Podcast

COVID-29 Ekonomi Bölümü: Blockchain, Dolar ve FED'in Geleceği

Fularsız Entellik

6 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Gönül isterdi ki 42. bölümümüz hayatın anlamı hakkında olsaydı, lakin onun yerine birkaç sene sonrasının ekonomisi hakkında atıp tutmak istedim. Bunun için de mevcut krizi ve kriz öncesini anlamak şart.

***





Konular:


(00:15) Duyurular ve önceki bölüm.

(05:30) Dijital para: Safe haven vs uncorrelated currency.

(07:25) "Dolar bizim paramız, sizin probleminiz".

(11:26) Libra.

(13:20) De-Fi: Dağıtılmış Finans


(15:10) Üç harfliler: FRB ve FED. Stimulus içeriği.

(19:22) Hazine Bakanlığı vs Merkez Bankası.

(23:00) Blockchain ideolojisi.

(25:10) Neden kriz bu kadar büyük?

(28:25) İlk hizmet sektörü resesyonu.

(30:12) Krizle gelen servet transferleri ve adaletsizlik.

(33:45) Borç yükü.

(35:20) Fiscal multiplier.




***

Kaynak Linkleri:

https://blockgeeks.com/guides/demystifying-defi-ultimate-guide/

https://www.visualcapitalist.com/the-anatomy-of-the-2-trillion-covid-19-stimulus-bill/

https://www.nytimes.com/2020/03/26/business/economy/fed-coronavirus-stimulus.html



***

DESTEK: https://www.patreon.com/imTolstoyevski



.

.




Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

5.393 kelime · ~27 dk okuma

Selam flarsızlar, nasılsınız? İmmanuel Tostoyevski ben. Bu bölüm ekonomi ve finans ağırlıklı olacak ama bir gündem bölümü değil. Belki yüzde 10'u gündeme bağlıdır, koronavirüse bağlıdır.

Kalanını 5 ay önce de 5 ay sonra da dinleyebilirsiniz, hiç fark etmez. Ama bunlardan önce birkaç duyuru yapayım. Çok sabırsızsanız, duyuruları umursamıyorsanız, bakın açıklamalara timestamp koyuyorum, basıp atlayabilirsiniz. Ama ben bir komünite hissi duyduğum için size ara sıra böyle haberler vermek istiyorum.

Nedir bu haberler? Birincisi bir özür tabii ki. Çünkü bu podcast geç çıkıyor. Kaç haftadır pazar günlerini sektirmiyorduk, bu sefer sektirdik.

Transkriptin tamamını oku

Gerçi geçen hafta zaten ekstradan bir bölüm yayınlamıştım ama. Pazar gününü geciktirmem planlı bir şey değildi. İki tane bahanesi var. Bir tanesi tam ödevimi köpeğim yedi öğretmenim seviyesinde bir bahane.

Bilgisayarın power supply'ı patladı. Kaç senelik emektar power supply. Bu ortamda da tabii yenisini bulmak zor oldu birazcık. İkincisi de zaten bunu son dakikaya bırakmış olmamın asıl sebebi de içeriğin zamanla değişmiş olması.

Yani bu ekonomi ve finans konularına girdikçe tabii dipsiz kuyu bunlar. Ben de uzmanı değilim bu konunun. Biraz boyumdan büyük işlere kalkıştım. O yüzden uzamış oldu.

İşte podcast yapımcılığı da böyle bir şey, biraz organik olarak ilerliyor. Hele benim gibi böyle meraklı olunca, aman ona da bakayım, buna da bakayım deyince, hop, mevcut plan çöpe gidiyor, başka yollara sapıyoruz. Özürümüzü diledik. İkinci duyuru.

Discord üzerinden aylık canlı yayınımız var. 1 Mayıs'ı veya 2 Mayıs'ı planlıyorum. Bunu Twitter'dan veya Patreon'dan duyururum. Geçen seferki gibi yaparız.

Yani Patreon destekçileri sesle katılırlar. Kalanları da yazıyla katılırlar. Düşüncelerini, sorularını paylaşırlar. Modelasyonumuz da olacak.

Başka ne var? Arada sırada satranç turnuvası düzenliyoruz. Onlara gelin Twitter üstünden rastgele. Daha doğrusu Twitter'dan duyuruyorum da Lichess üstünden oynuyoruz.

Geçen sefer 100 kişiden fazla katılmıştı. 130 muydu? İlk 20'ye bile girememiştim. 29.ydum galiba.

3 yenilgi, 3 galibiyet. Beraberlik yok, tam Spartalıyız. Ya herro, yem herro. Zevkliydi, onları sık sık yapacağız.

Başka bir duyuru, geçen hafta boş durmadım ben tabii ki bu podcast'ı geciktirdik dedim ama İngilizce içerik ilk defa yaptık. Takip ettiğim bir doktor vardı, evrimsel psikolog. Ondan 2 saat güzel bir muhabbet ettik. Şu anki planım da onu YouTube'a koymak ve bir altyazı koymak.

Altyazı konusunda da yardımcı olmak istediği insanlar. Halihazırda 1-2 kişi, onlara bir danışacağım. Eğer siz de bu konuda yardımcı olabilecekseniz, genel olarak sadece bu metin için değil, bana söylersiniz. Eğer böyle birkaç tane daha konuk ayarlarsak arka arkaya, ben buna ayrı bir podcast olarak çıkabilirim.

Sırf İngilizce'ye yönelik ama herhalükârda YouTube'a koyacağız. Sponsorluk anlaşmamız yenilendi. Europcar hala benim doğru düzgün araba kullanamadığımı çakmadı herhalde. Bu tabii iyi bir şey.

Yani mevcut ekonomik durumda, Türkiye gibi podcast kültürünün yeni yeni yeşerdiği bir yerde sponsorluğa devam etmek, kurumsal sponsorluğa. İki taraflı bir prestij meselesi olarak görüyorum ben bunu. Şimdi tabii miktarlar fazla değil. Ben anlaşmanın detaylarını söylemeyeceğim ama konuyu Patreon'a bağlayacağım.

Patreon benim için her şeyden daha önemli olmaya devam ediyor. Bunu en başından beri söylüyordum sizlere. Ben zaten bu işi yapacaktım diyordum ama hani haftada bir değil de ayda bir yapardım. Bu kadar uğraşmazdım da işte biraz daha yalap şalap olurdu.

