
4.244 kelime · ~21 dk okuma
Selam Fularsız Enterler, ben İmmanuel Tostoyevski. Fularsız Enterlilik podcastine hoş geldiniz. 36. bölümdeyiz ve bugünkü konumuz ne zamandır işlemek istediğim bir konuydu.
Koronavirüsü de buna bahane oldu. Yani aslında o virüs işi bahane, komplolar ve argümentasyon şahane. Çünkü hepimiz aslında bir takım komplolara inanıyoruz. veya inanmak istiyoruz.
Bunun altında yatan bir takım etkiler var. Bunları birazcık araştıralım. Ondan sonra örnek olarak bir iki tane koronavirüsü ile ilgili komplüden bahsedelim. Ama onları kullanmamızın sebebi de gerçek bir argümanın nasıl oluşturulması gerektiği, nasıl sürütülmesi gerektiğini göstermek.
Bugünlerde piyasaya çıkan bir sürü şapşal sayesinde biz de birazcık eleştirel düşünme öğrenmiş olacağız. Her şeyden önce ilk olası yanlış anlaşılmayı önlemek için şu açıklamayı yapayım. Komplo demek otomatikman yanlış veya yalan demek değil. Bir sürü komplo teorisi vardı.
Kanıtlandılar, ispatlandılar. Benim aklıma ilk geleni sigarayla ilgili olan, sigaranın sağlığa zararıyla ilgili olandı. Bizim için şu anda çok manasız bir konu gerçi. Hepimiz çünkü sigaranın sağlığa zararlı olduğunu biliyoruz.
Ama çok uzun bir süre boyunca bu kabul edilmedi. İnsanlar bunlar şüphelenmelerine rağmen, araştırma fonlamak istemelerine rağmen sigara şirketleri, tütün şirketleri buna karşı çıktılar. İlk araştırmalar bu konudaki ta 1950'lerde yayınlandı. Geniş çapta araştırmalar.
Bir noktada bu araştırmalar yüz binlerce gönüllü ve her gönüllünün gidip sorduğu beşer onar tane insan içerdi. Yani milyonlarca insandan bahsediyoruz. Bunların sigara alışkanlıkları kaydedildi. Ondan sonra da birkaç sene içinde de sağlık durumları nasıl değişmiş, onlar takip edildi.
Bakın gönüllülerle yapıyorlar bunu. Yani oturup da bir para, bir fon aktarılmamış lobby faaliyetleri yüzünden. En sonunda yıllar yıllar yıllar süren araştırmalar ve tabii ki mahkemeler sonucunda Sigaranın sağlığa zararlı olduğu insanlar tarafından anlaşıldı. Bunu muhtemelen Mad Men dizisini izlemişseniz az çok biliyorsunuzdur.
Şahane bir diziydi bu arada. New York'taki reklam ajansları hakkındaydı. Ve bu sigara şirketleri reklam ajansları tutuyorlar. Kendi imajlarını temiz tutmak için.
Bütün bu araştırmalar sonucunda sigara şirketleri ne zaman kabul ettiler biliyor musunuz bu işi? 1990'larda Philip Morris çıktı. O zamanlar ki en büyük sigara üreticisiydi ve evet sigara akciğer kanseri dahil birçok hastalıkla ilişkili ne yazık ki diye açıklama yaptılar. 1990'larda 40 sene gecikmeyle yani 50'lerde hatta daha öncesinden beri sigaranın kansere yol açtığını şirketlerin de bunu bilerek, bilinçli olarak, sistematik olarak bu bilgiyi ezdiklerini iddia edenler doğrulanmış oldular.
Başka bir örnek, haklı çıkan komplo teorisi örneği, MK-Ultra, yani zamanında CIA'ın programlarından, gizli programlarından biriydi. Bunlar önce bir takım gönüllüler üstünde, küçük çaplı LSD araştırmaları yapıyorlar, denemeleri yapıyorlar. Ondan sonra bakıyorlar ki bu iş yeterince ilginç. Haberi olmayan bir sürü insana, askerlere özellikle rızaları olmadan LSD'yi veriyorlar.
Tabii şu anda biz LSD'nin ne kadar dozunun sağlıklı, daha doğrusu sağlığa zararlı olmadığını güvenli olduğunu biliyoruz. O zamanlar böyle bir bilgi yok. Basmışlar yüksek dozu. Bir sürü insan aklını yitirdi gerçek anlamda.
Büyük sağlık sorunları yaşadılar. Bunu iddia edenler de zamanında komplocuydu. Daha sonradan o dokümanlar halka açıldılar ve bu gerçek ortaya çıktı. Dolayısıyla komplo deyince otomatikman yanlış bir şey söylemiyoruz.
Ama burada iki önemli şey var. Bir, birçok komplo hakikaten saçma, yani kanıtlanabilir şekilde yanlışlar. İkincisi de gelecekte şansına doğru çıkabilecek bazı komplolar bile şu anda doğru bir şekilde gerekçelendirilmiyorlar. Bir başka da işte tesadüfen doğru çıkıyorlar.
