
4.154 kelime · ~21 dk okuma
Beni hiç düşünmüyorsun. Her zaman çok bencilsin ve gerçekten beni umursamıyorsun. Tabii gül gül o şekilde bakınca neler düşündüğünü tahmin edebiliyorum. Niye telefonlarıma cevap vermiyorsun? Tabii aklına bile gelmedim öyle değil mi? Zaten sen bana hiç yardımcı olma. Zaten böylesin. Benim ihtiyaçlarımı asla umursamazsın. Bu cümleler size tanıdık geliyor mu?
Bu cümleler veya benzerleri daha önce size kuruldu mu? Veya siz bu cümleleri kurdunuz mu? Aslında bu cümlelerin ortak noktasında karşımızdaki insanın zihinden geçenleri varsaymak, genellemeler yapmak, suçlamalarda bulunmak, bunlar olduğunu fark ettiniz mi? Tartışmalar esnasında bu tip düşüncelerimizi veya davranışlarımızı çok da kontrol altında tutamayabiliyoruz. Aslında aklımızdan geçenler bunlar olmasa bile karşımızdakine yansıttığımız veya söylediklerimiz bunlardan çok farklı olabiliyor.
Bugünkü podcastımızın konusu tartışmalar. Doğru tartışmayı ben nereden bileyim diyoruz ve ben nereden bileyim serisinin 9. bölümünde hangi darvanışlar tartışmaları sağlıksız kılar, hangi darvanışlardan tartışmalar içerisinde kaçınmalıyız veya tartışmaları daha sağlıklı yürütmek için neler yapmaya ihtiyacımız var gibi sorulara cevap veriyoruz. Ben psikolog Dr. Gizem Sürenkök ve bölümümüze hoş geldiniz. Şimdi tartışmalar konusunda tabii ki ben yine sordum ve sizden yine cevaplar geldi ve cevapların ortaklığında aslında birçoğumuzun tartışmaya çalıştığımızda karşımıza
olmamasıyla meselesi olduğunu okudum. Veya tartışmaya çalıştığımızda karşımızdaki insanın bizim düşüncelerimizdense bizim karakterimize saldırdığı zamanlarda ne yapacağımızı bilemediğimizi veya bazılarımızın eleştiriler karşısında gerçekten neredeyse paralize olup kendisini çok ama çok kötü hissettiğini fark ettim. Bir yandan da aslında tartışmaları nasıl daha sağlıklı götürebiliriz konusunda bana gelen cevaplarda çok güzel öneriler de vardı. Yani ortaklığı korumak, karşımızdaki insanın iyiliğini ön planda tutmak. Biri mesela burada seninle değil, senin bu davranışınla gibi cümlelerle aslında tartışmayı karşımızdaki kişinin bütünüyle değil de gösterdiği bir davranışla veya söylediği bir cümleyle yaptığımızı anlatmaya çalışmak gibi öneriler de vardı aslında. Ben bunların hepsini bir araya getirmek istedim ve bugün aslında birçok başlıkta tartışmalarla ilgili sizlere anlatmak istediğim şeyler var.
Bunların ilki Marshall N. Dorotathis olarak da bilinen ünlü bir araştırmanın sonuçları. Ünlü psikolog John Gottman tarafından yapılan bu araştırmada çiftlerin dört tartışma davranışını tutarlı bir şekilde sık sık göstermeleri sonucunda o ilişkinin aslında hiç iyi gitmediğini buluyor araştırmacılar. Ve bu dörtlü davranış ne kadar sık gösterilirse aslında ilişkide, o ilişkinin bitme ihtimali de o kadar fazla oluyor.
Bu davranışlardan hemen bahsedeceğim ama öncesinde şunu söylemek istiyorum. Bu davranışları hiçbirimiz hiç göstermiyor muyuz? Tabii ki öyle değil. İyi ilişkilerde de bu davranışlar maalesef ara sıra gösteriliyor. Ve bu aslında ah tamam bu davranış varsa bu ilişkinin sonu geldi demek değil. Sadece bu davranışları ne kadar az yaparsak o kadar iyi ilişkimiz için demek.
Ve bu davranışları az yapmanın en temel yöntemlerinden bir tanesi de bu davranışlar hakkında farkındalık geliştirmek. Hatta bununla ilgili çok güzel araştırmalar da var. Yani en güzel müdahale programları bu davranışları göstermemek için bu davranışlar hakkında ayrıntılı bilgi edinmekle oluyor aslında. O yüzden de umuyorum ki bu podcast dinledikten sonra sizler de bu davranışları biraz daha az yapmaya başlarsınız. Hepimiz için geçerli tabii ki bu.
