
9.018 kelime · ~45 dk okuma
Bunu podbimedia.com'dan izleyebilirsiniz ücretsiz olarak. Aynı zamanda PodBi'nin app'i de var onu indirip oradan da izleyebilirsiniz. Merhaba sadece film izlemiyorum podcast dinleyicilerim.
Şimdi biz alfa gibi mi duruyoruz beta gibi mi? Doğrusu şu an duruşum ne bence sence? Oturuyorsun beta direkt. Ne yapıyorsun?
Ayakta dik durman lazım. Şu anda bu postür mesela alfa mı beta mı? Beta. Ne bu oturuşun alfasını?
Ayakta durman lazım. Oturan herkes betadır. O zaman yapacak bir şey yok. İki beta konuşuyor.
Evet. Ben alfa durduğumu düşünmüştüm. Şu fotoğrafa göre net alfa durmuyor muyuz? Nolan'la Nathan'a göre mi?
Evet. Burada Nathan da beta duruyor. Bundan altın içinde bir sebebi olmalı yani. Komik değil mi? Yapıyorlar ya öyle ünlülere falan.
Evet genelde şey kedi videoları görüyorum. Kediler dik duruyor onlarda yani. Hayır hayır. Görmüyor musun o mikro mimik şeylerini?
Elizabeth Holmes'un üzerinden gördüm baya. Şöyle şeyler yapıyor. Böyle ünlülerin mesela röportajlarını şey yapıyorlar işte şöyle yapıyor sonra buraya yuvarlak koyuyor işte yalan. Evet işte aynen gördüm onu gördüm.
Evet evet Elizabeth Holmes'un da işte bu Hopkins Hastanesi'nde bir şey yaptığını söyleyen videosunu şöyle yapıyor. Onların yalancısı. Nathan Fielder'ın You Can See Everything belgeselini konuşacağız. İki ay öncesine kadar böyle bir belgeselin olduğunu bilmiyorduk ama şu an herkes bu belgeseli konuşuyor Amerika'da.
Çünkü diğer ülkelerde daha çıkmadı ama Türkiye'de çıktı. Türkiye'de 30 Ekim'de. Hem de kaçıncı? Üçüncü.
Amerika ve Kanada'dan sonra. Çünkü Amerika ve Kanada'da hep beraber vizyona giriyor. Amerika'da vizyona giriyor deyince aslında Kanada'da da vizyona giriyor. Çok iyi.
Bizde üçüncü çıktı. Niye öyle oldu kimse bilmiyor yani. Hani dünyanın geri kalanı belgeseli hala izlemedi. Bayağı merak ediyorlar.
Ama biz izledik. kapitalizme hızlıca ulaşmış olduk. Bunun için çok mutlu hissediyorum. Hem de kim yaptı bu gösterimi? Kimin sayesinde izledik?
Ben Türkiye'ye filmi getirdim. Çünkü ben Nathan Fielder falan değilim. Öngösterimini yaptık. Dirmit Kitap Kurulu ile beraber. Evet böyle bir şey
yaptık. Sizin yapmanız Kanada ve Amerika'dan sonra bu başarıyı Türkiye'ye... Evet. Şu an yanımda Şevval var.
Merhaba desene. Merhaba. Doğru podcast'ı dinleyenler için. Merhaba Cem.
Merhaba. Şevval bana podcast'ı yap demişti. 2024'te mi? 3 sene herhalde evet yani 2024 yazıydı sanki.
Evet bana podcast yapmak ister misin diye yazmıştın. Podbi'den mi yazmıştın? Aynen. Bütün büyük küçük harflere dikkat ederek selam Cem virgülle başlayan bir mesaj atmıştım Podbi'den.
Sen Podbi'de head of content misin? Evet içeriğin başı olarak görev ismi. Ve filme gitmeden önce hesabını yapan benle çalışmak istedim. Aynen öyle.
Ve sadece film izlemiyorum çok başarılı bir podcast oldu. Evet groundbreaking bir iş oldu. Yardık ortalığı. Emmy ödülleri.
Emmy ödüllerinde, Boğaziçi ödüllerinde. Yok keyifli oldu ama yani. Harika oldu yani. Mühendislik ödülleri bile aldık beraber şey olarak.
Evet Nathan Fielder'a girmeden önce ben de yani podcast yapmanın bana iyi geldiğinden de hani podcast'e de bahsetmiştim. Sana da bahsetmiştim. Evet. Tekrar podcast'ı yaptığın için.
Çünkü bugün son bölüm podcast'in. Değil. Bugün o kadar uzun bölüm gelmedi ki bu arada yani. Bugün senin bir de son günün.
Evet. Ve sen aslında bana podcast yapalım dediğinde ben şey demiştim. Tek başıma 50 dakika konuşmadan saçma olur falan demiştim. Hani sen de gel istersen evet falan dersin.
Mansplaining olur gibisinden. Öyle dememiştim de yani anladın. Hani bir karakter daha olsa sohbet edebileceğim iyi olur demiştim. Sen de he falan bakarız falan demiştin.
Sonra bakarız hayır demedi. Onu bakarız deyip kurumsal bir yalan olarak tabii bakarız ona deyip herhalde öyle şekilde seni 3 yıl oyaladım. Çok iyi. Çok iyi. 3 yıl sonunda
geldiğim için de mutluyum yani. Ama Şevval şey yani podcast'ın gerçek dinleyicisi aslında. Çünkü cam arkasında bizimkilerin arkasında dinlediğim epey bölüm dinledim orada. Burası bir stüdyo ve cam var.
İki tarafta birbirini görüyor değil mi? Bu şey gibi değil polislerin. Yok yok iki tarafta birbirini görüyor. Cam şey diye var.
Birbirimizi görelim diye var. Birbirimizi görelim diye. Öbür tarafta sesi dinliyorlar. Sen de öbür taraftaydın.
Aynen. Ve podcast'ı dinliyordun. Ben de belki dinlenmesine biraz fazla ihtiyaç duyuyor muydum öbür insanlardan? Ya bence şey gibi bir başlangıçtı senin.
Bence evde kendini kesip kesip ya da işte kendini duyup duyup bir tekrardan. Ya da babama sesini atıyorum. Aynen yani o bence bambaşka bir şeydi. Sonrasında burada bence bir ekiple çalışmak da bize de iyi geldi.
Aynen öyle yani. Yani hani şey evde çalışan bir üretici kameraya bakıp konuşmasındansa burada bence başka bir şey keşfettin gibi hissettiğim bir şey olmuştu. Bu arada bizim için de öyle yani. Hani ben de böyle film yapmıyorsun, video çekmiyorsun.
Hele ki ilk Pod B'nin başında yani düşündüğünde. Bayağı biri sana bakarak konuşuyor ve ilk dinleyicisi sensin yani. O yüzden o biraz böyle özellikle ilk dinlediğim kayıtlarda falan insanların yüzümü görmesinin iyi bir şey olduğunu düşünüyordum. Sonra gitgide unutturmaya başladım.
Nasılsın ya? Yani bir de kendinle kaldığında o akışa giriyorsun yani o yüzden bence şey özgür bir tarafı var konuşmanın etmenin kendini bir önce anlatmanın falan ama orada birinin olduğunu bilmek iyi yani podcast da yani şu anda birinin bu konuşmayı dinlediğinde of abi çok saçma konuşuyorum mu diye arkada düşündüğüm bir ses var. Yani şu anda podcast'ı birileri dinliyor Ve sen aslında bu konuşmayı şey diye yapıyorsun ya Ya şu an çok mu saçma konuşuyorum Acaba dinleyecekler mi yani Şu an Cem acaba aptalca mı buluyor Söylediklerimi falan gibi bir his oluyor sonuç olarak Sen ben senin dediklerimi aptalca buluyorum Evet Sen konuşurken onu hissetmiyor musun Yok hiç Vay be Gerçek alfalar böyle podcast kaydılar abi Biz o yüzden içeriğin başı olduk O yüzden iyi bir his İyi ki podcast yaptın iki pod bir de var yani o konuda. Çok teşekkürler gerçekten.
Bu da yeni logo ya. Arı uçtu ne diyorsun? Ha arı vardı değil mi? Arı uçtu aynen.
Çalışıyordu. Şimdi çalışıyor. Evet. Gerçek alfalar böyle podcast açar.
Peki Nathan Fielder kimdir? Kendisi bir komedyen. Biraz alternatif bir komedyen. Stand up falan yapan biri değil ya da direkt komedi dizisi yazan biri de değil. Reality şovlar üstünden
insanları güldüren ve biraz soğuk espriler bazen yapan bazen de mimiksiz olmasıyla Espriler yapan ve aynı zamanda da İnsanları kendi programında manipüle eden Hatta bence bazen bunun sınırlarını da Zorlayan bir insan İlk programı Nathan For You Orada küçük işletmelere yardım edeceğim Diyor ama onun üstünden Aşırı saçma şeyler yapıyor Aslında yani küçük işletmelere yardım edeceğim Şeyle şakalar yapıyor yani işletmelere Bir tane bölümde kafesi Şey olan bir adam var Adam Starbucks mıydı? Evet orada adamın kafesi Batıyor tamam mı? Adam da Nathan'a gidiyor. Diyor ki bana yardım et.
Nathan da diyor ki kafenin adını Aptal Starbucks yapalım. Komik olur. Çok ilgi çeker. Böylece para kazanırsın.
Ve Aptal Starbucks yapabiliriz diyor. Çünkü ben parodi yasalarına baktım. Parodiyse oluyor. Adamı da parodi sanatçısı yapmak için.
Kafe sahibini. Beraber mesela açık mikrofona falan gidiyorlar. Orada çok kötü stand-up'lar ya da şarkılar söylüyorlar. Nathan ve şey kahve sahibi kafenin sahibi adam.
Bu Nathan Forgo bir bölümüydü. Evet bir bölümü. Sonra ama şey oluyor. Kafe sahibi adam yani bundan yoruluyor ve sıkılıyor ve yapmamaya karar veriyor.
