içerisinde güneşimiz 600 milyon ton hidrojen yakıyor bunun için. Ve ortaya 596 milyon ton helyum çıkıyor. O 4 milyon eksik de zaten ortaya çıkan enerji, ısı, ışık.

Bizim için yaşamın kaynağı. Bu süreçte de güneşimizden yayılan trilyonlarca kozmik parçacık her saniye dünyamıza ulaşıyor. Metrekareye 10 ila 20 bin kozmik ışın parçacığından bahsediyoruz. Atmosferimiz ve manyetik alanımız olmasa dünyamızı Mars'a çevirecek ölümcül bir oran bu.

Dünyamızda o atmosferin koruyucu kalkanı altında bitkiler bir saniyede 3000 ton oksijen üretiyor. Ve biz de tüm canlı yaşam ile birlikte neredeyse aynı seviyede. Yani saniyede 3 bin ton oksijen tüketiyoruz. Her saniye 16 milyon ton su buharlaşıyor.

Ve yine aynı seviyede yağış gerçekleşiyor. Müthiş bir döngü içerisindeyiz. Ama burayı az çok biliyoruz. Biz tekrar kozmik ölçeye atalım kendimizi.

Yıldızlardan bahsedelim biraz mesela. Hani o bize hep aynılarmış gibi gelen yıldızlar. Şimdi bundan 11 milyar yıl öncesine gidebilseydik bizi kozmik bir havai fişek gösterisi karşılardı. Evrenin bu döneminde ki buna kozmik gündüzle denir, her an o kadar çok yıldız doğuyordu ki dediğim gibi muhteşem bir dönemdi bu.

Ve bu doğum ve ölüm süreci bir noktada zirve yapmış ve evreni dolduran maddenin birçoğu artık oluşan yıldızlarda hapsolmuş. Geriye yıldız ve gezegen oluşturacak pek malzeme kalmamıştı. Ki o yüzdendir ki bugün evrende her an oluşan yıldız sayısı bu kozmik gündüz ile karşılaştırıldığında %3 civarında kalıyor. Çok düşük değil mi?

Üretim durmuş gibi sanki. Ama bu %3 neye karşılık geliyor biliyor musunuz? Şu anda evrenin tamamında bir saniyede 4000 tane yıldız doğuyor hala. 4000 yıldız.

Tam şu anda. Doğdu bile. 8000 oldu hatta. 12000 oldu.

oldu. Neyse o 11 milyar yıl öncesini şimdi daha iyi tahayyül edebildiniz mi? Peki bu yıldızların kaçı bizim mahallede, samanyolunda doğuyor derseniz? 5. Evet. Saniyede mi? Hayır. Yılda 5.

Şimdi biraz durun ve evrenin büyüklüğünü biraz daha düşünün isterim tam şu anda. Saniyede 4000 4000 yıldız doğuyor ve bu oranda bile bizim galaksimizin tamamında yılda 5 yıldıza denk geliyor bu. E yıldızlar doğuyor da doğan bir şeyin en nihayetinde varacağı nokta evet ölüm. Yıldızlar da ölüyor.

Türlü şekillerde. Aslında yıldız ölümünü bir dönüşüm olarak düşünmek her zaman daha anlamlı gelmiştir bana. Dönüşüyorlar diyelim. Bir başka yıldıza, başka bir forma, başka bir cisme.

Bazen sessizce, bazen muhteşem bir gösteri sunarak. En büyükler özellikle süpernova ile. Ömrünün sonlarına gelindiğinde artık yakacak malzeme kalmadığında ve inanılmaz genişlediğinde kendi içine çökerek bunun sonucunda onu oluşturan malzemenin büyük bir kısmını evrene yayarak. Ve bu olaylar şu anda evrenimizin gençlik dönemi dediğimiz ve oluşan güneşimiz gibi 2. ve 3. nesil yıldızların henüz gençlik çağlarını yaşadığı bu çağda o kadar nadir

gerçekleşiyor ki tüm gözlemlenebilir evrende bunun saniyede 3 ila 10 arasında olduğu tahmin ediliyor. Saniyede 4000 yıldız doğarken 10 tane ölüyor. Evrenimiz hala muhteşem bir üretim sürecinde anlayacağınız. Sizin içinizde biraz umut kapladı mı?

