Podcast

Komplo Psikolojisi ve Doğru Argümantasyon (2/2)

Fularsız Entellik

6 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Argüman kurma ve komplo inceleme üstüne iki bölümlük bir mini-dizi...

***





Konular:


(02:15) Komploculuk psikolojisinin diğer temelleri.

(05:10) İlk adım: Kanıtlar doğruysa iddiayı desteklerler mi.

(07:00) İkinci adım: Kanıtlar doğru mu? Teyit org ve Yalansavar.

(08:10) Üçüncü adım: Mevcut açıklamalara karşı kanıt var mı?

(09:05) Makale: Yarasalarda bekleyen 5000 farklı koronavirüs .

(09:20) Makale: Virüs neden insan yapımı olamaz .

(10:15) Komploların taktiği: Mevcut kanıtları komplonun parçası yapmak.

(11:20) Önce inanç, sonra kanıt.

(12:55) Sosyal medyada ad populum farklı işliyor.

(15:10) Teyit önyargısı + itibar kombosu.

(16:50) Bilimsel metodun insan doğasına karşıtlığı.

(19:00) Yansıtma ve "her şeyi ben bilirim"cilik.

(21:15) Zeka eksikliği veya şerefsizlik değil.

(22:00) Bonus: Yavuz Dizdar'ın fantastik komplosu. Kaynak .

(25:00) Daha iyi bir komplo nasıl olurdu.

(27:30) Fikir değiştirmek.




***

DISCORD: https://t.co/aOcoPDgIgw?amp=1

DESTEK: https://www.patreon.com/imTolstoyevski



.




.


Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

3.705 kelime · ~19 dk okuma

Selam fularsızlar, hoş geldiniz. İmmanuel Tolstoyevski ben. Komploculuk ve argümentasyon içeriğine devam ediyoruz. İkinci yarısı bu.

Kısa bir hatırlatma. Önceki bölümde ne yaptık? Bir kere haklı çıkan bir iki komplodan bahsettik. Bütün komplolar yanlış değildi yani.

İkincisi, komploculuğa birazcık ekonomik bakış açısıyla baktık. Yani teşvikler nedir? Risk hesabı nedir? Ödül nedir?

Transkriptin tamamını oku

Olasılıklar nedir? Bu şekilde bakınca da benim vardığım sonuç şuydu. Tek tek komplolar aptalca olabilirler. En azından %90.

Ama komploculuğun kendisi o kadar aptalca bir şey değil. Yani eğer amacımız dikkat çekmekse, statü kazanmaksa, kalabalıklardan ayrı şeyler söylemek ve sürekli kehanetlerde bulunmak gerçekten akılcı bir şey. Çünkü elinde sonunda bir şeyler tutacak veya tutmuş gibi gözükecek. Siz de gerine gerine ben demiştim diyebileceksiniz.

Daha sonra konuyu biraz argümentasyona çektik. Nasıl argüman kurulur, nasıl çürütülür? Bir argüman çürütme piramidi vardı. Bu bölümde de yapacağımız şey, o öğrendiklerimizi bir örnek üzerinde uygulamak.

Basit iskelette şu, bir iddia nedir netleştir, mümkünse o iddiayı karşıdakine tekrarlat. İkincisi, iddiayı destekleyen kanıtlar nedir? Onları netleştir. Bu kanıtları doğru farz edip iddiayı destekleyip desteklemediklerine bak.

Üçüncüsü, kanıtların kendilerine bak. Onlar hakikaten doğru mu? Ki burası zahmetli. En sonda da alternatifleri de çürütmeye çalışıyor mu?

Bunlardan bahsedeceğiz. komplocuların iddialarını neden geriye çekemediklerinden bahsedeceğiz. Bu podcast bölümünün en başında neden ileriye sürdükleri hakkında bir teoriden bahsetmiştim. Ama bir kez ileriye sürdükten sonra ve yalanlandıktan sonra neden oradan geri adım atamadıkları hakkında konuşacağız.

Bence bu daha da önemli çünkü. Ve daha sonra da bunları bilimsel metodla karşılaştıracağız. Şimdi devam etmeden önce içimde kalan bir şey söyleyeyim yalnız. Ben bu komploculuğun kendisine ekonomik kavramları kullanarak yaklaşmıştım ya.

Bana ilginç gelen bir şey olduğu için bunu yapmıştım. Yoksa komploculuğun tamamı bundan ibaret değil. Bu geniş bir konu. Belki de bir ara apayrı bir podcast yapmam lazım.

Argümentasyondan bağımsız bir şekilde. Temel öğelerini burada sizinle paylaşayım. Birincisi, insanda birbiriyle alakasız olan şeyleri birbirine bağlamaya yatkınlık var. Michael Shermer buna patternicity diyordu, pattern'dan geliyor.

