Podcast

13 - Neden Hayır Diyemiyorum?

Psikopatika

3 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Bazen istemediğimiz durumlarda bile neden hayır diyemiyoruz? Uslu çocuklar olmak için mi? Sürüden ayrılmamak, dışlanmamak veya uyumsuz biri olmamak için mi? Peki ya “hayır” dersek ne olur?

Psikopatika’nın bu bölümünde hayır diyemediğimiz durumları ve gerektiğinde nasıl hayır diyebileceğimizi konuşuyoruz.

Konular:


(01:06) Çocuklar ve Hayır

(03:30) Neden Hayır Demek Zordur?

(09:19) Nasıl Hayır Derim?

(11:25) ‘Hayır’ın Gücü

(12:50) Sen İstemediğin Nelere Evet Diyorsun?







Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

1.842 kelime · ~9 dk okuma

İnsanın kendini anlaması, bir ormanın içinde yürümek gibi. Kendi adımlarımızla açacağımız patikalarla kendi yolumuzu çizmemiz gerek. Ben Pınar Sabancı. PodB Medya ile beraber hazırladığımız psikopatikada bu yolları beraber keşfediyoruz.

Merhaba, bu haftaki patikamız birçoğumuzun derdi olan hayır diyememek üzerine. Çocukluğunuzu düşünün. Kaç kez kim bilir demişlerdir uslu ol, anneni babanı üzme diye. Kaç kez saygıda kusur etmememiz tembihlenmiştir. İnsanız hepimizle sevilmek, beğenilmek istiyoruz. Bizim için onay almak, kabul görmek çok önemli. Çünkü kültürel değerlerimiz hep bu çerçevede. Terbiyeli, uslu, akıllı olmamız gerekiyor.

İyi bir çocuk olmak için bizden istenen hiçbir şeye hayır demememiz lazım. Ancak bu şekilde onay alabileceğimizi, kabul göreceğimizi düşünüyoruz. Çünkü hep bu işleniyor bize büyürken. Hayatımızın ilk yıllarından itibaren bu şekilde koşullanıyoruz. Ben mesela çocuklarımda özellikle bize öğretilerinin tam tersini anlatmaya çalışıyorum. Mesela biri sizi öpmek, kucağına almak istiyorsa, bu kim olursa olsun, ben ve babanız da dahil olmak üzere, istemiyorsanız, o an bunu söyleyin ve istemediğiniz şeyi kendinize yaptırmayın diyorum. Yani kendi sesleri çıksın, kendi sınırlarını çizebilsinler istiyorum. Veya mesela, bu çok yaşanan bir şey, kendi özgür ruhuyla kendi kıyafetini seçmek istiyor kızım. Ve mevsimsel olarak çok ters bir şey değilse, ki burada da sebebini anlatıyorum, hani çok soğuk hava ve kar yağıyor, şort giyemezsin gibi şeyler söylüyorum.

Transkriptin tamamını oku

Bırakıyorum yani kendi özgür iradesini. Hatta çok soğuk bile olsa bazen diyorum ki peki çık dışarı böyle üşürsen giyersin o zaman fark edersin diyorum. Kendi fark ediyor zaten. Kendi ruhunu hayal gücünü yaşatsın orada. Yani neden benim zevkim bu konudaki isteğim onunkinden daha değerli olsun ki? Çünkü aslında bizim hayır diyemememizin ana sebeplerinden biri işte çocukken büyüklerimizin bize bu tarz dayatmaları. Bu şartlarda büyüdüğümüzde hayır demeyi uyumsuzluk olarak görüyoruz. Kaç yaşına gelsek de sanki onay için annesinin gözünün içine bakan çocuklarmışız gibi, hayır demek sanki ait olmak istediğimiz gruptan dışlanmak, terk edilmek gibi şeyler çağrıştırıyor. Bunun yerine kendi duygularımızı göz ardı etmek, kendi isteklerimizden vazgeçmek de daha kolay geliyor. Nietzsche'nin sürü insanı ve üst insan felsefesi gibi.

Bütün dünyada sürü ahlaka hakimdir, diyor Nietzsche. Biz dışlanmamak için sürüye uymak, yani gruba ait olmak isteriz. Doğası gereği insanların çoğu da yaratıcı değildir. Yaratıcı olmadıkları için de bir sürün içinde rahat ederler. Böylece çoğu insanın birbirini destekleme ihtimali artar. Çoğunluktan destek alınca da üst insan gücünü kaybeder, der Nietzsche. Yani farklı değer yargılarına sahip, çoğunun dikte ettiği düşüncelerden etkilenmeyen insandır üst insan.

