Podcast

Aptallaşıyor muyuz 3: Test Problemleri ve Problemli Testler

Fularsız Entellik

4 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

IQ testlerinin tarihinden devam edip, modern testlerdeki problemlere geliyoruz. Geçen bölümde olduğu gibi birkaç örnek soru ekledim yine. Mesela: Tuz ile suyun en önemli ortak yanı nedir?

(Duyuru: Bunca bölümdür devam etmemi sağlayan en önemli şey, Patreon'dan irili ufaklı destek veren sizin gibi dinleyiciler. Bu destek doğrudan bana geliyor, normal reklam gelirleri ise (varsa o ay) yapımcımla paylaşılıyor. Ayrıca patronlara e-kitabım bedava, yoksa da buyrun: Safsatalar Ansiklopedisi Kısaltılmış Edisyon)







Bölümler:


(00:45) Acıların çocuğu Darryl

(02:25) Yerde cüzdan bulunca ne yapmalısınız

(04:15) Tuz ile su arasında ne ortak

(05:15) Özel eğitim: bedavaya kasiyerlik

(07:55) Raven's Progressive Matrices

(10:30) Test sorunları: Tekrar ve motivasyon

(12:30) Mensa ve online IQ testleri

(14:00) Mutluluğu banka hesabıyla ölçmek

(16:05) Sonraki bölüm: G faktörü

(17:10) Patreon teşekkürleri





.

Kaynaklar:



Zenci çocuklara IQ testinin yasaklanması


Raven’s progressive matrices test


Mensa Norveç testi







Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

2.533 kelime · ~13 dk okuma

IQ skoru mutlak bir ölçüt değil, bir kıyas. Normalizasyon için kullanılmış olan gruba göre daha iyiyseniz 100'ün üstünde olacak skorunuz. Ama ya o grup sizin gibileri yeterince temsil etmiyorsa? 1.

Dünya Savaşı'ndaki testlerin yaptığı hataları tekrarlamayacaktık artık değil mi? Yani 1970'lere gelmişiz. Selam fularsızlar. Hatırlarsanız bir önceki bölümü bu sözlerle bitirmiştik.

Bugün de hiç tatava yapmadan kaldığımız yerden aynen devam edeceğiz. Birkaç sene önce Radio Lab podcast'ı G isimli bir seri yapmıştı. Radio Lab olduğu için G diyorum ama G demem lazım ya. Giresun'un G'si.

Transkriptin tamamını oku

Daryl isimli bir gencin 1970'lerdeki hikayesiyle başlıyordu bu seri. Darrell'ın kafası çalışıyor aslında, sosyal ilişkileri fena değil, sayılarla arası iyi ama okuma sıkıntısı var. Belki dysleksik, belki başka bir şey, o kadarı belli değil. Her sene IQ testlerine giren 1 milyon öğrenci gibi o da bir teste giriyor ve o dönem Kaliforniya'da bir çocuğun özel eğitim alıp almaması gerektiğine karar vermek için IQ testi yapmak kanunen zorunlu.

Test sonucu geliyor, resmi etiket ne biliyor musunuz? Educable mentally retarded. Eğitilebilir geri zekalı olarak çevrilebilir. Özel eğitim programı dediğin şey de FASAFISO.

Yani eğitilebilir demişler ama eğitmekle uğraşmamışlar. Benzer etiketi olan ama bambaşka nörolojik sorunları veya durumları olan çocukları toplamışlar, haftada birkaç saat ders anlatıyorlar, kalanında da bunları çayıra çimene salıyorlar, geziler yapıyorlar, efendim hijyen gibi konuları öğretiyorlar. Yani kötü bir hayat değil aslında ama eksikliklerini kapayamıyorsun. Okul bitince belli bir hayata mahkum edilmiş oluyor onlar.

Dahası Daryl'ın ailesi bu işleri sonradan öğreniyor. Aldığı testin IQ testi olduğunu ve eğitilebilir gerizekalı olarak etiketlendiğini sonradan öğreniyorlar. Hayatı değişmiş çocuğun. Daryl bir zenci.