Yani daha fazla pattern üretme, örüntücülük diyebiliriz biz buna. Bu cepte ikincisi düzensizliğe karşı zaten genel bir direnç var insanda. Yani bir şeytani aklın her şeyi bir yerden kontrol ediyor oluşu inanılmaz bir şekilde insana daha rahatlatıcı geliyor. Çünkü diğer açıklama belirsizlik ve kaos içeriyor.

Bir sürü insanın ufak tefek yaptığı hatalar, ihmalkarlıklar bunların toplamı korkunç felaketlere yol açabiliyor. İnsan bu kadar büyük felaketlerin veya yıkımın böyle aptalca şeylerden kaynaklandığını düşünmek istemiyor. O sanırım bize daha büyük rahatsızlık veriyor. Birileri kontrolde olmalı düşüncesi bizi hem rahatlatıyor hem de gördüğümüz yıkımların açıklaması olarak bize daha mantıklı geliyor.

3. Komplocu olmak özünde şu demek ki, bunu geçen bölümde de değinmiştik. Siz hepiniz yanlışsınız. Ben gerçeği gördüm.

Matrix'ten uyanan Neo gibiyim. Sizi de uyandırmaya çalışıyorum. Veya Platon'un mağarası alegorisi diyebiliriz. O da mağaraya geri dönüp insanları uyandırmaya çalışıyordu.

Dışarıda bir dünya var. Gerçeklik bu duvara yansıyan gölgelerden ibaret değil diye. Onunki de biraz aynı kafa. Filozofların önemine işaret etmek için söylüyordu.

Aynı psikoloji, o ego okşaması burada da var. Ben gerçeği biliyorum, çoğunluk bilmiyor, siz kandırılıyorsunuz. Bu insanı zehirleyen bir bakış açısı. Karşı koymak da çok zor.

Şimdi sosyal medyadaki bu ilgi mekanizması ve sırf bizden yana olanların sayısını görmemiz, geçen bölümde bahsettiğim o ad populum hikayesi. Bu, altyapının üstüne binen mekanizmalar bunlar. O yüzden onların etkilerini iyice arttırıyorlar. Şimdilik temel bu olsun.

Dediğim gibi ileride bu konu hakkında ayrıca bir bölüm yaparsam belki başka psikolojik temeller de ekleyebiliriz. Ki zaten o bağlamda teyit önyargısı hakkında da konuşuruz. Bunları bir sonradan ekleyeyim dedim. İçime sinmedi çünkü öyle komploculuğu o şekilde bırakmak.

Şimdi biz geri dönelim argümanlarımıza. Geçen bölümü şöyle bir komplo fikriyle bitirmiştik. Ya bu koronavirüsü, son koronavirüsü insan yapımı. En başından beri biliyordum.

Şimdi de kanıtı var. Bir Fransız video çekmiş, bir patent başvurusu gösteriyor. Başkaları da sosyal medya hesaplarından bunları duyuruyorlar. İşte en başından beri biliyordum.

Elimde kanıtım yoktu ama ilk günden beri biliyordum. Şimdi de kanıtı var. Kanıtlar nedir? Ve burası çok önemli, çok o melli.

Kanıtların doğru olduğunu farz edersek iddiayı yeterince destekliyorlar mı? Niye bu soruyu soruyoruz? Bu soru kanıtla iddia arasındaki bağlantı gücünü sorgulatmak için var. O videoları izlerseniz, ben birkaç dakika izleme gafletinde bulundum, genelde birçok tartışmada zaten bu şablonu izler, alakasız şeylerden bahsederler ve karşı çıkamayacağınız birkaç tane doğru işin içine katarlar.

Bu örnekte yüksek korunma seviyesine sahip bir laboratuvar inşa etmişler. Çin'de bu laboratuvarın arkasındaki finansmanı anlatıyor. Kimler laboratuvarın açılışına katılmış, kimler katılmamış bunları anlatıyor. İddia ile bunların hiçbir alakası yok ama alakası varmış gibi görünüyor.

Çünkü aynı bağlam içinde sunuluyor. Daha sonra da asıl belge olarak araya şu sıkıştırılıyor. 2003 tarihli bir patent belgesi. Yani şu gün yaşadığımız bir salgının virüsü neredeyse 20 sene önce biliniyordu.

Bu elbette şüphe uyandırır. Bende de şüphe uyandırır bu. Ama sadece şüphe uyandırır. Bu noktadan virüsün insan yapımı olduğuna doğru atlamak çok daha zor bir şey.