Şimdi bu tarvan işleri daha önce başka podcastlerde de anlatmıştım. Yakın ışıklarda da bununla ilgili çok fazla yazımız oldu, çıktı. Karşınızda bir gün bir yerlerde çıkmış olabilir diye düşünüyorum. Umuyorum da aslında böyle olmuş olmasını. Ama öyle olmadığı varsayımından gitmek durumundayım ve elimden geldiği kadar detaylıca anlatmaya çalışacağım bu sebeple.
Mahşerin dört atlısının ilki aşırı genelleme dediğimiz davranış. Aşırı genelleme davranışında kişi karşıdakine büyük genellemeler yaparak saldırır. Ve çoğu zaman hep, hiç, asla, her zaman gibi kelimeler kullanır konuşmalar esnasında. Mesela şöyle. Sen her zaman böylesin. ''Sen zaten beni hiç düşünmezsin.'' ''Sen bugüne kadar benim iyiliğimi asla önemsemedin.'' gibi cümleler bu tip darbanışların, bu aşırı genelleme darbanışlarının en tipik cümleleri arasındadır.
Ve böyle yaptığımız zaman aslında bir anda meseleyi karşımızdaki kişinin spesifik davranışından çıkartıp onun karakterine saldırmış oluyoruz. Yani düşünün, diyelim ki partnerinizle evdeki ev işleriyle ilgili bir tartışma içerisindesiniz ve hepi topu söylemeye çalıştınız. Ya bu bulaşıklar çok fazla benim üzerime kalıyor ya da Bu aralar ben çok yüklendim ve çok yorgun hissediyorum kendimi. Seninle birazcık daha benimle bu işleri paylaşmana ihtiyacım var gibi bir noktadasınız. Ve aslında mutlusunuz ilişkiniz içerisinde. Gerçekten meseleniz sadece
o ev işlerini birazcık daha paylaşabilmek. Ve partnerinizin karakterini de çok seviyorsunuz, temel bir meseleniz yok. Ama eğer bu tartışmaya... Sen zaten hiçbir zaman beni önemsemiyorsun. Bak işte bulaşıklar da her gün ortada duruyor. Ve hiç beni önemsemen için bunları hep ben yapmak zorunda kalıyorum. Çünkü sen çok düşüncesiz bir insansın ve her zaman böyle olacaksın gibi bir yerden başladığımız zaman bu tartışmaya karşımızdaki insana bir anda
aslında kaldırabileceğinden çok daha büyük bir yük bırakmış oluyoruz. Ve böyle başlayan tartışmaların sağlıklı bir şekilde ilerleyebilmesi de gerçekten çok zor oluyor. O yüzden bunu tartışmaların altın kurallarından biri olarak söylememiz mümkün. Karşımızdaki insana büyük suçlamalar, böyle genelleyici tavırlarla yapılan suçlamalardan kaçmamız lazım.
Burada tavsiye edilen yöntemlerden bir tanesi ben dilini kullanmak. Mümkün olduğu kadar davranışa odaklanarak hareket etmek. Mesela şöyle. Bu bulaşıklar hep benim üzerime kaldığı zaman ben kendimi gerçekten çok yorgun hissediyorum. Ve bazen böyle olduğunda senin benim üzerime ne kadar yük olduğunu anlayamadığını hissediyorum. Eğer bunu bu şekilde söylersek aslında sadece bulaşıklarla ilgili bir mesele olduğunu ve bulaşıkların karşımızdaki kişi tarafından çok da önemsenmemesinin bizi üzdüğünü aktarmış oluyoruz ve tartışma aslında daha küçük ölçekli bir yerden başlıyor. Ve buradan sonra ilerlemesi bir nebze daha kolay oluyor.
Karşımızdaki insana aşırı genelleme yaparak saldırdığımız noktada, onun da bunu sakince karşılayıp bize, ''Ya tamam anlıyorum, sen aslında bu kadar büyük bir şey söylemek istemiyorsun. Hepi topu bulaşıklara bozuldun ve Duygularını kontrol edemedin. Anlıyorum. Gel ben bu konu üzerinde seninle konuşayım ve rahatlayalım deme ihtimali gerçekten çok düşük. Genellikle biz böyle büyük bir saldırıda bulunduğumuz zaman karşınızdaki insan da bize genellikle şunu söylüyor.