Arkalarındaki mantık veya kanıt birikimi düzgün olduğu için değil. Şimdi komploculukla ilgili birçok şey söyleyebiliriz. Ben ilginç bir açıdan yaklaşayım. Bunun da zamanında yazısını yazmıştım.
Fulars zentallik blogunda. Yazının başlığı komplo teorisi yatırım eğrisi. Biraz bundan okuma yapayım. Bak sizi kandıracaktım doğaçlama yapıyorum diye ama okuyacağım.
Normalde söylediğiniz şeyler ortalamadan saptıkça size gelen karşı tepkiler yoğunlaşıyorlar. Yani menemen soğansız olur dersem insanlar yarı yarıya bölünecekler. Ama menemen yumurtasız olur dersem herkes bana karşı çıkacak. Çoğu zaman da zaten oradan anlıyorsun yanlışını.
En ince ayrıntısına kadar bilgiler edinerek değil, bir nevi crowdsourcing ile öğreniyorsun gerçeği. Bunun hatalı haline safsata biliminde argümentum ad populum deniyor. Populum, population'dan hatırlarsınız. Kalabalıklara uymak demek.
Genelde kalabalıklara uymak bizi doğru cevaba götürüyor. Zihinsel bir kısa yol olarak genelde kalabalıklara uyuyoruz. Her insanın yakınındakilere az çok benzemesinin sebebi bu. Bir motivasyonel konuşmacı söylemişti.
Siz en yakınınızdaki beş insanın ortalamasısınız. Ya da Türkçedeki versiyonuyla bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim. Birbirimize bu kadar benzememizin sebebi hem genetik anlamda tabii ki benziyoruz, benzeşiyoruz. Hem de öğrenimlerimizi illa kişisel tecrübelere dayandırmak zorunda değiliz.
Başkasının tecrübesinden de yararlanıyoruz. Eğer insanların tecrübeleri ve iddiaları birbirlerine karşıt olursa, zıt olursa o zaman da daha kalabalık olan grubu seçiyoruz genelde. Bu gayet makul bir kısa yol. Tamam şimdi, komplolarda bu ilişki biraz farklı oluyor işte.
Çünkü sen komplolarda kalabalıktan ayrışmayı amaçlıyorsun. Giderek daha uçuk iddialar yaptıkça, bir noktaya kadar o sana gelen destek azalıyor. Ama ondan sonra o kritik eşiği geçtiği zaman, yeterince uçuk olduğu zaman iddia, tersine sana gelen destek tekrar artmaya başlıyor. Yani az saçma bir şey söylersen herkes seninle dalga geçecek ama çok saçma bir şey söylersen, daha doğrusu çok saçma bir şekilde söylersen, sana inanacak, gerçekten de temelden inanacak bir grup bulursun.
Onlar sana inanır, sana sığınır. Hatta bu etki o kadar güzel bir şekilde işliyor ki. Eğer komplona karşı itiraz gelirse onu daha da büyük bir komplonun parçası yapabiliyorsun. Yani gerçeklerden uzaklaşmayı düşünürsek daha da gerçekten uzaklaşarak, daha doğrusu kalabalıklardan, kalabalıkların ortalamasından daha da uzaklaşarak kendini savunuyorsun.
Mesela geçen gün olası bir ABD-İngiltere savaşı hakkında saçma bir muhabbete denk gelince aklıma gelmişti. Bu savaşın çoktan başladığını savunan birileri var. Klasik işte bu Rothschildler, Rockefellerler, Soros'lar üçlüsüyle hücum yapıyor. Yani bu ailelerin nasıl savaş çıkarıp da zengin olduklarını anlatıyor.
Tabi arkadaş 45 yıldır Rockefeller özel kalem müdürü olduğu için tecrübesi engin bu konuda. Karşı tarafta bu hücumu durduruyor. Ya sen saf mısın? Bunlar birbirleriyle asla savaşmazlar.
Çünkü zaten dünyayı bu ikisi yönetiyor. Yani siz bir komployu daha da büyük bir komployla yenebilirsiniz. Zaten dünyayı bu ikisi yönetiyor. Niye savaşsınlar?
Ya Çin ya Rusya. Binlerce nükleer silahı olan Rusya. Ya Camerun? Bölgesel güç Camerun.
Bunların hiçbirinin önemi yok. İki tane aile var. Ondan sonra daha da büyük bir komplocu gelebiliyor. Ya bunlar sizin gibi veletleri kandırmak için oynanan oyunlar.
Hepsinin arkasında Yahudiler var. Ama Soros ve Rothschild değil. Onlar piyon. Benim dediğim asıl perdenin arkasındaki gerçek Yahudiler.
Gerçek efendilerimiz. Hayda. Yani bir noktada sen zaten komplocuyken kariyerin bunun üstüne kurulu tescilli komplocusun bir gelip üç kat daha saçma bir komployla seni yerinden etmeye çalışıyor. Ne dersin şimdi buna?
Milletin sana yaptığı yani genel ana akım medyanın ve genel olarak insanların sana getirdiği itirazları aynen bu yeni gelen arkadaşa, yeni gelen komplocuya, daha büyük komplocuya yansıtmak olmuyor. Çünkü o zaten o itirazları kabullenmiş olmanı gerektiriyor birazcık. O yüzden aralarında komik bir ilişki oluyor. Tabi bunların da en üstünde artık über komplo, David Icke'ın fikirleri, profesyonel komplocu yıllardır.
