
5.186 kelime · ~26 dk okuma
Fularsızlar selam. Dont Look Up temalı içeriğimizin ikinci yarısındayız. Ama illa ilkinden başlamanıza gerek yok. Bunu bitirin, sonra dönersiniz ilk kısma.
Rahat olun. Bugün NASA'nın Jet Propulsion Lab'inde çalışan astrofizikçi Umut Yıldız'la beraberiz. Ama bu bir konuk profili değil. Yani Umut kimmiş, neciymiş, neler başarmış, onları başka yerden dinlersiniz.
Zaten ünlü adam yani benim tanıtmam bir garip. 500 bin takipçisi var Twitter'da. Böyle astrofizikçi mi olur ya? Onun yerine bugün, malum filmi bahane edip, orada görülen süreçler gerçekten nasıl oluyorlarmış, bir gök cisminin mesela dünyaya çarpacağı nasıl anlaşılır, hasar tahmini nasıl yapılır, nasıl önlenir, nasıl kaçılır ve hatta bu işten nasıl para kazanılabilir?
Bunları konuştuk. Kısa bir duyuru sıkıştırayım araya. Eğer Patreon destekçisiyseniz bu bölümün biraz daha uzun bir versiyonuna erişiminiz var. Birkaç dakikalık ekstra içerik koydum.
Beleştiyseniz de üzülmeyin, o ekstralar kritik değiller. Bu zaten istisnai bir durum. Normalde bölüm içerikleri tıp atıp aynı oluyorlar. Tek fark reklam olmaması.
Ama bu kaydı yaptığım günlerde zaten kimseye reklam yok. Çünkü sponsorsuz bir şekilde amatör ruhla takılıyoruz. Böyle dönemlerde o destekçilerin değeri iyice belli oluyor. Ayrıca 30 Ocak Pazar akşamı Türkiye Saati ile 21'de Discord sunucumuzda buluşup laflayacağız.
Podcasti de zamanında taze taze dinleyenler için bir davet olarak kabul edebilirsiniz. Direkt pat diye dalalım işte. Böyle NASA için veya değişik üniversitelerde uzay araştırmaları yapan öğrencilerin eline böyle milyon dolarlık teleskopları veriyorlar mı? Evet ve hayır.
Ben de açıkçası bu büyük teleskoplarda baya gözlemler yaptım. Gecelerce, günlerce gözlemler yapmış durumdayım. Şöyle oluyor, aynı cümleyi sen de söylüyorsun. Ya kaç milyon dolar, binlerce kişi bu teleskop üzerinde çalışmış.
Ve ben şunu yanlış bir düğmeye basarsam, ne olur şuradaki kırmızı düğmeye dayanamaz da basarsam ne olur falan diye böyle kendime tutmaya çalışıyorum. Senin normalde bir fikrin vardır. Ne bileyim galakside bir şeyler gözlemek istiyorsun. Kozmolojiyle alakalı bir şeyler gözlemek istiyorsun.
Vardır senin bir fikrin. Ve bu teleskoba proposal yazarsın. Bir proje önerisi gönderirsin. Gönderdikten sonra bir 6 ay falan bunun değerlendirene süreci gelir.
Tamam derler senin projeni kabul ediyoruz. Sana işte ne bileyim 1 gece, 3 gece, 5 gece. Eğer ki milimetre teleskobuysa ya da radyo teleskoplarsa 3 saat, 5 saat, 10 saat, 100 saat falan sana böyle. ...gözlem zamanı verirler ve sen o teleskoba gidersin.
Sonra teleskopta genelde ilk gecende mutlaka... ...Support Astronomer olur, bir de Telescope Operator olur. Telescope Operator gerçekten artık 20 yıldır bu işi yapan insan.
Koordinata girersin, o adam hemen filmine geri döner. O şekilde sosyal bir insandır. Adam bıkmış artık. Dünya'nın en ilginç şeyi bizim için ama.
Yani senin galaksinin bilmem neresindeki o merkezindeki kara deliğe gözlüğü olman adamın çok da genelde umurunda olmayabiliyor. Bir de support astronomer ya da astronomer in duty diye bir görev var. Bu da doktorası olan bir astronom ama mesleği artık o teleskopta gözlemlere yardımcı olman. Projeni yaparken işte diyorsun ki ya ben işte şu kaynakları gözlemek istiyorum.
Adam bakıyor ya da kadın bakıyor diyor ki şunu yapabilmen için şu şekilde teleskobu çevirmen gerekiyor, şöyle yapman gerekiyor. Yani teleskop fiziksel özelliklerine göre sana fayda sağlayabiliyor. Ama bunlar genelde birinci gece oluyor. Ve sana diyorlar ki, bak diyorlar şu tuşa basıyorsun, ondan sonra şuna basıyorsun, ondan sonra şu skripte giriyorsun, ondan sonra teleskop senin.
Bir sorun olursa beni kaldırırsın diyor çünkü gecenin bir yarısı. Ve tek başına orada müziğini bir kenarda dinliyorsun, kahve almaya gidiyorsun. Şey ilginç aslında sen dedin ya başvurusunu önceden yapıyor diye hesap etmesi lazım. Ben bu teleskobu aldığımda bu gözleyeceğim şeyin gözlenebilir olması lazım.
Tabii tabii. Kronolojik sırayla devam edelim o zaman. Şimdi teleskobu kullandı. Tam o sırada diyelim yeni bir şey keşfettim.
Öyle çat diye yeni bir şey keşfettiğini anlayabiliyor musun? Yoksa datanın bir yerlerde analiz edilmesi mi gerekiyor? Aylar sonra mı belli oluyor bu? Çok güzel bir soru gerçekten.
Evet, birçok teleskopta zaten anında alamazsın. Biz buna publishable quality deniriz. Yani artık yayına hazır kalitede görüntü deriz. Örneğin atmospheric calibration diye bir şey yaparsın.