Şimdi böyle oradan destekleyince insanlar ve ciddi de bir destek var. 258 destekçiye ulaştık. Bu böyle sırtımda kamçı gibi şulaak şulaak vuruyor. Beni motive ediyor.

Ben de zaten kendinden motivasyonlu insanlardan değilim. Böyle dış etkilere ihtiyacım var. Demin baktım Patreon'da 13.380 tane podcast listelenmiş.

Bunlar arasından 730. yüz destekçi sayısı bakımından. İngilizce içerik olmayan, Türkçe içerik olan bir podcast için ve gündelik felsefe, pratik felsefe diyorum ben içeriğine. Böyle bir podcast için bence çok güzel istatistikler bunlar.

Bu vesileyle de son bölümden itibaren aramıza katılanlara özel bir teşekkür edeyim. Beş tane isim okuyacağım sadece. Onur Arpat, Nilgün Elibol, Burak Ölmez, Barış Özcanlı ve Başar Kızılderir. Bunların yanında yaklaşık... 13-14 kişi daha,

daha ufak çaptaki destekçi daha eklendi son bölümden biri. Hepiniz hoş geldiniz. Sizin sayenizde oluyor gerçekten bunlar. Bizim olan şüpheleri de sonra zaten bölümün sonunda teşekkürümüzü ederiz.

Evet, duyurular nihayet bitti. Şimdi önceki bölümü hatırlatayım. ...biraz distopyalardan konuşmak istemiştim.

Sağlık faşizmi diye bir kavramdan bahsettim. Yani bu takip teknolojilerinin nasıl kötü şekillerde kullanılabileceğinden... ...sağlık bahanesiyle.

Uzaktan eğitimin limitlerinden bahsettim. Bunun sanallaşma ve yapay zeka ile harmanlanmasından. Tele medesinden, tele psikiyatriden. Bu bölümde de dedim ya ekonomiye kayacağız diye.

Ben bu sanallaşma temasından devam ederek... ...önce bir dijital paralara, kripto paralara geleyim. Onların yakın gelecekteki durumuna geleyim.

Oradan dünya ekonomisi üstünde ahkam keseriz. Sonra da kapitalizm çökecek mi? Bu kış komünizm gelecek mi? gibi büyük sorulara, küreselleşmenin sonu mu geldi?

gibi büyük sorulara yolumuzu yaparız. Onu da bir sonraki bölüme. Tamam? Şimdi tabii ki oturup Bitcoin analizi yapacak halim yok.

Yani alın almayın yatırım tavsiyesi falan vermeyeceğim. Onu yakından takip etmiyorum. Yapacağım tek yatırım tavsiyesi şu olur. Birikiminizin ufak bir kısmını altın veya kripto paralarda tutun.

Bu kadar. Ufak ne demek? Birikim ne demek? Sormayın kardeşim bana.

Bizim asıl işimiz bu değil. Bizim asıl işimiz... Daha kuş bakışı bakmak. Bu doğrultuda da iki kavramdan bahsederek başlayayım.

Safe haven para, yani güvenli liman para. Bir de ilişkisiz para. Klasik paralarla ilişkisi olmayan para. Safe haven, bir kriz olduğunda her şey çökerken kaçılacak limandır.

Klasik örnek altın. Mesela borsa çöküyor, herkes altına kaçar. sıradan yatırım araçlarıyla ters ilişkidir diyebiliriz buna. Bir de hiç ilişkili olmayan yatırım araçları var.

Ki zaten kripto paraların da kendilerini pazarlama taktiği bu. Yani normalde bir paranın değeri, merkez bankası politikaları yahut ithalat-ihracat dengesi gibi faktörler tarafından belirleniyorken, Kripto paraların arzını arttırmanın yolu tamamen farklı. Dolayısıyla normal parayla beraber değeri yükselebilir de alçalabilir de aynı da kalabilir. Aralarında doğal bir ilişki yok.

Peki son krizde ne oldu? Borsa göçtü, dünya borsaları. Emlak fiyatları da muhtemelen göçtü. Zaten sırf Airbnb işinin durması bile birçok emlak piyasasını alt üst etmeye yeter.

Bir sürü para birimi de göçtü. Türk Lirası, Ruble mesela %25 değer kaybetti, Pound değer kaybetti vs. Altına ne oldu? Güvenli Liman'a?

E o da göçtü. Şimdi biraz toparladı gerçi de ilk panik sırasında herkesin kaçacağı şeyken o da göçtü. Bitcoin, ha keza o da göçtü. Tek kazanan dolardı.

Yani ne altın güvenli limanlığını yaptı ne bitcoin ilişkisizmiş gibi davrandı. Ters orantılı bir şekilde gelişti dolara karşı. Niye böyle oldu? Bunları da anlatmamanın bir nedeni var.

Birazdan göreceksiniz. Bir kere herkesin nakit ihtiyacı var. Tarihi bir belirsizlik anı yaşıyoruz. Yine en güvenli yer, ABD doları ve tahviller gözüktüğü.

Yani ABD devletine borç vermek. Bitcoin ve altın gibi araçlar da kolayca nakde dönüştürülebildikleri için değer kaybettiler, en azından en başta. Peki, ABD doları niye güvenli olarak görülüyor? Bu soruya çeşitli seviyelerde cevap verilebilir ama hepsinin gelip dayanacağı nokta aslında dairisel bir mantık birazcık.

ABD batmaz çünkü karşılıksız dolar basabiliyor. Bu bastığı dolar, doların değerini düşürmüyor çünkü ABD batmaz diyen yatırımcı dolara hücum ediyor. Şimdi tabii bu dairesel mantık kağıt üstünde bir safsata olsa dahi, pratikte aslında arkasında bir mantık var. Çünkü dünyaya sıfırdan başlamıyoruz.

Mevcut bir durum var. Bu mevcut durumda da ABD'nin büyük, tek bir şeye bağlı olmayan geniş bir ekonomisi var. ve dünyadaki yabancı rezerv paranın %60'ı dolar. Dahası geçen sene, 2019 yılında, uluslararası ticaretin %90'ı dolar üstünden yapılmış.

%90 bakın. Yani bir Türk şirket, Bulgaristan'da ürettiği şeyi atıyorum, Dubai üstünden Malezya'daki birilerine satacaksa, işin içinde hiçbir Amerikan iştiraki yok. Buna rağmen bu alışveriş ABD finans sisteminden geçmek zorunda çünkü dolar üstünden işliyor. Bunun sebebi tabi dünya savaşlarına kadar gidiyor.

