
3.111 kelime · ~16 dk okuma
İnsanın kendini anlaması, bir ormanın içinde yürümek gibi. Kendi adımlarımızla açacağımız patikalarla kendi yolumuzu çizmemiz gerek. Ben Pınar Sabancı. Pod.bmd ile beraber hazırladığımız psikopatikada bu yolları beraber keşfediyoruz.
Merhaba, bugün affetmek hakkında konuşmak istiyorum. Affetmek nedir, ne değildir? Birini affettiğimizde ne olur, faydaları nelerdir? Affetmek bazen neden bu kadar zor veya nasıl ve neden affetmeliyiz gibi sorular var aklımda.
Günlük hayatta affetmeyi haksızlıklara ya da incinmeye karşı fazla pasif bir eylem olarak yorumlayabiliyoruz gibi geliyor bana. Malum yani, çağımızda kendini ortaya koyan ve kendinden katiyen taviz vermeyen insan figürü giderek baskın bir hal almaya başladı. Bu yüzden de bize zarar verdiğini düşündüğümüz birini affetmek, ona karşı taviz vermek, geri çekilmek, kendimize karşı saygımızı hiçe saymak gibi görülebiliyor. Sonuçta karşımdaki kişi bana zarar vermiş, neden affedeyim gibi düşünebilirim. Demek istediğim, affetmek bazen bize bir güçsüzlük göstergesi olarak görünebiliyor.
Hatta belki sen de bazı insanları tam da bu yüzden affedememiş olabilirsin. Ama aslında affetmeyi bir güçsüzlük göstergesi ya da adalet arayışından vazgeçme belirtisi olarak yorumlarsam yanlış bir yola girerim. Onun sağladığı faydaları göz ardı etmiş, kaçırmış olurum. Çünkü affetmek inan bana yani şartlar ne olursa olsun bize iyi gelen bir eylem. Hatta affetmek affedilenden çok affedini ilgilendiren bir şey aslında.
Tüm bunlara geleceğim, birçok şeyi konuşacağız bu bölümde. Mac savuluyor köpeğim aynı zamanda. Arada sesi girebilir bu kayda. Ama önce kelimenin anlamıyla başlamak en doğru olanı bence. Yani affetmek nedir, ne değildir ile başlayayım ilk önce. Zaman zaman kelime kökenlerine inmeyi seviyorum artık. Biliyorsun beni dinliyorsan etimolojiyi severim yani. Bu konuya da yine biraz kelime kökenlerinden ilerleyerek başlayacağım. Çünkü affetmek farklı dillerde farklı kelimelerle anlatılıyor.
Ama bunlar arasında ilginç bağlantılar ve ortak noktalar da var. Bu benim ilgimi çekti. İlk olarak affetmek kelimesi Arapça af kökünden geliyor. Yani bu günahları ve kabahatleri silmek demek. Muaf kelimesi de aynı kökten mesela. Yani birine sen bu konudan muafsın dediğinde aslında onun üzerindeki sorumluluğu aldığını söylüyorsun. Yükü üzerinden kaldırıyorsun gibi bir durum var. Afiyet olsun derken kullandığımız afiyet de buradan geliyor. Afiyetin günahtan ve kusurdan arınma, sağlık, selamet gibi anlamları var.
Kelimenin Türkçe'de bulunan diğer alternatifi bağışlamak. Zaten işte ilginçleşen kısım biraz da burada. Bağışını farzça hediye etmek gibi bir anlamı var. Yani vermekle ilgili. Verici bir eylem bağışlamak. Affetmek, affeden kişiye de iyi hissettirir bu yüzden. Çünkü bahşetmekle benzer eylemlerdir. Karşımızdakini bağışlayarak ona iyilik yaptığımızı düşünürüz ve iyilik yaptığımız için de iyi hissederiz.
Affetmenin İngilizce karşılığında da yine verme eylemi var. forgive Burada da yine give yani vermek fiilini görüyoruz. Vermekle affetmek arasındaki bu ilişki epey ilginç bence. Hatta Fransızcaya baktığımızda affetmek pardon ile karşılanıyor.
Bu da iki kelimenin par ve latince donare kelimelerinin birleşimi. Donare'de de vermek anlamı var. Hatta aynı kökten İngilizce'ye geçen donation da tam da bizim bağışlamak kelimesindeki bağışın birebir karşılığı. Demek ki affetmenin vermekle sıkı bir bağlantısı var. Hatta çoğu zaman aslında bir karşılık beklemeden vermek gibi bir anlamı da var. Ve herkes bilir ki karşılık beklemeden vermek çoğu zaman bize zor gelir.
Affetmenin ne olduğu hakkında biraz daha konuşacağım ama önce ne olmadığını konuşmak istiyorum biraz daha. Andre Combe Sponville, bir çağdaş Fransız düşünür o. Büyük Erdemler Lisalesi diye bir kitabı var onun. Belki biliyorsundur. Harika bir kitap gerçekten. Eğer okumadıysan bence kesinlikle okuyabilirsin. Işık Ergü'den ait çevirisi de çok akıcı. Sponville bu kitapta 18 farklı erdemi ele almış. Bunların içinde aşk da var, adalet de var, cesaret, mizah birçok konu var. Bu 18 erdemden bir başkası ise bağışlama yani affetmek.
Sponville affetmenin hatayı silmek, yok saymak veya olmamış gibi kabul etmek olmadığını söylüyor her şeyden önce. Geçmişi değiştiremeyiz ve her hakikat ezelidir diyor Sponville. Yani tanrısal güçlerimiz yoksa ve zaman geriye aksın diyerek olan biteni geri saramıyorsak herhangi bir hatayı silmemiz de mümkün değil. Hata olarak görmeyi bırakmak mümkün belki ama bize veya başkalarına gerçekten zarar veren bir davranışı hata olarak görmeyi bırakmak da adaleti ve mağdur olan insanların yaşadıklarını hiçe saymak anlamına gelebiliyor bir anlamda. Yani burada gerçekten dikkat etmek lazım. Demek ki affetmek, hatayı silmek veya yok saymak demek değil.
Peki öyleyse. Soru şu, affetmek, unutmak mıdır? Yani bizi bir şekilde incitmiş, öfkelendirmiş birinin yaptıklarına karşı tamam, unutuyorum bunu artık mı demektir o insanı bağışlamak? Affetmek ilk bakışta kulağa unutmakla eş anlamlı gelebilir. Ama aslında unutmak ve affetmek birbirinden farklı kavramlar. Unutmak, bir olayın belleğimizden çıkıp gitmesi, onu anımsamamak demek. Beni inciten, öfkelendiren bir olayı unutursam, aynı insanla başıma tekrar aynı şeyin gelmesine mümkün olur böylelikle. Sponbil'in bu konuda verdiği örnek benim hoşuma gitti, onu paylaşacağım o yüzden. Bir yerden alışveriş yaptım diyelim ve satıcı beni dolandırdı.
Unutmak bu olayı tamamen silmek demek. Unutursam aynı dükkana tekrar geri gidip tekrar alışveriş yapabilirim. İşte affetmek unutmak demek değil. Unutmadan da affedebilirim. Affetsem bile aynı yere alışverişe gitmeyebilirim. Veya bir arkadaşım beni kırdı. Bana doğru olmayan bir davranışta bulundu. Onu affedebilirim. Ama artık eskisi kadar güvenmeyebilirim. Onu farklı konumlandırabilirim hayatımda mesela.
Peki öyleyse, nedir affetmek? diye soruyorsan... Daha önce de söyledim. Affetmek, affettiğin kişiden çok seninle ilgili aslında. Senin içinde olan bitenle, düşüncelerin ve duygularınla ilgili daha çok. Çünkü affetmeyi kin, düşmanlık, öfke gibi duygulara son vermek olarak tanımlıyoruz. Biri bize haksızlık ettiğinde, zarar verdiğinde, incittiğinde, özellikle de bütün bunları ortada hiç neden yokken yaptığında,
En iyi haliyle içimizde ona karşı kızgınlık ve öfke hissedebiliriz. Hatta daha ileri seviyelerde o kişiye karşı bir kin, hınç gibi duygular da besleyebiliriz. Bunların yanında çoğu zaman da o insanı da incitme, intikam alma, cezalandırma gibi düşünceler olabilir. Bu duygulara eşlikçilerdir.
Hatta tüm bunlar çoğu zaman davranışlarımıza da yansır. Agresif ya da pasif agresif saldırganlıklar, laf sokmalar, buna iğneleme de diyebilirsin, incitmeye çalışmalar... Bunların hepsi kalp kırıklığı incinme karşısında gösterdiğimiz tepkiler olabilir. İşte affetmek, tüm bu duygu, düşünce ve davranışları bilinçli olarak terk etmeyi denemek aslında. Yani sana zarar veren birine karşı artık öfke ya da intikam beslememek anlamına geliyor bu.
Kulağa zor geliyor, biliyorum. Zaten bence tam da bu yüzden affedebilmek aslında bir güçsüzlük değil. Psikolojik olarak güçlü olmanın da bir göstergesi. Çünkü kolay bir şeyden bahsetmiyoruz. Tabii ki kolayca affettiğimiz zamanlarda olur. Ama bunlar çoğu zaman basit hatalardır. İstemeden yapılmıştır ve Sponwil'in deyimiyle bu tür hataları affetmek aslında aftan çok bir nezakettir.
Üzerime yanlışlıkla içeceğini döken bir garsonu affetmem. Affedilecek bir şey yok ortada yani insanlık hali. Hatta ben daha çok onun adına kötü hissettiğim için diğer yöne fazla gidip böyle hiç önemli değil, hiç önemli değil diye durumu düzeltmeye çalışıyorum. Kendimde çok sakar olduğum için ve bununla ilgili çocukluktan gelen suçluluk duygularımı anlatmıştım daha önce. Böyle yetiştirildiğim için bir anlamda.
Onun adına kötü hissediyorum. İşi o ve herkesin gözü önünde, yani vitrinde gibi bir durumda bir şeyler döktüğü için üzülüyorum. Ama buna da gerek yok aslında. Çünkü insanlık hali. Sakarlıklar olabilir. Ve verdiğim örnek de şu. Burada benim gibi olmasanız bile... Kimse affedilecek bir şey olduğunu düşünmez yani günün sonunda. Daha çok istemeden yaptığı bir hataya karşı nezaket göstermektir bunun karşılığı mesela. Zaten bu arada en çok da bana zarar veren davranışın yanlışlıkla değil de bile isteğe yapıldığını düşünüyorsam affetmem zorlaşır. Bana bile isteğe zarar verdiğini inandığın birine karşı kin beslememek bir olgunluk belirtisidir.
Empati, merhamet, açık fikir, öz saygı, sabır, irade gücü... Bunlar affedebilmek için olmazsa olmaz şeyler. Yani intikam kolay olanı seçmektir aslında. Herkes öfkesinin ve kininin rüzgarına kapılıp intikam isteyebilir. Ama merhamet ve affetmek, işte gerçek güç ve irade bunlardır.
Ve belki de bu gücü kazanman için yardımcı olacak cümle şu. Affetmek aslında her şeyden önce kendimize iyilik yapmaktır. Dargınlığı ve kiğini sürdürmek. Bizi haksızlık etmiş olan kişi kimse, onu kendimizden uzak tutarak kendimizi korumamıza yarar çoğu zaman. Bu tür duyguların işlevi, yani her duygunun bir sebebi var diyorsak, bunun işlevsel sebebi genellikle bu.
Ama birini bağışlamamak üzerimizde büyük bir yük de oluşturur aynı zamanda. O yüzden de ondan çok bize zarar verebilir. Özellikle de darıldığımız kişiyle günlük hayatımıza sık sık karşılaşıyorsak bu yükü daha sık ve daha fazla hissederiz üzerimizde. Ne gibi yüklerden bahsediyorum burada? İtsel gerginlik ve öfke mesela. Sürekli geçmişte neler olduğunu hatırlama ve bunlar üzerine düşünme. Buna bağlı stres ve anksiyete, geçmişe takılı kaldığımız için anın tadını çıkaramama,
Tüm bunlar kim tuttuğumuzda ve affedemediğimizde hissettiğimiz, uzun vadede bize pek de iyi gelmeyen, bizi iyi etkilemeyen şeyler. Üstelik affedememek yalnızca bize değil, ilişkilere de yansır. Özellikle de eşimiz ya da sevgilimiz bizden özür dilediğinde onu affetmekte güçlük çekiyorsak veya tam tersi, bizi kıran bir olayı artık aştığımıza veya unuttuğumuza inanıyorsak, Bazen gerçekten de böyle olabilir. Belki yaşamışsındır veya arkadaşlarının ilişkilerini çevrendeki çiftlerde gözlemlemişsindir. Bir taraf üzerinden çok zaman aktar. Bu meseleyi açmanın ne yeri ne de zamanı edasıyla davranır.
Ve daha affetmeden unutmaya bırakır olayları. Yani bastırır aslında duyguyu yani. Ama affetmemek ve sürekli bastırılmaya çalışılan öfke ve hayal kırıklığı yıllar boyunca sürmeye devam edebilir. Bastırılan duyguların nasıl şiddetle yüzeye çıktığından, nasıl pasif agresif şekilde davranışlarımızı ele geçirdiğinden çok bahsettim şimdiye kadar zaten.
Bu affetmek demek değil yani. Gelgin bir tartışma sırasında hani şöyle durumlar vardır. Çiftler birbirine sen de üç yıl önce böyle yapmıştın, şöyle demiştin diye ta geçmişten çıkarıp getirdikleri örnekler vardır hani. Bilirsin yani herkes zaman zaman böyle şeyler yaşamış olabilir. Ama aslında bunlar affetmemiş olmanın tekrar tekrar nükseden semptomları. Zaman iyileştiricidir tabii ki. Geçmişteki bir kırgınlığa dair duyduğumuz acıyı hafifletebilir.
Ama dargınlıkları sadece zaman erozyonuna bırakırsak aslında hasır altı etmiş oluruz sadece. Bastırırız yani. Ve bastırılmış olan her an yeni bir tetikleme ile geri dönebilir. İşte affetmek bu yüzden çok değerli. Çünkü affetmek tüm bunların aksine kendimizi özgürleştirmek demek.
ruhumuzda biriken ağır yüke hoşça kal deriz affettiğimizde. Bizi kırmış kişiye karşı artık kim beslenmeye karar veririz? Öfkemizin ve bazen de nefretimizin etkisinde kalmamaya karar veririz artık. Tabii ki şimdi yani öfke de değerli ve kabul etmemiz gereken bir duygu bu da. Bunun aksini kesinlikle söylemiyorum zaten hiçbir duygu için. Zaten affetmek öfkeyi bastırmak anlamına gelmiyor. Bundan da bahsettim. Bu konuya tekrar geleceğim ama şimdilik affetmenin bize sağladığı faydalarla devam edeyim.
Neden özgürleşiriz diyorum affettiğimizde? Çünkü kin, öfke, nefret gibi duygular bizi reaksiyonel davranmaya yöneltir. Düşüncelerimiz ve davranışlarımız öfke duyduğumuz kişiye endeksli şekillenir. Nasıl mesela?
Sırf o da aynı ortamda bulunacak diye bazı ortamlara girmekten kaçınabiliriz. Veya kaçınmasak bile onun varlığı bizi rahatsız ettiği için içinde bulunduğumuz an tadını çıkaramayabiliriz. Çünkü affetmediğimizde kendimizi ve davranışlarımızı kin duyduğumuz kişiye bağlarız. Yani bilinçli ve farkında hareket etmemizin önüne geçer, bizi pasif hale getirir bu duygular.
Affettiğimizde ise tüm bu gergin, bizi bir o tarafa bir bu tarafa çekiştiren ipleri keseriz. Artık öfkeyle, kinle veya nefretle hareket etmeyiz. Yani reaksiyonel olmayız bir anlamda. Gerçekten ne istediğimizi bulabiliriz böylece. Bu yüzden de affetmek, her şeyden önce kendimizi azat etmek demektir.
Bu bir bakıma kendimizi geçmişi yükünden de kurtarmak demek aynı zamanda. Çünkü affedemediğimizde sürekli geçmişteki hatalar üzerine düşünüp dururuz. Bunu belki de en çok romantik ilişkilerdeki çiftler yaşar. Geçmişte olan bittiğini affedemediklerinde bugünün keyfini de kaçırırlar genelde. Yani tadını çıkaramazlar. Affetmek ise bizi geçmişten kurtarıp bugüne, yaşamla birlikte olmaya çağırır.
