Podcast

Kafama Düşen Tavanlar ve Adalet Anlayışı

Fularsız Entellik

7 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Kafama düşen tavanlar, NBA finalleri, adalet önünde eşitlik ve "underdog" hikayeleri.








(01:02) Apartman yönetimi zor, ülkeler hikayeler olmadan yönetilemezlerdi

(01:44) NBA finali

(04:24) Hukuk önünde hiçbir yerde eşitlik yok

(05:06) Kanıksamak

(05:43) Ayrıcalığın ters tepmesi

(06:38) NBA ve underdog hikayeleri

(08:12) Gladwell'in Davud ve Golyat Yorumu




Kitap: Safsatalar Ansiklopedisi

Destek & Bonus İçerik: Patreon






Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

1.531 kelime · ~8 dk okuma

Selam Flarsız, ben Gelecekten Geliyorum. Birazdan dinleyeceğiniz bölüm ilk kayıtlarımdan biri olduğu için ses kalitesi birazcık bozuk ve reklam içerik oranı biraz fazla olabilir. İleriki bölümlerde düzeliyor. Flarsız Enterler selam.

Çoğunuzdan bir sürü mesaj geliyor. Diyorsunuz ki öldün mü kaldın mı? Kitap ne oldu? Ne yapıyorsun?

Vallahi hakikaten ölüp kalıyordum az kalsın. Kafama tavan düştü. Son bir ay içinde ikinci tavan düşüşüydü kafama. Yani öyle tesadüfen yaşıyoruz.

Transkriptin tamamını oku

Ölüp kalmış olsam haberiniz olmayacak. Allah'tan tavan dediğin şey böyle löp diye aynı anda inmiyor. Parça parça iniyor da. bilgisayar oyunu karakteri gibi hoplaya zıplaya filan biraz kurtarıyorsun.

Sadece o da değil yani böyle bir şey oluyor. Ondan sonra işte sigortayla uğraşıyorsun, apartman yönetimiyle uğraşıyorsun. Diğer dairelerdeki insanların başka öncelikleri var. Gidip tavanı tamir etmiyorlar.

Happy Topu 10 dairelik 12 dairelik Ülkeyi yönetmek inanılmaz zor bir şey demek ki. Yani bunu yönetemiyorsak, insanlar bir araya gelemiyorsa 12 dairelik apartmanda milyon tane insanın bir araya gelip de beraber hareket etmesi imkansız olur. Bu tip durumlarda herkes çıkarını falan doğru düzgün gözetebiliyor, analiz ediyor. Bu çıkarlar birbirine ters geldiği için öyle 10 kişinin, 15 kişinin anlaşması çok zor oluyor.

Ama milyon kişi, 100 bin kişi boyutunda düşününce işte bu yüzden böyle din gibi, milliyetçilik gibi hikayeler işe yarıyor. O harçlar sayesinde anlaşmazlıklarını unutuyorsun, haralık yürele kaptırıp gidiyorsun. Ama şurada oturduğun evde 10 kişi bir araya gelip de bir şeye anlaşamıyorlar. Bu saçmalıklardan kaçış olarak ne yaptım?

Gittim NBA finallerini izledim. Geçen dördüncü maç oynandı. Dört tane maç mı olur diyeceksin. NBA finali dediğin şey aslında şöyle oluyor.

Ya dört maç kazanacaksın ya da Michael Jordan'la bir kan bağının olduğunu kanıtlamam gerekir. Yani böyle Jon Snow piçi gibi olup da ondan sonra aa meğersem ben Jordan'ın oğluymuşum falan diyeceksin. O zaman veriyorlar hemen şampiyonları. Ama olmadığı zaman bir kaç maç oynaman lazım.

İşte bir Jimmy Butler vardı. Bu herif Michael Jordan'ın gayrimeşhur çocuğu diyorlardı çok benzediği için. Herif yarı finalde elendi. Demek ki değilmiş.

Targaryen olsa ateş yakmazdı. Aynı durum. Maçları hakkında G'yi sonra yapayım da. Şöyle ilginç bir olay oldu.

Bir pozisyonda top sağ kenarının dışına çıktı. Kenarda da hemen böyle bir metre ötede oturan bir sürü insan var. Ama bunlar senin benim gibi insan değil. Bunlar böyle ölümlüler değil yani.

Orada sağ kenarında oturmak için binlerce dolarlık bilet alman lazım. Bir de bu üstüne Golden State. Silikon Vadisi'nin oradaki takım. Elini sallasan 50 tane milyarder.

Bir keresinde öyle bir kafede tanışmıştım. Bir adam da eşofman meşofman dandik bir şeyler giyiyordu. Böyle bir muhabbete başladık. İşte sen ne yapıyorsun diyor.

Ben de o sırada hipi hipi takılıyordum orada. Hani hakikaten hipilerle yaşıyordum. Adam da bana şey dedi. Ben de bir startup başlattım.