Doğru yerdesiniz o halde. Devam edelim birlikte. Ve biraz kafayı kıralım sizinle. Zira bundan sonrası bizim bilgi ve algı seviyemizin biraz ötesine geçiyor.

Fiziğin bittiği yere geliyoruz. Evrenimizin kendisine bakalım. Artık genel geçer bir bilgi değil mi? Evrenimiz genişliyor.

Büyük patlamada başlayan o genişleme aslında hiç durmadı. Biz aslında hala büyük patlamanın içerisindeyiz diye de bakabiliriz buna. Süreç devam ediyor. Ama önce ilk gariplik şu.

Şöyle düşünün. Bir patlama düşünelim. Bir bomba patlasın mesela. Ve bu bombanın yarattığı ses ve ısı dalgaları olur değil mi?

Ve bizim deneyimlediğimiz fizik bize ne söylüyor? Bu ısı ve ses dalgaları bir noktada zayıflar ve sonunda durur. Yani daha net ve kesin bir bilgi olamaz. Bir bomba patladıktan sonra etkisi sonsuza kadar devam edemez.

Hatta daha da absürdü. Bu bomba etkisi bir noktada tekrar şiddetlenemez değil mi? İşte asıl gariplik de tam burada başlıyor. Ama ona geçmeden önce kısa bir ara verelim.

Evrenimiz genişliyor demiştik. Aynı bu mantıkla bir noktada durması beklenir haliyle. Ama birkaç milyar yıl önce bir şey oldu. Ne oldu bilmiyoruz ama bir şey oldu.

Ve evrenimizin genişleme hızı birden artmaya başladı. Karanlık enerji dedik buna neden olan şeye. Genişleyen evrenin kumaşından bir anda ortaya çıkan bir şey, bir güç, bir kuvvet. Ve bunun etkisiyle evrenimiz saatte 7.2 milyar kilometre hızla genişliyor.

Bir saniye, burada bir sorun var ama. Yani saatte 7.2 milyar kilometre ne demek biliyor musunuz? Saniyede 2 milyon kilometre demek.

E ama ışık hızını biliyoruz. Saniyede 300 bin kilometre değil mi? Evren nasıl ışık hızından 7 kat daha hızlı genişliyor olabilir ki? Hani evrende ışık hızı en net sabitti.

Hiçbir şey ışık hızını geçemezdi. İşte bildiğimiz fiziğin sınırı derken de bundan bahsediyordum. Bizim sabitlerimiz, yasalarımız evrenin içinde yaşayan bizler için geçerli. Evrenin kendisinin bu yasalara uyma zorunluluğu yok sonuçta.

Evet, biz bu cümleleri kurarken evrenimiz milyonlarca kilometre daha da genişledi. Tüm yasaları çiğneyerek yeni ufuklara ulaştı ve ulaşmaya da devam ediyor. Başka? Başka ne oluyor diye merak ediyorsanız derine inelim biraz daha.

Evren genişliyor, yıldızlar doğuyor, güneşimiz yakıtını tüketmeye devam ediyor. Ve bu sırada elbette başka ne oluyor? Bir kere, büyük patlama hala devam ediyor dedik ya. Büyük patlamadan yaklaşık 380 bin yıl sonra serbest kalan ve kozmik mikrodalga arka plan ışımasının üretmeye devam ettiği fotonlar hala oluşmaya devam ediyor.

Ve şu anda, şu saniye vücudunuzdan bu fotonlardan trilyonlarcası geçip gidiyor. Yani biz hala evrenin en eski ışığının içerisinde bulunuyoruz. Büyük patlamanın ışığı bizi aydınlatmaya devam ediyor. Ama her şey güllük gülistanlık değil tabi.

Zira şu anda düzensizlik de artıyor. Entropi. Entropi artmaya, güçlenmeye devam ediyor. Özellikle kara delikler bunun baş sorumlularında.

Bir şey kara deliğe düştüğünde onun tam olarak ne olduğu, yapısı, düzeni, geçmişi dışarıdan ayırt edilemez hale gelir. Yani bilgi kayboldukça sistem hakkında ayırt edebildiğimiz şey azalır. Olası durum sayısı artar. Entropi yükselir.