Yalnızca bu da değil. Affetmek bize fiziksel olarak da iyi gelen bir şey bu arada. Sadece ruh sağlığımızdan değil, baya baya beden sağlığımızdan söz ediyorum burada. Hatta bununla ilgili San Diego Üniversitesi'nde yapılmış bir deney var. San Diego Üniversitesi'nden araştırmacılar 2012'de 200 kişi üzerinde bir deney gerçekleştirmiş. Katılımcılardan kendilerinin üzerine hatıralarını hatırlamaları istenmiş. Deneklerin yarısında hatırladıkları bu üzücü olayları daha affedici bir bakış açısıyla değerlendirmeleri istenmiş.
Diğer yarısındansa bu anıları içlerindeki öfkeye kulak vererek hatırlamaları istenmiş. Bu sırada katılımcılar kaypatışlarını ve kan basınçlarını izleyen bir monitöre bağlanmış. İki grup arasında olayları öfkeyle hatırlayan katılımcının kan basıncı oldukça yüksekken olayları daha affedici bir bakış açısıyla yorumlanmaya ve hatırlamaya çalışan grubun kan basınç seviyeleri çok çok daha düşükmüş. Yani kin tutmamak ve bizi yüzenlere affetmek stresi azaltan, uzun vadede kalp sağlığımıza da iyi gelen bir şey. Çünkü geçmişi hatırladığımızda ortaya çıkan stres yalnızca ruh sağlığımız değil, bedensel sağlığımız üzerinde de etkili.
Benzer bir deney yine Stanford Üniversitesi'nde de yapılmış. 259 kişi üzerinde yapılan araştırmada denekler 6 kez 1,5 saatlik oturumlara çağırılmış ve uzmanlar katılımcıları affetmeyi öğretmiş. Yani nasıl? Katılımcılar hatırladıkları kötü anıları konuşarak paylaşmış ve kendilerine zarar veren kişileri zihinlerinde canlandırarak onlarla konuşmuşlar.
Kendilerine zarar verenleri affeden katılımcıların çoğu deneyin sonunda daha az acı duyduğunu, stres kaynaklı baş ağrısı, sırt ağrısı, uykusuzluk ve mide ağrısı gibi sorunlarını da hafiflediğini paylaşmış. Tüm bunlar affetmeyi öğrenmenin uzun vadede hem ruhsal hem de fiziksel olarak bize iyi geldiğini kanıtlayan çalışmalar. Ben burada kilit kavramın affetmeyi öğrenmek olduğuna inanıyorum. Çünkü evet, affetmek ve affedebilmek hayattaki çoğu şey gibi öğrenilebilen ve pratikle güçlenen bir yerden. Şimdiye kadar affetmenin ne olduğunu, faydalarını konuştuk. Şimdi son olarak da bu konuyu konuşmak istiyorum. Affetmeyi nasıl başarabileceğimizi, nasıl öğrenebileceğimizi yani. Bölümün başında adını andığım antrikom Sponville, Büyük Erdemler Risalesi'nde affetmek için gereken şeyin bir duygu değil, bir fikir olduğunu söylüyor. Ne demek bu? Sponville'a göre affetmek akılla ilgili bir erdem. Yani en azından affedebilmenin ilk adımları aklın yolundan geçiyor.
Çünkü kin, öfke gibi duygularımızı artık hissetmiyorum bunları, deyip silemeyiz yani. Bu kadar kolay değil bunlar tabii. Bu duyguları hafifletebilmek için, onları yavaş yavaş bırakmak için aklımıza yatan bir gerekçeye ihtiyacımız var. Çünkü affetmek, her şeyden önce anlamak aslında. Yani neyi anlamak peki? Bize zarar vermiş kişinin neden böyle davrandığını anlamak tabii ki.
Anlamakla kastettiğim şey hak vermek. Onu haklı görmek değil asla bu arada. Yani anlamak daha çok bize zarar veren kişinin o an belli duyguların, belli tutkuların, belli fikirlerin etkisi altında davrandığını fark etmek. Socrates daha önce erdem bilgidir. Hiç kimse bilerek kötülük yapmaz. Öyleyse erdemsizlik bir bilgisizliktir demişti. Yani eğer biri kötülük yapıyorsa, erdemsizliğinden yani bilgisizliğinden kötülük yapıyordur diyor Socrates.
Hiç kimse tırnak işareti içinde kendi isteğiyle kötü olmuyorsa ve kötülük yapmıyorsa, o zaman kötülük yapmasını adine yatan nedenler olmalı. Mesela onu o güne kadar taşıyan çevresel etkenler, işte ailesinin onu yetiştirme tarzı olabilir, içinde büyüdüğü çevreden öğrendikleri olabilir, bu tarz etkenler etkilidir bu durumda. Aslında anlamak bize kötülük yapan kişinin davranışını öyle çok da özgürce seçmediğini fark etmek anlamına geliyor burada. Birini affedemediğimizde başka türlü davranabilirdi deriz. Bazen bunu yapmayabilirdi deriz. Ya da bir başkası olsa böyle davranmazdı şeklinde başkasıyla kıyaslayabiliriz mesela. Ama bize kötülüğü dokunan kişinin başka türlü davranması mümkün olsaydı zaten başka türlü davranırdı. Veya başkası olsaydı zaten başkası olurdu ve böyle davranmazdı. Yani kötülük yapan biri aniden iyi huylu, yumuşak ve hoşgörülü olamaz spormilin teyimiyle.
Bu yüzden affetmek karşımızdakine bir lütufta bulunmak değil aslında. Aksine insanın kendini ve başkalarını anlamasıyla ilgili bir süreç. Aslında bence bu konuyla ilgili en kıymetli sözler modern çağın aykırı filozofu Spinoza'ya ait. Spinoza'nın etikasının duygular bölümünde şöyle diyor, okuyacağım bunu. İnsanlar kendilerinin özgür olduğunu hayal ettikleri ölçüde birbirlerinden nefret ederler.
birbirlerine mecbur ya da belirlenmiş olduklarını bildikleri ölçüde bu nefretleri azalır. Yani birinin bize bile isteye kötülük yaptığını düşünürsek yani özgür iradesiyle bizi incitmeyi seçtiğini düşünürsek ona karşı kin duyarız diyor Spinoza. Onu affetmemizi de bu yüzden zorlaşır. Çünkü kasıtlı olarak kalbimizi kırmış ve bizi yaralamıştır. Ama Spinoza etikete hiçbir şeyin nedensiz olmadığını da söyler.
Dünyada var olan her şeyin, her düşüncenin, her davranışın bir nedeni vardır. Bunu ister psikolojik açıklamalar getir, istersen toplumsal normlarla açıkla. İyi veya kötü her davranışın ve bu davranışı sergilenen her insanın bir tarihi ve nedenleri vardır. Bu nedenleri anlamak, bu nedenlerin bilincine varmak Spinoza'ya göre o insanı anlamak oluyor. Anlamak da affetme yolunda atmamız gereken en önemli adım.
Bana sebepsiz yere kötülük yaptı demek yerine, bana neden böyle bir kötülük yaptı diye sormak bu yüzden önemli. Tabii ki bu soru bizi demek ki benim kötülüğü hak eden bir tarafım var gibi bir yargıya yönlendirmemeli bu arada. Aksine yani karşımızdaki kişiyi, bize kötülüğü dokunan kişiyi anlamaya itmeli bizi daha çok. Bunun da empati olduğunu sanırım sen de fark edebilirsin.
Burada örnek versem daha iyi olacak bence. Mesela bir kişi çocukluğunda istismara uğradıysa veya aile içi problemlerle karşılaştıysa bu deneyimler olumsuz davranışlarına neden olabilir. Örneğin, şiddet görmüş bir kişi şiddete eğilimli olabilir. Şiddeti asla meşrulaştırmamakla birlikte, bu durumda kişinin çocukluk travmalarını anlamak, affetmeyi kolaylaştırabilir. Veya herkesin hayatında zorlu dönemler vardır. Mesela bir sağlık sorunu veya kişisel kayıp bir kişinin davranışlarını olumsuz etkileyebilir. Bu tür bir durumu anlamak, onun zor bir dönemden geçtiğini kabul etmek, affetme sürecine yardımcı olabilir.
Buradan yola çıkarak yani anlayarak ya da anlamaya çalışarak affetmemiz mümkün olabilir. Bu yüzden affetmek aslında hatayı, yanlışı veya kötülüğü normalleştirmek değil belki. Ama bu hataya, yanlışa veya kötülüğe düştüğü için o insana karşı kim beslemeyi bırakmak anlamına geliyor. Spohnville bunu çok güzel bir cümleyle özetliyor. Şöyle demiş, ''Affetmenin nesnesi hata değil, kimdir.''