Onun ayrıntısına girmeyelim şimdilik ama mevcudumuz budur. Aklı olan da bu yüzden dolar alıyor kriz anında. Kıyas olarak Çin'e bakalım. Dünyanın en büyük ikinci ekonomisi.

Rezerv paraların %2'si Yuan. Tüm rezerv paraların sadece %2'si Yuan. Tüm Yuan'ın da %99'u Çin içinde kullanılıyor. Yani Çin dışında kimse Çin'in parasını tutmuyor.

Şimdi paranın değerlenmesi illa iyi bir şey değil. Yani dolar değerlenince Amerikalılar zil takıp oynamıyorlar illa. Çünkü kendi paran çok değerlenirse bu sefer evet dışarıdan mal alman ucuzlaşır ama dışarıya mal satamazsın. Çünkü kendi işçinin maliyeti yükselmiş oluyor.

İhracatçını öldürürsün. Fakat bu durumun ABD'ye sağladığı bir avantaj var. Kendi parasını pek bedel ödemeden basabilmesi. Yani Türkiye lira basarak borcunu kapayamaz çünkü borcun çoğu dolar üstünden alınmış.

Kimse Türk lirasıyla ilgilenmiyor dünyada, Türkiye dışında. Sen para basar basmaz da kur değişecek. Çünkü sabit miktardaki dolara karşılık şimdi daha fazla lira var. Dolayısıyla tek bir dolar almak için artık daha fazla lira harcaman gerekiyor.

Yok eğer devletin bazı borçları lira üstündense, devlet lira basarak bunları ödeyebilir tabii ki ama bu sefer de enflasyon olur. Aynı mantık yani, sabit miktardaki bir üretim var, daha fazla kağıtla temsil ediyorsun bunu. Dolayısıyla o tek bir kağıt parçasının temsil gücü düşmüş oluyor, her şeyin fiyatı artmış oluyor. ABD'de de çok farklı işlemiyor bu durum aslında ama ABD'nin farkı şu, o para basınca tüm dünya ABD için bir iç pazar gibi davranıyor.

Dolayısıyla da ABD bir dereceye kadar kendi parasını, atıyorum bir uçak üretip satar gibi basabiliyor ve satabiliyor. Borcunu başkalarına ihraç etmiş oluyor. Zaten bu yüzden de Nixon zamanında onun hazine bakanının meşhur bir lafı var. Avrupalı meslektaşlarına söylüyor bunu.

Dolar bizim paramız ve sizin probleminiz. Girecek ses efektim yok ya. Fakir fukara podcasti. Tamam.

Şimdi. Devam ediyoruz. Bu tabloya karşı bir kontra atak var. Çin tarafından özellikle.

Çin diyor ki. Ya bu doların hakimiyeti ABD'nin elindeki eşsiz araçlardan biri. Ta 2. Dünya Savaşı'ndan biri.

Ben bu durumu değiştirmek istiyorum. Merkez bankaları arasında ortaklaşa kullanılacak bir para biriminden bahsediliyor yıllardır. Central Bank Digital Currency deniyor buna. İşin açıkçası ben bu işin neden bu kadar uzadığını bilecek kadar konuya hakim değilim.

Yani neden hali hazırda böyle bir dijital para sistemi yok? Dolara olan talebi bu şekilde bir anda düşürmek de aslında çok iyi değil. Çünkü Çinli ihracatçının da işine gelmiyor. Yani malı görece pahalılaşmış oluyor.

Fakat belli ki bu iş olacak. Yine konumuzla alakalı bir örnek Libra. Geçen sene Facebook bunu anons etmişti. Bu da bazı engellere çarptı daha sonradan.

Regülasyonlardan geçemedi ve biraz kırpılmış bir hali yakın zamanda faaliyete geçecek gibi duruyor. Bir açıklık getireyim, bu bir bitcoin türevi değil. Buna stablecoin deniyor. Yani bir mining yapılmıyor.

Değeri de işlem hacmi yüksek bir para birimine veya bir sepete endeksli. Bunun ne farkı var? Genelde bir ödeme aracından çok spekülasyon aracı olarak kullanılan bitcoin'e göre çok daha stabil oluyor. Zaten kendi hazır kullanıcı tabanı da var Facebook'un.

Kendi ekosistemi üstünden. Dolayısıyla ciddi bir alternatif. Aynı zamanda ABD de kendi dijital dolarını çıkarmak istiyor. Hatta geçen günlerde açıklanan yardım paketinin de bir kısmıydı, ki bunun hakkında konuşacağız bu paket hakkında.

Ama sebebini bilmediğim ayrıntılardan ötürü rafa kaldırıldı. Yine de bu muhabbetlerin artık daha fazla kulağımıza çalınacağı bariz. Bunun aciliyeti de birkaç sebepten kaynaklanıyor aslında. Bu aralar en basit etken şu nakit para fiziki olarak bir virüs taşıyıcısı.

Bu çok ilginç değil. Ama işin asıl ilginç tarafı bu tabloya kriptocular açısından bakmak. Özellikle de spekülasyondan para kazanmak için değil, uzun vadede buna oynayan, daha doğrusu ideolojik olarak bunu destekleyenler açısından bakmak ilginç. Sonuçta dijital dolarlar yahut bu merkez bankasının paraları, bunlar merkezi bir otorite kontrolündeler.

Ama bitcoin gibi paraların farkı böyle bir otoritenin olmayışı. Yani normalde siz cebinizde veya bankanızda para var sanıyorsunuz ama merkez bankası yarın oturup da çat diye para yaratsa cebinizdeki kağıt parçasının değeri erimiş oluyor ve gık diyemezsiniz. Bitcoin gibi çözümlerde öyle bir grup kapalı kapılar ardında karar verdi diye para yaratılamıyor. Şimdi bu ilk adım.

Bunun sonraki adımı da dağıtılmış finans. Defi, Decentralized Finance. Bu ne demek? Bitcoin sadece paranın tutulmasını, yaratılmasını ve ödeme kayıtlarını merkezden çevreye doğru yayıyor.

Finans sisteminin tamamını değil, finans sistemi daha da büyük bir küme. Mesela türev piyasalarını, gayrimenkulleri, kontratları, sigorta işlemlerini, borçlanmayı, kredileri, yatırım araçlarını, borsaları düşünün. Bunların hepsini merkezi olmayan bir nevi open source bir şekilde blockchain teknolojileri üstüne inşa etme fikrinden bahsediyorum. Bu konunun ayrıntılarını merak edenler için açıklamalara bir link bırakıyorum.

Çünkü başlı başına bir bölümü alır. Bizim sorumuz şu olacak. Decentralized finance veya kripto paraların geleceği açısından bugünlerde olan bitenlerin etkisi ne? Yani ben bu krizin bahsettiğim yeniliklerin takvimini birkaç sene erkene alacağına inanıyorum kabaca.

Orasını zaten tahmin etmişsinizdir. Ama tam olarak neden böyle olduğunu anlamak için şu andaki sistemi de daha iyi tanımamız lazım. Zira bu günleri özel kılan asıl şey hastalık değil, merkez bankalarının müdahale boyutları. Bu da bizi Fractional Reserve Banking dünyasına, Fed ve hazine arasındaki farklara getirecek.

Ama size biraz soluklanma fırsatı vereyim. Ufak bir aradan sonra bunlara döneceğiz, bir yere ayrılmayına. Bakıyorum hala sıkılmadınız, döndüyseniz güzel. Şimdi bu eşi benzeri görülmemiş kurtarma paketlerinden ve para basma operasyonlarından başlayayım.

Bunlar açıklanıyor ki tüm bu borçlanma mevcudun üstüne biniyor yani mevcut borçlanmanın. Ben yine en başak aktör olan ABD üstünden anlatacağım bunları. ABD'de en son bütçe açığı 1 trilyon dolardı. Yani tek bir senelik devlet harcaması.

Devlet gelirinden 1 trilyon dolar daha fazlaydı. Şimdi bunun üstüne 2.2 trilyon dolarlık ek kurtarma paketi açıkladılar. Bunların hepsi borç.

Her bir centi borç. Ama burada detaylar daha ilginç. Şimdi oraya bakalım. Visual Capitalist diye bir site var.

Bu kurtarma paketinin bir kırılımını yapmış. Tam miktarları ezberlemenize gerek yok. Ben sadece oranları anlayın diye söylüyorum. Bireylere gönderdikleri çekler, yani benim evrensel temel gelir bağlamında değerlendirdiğim... ...onun bir denemesi olarak gördüğüm bu çek gönderme işi,

bu miktarın 300 milyar doları. İşsizlik için ayrılan ek bütçe, 260 milyar dolar. Öğrenci kredileri vs. Onlar da 40-50 milyar dolar.

Yani toplayınca bireylere 600 milyar dolar veriliyor. Ki bu zaten Türkiye ekonomisi kadar. Bir bu kadarı da belediyelere, okullara, hastanelere, beslenme programlarına vs. gidiyor.

Bunlardan daha büyük bir kısım da COBİ'lere ve dev şirketlere gidiyor. Onların arasında bölüşülüyor. Şimdi bu kısmın 450 milyar dolarlık bir bölümü Fed'in yani ABD Merkez Bankası'nın sermayelendirilmesi. Ne demek bu?

Yani Hazine Bakanlığı diyor ki Fed'e, bak ben bu parayı sana garanti olarak ayırıyorum, sen bunu kullanarak, teminat olarak kullanarak sağa sola borç ver. Kime borç ver? İşte zorda kalan şirketler mesela veya belediyeler, eyaletler hatta borç kağıdı çıkarıyorlar fakat alan yok. Çünkü herkes parasını nakitte tutmak istiyor.

İşte FED bu şirketlere, bu belediyelere geliyor diyor ki ben sizin borcunuzu alırım ya, borç senedinizi. Sizi ayakta tutacağım ben. Fakat FED 450 milyar dolarlık borç kağıdı satın almıyor piyasadan. Hayır, bunu kaldıraçlı olarak kullanıp belki 3 belki 4 trilyon dolarlık kağıt satın alacak.

Tıpkı normal bir banka gibi. Yani bir bankanın 1 liralık sermayesi varsa 1 lira borç vermez. Gider 8 lira borç verir. Çünkü o borcun çoğunu geri alacaktır zaten.

Yani sistem bu güvenin üstünden işler. 1 liralık somut varlık sayesinde 8 liralık iş yapılmış olur ekonomide. Şimdi Zeitgeist belgeselini hatırlayanınız vardır. Bir neslin ekonomi bilgisinin, ekonomi algısını zehirlemişti.

Allah'ın cezaları. Çünkü bunlar Fractional Reserve Banking'i anlatırken tamamen yanlış anlatmışlardı. Yani o para arzı sanki üstsel olarak artıyormuş gibi anlatmışlardı. Hatta bundan alınan faizlerin de bir şekilde eninde sonunda Merkez Bankası'na aktığını, işte elitlere gittiğini filan söylemişlerdi.

Ayrıntılarına gerek yok, tamamen yanlış. Önemli olan şu, FRB yani Fractional Reserve Banking üstsel para artışı değil, bir kaldıraç. Aksi halde zaten her sistem hiperenflasyonla boğuşuyor olurdu. Bu parantezi kapadık.

Asıl konumuza devam ediyoruz. Hazine Bakanlığı dediğim gibi diyor ki... ...bende 450 milyar dolar var kardeşim.

Sana garanti olarak veriyorum diyor FED'e. E nereden geliyor bu para? Borçlanarak. Kim veriyor bu borcu?

E sen, ben. Yani ABD hazine tahvillerine yatırım yapan herkes... ...güvenli liman diye... ...Hazine Bakanlığı'na bu borcu vermiş oluyor.

Hazineden bu parayı alan Fed de 7 kat 8 kat belki 10 kat kaldıraçta piyasaya bu parayı borç olarak verecek. Şimdi kaldıracın tam miktarı Fed'in yatırım yaptığı borçların riskine bağlı. Yani sağlam şirketlere borç verirse düşük riskli olduğu için kaldıraçta yükselebilir. Velhasıl para musluklarını açmak bu demek.

Para basmak değil bu ama. Çünkü durum düzeldiğinde, şirketler o borçlarını ödediklerinde piyasaya salınan bu ekstra para da FED'e dönmüş oluyor geri. FED de diyor ki hazineye, tamam ben senin garantini kullandım, sağa sola bu parayı bastım, artık ihtiyacım yok. En azından çoğu bu şekilde dönüyor, bir kısmı yine piyasada kalıyor.

Yani az da olsa bir enflasyonist etkisi var. Şimdi diyeceksiniz ki eğer iyi takip ediyorsanız şunu sorabilirsiniz. Neden ABD hükümeti, Hazine Bakanlığı ve Fed arasında böyle garip bir ilişki var? Hani sağ cebimden alıp sol cebime koyuyorum gibi.

Ya bas parayı öde borçları kardeşim. Neden insanlar iflas ediyorlar? Hatta şunu sorabilirsiniz. Eğer ABD doları bu kadar popülerse hiçbir Amerikalı'nın açlık çekmemesi lazım ya.

Bedavadan para. Öyle yapan ülkeler var hakikaten, onlara da Venezuela diyoruz mesela. Basıyorlar paraları, sonra o işin sonu gelmiyor bir türlü, bir noktada da o paraları kağıttan daha değersiz oluyor. ABD'deki sistemin tüm olayı para basma veya fazla parayı piyasadan toplama işini siyasetten ayırmak.

Çünkü merkez bankalarını siyasiler kontrol ederlerse, kısa dönem çıkarları için seçim kazanmak gibi saçma sapan harcamalar yaparlar. Bir süre sonra uygun faizle borç bulamazlar. Çünkü sorumsuzca davrandıkları yatırımcılar tarafından anlaşılır. Bunlar da darpaneden para basarlar ve harcamalarını bu şekilde finanse ederler.

Ki bu sizin cebinizdeki paranın değerini eritmektir. Hele ki dışarıya dolar üstünden borcunuz varsa artık cebinizdeki para para etmediği için o borçları ödemeniz iyice zorlaşır. Fakirleşirsiniz, vergi veremezsiniz, iş yapamazsınız. Bu da devletin açıklarını iyice arttırır.

Devletin borç ve yatırım bulması iyice zorlaşıyor. Daha çok para basmak zorunda kalıyorlar. Bir döngüye giriliyor. Herkes bu döngüyü biliyor zaten ama siyasetin doğasıdır kardeşim.

Sen iktidardayken o parayı basıp harcamaya dayanamazsın. Önüne şeker konulan bir çocuk gibi davranırsın. İşte bunu engellemek için parayı fiziksel olarak Hazine Bakanlığı basıyor aslında da, o basma işinin emri özerk bir yapı olan Fed'den geliyor. Merkez bankalarının bağımsızlığı bu yüzden önemli.

Türkiye'deki Merkez Bankası ile Cumhurbaşkanlığı arasındaki kavga bu yüzden önemli. Fakat bu yapı da, bu sigorta diyelim, başka bir riski ortaya çıkarıyor aslında. Yine bir basit soru belki aklınıza gelmiştir. Ya madem Fed para basabiliyor siyasetten bağımsız bir şekilde, Yahut hazinenin sağladığı teminatı kaldıraçlı olarak kullanıp sağa sola trilyonlar dağıtabiliyor.

E yolsuzluğun önüne nasıl geçebiliriz? Yani ben atıyorum, büyük bir şirketin yöneticisiyim. ExxonMobil veya Full Arts Zentral Holding. Fed başkanına gittim, dedim ki kardeşim al sana 1 milyon, 10 milyon, 100 milyon neyse parası veririz.

Rüşveti verdim, derim ki milletin parasıyla bizim borç senetlerini alın. Biz o parayı çarçur edeceğiz, sizden gelen paraları kumarda yiyeceğiz atıyorum. Borcun zamanı gelince iflas edeceğiz, ödemeyeceğiz size. Siz de hay Allah ya ne yapalım kötü bir yatırım yaptık deyip faturayı millete geçireceksiniz.

Nasıl olsa sizin millete hesap verme sorununuz da yok. Çünkü halk tarafından seçilmiyorsunuz. Özerk bir yapısınız. İşte bunun olmamasının sebebi... ...Fed'in kafasına göre şirket veya belediye borç senedi alma yetkisinin de olmaması.

Bu güç hükümet tarafından acil durumlarda veriliyor. Bugün olan da budur zaten. Yani hem hazineden yardım var doğrudan şirketlere ve bireylere... ...işte vergi indirimleri,

çekler vesaire... ...hem de Fed para musluklarını açtı deyince... ...arka planda böyle bir sistem devreye girmiş oluyor.

Kendini işte son borç verici, Land of Last Resort olarak konumlandırabiliyor Merkez Bankası. Bunun yapma lüksü de var çünkü en kötü ihtimalle o borçlar geri ödenmezse ne olmuş olacak? Fed sanki 3-4 trilyon dolar basmış ve piyasaya salmış gibi olacak. Bu da bir enflasyon yaratır, o kadar.

Bunun da ayrıntılarını anlatan bir makaleyi, New York Times makalesini açıklamalara koyuyorum, linkten bakarsınız. Haa şimdi bu açıklamaların bile yani bu tarihi yardım paketi açıklamalarının bile etkisi sınırlı oldu günümüzde. Çünkü geçmiş krizlerin aksine fiziki kısıtlardan kaynaklı bir talep ve üretim daralması var. Piyasa bunu görüyor.

O yüzden Fed'in tüm garantilerine rağmen çok temkinli, çok ufak pozitif tepkiler geldi. Şimdi buradan konuyu başladığımız yere, yani dijital paralara bağlayayım. Bu tarihi kararların dahi piyasaya rahatlatmaması sonucu, birçok insan Fed'in tıpkı Venezuelalı dingiller gibi hata yapabileceğini, bilerek veya bilmeyerek, yanlış yere yanlış miktarlarda para enjekte edebileceğini, Hele ki bu kadar çabuk bir karar süreci sonunda, bu kadar çılgın rakamlardan bahsediyorsak. Bunları görüyor ve diyor ki ya merkez bankası hata yaparsa her şey patlar.

Yani merkezileşmiş bir sistemde merkez hata yaparsa her şey patlar. Biz bu işleri mümkün mertebe merkezden uzaklaştıralım, decentralize edelim. İşte bu kripto paraların arkasındaki ideolojik destek o yüzden bu süreçte artacak. Çünkü klasik sistem, mevcut sistemle bu alternatif arasındaki fark hepimizin gözünün önünde artık ve çok büyük boyutlarda yaşanıyor.

Dikkat ederseniz bakın ben FED'in yaptığına yanlış veya doğru demiyorum. Bir kere bu zaten teklik bir mesele yani kafan basmaz. Daha önemlisi kimsenin çalışıp üretmediği ve karantinalar yüzünden tüketemediği bir ortamda piyasaya para salmak eski likide de krizlerindeki etkiyi sağlamasa da yine de zorunlu olabilir. Yani sonuçta şunu diyeceksin millet aç mı kalsın?