Çünkü alternatif başka açıklamalar var. Yani virüs icat edilmemiştir, doğada bulunmuştur, keşfedilmiştir ve saklı tutulmuştur. Bu arada saklı da değil, millet makale filan yazmış da, işte haberlere düşmemiş diyelim. Veya o virüsü doğadan aldılar, bir laboratuvara koydular, o laboratuvardan kaçtı mesela.

Bunlar da alternatif açıklamalar ama böyle demiyorlar. Dolayısıyla iddiayı netleştirdikten sonraki adım, alakasız kanıtları ve gerekçeleri ayıklayıp, asıl temel alakalı gerekçelere odaklanmak, onları doğru farz etmek ve iddiayı destekleyip desteklemediklerine bakmak. Başka ne alternatif açıklamalar olabilir, onları düşünmek. Bir sonraki adımda artık farz etmeyi filan bırakıp kanıtların gerçekten doğru olup olmadığını incelemektir.

Bu çok vakit ve enerji harcatan bir şey. Zaten o yüzden de zor bir kısım. Şimdi bunu teyit org gibi, yalansavar gibi oluşumlar ki yalansavarın koronavirüs komplo teorileri üzerine de bir program vardı geçen haftalarda. Işıl Arıcan bu konuları çok yakından takip ediyor.

Benim de podcast'ın destekçilerinden biridir bu arada. Böyle de aramızda sinsi sinsi çıkar ilişkileri de var. Sonuçta böyle oluşumlar gerekiyor ki birileri mesai harcayacak ki bu kanıtlar araştırılacak. Şimdi bu örnekte şansına işimiz kolaydı.

Çünkü bahsedilen patent başka bir virüsün aşısıyla ilgili. Yani iddia zaten kuvvetli değildi. İddianın yapısı, bel kemiği zaten kuvvetli değildi. İddianın bel kemiğini bırak, dokuları da çürümüş.

Ha şimdi burada neyi kanıtladık? Burada koronavirüsünün insan yapımı olmadığını falan kanıtlamadık. Bu spesifik iddiayı çökerttik sadece. Yarın öbür gün başka başka kanıtlar öne sürülebilir, başka iddialar öne sürülebilir.

Her şeyi tekrar mı yapacağız? Hayır. Eğer sıra dışı bir teoriniz varsa, komplo teorileri sıra dışıdır. yapmaları gereken ilk şey mevcut açıklamaları çürütmek piramidi hatırlayın karşı argüman değil sadece aynı zamanda mevcut açıklamaların temel gerekçelerine saldırmak piramidin en tepesi yani yani bir fenomeni açıklayan iki tane teori varsa sen rakip teorinin neden yanlış olduğunu açıklarsın kanıtlarına saldırarak ve kendi teorinin neden doğru olduğunda ayrıca kanıtlarsın kendi pozitif kanıtlarını öne sürerek İkisinden sadece birini seçersen hiç yoktan iyidir ama ideal değil.

Komplolarda bu kesin gerekli bir şey. Bu konudaki mevcut kanıtlar da ana akım görüş diyeyim. Bu virüsün doğal yollardan geliştiği yönünde bir görüş. Bunun da sebebi basit.

Çünkü daha önce bu oldu. Yarasalardan. İnsana geçti. Direkt olarak olmayabilir.

Arada başka hayvanlar olabilir. Ama yarasalarda gözlemlenmişti. Hatta yine linkini vereceğim. Yarasalarda yıllar öncesinden yazılmış bir makalede şunu söylüyor.

Tahmin edilen 5000 ayrı koronavirüsü benzeri virüs var. Üstü ne? yeni karşılaştırmalı genetik çalışmalar var. Yani farklı koronavirüslerini bu salgına neden olan koronavirüsüyle karşılaştırıyorlar.

Ondan sonra da bu mutasyonların doğal mı olduğunu yoksa bir şekilde insan eliyle mi yapıldığını bulmaya çalışıyorlar. Bu tam olarak %100 kanıtlayacak bir metod değil. Ama genel bir fikir veriyor insanlara ve bu araştırmaların sonucunda da hayır diyorlar. Bu doğal bir şey.

Öyle mutasyonlar geçirmiş ki diyor, bu mutasyonları bizim mevcut bilgisayar simülasyonlarımızla denediğimiz zaman daha iyi bir virüs ortaya çıkarmıyor diyor. Burada iyiden kası daha çok yayılan, daha başarılı diyelim evrimsel açıdan. Yani bizim simülasyonlarımız zaten yetersiz belli ki. Çünkü virüsün daha iyi yayıldığını biliyoruz.

Bunlar dolayısıyla mevcut bir argüman birikimi, bir kanıt birikimi. Sen şimdi bir komployla piyasaya çıktığın zaman bunları da çürütmen lazım. En azından entelektüel dürüstlük bunu gerektirir. Ama komplolar ne yapıyorlar?