Çünkü atmosferde o anda önünden bulut geçiyordur. Yarım saat önce bulut yoktur. Böyle farklı kareler çekersin. Ondan sonra birleştirirsin falan.
...teleskopta gözleme yaptıktan hemen sonra... ...sana küçük bir ön izleme gibi bir şey gelir.
Sen de oradan, ha tamam dersin, benim gözlemem doğru gidiyor, evet doğru yeri görülüyor. Buradan devam edebiliriz dersin ve öyle devam edersin. Normalde böyle, aha işte galaksileri izlerken... ...bir bakmışım da oradan komüt geliyormuş,
o komütü de yakalamışım. Genel itibariyle yok öyle şeyler. Diyelim analizini yaptın veya o kadar artık bariz bir şekilde böyle dev bir cisim geliyor ki anında gördün. Ne yapıyorsun?
İlk adım nedir? Hemen ismimi buna versinler diye Amerikan Başkanı dahil herkese haber mi veriyorsun? Ne güzel olur değil mi? Bunun bir protokolü var mı yani?
Yeni uzay cismi keşfetme protokolü. Astronomer's Telegram diye bir şey var. Bu çok eski. Bu bizim Telegram değil yani.
Telegram'ın gerçek Telegram olduğu zamanlardan kalan bir olay aslında. Böyle bir şeyde örneğin kendi keşfini hemen orada yayınlayabilirsin. Dediğim gibi yani senin yayınlanmaya hazır resmi elde edebilmen aylar sürüyor. Ama örneğin sen o keşfi yaptıktan sonra ne bileyim 3-5 gün sonra başkası da aynı yere bakıp da o keşfi yaparsa senden tamamen gitmiş olur.
Onun için hemen evet ben bunu gördüm. Yayınlayacak vaktim yok elbette ki ve hemen bunu bir kenara kaydediyorum. Zaten orada dikkat edersen hemen şeyi arıyorlar. Dr.
Oglethorpe diye bir adam var. İşte Planetary Defense Coordination Office diye bir yer. Orada da zaten çok esprili bir şekilde, this is a real place. Gezegen koruma koordinasyon ofisi.
İnsanlar böyle alay ediyor falan gibi düşünebilir ama gerçekten böyle bir ofis var. O da diyor hemen yani, Minor Planet Center'a niye haber vermedin diyor. Onlar da diyor ki, şu anki hesabımıza göre 5 ile 10 kilometre arasında büyüklükte ve bize doğru direkt geliyor. Ondan dolayı hemen sana haber vermek istedik.
O da hemen antenleri açıyor doğal olarak. Bize doğru geldiğini de anında anlayabiliyor musun? Onun hesabı için belli bir süre gerekmiyor mu? Çok güzel, çok güzel bir soru.
Evet, direkt anlayamazsın aslında. Kuyruk yıldızlar o kadar geniş elipslerde dolaşıyorlar ki... ...özellikle böyle çok uzaklarda, işte Kuiper kuşağı ya da Oort bulutu dediğimiz yerlerden gelirler.
10 milyonlarca kilometre uzaklıktan gelirler. Ve aşırı bir elips yörüngeleri vardır. Doğal olarak sen tek bir gözlemle bunu şak diye anlamazsın. Bunu da çözmek için işte birkaç tane ardı ardına gözlemini gösteriyor filmde.
Yani o aslında bir günlük gözlemde değil. Tamam, şimdi o hesabı yaptık. Dünyanın da yörüngesini biliyoruz. Bunların ikisinin birbirine çakışmasını nasıl hesaplıyorsun?
Filmdeki gibi tahtaya formüller yazıp... Asteroid keşfedince böyle hemen Leonardo Da Vinci... Leonardo DiCaprio gitti, hesap yaptı kafasına. Kendini süper zeki insan gibi gösteriyor.
Sadece o bölümden geri kalan da biraz farklı oluyor. Tabii canım yani çok büyük bir hesap o yani. Öyle tahtada yapabileceğin kolay bir iş değil. Bunun içinde zaten web siteleri var.
Örneğin JPL'in bu şekilde gözlem verilerini oturtup... ...yörüngeye çıkartabileceğin web siteleri var. Hemen oraya koyabilirsin.
Oradan yörüngesini bulabilirsin. Çünkü şimdi diyorsun ki tamam bu kuyruklu yıldızın belli bir rotası var. Dünyanın da belli bir rotası var ama bunlar... ...oradaki tek cisimler değil ki.
Araya mesela Venüs girer. Ha yok yok. O kadar değil yani. Uzay çok büyük yani.
O girecekse haberimiz olur yani. Bir adım daha ilerleyelim. Gerçekten de yeni bir gök cismi. Buna bir isim gerekiyor yani isim alacak kadar büyük.
Bu süreç nasıl oluyor? Otomatikman keşfedenin ismi veriliyor mu hakikaten? Aynen. Bu sadece ama kuyruklu yıldızlarda geçerli.
Örneğin bir yıldız keşfetsen, galaksi keşfetsen sana öyle bir onursal bir şey vermiyorlar. Çok eskiden geliyor olmasından kaynaklı olabilir. Bu bir. İki, genelde kuyruklu yıldızları da astronomlar değil, amatör astronomlar keşfediyor.
Onun için herhangi bir kuyruklu yıldızı keşfettiğiniz anda hemen isminiz verilir. Para ödülü yerine isminizi verelim. Ölümsüz olun. Evet.
Bunu da Uluslararası Astronomi Birliği, AYA-YUSA alar. Aslında bunların NFT'si bile alınabilir. Bak, bak, bak. Konuyu oralara bağlayalım.
Asteroidlerde oluyor mu bu iş? Asteroidlerde o şekilde olmuyor. Asteroidlerde siz öneri yapabiliyorsunuz. Diyorsunuz ki, ya şunu keşfettik, ona da şu isim vermek istiyoruz.