Sattım, sıkıldım. Ondan sonra başka bir şey başladı. Olmadı filan. Hatırlamıyorum hangi startuptu.

Adamın kişisel değeri milyar doların üstündeydi. Eski para filan yok. Yeni para ve insanlar statülerini pek belli etmiyorlar. Böyle adamların oturduğunu düşün.

Bizim oyuncu da Kyle Lowry dışarı çıkan topun peşinden uçtu ilk sıradakilerin üstüne yuvarlandı. Yani sürekli olan bir şey aslında zaten orada oturanlar da bunu biliyorlar. İki koltuk ötedeki bir herif şöyle hafifçe koluyla ittirdi omzundan Lowry. Sonrasında da birkaç küfür etmiş.

Irkçı küfürler de değil işte siktir git filan demiş. Warriors'ın küçük ortağı çıktı herif. %6 filan civarında hissesi var. Yani %6 civarı hissesi demek İMKB'de %20'lik filan bir hisseye denk geliyor.

Yani adam Türkiye borsasını satın alıyor. Böyle çıkınca ne oldu biliyor musun? Hikayeyi hasır altı filan etmeye çalışmadılar. Tam tersine daha da şiddetli vay efendim sen paran var diye bunu kendine hak mı görüyorsun?

Bir de tabi olayın fotoğrafı da önemli yani. Çünkü orada bir tane zenci bir oyuncu var, bütün işi yapıyor. Kanter içinde kalmış. Yaşlı, ihtiyar, zengin bir beyazda böyle bunu ittiriyor.

O fotoğraf zaten Amerikan birinci altında belli çağrışmalar yapacak. Üstüne böyle aşağılayıcı laflar filan edince de tam milleti tetiklemiş. Bizim için bunlar saçma sapan şeyler. Niye?

Çünkü biz öyle bir ülkede yaşıyoruz ki. Böyle şeyler çok normal. Bunun on kat kötüsünü görüyoruz. Demeye çalıştığım şey, hukuk önündeki eşitlik hiçbir yerde tam değil.

Amerika'da da tam değil. Sonuçta istatistiklere bakıyorsun, işte daha önce bir sicil kaydı olmayan, yani daha doğrusu sicili temiz Bizenci cebinde ot bulundurdu diye hakimin karşısına çıkıyor. Aynı suçu, aynı şartlar altında, orta sınıfı bir beyaz yapıyor, o hakimin önüne çıkıyor. Bir statistiklere göre Zenci'nin hapis cezası alma veya para cezası alma şansı daha fazla.

Bir de bu böyle aleni ırkçılık şeklinde de ya pis Zenci ya, hapislerde çürü falan demiyor yani hakim. Kanunu var, şu su var, bu su var, ona göre uyguluyor. O hakimlerin önemli bir kısmı da Zenci. Bilinçaltında işlemiş derin bir ön yargılar silsilesi diyelim buna.

Sonuçta orası da cennet değil demek istediğim. Ama en azından bunu bilseler bile bunu kanıksamıyorlar. Çünkü belli bir kritik eşiği aşmışlar işte bu kanıksamama zaten fark yaratıyor. Biz de kanıksıyoruz.

Niye? Çünkü her Allah'ın günü saçma sapan bir olay oluyor yani. Bir noktadan sonra kanıksamak zorundasın. Ne yapacaksın?

Sürekli böyle protesto halinde olamıyor insan. Profesyonel protestocu olman lazım işi gücü bırakıp. Şimdi öyle olamıyorsun. Saçma yerlerde kanıksıyorsun.

Kanıksadığın için daha da saçma şeyler oluyor. Böyle bir fasit daire. Bu heriflerde o yok daha. En azından göstermelik de olsa tepki koyuyorlar.

Bu adımında... Ulan nereye bağlayacağımı unuttum. O kadar uzattım ki. Hiçbiriniz de bir şey demiyorsunuz.

Çok uzattım falan diye. Ha bu herifin de milyarder çıkması, ortak çıkması filan daha da insanları gıcık etti. Ertesi gün Warriors organizasyonunun kendisi ceza verdi. Ligin kendisi de ekstra bir ceza verdi.

Yani adamı men ettiler bir seneliğine maçlardan. 500 bin dolar da para cezası verdiler. Türkiye'de böyle bir şey olsa vay anasını dersin ya ne kadar ilerledik ne kadar güzel. Burada ne oldu?

500 bin dolarlık cezayı bir senelik men etme cezasını duyunca adamlar şey dediler ya bunu hayat boyu men etmen lazım bu insana. Ne 500 bin doları adam dolar milyarderi. 500 milyon diye gaza gelecektim. Yani birkaç milyon dolar olması lazım en azından cezanın.

Tam tersine herif zengin olduğu için, ön planda olan biri olduğu için bunu örnek teşkil edecek bir şekilde cezalandırman lazım. Yani normalden de daha fazla. Bizim mantığın tersine işliyor. Bizde adam zaten ayrıcalıklı olduğu için ceza almıyor, burada ayrıcalıklı olduğu için adama ekstradan cezalandırman lazım.

Bunca dakikadır da ulan maçtan bahsettiği adam diye bekleyenler varsa, valla şöyle diyeyim, acayip mutlu oldum. Raptors'u 3-1 önde. Oh! Şimdi spor aslında aptalca bir şey.

Yani ne o kadar hayvan gibi herif, castlemaster çalışmışlar etmişler, bir tane dandik topu potaya sokmaya çalışıyorlar. Yani uzaylı olsan gelip baksan, ulan ne aptal mısınız siz kardeşim? Gidin teorik fizik çalışın, uzaya çıkın, galaksi keşfedin filan dersin. Ama sporu ilginç kılan şey hikayeler üstünden ilerlemesi.

Özellikle NBA çünkü süperstarlar ön planda ve onların üzerinden hikayeler üretiyorsun. Bir spor müsabakasının önemli olması için hikayenin de ikna edici bir hikaye olması lazım. Sürükleyici bir hikaye olması lazım. Mesela tenisten örnek vereyim.

Federer maç oynadığı zaman izliyorum ben. Yaşlı maçtır ya da benden genç gerçi de. Bu herifin kazanması neden ilginç geliyor? Neden sürükleyici geliyor?

Çünkü diyorsun ki herif 20 senedir oynuyor, işte bu kadar genç sürekli her sene çıkıyor, her senede daha iyi atletler, daha da gelişen teknolojiyle çıkıyorlar karşısına. Bunlara rağmen kazanması insanları mutlu ediyor. Bu bir underdog psikolojisi. Yani ta bu İncil'deki David ve Goliath hikayesinden beri bu underdog anlatısı insanların ilgisini çekiyor.

Yani kazanmasını beklemediğin insanın, daha güçsüz tarafın kazanması bir şekilde insanları mutlu ediyor. İnsanların çoğu zaten ezik olduğu için tarih boyunca yani çiftçisin, kölesin, şusun, busun. Senin tarafını temsil eden adamın kazanması gerçekten seni mutlu ediyor. Komplekslerini o şekilde çözmüş oluyorsun.

Bu arada yine bir parantez açayım. Kesin konuyu bağlayamayacağım ama. Malcolm Gladwell diye bir yazar var. Bunun yıllar önce bir yazısı aklıma geldi şimdi.

Ya bu Davut ve Goliath hikayesi sizin bildiğiniz gibi değil. Asıl underdog olan orada Goliath'tı yani dev. Aralarındaki düellonun şartları düşündüğü zaman avantajlı olan kesim Davut'tu. Neyse o aratırsınız bulursunuz.

Bulunca da adama e-mail atın. Bakın seni Emmanuel sayesinde bulduk. Haddinizi bilin. Neyse bu underdog hikayesi önemli bir hikaye.

Şimdi Toronto'da bu var. Ya herifler Kanada takımı. Yani kazansalar şimdi. 50 günlük milli bayram ilan edilir.

Vergiler filan bir seneliğine vergi affı gelir herhalde. Hamilelik izni beş seneye çıkar. Ama ilginç bir şekilde Golden State Warriors kazanırsa da bu noktadan sonra underdog hikayesi oluyor. Yani iki tarafın da aynı anda underdog olması inanılmaz bir şey.

Neden? Çünkü bir sürü sakatlıkla uğraşıyor herifler. En iyi oyuncusu zaten oynamıyor, Yılan Efendi. O yüzden heyecanlandım.

Şimdi 5. maç gayet güzel olacak. Üstüme bir tavan daha çökse gam yemem. Ama televizyonun üstüne çökmesin.

Yani onu izlemem lazım. Bu arada televizyon demişken, bu maçları nereden izliyorsun diyeceksiniz. Bir sürü mola oluyor, şu oluyor, bu oluyor. Beni kıl ediyor öyle.

2 saat, 2,5 saat maç izleyemiyorum yani. Kafama tavan da düşse baya meşgul bir insanım. Onun yerine şunu yapıyorum, nbafullhd.com.

Herifler oraya uzun özetleri koyuyorlar. Daha doğrusu özet bile değil. Maçın kendisini koyuyor ama bütün boş kesimleri atıyorlar. Hani molaydı, tekrardı.

Sonuçta iki buçuk saatlik maç oluyorsan da bir saat. Altmış dakikalık temiz özet. Maçın havasına da giriyorsun. Koyuyorum böyle sabah dokuzda whiskymi koyuyorum.

Çünkü tam bir şerefsizim böyle sabah sabah da whisky içerim. Ayaklarımı uzatıp maç izliyorum. Tavanın kalanının düşmesini bekliyorum. Yani hayatım böyle.

Kitap da bitti nasıl olsa artık. Evet böyleyken böyle. Dinlediğiniz için teşekkür eder. Fullarsız günler dilerim.

Tavansız günler dilenen.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)