Sen kendine bak ya. Sen kendine bak. Sen asıl şunu şunu şunu yapmıyorsun. Sen asıl beni hiç ama hiç düşünmüyorsun. Ben şunları şunları şunları yapıyorum. Sen bunları bugüne kadar hiçbir zaman görmedin. Şimdi de kalkmış bana bu ışıklardan bahsetmek yerine gidiyorsun beni bencilikle suçluyorsun. Sen kendine bak. Şimdi sen kendine bak. Mahşerin ikinci atlısı dediğimiz savunma davranışın en tipik cümlelerinden bir tanesidir. Kişi ilk yapılan saldırıyı karşılayamadığı için, o çok fazla geldiği için bir anda karşı atakta bulunur. Sen kendine bak.
Şimdi biz kendimize bakmaya çalışırken burada tabii ki tartışma aslında çoktan belki çok kolaylıkla anlaşılabilecek veya çözümlenebilecek bir noktadan çıkar ve daha büyük bir kasırgaya dönüşür diyelim. Eğer bir şekilde bir mucize olur da iki insanın tartışması bu noktalarda bir yerde biterse ve bir şekilde şu söylenebilirse, aa ne kadar yükseldik aslında hiç gerek yoktu, ipi topu şunun hakkında konuşuyorduk, bir sakinleşelim, konuya odaklanalım gibi bir yerde durulabilirse ama öyle olmuyor, aslında her şey yoluna giriyor. daha sağlıklı bir ilişki süren çiftler bazen bu noktada durmayı başarabiliyorlardı aslında. Ama birçoğumuz başaramıyoruz ve öyle olunca marşların üçüncü hattası olan küçümseme hor görme dediğimiz darbanışa dönüyor işler. Şimdi benim podcastlerimi dinleyenler bugüne kadar benim kadın erkek farklılıklarımla hiç bahsetmediğimi fark etmişlerdir diye düşünüyorum. Çünkü kadınlarla erkekler arasında
Popüler medyada bize pompalanan farklılıklar gerçekten yok. Kadınlar da erkekler de aynı duygular, aynı düşünceler içerisinde ilişkileri yaşıyorlar. İlişkilerin bitme sebeplerine baktığımız zaman çoğunlukla takdir edilmeme, sevildiğini hissetmeme, anlaşıldığını hissetmeme gibi davranışlar var. Ve bunlar kadın erkek farklılıkları gözetmiyor aslında. Ama bugün
İlk defa size bir kadın erkek farklılığından bahsetmek istiyorum. Çünkü küçümseme hor görme dediğimiz davranışları daha çok kadınların gösterdiği bulunuyor araştırmalarda. Bu davranışlar neler? Bu davranışlar mesela gözlerimizi devirmek, çok biliyorsun sen gibi şeyler söylemek. Bazen bazı hakaret kelimeleri kullanmak. Veya karşımızdaki insana onu gerçekten hiç sevmediğimizi, hiç beğenmediğimizi, şu anda karşımızda olmasa çok iyi olabileceğini hissettiren bakışlar fırlatmak. Bunlar aslında küçümseme mi hor görme davranışları içerisinde.
Bunu daha çok kadınlar yapıyor desem de bu, bu davranışları erkeklerin yapmadığı anlamına gelmiyor tabii ki. Erkekler içerisinde de bunları yapanlar var. Ve bu davranışlar karşımızdaki insana kendisini hiç sevmediğimizi, kendisiyle ilgili gerçekten olumlu hisler beslemediğimizi gösteriyor. Ve bu yüzden tartışmanın bu anında o zamana kadar yeterince kırılmadıysa kalpler bir kere daha ve belki de bu sefer daha şiddetli bir şekilde canını acıtmış oluyoruz karşımızdaki insanın. Peki Mahşerin dördüncü atlısı nedir? Mahşerin dördüncü atlısı da duvar örme davranışı. Ve duvar örme davranışının da kadınlardan çok erkeklerin gösterdiğini buluyor çalışmalar. Erkekler daha çok bu davranışı yapıyor desem de yine bu davranışı kadınlar yapmıyor demek değil bu. Sadece erkeklerin bu davranışı daha çok seçtiğini görüyoruz diyelim.
Bu davranış da şu, ben daha fazla konuşmak istemiyorum, tamam. Sen istersen konuşmaya devam et ama ben artık sana cevap vermeyeceğim. Ya da direkt odadan çıkma, evden çıkma, genel olarak konuşmadan, mensünden çıkma diyebiliriz aslında. Artık o kavgada o birey zihniyle bulunmuyor, bedeniyle bulunsa bile.