O öneriliyor, orada birileri düşünüyor. Bir kurul toplanıyor böyle. Kırmızı pelerin diye. Böyle yuvarlak masada toplanıyorlar.
Diyorlar ki, bu asteroide İmmanuel ismini verelim mi, vermeyelim mi diyorlar. Sonra kurul başkanının yeğeninin ismi veriliyor. Adam kayırmacılık ordu da var. Filmde olsaydı olurdu.
Tamam peki. Aldık ismimizi. Gezegen savunması ofisiyle de görüştük. Bundan sonraki adım ne?
Bizi Beyaz Saray'a getiriyorlar mı hakikaten Çat diye? Orada hesap yapıyorlar. Diyorlar ki 6 ay 14 gün sonra dünyaya çarpacak hesabını çıkartıyorlar. Orada da büyüklüğünü hesaplıyor işte.
5 ile 10 kilometre arasında büyüklükte diyor. Doğal olarak böyle bir şey olunca hemen Subaru teleskobu Hawaii'de bu arada. Bayağı büyük bir teleskobdur. Japonlara ait.
8.2 metre çapında optik infrateleskoblardan bir tanesidir. Yani bayağı iyi bir teleskob orası. Ve diyorlar ki hemen sizi DC'ye, White House'a çağırıyoruz.
Her astronomun hayalindeki olay... Havaiyeden böyle askeri bir uçağa bindiriyorlar. İşte Washington DC'ye götürüyorlar. Oradan Beyaz Saray'a helikopterle falan iniyorsun.
Bence her astronomun hayalindeki artistlik durum diyebiliriz. Bir şey olur böyle. Açılın ben doktorum falan derler ya. İşte bizim de böyle hayatımızda ilk defa bir şey yapabileceğimiz bir yer.
Ama henüz hiçbir astronoma denk gelmedi. Bu arada hakikaten de filmdeki gibi şöyle bir muhabbet var mı? Ya işte sen bilmem ne üniversitesindesin, bu işlerden anlamazsın. Biz gidip Stanford'lılara, MIT'lilere, Harvard'lılara bunu bir okutalım.
Sen bir kenarda köşede bekle. Böyle bir hiyerarşi var mı? Öyle bir hiyerarşi yok ama yönetmenin bununla alakalı bir yorumunu okudum. Özellikle ay birlik okullarına yönelik bir kayırmacılık olabilir.
Ama zaten her halükarda sen datayı ortaya koyduktan sonra onu emin ol ki binlerce insan hem gözleyecek hem de teyit edecek. Yani o bir kişiye kalmaz yani öyle bir durum. Ya benim de zaten aslında biraz ileri atlayayım burada. Filmle ilgili birazcık sorunum buydu.
Bir kısmı bilim inkarcılığı veya post truth hakkında ya. Fakat bu tam da dediğin gibi anında amatöründe, profesyonelinde milyonlarca insanın, milyonlarca olmasa bile on binlerce insanın kendi gözüyle görme imkanı var. Evet. Aynısı şeyde yok mesela, Covid'de yok.
Biz oturup da mikroskopla işte virüs falan incelemiyoruz. Ama etkisini görüyoruz. Doğru diyorsun hani ama şöyle sulandırılabiliyor işte ya bu aslında bir çeşit grip salgını denilebiliyor. Bizim konuştuğumuz alanda yani gök cisimleri gibi bir şeyde hem Newton mekanin yüzünden hesaplaması belli.
Hem teleskopla baktığın için gözünle gördüğün bir şey yani o kadar da karamsar değilim. Eğer birisi görmemiş olsaydım aynen senin cümlelerini söylerdim. Ama değilmiş ya. Dünya öyle değilmiş gerçekten ya.
Sen ne söylersen söyle. Dünya düz diyen insanlar var yani. Ben artık insanlığa inanmıyorum. Kendi fildişi kulelerimizde şarabımızı yudumlayalım yani bilmiyorum.
Bence bundan sonrası böyle. Jennifer Lawrence'ın karakteri de zaten aslında o değişimi anlatıyordu. Çok iyi oturmuş, çok güzel çalışmış. Yani bir astronomi Ph.D.
öğrencisi. Oturmuş yani. Gerçekten tebrik ettim yani. Çalışılmış bir rol olmuş.
Ailesiyle buluşması da çok ilginçti. Bu göktaşını yaratacağı istihdamı destekliyoruz. İnanılmaz bir sahneydi ya. Hani böyle Facebook'ta akşama kadar vakit geçiren bizim annelerimiz, oğullarımız falan vardır ya böyle.
Ne varsa inanırlar. ya koskoca başkan söylüyor ya işte başkan söylüyorsa yani kırıklı dız demek ki iş fırsatları getirecek ya ben de zaten emekliyim şurada şuradan üç kuruş da biz kazansak ne olur kızım sen de kabul et artık diye çekirdek aile bireylerinin birbirine düşmelerini bile istemeleri bugünkü yaşanılan şeyler yani aile bireyinden bir tanesi örneğin Amerika'dan bahsedeyim hadi Trump'cı bir tarafı Biden'cı ve ciddi polarize yani bu insanlar şu anda Ve orada da sürekli de otorite safsatası yapılıyordu fark ettiysen. Vay be o söylüyorsa kesin doğrudur falan yani Nobel ödül almış ya kadın yani inanılmaz bir şey falan. Zaten senin kitap da bu konuda müthiş bu arada onu da söyleyelim yani safsatalar kitabın.
Sağ ol. Okudun mu? Okudum tabii canım ne demek yani. Bu otorite safsatası hakikaten dediğin gibi çok ilginç.
Bir süper zenginsen filmdeki gibi diyelim. Bezos gibi neyse. Adam ciddi ciddi başkanı hey neredesin falan diyor. Gayet muhtemel.
Şimdi bu insanlar için bizim gözümüzde büyüttüğümüz Nobel ödüllü bilmem kimi de kendi yörüngene çekip borazan gibi kullanmak bir sorun değil. NASA başkanı neydi? Anesteziolojist. Bu da biraz önceki NASA başkanına gönderme de olabilir.
Bir önceki Trump'ın dönemindeki NASA başkanı. Ekonomi lisans mezunu bir insandı. Uzaylıya hiç alakası olmayan bir insandı. Beni çok direkt etkileyen bir şey olmadı ama adamı sevmiştim açıkçası.
Yani sosyal medyada çok iyiydi. Bir misyonu çok iyi anlatabiliyordu. Birçok NASA başkanına o bakımdan şapka çıkartırdı. Aynı kişi NASA başkanı olmadan önce iklim krizini reddediyordu.
Ve böyle açıklamaları var. Normal politikacı iken bu şekilde açıklamalar yapıyordu. Başkan olur olmaz. Bunu oturtmuşlar bir kenara, bir sandalyeye.
Bak şimdi, iklim krizi budur, demişler. Ondan sonradan da çıkmış. Ya evet, benim eskiden böyle düşüncelerim vardı. Buradaki bilim insanlarıyla konuştum.
Ve iklim krizi gerçekten vardır, diye de açıklama yaptı. Politik olarak deseydi, ben hala küresel ısınmaya inanmıyorum diye ortaya çıkmış olsaydı, ciddi bir red yerdi yani. Ama gayet huyumuza suyumuza gitti. Kurumun baskısının politik sadakati dengelemesine güzel bir örnek.
Hani Türkiye'de olsa çünkü şey der ya beni atayan Trump. Tabii canım. En başta ne dedi Trump? Küresel ısınmayla alakalı konferansa giden bilim insanlarını bile fişleyeceğiz dedi ya adam.
Fonları keseceğiz. Böyle bir sürü tehditler savurdu. Ne kadar yaptı da bilmiyorum açıkçası. Ben o konuda çalışmadığım için daha çok da takip etmedim ama ilk söylemleri bu şekildeydi yani.
Peki şeyi nasıl anlıyorlar? Hani filmde işte 6 ay, 14 günlük ömrümüz kaldı diyor. Orada iki tane tahmin yapıyorlar. Bir, süresini tahmin ediyor.
İkincisi, büyüklüğünü tahmin ediyor. Dolayısıyla çarpışmanın da yaratacağı hasarı tahmin ediyor. Şundan başlayalım. Ya bu 6 aylık ömrümüz kaldı diye teşhis koymaları gerçekçi bir şey mi? Tabii tabii,
gerçekçi. Daha önceden de olabilirdi. Eğer Kate o bölgeye daha önceden bakmış olsaydı... ...o teleskopla ki filmde görünen büyüklük... ...belki bir sene öncesinden de görebilirdi.
Hoş bir sene öncesinden görse filme göre ne değişirdi? Çok bir şey değişmeyebilirdi zaten. Yani kısacası bu doğru. Yani o 6 ay, 14 gün sonra çarpacağını keşfedebilirsin.
Yarın çarpacak şeklinde de bir gün kaldı falan da diyebilirsin yani. O kadardı, gözümüzden de kaçatabilir. Ama planet killer olduğunu şak diye anlamak kolay değil. Çünkü büyüklüğünün yanında kompozisyonu da bilmen gerekiyor.
Örneğin bu bir kuyruklu yıldız. İçerisinde işte buz ve kaya parçaları var. Asteroidlerde de kompozisyonları bazılarının işte kömür olabiliyor. Direkt karbon olabiliyor.
Bazılarınınki demir olabiliyor. Çok yoğun oranda demir, nikel olabiliyor. 10 kilometre çapında bir demir bilyenin çarptığını düşün. Bir de 10 kilometre çapında bir kaya parçasının çarptığını düşün.
İkisinin etkisi çok farklı. Bir de geliş açısı var. 90 derece açıyla çarpmak var. Direkt böyle sanki bilardo topu tam ortadan böyle yörüngesinden bile uçurur eğer demirse.
Kesinlikle kaydırır yani. Bir de örneğin ne bileyim 30 derece açıyla böyle tam dünyanın atmosferine doğru giriyor. Oradan, atmosferden bile yansıyabilir. Yani öyle bir açıyla gelirsin ki yansıtıp uzaya geri de kaçırabilirsin.
Bu üç tane şey önemli. Büyüklüğü önemli, kompozisyonu önemli ve geniş açısı önemli. Bunlara göre sen Planet 2'dir dersin. Ben şunu aslında filmden sonra öğrendim bu arada.
Bu astrolojiklerin çoğu Jüpiter'le Mars arasında bir yerde, yörüngedeler. Ve onların hepsi Dünya'yla aynı yönde mi dönüyor? Aynı yönde Güneş'in çevresinde olmuyorlar, evet. Tamam.
O yüzden de zaten açıyla geliyor. Yani aslında bu aynı yönde giden iki arabanın çarpışması gibi oluyor birazcık. Kuyruklu yıldızlarsa daha çok uzaklardan geldikleri için daha hızlılar onlar. Daha doğrusu çarpışma hızı daha fazla olabilir.
Ama buzdan yapıldıkları için yoğunlukları daha az. Biraz daha azdır ama içerisinde mutlaka kaya var ya. Onlar genelde buzdan yapıldığı için zaten güneşe yaklaştıkça o buz eriyor. Eridiğinden dolayı arkasında kuyruk oluşuyor.
Ama düşün yani sert buzu kafana vursalar, donmuş buzu kafana vursalar yine kafan da parçalanır. Yani sonuçta onu kar gibi de düşünmemek lazım. Bu yüzden hesaplaması zor zaten Planet Killer olup olmadığını. Evet anında hesaplamak kolay değil yani o biraz vakit alıyor.
Peki şu anda böyle bir şey olması mümkün mü sence? Yani diyelim 3 hafta önce biri gerçekten de bir asteroid keşfetti bize doğru gelmekte olan ve bizim haberimiz yok. Yani sence bir şeyin keşfinin ve tehdit oranının anlaşılmasıyla halk tarafından duyulması arasında geçecek gerçekçi süre ne kadar olabilir? Yani bunu aylarca da saklı tutabilirler mi sence veya yıllarca?
Evet ve hayır. Şöyle söyleyeyim. Evet, şu anda çok fazla teleskop uzayı gözlüyorlar. Ve sen örneğin, bir noktaya bakmışsın.
Ufacık bir noktaya bakmışsın ve o noktada bir şey görmüşsün. Ondan sonra da hemen üstlerine haber vermişsin. Ve üstlerinde hemen olayın ciddiyetini şey yapıp, dur bir. Let's see Titan SS demiştir.
Doğal olarak sen de o telegrama falan haber veremezsin belki de. İzin vermez sana. Kalabilir öyle. Belli bir süre kalabilir.
Ama şöyle de bir olay var. Eğer ki çok yaklaşmıştır. Eğer ki çok parlaktır. Başkaları tarafından da gözlenecektir.
Ama dediğim gibi çok yakın olsa bile hala gözümüzden kaçırmış olabiliriz. Düşünsene 6 ay öncesinden çarpacağını tahmin ediyorsun. Aynı asteroidi belki 12 ay öncesinden başka birisi de keşfedebilirdi. Ve 6 ay boyunca saklamış da olabilirlerdi yani.
Çok teleskop gözlüyor dedin ya, benim kafamda hep şöyle bir ön kabul vardı. NASA veya askeriye yeterince gözlem yapıyordur zaten. Hani böyle sanki hava savunması gibi radarlarla gözlüyorlar ya hava alanını. Ona benzer bir şekilde de işte yakın çevremizi uzayda gözleyen, herhangi bir cisim gelecekse bunu bilecek olan bir devlet kurumu vardır.
Böyle bir kör inancım vardı ama öyle ya devlet baba bu işi hallediyordur diye güveneceğimiz bir sistem yok herhalde değil mi? Şu anda öyle yapılıyor aslında ya. Şu anda tamamen NASA babaya güvenilmiş durumda. Keşfedilen astroyut neredeyse %95'i NASA tarafından keşfedildi.
Herkes NASA babaya güvenmiş durumda ve bırakmış da durumda açıkçası. Bu şeyle mi alakalı bu arada ya? Kongre NASA'ya bir görev veriyor. 1 kilometre veya üstü astroyutların %90'ını takip edeceksiniz diye.
Evet, 2005 yılında Amerikan kongresi 2020'nin sonuna kadar 140 metreden büyük bütün asteroidlerin en az %90'ını bulmasının görevini veriyor. Bulundu mu? Evet bulundu yani baya bir bulundu ama hala bak 140 metreden büyük asteroidler var. 140 metreden küçük asteroidlerde city killer olabilir yani.
Örneğin bir şehri yok edebilirsin. Şu da ilginç yani. Bilmediğin şeyin %90'ını ne demek? Nereden biliyoruz %90'ını keşfettiğimizi?
O istatistiksel bir hesap yapıyorsun orada. Genel olarak işte şu kadar büyüklükte bir alanı tarıyorsun. Mantıklı bir sayı var aslında yani. Tamam, bir yöntemi var yani.
Peki şey, sana gerçekçi geldim. Hani diyelim ki belirsiz bir senaryodayız. Çok parlak değil bu bize yaklaşan cisim. İlk safhaları daha.
Ve ortada bir belirsizlik var. Bilim insanları da medyaya çıkıyorlar. Talk show'lara çıkıyorlar. Böyle bir şey sence gerçekçi mi?
Aslında madem halka ulaşmaya çalışıyorsun, al sana halk diyor. Herkes haberi izlemiyor ama herkes DailyRip'i izliyor işte. Mantıklı mı? İşin ciddiyetini yok etmesi bakımından mantıklı değil.
Ama insanlara ulaşma bakımından mantıklı mı? Mantıklı. Şey söylüyorlar ya, you need a media training. Evet, JPL'de ben de aldım aslında.
İlk zamanlarda bana dediler ki, şunları şunları söyleyebilirsin, şunları söyleyemezsin. Bir eğitim verdiler. Sosyal medya içinde benzer bir eğitim var mıydı? Yok, bana şöyle söylendi.
Burada söylediklerin tamamen seni bağlar tarzında bir kelime yazıyor ya, hiç değilse o şekilde belli olsun. Tamam, medya eğitimimizi de aldık, insanları da duyurduk. Bir noktada da artık herkes inandı, bu göktaşı bize çarpacak. Şimdi çözüm safhasına geçeceğiz.
Şöyle bir durum var, sen bir asteroid'ın ne kadar öncesinde fark edersen senin için o kadar iyi. Örneğin bir asteroid'ın 30 yıl sonra dünyaya çarpacağını tespit edersen, yapacağın o kadar çok şey var ki hiç kasmana gerek yok. Yani isterse çok büyük olsun, 30 yıl boyunca sen mutlaka bir çözümünü bulursun. Büyük ihtimalle 30 yıl içerisinde zaten yörüngesi değişebilir.
Dünyaya çarpmaktan vazgeçilebilir. Örneğin güneşin etkilerinden dolayı sapmalar gerçekleşiyor. Onun için senin bu tür asteroidleri ya da kuyrukluları sürekli takip etmen gerekiyor. Ben bir kere bunu keşfettim.
Tamam yörüngesi de budur işte. 5 sene sonra da burada olacak diye bir şey kesinlikle yok. Yarkovski etkisi diye bir etki var. Gazetelerde de yazdılar işte.
Yarkovski etkisinden dolayı şöyle şöyle oluyor falan. Kardeşim Yarkovski etkisini ne desen bilmezler ama işte Yarkovski etkisinden dolayı dünyaya çarpabilir falan. Bir asteroid düşünün. Kendi aksinin etrafında dönüyor.
Asteroid küçük bir cisim. Kendi aksinin etrafında hızla da dönebilir, yavaşla da dönebilir, 5 saatte de dönebilir, 50 günde de dönebilir. Şimdi güneşten sürekli ışınlar geliyor değil mi buna? Sürekli çarpıyor.
Atmosferi dolmadığı için bir tarafı yüksek derecede ısınıyor, arka tarafı şiddetli derecede soğuyor. Yani bir taraf 100 derece, artı 100 derece, bir taraf eksi 150 dereceye düşüyor. Kendi eksen etrafında dönerken sırf bu etkiden dolayı, bu sıcaklık farkı etkilerinden dolayı hafiften kaymalar yaşıyorsun yörüngende. Bunu Yarkovski etkisi deniyor.
Bu etki çok küçük ama yani uzun bir süre içerisinde çok büyük etkilere yol açıyor. Yani örneğin 30 yıl sonra dünyaya çarpacak gibi bir şeye hem Yarkovski etkisinden hem de gidersin oraya bir tane ne bileyim bir araç gönderirsin, bir patlama yaparsın. Mutlaka yerinden saptırırsın ve dünyaya çarpması da engellersin. Ama 6 ay kalmış, direkt sona doğru gelen bir kuyruk yıldızı ya da bir asteroide, kusura bakma ama orada yapacağın çok bir şey kalmamış oluyor.
Büyük araçları gönderip aslında bir patlama yapmana da, yaratmana da gerek yok. Sadece aracın kendi yer çekiminden ötürü asteroidi kaydırabilirsin yörüngesine. Yok canım, o kadar da değil. Aracın çekimi dediğin, araç kaç kilo ya?
En fazla 1 tonluk araç gönder. Hadi 2 tonluk araç gönder yani. İşte 30 sene dedin ya hani. Yok, kabul etmiyorum.
Olmaz. Olmaz. Değdiripten mi aldın bunu? Bir de şey okumuştum, o da ilgimi çekmişti.
Patlamayla alakalı risklerden bahsediyordu. Sağında solunda nükleer bomba patlattın veya hakikaten de içine koydun nükleer bombayı. Onu düzgün bir şekilde yapamazsan, birden fazla parçaya ayrılır ama çok küçük parçalara ayrılmaz. Bu sefer birçok şehri yok edebilir.
Tabii, tabii, tabii. Yahut mesela yeterince uzağa gitmezse parçalar, birbirinden ayrılmazsa tekrar o gök cisminin yer çekimi yüzünden birleşebiliyorlar. Ya olabilir. Onun için sen ne kadar erken keşfedersen o kadar iyi.
6 ay öncesinde keşfetmiş. Bak işte güzelim DiCaprio'yu ve Jennifer Lawrence'ı dinlemiş olsalardı. 6 ay öncesinden deselerdi ki hemen misyon gönderelim işte 1 ay içerisinde hazırlayalım ve gönderelim deselerdi ne bileyim müzelerdeki space shuttleları da toplayıp hepsini hurraa çarptırsalardı ve parçalasalardı belki yörüngesinden de saptırabilirlerdi ama işte son dakikaya gelmişsin öyle 10 gün kalmış 5 gün kalmış sen artık hala bir şeyler parçalanmaya çalışıyorsun kusura bakmayın orada da yapacak bir şey yok yani Mesela bugün öyle yakışıklı bir astronom çıktı, Jennifer Lawrence gibi de güzel bir PhD adayı çıktı, dedi ki kardeşim işin bilimi budur, böyle bir şey bulduk. Yani şu anda o senaryoyu yaşıyoruz diyelim.
Ve yetkin bir yönetim olsun filmdekine kıyasla, daha akılcı bir yönetim olsun. Tüylerim ürperdi. Size bütün kontrolü emanet etsinler. Açıkça istediğiniz kaynağı kullanın.
Şu anda yapabileceğimiz ne var NASA içinde? Yani NASA hakikaten böyle ha deyince dediğin gibi müzelerden şatıları alıp gönderelim diyebilir mi? Bu mobilizasyon süresi nedir sence? Birkaç ayda bir şey yapılabilir mi?
Yok yok orayı biraz abartmış olabilirim de. 6 ay konusu çok ciddi bir konu aslında. 6 ay geri dönülemez noktadasın aslında bir nevi. Sen mutlaka bir zarar göreceksin.
O zararı ne kadar minimize edersen artık 8 milyar insan var dünyada ne bileyim 1 milyarı falan olsun olabilecek şey odur yani. Ama bir de şunu da söyleyelim ya tamam filmde böyle şeyler gösterildi ama eminim ki işte Space Force'un mutlaka farklı fikirleri de olduğunu düşünüyorum. Diğer ülkelerin filmde hiçbir halt yapamaması sence yeterince gerçekçi mi? Yani NASA'ya kıyasla hani kaynakların az olduğundan bahsettik ya.
Avrupa Uzay Ajansı'nın işte... Avrupa Uzay Ajansı hikaye ya. Avrupa Uzay Ajansı da kimmiş falan. Hocam bir medya ofisinden bir onay almamız gerekebilir.
Aynen ya. Bu mu aldın? Bir de treningi falan diyecekler. Yok yok.
ESA kardeşimiz ya. Kardeş onlar kardeş. Küçük kardeşim. Belki bir misyon planlanacaksa bütün Avrupa'daki bilim insanları işte mühendislerle beraber toplanıp büyük bir NASA misyonu planlayabilirler.
İşte örneğin JWST neyle fırlatıldı? Ariane 5 ile fırlatıldı değil mi? Yani Avrupa'nın da belli kapasitesi var. Ama bu denkleme yeni bir çeşit oyuncuyu da katmamız lazım.
Jeff Bezos'u, Elon Musk'ı da katmamız lazım. Aşırı zengin insanlar gelip de ya durun bir dakika şu Astro'yu da alıp işleyelim. Böyle bir şey sence ne kadar gerçekçi olur? Ya yine de common sense bir şekilde galip gelir diye ümit ediyorum yani.
Madem madem bulacaksan bir sürü asteroid duruyor zaten yani. Bu saate kadar aklına gelmedi asteroid üstümüze doğru geliyor şimdi aklına geldi. Orada ne bileyim altın bulmuş kobalt bulmuş da bilmem ne bulmuş. Kardeşim adamın hesabını bozmasınlar yok.
Aslında benim hakkımda olan konuyu getirmek istediğim soru da genel olarak astroid madenciliği. Yoksa senin dediğin gibi hakikaten dünyaya kafa kafaya gelen bir astroide ya bunu yakalarız biz diye riske atmak saçmalık. Aynen sanki fila var yani. Sanki astroidlerden bir şey alamamamızın sebebi buydu zaten yani çok uzak olmasıydı.
Olur mu ya en yakın astroide atla git yani 1 senede 2 senede gidersin rahatlıkla yani. Bunu da yapmak isteyen şirketler var zaten de benim okuduğum kadarıyla para bulamamışlar. Evet evet iflas etti onlar. Deep Space Industries vardı Luxemburg'da.
Planetary Resources vardı Amerika'da ikisi de. Büyük hayallerle kendini blockchain'e sattırdı. Oradan exit yaptılar. Yani hiçbir hükümet veya uluslararası ajans bunlara yatırım yapmıyor zaten.
Onlarla alakalı değil. Tamamen özel. Özel olması gerekiyor zaten. Kanuni olarak da özel olması gerekiyor.
Normalde bu outer space treaty 1967'de imzalanıyor ve işte yürürlüğe giriyor ve diyorlar ki bir kural koyalım bu işe. Kimsenin olmasın. Madem bizim olamıyor o zaman kimsenin olmasın diyor Amerika. Ve herkese de bunu imzalattırıyor.
Türkiye falan da hemen gidiyor imzalıyor. Ama daha sonraki yıllarda, hatta çok daha yeni, 2015 yılında Obama bir karar imzalıyor. Bu iki kanun aslında birbiriyle teknik olarak çelişmiyor diye bir yorum okumuştum. Senin dediğin, 2015'te Obama tarafından imzalanıyor.
Ve bunun olayı da şu, sen bir balıkçısın ve balıkçı teknenle 12 milin ötesine geçiyorsun. Uluslararası sularda balık tutuyorsun. Ondan sonra ülkene geri dönüyorsun, tuttuğun balıkla geri dönüyorsun ve diyorsun ki bu balık benimdir. Aynı bakış açısını işte bu Space Competitiveness Act'e yapıyorlar.
Diyorlar ki, Amerikan şirketiyle biraz sürede gidip bir maden alıp dünyaya getirirsen ve direkt yine Amerika'ya iniş yaparsan bu malın senin olacağına garanti veriyorum diyor. Ama diyor ki, devlet olarak biz bu işi yapamayız diyor. Sen halk olarak yapmak istiyorsan eyvallah. Böylelikle o 1967 outer space treaty de bir şekilde bypass etmiş oluyorlar.
Aslında bu denizcilik kanunlarının direkt olduğu gibi uzaya uyarlanması gayet doğal bir şey ya. Ben bunu hiç düşünmemiştim. Peki sen bu özel şirketlerin genel olarak mesela madencilik işlerine girmelerinin ihtimalini nasıl görüyorsun? Tamam, bu şirketler iflas ettiler.
Belli ki zamanından önce gelmişler. Ama 5 sene sonra mı olur? 20 sene sonra mı olur? Veya bunun hiçbir mantığı yok.
Yani gidip de asteroidlerden maden çekmek çok pahalı bir şey. Asteroid yüzünden pahalı olur. Bu çok fonksiyonlu bir denklem. Bir şekilde birileri bir gün gidecek... ...ve başka bir asteroidden değerli bir madeni getirecek.
Şimdi burada şöyle bir soru var. Öncelikle bu asteroidi henüz bilmiyoruz. Hangi asteroid bu? Özellikle dibine kadar gidip çevresine dolandığımız çok az asteroid var.
İşte Hayabusa falan biliyorsunuz, Japonların gittiği. Daha yeni Osiris-X Bennu asteroidinden geri dönüyor falan. Yani sadece birkaç tane asteroidi böyle detaylı bir şekilde incelemiş durumdayız. Onun için öncelikle bir asteroidi bulacağız.
İki asteroidin altında, yüzeyinin altında değerli madenler olup olmadığını anlayacağız. Ondan sonra oraya bir araç götüreceksin. Büyük bir matkap olacak. İnsan gitmesi şu an itibariyle mantıklı değil, imkansız da zaten.
Mars'a bile zaten 6 ay yolculuğu nasıl yapacak diye düşündüğümüz bir zamanda... ...sen gidip de ne bileyim 1 sene, 2 sene bir asteroide insan göndereceksin. Orada gidecek, modernizm yapacak, sonra geri dönecek.
Bu işler kolay değil. Artı gönderdiğin matkap neyle çalışacak? Mars ile Jupiter arasındaki asfalt kuşağından bahsediyoruz. Doğal olarak buraya giden güneş ışığı çok daha az.
Böyle olunca senin güneş enerjisi panelleriyle elektrik üretmen, bunları bir matkap çalıştıracak derecede sanayi işi yaptırabilmen kolay değil. Bugünkü teknolojiyle kolay bir işler değil yani. Ben en az bir 2050'den aşağıya olacak bir iş olarak görmüyorum. Bunları böyle peki kepçe gibi alıp içine alıp ondan sonra roketlerle Dünya'ya geri inme... Kaç para biliyor musun ona uzaya çıkmak ya da uzaydan bir parça
Ya bir tane güzel fikrim oldu onu da hemen saniyesinde bitirdim. Abi sen şimdi özellikle uzak yörüngeye ya da uzaklara dünyanın yörüngesinden çıkartabileceğin bir rokete 1 kiloyu şu an itibariyle hala 30 bin dolar civarında gönderiyorsun. Of, tabii ki of. Sen bir de oraya malzeme götüreceksin.