Affetmek üzerine bütün bunları söyledikten sonra bölümü bitirmeden önce bir konuya daha değinmek istiyorum. O da çok önemli, kendimizi affetmek. Muhtemelen biliyorsundur yani affların en zorlarından biridir insanın kendini affedebilmesi. Bir hata yapmışızdır mesela veya yaşamımızın tamamını bir hata olarak görürüz bazen. Bizi acımasızca eleştiren bir iç sesimiz vardır böyle zamanlarda. ''Neden böyle yaptın?'' ''Ne kadar tembelsin?'' ''Bunun için mi bunca zaman dizilip durdun gerçekten?'' gibi sözler söyler bu eleştiren iç ses bize. Böyle durumlarda suçluluk, öfke, pişmanlık gibi duyguları hissederiz. Ve bu duyguları hissederken kendimizi affetmemiz hiç de kolay olmayabilir.
Ama insana en iyi gelen şey çoğu zaman kendini affetmesidir. Eleştiri hissesinin karşısındaki merhametli, şefkatli ve sevgi dolu hissesini güçlendirmesidir. Bu aklına hiçbir şey olmamış gibi mi davranmak lazım? gibi bir soru getirmiş olabilir. Hayır, başkasını affetmek için söylediğim her şey kendimizi affetmek için de geçerli. Ne demiştim? Affetmek, hatayı yok saymak veya silmek demek değil. Kendimizi affetmek için de aynısı geçerli burada. Yani hiçbir şey olmamış gibi davranmak değil, tam aksine yaptıklarımızın sonuçlarını kabullenmek. Ama bu sonuçlar hakkında hissettiğimiz negatif duygulara saplanıp kalmamaktır kendimizi affetmek.
Ve çoğu zaman sadece karanlık duyguların bataklığına saplanmadan eylemlerimizi kabul ettiğimizde harekete geçebiliriz. Ve hatalarımızı düzeltmek için sorumluluğu üzerimize alabiliriz. Yani kendimizi affetmek, kendimize ve çevremize daha faydalı biri olmanın ilk adımıdır aslında. Bunun için en önemli adımı az önce söyledim zaten. Anlamak. Yani kendini affetmek gibi bir isteğin varsa önce buna karar vermeli. Ardından da kendini anlamaya çalışmalısın.
Mesela, neden partnerinin kalbini kırdın? Yoksa senin içinde ona karşı bastırdığın bir öfke mi vardı? Nereden kaynaklanıyor bu? Ya da mesela düşün, kendini bu hafta üretken hiçbir şey yapmadım diye mi yargılıyorsun? Peki bu affedilmeyecek bir şey mi? Belki buna ihtiyacın vardı bu hafta. Veya belki de yapacaklarının başarısız olacağından çekindiğin için hiçbir şey yapmamaya karar vermişsindir fark etmeden.
Bak mesela bu örneklerin hiçbirinde yaptıklarımızı yok saymadık. Aksine ne yaptığımızı kabul ettik ama işe yaramaz bir insanım ya da tembelin tekiyim demek yerine kendimizi anlamaya çalıştık. Yani davranışlarımızın nedenlerini anlamaya çalıştık ki kendimizi affederek bize suçluluk duygusu hissettiren bu davranışları değiştirebilme yolunda ilk adım atabilelim. Peki, şimdi bu bölümün sonuna gelirken sana sormak istediğim bir soru var tabii ki her zamanki gibi. O da şu. Senin hayatında affetmekte zorlandığın kimse var mı? Ve düşün, nasıl duygular besliyorsun ona karşı? Ya onun da canı yansın istiyor musun? Veya sürekli zihnini kurcalıyor. Seni bir şekilde geçmişe çekiyor mu bu konu?
Peki bu bölümü dinledikten sonra affetmek için ne yapabilirsin sence? Bunları düşünmeni isterim haftaya kadar ve bir sonraki bölümde görüşene dek affedebilecek gücü kendinde bulabildiğin merhamet ve sevgiyle dolu olduğun günlerin olsun dilerim. Görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.