Şimdi bu dört davranış aslında maalesef dediğim gibi birçok tartışmada hepimizin göstermeye meyilli olabileceği davranışlar. Ama benden dinlerken de eminim fark etmişsinizdir ki bu davranışlar karşımızdaki insana şunları hissettiriyor. Birincisi, Ben ilişkin içerisinde seni çok sevdiğimi, sana hayran olduğumu, seninle ilgili çok güzel şeyler düşündüğümü söylesem de sana, bak bu tartışma anında senin aslında ne kadar bencil, ne kadar kötü, ne kadar düşüncesiz bir insan olduğumu iyi hissettiğimi söylüyorum. O zaman bak büyük bir çatışma var benim zihnimde. Yani seni çok seviyor gibi görünebilirim ama aynı zamanda sana karşı bu kötü hisleri de besliyorum. Yani aslında güvensiz bir yer oluşturmuş oluyoruz birincisi partnerimiz için.
İkincisi karşımızdaki insana hor görme küçümseme davranışını gösterdiğimiz zaman sevecen, anlayışlı, ilgili halimizden sıyrılıp karşımızdaki insana bana sığınamazsın, bana gelemezsin, ben seninle konuşmak istemiyorum ve seni şu anda insan yerine de koymuyorum mesajı göndermiş oluyoruz. Duvar örme davranışı da kendi başına ben her anında yanında olacağımı söz vermiş olabilirim ...hep burada olacağımı sana bugüne kadar hissettirmiş olabilirim... ...ama tartışma anlarında hep burada değilim, kusura bakma... ...yani canım istediği zaman seni dinlemek zorunda değilim... ...mesajı vermiş oluyor. Şimdi bütün bunlar aslında ilişkinin oturması gereken ana temellere ters. Çünkü biz bir ilişki içerisinde hem anlaşılmak istiyoruz... ...hem sevilmek istiyoruz, hem bize saygı duyulsun istiyoruz...
Ve bu noktada bize karşımızdaki insan az önce saydığım davranışları gösterdiği zaman ne sevildiğimizi, ne bize saygı duyulduğunu, ne de takdir edildiğimizi hissediyoruz aslında. Bunlar sıklıkla tekrarlandığı zaman karşımızdaki insana güvenimiz oldukça sarsılıyor. Maaşların dört atlısına eşlik eden başka davranışlarımız da var tabii ki. Şimdi anlattıkça belki tanıdık gelecektir. Mesela normalde sevdiğimiz insanlarla konuşma tonumuz çok daha sevecen, çok daha tatlı. Canım, kuzum gibi. Yani çok daha güzel konuşuyoruz. Şimdi podcast esasında taklit etmek de çok zor oldu benim için ama anlıyorsunuzdur ne demek istediğimi. Çok daha şefkatli, çok daha böyle içten gelen bir sesle konuşuyoruz. Tabii ki tartışma anında tamam.
Peki. Gibi daha böyle robotik, daha soğuk, daha mesafeli bir ses tonuna dönüşüyor sesimiz. Sesimizin tonu. Ve öyle olunca karşımızdaki insan aslında bizim sevgimizi hissettiği o ince ipuçlarını sesimizde artık duyamamaya başlıyor. O yüzden oradaki hani buz kesme hali diyelim sesimizdeki buz kesme hali de karşımızdaki insanı bir anda
İtmeye başlıyor. Bana yaklaşma. Ben sana şu anda güzel şeyler söylemeyeceğim. İyi şeyler hissettirmeyeceğim demeye başlıyor sesimizin tonu. Veya vücut dilimiz. Normalde sevdiğimiz insanlarla birlikteyken çok daha açık bir vücut dilimiz vardır. Kollarımız iki yandadır. Genellikle önümüzde kavuşturmayız.
Vücudumuzun açıklığı, karşımızdaki insana karşı duruşumuz çok daha sarıp sarmalayıcıdır. En azından iyi ilişkiler de böyledir çoğunlukla. Ve tartışma anlarında, bakıldığında vücut dillerinin de insanların çok değiştiği gözüküyor. Genellikle kollarımızı birbirine doluyoruz.
önümüzde ve bedenimizi kapatıyoruz. Omuzlarımızın duruşu, yüzümüzün duruşu tamamen değişiyor. Yani aslında açık, karşı tarafı anlamaya, dinlemeye açık olmaktan vazgeçiyoruz vücut dilimizle de. Ve buradan bir sonraki noktaya geçiyorum. Birbirimize dokunmamaya başlıyoruz. Yani belki normalde iki taraf el ele, diz dize oturan, göz teması kuran insanlarken tartışma anında bunu yapmamaya başlıyorlar. Çünkü birbirimize bakarak kötü şeyler söylemek zor. Göz kaçırıyoruz. Bazen hatta karşımızdakini yok sayıyoruz. Ya da gelip böyle elimizi kolumuzu oynata oynata kocaman kocaman seslerle konuşuyoruz. Ve söylemeye çalıştığımız şeylerin içerisindeki ihtiyaç aslında orada karşı taraf tarafına anlaşılmamaya başlıyor. