Podcast

73 - Üşeniyorum, Öyleyse Yarın: Tembellik Hakkı #Podbee Dinlesen Bilirsin

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Bu bölümde iş hayatının temposu, başarılı olma baskısı ve sorumlulukların arasında unuttuğumuz bir konu olan tembellik hakkı üzerine konuşuyoruz. Tembellik nedir, bir hak mıdır, tembel insanlar nasıl davranışlar gösterir gibi sorulara birlikte cevap arıyoruz.



Sunan: Barış Özcan

Hazırlayan: Özgür Yılgür

Ses Tasarım ve Kurgu: Metin Bozkurt

Yapımcı: Podbee Media






Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

1.772 kelime · ~9 dk okuma

Herkese merhaba. Ben Barış Özcan. 111. frekansa hoş geldiniz.

Of... Bir sürü iş var bugün. Keşke şunları bir süre ertelemenin bir yolu olsa. Ne bileyim, bir robot falan hiç fena olmazdı aslında. Tam böyle tembellik yapmak istediğim zamanlarda imdadıma yetişecek bir robot. Hani o jetgiller çizgi filmindeki gibi olanlardan. Çok değil, sadece birkaç saat beni idare etse yeter.

Hah geldiniz demek. Aaa ne oldu şaşırdınız mı? Ben ne zaman zaman tembellik yapamaz mıyım canım? Şimdi aranızda ne bu üşengeçlik Barış abi toparlan hadi. Bak bahar da geldi diyenler de olabilir tabi ama bu bir üşengeçlik hali değil arkadaşlar. Bizim tembellik diye tabir ettiğimiz bu durum aslında bambaşka bir anlam taşıyor. Sadece bu tırnak içinde tembellik konusuna başka bir perspektiften yaklaşmamız gerek o kadar.

Transkriptin tamamını oku

Aslında bir hak bu tembellik dediğimiz şey. İşte tam da bugün, tam da bu konu üzerine konuşmak istiyorum sizlerle. Tembelliği bir ruh sağlığı sorunu olarak tanımlayan psikolojik yaklaşımlar da var elbette. Ben de zaten süre gelen bir tembellikten bahsetmeyeceğim ya da böyle bir şeyi övmeyeceğim sizlere.

Ancak düşünsenize hepimiz bitmek bilmeyen bir iş yoğunluğunun, verilmesi gereken sınav streslerinin, sürekli böyle bir kendini geliştirme baskısının ve hep de başarılı olma çabasının oluşturduğu kocaman bir sarmalın, bir his sarmalının içindeyiz. Peki en son ne zaman kendinize ya da sevdiklerinize dilediğiniz gibi vakit ayırabildiğinizi bir düşünsenize şimdi. Hatta daha da önemlisi, en son ne zaman kendi iç sesinizi dinleyebilecek vaktiniz oldu? Ne zaman hayal kurabildiniz ya da onları gerçek kılabilecek planlar yapabildiniz? Hatta daha da ileriye gideyim. En son ne zaman duvara sakince ve amaçsızca bakabildiniz?

İşte bu noktada biraz tembellik yapmak bize hem bir mola hem de bir zihin berraklığı olarak geri dönebilir. Elbette işlerinizi yarım bırakın, hadi gelin bütün hafta duvara bakın, ekip arkadaşlarınızı zora sokun filan demiyorum size. Sadece arada bir buna da ihtiyaç duyduğumuzu hatırlatmak istiyorum. Unutmayın, bir süper kahraman bile olsanız her gün dünyayı tek başınıza kurtaramazsınız. Arada bir izne çıkmanız gerekiyor.

İşte bu tembellik meselesi aslında felsefi olarak da çok önemli bir tartışma konusu. Hem de öyle modern zamanlarda başlamış bir tartışma da değil bu. Ta antik Yunan zamanlarına kadar dayanan bir mazisi var. Gelin şimdi siz de zamanda geriye doğru gidelim. Geçmişte tembellikle neler kazanmışız bir onlara bakalım.

İşte geldik. Şu anda M.Ö. 435-386 yılları arasında bir noktadayız. Antik Yunanistan'ın Korene şehrinin sahilindeyiz. Birazdan Aristipos'un öğrencileriyle yaptığı konuşmaya tanık olacağız. Onlara doğru yürürken ben de size biraz kendisinden bahsedeyim çünkü biraz enteresan bir kişi.

Sokrates'in öğrencilerinden biri bu Aristipos. Hazcılık felsefesinin en önemli düşünürlerinden kendisi. Şimdi hazcılık felsefesi deyince bazılarınıza yabancı gelebilir ama hedonizm desem hemen neyi ifade etmek istediğimi anlayacaksınız bence. İşte bu Aristipos öğrencilerine tüm yaşamlarını keyifli bir hale getirmelerini, bu hedefe ulaşmak için çalışmayı gerektirecek işler yapmalarını öğütlüyormuş.

Tam zamanında olmamız gereken yerdeyiz şimdi. Dinleyin bakın, biraz ileride Aristipos öğrencileriyle konuşuyor şu an. Aa, Aristipos, sahil kenarında ne yapıyorsunuz böyle yahu? Yapmanız gereken işleriniz yok muydu sizin?

Evet, deniz kabuklarını sayıyorum ben şu an. Deniz kabuklarını saymak mı? Ne tuhaf bir şey. Böyle iş mi olur ya? Neyse, bir bildiği vardır herhalde. Tam olarak amacı ne ki? Deniz kabuklarını saymak sizi zengin yapmaz ki. Tabii, haklı olabilirsin. Ancak bu işi yapmak bana keyif veriyor. Zihnimi özgürleştiriyor." Aristipos'un öğrencileri aldıkları cevap karşısında şaşırdılar elbette. Ancak kendisi tembelliğin de bir keyif hali, hatta başlı başına bir iş olabileceğini düşünüyordu. Ona göre keyif aldığı işleri yapmak da bir tür tembellik haliydi.

Ancak tek tembelimiz Aristipos değil elbette. Size bununla ilgili iki tane daha çok tanıdık örnek vereceğim. Şimdilik Aristipos'u mühim işleriyle yalnız bırakıp zamanda biraz daha ileriye doğru gidelim. Evet, işte şimdi de M.Ö. 3. yüzyılda Siraküza'da bir hamamdayız. Evet arkadaşlar, bir hamam. Şimdi ne alaka deyip geçmeyin. Arşimet'in o meşhur kaldırma kuvvetini bulduğu ana tanıklık edeceğiz hep birlikte. Unutmadan şu notumu da düşüneyim. Siraküza, Roma ordusunun kuşatması altında şu anda. Yunanistan'ın yöneticileri de tüm bilim insanlarını bu kuşatmanın kırılması için görevlendirmiş durumda.

Arşimet de yöneticilerin en güvendiği kişilerden biri. Zira kendisi döneminin tabii ki en parlak zihinlerinden. Yalnız biraz tembel bu bizim Arşimet. Şu anda hamamdaki küvetinde öyle uzanmış sanki hiç kuşatma falan yokmuşçasına keyif yapıyor. Fakat buradan bakınca epey bir tuhaf göründü bana. Biraz dalgın gibi. Gözünü suya dikmiş öyle bir şeyler düşünüyor sanırım. Evreka! Buldu buldu! Daha neyi buldu?

Evet hemen açıklayalım. Ahmet küvetinde yatmış suyu izlerken onun alçalmasını ve yükselmesini inceliyordu. Bu esnada sıvının içindeki bir nesnenin kütlesinin sıvının dışarıya ittiği hacimle orantılı olduğunu anladı. İşte bu prensibi anlamasıyla tasarladığı savaş aletleri sayesinde Roma ordusunun kuşatmasını kırmak için bir şans yarattı.

Dahası ve en önemlisi tarihin akışını değiştirecek bir buluşa imza attı. Evet, bütün bunları tembellik hakkını kullanırken başardı. Daha önceden yaptığı çalışmaları sakin bir kafayla, berrak bir zihinle hatta biraz fazla rahat bir ortamdayken gözden geçirmesi herhalde bir tesadüf olmamalı. Hadi gelin bir tane daha tembellik örneği vereyim şimdi size.

Evet, 1687'ye geldik. İngiltere'deyiz şimdi. Yine çok bilindik bir hikayeyi, farklı bir perspektiften tanıklık edeceğiz. Isaac Newton, ofisinde harıl harıl çalışıyor şu an. Bir yerler oturmuyor. Nasıl olacak bu? Nasıl olabilir? Kendisi biraz bunalmış gibi gözüküyor. Of... Bir şeyler olmuyor. İsimi artık Aydos edeyim.