Ana akım görüşü çürütmenin en yaygın metodu nedir komplolar açısından? Kalkıp konunun detaylarıyla uğraşacak halleri yok. Bunları tek tek çürütecek. Çok nadir görürsünüz bu tip çabaları.

Onun yerine kaynağın kendisini komplonun bir parçası yapıyorlar. Yani diyorlar ki O karşılaştırmalı genetik çalışmayı yapan laboratuvar da işin içindeydi. Yıllar önceki SARS virüsünün, salgınların hayvandan insana geçtiğini söyleyen çalışmalar da işin içinde. Kısacası bizle hemfikir olmayan her kaynak komplonun içindedir veya kirlenmiştir.

Enkestirme yol bu. Bütün kaynakları böyle eriyebilirsiniz. En sonunda zaten internetin sonsuz çöplüğünde sizle hemfikir bir kaynak bulacaksınız. Ondan sonra diyeceksiniz ki işte dürüst insanlar da varmış.

Satın alamadıkları, tehdit edemedikleri insanlar da varmış. Bizi doğruluyorlar. Şimdi genel olarak argüman çürütme yapısı buydu, iskeleti buydu. Birçok insan genelde sadece üçüncü soruya odaklanır.

Yani üçüncü soru öne sürülen kanıtları çürütmek. Patent belgesi bu örnekteki. Şimdi bu çürütülünce iddia sahibi ne yapıyor? Yani hem videonun orijinal sahibi hem de bunu yayan Türk hesaplar ne yapıyorlar?

Bunları cevaplıyorlar mı? Hayır. İddiayı geri çekiyorlar mı? Hayır.

İddiayı modifiye ediyorlar mı? Ya ben öyle dememiştim de şöyle demiştim bakın şöyle de olabilir. Hayır. E niye?

Bu noktada yine psikolojiye dönüş yapıyoruz. Bu insanların iddialarını geri çekmemelerin sebebi birkaç dakika önce bahsettiğim bir şeyde saklı. Demiştim ya iddialarını netleştirelim diye ikincil iddiaları ilk başladığım günden beri bu virüsün insan eliyle yaratıldığını biliyordum. Nihayet birileri kanıtını bulmuş.

Yani önce inanç, sonra kanıt. Bu zaten çok genel bir tavır da bunu bu kadar üstüne basa basa insanların ortasına söyleyince bu artık sizin şiarınız olmuş oluyor. Bayrağı oraya dikiyorsunuz ve o noktadan geri adım atamıyorsunuz. Bir davaya, herhangi bir davaya, herhangi bir konuda kendi itibarınızı bu kadar gömerseniz yani ben zaten biliyordum en sonunda haklı çıktım derseniz bu saniyeden sonra geri adım atarsanız itibarınız zedelenmiş olur.

Bire bir tartışmada bile zaten geri adım atmak zor. En son, ya tamam haklıymışsın, ben yanlışmışım dediğiniz zamanı bir düşünün. Biriyle tartışırken. Ben hatırlamıyorum.

Bu insanın buna karşı doğal bir direnci var. Ama sosyal medyada, el alemin önünde diyen bir deyişle böyle iddialarda bulunursanız tükürdüğünü yalamak 10 kat daha zor. Sosyal medyanın ikinci bir etkisi var. O da ilgi.

Böyle dramatik iddialar ortaya atarsanız... ...bunun ne kadar yayıldığını anbean görüyorsunuz. Orada bir rakam veriyorlar size.

Bilmem kaç yüz tane like, bilmem kaç yüz tane paylaşım. Bu örnekte, ben Twitter'dan bu tartışmaya girdiğimde... ...15 bin, 20 bin like'ı vardı bu paylaşımın.

Mevzubahis video bir buçuk milyon kez izlenmişti. Bu kadar ilgi gördükten sonra insanın sarhoş olmamasına imkan var mı? Yani siz 20.000 like almış bir tweet'i siler misiniz?

Ha ben yanlış mı şimdiyim? 1.5 milyon kez izlenmiş bir videoyu ki sadece o platformda. Yani kim bilir İnstagram'da şurada burada nasıldır?

Bu videoyu kaldırır mısınız? Burada da bir kalabalık etkisi ortaya çıkıyor. Paradoksal bir biçimde. Yani siz normalde kalabalıktan, ana akımdan uzak bir iddiada bulunuyorsunuz.