O şunu diyordu, ya kardeşim Soros, Moros, Zengin Aileler, İlluminati bunların hepsi hikaye, hepsi bunların piyon. Asıl olay uzaydan gelen ve insan kılığına giren kertenkele ırkı. Yöneticilerimiz bunlar. David Icke ile sen tartışabilir misin bu konuyu?
Onun üstüne çıkabilir misin? Yok artık. Komploda son nokta adam. Bu arada eğer izlemediyseniz çok kült, klasik bir film vardır.
They Live diye. Yani yaşıyorlar. They Live. Aslında filmin ismi birazcık saçma ama... Tam bu konuyu işliyor.
Gerçekten de kertenkele ırkı var, dünyayı yöneten bir sınıf var ve biz bunları göremiyoruz. İnsan olarak görüyoruz sadece. Gerçek kimliklerini göremiyoruz, gerçek hallerini göremiyoruz. Çünkü bir sinyalle bizi kör ediyorlar.
Bu arada David Icke'ın teorisi tam olarak bu. Hatta o şunu diyor. Ay'a bir üs inşa etmiş bu uzaylılar. Ay'dan gönderilen sinyallerle biz kör ediliyoruz.
Gerçekleri göremiyoruz. V for Visitors ise 1983 tarihiydi. O daha da eski. Birçoğumuzun herhalde benim yaş grubundakilerin ilk aşkıdır.
Oradaki kadın Diana. Fare yiyen güzelim Diana. Onlar da insan kılığındaki kertenkelelerdi. Neyse yani sonuçta el alemin yaptığı filmlerden, şunlardan, bunlardan profesyonel komplo kariyeri kurabilmiş insanlar ve artık onların üzerine çıkamıyorsun.
Bu muhabbetin başlangıcı neydi bu arada unuttuysanız, kalabalıkların fikrinden uzaklaştıkça bir noktada bize gelen desteğin artması ve hatta kendi komplomuzu daha büyük komplolarla savunmak veya başkasının komplosuna daha büyük komplolarla karşı çıkmak, bunun da bize getirdiği ekstra statü. Yani ortada paradoksal bir ilişki var. Hem kalabalıklara itibar eden bir yanımız var, hem de kalabalıklardan çok uzaklaşanlara itibar eden bir yanımız var. Ya tutarsa, diyoruz.
İşte beni bu aradaki çelişki meraklandırıyor, ilgimi çeken buydu. Daha gerçekçi bir örnek üzerinden gidelim. 11 Eylül saldırılarını hatırlıyorsunuz. Aslında hatırlıyorsunuz diyorum da geçen gün bizim çocuklarla, öğrencilerimle bunun muhabbetini yapıyorduk.
Ben de herkes bunu biliyor gibi böyle konuşuyordum 11 Eylül komplosu şudur budur. Sonra bir sorayım dedim ya siz bunu hatırlıyor musunuz diye. Fark ettim ki hiçbiri o sırada hayatta değilmiş. Yani bilen biliyor, daha sonradan öğrenmişler ama baya bir zaman geçmiş üstünden ya, yaşlanmışız resmen.
Şimdi bu 11 Eylül saldırılarının aslında CIA eliyle, devlet eliyle yapıldığını düşünen bir grup var. Bu arada hep CIA filan diyorlar da, bakın ortamlarda caka satmanız için size bir bilgi vereyim. Amerika'nın içindeki işlerle ilgili komplo yapacaksanız biraz saygınlık kazanmak için NSA'den bahsedin. Bu istihbarat servisleri içindeki en büyüğü budur.
Amerikan istihbarat servisleri içindeki teknolojik olarak da muhtemelen en ilerisi budur. Elektronik takip işleri, şifre kırma vs. bunlar hep bunların işi. Şimdi diyorlar ki, istihbarat komünitesi sayesinde böyle bir saldırı düzenlendi ki bunu bahane olarak kullanıp Orta Doğu'yu işgal edebilsin ABD.
Şimdi bu orta dereceli bir komplo teorisi. Bunun bir üst seviye komplosu da şu. Bunu da Yahudiler tabii ki organize ettiler. Zaten bu Yahudiler olmasaydı komplo camiası ne yapardı ben bilemiyorum.
Adamlar resmen tüm endüstriyi ayakta tutuyorlar. Bunlar 11 Eylül saldırısını tabii ki düzenledikleri için önceden haberleri var. O yüzden de ticaret kulelerindeki işlerine o gün gitmemişler. Hepsi kurtulmuş.
E tabi bildiğiniz gibi Yahudi olunca İlluminati'nin haftalık e-mail bültenine üyesiniz. Güncellemeler, updateler alıyorsunuz sürekli. Yani bu da en baştaki örneğe benziyor aslında. 11 Eylül saldırısının Suudilerin tek başına yaptığına inanmayan bir grup var.