Bir şey yapmak zorundasın. Yani ideolojik olarak kripto paralara inanan bir fanatik dahi bu mevcut müdahaleyi haklı bulabilir. Ama demek istediğim onlar daha uzun vade bakıyorlar. Bu sefer doğru bir müdahale olsa bile bir sonraki yanlış olacak vs.

Ve bir canavarı beslemiş olacaksın. Velhasıl mevcut müdahalelerin doğruluğu yanlışları değil ama büyüklüğü ve olağan dışılığı yüzünden genel olarak bu kripto para veya decentralized finance alanına yapılan yatırımlar gösterilen ilgi büyük ölçüde artacaktır diye düşünüyorum. Bu da finansal altyapının daha hızlı değişmesine sebep olacak. Kehanetimiz budur.

Bu noktada artık genel ekonomiye bir geçiş yapalım. Zaten yapmış olduk. Yine 6 yaşındaki bir çocuk gibi davranalım ve basit bir soru soralım. Neden kriz var?

Eyvallah üretim durdu ama sen demedin mi tüketimde durdu diye? Yani herkes evinde oturuyorsa neye ihtiyacımız var ki? E işte yemek, su, elektrik, kışın gaz başka. Kira bile değil tam olarak.

Çünkü ev sahibinin de o kira gelirine eskisi kadar ihtiyacı yok. Çünkü onun da harcamaları azaldı. E petrole gerek yok. Zaten aşırı ucuz.

Bin bir türlü yan ürüne gerek yok. Mevcudu koruyacak kadar var. Yani evde boru patladıysa o boruyu değiştirmen gerekiyor ama yeni bir AVM falan yapılmadığı için bin tane boru üretmene gerek yok mesela. Nedir sorun o zaman?

Devletler birkaç ay boyunca borçlansalar veya para bastılar bu minimum harcamalarımızı karşılasalar yeter. Bu makine birkaç ay durdu diye, birkaç hafta durdu diye yıllarca üretip biriktirdiğimiz bu zenginliği kullanamıyor muyuz yani nedir? Bunlar aptalca sorular değil. Daha doğrusu insanlar içten içe biliyorlar ki bunları sorsalar cevap veremeyecekler ve olayı ne kadar anlamamış oldukları ortaya çıkacak.

O yüzden herkes biliyormuş numarası yapıyor bu tip sorular söz konusu olduğunda ve ilk soranlara da dalga geçerler kendilerini sağlama almak için. Ama bizim olayımız zaten karmaşık meseleleri böyle 6 yaşındaki çocuk gibi sormak ve sonra kendimize bir cevap vermek. Şimdi burada verilecek en kolay cevap da şu. Ekonomiyi durdukça çürüyen bir makineye benzetmek lazım.

Yani duran ve ondan sonra aynı şekilde başlayabilen değil de durduğu yerde çürüyen bir makine. Şimdi demin söylediğim senaryo benim kişisel bütçem için doğru. Her türlü gelirim ve harcamam azaldı. Biraz birikimden yediğimiz sürece sorun yok.

Birikim olmayan da cüz'i bir destek alır sağdan soldan. Ama işletmeler öyle işlemiyorlar. Bir süre sonra bin bir emekle kurduğun o sistemleri, o organizasyonları çözmek zorunda kalıyorsun. İşte likidi de etmek zorunda kalıyorsun.

Önce lüks harcamaları kısıyorsun. Mesela iş yemeklerini, motivasyonel programları vs. Sonra kritik olmayan iş gücünü kovuyorsun. Tıpkı bir insanın aç kalması gibi önce karbonhidratları, yağları yakarak enerji harcıyor.

Açlık kısa sürerse bu sorun değil. Karbonhidrat ve yağların yenisini getirmek kolay. Ama biraz daha uzun sürerse açlık, proteinleri kırmaya başlıyorsun bu sefer. Proteinlerden enerji elde ediyorsun.

Bunlar daha fazla enerji sağlıyorlar ama açlık dönemi bittiğinde ne oluyor? İlk öğününle beraber her şey eski haline mi dönüyor? Hayır. Vücudunda ciddi hasarlara yol açtın.

Eski haline dönmek için, kovduğun o kritik iş gücünü yeniden bulabilmek için çok daha fazla kaynak harcaman lazım. Hatta bazıları onarılmaz hasarlar olacak. O yüzden bünyeyi fazla aç bırakmamak şart. Uzun süren bir rejime girmek çözüm değil.

Zaten her halükarda ufak bir kriz bekleniyordu her yerde. Örneğin ABD borsaları yıllardır coşmuştu. Birçok fiyatlandırma gerçek dışı gözüküyordu. Bir balon oldu, görülüyordu.

Hatta ben de bundan korkup biraz fazla erken olsa da bu işten çıkmıştım. Ama sosyal mesafelendirme bu işin üstüne binince, karantinalar bu işin üstüne binince sadece bu balonu değil, ufak tefek orta büyüklükteki her balonu patlattı. Ve biz şu anda o proteinleri yıkma safhasına geldik. Bakın size ilginç bulduğum bir örnek vereyim restoranlar konusunda.

Beni epey şaşırttı. Şöyle bir not almışım, bu tarihin ilk hizmet sektörü esaslı resesyonu olacak yazmış birileri. Şöyle söyleyeyim, iklim kötü olursa mesela tarım krize girer değil mi? Veya ticaret savaşları olur, bir şekilde imalat krizi başlayabilir vesaire.

Ama bu krizin ilk vurduğu yer hizmet sektörüydü, sosyal mesafelendirme yüzünden. Türkiye sayılarını bilmiyorum fakat Avrupa Birliği'nde restoranlara ve barlara bağlı iş sayısı 2012'de 8 milyonmuş. 2017'de 10 milyonu geçmiş. ABD'de 1 milyon bu şekilde işletme var.

15 milyondan fazla iş sağlıyor. Şimdi bunların ezici çoğunluğu ufak işletmeler ve şu anda hepsi kapalı. Beni şaşırtan kısma gelirsek yemek sektörü genel olarak kâr marjının çok ufak olduğu bir sektör. O yüzden çok başarılı gözüken restoranlar bile batma noktasından sadece birkaç hafta uzakta yaşıyorlar.

Yani rezervasyonları aylar öncesinden biten çok çok iyi restoranlar bile en fazla 1-2 hafta sonra eksiğe geçiyorlar. Çünkü operasyon büyük. Sürümden kazanıyorlar normalde, ondan kazanamıyorlar artık. Zart diye kapayınca her şeyi depolarındaki bütün biriktirdikleri şeyler çürüyen şeyler.