Tek başına kalmanız lazım. Ama sosyal medya sayesinde Dünyanın çeşitli yerlerinde o azınlıkları buluyorsunuz, bir anda o azınlık çoğunluğa dönüşüyor. Daha doğrusu kendi perspektifinizden çoğunlukmuş gibi gözüküyor. Çünkü size bildirilen tek şey, Twitter'ın, Facebook'un vs.

size bildirdiği tek şey ne kadar çok beğenildiğiniz. O yüzden de oraya bakınca, aa 20.000 kişi benimle hemfikir. Demek ki haklıyım.

Bu zihinsel kısa yol tekrar tetikleniyor. Sizle hem fikir olmayan, size karşı olan insanların ne kadar kalabalık olduğunu size gösteren bir metrik yok. Upvote, downvote olayı var ya bazı mecralarda var bu. Twitter'da yok mesela, Facebook'ta yok.

Siz kendinizi iyi hissedesiniz diye. Yorum olarak gözüküyorlar sadece ama onları sayamıyorsunuz. Sayamadığınız için de fikirleri tartarken zaten insan argümana, argümanın kalitesine veya uzmanlığa göre ağırlıkla ortalama alarak bir tartma yapmaz. Düz sayım yapar.

O yüzden de 20.000 like, onun karşısında da birkaç tane yorum sayamadığım bu tabloya bakınca diyorsun ki, ya ben haklıyım. O kadar iddia ediyordun, benimle dalga geçiyordunuz ve temize çıktım. O kadar kuvvetli bir his ki.

O içindeki birikmiş eziklik dışarıya öyle bir çıkıyor ki, Yani o kadar dalga geçtiniz, ezdiniz bilmem ne, en sonunda ben haklıyım. Şimdi genelde bunlar teyit önyargısı yani confirmation bias kavramı kapsamında incelenen şeyler. Kısaca zaten yatkın olduğun inançları, teyit eden şeylere ağırlık veriyorsun. Yatkın olduğun inançlara karşı kanıtları da unutuyorsun, görmezden geliyorsun.

Bizim özümüzde olan teyit önyargısı zaten yeterince kötü. Bir de üstüne böyle itibarınızı tamamen ortaya sürerseniz, çok iddialı beyanlarda bulunursanız ve zamanında bundan geri adım atamazsanız, atıyorum şakaya vuramazsanız, kendinizle dalga geçemezseniz, Bu tip taktiklerle birazcık kendinize manevra alanı bırakamazsanız, o zaman bu kombinasyonun sonucu felaket. Dogma, fanatizm. Başka bir şey değil.

Bu saatten sonra çünkü argümanın kralı gelse sizi ikna edemez. Tartışmanın kralı yaşansa sizin fikrinizi değiştiremez. Yani zihinsel kısa yollarınıza yapacak bir şey yok. Bu evrimin mirası.

Tek yapacağınız şey biraz daha farkında olmak bunların. Sosyal medya tasarımıyla oynanırsa birazcık bu dinamikler değişebilir ama o da zaten çoğumuzun kontrolünü dışında. Gerçekten kontrolünüzde olan tek bir çözüm var, o da mümkün mertebe itibarınızı bu kadar ortaya koymayın. Geri adım atabilecek mesafeler bırakın.

Şimdi ben bunları bilimsel metodla karşılaştırmak istiyorum bu noktada. Bu inancın kanıttan önce gelmesi konusuyla alakalı çünkü. Bilimsel süreç arkadaşlar insan doğasına tamamen aykırı. Zaten ortaya çıkıp bu kadar domine etmesi kültürümüzü müthiş bir şey.

Yani müthiş de değil tabii kaç bin sene sürmüş medeniyet ortaya çıktıktan sonra ama biz sonuçta şanslıyız bunun hurumsal olarak hakim olduğu bir çağda yaşıyoruz. Ama bu çağda bile birey ölçeğinde baktığınız zaman böyle düşünmüyoruz. Çünkü birey şunu sorar. Doğal olarak bunu sorarız.

Şöyle bir inancım var der. Hatta bunun çoğu zaman farkında bile olmaz. Bu inanç doğru olsaydı neler gözlerdim? İşte teyit önyargısının temelindeki soru budur.

İnancım doğru olsaydı neler gözlerdim? Bilimsel süreç ise şunu sorar. İnancım yanlış olsaydı neler gözlerdim? Biraz daha isabetli davranayım.

Bilimsel süreç aslında ikisini de sorar. Doğru olsaydı neler gözlerdim? Hipotez oluşturur. Ama ondan sonra yanlış olsaydı neler gözlerdime yönelir.

Bu çok önemli bir fark. Çünkü siz doğrularınızı aradıkça kendi teorinize ikna olursunuz. O doğruları da biraz bulursanız. Ama o doğruları da içeren alternatif teoriler olabileceğine ihtimal vermezsiniz.