CIA yaptı şu yaptı bu yaptı diyorlar. Sonuçta aynı kahvede osurup osurup ipe dizen adamlar bunlar. Ama daha sesli osuran, daha böyle oturaklı osuran bir grup var. Onlar daha da çok statü kazanıyorlar.
Ve daha seçkin bir komplocu grubu olarak çıkıyorlar. Diyorlar ki CIA teorisi de saftirik. Asıl bu işin arkasında Yahudiler var. Yani biri böyle blöf yapıyor, ortaya yüklü bir para sürüyor.
Diğeri de blöfünü görüyorum ve res çekiyorum diyor. Şimdi bunların arkasındaki mantık ne? Neden bu kadar çekiciler? Ben bunu istatistikle açıklamak istiyorum.
Daha doğrusu risk dağılımıyla, olasılık hesabıyla ve bu tip şeylerle. Fazla ayrıntıya girmeyeceğim, jargonu da kullanmayacağım. Bunu bir borsa analogisiyle beraber düşünelim. Biz normalde kalabalıklara yakın sadığımız zaman herkesin yaptığı yatırımı yapmış gibi oluyoruz.
Yani... Borsada nasıl Amerikan borsasında mesela blue chip stoklar vardır, IBM'in stoku mesela, hissesi yani. IBM batacak değil, Microsoft batacak değil. En azından yakın vadede.
Herkes gibi bunları oynarsın. Bazıları ama daha riskli yatırımcıdır. Abidik gubidik bir startup'a yatırım yapar. %90 ihtimalle de o batar.
Ama eğer başarılı olursa sana 10 kat fazla getirir getirebilir. Komplolar da bence buna benziyorlar. İddianın olasılığını düşürdükçe, bir ihtimal günün birinde o iddia eğer doğru çıkarsa, yani o startup başarılı olursa, getirisi de o oranda yüksek oluyor. Ortalığa çıkıp bas bas bağırabiliyorsun, ben demiştim size, kimse beni dinlemedi, bakın haklı çıktım.
analojiyi takip edersek, diyeceksiniz ki, ya normalde borsaya oynarken, startupların 10'undan 9'unu kaybediyorum dedin ya, e param bitmiş olacak bir noktada. Sürekli kaybedersen, kaynaklarını da tüketeceksin. Hah, işte komplocunun güzel tarafı bu. Kaybedince kaynak tüketmiyorsun.
Daha doğrusu çok az tüketiyorsun. Yani o güvenilirliğin, kredibiliten pek fazla düşmüyor hatalı argümanlarla. Bunun iki sebebi var. Birincisi, zaten değindiğimiz bir konu, komplonu daha büyük komplolar ile açıklayabilirsin.
Yani eğer komplon yanlışlanmışsa o daha büyük bir komplonun parçası olduğu için şu anda yanlışlanmış gibi gözüküyor ama aslında devam ediyor. Bu bir taktik. İkinci taktikte insanlar zaten hatırlamıyorlar. Bakın bunu geçen gün rast geldim yine.
Birisi 2008 yılında mı ne bir kitap yazmış ve Çin'de çıkacak solunum yollarıyla ilgili bir salgın hastalıktan bahsetmiş. Bunun bütün dünyayı saracağını, ondan sonra bir anda yok olacağını, 10 sene sonra da tekrarlanacağını söylemiş. Hatta bir medyum galiba. Kim kardeşin filan bunu İnstagram'a koymuş.
Bir anda yayıldı bu. Ben Twitter'da bunu tevfik uyar sayesinde gördüm. Bu tip safsataları, astrolojik safsataları özellikle çok meraklı. O konuda kitap yazmış.
Çok doğru bir tespiti var. Diyor ki, ya böyle tahminlerin bini bir para, her sene yüz binlercesi yapılıyor. Yani düşünebiliyor musun bütün bu konularda yazılan kitapları ve her bir kitapta yapılan bütün tahminleri? Hiçbir tanesinde oturup analiz edip, bakın buradaki 100 iddianızdan, kehanetinizden 99'u yanlıştır ya da 100'ü de yanlıştır diye sorgulamıyoruz, yargılamıyoruz, o insanları kariyerlerinden etmiyoruz.
40 yılda bir tanesi doğru çıkınca da vay bildi diyoruz. Bu piyango kazanan bir insanı medium ilan etmek gibi bir şey. Eninde sonunda biri kazanacak piyangoyu yeterince insan oynarsa. Ben bu numarayı rüyamda gördüm biliyordum zaten mi diyorlar.
Öyle diyen de vardır da ona inanıyor musunuz? O yüzden komploculukta maliyet az. Her şeyi söyleyebilirsin. 50 tane Tahmin yapabilirsin.
49'u patlar, kimse de onu hatırlamaz. Bir tanesi doğru çıktığı sürece. Bütün haber kanalları, her şey oraya gider. Sen de kendine o şekilde promosyonunu yaparsın.
Bunu bilen adam, bunu bilen kadın diye ortaya çıkarsın. İşin içinde belirsizlik olunca burada gizli bir teşvik mekanizması hakim. Seni giderek saçma sapan ve çok sayıda tahminde bulundurmaya, kehanette bulundurmaya, komplo iddialarında bulundurmaya teşvik eden bir psikolojik sistem var burada. Yani bu çağda her ağızdan bir laf duyulurken, milyarlarca insan aynı anda konuşurken kimse sana sırf sağduyulu davrandın diye bir ödül vermiyor arkadaşlar.
Yani piyasada onun da bir yeri var sağduyulu davranmanın, objektif davranmanın ama onlar çoktan kapılmış oluyor. O konuda çok fazla zaten rekabet oluyor. Gidip dünyanın en ünlü mesela bilim insanıyla rekabet etmen gerekiyor. O spot ışığını kapabilmen için o konudaki sağduyulu şeyleri onlar söylemiş oluyorlar.
Ekstradan daha güzel söylemiş oluyorlar ve o konuda da uzmanlar. Sen şimdi bundan yarışabilir misin? Hayır. O insana rağbet edecekler.
Ama saçma sapan bir şeyler söylersen, sürüden ayrılırsan kendine otomatikman daha yüksek bir platform buluyorsun. İkincisi, bunu eğer kendinden emin bir şekilde yaparsan, yani şüphe duyarak, kendinden şüphe ederek, belkili, muhtemelenli falan konuşmayarak tamamen kendinden emin bir şekilde yaparsan ancak başarılı olabilirsin. Şüphe duydukça etrafındaki o auran zayıflamış oluyor. O zaman sürüden ayrılan keriz durumuna düşüyorsun.
Ama kendinden emin gözükürsen, biraz da karizmatiksen, o zaman bizim işte içimizde şeytan dürtüyor. Ulan ya bir bildiği varsa? Ya tutarsa? Bu da bizim diğer zihinsel kısa yolumuz.
Kendinden emin gözüken insana gereğinden fazla iltimas tanımak, gereğinden fazla onların görüşlerine ağırlık vermek. Ve kendince, bilinç dışında, bir risk hesabı yapılıyor. Tıpkı bir yatırım portföyünü yönetmek gibi aslında. Benim ilgimi çeken kısım bu.
Yani tamam varlıklarımızın çoğunu IBM'e yatıralım ama ya tutarsa birazını da buraya yatıralım diyorsun. Ondan sonra bir noktada eğer bu iş seni çok cezbederse duygusal olarak da ona yatırım yapmış oluyorsun. Tutarsa ben demiştim. Tutmazsa da kimsenin senden hesap soracağı yok.
Belki biz içgüdüsel olarak belirsizliği bu şekilde modellemeye yatkınız. Komplolar tek tek bakıldıklarında irasyonel olabilirler. Her komplo için konuşmuyorum tabii. Birçok komplo teorisi diyelim.
Tek tek bakıldığında çok düşük ihtimalli. Bunca şeyin aynı anda gerçekleşmesi lazım bu komplo teorisinin doğru olması için. Akıl dışı. Böyle diyebiliriz, böyle değerlendirebiliriz.
Ama genel olarak komploculuk Gayet akılcı bir strateji. Dönüşü çok fazla çünkü. Ve rabette olan şey de dediğim gibi %50 komploculuk değil. Light komploculuk değil.
En hasta, en şiddetlisi, ılımlı komploculuk diye bir şey yoktur. O kaybettirir. Komple komploculuk kazandırır. Bak bu kısmı yazdığım nasıl belli.
Böyle bir şey uydurabilir miyim ben yazar diye? Tamam arkadaşlar, şimdi komplolar hakkında konuştuk. Belli bir temel oluşturduk. Bundan sonrası bir komplo örneği üzerinden, koronavirüs komplosu örneği üzerinden gidip birazcık daha argümentasyon tekniklerine odaklanacak.
Yani komplolarda argümanlar nasıl kuruluyor, ideal şartlarda nasıl kurulması lazım? Aralarındaki farkı nasıl anlayacaksınız? Buna odaklanırız. Doktor Fauci, bu hafta önce söyledi ki, testin bozulduğu bir hata.
Bunun için sorumluluğunu alıyor musun? Hayır, hiçbir sorumluluk almıyorum. Şimdi koronavirüsü global bir olay olduğu için doğal olarak herkesin, her türlü komplocunun odağında. Zaten milletin işi gücü de yok.
Herkes eve tıkılmış. Oturup oturup bunlarla uğraşıyorlar. Ekstra bir mesai harcanıyor yani bu komplo üzerine. O yüzden de bir sürü değişik teori var.
Çoğu o ülkeye spesifik. Yani herkes sonuçta dünyayı kendi ufak penceresinden baktığı için, bütün evrenin kendi çevresinde döndüğünü sandığı için komploları da küresel olayları dahi o mercekten yorumluyorlar. Mesela ABD'deki bir muhafazakar için bunu yakın zamana kadar cidden söylüyorlardı. Koronavirüsü Trump'ı yeniden seçtirmemek için abarttıkları bir olay.
Daha sonradan bunu çaktırmadan modifiye ettiler. Ya tamam zararlı da o kadar değil, o kadar değil, o kadar değil. Ondan sonra da ya tamam zararlıymış ama yapacak bir şeyimiz yoktu. Biz ne yapabiliriz?