Nathan kendi yapıyor. Aptal Starbucks açıyor ve sonra Aptal Starbucks çok popüler oluyor. İşte bu bir sanat eseri mi gerçek mi falan diye böyle bir şeyler oluyor ve aşırı patlıyor. Yani geleneksel medyada da çok konuşuluyor.
Ama bu sırada yani kafeye hiç yardım etmiyor. Hatta adam yani boşuna stand-up'a çıkıp kendini biraz harcamış oluyor. Hani Nathan'ın böyle şeyleri de var ama aynı zamanda da aşırı komik bir adam. Bu belgeselde de Elizabeth Holmes ve eşi Nathan'ı evlerine davet ediyorlar.
Elizabeth Holmes'un hapis cezası aldıktan daha doğrusu hapise girmesinden 30 küsur gün önce. Yani gerçekten ilginç. Çok bekledin sen. Çok beklemedim.
2 ay önce çıktı zaten. Hani nasıl oldu biliyor musun? Hayır bilmiyorum lütfen anlat. Bu yüzden gel lütfen anlat.
Şey oldu 2 ay önce bir festivalde durup dururken bu filmi gösterdiler. Sonra filmin fragmanı çıktı. Sonra film de çıktı bir anda ve Letterboxd'da gelmiş geçmiş en iyi film falan oldu. Böyle şeyler de biraz sıkıyor puan şeyleri tabii ki.
Çünkü böyle gelmiş geçmiş en iyi film deyince ya da dünyanın en iyi filmi deyince insanlar sanki bu dünyada bulunmayan yeni bir şeyi izleyeceklermiş gibi bir şey de düşünüyorlar. Ki bu bence tür açısından gerçekten çok ilginç bir film. Bence de. Ama sonuçta yine de bir belgesel bir film ve dünyada geçiyor böyle şey olmuyor yani.
İnsanın karşısında izliyorsun. Bir tane sonra hayatın değişiyor mu? Her zaman hayatın değişiyor. Her gün hayatımız değişiyor yani.
Bir kere zamanı durduramadığımız için hayat hep değişiyor. Anladın dediğimi mi? Kesinlikle anladım. Evet.
Bu belgesel böyle çıktı ve şu an işte Oscar kazanabilir mi? Onlar konuşuluyor. Oscar'da kurmacadan mı yarışacak belgeselden mi? En iyi filmde yarışabiliyorlar.
En iyi filmde yarışabiliyorlar. Belgeselde yarışmamayı tercih edip ama şu ana kadar hiçbir belgesel en iyi filme aday olmamış. Alabilir bu arada. Yani bu...
Odyssey mi bu mu? Ya abi Odissi bana çalışmıyor da sana çalışıyor işte onu biliyorum şey olarak yani hani you can see everything bence şey gibi de bir tarafı vardı. Bence hani Nathan Fielder'ın da bir ne o prezans derler ya varoluşu da şu anda internet için ve yaptığı işlerin baya böyle kolektif gelmesi sebebiyle baya ilgi çekici bir profil yani. Bir patlama yaşıyor şu anda Nathan Fielder patlaması.
Herkes yani tekrardan işte new sexy yeni sexy o işte otistik sexy falan gibi insanlar yine hani bu işte neydi? performatif erkek konuşuyorduk. Şimdi hani bambaşka bir şey konuşacağız. Yani Nathan Fielder bulabileceğimiz en performatif erkeklerden biri. Bum!
Bence şey bu belgesel gerçekten çok ilginç. Çünkü Elizabeth Holmes insanları yani doğrudan dolandırmıyor ama dolandırıyor yani. Doğrudan da dolandırıyor. Olmayan bir ürünün olduğunu söylüyor.
Ya da işte 100 bin dolar kar ediyorken 10 milyon dolar sıfır ekliyor. Yani bayağı açık açık yalan söylüyor ve bu da davalarda ve orada çalışan insanlar tarafından doğrudan hani doğrulanan bir şey. Şey de var mesela. Şirkette çalışan biri bunlar ortaya çıkmadan önce Reddit'e post yazmış. Ben bir teknoloji şirketinde
çalışıyorum ama aslında bizim bir ürünümüz yok. Bunlar normal mı diye. Ki aslında günümüz kapitalizm dünyasında bunlar biraz da normal yani. Biraz yalan söyleyip yatırım alman gerekiyor ki sonra ne bileyim Elon Musk'ın dediği bazı şeyler Tesla ile ilgili hiç olmadı yani. Araba duyuruyor
onu yapacağım diyor. Yani bazı şeyleri de yapıyor tabii ki de. Elzabeth Olsun ki belki onun hani şey noktası, tavan noktası gibi. Bir stajyer patlatıyor galiba. Stajyer mi? Aynen.
Çalışan biri patlatıyor. Aynen işte yani bir böyle falanca birinin yeğeni gibi biri Terranos'a giriyor staj yapmaya. Sonra senin dediğin gibi işte hani biraz patlatıyor ve kim olduğunu bulmaya çalışıyorlar falan filan. Sonradan da cidden patlıyor.
Filmi izlediğimde bence şimdi insanlar filmi izlediğinde de ya da izleyeceklere bir tavsiye olabilir. Bence Bence kelime yani kelime oyunu manyak bir şey yani kadının söylediği ve kadının aslında kendini açıklarken seçtiği kelimeler ki Nathan da bunu yakalıyor bence filmde. Kelime üzerine yalan söyleme gibi bir şey keşfediyor yani bir şekilde kadın hakikaten bir inanç üstüne geliştirdiğini anlatıyor kendine. Sürekli believe diyor yani mesela biliyorum demiyor ama kendinin inandığı şeyi doğru olduğunu söylerken bulduğunu söylüyor.
Ama öyle bir şey de var bu arada. Çünkü biz de kendi sezilerimize, benim bir tane nörobilimci arkadaşım var. O da diyor ki bir insanın yani her düşüncesi bir inanış aslında. Çünkü yani biz de onun doğruluğunu bilmeden bir şey düşünüyoruz ya.
Tabii ki bilim insanları doğrulayabiliyor falan. Ama mesela ilüzyon müzeleri var ya böyle insanlar gidip komik fotoğraflar çekecek. Onlar da mesela gördüğün doğru değil yani. Ya şimdi bir de bir icat düşünüyorsun.
Fikir düşünüyorsun. Abi ben biliyordum böyle yapacağım. Ben Elizabeth Holmes'un savunacağımı biliyordum bugün buraya gelirken. Yani bu arada çok az şey okudum biliyorum.
O yüzden Elizabeth Holmes'u hep böyle dedikodu ve çok böyle dropout'u izlemedim mesela. Ben de öyle diyeyim. Belgesel şöyle gelişmiş. Elizabeth Holmes hapse girecek 10 yıl ve böyle 7 yıl boyunca kimseyle şey konuşmamış basın olarak.
Aynen. Ya da 8 yıl bilmiyorum. Aslında biraz önceki anlattığın hikaye işte internette patlatıyorlar. Sonra uzun bir hukuki sürecine giriyor.
Ve en sonunda da hapisle yargılanıyor değil mi? Ve sonrasında alıyor cezayı. İkna edemiyor jüri üyelerini. Amerika'da jüriye ikna etmeye çalışıyorlar ya.
Onlar edemiyor. Hapis cezası alıyor. Hatta sonra Amerika'daki onun tam işleyişi nasıl oluyor bilmiyorum da belgeselde çocuklarının olduğunu da görüyoruz. O çocuklarını hapse girmemek için yaptığı da söyleniyor.
Çünkü galiba çocuk yapınca böyle bir süre hani hemen girmiyoruz. Onlara bakımını üstlenmek alıyor. Evet ben de onu düşündüm. Neden sürekli daha yapmaya devam ediyor?
Ama devam edemiyor doğru. Neyse. Sonra bu kadın işte hapse girmeden önce A24. Halk arasında A24 diye de okunuyor.
Aynen. Benim bir belgeselimi çekin demiş. Sonra bunlar konuşmuşlar. Olmamış.
Nathan'a gitmeden. Nathan'a gitmemişler başta. Nathan'a gitmeleri de şey şeklinde olmuştu. Lance Oppenheim bu filmi Nathan'la beraber yöneten insan.
Nathan'la Lance'in tanışma hikayesi de baya komik. Lance 96'lı yani. Aaa. Evet.
Bizle eşit. Evet genç bir arkadaş. Harvard'da okumuş. 18 yaşında A24'te staj falan yapıyormuş yani.
Aa çok iyi. Neyse bu adam da belgeseller çekiyor. Ve bir gün bir tane site varmış. Hani bu filmlerin linklerini yollarlar ya sektör içinden insanlara falan.
O sitede de Nathan'ın kendi belgeselini izlediğini görmüş. Ve %60'ını izlediğini görmüş. O da yazıyormuş. Sonra Lance Nathan'ın büyük bir hayranıymış.
Ve kendi belgeselinin %60'ını mı %80'ini mi izlediğini görünce Nathan'a mail atmış. Hani niye belgeselimi bitirmedin zaten 80 dakika falan diye. Lance'in belgeseli neyle ilgiliymiş? Some Kind of Heaven diye bir belgesel var.
İlginç o da film gibi çekilmiş. O da böyle şey hakkında. Huzurevi büyük bir site oradaki yaşlıların yaptığı değişik şeylerle ilgili. Aa çok iyiymiş.
Ama o da aşırı film gibi. Neyse bunlar e-mailleşmişler. Nathan sonra bitirmiş. Neyse bunlar takılmaya başlamışlar.
Ve Lance Nathan'ın büyük hayranıymış. İşte yemek yiyorlar bir şeyler yapıyorlar arada Lance hani beraber bir şey yapalım diyormuş ya da işte şunun yapımcılığını yap diyormuş falan olmamış bazı şeyler. Sonra bunlar bir gün bir Los Angeles'da sihir gösterisine gitmişler ve o sihirbazlık gösterisi. Sihirbazlık gösterisinde de sihirbaz ünlü birinin ismini sormuş random insanlara.