Zenciler de bu programların %27'sini oluşturuyorlar. Normalde öğrenci nüfusunun %9'u olmalarına rağmen o dönemde, Benzer durumdaki birkaç aile bir araya geliyorlar devlete karşı bir toplu dava açıyorlar. Kaliforniya eğitim sistemine karşı daha doğrusu. Bu duruşmalar sırasında okullarda kullanılan IQ testlerinin tamamen beyaz öğrenciler kullanılarak normalize edildiği anlaşılıyor.

Bu niye önemli? Birinci Dünya Savaşı'nda orada da kullanılan testleri andıran bir soruyu örnek vereyim. Hani orada sormuştuk ya, manav size fazladan para üstü verirse ne yapacaksınız diye. Çok benzer bir soru.

Bir süpermarkettesiniz, size ait olmayan bir cüzdan gördünüz. İçinde biraz para var, ne yapmalısınız? Seçenekleri tek tek saymayayım. En yüksek puan kazandıracak cevap şu, dükkan sahibine veya kasiyere haber vermek, cüzdanı onlara bırakmak.

Çünkü beyaz, orta sınıf gerçekliğinde en işler senaryo bu oluyor. Bu bir genel kültür sorusu bile değil aslında, asimilasyon sorusu. Daryl gibilerinin dünyasında ise en angutça hareket bu olurdu. Çünkü cüzdanı çalmış olmakla suçlanabilirler.

İçindeki parayı almış olmakla suçlanabilirler. Hiçbir suçlama getirilmese bile ifade verecekler. Polisle durduk yere başları derde girebilir. Uğraş dur.

1970'lerdeyiz hatırlatayım. Hadi parayı çalayım desen, belki bu bir tuzak seni yakalayıp içeri atacaklar. En akıllıca hareket görmezden gelmek. Ama bu cevapla hiç puan alamıyorsun.

Bu arada aynı soruyu Türkiye'de yetişen birine sorsalar ne olurdu? Bir düşünün siz ne cevap verirdiniz? Ben küçükken yani süpermarketler yerinde bakkallar varken cüzdanı dükkan sahibine bırakmak herhalde daha makul bir hareketti. Herkes birbirini tanıyor.

Şimdi hem fakirleşmiş bir halk var hem de o sosyal bağlar zayıflamış. Böyle bir ortamda cüzdanı dükkan çalışanlarına vereceğime kişiyi kendi bulmaya çalışırım. Hatta onu da biraz karmaşık bir şekilde yaparım. Ne kadar para varmış cüzdanda?

Benim ne kadar ihtiyacım var? Çevremde yardıma ihtiyacı olan birileri var mı? Sosyal medya profillerine bakayım bu cüzdanın sahibinin nasıl biriymiş? Bunların hepsi kararımı etkileyecek şeyler.

Bu bir zeka testiyse eğer, çok boyutlu düşünebilmek ve çevreye adapte olabilmek ödüllendirilmeli. Genel sorun şu, Stanford bineyden beri 60 sene geçmiş davanın görüldüğü tarihte ve hala sınavda böyle sorular var. Biraz daha az kültürel bir örnek soru. Tuz ile su arasında ortak ne var?

Bu noktada podcast'ı durdurup düşünün bakalım aklınıza neler geliyor. Benim aklıma gelen ilk şey şuydu. İkisini de tüketiyoruz. Yaşam için ihtiyacımız var.

Bu cevap kısmen doğru olarak değerlendiriliyormuş. İkinci aklıma gelen şey, ikisinin de denizlerde olduğu. Bu cevabı 0 puan. Üçüncü aklıma gelen, bunların kimyasallar oldukları.

Ama bunu biraz saçma bulmuştum çünkü etraftaki her şey birer kimyasal, başka bir şey vardır herhalde diyorum. Doğru cevap, evet ikisi de bileşik kimyasallar. En yüksek puanı bu alıyor. Bu cevabın zeka ile ne alakası var ya?

Okulda öğrenilmiş, pratikte de pek bir anlamı olmayan bir bilgi bu. İkisi de denizlerde vardır cevabından daha doğru olmasını sağlayan bir şey yok. Bu arada o ikisi de denizlerde var cevabı da tamamen coğrafyaya göre değişecek bir cevap. Yani deniz kıyısında yetişen bir grup çocukla dağlık bir bölgede yetişenlerin cevapları aynı olmayacak bu soruya.

Yıllar süren mahkeme süreci sırasında Daryl'in ailesi başka bir eyalete taşınmış. Daryl orada da özel bir eğitim programına kaydoluyor. Ama bu program dedikleri şey öncekinden de beter. Günün yarısını bir zincir süpermarkette kasiyer olarak geçiriyor, sonra okula gidiyor.

Ve kasiyer olarak çalışırken para yerine ders kredisi kazanıyor. Resmen bedava iş gücü düzeni kurmuşlar, kölelik. Bu programa karar veren yetkililere para yedirmedilerse, çocuklarımızı pratik hayata hazırlıyoruz diye halka pazarlamadılarsa ne olayım? Annesinin bundan da haberi yok.

Yine onu da öğreniyor, ona itiraz ediyor. Normal bir sınıfa alınıyor bu sefer. Hiçbir özel eğitimi olmayan. E orada da geri kalıyor iyice.

Okuyamadığı için bir türlü mezun olamamış. Yıllar geçiyor. Daryl tabii alt sınıf bir hayat yaşıyor. Kötü bir işi var.

Fakir, madde bağımlılığı başlamış. Bir gün bir iş kazası geçirip sakatlanıyor belinden. Şirket bir süre sonra buna tazminatı hak kazandığına dair bir mektup yolluyor. Ama onu okuyamadığından mektubu reklam sanıp çöpe atıyor.

Parayı da alamıyor zamanında. Ya adam resmen acıların çocuğu küçük Emrah. Öyle bir hayat yaşamış. Neyse biraz mutlu bir sonu var hikayenin.

Bağımlılıklarından kurtulmuş, çeşitli programlara yazılmış, çocukluk aşkıyla evlenmiş, düzgün bir de çocuk yetiştirmişler. Bu esnada bir gazeteci çıkıp geliyor. Ya Kaliforniya'daki o davayı başlatan sen değil misin kardeşim diye. Dava tutanaklarında çocukların kimliği gizlenmişti.

Bizimkinin olan bir tanenin haberi yok ama aradan geçen zamanda o dava meşhur oluyor. Meşhur çünkü sonunda yargıç testlerin fazla kültürel oldukları, zekayı pek ölçmedikleri ve haksız ayrımcılığa yol açtıkları kanısına varıyor ve inanılmaz bir karar vererek IQ testlerini yasaklıyor. İnanılmaz olan kısmı bu değil yalnız. Sadece zenci çocuklar için yasaklıyor.

Beyaz, Asyalı, Meksikalı, Eskimo, Şubu... Herkes alabilir. Gay, straight, hepsi alabilir. Vatandaş, göçmen... Sadece zencilere yasak.

Ve bugün halen yürürlükte bu karar Kaliforniya'da. Kararın kendisini yol açtığı ayrımcılık hasarı herhalde daha büyük olmuş olabilir. Ama Daryl bir şekilde hukuk tarihine ismini yazdırmaktan memnun. Bunları da anlatınca gülüyor.

O günlerden bu yana testlerin içeriklerini epey değiştirmişler. Test subjeleri hakkında da çok veri topluyorlar artık ve bunları işliyorlar. Mesela belli bir soruda, bilmem ne bölgesindeki belli bir etnisite ve sosyoekonomik kimliğe sahip çocuklar çok daha başarılı cevap veriyorlarsa, o soru kültürel yanlılığı olabileceği için değiştiriliyor veya inceleniyor. Tabii sayısal beceriler, soyut matematik, uzamsal beceriler, bunlar doğaları itibariyle daha nötürler.

Ama özellikle akıl yürütme becerisini kültürel yanılık olmadan ölçmek gerçekten büyük sorun. Bu yüzden Raven's Progressive Matrices denen bir soru kümesi çok popüler oluyor. Bunlar genelde 3x3'lük matriksler şeklinde 9 şekilden oluşuyorlar. İlk sıradaki 3 şekil arasında bir ilişki var.

O ilişkiye göre değişiyor bu şekiller. Aynı ilişki ikinci sırada da mevcut. Son sırada bir şekil eksik. İşte siz o ilişkileri bulup son sırayı uygulayacaksınız, kayıp şekli bulacaksınız.

Sorularda hiçbir açıklama yok. SALT görseller sadece farklı alt kültürlere değil, farklı ülkelere de uygulayıp direkt karşılaştırma yapmana olanak sağlıyor. Bu da daha büyük veri setleri demek, üstüne yazılmış daha fazla makale demek vs. vs.

Benim bu seriye hazırlık için girdiğim onca uyduruk online testinde ciddi bir kısmı bu matrikslerden oluşuyordu. En bilinen ve en eski yüksek zeka kulübü olan Mensa'nın pratik için sunduğu online testlerdeki tüm sorular böyleydi mesela. Başlarda basit simetrilerden ibaret olan yani minimum akıl yürütme içeren ilişkiler giderek karmaşıklaşıyorlar. Mesela ilk şekildeki dairenin içinde bir siyah nokta olsun, bu nokta saat yönünün tersini hareket ediyor.

Bunu rahatça anlıyorsun. Sonraki soruda benzer bir şey var ama dönüş hızı sabit değil. Giderek artıyor. Onu anlaman lazım.

O yüzden noktanın bulunacağı yeri hesaplayacaksın. Böyle böyle zorlaşıyor ama ilk denememde bir noktada tıkandım kaldım. Tabii çok ciddiye almıyordum sınavı. Elimde kağıt kalem bile yok.

Ama yavaş yavaş gıcık etti bu durum beni. Nasıl olur da anlamam ya? Sonunda kafama dank etti. Takıldığım soru da aslında şekiller arasında kademeli bir değişim yoktu.

Onun yerine ilk şekille ikinci şekli üst üste getirmem gerekiyordu. Çakışan kısımlar birbirlerini götürüyorlar, oralar boşluk oluyor. Kalan kısımlar da toplanıyorlar gibi üçüncü şekil böyle oluşacaktı yani. Kafam bu kademeli değişim fikrine fazla takılmış olduğundan bu yeni mantığı bulmam biraz uzun sürmüştü.

Kalan sorulara zamanım yetmedi. Ama ertesi gün Mensa.org'un 50 soruluk bir pratik testi var. Ona başladığımda bu bilgiden faydalandım.

Kafamı karıştıran bir matrix gördüğümde hemen kendime soruyordum acaba toplama çıkarmalı bir durum mu var diye. Bana çok hız kazandıran bir filtre olmuştu bu. Daha sonra Mensa'nın Norveç sitesindeki testi aldım. O daha da zordu ama bu pratikler sayesinde hızlıca yaptım.

24 saat öncesine göre çok daha zeki birimi olmuştum. Genlerim bir değişmişti. Yo, bir iki şey öğrenmiştim, o kadar. Üstelik bu değişimi olabilecek en soyut soru tiplerinden birinde yaşadım.

Mesela başka test tiplerinde sayı dizilimi soruları var. Bir grup sayı veriyorlar, sonra bir boşluk var. Buraya hangi sayı gelecek? Onlar bile bilgiye bağlılar.

Mesela Fibonacci dizisini bilirsen veya ikinin karelerini, üçün küplerini ezberlemişsen çok daha hızlı çözüyorsun. Genelde zaten IQ testlerini tekrarlamak yaklaşık 10 puanlık bir artışa sebep oluyor. Benim yaptığım gibi spesifik bir soru tipi öğrenmemiş olsanız bile yani her girdiğiniz sınavın içeriği bambaşka olsa bile en azından test edilme yeteneğinizi arttırmış oluyorsunuz. O da önemli bir şey.

Mesela bir soruyu ilk anda bilemeyince panik yapmak yerine sistematik, sakince düşünmeye alışıyorsunuz. Bu da performansınızı arttıracak. Pratikten sonra ikinci önemli konu motivasyon. Benim bu online testleri iyi çözmem için tek motivasyonum egomdu.

Bazen bu yeterli değil. Herhalde en basit ve standart motivasyon paradır. Bir araştırmaya göre sadece 10 dolarlık bir performans ödülü bile IQ skorlarında ortalama 20 puanlık bir sıçramaya sebep olabiliyor. Tabii bu demek değil ki herkesin skoru 20 puan artacak.