Çin'in suçu. Ondan sonra daha da modifiye ettiler. Trump çıkıp şey dedi, ya ben zaten bunun pandemik olacağını en başından beri biliyordum dedi. Ve o kadar alternatif bir evrende yaşıyor ki bu insanlar.
Bu demeci verdiği günlerde aynı zamanda şunu da diyor. Gazeteci soruyor ya bu kadar hazırlıksız yakalandık. Maskeler yok, cihazlar yok, testler yetersiz. Bundan sorumluluk alıyor musunuz bir başkan olarak diyor.
Hiçbir sorumluluk almıyorum. Adamın cevabı aynen buydu. Yani hem pandemik olacağını biliyor hem de sorumluluk falan almıyor hazırlıksızlıkla ilgili. Hem de aynı zamanda bu demokratların abarttığı yani muhalefetin abarttığı bir komplo.
Ben şimdi bunların üstünden tek tek gitmek istemiyorum. Yani hakikaten enerjimi tamamen emer. Zaten şu dünyada 3 günlük ömrümüz var, bu salaklarla harcamak istemiyorum. Onun yerine dün yaşadığım bir tartışma üzerinden gideceğim.
Buradaki komplo da tabii ki korona hakkındaki en yaygın komplo. Bunun bir insan üretimi olduğu, insan yapımı olduğu komplosu. Bilerek mi yayılmış, kaza ara mı kaçmış, onu artık değişik alt dallarına ayrılıyor. Komplo alt dallarına ayrılıyor orası.
Biz sadece insan yapımı olduğu iddiasına odaklanalım. Şimdi, iddia denen şey argümanla aynı şey değil. Argüman bir gerekçelendirme içerir. Yani iddiam şudur diye açık açık söyler.
Ondan sonra sebepleri şudur der. Arada bağlantı kurmaya çalışır. Kanıtlar öne sürer. Argüman budur.
Biz günlük hayatta böyle net argümanlar halinde iletişim kurmuyoruz tabi ki. Onun yerine şöyle oluyor. Haralı gürele konuşuyoruz. Bir sürü argümanı iç içe geçiriyoruz.
Bir sürü sebebi iç içe geçiriyoruz. Net olarak neyi tartıştığımız bile belli değil. O yüzden bir tartışmayı yaparken Yani bir tartışmaya ciddi bir biçimde mesai harcayacaksınız. İlk önce, her şeyden önce netleştirmeniz gereken şey iki tarafın da konumu.
Eğer siz bu netleştirmeyi yapmazsanız, karşıdakiyle apayrı ama aynıymış gibi gözüken paralel işleyen tartışmalara girmiş oluyorsunuz. O yüzden de o tartışmaların sonuçlanmasına imkan yok. Yani birbiriyle dövüşen iki boksör gibisiniz ama aslında yumruklarınız birer metre yan tarafa gidiyor. Birbirinizin gölgesiyle dövüşüyorsunuz gibi düşünün.
İkinci sorun da şu. Karşıdakine kendi iddiasını netleştirmesini söylerseniz ve onun ağzından bunu duyarsanız, çok yaygın bir dizi taktiği baştan önlemiş olursunuz. Nedir bu taktikler? Daha sonradan kendi iddiasına çaktırmadan yoğuntmak, değiştirmek.
Demin bahsettiğimiz şey işte. Amerikalı komplojilerin yavaş yavaş kayması gibi. Trump'ın yavaş yavaş kayması gibi. Bunun safsatalar içinde birçok karşılığı var.
Definitional retreat denebilir, shifting ground denebilir, moving the goalpost denebilir. Hepsinin ufak ufak farkları var. Burada ayrıntılarını açıklamayacağım. Bunun hakkında kitap yazdım zaten.
Bir türlü çıkamayan safsatalar ansiklopedisi. Ya en son artık hazır yani bugünlerde raflarda olması lazımdı. Dünya çapında karantina yaşandı. Benim de komplo teorum bir bakın.
Bu tevfik uyar. Safsatalar kitabını çıkardı ve bu konuda tek başına kalmak istedi. Gitti yarasalarla konuştu. Çinlilerle konuştu.
Neyse artık. Orada bir allem etti, kallem etti. Virüsü ortaya çıkardı. Benim de komplom bu kardeşim.
Herkesin bir popisi var, bir komplosu var. Herkesi rahat bırakın. Ne diyorduk? Dinle dediğimi unuttum ya.
Velhasılı kelam bir numaralı şart iddiaları somutlaştırmak ve mümkünse bunu karşı tarafa söyletmek. Bir kere söylediler mi ondan geri adım atmaları daha da zorlaşıyor. Şimdi bir iddia ortaya konulduktan sonra, daha doğrusu bir argüman ortaya konulduktan sonra bunu çürütmenin farklı seviyeleri var. Bunu bir piramit olarak görselleştirmişler.
Ben Twitter'da bunun hakkında bir zincir yaptım. O zincirin linkini de açıklamalara ekleyeceğim. Ama bakmanıza gerek yok. Zaten onu takip edeceğiz şimdi.