Götürdüğün malzemeyi geri getirecek, yakıtı getireceksin. Ayı üst kullanarak belki yapılabilir. Tabii tabii, o seçenekler de var. Mars'ın uydularını Phobos'ta üst kurmak, yani böyle şeyler, seçenekler var ama biz dünyayı çok erken yağdık abi ya, gerçekten.
Bu arada araya gireyim hemen. Şimdi biz hep ekonomik yönünden bakıyoruz ama asıl büyük fark karbon salımı farkı. Çünkü 1 kilo platinyum elde etmek için, dünyadaki madenlerden elde etmek için yani, 40 bin kiloluk karbon salımı yapman gerekiyormuş. Uzaya çıkıp, asteroidte maden kurup, onları höpletip getirmenin maliyeti ise kilo platinyum başına 150 kilo karbon salımı.
150 nere 40 bin nere. Çünkü tabi uzaya çıkmak büyük iş de bir kere o astroide madeni kurdun mu veya onu bir şekilde dünyaya getirdin mi sürümden kazanıyorsun bir nevi. Çünkü elde ettiğin maden miktarı çok fazla oluyor. Yani 40 yıl düşünsem hakikaten astroid madenciliği gibi bir şey için çevreci bir argüman olacağını akıl etmezdim.
Bu açıdan yaklaşmak ilginç. Bu asteroid madenciliği konusunu kapatmak için şöyle bir şey söyleyeyim. Araştırırken önüme çıkıyor işte yok 50 trilyon dolarlık platinyum var. Ya o kadar platinyum olursa, o kadar altın getirirsen zaten onun değeri de o kadar etmiyor yani.
Bütün piyasayı boğmuş olacaksın o madene. Değil mi? Tamam biraz getirelim ama çok getirirsek biz de artık sıradan zenginler olacağız. Kesin ya şey gibi, OPEC gibi bunlar da bir konsorsiyum kuracaklar, bir kartel kuracaklar.
Uzay Maden Karteli. Olay yine fakirlerin üzerine biniyor. Zenginler zaten o zenginliğini bitirene kadar bayağı vakit geçiyor yani. Bir ömürleri geçiyor yani.
Ve bu filmden de çıkaracağımız ana fikir, zenginlerin her zaman bir planı vardır. Her zaman kurtulurlar. Onlara hiçbir şey olmaz. O konuda da bizi aydınlatabilirsin.
Gerçekten böyle NASA'da bir B planı için yaratılmış uzay gemileri zenginler kaçsın diye. İşte ben fakir olduğum için bana bunu kimse söylemiyor ama kesin vardır ya. Kesin vardır mutlaka böyle bir şey. Yoksa gerçekten çok kötü.
Düşünsene o kadar milyarlarca dolar param var. Paramızla rezil oluyoruz ya diyeceksin. Paramızla ölüyoruz ya diyeceksin. Hadi bizim paramız yok ölüyoruz da.
Ya en azından bir denizaltı falan tasarlamışlardır diye düşünüyorum ya. Uzaya çıkmak hani nesiller arası yolculuk onlar çok zor da denizaltında takılırız bir bin sene. Etraf yatışınca da tekrar yüzeye çıkarız. Bin sene mi?
Çok optimist gördüm seni. Abi birbirini yerler insanlar orada zaten. Bin sene ne yapıyorsun yani? Derin dondurucuda cryopodlarda dururlar bin sene sonra otomatik tekrar yüzeye çıkarlar.
O da çok iyiydi yani. Tam varıyorsun, yirmi bin sene geçmiş aradan ve yeni bir öte gezegen keşfediliyor ve iniyorsun aşağı tam inerken çakılıyorsun ve ölüyorsun. Evet, yani filmin bütün spoiler'ını verdik. Lütfen bu filmi izlemeden podcast'ı dinlemeyin diye podcast'ın sonunda söylüyoruz ki bize daha da gıcık olun.
Bana değil, İmmanuel'e gıcık olun. Evet Umut Yıldız'a tekrar çok teşekkür ederim. Bu muhabbeti de mümkün kılan isimlerden Yücel Balım, Barış Pazarbaşı ve Murmur aramıza yeni katılmışlar Fullarsız Fatihler olarak. Hoş geldiniz.
Artık biliyorsunuz bizim destekçileri parça parça okuyoruz. Diğer kalan Fullarsız Fatihlerimizin isimleri Berk, Tunç Mart, Can Karakuş, Hüseyin Çalgın, Işıl Arıcan, Atilla İlhan, Aydın Kahraman, Enes Çankırı, Mehmet Han, Mehmet Ünsal, Seküre, Can Emrah Yaldız, Arnold Schwarzenegger, Mustafa Ayaz, Refik Şekercoğlu, Ali Özbek, Kemal Akkoyun bu podcast'e katkı yapmış herkese teşekkür ediyorum. Bir sonraki bölümde hep beraber olalım. Uzun zamandır yapmak istediğim bir bölüm olacak o.
Amerikan ve Avrupa spor ekonomilerinin ironi dolu farkları üstüne o zamana kadar fırlarsız kalın. İnce ayar prensibi, Goldilocks, antropik bilge. Abi bunları biz benim programda konuşalım. Simülasyon teorisine tam zaten oturur.
Ben esneyim, sen bana herhangi bir tarih verebilirsin sonradan. Sıfır sosyal hayatım var bugünlerde. Yani işte 7 aylık bebek var, hiçbir olayımız yok. Bugünlerde değil, önümüzdeki 10 sene boyunca böyle.
Bak şurada Hollywood, 15 dakika. 15 dakika şurada Hollywood, hala bir Hollywood'da sinemaya gitmedik.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.