Paydos için biraz erken bir saat gibi sanki. Çabuk pes etti galiba ama neyse biz yine de düşelim peşine. Vay güzel ve hür bir ağaç gölgesi buldu kendine. İşten kaytardı ama keyif yapmasını da biliyor bizim Isaac. Vay aksi elma gibi. Aa elma? Ağaç? Tabii ya hemen not almalıyım.

Evet arkadaşlar, tabi bu bir rivayet. Isaac Newton'ın yer çekimi kuvvetini bir anda bulması, gökten bir elma düşmesi. Fakat yine de biz iddiamıza bir destek olarak kullanabiliriz bence. Evet, arada bir tembellik hakkını kullanmak diyebilir miyiz acaba bu tür şeylere? Diyebiliriz. Herhalde değil mi? O zaman gelin biraz da işin ciddi kısmına değinelim. Neymiş bu tembellik hakkı da tembellik hakkı dediğimiz şey? Bir de ona bakalım.

Ama kısa bir aradan sonra yapalım bence bunu. Zaman yolculuğu yapıyoruz. Öyle sandığınız gibi kolay bir şey değil bu. Oturuyorsun, tuşlara filan basıyorsun. Ben biraz şimdi soluklanayım sonra devam ederiz. Oh iyi geldi bu ara. Kafamı da toparlamış oldum. Ne diyorduk? Bu tembellik hakkı da ne ola ki diyorduk değil mi? Bu kavram ilk olarak 1880 yılında Fransız düşünür Paul Lafargue tarafından yazılan bir kitapta ortaya atılmış.

Lafargue'a göre çalışma dünyasının yoğunluğu insanların sağlığına zarar veriyor. Ona göre insanlar yaşamlarını sadece çalışarak geçirmemeli. Bakın herkes işi bıraksın, kimse çalışmasın falan demiyor. Onun savunduğu şey, insanların kendilerine de biraz zaman ayırarak keyifli ve yaratıcı faaliyetlere katılması gerekliliği.

Müzik, sanat, edebiyat ya da sporla ilgilenmeyi, seyahat etmeyi, en önemlisi de dinlenmeyi bu tembellik hakkı kapsamında değerlendirmiş o kitabında. İnsanların kendilerini keşfetmeleri ve yaratıcı olacakları aktivitelerde bulunmaları onların hayatlarını daha anlamlı bir hale getirecek, Lafargue'a göre. Hayattan daha fazla keyif alan bir insan, daha üretken ve daha mutlu bir yaşam sürebilir iddiasında bulunuyor kısaca. İşte bu tembellik hakkının önermeleri günümüzde çok daha önem kazanıyor bence. Bölümün başında da belirttiğim gibi yoğun tempoda çalışmak, stresli bir iş hayatı, sürekli verimlilik ve başarı odaklı bir halde hazır bulunmak bir süre sonra yaşamdan kopmamıza sebep oluyor.

Dolayısıyla hiç de haksız sayılmaz bence bu sevgili düşünürümüz Lafargue. Kaldı ki günümüzde yapılan araştırmalar da tembel insanların bazen daha yaratıcı, daha zeki ve mutlu olabildiklerini gösteriyor bize. Bunun birkaç sebebi var elbette. Öncelikle tembel insanların girişimci olduğu saptanmış bazı araştırmalarda. Böyle kişiler monoton işlerle vakit kaybetmiyorlar. Sıkıcı ve rutin işleri pek de umursamıyorlar. Öte yandan tembel insanların epey yaratıcı oldukları da gözlenmiş. Yapılan araştırmalar sonucunda tembel kişilerin hayatı kolaylaştırmak için çok fazla çaba harcadıkları ortaya çıkmış. Hayatı kolaylaştırmak için çaba harcamak. Ve tembellik. O zaman belki de tembelliğin tanımını mı değiştirsek acaba?

Ama mesela uzaktan kumandayı bulan dostumuz eminim çok esaslı bir tembeldir. Yani düşünsenize kalkıp her seferinde televizyonun kanallarını değiştirmek yerine uzaktan kumandayla onu idare etmek. Yani gördüğünüz gibi öyle pek de boş durmuyor bizim bu tembel dediğimiz insanlar. Bazıları gayet de yaratıcı ve üretkenler. Ancak bu bahsettiğim araştırmalardaki en önemli bulgu şu.