Bir başka da işte yaptığınız gözlemi açıklayan başka başka teoriler de olabilir. Dolayısıyla siz o gözlemleri biriktirdikçe kendi teorinizi güçlendirmiş olmuyorsunuz. Tüm o teorileri aynı anda güçlendirmiş oluyorsunuz. Ama bunun farkında olmuyorsunuz kendi teorinize odaklandığınız için.

Eğer yanlışını ararsanız Yanlışlayacak bilgi ararsanız ve bu yanlışı bir türlü bulamazsanız, o zaman sizin teoriniz, spesifik olarak sizin teoriniz giderek güçlenmiş olur. Bu insan doğasına gayet aykırı bir durum. O yüzden de diyorum, bireyler bilimsel değildir, süreçler bilimsel olabilir. O yüzden bu komplo teorilerini rağbet eden insanların hiçbiri de kendisine sormaz.

Eğer bu inancım yanlış olsaydı ortada ne tip bilgiler olurdu demezlerdi. Bunları şimdi siz oturup da itibarını bu işe çok gömmüş bir insana açıklarsanız ne tip bir sonuç beklersiniz? Birincisi karşı taraf konuya odaklı kalamaz, imkanı yok. Size saldırır, üsluba takar.

Böyle alınganlık pozları. İkinci taktik de, ki bununla el ele gider, o da yansıtmadır. Yani kendi yaptıkları şeyleri size yansıtırlar ve size onunla suçlarlar. Nedir bu?

Çok dogmatik olmak, her şeyi bildiğini sanmak, her şeyi ben biliyorumcu olmak, kibirli davranmak. Bu efsanevi bir ironi. Bunu ironik kılan durum şu ki komplocuların da zaten en sevmediğim yönü bu. Haklı olsunlar haksız olsunlar fark etmiyor.

Her komplocunun genel iddia şablonu şudur. Herkes bu konuda kandırılıyor. Gerçeği ben biliyorum ve benim de dahil olduğum bir azınlık biliyor. Bütün komplolar sonuçta bu şablonla otururlar.

Daha sonra o konuya spesifik olarak içindeki ayrıntıları doldurursun. Ama hiçbir komplocu şey demez. Ya ben pek emin değilim. Zaten herkesin bildiği kadar biliyorum.

Yani tanım itibariyle kibirli bir duruştur komploculuk. Ha, dediğim gibi bunu iyi bir şekilde desteklerseniz ne âlâ. Yani mevcut kanıtları çürütür, onun üstüne kendi doğru, pozitif kanıtlarınızı sunar, sağlam da bir argüman kurarsanız, yani kanıtlarla iddiayı birbirine güzel bir şekilde bağlayan, o zaman ne âlâ. Ama yine de yaptığınız şey her şeyi ben bilirimcilik oluyor.

Kalkıp başkasını bununla suçlayamazsınız. Kendi ağzıyla inancının kanıttan önce geldiğini, en başından beri bunu bildiğini, inandığını iddia eden birinin Kendisini çürütmeye çalışan birini, şüpheciliği ön plana çıkaran birini, her şeyi ben bilirimcilikle suçlaması kadar komik bir şey yok. Zaten bu noktadan sonra artık iletişim tamamen kopmuş oluyor. Çünkü bu insanlar sosyal medyada özellikle tribünlere oynamak mecburiyetinde kalıyorlar.

Daha sık tribünlere oynamasalar bile kendi karakterleri açısından bu tiyatroyu sürdürmek zorundalar. Kendi karakter tutarlılıkları açısından. ''Ben bu kadar aptal biri olamam veya bu kadar karaktersiz biri olamam, bu kadar kötü niyetli biri olamam. Değilim.

Öyleyse karşıtaki böyle olmalı.'' gibi açıklamalara yöneliyor insanlar. Bunu yapmak zorundalar. Kendi ruh sağlıklarını korumak için.

Yani aslında biz biriyle günlük hayatta tartıştığımız ve tamamen karşı ayrık düştüğümüz zaman bir noktada da tartışma raydan çıkarsa tabii ki hep zekaya odaklanıyoruz, zeka eksikliğine veya karakter bozukluğu teşhisi koyuyoruz. Aslında bu tam olarak doğru değil. Bunlar da doğru olabilir. Ek, öğe olabilirler.

Olma ya da bilirler. Duruma bağlı. Ama sorunun kökü şu. Düşüncelerimiz üstüne yeterince düşünemiyoruz.

Kendi düşünce süreçlerimizi hakim değiliz. Ve altından kalkamayacağımız açıklamalara itibarımızı kefil ediyoruz. Bakın bizim kendimizi tanımamız, bu zihinsel süreçleri tanımamız zaten zor bir iş. Gereksiz kibirle daha da zorlaştırmayalım.