Dünya kadar işçi maliyetin var. Yani durum o kadar kötü ki bu Top Chef programının jürisinin bir röportajı vardı. The Daily Beast gazetesi diye not almışım. Bu kırılganlık yüzünden diyor her 4 restorandan 3'ü kapanacak ABD'de.

Ki operasyonu daha karmaşık iş kollarını düşünün. Yani bir garsonu kovup yerine yenisini almak belki kolay bir şey. Ama iyi bir şef bulmak kolay bir şey değil. Kritik işçileri çıkarmaya başladığınızda, kritik makinelere satmaya başladığınızda, kritik süreçler çözülmeye başladığında öyle bıraktığınız yerden başlayamıyorsunuz sonra.

Bu tablonun ilginç bir yanı da sisteme gömülü olan bir takım adaletsizlikler. Yani bilerek yapılmamış adaletsizlikler diyebiliriz. Kriz sonrası servet dağılımının iyice kötüleşmesini sağlayacaklar. Şimdi sadece piramidin en tepesi için konuşmuyorum.

Sonuçta piramidin en tepesindeysek, yeterince nakdimiz varsa elbette ki kriz uzadıkça bekleyebiliriz. Bize vatan çıkan yok. Ondan sonra da doğru zamanda akbaba gibi üşüşüp satışa çıkan varlıkları ucuza kaparız. Eskisinden de zengin oluruz.

Tüm krizlerde bu olur. savaş dışındaki tüm krizlerde. Savaş her şeyi yıkıyor çünkü. Zenginlerin de birikimlerini eritiyor.

Modern krizlerde bu oluyor diyelim. Ama bu durumu demin bahsettiğimiz FED politikaları da kötüleştiriyor. Onu muhtemelen düşünmemişsinizdir. Şöyle söyleyeyim.

Geçen gün Jim Rickards diye birini dinliyordum. Biraz deli bir altın spekülatörü kendisi. Adamın kendi ufak bir işletmesi var. Değil mi?

Bu yeni destek programı çerçevesinde de ufak işletmeler için ayrılmış olan kredi fonuna başvuru yapıyor. Fakat her şey o kadar acele hazırlanmış ki başvuru formları kendi iş yapısına uygun değil. Yani bürokratik bir engel yüzünden o paraya erişim yok. Şimdi kendisi zengin ve meşhur biri.

Zaten o sorun değil. Kendi de bir test yapmak için bunu denemiş. Ama işini kaybetmek üzere olan insanları düşünün. Bunlar bu formları doldururken veya yerel bankalara başvuru yaparken, bu paralara erişmeye çalışırken aynı adil düzlemde değiller.

Bazı işlere, bazı insanlara daha fazla bürokratik engel var. Ve çoğunun ardında mantıklı bir açıklama da yok. Bu tip durumlarda da doğal olarak genelde azınlıklar ayvayı yerler. En çok onların işleri hasar görür.

Kredi almakta zorlanırlar. Şimdi ilgili bir parantez açayım. ABD tarihine bakarsanız, zencilerin bugün halen fakir kalmalarının belki de en büyük sebebi kölelik kalktıktan ta 100 sene sonra dahi gayrimenkul kredilerinde uğradıkları sistematik ayrımcılıklar. Bundan daha önce de bahsetmiştim galiba.

Yani çalışan, iş sahibi, kalburüstü zenciler bile belli mahallelerden ev alamıyorlar. Onay alamıyorlar. E bu olmayınca ne oluyor? Bir kere iyi yerlerde yaşayamıyorlar.

Yani o insanların hayatı kötüleşmiş oluyor. Ama daha sonraki nesillere etkisi büyük. Çünkü çocukları iyi okullara gidemiyor. İyi mahallelerdeki iyi okullara.

E hadi onu da geçtim. Gayrimenkullerinin değeri aynı oranda artmıyor, belki hiç artmıyor. Gettolara hapsoluyorlar gibi. Bu yüzden de nesiller arası servet transferinde geri kalıyorlar.

Çünkü ortalama bir insan için en büyük açık ara servet transferi, bir sonraki nesle aktardığı servet, Gayrimenkul şeklinde oluyor ve özellikle zenciler bu süreçte tamamen ekarte edilmiş vaziyetler. İş güç sahibi olanları bile. Ev kredisine başvururken uğradığın ayrımcılık dandik bir ayrıntı gibi geliyor ilk başta kulağa ama bir kaldıraç gibi davranıyor ve sonraki nesle çok büyük etkiler bırakıyor. Şimdi tabii mevcut düzende eskisi kadar bilinçli bir ayrımcılık yok.

Yani eskiden aleniydi bu ayrımcılık. Bir politika sonucu yapılıyordu. Şimdiki bir tasarım icabı değil ama sisteme gömülmüş bir şekilde devam ediyor. Dolayısıyla toparlarsak tablo şu.

Piyasaya saldığın paranın ufak bir kısmı bireylere veya kobilere gidiyor. Onun da orantısız olarak ufak bir kısmı ona en çok ihtiyacı olanlara gidiyor. Ve bu da en az 1-2 nesil daha o sosyal mobiliteyi kötüleştirecek bir etki. Yani çocukların senin yaşadığından daha iyi yaşayamıyorlar.

Şimdi biraz nefes alalım, odak noktasını tekrar ayarlayalım. Neden krizin ciddi olduğunu anladık. Olay sadece birkaç haftalık bir üretim kaybı değil çünkü, onu anladık. Neden devletlerin piyasaya dünya para ve güvence saldıklarını da anladık.

Bir önemli husus da bu paranın borçlanma ile ilişkisi. Önce kişisel ölçekten başlayalım yine o şekilde anlaması daha kolay. Mesela bir takım harcamalar yapmak zorundasınız, aç kalmamak istiyorsunuz tabi ki. İkincisi eğer işverenseniz dediğim gibi kurduğunuz işi satmamak, kaybetmemek istiyorsunuz.

Bir yandan da kredi kartı borçlarınız var. Şimdi stimulus parası geldi, destek parası. Bu para önce nereye gidecek? Normalde böyle bir para olmasaydı kredi kartı en son önceliğiniz olurdu.

O şirketler zaten bu riske karşı, sizin ödememe riskinize karşı çok yüksek faiz çakıyorlar size yıllardır. Şimdi zamanı gelince de bu borçları sizden tahsil etmekle uğraşmayacaklar bile. Belki bir iki kez ararlar. Tahsilat şirketlerine sizin borcunuzu toptan satacaklar.