Çan eğrisinin uçlarındaysan bu tip etkilerin boyutu azdır muhtemelen. Ama veri setlerinin çoğu tanım itibariyle ortalama insanlardan geliyor. E onların da birçoğunun yeterli motivasyonu yok genelde bu deneylerde. Üçüncü konu örnekleme sorunu.

Bunu aslında diğer sınavlardan biliyorsunuz. Aylarca öğrenip çalıştığınız bir konu var. Bu konudaki bilginizi ölçecek kusursuz bir test olsaydı bile, defalarca pratik yapmış olsanız bile ve testi geçmek için gerekli motivasyonunuz sonsuz olsa bile, siz sabit bir şey değilsiniz ki. Değişiyorsunuz sürekli.

O gün mesela bağırsaklarınızdaki bakteri dengesinden tut, 3 gün önceki uykunuza, 24 saat önce aldığınız alkol miktarına, evde yaşadığınız strese, her şey sizi etkiliyor. Bir bilisel yeteneği tek bir puana indirgemek yeterince yanlış değilmiş gibi, zamandaki tek bir noktaya da indirgiyoruz. IQ testi dediğin şey, bir saatlik bir halini 7 gün 24 saat sabit bir şeymiş gibi genele yayan bir etiketleme mekanizması. 3 sene önce bir sınava girip düşük bir IQ skoru almıştım demek yerine düşük IQ'luyum deniyor.

O da günlük hayatta zekanın ölçütü olarak kullanıldığından aptalım ben ne evriliyor, o insanın kimliği o oluyor. Sözde süper zeki insanların grubu olması gereken Mensa, bazı ulusal dernekleri, daha da aptalca bir şey yapıyor. Hayatınız boyunca sadece bir veya iki kere deneme yapabilirsiniz. O kadarına izin veriyorlar.

Niye kardeşim? Belki o gün isaldım. Ve bakın bir kere girdikten sonra da kulübe sonra sürekli ölçülmek diye bir şey yok. Sonsuza kadar sertifikalısınız.

Yani aslında Mensa gibi kulüpler zekiler kulübü değil. Bir keresinde bir teste başarılı olmuştum ve en tepedeki %2'lik kısma girmiştim kulübü. Ve bu sıfat için de senelik üyelik aidatı ödüyorlar. Hani networking için, başkalarını tanımak için belki değer.

Yargılamıyorum onu. Ama bununla övünmeye çalışmak baya komik bir durum. Benzer bir saçmalık da online testlerin %99'unda mevcut bu arada. Bunlar skorları çok şişiriyorlar.

Hani kendinizi iyi hissettirip cüzdanınıza el atmak için. Mesela ilk girdiğim teste sadece 15 soru vardı. Zor da değillerdi. Hepsini doğru bilince bir mesaj çıktı.

IQ'nuz 160 veya üzeri olabilir. Ayrıntılı bir test için test merkezlerimize gelin. Sadece 75 dolar. Asıl IQ testi testten sonra gelen kısım.

Ulan 160 IQ demek. Bak ortalama 100 ya, ortalamanın 4 standart deviyasyon üstü. Yani 30 bin kişide 1 aşağı yukarı. Hani bir stadyum dolusu insan bu testi alsa, 1 kişinin alacağı skor.

O 15 soruda mı bulacaksın bu kişiyi? Böyle böyle önce gazlıyorlar sonra da kaz gibi yoluyorlar milleti. Sonuçta tersini yapsalar para yok yani IQ'nuz birazcık düşükmüş. Bize para verin de söyleyelim tam olarak neymiş.

Böyle bir mesajın başarı şansı olmuyor. Evet, IQ işini yeterince gömdük herhalde. Hem tarihsel uygulamasını, hem ona içkin sorunları. Bir yerde şunu okumuştum, aklımda kaldı.

Birinin zekasını IQ testiyle ölçmeye çalışmak diyor, mutluluğumuzu banka hesabına bakarak ölçmeye benziyor. Aslında bu analoji IQ testlerine fazla cömert bile olabilir. Çünkü banka hesabındaki para sürekli değişse bile en azından herhangi bir ölçüm anında kesin ve tek bir değeri var. IQ'da o da mümkün değil.

Ama ve lakin banka hesabıyla mutluluk arasında da bir ilişki var. Her zengin mutlu olmuyor, her fakir de mutsuz olmuyor ama milyonlarca insana bakarsak doğru bir orantı görüyoruz, bir korelasyon var. IQ skorlarıyla başka şeyler arasında da böyle bir korelasyon var. Hatta para ve mutluluk bunlardan ikisi.

Bu da çok şaşırtıcı değil aslında. En baştan bakarsak IQ ile en çok koreli olan şey akademik başarı ve ikisi de test edilmeye dayanıyor. Dolayısıyla o yetenekler önemli ve akademik açıdan başarılı olanlar genelde daha iyi iş sahibi oluyorlar, daha çok para kazanıyorlar. Para ile uzun yaşam alakalı, sağlık alakalı ve mutluluk alakalı.

Dolayısıyla IQ ile tüm bunların alakalı olmaları, koreli olmaları gayet normal. Bana şaşırtıcı gelen kısım iş performansını da tahmin edebilir olmasıydı. Yani girdiğin iş tipinden bağımsız olarak o işte ne kadar başarılı olduğunu da IQ puanına bakıp tahmin edebiliyorlar. Tabii tekrar hatırlatayım, bunun altını defalarca çizmek lazım.

Burada deterministik bir durum yok, kişisel bir tahmin durumu da yok. Büyük gruplar içinde ortaya çıkan bir korelasyon bu. Ama sonuç olarak bu korelasyonlar şuna işaret ediyor, IQ skoru işe yaramaz bir şey değil. Bir tahmin gücü olan herhangi bir şey işe yaramaz değil.

Asıl soru, tüm belirsizliklerine, yanlış anlaşılmalarına, tarihsel problemlerine, işin bilimsel kısmıyla genel toplumda anlaşıldığı hali arasındaki farkı. tüm bunlara değecek bir değer sağlıyor mu? Özellikle de IQ'nun tek test tipi olmadığını düşününce, yani mesela Big Five gibi yaygın kişilik testlerinin ötesinde sağladığı ekstra değeri düşünün. Onları işin problemli kısmıyla tartmak lazım.

Sonra da evet bunca tatavaya değer veya değmez diye bir yargıda bulunmak lazım. Bu sizin ödeviniz olsun. Bir sonraki bölüme kadar böyle ödev veren podcast siz işte. Bense bir itirafta bulunacağım.

Bu hikayede bir adımı atladım bilerek. Politikalar ve önyargılar bilimi şekillendiriyor demiştik. Ama yumurta da tavuktan geliyor. Yani bilim de bu önyargıları şekillendiriyor.

Onca insan durduk yere IQ'nun kalıtsal ve sabit olduğuna inanmadı. Yahut zekanın tamamen ölçülebilecek tek bir şey olduğuna inanmadı. Bunlara sebep olan bir şeyler vardı. IQ testleri de kendi içlerinde Koreliler.

Yani birbirinden farklı bilişsel becerilerden birinde iyiyseniz diğerinde de iyi olma ihtimaliniz artıyor. Dolayısıyla ölçülebilen yeteneklerin altında yatan genel bir zekanın olduğuna inanış artmıştı bu keşfedilince. Neden bahsediyorum burada? IQ kadar meşhur olmasa da bence ondan daha önemli olan G Faktörü kavramından.

Bir sonraki bölümde bundan ve kalıtsallık konusundan bahsedeceğiz. Sonra da nihayet ilk bölümde bıraktığımız konuya dönebileceğiz. Yani aptallaşıp aptallaşmadığımızı Flynn etkisini cevaplamak için elimizde yeterince cephane olacak. O zamana kadar ne yapalım, önümüze gelene teşekkür edelim.

Kaliforniya Eğitim Müdürlüğü'ne, Matrixler'in babası Raven'a, Mensa'ya, bütün o kolpa online IQ testlerine ve tabii ki patronlarımıza. Özellikle de Zafer Faydalı, Fatih Karaca, Çağlar Pir, Ege Edi Siva, Rıdvan Duran, Vedat Kürşün, Batuhan Avcı, Sezer Sunar, Bahadır Batır, MLCT, Elad Azizli ve Yücel Balım. Pek yakında G noktasında görüşmek üzere.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)