Bizler için bu çok zordur ama marifet de aslında üst insan olabilmektir. Peki neden zordur? Dediğim gibi, bizler toplumsal değerlere göre yetiştirilirken aslında bir şekilde bir şeye karşı çıkar ve diğerlerinin çıkarlarının tersine fikir ve isteklerimizi söylersek sanki bize kızıp uzaklaşacaklar gibi hissederiz. Ki bu da çok mümkün aslında.

Çünkü insanlar sürekli evet demenize alışmışlarsa bunu kanıksarlar ve bir noktadan sonra bu değerli gelmemeye başlar. Göreviniz bilirler yaptığınız şeyleri ve yapmayı kestiğinizde de sen çok değiştin, eskiden böyle değildin gibi şeyler diyebilirler. Bu sebeple ilişkilerimiz de pek hala bozulabilir. Ama bu işlevsiz bir ilişkiyi yeniden yapılandırmak için fırsatta olabilir bize. Yani bu ilişki yeni şartlarda, bize de daha uyumlu şartlarda bir daha oluşturulabilir. Zaten ilişkilerde dikkat ederseniz hiçbir şeye hayır diyemeyen insanlar genelde nadire nevet diyen insanlarla beraber olurlar.

Böyle ilişkilerle bir taraf sürekli alır, diğeri de her şeye uyum sağlar. Ama hayır demeyi öğrenmek sağlıklı ilişkiler için bir filtre görevi görür, toksik ilişkilerden korur bizi. Çünkü özünde gerçekten iyiliğimizi düşünen, hayat yoldaşımız olacak insanlar sınırlarımıza saygı duymayı bilirler. Narsizmle ilgili bölümde de bencil narsistlerin kendilerine evet deme eğilimindeki kişilerle ilişki kurduğundan bahsetmiştim. Hatta bir spektrum vardı. Bu spektrumun en solunda yer alanlar, kendi öz değerlerine hiç inanmayanlar, kendi hakları ve ihtiyaçlarını yok sayanlardı.

İşte bu insanlar tam da hayır diyemeyen insanlar grubuna ait bir örnek. Herkesin isteklerini kendilerinkinden daha öne koyan, her şeye evetçiler diyelim biz buna. Bu biraz uzun bir tanım oldu, evetçiler diyeyim kısaca. Bu insanlar aslında iyi niyetle başladıkları bu yolda zamanla kendilerini kızgın ve kullanılmış hissetmeye başlarlar. Çünkü kendi değerlerini gitgide kaybederler herkese evet dedikçe.

Ve bu sayede de kendi hedeflerine, kendi öz değerlerine bağlı kalamazlar. Peki nedir bu insanların davranışlarının altında yatan şey? Bu da hayır diyememizin bir diğer sebebi. Hem sevilme arzumuz hem de kaybetme korkumuz. Hele de sevgi bize küçüklüğümüzde koşullu verilmişse, sevilmek birini kaybetmemek için ne pahasına olursa olsun uyumlu olmamız gerektiğini düşünebiliriz. Ki yani bu hiç doğru bir inanış değil. İnsanların ellerinde oyuncak olacak derecede isteklerini yapmak daha fazla sevilmemizi sağlamaz aslında. Sadece daha fazla kullanılmamıza yol açar. Hayır demeye başladığımızdaysa tam tersi. İnsanlar bize daha fazla saygı duymaya, daha fazla önem vermeye başlarlar.

Sınırlarımızın nerede bitip nerede başladığını bilirler ve buna göre davranırlar. Ve ilişkilerimiz de gelişir bu sayede. İlişkiler içinde hayır diyemememizin bir sebebi de insanları hayal kırıklığına uğratma korkumuz. Ben mesela kendi terapistimle görüşürken fark ettim bu durumu. Geçmişe dair hafızama kazınmış birkaç anım var. Bazı olaylar hakkında kötü hissettiğimi hatırlıyorum. Zaten anılarımızda kalan, hafızamıza kazınan şeylerin bize bu kadar yer etmesinin belirli sebepleri oluyor. Bir yerimize dokunuyor ki o sonsuz ana çukurumuzdan onları çekip çıkarıyoruz. Ben de bir seansta terapistime bir anımı anlatıyordum ve bu arada evet terapiye gidiyorum tabii ki. Çünkü bence her terapistin bir terapisti olmalı ve insan her şeyden önce kendini çözmeye çalışmalı başkalarına yardım etmeden önce.

Hani küçük balık akvaryumları vardır ya böyle kase gibi. Onun içinde yüzen minik bir balığım vardı ve ben ona bayağı ciddi bir annelik yapıyordum o yaşlarda. İşte ay bugün tam olarak yemeğini, mamasını yani bitirdi mi, işte iyi mi, hareketli mi falan diye çok ilgileniyordum, çok üstüne düşüyordum. Sonra o benim tabii çekmecelerimin üstünde duruyordu. Bir gün işte çorap alacağım diye o kadar iyi hatırlıyorum ki çekmiştim çekmeceyi. Ve o dolap sallandığında küçük akvaryum yere yuvarlandı ve ayağıma çarptı. Balığım da yere düştü, çırpınmaya başladı. Ben çığlık çığlığa bağırıyorum. Hem ayağım acıyor, hem balığım için çok korkuyorum. Annem koştu geldi odaya, balığımı kurtardı. Sonra tabii benim ayağım acıdığı için annem çorabımı çıkarmaya çalışıyor.

Ben de o zaman oje sürmek çok istiyordum ve yasaktı bizde bu çok. Yani oje sürmek bir çocuk için kötü bir şeydi. Ama ben de o çok özendiğim için ispirtolu kalemle ayak tırnaklarımı boyamıştım. Annem çorabımı çıkarmaya çalışıyor hatırlıyorum. İnanılmaz bir korku sardı içime. Asla izin vermiyorum. Çekiyorum anne ne olur çıkarma diye.

Sonra mesela bunu konuşurken dedim ki benim annem bana bağıran, bana vuran böyle bir anne değildi. Ben neden bundan bu kadar korkuyordum? Ve yine birkaç anım daha var. Aynen bu şekilde. Ne annem, ne babam böyle insanlar. O zaman terapistin demişti ki çünkü hayal kırıklığına uğratmaktan o kadar korkuyorsun ki. Onlar tarafından sana çizilmiş kuralları çiğnediğini fark etmelerini istemiyorsun. Aslında ne kadar minik bir şey değil mi? Masum bir çocuğun tırnaklarını boyaması. Ama o içimde hissettiğim korkuyu hala hatırlıyorum. Ve sonra ben fark ettim ki bu olayı konuşurken ben gerçekten hiç kimseye hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum. Yazar Paulo Coelho'nun çok güzel bir sözü var. Başkalarına evet derken kendinize hayır demediğinizden emin olun diyor. Ben bunu yapıyordum aslında.

Herkese evet derken kendime hayır der hale gelmiştim. Bir şeye evet demek aslında başka bir şeye hayır demek anlamına geliyor. Fark etmesek de hayır dediklerimiz çoğunlukla kendi önceliklerimiz, kendi isteklerimiz oluyor. Ama aslında önce ben diyemezsek bir süre sonra başkalarının isteklerine daha çok değer atfetmeye başlıyoruz.

Zaten hayır diyememenin altında yatan sebeplerden biri de değersizlik hissi. Kendimizi diğer insanlardan daha aşağıda görme eğilimimiz varsa, karşı taraftan gelen isteklere itaat etmemiz gerekiyormuş gibi, onun istediğini yapmakla yükümlüymüşüz gibi hissedebiliyoruz. Ama tabii bunun altında sadece insanlara yardımcı olma isteğimiz de yatabilir. Bu da bir sebep.

Bazen de özümüzde gerçekten yüksek empati sahibi olduğumuz için yardım etmek istiyoruz ve kendimizi o insanın yerine koyuyoruz, elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. Ama bizim de sınırsız bir gücümüz yok bu konuda. Kendimiz pahasına herkese yardım etmeye çalışırken de tükeniyoruz. Peki diyelim evetçe olmanın bizden neler götürdüğünün farkına vardık ve artık hayır diyebilmek istiyoruz.

Bu adımı nasıl atabiliriz ilk olarak? Doğan Cüceroğlu der ki, başkaları kırılır mı, alınır mı, beni sevmezler mi, hakkımda olumsuz düşünürler mi gibi sorular içinde yaşamanı düzenleyen biri hayır diyemez. Yani hayır demek hele de alışkın değilsek başlarda epey cesaret ister. O yüzden adım adım ilerlemek ve bazı sorular hakkında farkındalık sahibi olmak önemli. Mesela kimlere hayır diyemiyoruz? Evet dediğimiz şeyleri özünde yapmak istiyor muyuz gerçekten yoksa kırmamaya mı çalışıyoruz karşı tarafı?