1 milyar dolar alacakları varsa 100 milyon dolara satıyorlar. Tahsilat şirketleri de sizden onu çıkarmaya çalışıyor. Bir anlamda milletin parasıyla riskli borçlar vermiş ve yüksek faiz çakmış olan kredi kartı şirketlerini sübvanse etmiş oluyorsun. Veya tahsilat sektörünü.

Çünkü o ödemeler bankana geldiği zaman bu tahsilat şirketlerinin veya kredi kartlarının ödemelerini bloke etme yetkileri var. Yani bu kadar kısa sürede bu kadar büyük para dağıtmanın ne kadar öngörülemeyen sorunlar yol açacağına bir örnek. En son paraya ihtiyacı olan insanlara para dağıtmış oluyorsun. Şimdi ölçeyi büyütelim.

Genel borca bakalım. Asıl gelmek istediğim konu buydu çünkü. Fiscal multiplier diye bir kavram var. 1 dolar harcıyorsa devlet, economic activity uzun vadede x dolar kadar artıyor.

Eğer sistem temelde fena değilse ama bir sebepten ötürü tıkanmışsa, işte bir likidite krizi varsa... Devlet desteği o tıkanıklığı açan şeydir. Hani elektroşokla kalbi tekrar başlatmak gibi. Bir kez başladıktan sonra da kendi kendine gider kalp.

Hatta bu örnekte bu analoji de eskisinden de kuvvetli atar. Dolayısıyla bu durumlarda o x birden büyük olmuş oluyor. Yani devletin harcadığı her dolar ekonomiyi bir dolardan daha fazla büyütmüş oluyor. Şimdi bu rakamın tam olarak ne olduğu belli değil.

Ekonomistler arasında bir konsensus yok çünkü bir sürü faktöre bağlı. Hatta devlet harcamasının çeşitine de bağlı. Yani zengine vergi indirimi yaparsan çok düşük olur. Yemek ve beslenme programlarını harcarsan çok yüksek oluyor.

Bunun hesabını bu boş zamanı, vergi indirimlerinin uzatılıp uzatılmaması, kalıcı yapılıp yapılmaması konusundaki tartışmalarda yapmışlardı. Millet sallamadı tabii ki, gittiler. En az etkisi, en düşük etkisi olan şey olan o zenginlere, aşırı zenginlere vergi kesintilerini kalıcı yaptılar. Zaten bu yüzden sağcı değilim, neyse.

Tek sorun bu verimsizlik değil tabi. Yolsuzluk falan da olabilir. Bazen devlet harcamaları özel teşebbüsleri öldürüyor olabilir. Bu sefer de harcadığın her dolar başına bir dolardan daha az bir aktivite yaratmış oluyorsun.

Yani zararlı. Şimdi bir teoriye göre borç yükü arttıkça bu fiscal multiplier da azalıyor. Yani gayri safi milli hastasının atıyorum %100'ü kadar bir borç stoku olan ülkelerde devletin harcadığı her dolar net kayıp. Birçok ülke bu sınırın üstünde.

En önemlisi de artık ABD bu sınıra gelmiş vaziyette. %100'ü aştılar. Kısacası şöyle bir basitleştirilmiş senaryo düşünebiliriz. Virüs yüzünden zaten yaşanacak olan bir resesyon çok daha ağır biçimde geçiyor.

Çok hızlı ve panik halinde destek kararları alınıyor. Bunların verimliliği eskisine nazaran az. ABD bir borç girdabına giriyor. Zaten girmişti ama bu süreç hızlanıyor diyelim.

Bundan kurtulmak için daha fazla para basmak zorundalar. Bu süreçte merkez bankaları arasında da bu dijital paraların kullanımı filan başlarsa, dolara olan rağbet ve güven azalırsa, ABD'de de yüksek enflasyon dönemi başlar, fakirleri iyice fakirleşirler ve hepsi beraber tüm dünyayı peşinden bir krize sürükler. Daha büyük bir krize belki de. Ben bunu bir keyanet olarak söylemiyorum çünkü atladığım bir sürü başka faktör vardır kesin.

Bunu konumuzdaki bir sonraki noktaya gelmek için bir atlama noktası olarak kullanıyorum. Yani küresel kapitalizm çökecek mi? Çökecek mi değil, çökecek mi? Her yerde duyduğunuz bir şey.

Buna da artık pazar günü bakacağız. Siz de biraz dinlenin. Şimdiden şunu diyeyim, ben bu soruya evet veya hayır diye cevaplar vermek istemiyorum. Bilmiyorum da zaten.

Bu muhabbetleri bu bölümdeki gibi bir bahane olarak kullanıp bazı temel kavramlar hakkında düşünmek istiyorum. En basitinden çünkü çoğunuza kapitalizm nedir diye sorsam, benim sormamı beklemeyin hatta. Kendi kendinize sorun. O kadar çok tekrarladığımız bir şey ki durup da bir saniyeliğine bile düşünmeye gerek görmüyoruz.

Sorun kendinize. Pazara kadar vaktiniz var. Düşünün bakalım. Evet geç geldi ama umarım dolu bir bölüm olmuştur.

Bu vesileyle de patronlarıma teşekkür ediyorum. Yenilerini zaten saymıştık. Olağan şüphelilere geldi sıra. Seksi sesimle isimlerinizi okuyacağım.

Can Karakuş Ali Özbek, Uygar Polat, Hasan Basri Kereş, Kutlay Dede, Yannis Sabahçı, Doğan Can Bahan, Kıvanç Samet, İbrahim Fırat Dumanay, Başar Kızıldere, Orhun Emreçelik, Emrah Öz, Ali Can Albayrak, Çiğdem Şahiner, Erman Korkut, Ömer Ocak, Erdem Gelal, Berk Anıl Tokdemir, Alper Bartmaz, İsmail Atkurt, Sinan Yıldırım, Ece Aydoğan, Tunç Mart, Nilüfer Gök, Işıl Arican, Atilla Lagalun, Özgür Elbir, Çağrı Özertem, Aydın Kahraman, Betül Batun, Başak Pırut, Mehmet Han, Mehmet Ünsal, Seküre, Can Emrah Yaldız, Kemal Akkoyun, Refik Şekercoğlu ve Arnold Schwartzenegger. Hepiniz sağ olun arkadaşlar.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)