Orada random bir de Elizabeth Holmes demiş O sırada da Lance A24'la da alakası olduğu için Şey dedikodularını duymuş Elizabeth Holmes belgesel için A24'e ulaştı A24'a Ama sonra toplantılardan sonra bir şey Gerçekleşmedi dedikodularını duymuş O sıralar Elizabeth Holmes'un adı geçince de Lance çıkışta Nathan'a demiş ki Bu arada bir Elizabeth Holmes Şeyi de var A24'la konuşmuşlar Ama sonra olmamış demiş ...Nathan'da sonra Allah Allah falan diye böyle bir kendilerini gaza getirmişler. Sonra toplantı ayarlamışlar. Öyle olmuş.
Çekim ekibini çağırdı diyor ama çekim ekibini çağırdı doğru yani. Okey bence mantıklı bir eşleştirme olmuş ya. Kendi kafalarında da iyi bir eşleşme olmuş. Ben acaba gerçekten iyi oldu bu hikaye.
Elizabeth kendisine mi ulaşmak istedi falan diye düşünmüştüm yani. Kendi ulaşmış aslında yani. Özellikle Nathan'ı istememiş ama sonra da şey olmuş. Yine de ne yapacaklarına karar vermemişler.
Ve yani suçlu bir kadın hani bu kadını biz çeksek ne çıkar diye de düşünmüşler. Hani ne yapacağız ki orada gideceğiz zaten hani herkes ne olduğunu biliyor aynen. O yüzden de böyle gitmişler A24 ile şey konuşmuşlar. Biz gidelim hani biraz bakalım eğer bir şeyi beğenmezsek filmi iptal edebilelim direkt yani.
Çektiklerimizi çöpe atabilelim demişler ve normalde film stüdyoları falan hadi oradan falan der. Ama burada hani ilginç bir durum var diye tamam demişler. Ve çok küçük böyle 7 kişilik bir ekipmine her gün gidiyormuş bunların evlerine. Büyük ihtimalle yine A24'ün çok ucuza kapattığı bir şey olabilir ya.
Bilmiyorum ya. Nathan kesin sonradan iyi para kazanmıştır da ilk önce yapım şeyi olarak falan. Küçük bir ekip. Kesin böyle aynen minimum bir bütçe yani hani gidip çekiyorlar.
6 kişi falan. Evet Nathan ve Lance'in işte görüntü yönetmeni kurgucusu ekibi falan bir araya gelmiş. O da iyi olmuş diyorlar. Hani ikisinin farklı çalışma yöntemleri birleşip ikisinin de normaldeki yöntemlerinden biraz daha farklı ve hani güzel bir şey ortaya çıkarmış.
Bir de bir şey daha ilginç. Nathan belgeselinin başında, Nathan hep böyle kulaklıkla bir şey izlerken görüyoruz. Spoiler değil yani. Onun sebebi de şeymiş.
Nathan belgeselde olmak istemiyormuş. Bu ne kadar doğru bilmiyorum ama gerçekten başında öyle yani. Kamera arkası izliyor. İnanırım.
İlk önce şey olarak takılmış olabilir yani. Yapınca olacağım. Lance de yönet sen demiş. Ama şey olmuş.
Bunlar Elizabeth Holmes ile Billy, kocası. Onların evine gidiyorlar. Bir de iki çocukları var evde. Hep Nathan'la konuşuyorlarmış ve Nathan da hani onlarla konuşuyor, soru soruyor falan.
Ama ikili diyaloglar başlayınca Nathan'la, Nathan da yavaş yavaş öne çıkmaya başlamış. Kesin. Çekim içinde şey yapmışlar, bence o da bayağı ilginç. Aşırı film gibi duruyor ya, delilik yani.
Görüntü yönetmeni gerçekten harika bence. Mesela bir oda düşün. Düşünüyorum. Dur.
Düşünmüyorum. Bir kare düşün. Karenin bir köşesinde, sağ üst köşesinde diyelim. Elizabeth Holmes'de kocası var.
Tamam. Nathan'ın ekibi onların tam karşılarından çekiyorlar. Ama onlara olabilecek en uzak yerde. Mesela Elizabeth Holmes sağda duruyorsa köşenin yani ikisi beraber birbirlerine bakıyorlar diyelim.
Sağ üst köşedeler. Tamam. Elizabeth Holmes yukarı bakıyor. Billy de aşağı bakıyor gibi düşün sağ üst köşede.
Bunları nokta gibi düşünür müsün? Tamam düşünüyorum. Anladın mı? Tam Elizabeth Holmes'un karşısında biri oluyormuş.
Bir de öbür adamın karşısında. Ve kameralar zoom kamera. Düşünmeyi bırakabilir miyim? Evet.
Ve aşırı uzaktan çekiyorlarmış. O yüzden hani kamerasında yüzünün dibinde gibi dursa da onlara bayağı alan tanıyorlarmış. Ve görüntü yönetmeni ve çekim ekibi hani o kadar hızlı ve iyiymiş ki. Onlar bir yerde durduğu an hani tripodu koyup aynı anda onların suratlarına aşırı odaklanabiliyorlarmış.
Var çok iyi. Hatta filmin başında tek kamera denemişler. Filmin bazı şeyleri var. Mesela Nathan Billy ile konuşurken kameranın böyle Nathan'dan Billy'e döndüğü anlar var.
Hatırlıyor musun bilmiyorum. Bilmiyorum böyle sinematik bir dönüşle ama sonra demişler ki biz tek kamerayla böyle onun suratına çek öbürü cevap verirken öbürüne dön şey olmuyor demişler. Biz onların suratlarına anında reaksiyonlarını görebilelim çünkü mikro mimik analizi. Bütün film bunun üstünde zaten verdikleri birbirlerinin cevaplarına ve cevaplarının üstüne verdikleri tepkilerle ilgili olduğu için film boyunca baya yakından gözlüyorsun seyirci olarak.
olarak. Bayağı iyi bir seçenek yani. Öyle devam etselerdi kaçırılabilecek bayağı bir şey olabilirdi bu arada. Evet tek kamerayla. Bir de
böyle tüm gün çekiyorlarmış ve uzaktan çektikleri için işte iki kamera var. İkisi de en uzak köşelerde. Ama bunlar böyle lens aralığı yüksek olan şeyler. Yani hem zoomdan eğer diyelim başka bir yere hareket ediyorsa anında genişe alabiliyor lensi değiştirmeden. Tek lensi.
Öyle bir iyiliği olmuş. İki kamera. Bir de lens openheim da geniş kameranın arkasında duruyormuş. Böyle çekiyorlarmış ve tüm gün çektikleri içinde şeyi anlamaları zorlaşıyormuş.
Kimse neyin ne olacağını bilmiyor ya. Nathan'lar neyi çektiklerini bilmiyor. Elizabeth Holmes'lar belki bir planları vardır ama 12 saat boyunca çekilince de şey biraz daha doğallaşmaya başlarsın. Aynen öyle şey olarak böyle bayağı A24 yapımlı bir BBG evi gibi bir şey çektiler.
Çocuğun kaç yaşında? 3 günlük falan zaten yani. 3 aylık mıydı hakikaten bayağı şey memem yiyordu hala işte. Şeyi hatırlar mısın bilmiyorum ben medya ve görsel saatler okuduğumda ikinci yıl falan derste şeyi öğretmişlerdi dogma 95 diye bir film akımı bu film akımında da şey diyorlar işte hani komersiyon reklam ya da sportif hiçbir şey olmayacak kat şey hani özel bir set kurmayacağız biz filmler için filmin olayı hikayesi nerede geçebiliyorsa gideceğiz orada çekeceğiz ve hiçbir şeye dokunmayacağız.
Ve sadece oyuncunun ne söylediğine, hikayeye ve kameraya falan uzaklanacağız. Ama onun harici hiçbir şey fazladan yapmayacağız. Lars von Trier falan işte bu. Bir de adamın bir adı vardı ama onu unuttum.
Onların akımı ve bunu öğrendiğimde bayağı etkilenmiştim. Sonradan da bu filmi izledikten sonra şey diye hissettim. Nathan'ın veya sonra Lance'i de alacaklar büyük ihtimalle. Ama yaptığı şeye dair okullarda eğer hala film öğretilmeye devam ederse ve insanlar buna ihtiyaç duyarsa bunu anlatacaklar.
Abi adam bir şey keşfediyor belgeselle kurmacı arasında. Bu biraz önce Nathan. Nathan Fielder aslında şu anda işte Rehearsal ve Nathan For You. Nathan For You daha öncesinde değil mi?
O ikisini de bir şey keşfediyor. Bir belgesel ya da bir hayatın bir anını alıp çalışırsak ve bunu farklı farklı oynarsak, farklı farklı recreate edersek yani tekrardan yaratırsak neye ulaşırız izlek olarak da? Rehearsal'da bunu denedikten sonra, bu yapımını denedikten sonra bu filmde de ikinci yarısında spoiler olabilir. Kendi keşfettiği bir şeyi deneyip aslında bir tarz oluşturuyor.
Bence bunu tekrar etmesi ve bunu yapması da benim bir o kadar hoşuma gitti. The Rehearsal'da da Nathan gerçek dünyayı setlerle yaratmaya ve o dünyanın içine girip kendi insan etkileşimlerini ya da başkalarının insan etkileşimlerini hani daha iyi anlamaya çalışıyor performans sanatıyla. Ama tabii ki bunun da limitleri var yani. Kesinlikle. Birinci sezonu ayrı bir manyaklık, ikinci sezonu ayrı bir manyaklık.