Bu da şu anlama gelir. Evren zamanla daha düzensiz, daha geri döndürülemez ve geçmişine dair detayları yeniden kurmanın imkansız olduğu bir duruma doğru ilerler. Gözlemlenebilir evrende yaklaşık 10 üzeri 22 ile 10 üzeri 23 kara delik bulunurken her saniye toplam entropi yaklaşık 10 üzeri 80 ile 10 üzeri 90 birim artıyor. Yani bu kara delikler sayesinde her an akıl almaz miktarda bilgi geri döndürülemez şekilde kayboluyor.

Peki bir saniyede olanları konuştuk. Peki bunları konuştuğumuz yaklaşık 10 dakikada neler olup bitti özetleyelim mi birlikte? Kabaca 10 dakikalık bu anlatım boyunca yani yaklaşık 600 saniyede dünya güneş etrafında yaklaşık 18.000 km yol aldı.

Güneş sistemi samanyolu içinde 120 bin kilometre ilerledi. Galaksimiz ise büyük çekiciye doğru 600 bin kilometre daha da yaklaştı. Ve Andromeda bu sürede bize yaklaşık 60 bin kilometre daha da yaklaştı. Bu sırada Güneş yaklaşık 360 milyar ton hidrojeni helyuma dönüştürdü.

Dünyaya her saniye ulaşan kozmik ışınlarla birlikte toplamda 10 üzeri 21 parçacık atmosferimize çarptı. Bitkiler 1.8 milyon ton oksijen üretti ve tüketildi. Su döngüsünde 9.6 milyar ton su buharlaşıp yeniden yağdı.

Kozmik ölçekte ise yaklaşık 2.4 milyon yeni yıldız doğdu. Buna karşılık 1800 ila 6000 yıldız hayatını tamamladı. Binlerce gezegen oluşum sürecinde büyümeye devam etti.

Tüm bunlar olurken evrenin kendisi yaklaşık 1.2 milyar kilometre daha da genişledi. Yani biz sadece 10-15 dakika konuşurken bile hem bulunduğumuz sistem hem galaksimiz hem de evrenin kendisi akıl almaz ölçekli bir hareket ve dönüşüm yaşadı. Evren ölçeğinde bunlar olurken peki bizim arka bahçemizde neler oldu ona da bakalım mı kısaca?

Yaşam denen muhteşem mekanizmanın çarklarında neler olup bitti? Şu anda tam 4 ila 5 kişi doğdu ve 2 kişi ise yaşam mücadelesine veda etti. Yüz milyonlarca canlı başka canlılar tarafından öldürüldü ve tüketildi. Bir tarafta ölüm diğer tarafta yaşama yakıt oldu.

Ama daha da üzücüsü her gün 100 ila 200 canlı türünün sonu geliyor. Yeryüzünden siliniyor. Biz bunları konuşurken bir türün daha sonu geldi. Ama aynı anda milyonlarca yeni genetik mutasyon da yaşandı.

Yani yaşam bir yandan eksilirken diğer yandan kendini sürekli yeniden yazmaya devam etti. Dünyamızda olup bitenlere yaşam ölçeğinde daha fazla yer ayırmak istiyorum. O nedenle bunu ayrı bir bölümde konuşalım diyorum ne dersiniz? Yani özetle biz hiçbir şey olmuyormuş gibi hissettiğimiz o sıradan anların içinde aslında akıl almaz bir hızla hareket eden, sürekli değişen, sürekli dönüşen bir sistemin içerisindeyiz.

Biz sabit durduğumuzu sanarken kilometrelerce yol alıyoruz. Hiçbir şey değişmiyor derken milyonlarca yıldız doğuyor, binlercesi ölüyor, evren sessiz görünüyor ama her saniye genişliyor, titreşiyor, parçalanıyor ve yeniden kuruluyor. Ve bu hikaye bizim günlük dertlerimizden bağımsız şekilde her an yazılmaya devam ediyor. Belki de bu yüzden kozmoloji çalışmak, evreni anlamak insana hem kendini küçük ve önemsiz hissettirirken hem de yepyeni bir anlayış kazandırıyor.

Biz her ölçekte devasa bir sistemin ayrılmaz bir parçasıyız. Ve bunu düşünmek sizi bilmem ama beni çok rahatlatıyor.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)