Tembel insanlar ne zaman rahatlayacaklarını çok iyi biliyorlar. Bir işi olabildiğince çabuk bitirmenin ve stresten kurtulmanın çaresini hemen bulabilen insanlar. Aslında tüm bunları özetleyecek bir söz geliyor şimdi aklıma. Bilimsel yönetim kavramı üzerine çalışmalar yapan Frank Gilbert bakın ne diyor tembellerle ilgili.

zor bir işi yapması için her zaman tembel birini seçeceğim. Çünkü o, verdiğim işi yapmanın kolay bir yolunu mutlaka bulacaktır. E hadi bir özlü söz de ben ekleyeyim sizin için. Tembele iş buyur, sana akıl öğretsin.

Kısacası tembellik belki de bazı yönleriyle bize söylendiği kadar tümüyle kötücül bir şey olmayabilir. Yine de burada oluşabilecek bazı yanlış anlaşılmaları koca bir fakat diyerek gidermek istiyorum. Tembellik bir hak olsa da bunu bir yaşam biçimi olarak ele almamak gerekiyor kesinlikle. Zira psikoloji alanında yapılan birçok çalışma sürekli tembellik eğilimi gösteren kişilerin tembellikleriyle başka sorunlarını maskelediklerini de ortaya koyuyor. Bakın bunu da size yine ufak bir hikayeyle anlatayım.

Rus yazar İvan Gonçarov'un kalemi aldı, çok ünlü bir romandan. Oblomov'dan bahsedeceğim şimdi. Hikayemizin baş kahramanı Ilya Ilyich Oblomov, çevresindeki herkes tarafından tembel olarak tanınan bir kimse. St. Petersburg'da zengin bir ailenin çocuğu olarak doğan bu Ilya'nın hayatı hep böyle lüks içinde geçmiş. Hiç çalışma gereği duymamış. Yaşamının büyük bir kısmını yatağında uzanarak ve düşünerek geçirmiş.

Kısacası tembelliği ideal bir yaşam olarak görmüş bizim bu aylak Oblomov. Ancak bu tembellik öyle bir alışkanlık haline gelmiş ki yaşamının tamamında mutsuzluğa ve yalnızlığa mahkum kalmış. Oblomov'un tembelliği o kadar derinleşmiş ki sırf üşendiği için sevdiği kadına aşkını dahi ifade edememiş. Gonçarov'un bu karakteri tembelliğin bireysel ve toplumsal sonuçlarına dair önemli bir mesaj veriyor aslında. Bir davranışı hayatımızın tamamına yansıtmamamız gerektiğini hatırlatıyor bizlere. Kısacası tembellik hakkını bir aylaklık hali olarak değerlendirmememiz lazım. Sizlere bir Oblomov olmayın diyorum.

İş, sınav, sorumluluklar bunların hepsi bizim hayatımızın önemli birer parçası. Bir işi bitirdiğinizde ya da bir şeyi başardığınızda duyduğunuz hazzı da yaşamalısınız mutlaka. Belki çok hayalperest bir ifade gibi gelebilir sizin kulağınıza fakat yaptığınız her işin öyle ya da böyle dünyaya faydası dokunuyor. Ancak unutmayın bu sorumluluklarımız hayatımızın tamamını ele geçirmemeli. Kendimize bir de keyif payı bırakmalıyız.

Bu konuyu özellikle konuşmak istememin ayrı bir sebebi daha var aslında. Malumunuz eğer tabi bunu yayınlandığı gün dinliyorsanız bugün 1 Mayıs. İşçi ve emekçi bayramı. Dayanışmanın ve birlikte olmanın yüceltildiği, baharın karşılandığı özel bir gün bugün.

gerek kas, gerek beyin gücüyle üreten ve emek veren herkesin kendisine arada sırada tembellik de yapabilmeliyim diyebileceklerini hatırlatmak için daha isabetli bir gün düşünemiyorum doğrusu. Kendinize böyle anlar yaratabilirsiniz. Gökyüzüne bakıp, ufka dalıp ya da kanepenize uzanıp taptaze hayaller kurabilirsiniz. Bu, daha iyi yarınlar içinde atacağınız ilk adım olacaktır. Emin olun. E ne de olsa unutmayın, hayal kurabilmek ve tembellik yapabilmek de bir emek işi.

Ben de bu bölüm vesilesiyle hem kendim hem de PodB'deki diğer ekip arkadaşlarım adına yaşamını emekleriyle kazanan, sürdüren herkesin bu bayramını tebrik etmek istiyorum. Tembellik hakkınızı kullanmaktan, biricik hayallerinize dalmaktan ve dayanışmadan vazgeçmemeniz dileğiyle. 1 Mayısımız kutlu olsun.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)