Bitirmeden önce bonus olarak şöyle bir içerik sunayım. Daha düzgün bir komplo olsaydı nasıl olurdu? Zihinsel egzersiz olsun bu. Ben mesela komplocu olmak istesem koronavirüsü konusunda nasıl bir iddiada bulunurdum?

Bununla da bitirelim. Bu konuya da doçent doktor Yavuz Dizdar denen bir adam var. 2015'den bir makale göstermiş. O makalede de virüsün insan yapımı olduğu kanıtlanıyormuş.

Mevcut senaryo planlanmış olan bir senaryodur efendim. Bu planın ne zaman başlatıldığını bilmiyoruz. Ama elimizdeki en erken veri ki WhatsApp gruplarında kısmen yayılmış durumda. Aslında virüs oluşturulmuş olan bir virüs.

2015'in Aralık ayında yayın olarak çıkartılmış. Bir dönem içerisinde dünyada bir değişiklik meydana getirilecek. Bu değişikliği kim istiyor? Aslında onu da biliyoruz ama hiç girmeyelim.

Fakat planlanmış senaryo sürdürülüyor. Bu planlanmış sinaryonun içerisinde heyet kuruluşları da dahil olmak üzere küresel sermayenin bir hareketi var. Bu hareket bugüne kadar bildiğiniz ne varsa aslında zamanla gerçekleşiyor. İlk adımımız olan iddia tam olarak nedir'i bulmak, onu netleştirmek bakın ne kadar zor.

Çünkü bir sürü laf salatasının içinde kaynayıp gidiyor. Şimdi bu alıntıdaki iddia virüs insan yapımıydı, gösterilen kanıtta 2015 tarihli bir makale. Ama o noktadan sonrasına odaklanın. Tamamen alakasız konuyla.

Ne diyor? Bunların arkasında kim olduğunu da biz çok iyi biliriz. Sanki Tayyip Erdoğan miting konuşması yapıyor. Ondan sonra küresel sermaye hareketleri karıştır.

Bak onu zaten nereye koysan tutacak. Yani hiçbir şey söylemene gerek yok. Birkaç tane anahtar kelime var. Uluslararası lobiler.

Bu işin arkasında kim olduğunu biz çok iyi biliriz. Küresel sermaye, opsiyonel olarak araya kapitalizm, emperyalizm katılabilir. Yahudi para babaları veya ağ babaları, çok sevdiğimiz kalıplar. Konudan bağımsızlar bunlar.

Ne konuda konuşuyorsan konuş, %90'ını bunlar oluşturuyor. Bir de öyle bir genel çerçeveyi oturtuyor ki sadece planlı değil, sadece insan yapımı değil. 30 seneye yayılan bir planın parçası bu. Makale bu arada gizli saklı bir şey değil.

Nature'da çıkmış ya. Çok basit bir şey söylüyor. Diyor ki SARS benzeri bir virüs gördük. Bu virüs yarasalarda var.

Ve bunun insanla bulaşma riski fazla. Zira biz bu virüsü aldık. O virüsten bir takım proteinler aldık, yüzey proteinlerini. önceki SARS virüsü ile birleştirdik.

Bu şekilde de fareye, insana bulaştırılabilir hale getirdik. Bu değişim fazla büyük bir değişim değil. Eninde sonunda böyle bir salgın olacak ve eski SARS salgınına bağışıklık bu yeni salgına para etmiyor, fayda etmiyor. Buna karşı hazırlıklı olmalıyız.

Komplo'ya bak. 5 sene öncesinden haber veriyor sana. Hazırlıklı olmalıyız, bir şey yapmalıyız, araştırma yapmalıyız bu konuda diye. Vicdanlı komplocu bunlar demek ki.

Mevcut virüsün o laboratuvarda yaptıkları deneyle de alakası yok. Aralarında tam 5000 nükleotit farkı varmış. Yani başka bir şekilde evrilmiş bu virüs. Biraz zekaları olsa, eldeki verileri de açıklayacak bir komplo çıkarırlar ortaya.

Yani derler ki mesela, Yarasa popülasyonlarında binlerce koronavirüs var, tahmin ediliyor. Tamam. 2015'te bu olasılık kümesi içinde yeni bir virüs gözlenmiş. SHC014, tamam.

Bunu da kesip biçip sars virüsüyle birleştirmişler. İnsanlara bulaşabileceğini göstermişler, tamam. Hah, bunu bir kere yaptıktan ve duyurduktan sonra, Az geriye diyelim, devreye giriyor. Çalışmalara el koyuyor.