Gün sonunda bunları gözden geçirebiliriz mesela. Bugün nelere evet dedim, neleri kabul ettim, bu durumdan memnun muyum? Sonra da bunun üzerinden bir liste çıkarıp eğilimlilerimizin farkına varmak, bir dahakine sırf birini kırmamak adına evet dememek üzerine kendimizi eğitmeye çalışabiliriz. Söylemesi kolay böyle şeyler didaktik bir şekilde ama nasıl eğitebilirizin cevabı tabii daha zor. Mesela hayır dediğinizde kendinizi yargılayan sesi duymakla başlayabilirsiniz.

Ve ilk başlarda bu çok olacak. Kendinizi kötü hissedeceksiniz hayır dediğiniz için. Çünkü hayır demek bizim için yeni bir patika olacak ve alışılmamış bir patikaya saptığımızda böyle hisler yaşamamız çok doğal. Ama bu yargılayıcı sesin doğru olmadığını anlayın ve hatırlatın kendinize. Her şeye evet demenin yükünü fark edin ve ne kadar zor olsa da hayır demeyi deneyin. Bu sırada dediğim gibi kendinizi kötü hissettiğinizi fark edeceksiniz. Hatta en basitinden hayır dediğiniz an detaylı bir açıklama yapmaya çalışacaksınız.

Sanki mahcup olmanız gereken bir durum varmış gibi davranacaksınız. İşte hayır, bu işi yapamadım çünkü çok yoğundum. Sonra işlerim birikti. Aslında çok isterdim ama üstüne şunu bunu yetiştirmem gerekti. Ben de çok keyif alırdım ama kusura bakma lütfen gibi. Hele bir de karşı taraf ısrarcıysa ve bu mazeretler üzerine diretirse daha da kötü hissetmeye başlayacaksınız ve belki bir noktada tekrar evet diyeceksiniz.

O yüzden bir diğer adım olarak net bir şekilde hayır demeyi öğrenmemiz gerek. Çünkü insanlar aslında buna daha çok saygı duyar ve daha sonra zorlamamaya başlarlar sizi. Net olursanız sınırlarınızı daha doğru çizmiş olursunuz. Her şeyden önce evetçi insan olunca daha fazla sevilmeyeceğimizi, kabul ve saygı görmenin tek yolunun bu olmadığını ve hayır demeye başladıkça bunun gitgide kolaylaşacağını, hayat kalitemizi artıracağını unutmamalıyız. Yoksa her şeye evetçi olmaya devam ettikçe bir süre sonra kızgınlıklarımız oluşuyor.

Bir şeyleri içimize attıkça da dargın oluyoruz hayata ve insanlara. Ve bu bizi hasta ediyor. Hatta Gabor Mate çok severim kendisini. Vücudunu sayı diyorsa kitabında, kanser, MS, ALS gibi hastalıklara sahip insanların genellikle hayatlarında hayır deme konusunda başarılı olmayan kişiler olduğunu söyler. Yani eğer biz hayır demeyi öğrenemezsek, sonunda bunu bizim yerimize bedenimiz yapmaya başlıyor. O yüzden de duygularımızı, düşüncelerimizi içimize atmamayı öğrenmemiz gerekiyor. Yani bir şey yapmadığımız zaman, bir şey evet demediğimiz zaman karşı tarafa duygularımızı anlatmak, bunu neden yapmayı tercih etmediğimizi söylemek de çok önemli. O yüzden duygu ve düşüncelerimizi içimize atmadan, karşımızdaki insanların çıkarlarıyla onlarla çatışsa da net bir şekilde hayır diyebilmek çok önemli.

Bölümün sonuna yaklaşırken toparlamak gerekirse hayır diyebilmek sağlığımız, ilişkilerimiz, hayal ve hedeflerimiz, kendimizi gerçekleştirebilmemiz, öz değerlerimize bağlı kalabilmemiz ve daha anlamlı bir hayat yaşayabilmemiz için çok önemli. Peki ben tüm bunları biliyorum ve sana anlatıyorum burada ama ben tam olarak uygulayabiliyorum bunları dersen? Bu benim için de bir yolculuk tabii. Ama şöyle diyebilirim ki kendi sınırlarıma saygı duymaya başladığımı ve hayırlarımı epey arttırdığımı fark ediyorum hayatımın bu döneminde ve bundan dolayı da mutlu hissediyorum. Peki sen istemediğin halde sadece birilerini kırmamak, kabul görmek, sevilmek için nelere evet diyorsun? Değersiz hissettiğin için karşındakinin isteklerini koşulsuz gerçekleştirmeye çalıştığın oluyor mu? Böyle korkmasan, çekinmesen nelere hayır derdin? Bir sonraki patikada yürüyünceye dek özgürce hayır diyebildiğin günler dilerim.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)