Ve aslında böyle yani bir film akımı olarak ya da bir yapım akımı olarak anlatıldığında aslında bir film yapıcısı kişinin, o film maker dediğimiz yani filmi bütünlen düşünen insan aslında filmde bir özne oluyor. Yani Nathan Fielder kendi filmi yapıyor ya da kendi diziyi yapıyor. Rehearsal'da mı diyorsun? Hem rehearsal'da bu arada hem de You Can See Everything'de de aynı şekilde.
Yani biz Nathan'ın düşüncesini ve hissiyatını da takip edebiliyoruz. Film yapıcısı kişi olarak, yönetmeni olarak ya da işte hani karar vericisi olarak. Bir yere kadar ama çünkü o da manipülasyon konusunda iyi. Zaten o yüzden bir araya gelmeleri çok komik.
Yani insanı insanca anlatıp sonradan da çıkınca abi her şey kurmaca mıydı yoksa her şeyi bize peydahladılar mı yoksa biz mi düştük ya da ben hepsine inandım yani film sonunda. Bence yani kurmacayla gerçeklik arasında dersek buna kurmacayı da şey diye anlatırsak bilmeyene ya da bilene yani sınırları belli ve bir şekilde önceden prova edilmiş ya da önceden düşünülmüş odisi falan aynen öyle doğaçlama şeyi çok sınırlı belgeselse tam olarak el değmemesi gerekiyor yani bu söylediğimiz şeyin kurmaca belgeseli el değdiğinde başka bir şey oluyor. Bu işte galiba You Can See Everything ve Nathan'ın yaptığı şeyi de konuşursak hepsinin arası. O yüzden seyirci olarak da hiçbir zaman emin olamıyorsun yani manipüleme edildin, gerçek bir şey mi izledin.
Bence o da ilginç bu arada çünkü gerçekçi belgeseller ya da işte sinema verite ya da işte dogma hani kamerayı olabildiğince objektif koyalım ama kamerayı bir yere koyduktan sonra diyelim kamera objektif. Ama sen iki saatlik bir film yapıyorsun ve kurgu yapman gerek ve kurgu mesela yine objektifliği bozacak. Yani bence ortaya kamera girdiği anda bir kere insanların davranışı da değişiyor. Mesela zaten farklı insanların yanında da davranışların değişiyor.
Tek başınayken de davranışların değişiyor. O yüzden şey de diyebilirsin yani kameraya rol mü yapıyoruz yapmıyor muyuz ya da başka insanlara mı rol yapıyoruz. Her şey tabii ki bir performans ama şey de var tabii ki insanın kafasındaki düşünceyle kendi performansları ne kadar uyuşuyor. Bazen uyuşmuyor mesela ve bence günümüzde çoğu insan sosyal medya sahiplerinin Elon Musk'ın ya da işte Mark Zuckerberg'in falan ne kadar saçma insanlar olduklarının farkında ve dünyayı kötüleştirdiklerinin falan mı?
Yani benim çevremde öyle bence. Değil mi? Biz de yankı odasında yaşadığımız için ben bize güvenmiyorum. İşte ama bak bizim yankı odamızda da bunları konuşuyoruz ama sonra gidip hani Instagram'da yine çok vakit geçiriyoruz ve aslında düşündüğümüz şeyle yaptığımız şey arasında bir fark oluyor ve bu farkın ne kadar farkındayız bilmiyorum ve bence bu da mesela bizim kendi içimizde bir böyle sıkıntı yaratıyor ama kamera açısından ya da mikrofon açısından da ben bu podcast'ı ilk yapmaya başladığımda kamera yoktu mesela ve kameranın olmaması benim için hoştu çünkü ben baya YouTube videosu çektim ya da Instagram'da baya bir şey yaptım.
Onun getirdiği bir gerginlik oluyor bazen. Ama mikrofonda da oluyor bazı insanlar için. Yani onların seviyeleri var ve onunla kendini ne kadar rahat hissedebileceksen. Neyin kurmacada ilginç olduğu ile neyin gerçekçi olduğu da sürekli değişen bir şey.
Mesela el kamerasıyla bir şey çektiğinde gerçekçilik hissi veriyor ya. Ama sonra tüm filmler bu gerçekçilik hissi sebebiyle el kamerasıyla bir şey çektiklerinde ya da kamera titrediğinde o zaman filmler onu yapmış oluyor. Ve sonra sen kendin bir şey çektiğinde sallanan kamerayla belki aklına filmler geliyor. Böyle ne film ne yani bizim kafamızda da medyadan çok fazla tükettiğimiz için şey var ya.
Hani kim kimi besliyor? Tavuk mu yumurtadan çıkıyor? Yumurta mı tavuktan çıkıyor? Bence o da ilginç bir soru.
Zaten okulda öğrendiğim çok az şey var. İkincisini de söylüyorum. Galiba bitti zaten. Gerçeklik yok.
Medium is the message. Medium bu nerede olduğuyla yani medyayı nerede izlediğinle ilgili olabilir. Bunu işte radyoya koyabilirsin, televizyonun sosyal medyaya koyabilirsin. Mesaj da bildiğimiz mesaj aslında yani.
Medium mesajdır. Benim podcast'ı bu kadar sevme sebeplerimden biri de algoritmik olmaması o kadar. Mesela? Çünkü yani her şeyin optimize edildiği günümüzde.
Yani Instagram algoritmayla çalışıyor, YouTube yine bayağı bir algoritmayla çalışıyor. Spotify ya da diğer işte platformlar algoritmayla çalışmıyor diyemeyiz. Onlar da daha çok algoritmayla çalışmaya çalışıyorlar ama henüz orada değiller. Ve bence bu iyi bir şey.
Ve sen kendi YouTube'unu bir sinemada izlediğini düşün. Ya da işte mesela You Can See Everything'i dizi olarak izleseydin bambaşka bir şey olacaktı. Sana hissiyatı olacaktı. Ama biz bayağı film de izledik.
Yani sinemada izledik. Belki birileri evde izleyecek ama film formatıyla izledik. O yüzden aslında bir belgeselden ziyade ve adamın yaptığı şeyle başka bir şey arıyorsun. Yani gerçekliğini de kırıyorsun.
Nerede gördüğün ne değişiyor. Bunu mesela eğer YouTube'da izleseydik bambaşka bir şey hissediyor olabilirdim. Ki senin dediğinin aksine şey de var yani bazı insanlar da izledikleri en iyi filmleri televizyonda falan izliyorlar yani illa da böyle tecrübe yüzde yüz değişecek anlamına gelmiyor. Aynen şöyle bir şey var gerçekten şu anda bu kadar konuşulmasının ve gerçekliğiyle zaten kafa yorduğumuz bir insan ya da ben yormuyordum da dünya yoruyordu yani belli ki.
Nathan'ın mı yok kadının mı? Yani kadının öznenin, belgeselin öznesi en yalancı mı dünyanın yoksa farklı bir delisi mi belirtilmeyen biri ve sen onu... Bence belli. Amacını bilmiyoruz çünkü kadının kafasına girip öğrenemiyoruz.
Bence o da çok güzel. Belgeseldeki en iyi şeylerden biri bir insanın ne yapmaya çalıştığını tamamen anlamamız imkansız ya. Ama bence belgeseldeki yine en iyi şeylerden biri. Kadın bence çok iyi bir oyuncu ve kadın çok iyi bir oyuncu olduğu için belgeselin film gibi yapılıyor olması...
yani kadının oynadığı karakterin film gibi gösteriliyor olması çok iyi ve bence bu belgeselin gerçekliğini değiştirmiyor. Yani aşırı film gibi olması. Bence kadının o konuda gördüğümüz belgesel tavrı bayağı bana işte gerçek olduğu için benim kafamı karıştırdı. Nasıl? Gerçek ne ki?
Ağlayabiliyor falan demek istemiyorum da öyle bir şey değil. Çok iyi ağlıyor ama. Yani o duygusal şeyi bayağı beni dağıttı biraz. Bunu bir oyuncu yapsaydı yani yapamaz bu kadar iyi bir performansı.
O yüzden biraz o gerçeklik algım işte bunun bir böyle sinemada olduğunu falan nerede karşılaştığımı unuttum biraz. O yüzden biraz önceki konuştuğumuz tüm şeyi alırsan uzaktan ama yakın gördüğün şeyler. Bir de filmin formatı kare ya onu da şey diye yapmışlar. Emre'nin etrafını göstermeyelim biraz daha klostrofobik hissesi.
Ha bir de filmin esas çıkış noktalarından biri de şeymiş. Bu biz filmden çıktıktan sonra da yaşandı. Belgeseli çekerken hani demiştim ya ilk ne yaptıklarını bilmiyorlarmış diye. diye öylesine çekiyorlarmış ne ortaya çıkacak diye.
Ve sonra akşamları o gün ne olduğunu konuşuyorlarmış çekim ekibiyle. İşte Lance Oppenheim'la, görüntü yönetmeniyle veya diğer kameramanlarla. Ve herkes farklı fikirlerdeymiş. Hani biri diyor ki Elizabeth Holmes şunu yapmaya çalıştı. Öbürü diyor ki
orada seni kandırıyordu. Öbürü diyor aslında gerçekti. Yani çekim ekibi de zaten o sırada olanları anlamamış. Ve sonra demişler ki aslında bu belgeselle ilgili en ilginç şey bu olabilir. Çünkü biz bunu yaşıyorsak
insanlara da bunu yaşatmaya çalışalım. Bence bayağı yaşatmışlar. Çünkü belgeselden çıktıktan sonra biz de konuşuyorduk. Ve ben de bazen Elizabeth Holmes'ün manipüle ettiği şeylere ikna oldum gibi. Spoiler vermeden
şöyle diyebilirim. Benim kurmacamı da yaptılar diyor ya. Yani dizisini çektiler mesela ve o dizide beni ben olarak yansıtmıyorlar diyor. Ve sonra şeyde savunmasını da duyuyoruz başka birinden. E tabii
ki yani bu bir dizi. Hani gerçek değil. Gerçeği de yansıtmıyoruz. Kurmaca ama elimizden geleni yapıyoruz bence bana şeyi hatırlattı işte insanların izledikleri dizileri filmleri gerçek zannetmesi ya da gerçek bir olayı anlatıyorsa da gerçek zannetmesi ve bunun aslında biraz yani saçmalık olduğu bazen mesela kadının oradaki serzenişine katıldım ama kadın aslında gerçekten dolandırıcı da ya aynı zamanda ama ben film izlerken evet ya kurmacaların Allah belasını versin oldum ki kurmacalarla ilgili böyle problemlerim vardı.