4 sene boyunca bu tekniği mükemmelleştiriyorlar. Sonunda da mevcut SARS-CoV-2 virüsü üretiliyor. Orijinal virüse göre, makalede gözlemledikleri virüse göre, tamam 5 bin tane nikloötidi farklı. O kadar yani ilerlemiş teknik.

Hatta hatta o kadar ilerlemiş ki birkaç dakika önce bahsettiğim o bilgisayar simülasyonlarının da ilerisinde bir teknikle yapılmış. Yani o simülasyonların çalışmaz dediği mutasyonların çalışacağını önceden bilmiş, ona göre bunun mühendisliğini yapmışlar. Dolayısıyla çoğu uzman dürüst bir şekilde o araştırmalara inanıyor ve bu komplonun bir parçası oluyorlar istemeden. Ortada 5000 aday içeren, 5000 virüs adayı içeren yani eninde sonunda insanlara bulaşacak bir salgın vardı.

Milletin senelerdir bağırıp çağırdığı bir salgın vardı. Ama bizimkiler, bir laboratuvar bunu birkaç sene hızlandırmış oldu. Bu mümkün mü? Mümkün.

Bunun aksini kanıtlayabilir miyiz? Hayır. Bir şeyin negatifini kanıtlayamazsın zaten. Yani bu virüsün insan yapımı olmadığını asla kanıtlayamayız.

Garajımdaki ejderha hikayesi aynı. Veya tanrının olmadığını kanıtlamak gibi bir şey. Negatifi kanıtlayamazsın. Ne yaparsın anca?

Olasılığını düşürürsün. Elimizde belli bir sonuç var. Herkesin gördüğü sonuç. Şu virüs her yere yayılmış.

Genomunu da çözdük. Elimizdeki veri bu. Occam'ın usturasına uygun, en basit ve yeterince açıklamayı getiren teori nedir? Doğal mutasyon ve bu wet marketler sayesinde yayılması hem yeterli hem de basit bir teori.

Bunun üstüne Ya tamam da tam o arada 2005-2019 arası da insan müdahalesi oldu ve bu çok ileri bir teknolojide yapıldı ve komploya dahil olan insanlar senelerce çenelerini kapalı tuttular vs. vs. Böyle ayrıntıları ekleyince komploya olasılığı giderek düşüyor. İşte okumun usturası o zaman onları kesip atıyor.

Ha yarın öbür gün bir çıkıp da hakikaten güçlü kanıtlarla bunu ortaya koyarsa, tanıklıklar, video kayıtları, kullandıkları bilgisayar simülasyonu vs. vs. Biz burada tabiri caizse göt olur muyuz? Olmayız.

Neden olmayız? Çünkü biz burada itibarımızı ortaya koyarak bir iddiada bulunmuyoruz ben başından beri biliyordum, inanıyordum diye. Biz sürece odaklanıyoruz, bakış açısına odaklanıyoruz. Öyle bir durum olursa, yeni bilgiler ortaya çıkarsa, o bilgileri ayrıca değerlendirip kendi teorilerimizi güncellemiş oluruz.

Benim bu işten iki türlü de bir çıkarım yok. Bu iş üzerinden statü elde eden, itibar elde eden insanlar belli. Komplocular da bunlar. Ben bu işe kendi değerlerimi, özümü, doğamı, itibarımı yaslamadığım, yatırım yapmadığım için en son teorimi güncellemem çok daha kolay bir süreç oluyor.

Daha iyi bir karakter sahibi olduğum için değil, kilit nokta burası veya daha zeki olduğum için değil. Bu komplo teorilerinin ileri sürenlerin IQ seviyeleri çok daha yüksek olabilir. Ama kendilerini imkansız bir pozisyona soktular. Zihinsel kısa yollar, sosyal medyanın tasarımı, artık yani bu tutumları, onları imkansız bir pozisyona sokuyor.

Biz o pozisyonda olmadığımız sürece bir sıkıntı olmaz. Evet arkadaşlar, biraz fularlı oldu ama iyi oldu ya. Bu konuları konuşmak istiyordum zaten. Ve şimdi destekçilerime teşekkür zamanı.

Yine tersten okuyayım. Hırçıncan Cihan, Karakuşcan Özbek Ali, Dumanay Fırat İbrahim, Yeni gelmişti, Çelik Orhun Emre, Öz Emrah, Albayrak Ali Can, Kedi Festo, Şahiner Çiğdem, Korkut Erman, Ocak Ömer, Gel Al Erdem, Berk, Keleş Hasan Basri, Anıl Tokdemir. Ah, ah. Her zamanki gibi yorumlarınızı beklerim.

Bir sonraki bölümde neyi tartışacağız? Sürprizli konuklu geleceği tartışacağız. Hoşçakal.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)