Ben o piramidi de birazcık anlatayım. Bir iddiayı çökertmenin en ideal yolu, o iddianın merkez noktasını bulup, yani iddiayı netleştirdiniz ve o iddiayı destekleyen merkez sütunu da buldunuz ve gittiniz o sütunu yıktınız. Yani merkezi, iddiayı çökerttiniz. En iyisi bu.
Bu çürütmelerin değişik seviyeleri var. Yani merkezi iddiayı çürütmez de yan iddialardan birini çürütür. Tamamen çürütmez de biraz çürütür. Böyle değişik seviyeleri var, piramitte aşağı doğru ilerliyoruz.
Bir noktada çürütme işi bitiyor. Belki bunu beceremiyoruz. Onun yerine karşı bir argüman sunuyoruz. Yani ortada iki tane paralel iddia var, iki tane paralel gerekçeler kümesi var.
Bunun bir altı, yani bir kötüsü, karşıtlığını belirtip bunu gerekçelendirmemek. Artık ortada argüman yok. Sadece inanmadığını karşı olduğunu söylemek. Bunun bir altı ne olabilir?
Bunun bir altı benim favorim. Tartışması en zor insan tipidir bu taktiğe bel bağlayanlar. O da üsluba aşırı odaklanmak. Yani konuyu bu noktada artık tamamen bırakır.
Zıtlığı, mıtlığı, argümanları tamamen bırakır. Sadece üslubuna odaklanır. Bazı durumlarda bu haklı hakikaten yani bir konuda iletişim sağlayacaksak gerçekten de asgari bir üslup tutturmak zorundayız. Ama çoğu zaman bunu istismar ediyor insanlar.
Sen tartışmayı yaparken konunun ortasında verecek cevabı olmayınca üsluba sarıyor. Ve sanki kendini o tartışmanın üstündeymiş gibi konumlandırıyor. Yani argümanlarımın bin bir para ama bundan uğraşmıyorum sen bunları hak etmiyorsun çünkü üslubun kaba. Tam yılışık, tam yılışık.
Alıp tokatlayacaksın ama zeytinyağına bulanmış, elinden kaçıp gidiyor. Bunun bir altı, hepimizin ismini duyduğu ad hominem. Yani üsluba değil de direkt olarak kişiye saldırı. Ama nasıl saldırı?
Kişinin karakterine saldırı. Kişinin güvenilirliğine saldırı. İlişkilerine, arkadaşlarına, çevresine, bunlara saldırı. Her birinin ayrı isimleri de var.
Ad hominem, abusive, circumstantial, guilt by association, değişik değişik böyle safsatalar vardır. Hepsinin ana fikri aynı. Konuyu değil, kişiyi tartışmak ve itibarına saldırmak. Bunun da geçerli olduğu durumlar var tabii ki.
Yalancı Çoban hikayesini hatırlıyorsunuz. Daha önce bizi kandırmış veya yetersizliğinden, yetkinsizliğinden ötürü yalan yanlış şeyler söylemiş insanlara daha fazla vakit harcamamıza gerek yok. Otomatikman iddialarını reddedebiliriz. Bu demek değil ki %100 yanlışlar.
Belki doğrular. Yalancı Çoban da en sonunda doğruyu söylüyordu. Ama geldi kurtlar onu yedi. Buradan analojiyi nasıl bağlayacağımı bilmiyorum yani.
Komplojileri kurtlar yemiyor. Yol yakınken bu analojiden çıkayım. Şimdi ad hominem piramidin neredeyse en altı ama bunun da altında bir katman var. O da direkt olarak hakaret etmek.
Yani ad hominemde kişinin itibarını zedelemeye çalışıyorsun alakasız şeyleri kişiyle özdeşleştirerek. Burada direkt diyorsun ki ya bırak git sen şarlatansın aptalsın şusun busun. Piramidimiz bu. Argüman seviyesinde çalışan bir piramit.
Tartışma böyle olur demiyorum. Tartışma daha da genel bir konsept. Yani açılışı nasıl yapacaksın? Kime hitap edeceksin?
Daha ziyade aklamanta, kanıta mı odaklanarak argüman kuracaksın? Yani logosa. Yoksa duyguları istismar ederek mi? Yani patosa yönelik.
Yoksa etosa yönelik. Değişik böyle stratejiler var. Ve tabii ki daha sonra retorik teknikler. Yani fikirlerini tam olarak nasıl açıklayacaksın?
Bunların hepsi tartışma çerçevesi içindeler ama argüman argüman bakarsak her bir argümanın tartışılması piramitteki bu seviyelerden birine denk geliyor. Şimdi gelelim benim tecrübe ettiğim örneğe. Bunun linkini koymayacağım. Böyle gerzek şeyleri yaymak istemiyorum.
Çünkü bir tane Fransız sanırım viral bir video yapmış. Sözde virüsün insan yapımı olduğunun belgesini bulmuş. Bir arkadaş da bunu Twitter'dan yayıyor. Diyor ki, kelimesi kelimesine söylüyorum.
İlk başladığı günden beri bu virüsün insan eliyle yaratıldığını ve bir amaca olduğunu iddia ediyorum. Nihayet birileri kanıtını bulmuş. Tek yanıldığım konu mucitlerini Amerikalı tahmin etmemiştim. Mucitleri Fransızmış.
Buyurun belgeleriyle beraber izleyin. Şimdi ben bu arkadaşın ismini söylemiyorum çünkü benim amacım bunlara çullanmak değil. A kişisi olsun B kişisi olsun Süleyman olsun Ahmet olsun hiç önemli değil. Önemli olan tartışma biçimine odaklanmak.
Şimdi burası s vermek için güzel bir yer. Daha anlatacağımız şeyler var çünkü. Biraz da sonraki bölüme bir kanca atmış olalım. Ama merak etmeyin çok bekletmeyeceğim.
Bir hafta bekletmeyeceğim. Bölümün kalanı hazır çünkü. Ertesi gün yayına sokacağız. Bu komplo örneğini kullanarak bir argümanı nasıl incelememiz gerektiğini söyleyeceğim.
Basit iskelette şu. Bir, iddia nedir? Netleştir. Mümkünse o iddiayı karşıdakine tekrarlat.
Bunu zaten görmüştük. İkincisi, iddiayı destekleyen kanıtlar nedir? Onları netleştir. Bu kanıtları doğru farz edip iddiayı destekleyip desteklemediklerine bak.
Yani argümanın iskeleti kuvvetli mi? Üçüncüsü, kanıtların kendilerine bak. Onlar hakikaten doğru mu? Ki burası zahmetli.
En sonda da veya bu en başta da olabilir, piyasadaki o konudaki diğer teorilere karşı bir şey söylüyor mu? Yani kendi teorisini ortaya koyup onu gerekçelendirmeye çalışıyor da alternatifleri de çürütmeye çalışıyor mu? Çünkü öyle yaparsa daha da kuvvetlenmiş olur. Bunlardan bahsedeceğiz.
komplocuların iddialarını neden geriye çekemediklerinden bahsedeceğiz. Bu podcast bölümünün en başında neden ileriye sürdükleri hakkında bir teoriden bahsetmiştim. Ama bir kez ileriye sürdükten sonra ve yalanlandıktan sonra neden oradan geri adım atamadıkları hakkında konuşacağız. Bence bu daha da önemli çünkü.
Ve daha sonra da bunları bilimsel metodla karşılaştıracağız. Yani baya bir malzeme var o yüzden zaten ikiye böldüm. Şimdi bu noktada ben bir teşekkürlerimi edeyim. Pek sık söylemiyorum ama hakikaten de bu podcast en çok sizin sayenizde var.
Patreon destekçileri sayesinde var. Herhalükârda yapacaktım podcastı ama 3 bölüm 4 bölüm giderdi. İşte ilk 3 bölümü ben de destekledim ama... Şimdi 36.
bölüm ve daha da gidecek. İyi de bir noktaya geldik. Dün mesela Serdar Kuzuloğlu'yla oturduk. İki saat muhabbet ettik.
Konuşacağımız konuların yarısını bile bitiremedik bu arada. Umarım bir devam bölümü daha kaydederiz ileriki bir zamanda. Onu da haftaya yayınlayacağım. Patreon'da da Safsatalar Ansiklopedisi'nden bir bölüm yayınladım.
15-20 dakikalık sesli kitap denemesi gibi oldu. Bunu da devam ettireceğim. Kitap geciktikçe içeriğini oraya koyacağım yavaş yavaş. Tamam yani dolu dizgin gidiyoruz.
Şimdi bu sefer güzel okuyacağım. Sırasıyla Can Cihan Hırçın, Can Karakuş, Ali Özbek, Hasan Basri Keleş. Hepiniz sağ olun yeni gelenlerden. Samet Ricaetti, ismini saklı tutuyorum.
Fırat Yalavuz, İbrahim Fırat Dumanay, Orhun Emre Çelik, Emrah Öz, Ali Can Albayrak. Bunlar bu ay aramıza katılmışlardı. Hoş geldiniz. Olan şüpheliler.
Kedi Festo, Çiğdem Şahiner, Erman Korkut, Ömer Ocak, Erdem Gelal, Berk, Anıl Tokdemir, Alper Barkmaz, İsmail Atkurt, Sinan Yıldırım, Ece Aydoğan, Tunç Mart, Nilüfer Gök, Uygar Polat, Işıl Arıcan, A.İ, Lagalun, Özgür Elbir, Çağrı Özertem, Aydın Kahraman, Betül Batun, Başak Purut, Mehmet Han, Mehmet Ünsal, Seküre... noktası varmış en sonunda bak ne zamandır noktasını okumuyordum. Can Emrah Yaldız, Arnold Schwarzenegger, Refik Şekercoğlu ve Kemal Akkoyun.
Daha düşük seviyelerde de olsa elinden geldiğince destek olmaya çalışan herkese teşekkür ederim. Sırf dinleyerek de ve etrafına yayarak da destek olmaya çalışan herkese teşekkürler. Dediğim gibi ikinci bölüm, ertesi gün gelecek pandemi serisine de devam edeceğiz, salgın serisine de. O zamanlara kadar fularsız ve sağlıklı kalın arkadaşlar.
Görüşürüz.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.