Yani kadına katıldığım yerler de var ama aynen kadın orada beni şey yaptı, ikna etti yani. Ne derdin var kurmacalarla? O kadar çok medya tüketiyoruz ki gerçek hayatta bir şey yaparken tükettiğimiz medyalar aklımıza geliyor. Ki zaten tükettiğimiz medyalar bize gerçek hayatı yansıtmaya çalışıyor.
Ama bir süre sonra o kadar çok o medyaya odaklanıyoruz ki gerçek hayatı film zannediyoruz. Bence böyle bir problem var. Ya da böyle işte insanların kendini filmlerin ana karakteri gibi hissetmesi. Çünkü Hollywood aşırı öyle.
Sen de beynin yani ona kodlanınca gerçek hayatta da öyle olacağını düşünüyorsun. Sonra olmuyor sonra üzülüyorsun ama sonra işte influencerlar da sen de hayatının gerçek ana karakteri ol falan diyor. Aynen o geldi aklıma bir şekilde kendimizi ana karakter zannetme mecburiyetinde yaşadığımız bu gerçeklik o neymiş yani. Ki şey de doğru ya hani hayatını sen kontrol ediyorsun tam doğru değil de yani sorumluluk alabilirsin hayatınla ilgili bence bu güzel bir mesaj ama.
Ama o yüzden de bence işte Nathan Fielder'ın yaptığı şey de o yüzden bence iyi bir çomak sokma. Bu kadar hani sana bir HBO şeyle introsuyla bir şey açılıyor ve adam diyor ki ben bir adamın arkadaşına aslında ben üniversite mezunu olmadığımı söylemem için benimle çalışır mısın? Ve Nathan bir hafta boyunca bir kurmaca olarak bir setup kuruyor, dekor kuruyor falan kuruyor ve bunu prova ediyor. Ama aslında bu gerçeğini yaşayana kadar ki sürecini izliyorsun sen izleyici olarak ve bir şekilde bundan memnun oluyorsun.
O yüzden hani şey gibi biraz böyle gerçeklik kırılması gibi al işte yani. Filibeg'in falan suratına bakıp kamerayla konuşması sana iyi hissettiriyor. Ya da işte The Office'teki birinin sana bakarak gerçekten o şakayı devam ettirmesi iyi hissettiriyor. Yani hem böyle gerçeklikle senin hayal kurma arandaki bir şeyi yıkıyor.
Bence insanlar daha çok böyle şeyler yapmalı. Ve galiba daha çok da böyle şeyler yapacaklar. Çünkü biraz ihtiyaç ve kolay iletişim buradan geçiyor gibi sanki. Yani bu arada tamamen büyük sallıyorum yani.
Odisi de büyük ihtimalle. Odisi ile niye karşılaştırmak zorunda hissediyorum? Sen varsın diye galiba sürekli bir şey deyince ama öyle Odisi diyecek misin gibi düşünüyorum. Yani bence insanlar daha böyle şeyler yapabilir.
Özellikle böyle içimden şöyle şeyler demek geliyor da hadsiz olabilir yani. Yani genç insanlar falan şu anda işte bütçesiz ne çekeceğini bilmeyen insanlar falan. Aslında biraz böyle teknik meknik biraz salıp. Ama bunda çok teknik var aslında.
Ama aslında iki kamerayla surat çekiyorlar sonunda. Evet ama yani büyük ihtimalle o lensleri bile kaç bin dolardır. Bu arada şey kesinlikle şeyin farkındayım. Şeyin özgüveniyle konuşuyorum.
İyi bir sonuç izlediğimde izlediğimizde bunun kolay göründüğünü yani bunu herkes yapar gibi bir manyaklıkla da konuştuğumun farkındayım da. Bence bunu aslında herkes de yapabilir istese. Bence form denemek keyifli bir şey. Bu arada yani close-up filmi var.
Orada ne olduğunu biliyor musun? Orada bir dolandırıcılık hikayesi var ve dolandırılan insanlar kendilerini oynuyor. Al sana Nathan Field'ı sanki aynen yani. Bunun şeyi gibi aslında yani çok da bir şey demeden böyle bir örnek var yani.
İran sineması diye bahsedilen canrıyı şöyle özetlersek falan gibi şeyler desem ya. Buraya oturmanın verdiği özgüvenle. Abi yaşayan yaşayan anlatıyor. Zaten olay bu değil mi yani?
Nathan da hiç bu değil belki de. Ama yani Nathan'ın öznesi olarak bu değil ama sonuç olarak Elizabeth kendini anlatabildiği için bu kadar spekülasyon ve aynı zamanda düşünce yaratabiliyor. İyi bir karakter. Aynen.
Oynuyor mu diyorsun? Aynen. Sence oynuyor mu peki? Abi bence sandığından kelimelerle daha iyi anlaşıyor ve kelimeleri daha iyi biliyor.
Ben özellikle bu arada Nathan'da da aynı şeyi düşündüm. Ben de İngilizceyi anlayabildiğim ve hissedebildiğim kadarıyla spoiler mı bilmiyorum emin değilim Cem söylesin bunu. Filmin sonunda Nathan'a bir soru yöneltiliyor ve bu soru hislerini karıştırıp karıştırmadığıyla ilgili bu filmde. Spoiler değil.
Aslında kendini ifade ederken gerçek neyse onu görmeye çalıştım gibi bir ifadeyle şey yapıyor. Artık ilet demiyor da accurate, accurate. Doğru yani isabet. İsabet etme yani o şeyi kendine geri tuttuğunu ve görmek istediği şeyi eğip büktüğünü söylüyor.
Ama tabii bu da şaibeli yani şey olarak son olarak anlatıcı olarak Nathan'a güveniyoruz evet eyvallah. Güveniyor musun? Ya işte güvenmememiz gerekiyor da güvenerek çıktım ben. Ya en azından şeye güveniyor olduğumu söyleyeyim.
Bu adam yaptığı şeyi sanki bana hissettiği ve gördüğü gibi anlatmaya çalıştı. Yani isabet ettirerek, accurate olarak yani temiz olmaya çalışarak. Ama kesinlikle manipüle ettiğini de düşünüyorum. Bence şey büyük bir manipülasyon.
Film boyunca Elizabeth Holmes'un gerçekten yaptıklarıyla ilgili çok az şey duyuyoruz. Veya çok az görüntüsünü görüyoruz. Yani film bize bir anda Elizabeth Holmes'un böyle bir iki cümlesini falan gösteriyor. Ama mesela çalışma arkadaşları ile gidip röportaj yapmıyorlar.
Ve orada ben şey de düşündüm. Nathan diyor ya ben bilim bilmiyorum bana anlatır mısın. Orada hem şey de var. Hani biraz safa yatıyor ve gerçekten seyirciye güveniyor mu?
Yoksa iyi bir film çıkarmak için sadece Elizabeth Holmes'un dedikleri üstünden mi ilerliyor? Çünkü Elizabeth Holmes'un dediklerini her zaman film boyunca durdurup yalan, yalan, yalan, yalan. Şu an performans yapıyor. Ama Nathan kendini o yalandan çıkarmıyor ve sürekli onunla duruyor.
Hani toksik bir ilişkide sürekli o partnerle devam etmek gibi yani bir tık. Bunu ne kadar iyi içerik çıkarmak için yapıyor? Ne kadar sırf tecrübe edip kadını biraz daha görsem biraz daha yakından tanıyabilir miyim diye yapıyor. Ya da yakından tanıyamamasının gerginliğini devam ettirmeye çalışıp bize değişik bir şey sunmaya çalışıyor.
Abi bence bayağı iyi tercih. Şimdi söylediğinde göz önünde oldu daha iyi oldu. Yani düşündüğünde ünlülerin, influencerların, oyuncuların falanların, komedyenlerin sonuç olarak bir sahne ve ön yüzü var. Ve bir de arka yüzü var.
Yani eğer bir belgesel olarak özellikle bu kadar şaibe dolu bir isimle çalıştığında Instagram şu an o işi yapıyor mesela. Nasıl? Şey gibi bir şey düşün Elizabeth Holmes'un bütün şu anda konuşulan bütün röportajları sosyal medyada da bir şekilde çıkıyor işte izleyen ya da bilen bilmeyenin önüne düşüyor ama sen belgesel şeyi olarak ithaf ettiğin bir projeyi bayağı kadının hayatı üzerinden ve kadının anlattığı şekilde odaklanıyorsun bu seçim. O yüzden de bence güçlü de bir seçim. Sürekli eğer bir de scientific taraf olsaydı Nathan bu filmin öznesi olarak kendini çıkartmak zorunda kalabilirdi.
Bu da düşündüğü bir şey olabilirdi. Çünkü aslında sen bir film maker'ın ya da bir film yapımcısının gidip Elizabeth Holmes'la geçirdiği günlerin çıktısı olan 3 saati izliyorsun. Ve sen baya aslında o film yapıcısı kişi olarak da düşünüyorsun. Yani Nathan'ın gözünden görüyorsun gibi bir şey ikiyle çıkıyor.
Diğer taraflı ben Elizabeth Olmuz'un belgeselini izlediğimi düşünmüyorum. Evet ama bence şeyi de yaşıyoruz. Bu kadın mesela bir sürü insanı kandırıyordu ya. Hatta bazı toplantılar var işte.
Terranos'ta toplantıya giriyorlarmış. Şirket battı falan diye. Kadın bir anda yok tamam batmadı diyormuş. Herkes inanıyormuş toplantıdan çıkınca.
Ve biz de bir tık onu yaşadık gibi ve bence gerçek dünyayla ilgili konuşmuyorlar. Kadının nasıl biri olduğunu hatırlatmıyorlar. Bence film burada belki biraz güveniyor insanlara. Hani bizim bunu bilip de böyle bir şeyi bizim de yaşadığımızı düşünmemiz için.
Ya da bize konuşacak bir şey sunuyor yani. Kesinlikle. Belki güçlü, inanç sahibi insanlara bu yüzden de deli gibi inanılıyor. Deli gibi derken buradaki deli gibi de gerçekten onun gerçekliğini görmek istiyorsun.
Siyasetçiler için de tut. Ben de Trump'ı düşündüm, Elon Musk'ı düşündüm. Ama onlar böyle bir belgeselin çekilmesine belki hapse gireceklerine kadar böyle bir şey istemezlerdi. ki siyasetçiler mesela Trump'ın geçen bir açıklaması var. Şey diyor işte
Amerika'da 4 Kasım'da 3 Kasım'da ara seçimler olacak. Seçimi kazanırsa benim partim hepinize 5000 dolar vereceğim diyor tüm Amerika'ya. Sonra diyor ki Trump'ın da böyle bir resort yeri var Mar-a-Lago diye. Kendi şey golf şeyleri olan, oteli olan falan bir yer ve Trump orada yaşıyor baya yani.
5000 dolar vereceğim size hani belki gelirsiniz diyor işte. Hamburger yersiniz falan diyor. Sonra diyor ki 5000 dolar yetmez ki diyor. Gelmeyin in diyor paranız yetmez doğrudan halka bunu söyleyebildiği bir dünyadayız daha çok yalanı devam ettiren biri Trump direkt yalan söyleyen ve umursamayan biri ya da mesela röportajlar olduğunda bir şey istemediğinde hoşuna gitmediğinde kalkıyor yani yine istemediği insanlara röportaj veriyor ama kalkıp gidebiliyor ya da sürekli kendisinin doğru söylediğini sen aptalsın falan diyor şey de çok ilginçti eşi onu manipüle ediyor konuşmadık ya bu arada nasıl konuşmadık o yavşağı gerçekten. Ama şey de
olabilir. Billy onu manipüle etmiyor olabilir. İkisi beraber bir takım olabilirler ve Elizabeth safa da yatıyor olabilir ki ben ikisinin beraber çalışıyor olması bana daha mantıklı geliyor. Ya yine spoiler olmadan yani ben Elizabeth'den habersiz aldığı kararlara yiyemedim, yutamadım yani. Rahat uyumadım. O gece
rahat uyumadım. Sence bir kötülük yapmış gibi mi? Yani şey kısmı o Twitter kısmı falan. Ya oralar biraz garip yerler.
Hapisteki eşinin Twitter'ını nasıl rahatça o kadar kullanırsın? Sonuç olarak eşinin kimliğini alıyorsun ve bambaşka da bir algı yönetiyorsun. Ve kadının işi algı yani. O yüzden oralar bana biraz istersen kadın düşmanı dersin. İstersen baya
özgürlük ihlali, ifade özgürlüğü şeyi sınırında falan baya bence değişik bir yere gidiyor. O yüzden hani bence Billy'nin gerçek bir yavşak olduğunu film boyunca yani böyle görebiliyorsun çok net şekilde. Billy de bence Bence belgeseldeki en garip insanlardan çünkü Nathan'a mesela şey diyormuş bazen sürekli filmde bazı röportajları bölüyor hani söylenmesini istemediği şeyler var. Ama bazen de Nathan'lar şey diyormuş hani bu kadın hapse girecek 3 günlük çocuğu var bu kadının ve hani siz arada beraber vakit geçirmek istiyor olabilirsiniz.
Hani size biraz zaman tanıyabiliriz sizle beraber olmayabiliriz bazen falan diyormuş. Adam da diyormuş ki yo yani o günlerde mesela adam niye çekmiyorsunuz falan diye arıyormuş bunları. Ama bunlar çekerken de hoşuna gitmeyen şeyler olduğunda her şeyi kesiyor. Ama mesela bunu Elizabeth Holmes adına yapıyor olma ihtimali bence aşırı mantıklı.
Ve mesela filmin en ilginç yerlerinden biri de belgeselin. Elizabeth Holmes bir şakayı anlamıyor. Oradan bize şey satılmaya çalışılıyor bence yani. Elizabeth Holmes'un beyni bazı şeyleri anlamıyor.
Ve o yüzden iletişim biçimi de aslında kendi bakış açısına göre normal. Ve yaptıkları kendi mental sıkıntıları içinde aslında suç değilimsi gibi bir şeye çıkıyor. Ama şey de var mesela bir sahnede Elizabeth Holmes kendisinin bir canlandırılmasını izliyor bir dizide. Ve Nathan soruyor bu şey gerçekten yaşandı mı diye.
Elizabeth Holmes gülüp hayır tabii ki de yaşanmadı diyor. Sence diyor. Yani ama gerçek olsa eğer gerçekten bu kadının ya bu arada bilemem tabii ki herkesin mental sıkıntısı bazen olur bazen olmaz. Ama cidden olsa hiçbir şey anlamayan biri olsa bence ciddi cevap verir diyor yaşanmadı derdi.
Orada gülüyor bir tepki veriyor. Evet bir duygusal empati de kuruyor şey olarak. Bu konu kaç tane TED Talk vermiş, kaç tane işte Bill Clinton'la oturmuş kalkmış, yatırımcılarla oturup kalkmış ki yatırımcılar da yalanlara inanıp para koymak isteyen insanlar. İşte günümüzde Trump, Elon Musk böyle yalan söyleyen büyümemiş çocuklar gibiler ya ve Nathan da zaman zaman 3 yaşında bir çocukla konuşuyormuş gibi hissediyorsun ya.
Mesela bence biz Nathan'ı bilenler filmi izlerken daha çok güldük çünkü onun şeyine daha çok hakimiz. Ne düşündüğünü. Surat ifadesine falan daha tanıdıklık kurabiliyoruz. Ama yani Elizabeth evet şey olarak o gösterdiğin şakayı anlamadığı sahnede bambaşka bir tepki veriyor.
Kendiyle ilgili bir sahneyi izlediğinde bambaşka bir tepki veriyor. İkisinde de başka bir duygusal zeka seviyeleri var. Hiç emin değiliz ben. Seninle konuştuğumda daha çok kafam karıştı.
Ama zaten onların da karışmış ya Nathan'la. Hala da emin değiller. Nathan ben ne yaşadım bilmiyorum falan diyor. Vay be tam bir 2026 filmi bence.
Günümüz gerçek bir şeyi. Hakikat öldü diyebilir miyiz sence? Bu onun da sonrası yani. Ölüp geri geldisi falan.
Hakikatin ölmüşlüğünün üstüne bir de gerçekten ölen hakikat üstü aslında böyle bir şeydi falan deyip geri geri anlatıyor gibi insanlar. Bence şey de çok komik yani doğrudan yalan söylediğin birini bu kadar anlamaya çalışmak. Seyircilerin bazılarına ya kadın yalan söyleyemiyor olabilir falan dedirtebilecek kadar bir yakınlık kuruyorsun. En iyi şey de bence onu bilemeyecek olmamız.
Yani insan vücudunun içine kılık kaldığımız için. Başka bir bölümde de bundan bahsetmiştim. How to become a bat diye bir paper var. Şeyden bahsediyor.
Biz mesela yarasaların nasıl uçtuğunu, ne yaptığını, ne zaman neyi, beyinlerini mesela araştırabiliriz. Ama hiçbir zaman bir yarasa olmayı anlayamayız. Senin realitenin, senin gerçekliğinin ne olduğunu bilmeyeceğimiz bir zaman dilimi. Yani şey normal galiba.
Zavallı insanlık böyle bir şey galiba. O yüzden şarkı söyleyip, konuşup, şiir yazıp, yalan söylemeyi kimden öğrendiğin falan gibi bambaşka bir yerlere gidebilecek bir soru var burada. Elizabeth Holmes? Evet evet.
Yani nereden itibaren yalan söylediğini falan bilemeyeceğiz işte. O yüzden de şey gibi bir kısım var. Filmde de çok kısa geçiyor. Ama sonuç olarak bir travma sonrası olan bir ilişki süreçleri var Elizabeth'in de.
Ve aslında onu böyle sadece küçük bir empati gibi bırakıyorlar ama aslında büyük de bir şey yani bir insanın onun nasıl davranış stili geliştirdiğini falan bilmiyorsun. Mesela kendimi falan düşündüğümde de annemle babam ayrıldıktan sonra falan yani bir daha doğruyu söyleyemeyeceğimi hissettiğim bir dönem var mesela yani şey olarak. Neyle ilgili? Yani her şeyle ilgili.
Duygularında mı yoksa başka insanlarla mı? Bayağı her şeyle ilgili yani şey gibi yani bir gün bana dün ne yedin diye sorsan o zaman yanlış bir şeyi ve yalan bir şeyi söylüyordu. Neyi niye? Yani işte bilmiyorum hatırlamıyorum ama öyle bir şeyi keşfettiğimi hatırlıyorum.
O yüzden de hani böyle o yalan değişik bir şey yani. Ben de puan yani şey sınav notlarımı yanlış söylüyordum. Ya da söylemiyordum açıklandığını sonra doğum günlerinde falan veliler bir araya geliyordu. Sonra annem öğreniyordu not açıklandığını.
Ben de dedim kırk aldım anne falan. Annem niye söylemedin Cem falan oluyordu. Söyleyemiyordun. O yüzden yalan bence değişik bir stres mekanizması gibi de hissettiriyor.
Kendimize söylediğimiz yalanlar. Bir de aynen kendin doğrusunu da biliyorsun aslında hayvan gibi ama dışarı çıkarken böyle abi ben niye onu söyledim yani falan diye. Ya da öyle olsun istiyorsun bazen de o kronik yalan kısmı bence illa patolojik bir hastalığın olmasına gerek yok yani zihinsel. Hakikaten bazen...
Default savunma mekanizması gibi olabiliyor. Ben böyle daha küçükken izlemediğim filmler işte daha o konuda şeydim özgüvensizdim. İzledim falan diyordum yani. Ben hala yapıyorum bazen çok yeni yeni şey söyledim.
Ya bende hani Harry Potter 2'den sonrası yok. Yüzüklerin efendisi hiç olmadı. Arkadaşlar yani bir sürü insan insanların çoğu öldü Harry Potter 2'den önce. Doğru ama işte hani sonra Cem Başak diye bir arkadaşın oluyor ve işte Harry Potter anlatıyor falan çok seviyor sende.
de. Aa evet çok iyiydi. Benim de çocukluğum için çok önemli falan gibi şeyler söylüyorsun. Yapacak bir şey yok.
Toplumda bulunmak için yalan söylüyorsun. Bu bölümü böyle bitirmek tehlikeli gibi duruyor ya. Niye? Bilmem.
Yalan övücü. Yalan övücü. Yok. Yalan övünmüyor. Övmüyoruz. Yalanlar
demişken. Sen mesela Nathan tarafından kandırılmak ister miydin? Çünkü Rehearsal'ın ikinci sezonunda Nathan bir şarkı yarışması düzenliyor. Evet.
Ve bir tane kadın var. O şarkı Şarkı yarışmasına audisyonunu yolluyor videoyla New York'ta yaşayan. Ve sonra kabul geliyor ve kadın 3 kere Los Angeles'a gidip geliyor o şarkı yarışması için. 10 bin dolar harcıyor cebinden.
Ve sonra şarkı yarışmasının şaka olduğu ortaya çıkıyor. Ve kadın çok üzülüyor. Bence bu hoş değil. Yani Nathan bize tamam komiklik falan da yapıyor da.
Elizabeth Holmes'un yaptığından farkı insanların parasını çalmamış olması da umutlarını çalıyor. 16 yaşında kız... Ödemiştir bu arada kesin 10 bini cebinden vermiştir. Ödemiş evet bir kere para almış kız.
O da 1250 dolar mı ne? Ve sonra şey imzalamasına rağmen Andy'ye hani bununla ilgili konuşmayacağım demesine rağmen konuşmuş. Cesaretli. Rüyalarına girmiştir kadın.
Evet yani bence Nathan'ın yaptığı şey de zor yani. Kesinlikle yani cüret edip bu işte şey bir komedyen vardı siyasetçilere prank yapıyordu. Kimdi o? Hani şey olarak.
Sasha Baron Cohen. Aynen. O da hiç sevilmiyor artık. Evet sonradan günümüz.
Süper siyonist. Evet ama şey yani aynı şey yani ekorden düşündüğünde. Evet bazı sağcıların aşırı sağcılığını ortaya çıkartabiliyor. Ülkçülük üstünden.
Aynen epey bir yaptıkları kötü şeyler üzerinden konuşup çocuk tacizliliğinden tut işte yapılan anlaşmalara kadar baya geçirilip. Nathan'la arkadaşlarmış bu arada eskiden. Beraber bir şeyde de çalışmışlar ama Nathan sonra onun gibi çok yapmamaya çalışmış yani komedisiyle. Sonuç olarak şey yani o komedi de aslında işte gidip siyasetçiyle de karşılaştırabilirsin.
Onun yaptığı bir şeyi gerçekten ilgileniyormuş ve o kötülüğü devam ettirecekmişsin gibi onu ciddiye alarak konuştuğunda adam şakalanıyor mu yoksa gerçekten onunla ilgileniyor mu bilemezsin yani. Ve sonrasında bu insanlar bayağı online olduğunda da bu şakalar ortaya çıktığında da bayağı işte tazminatla falan filan uğraşıp aslında buna cüret ediyor gibi bir şey var yani. Neye cüret ediyor? İşte o Sasha'nın falan yaptığı da bu ya sonuç olarak.
Gidip ABC'de yapıyor bu programı. Sonra ABC'nin zaten bütün bütçesi neredeyse bu gibi itibar davaları ile falan geçiyor. Tabii ki o adamlarla davalık oluyorlar ya. Ha aynen.
Büyük ihtimal yani şey Nathan'ın da aldığı şey baya herhangi bir insan evde otururken hayatını değiştireceği bir şaka yapıyor. Ya da işte yalan söylüyor falan. Ve bunu aslında bir içerik olarak sunuyor. Bu arada bence kesin kadının parasını ödemiştir gibi hissediyorum.
Uçak paralarını mı? Haber çıktıktan sonra. Belki. Kadın kendi ödediğini söylüyor tamamen.
Ama bu arada birininkini ödese diğerinkilerini de ödemek zorunda. O yüzden ödememiş de olabilir. Yani bu belgeselde de spoilere girelim. Girdik şu an.
Belgeseli izlemiş olanlar buraları dinlesin. Birkaç şey var benim takıldığım. Birincisi belgeselin olaylarından biri de bunların karını Billy ile Elizabeth Holmes'un belgeselin karına ortak olmak istemeleri. Hatta şey de var.
Sadece Billy mi olmak istiyor Elizabeth Holmes bunu bilmeden mi Billy onun adına böyle bir şey yapıyor falan bunu böyle biraz araştırıyorlar Ama belgeselin sonunda Billy'nin bir anda kardan vazgeçtiği söyleniyor Benim burada anlamadığım şey şu Nathan ve ekibi belgeselin içinde diyorlar ki belgeselin objesi yani Billy ile Holmes para alırlarsa etik olmaz diyorlar Ama belgeseli yaparken sözleşmenin en başında bunların kar alabileceği şekilde yapıldığı söyleniyor. O zaman Nathan ile Lance Oppenheim ne yapıyordu? Orada da bir kurmaca var ya da anlamadığımız ve bize söylenmeyen bir şey var. Sen bununla ilgili bir şey düşünüyor musun?
Nathan ile Lance orada ne yapıyordu dediğin kısım nedir? Yani etik olmayacak diyorlar ya o zaman en başta ne çekiyordunuz ki? Yani şey mi düşünüyorlardı biz zaten sona doğru bir şekilde alırız mı diyorlardı? Yok bence böyle insanlar deyip okey oldular.
Sonuç olarak yapım şirketi buna okey dedikten sonra aslında film maker yani film yapımcıları şey gibi bir şey. Böyle bir işte etik olmadığını düşündüğü bir şekilde çalışmaya devam edecek mi etmeyecek mi? Ve onlar aslında etmeyi seçiyor. Sence yani film böyle çıksaydı Lance Oppenheim'la Nathan Fielder karı paylaşmaya okey mi olurlar?
Okeydiler. Ama belgeselde değillermiş gibi bahsediyorlar. Belgeselde şeyden dolayı değiller gibi hissettim. Yani sonuç olarak Öznen'in para alması Meghan Markle'ın...
Aynı değil. Aynen Meghan Markle bir şeyle karşılaştırılıyor ya. O çok komik. Aynen o yüzden hani...
Bill'i mi karşılaştırıyordu? Aynen Bill karşılaştırıyordu. O yüzden de aslında Öznen'in para aldığı bir işte olup olmayacaklarını tartışıyorlar kendileri açısından. Yani yoksa onların bence parayla ilgili çok dertleri var mı o masadakilerin hepsinin bilmiyorum.
Sonuç olarak hepsi biraz aslında şey çok büyük ihtimal çok konuşulacak bir iş yapmak istedikleri daha öncelikli yani. Ama bu da etik olarak aslında çok iyi bir yerde durmadıklarını gösteriyor. Nathan'ların da yani. Ya sonuç olarak belgesel o zaman öznesi de para alabilir, çekilen kişi de alabilir gibi de bakıyorsun aslında.
Almasın aslında yani. Çeken kişi de mi almasın? Yok alsın. Benim buradaki şüphem de şeydi.
Dün senle telefonda konuşurken de söylemiştim. Bence bunlar bilinin haklarını bize söylemeden almış bile olabilirler. Ve bence belgesel Türkiye'de bence bir şey yapmazdı. Yani bu bir sıkıntı olmazdı para vermiş olmaları.
Türkiye'de böyle şey yapılamazdı. Yok yok yok. Yani Türkiye'deki izleyici belki yani gerçi yine de yapabilirdi. Hani sen niye Elzabet Oysa para kazandırmak isteyeceksin?
Aynen aynen. Bu bir sıkıntı olurdu yani belgeselle beraber gelen ve çok konuşulan bir şey olurdu. Şu an bilinin o kar isteğini kaldırarak o etik sorumluluktan kaçıyorlar. Ve benim her şey kurmacı olduğu için kendi kafamda kurduğum senaryo düşündürüp bir tık rahatsız da eden bir şey.
Çünkü tüm bu eğlence sektörünün aslında böyle kendinin etik olmaya çalıştığını gösterip olmayabileceğiyle ilgili bir senaryo. Billy'e başka bir şekilde para verdiler ve adam sustu tarzında. Ama Billy'de bilmiyorum ya böyle bir şey olabilir. Sence olabilir mi yoksa ben çok mu kurdum?
Kafayı sıyırdım mı? Yok yani olabilir. Hepsi olabilir. Bunlara kesin cevaplarım yok.
Özellikle kafayı sıyırıp sıyırmadığına ilgili. Ama olsa da senin hoşuna gitmezdi bence. Gider miydi? Yani gitmezdi herhalde.
Ama şey kısmı düşündürüyor. Yani bence orada A24'ün ya da şeyin tabii ki işlerinin iptal olmasından ziyade o insanlara para verip o şekilde işi tutmaları çok kapital bir karar yani. Bu arada A24'ün yatırımcıları arasındaki bir şirketin paylarından biri Trump'ın şeyi Jared Kushner'ın yani. Hiç şaşıramayacağımız bir şey zaten hiç şaşıramayacağımız bir şey o yüzden hani onda bir sorun yok.
yok. Ama diğer tarafta şeyi bilmiyorum. Dediğin şey bence olabilir. Ama hani Nathan'ların o kadar büyük bir şeyle uğraşıyor. Büyük bir şey
derken bu kadar böyle hesap kitap bir şeyle uğraşacaklarını düşünmedim. Onlar hani şey demiştir kendileri açısından. Sonuç olarak belgeselde göstermek istedikleri şey şu. Ya senin para aldığın bir şeye katılmıyoruz biz. Yani bu
fikre katılmıyoruz demişler zaten filmde bangır bangır. Katılmıyorlar ama işte aldıysa tamam yeter. Burada 24 vermiş olabilir adama yani. Hiç şey bilemeyiz bunu. Yani kimin kime
Bu arada A24 bütün şu anki 2026 yapımlarını falan çok ucuz bir maliyete kapatıp sonra hayvan gibi kar ettikleri için bence bir şeyleri doğru yapıyorlar. Büyük ihtimalle yapmışlardır orada da. Bu rahatsız edici. Yani şey açısından da rahatsız edici.
Şeye de benziyor aslında. Filmde de Holmes'u tam anlamıyoruz ya ve you can see everything diyor ve aslında bir şey de görmüyoruz yani. Çünkü ne olduğunu anlayamıyoruz ama belgeselin tamamında bile ne olduğunu anlayamıyoruz ve kapitalizmde de ne olduğunu anlamıyoruz. Ama insan bazen gerçekten ne olduğunu da söyleyebilirsin.
O kadar da sanatsal değil bu yani. Mesela röportajlarda Nathan Fielder'a bunu soracaklar mı? Ya da ben röportaj yaparsam Nathan Fielder'a bunu sormalı mı? En sonrada röportajı şey yapma der yani.
Bence bu arada kesinlikle bunu kaldırabilir bir tipe benziyor. Cevap veremem ama vazgeçti diyebilir. Çok detaylarına giremem diyebilir. Ne oldu desen ne diyeceğini merak ediyorum bu arada.
Neden vazgeçti? Ama niye belgeselde yoktu? İyi soru işte yani. Bence bayağı iyi soru.
O zaman başka bir spoiler'a girelim mi? mi? Hangisini? Amanda ablamıza. Girmek istiyorsun belli ki. İstiyorum.
Hadi. Amanda'nın filmde olduğunu biliyor muydun? Iı ıh. Ben filmin ortasında dedim ki dropout'u izlerlerken Amanda çıkacak.
İşte yılların tecrübesi. Öf. Nathan'lar da düşünmüyormuş bu arada çekerken. Sonradan büyük ihtimalle onlar da hani Elizabeth Holmes'a dropout'u izletiyorlar ya sonra akıllarına gelmiş yani.
Yani yolda düzülmüştü. Ne düşündün peki çıkmasıyla ilgili? İlginçti bence bayağı. Spoiler dediğimiz kısım bu bence.
Yani orada işte rehearsal tekniğini Hani tekrardan Amanda ile beraber yapmaları ve işte bazı hikaye anlatıcısı olarak izleyicinin görmediği belgeseldeki kısımları tekrardan Amanda ile yeniden yapmaları. Kendi filminin başlangıcı Amanda girdikten sonra aslında yani Elizabeth gidiyor filmden çıkıyor aslında yani varlık olarak çıkıyor. Ne olacak diye duruyorsun çünkü filmin 3 saat olduğunu biliyorsun yarısındayız hani ne olacak? Adam Bayaz kendi tekniğini ve icadını geri kalan şeyde yapabiliyor.
O yüzden Amanda'nın varlığı bence baya şey yani Nathan'ın kendi filminin devamı için baya önemli bir karakter oluyor. Ama biz gösterimden çıktıktan sonra konuşurken ve böyle Amanda yazılı mıydı mesela diye abi dedim ya. Belki bazı yerleri. Nathan'a müdahale ettiği yerler falan büyük ihtimalle Nathan'ın ondan isteyebileceği şeyler diye düşündüm.
Ama ben şeyi de düşündüm. Nathan orada Elizabeth'i savunmaya çalışıyor yani onu bilerek bile yapmış olabilir hani senaryolaya ihtiyaç kalmamış da olabilir çünkü tek konuştuğu dışarıdan insan Amanda yani bir gazeteciyle de konuşsa hadi oradan falan derdi yani Amanda bence empati de kurabiliyor hani üzülüyor görüp ama aynı zamanda kadının ne yaptığını da biliyor ve film bence kadının ne yaptığını biraz gizliyor hani dedik ya biraz önce de göstermiyor gerçek görüntülerini Amanda bence orada o gerçekliği sağlıyor Ben de senle filmden çıktıktan sonra kavga etmiştik ya şey diye. Ben Amanda kötü demiştim. Kötü demedim de Amanda hiç gıcık oldun mu dedim.
Sen olmadın mı dedin, ben oldum dedim. Bence ben orada Elizabeth Holmes'un biraz önce spoiler'cısız bir şekilde bahsettiğim manipülasyonuna kaldım. Amanda kim oluyor da Elizabeth Holmes'u canlandırıyor ve o gerçekmiş gibi yapıyor. Ve bence bu işte bir sinema ile ilgili bir problem yani diye düşündüm.
Yani Amanda'nın bence varlığı seyirci varlığı gibi bir şeydi beni rahatlattı o yüzden. Aynı zamanda Nathan'ın o işte ekürit lafı altında gizlediği ama hani aynı zamanda filmin öznesine dair bir özlemi vardı neredeyse bize gösterilen. Ve ondan sonra aslında Amanda şeyi soran bir seyirci gözü gibi görev yaptı yani. Bu konuda ne hissediyorsun?
sun. Çünkü bir şekilde Nathan'ın ne hissettiğini seyirci film boyunca merak ediyor duruma geliyordu. O yüzden de bence Amanda'nın varlığı biraz böyle şey seyirci için bazı yerleri açıp bazı yerleri yorumlatan bir yerdi. O yüzden de yazılı olup olmayacağını düşünmek sonrasında garip geldi. Bu arada
bu da Nathan'ın yani film yapımcısının işi olabilir falan diye düşündüm. Çok zor bu arada yani bu kadar ünlü olması gerek birinin ve insanların da kendini bu kadar açabiliyor olması gerek ve bu kadar erişimin olması gerek insanlara. Çünkü Amanda'ya da Emma Stone sayesinde ulaşmışlar. Onlara arkadaşmış ve başta hani o da biraz çekimser olmuş.
Sonuçta Nathan yani. Ve sen bir Hollywood oyuncususun ve senin PR'cıları büyük ihtimalle böyle krize falan girmişlerdir ne olacak falan diye. Burada çok kendi düşündüğünü ortaya koyup duygusal zekası en yüksek karakterdi büyük ihtimalle filmdeki. Üç karakter var. Dört.
Nathan, Billy. Aynen gördüğümüz doğrusu. Bir tane adam çıkıyor bir yere. Ailesi de bu arada. Evet ailesi de.
Babayı çok konuşturmamışlardı ama. Şey çok ilginç olmaz mıydı? Bunun çekilme belgeseli. Ciddiyim ama böyle avukatlarla gerçekten ne olmuş?
Gerçekten değil mi? A24 neler yaşamıştır büyük ihtimalle. Bu arada bizim konuşmamız da filmin devamı gibi ya. Çünkü filmde de Nathan Elizabeth ne demiş diye konuşuyor.
Biz de şimdi Nathan ne demiş diye konuşuyoruz. Ve Amanda ne demiş diye. Sonsuz bir döngü olabilir. Büyük ihtimalle şeye gireceğiz.
Hani böyle eğer bununla ilgili konuşulanları klip yapmak istediklerinde hani şey var ya hızlı Instagram editleri gibi sürekli işte Nathan Fielder bir şey diye diye bazı kelimeleri kesiyorlar. Bob Burnham'ın öyle bir videosu vardı şeyde inside gösterisinde. Bir şeye reaksiyon veriyor sonra reaksiyon verirken onu öyle bir çekmiş ki reaksiyon verdiği video loop'a girip ona reaksiyon vermeye başlıyor. Sonra bu benim reaksiyonumun reaksiyonumun reaksiyonu falan diyor.
Bu filmde bir tık öyle gibi. Sence Amanda belgeselde tekrar Elizabeth Holmes'u oynuyor ya nasıl oynuyor? Çünkü gerçeğini de görüyoruz ya. Aynen.
Bazı yerlerde Amanda'nın daha suratsız oynadığını ve suratsız derken böyle Elizabeth'in bazı stres gülmeleri vardı gibi hissediyorum. O yüzden de o gülcüklerden biraz daha arınmış daha onları kırpmış bir şey vardı. Çünkü büyük ihtimalle Nathan'la konuşurken yine full gözün içi ve ağzı gülüyor ve değişik bir şey yapıyor ya. Öyle bir şey var kafamda.
O yüzden Amanda'nınki biraz daha neredeyse bilinçli görünüyor. Bir tık fazla oyunculuk yaptığı belli oluyor. Yani Elizabeth Holmes da bence işte karakterini oynuyor gibi. O daha oturaklı bence.
Suratı o kadar hareket etmiyor ki. Bu arada Elizabeth bayağı güzelmiş ya. Oyunculuk da yapabilirmiş. Ben bayağı beğendim yani şey olarak.
Amanda'nın oynadığı hapis sahnesinden sonra federal şeyinin orada bahçesinde de Elizabeth'i gördüğümde biraz şey oldu. Gerçekten görebiliyoruz orada da. Evet. Yani şey kadın baya güzel bir kadın falan. Elizabeth. Aynen. Empati
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.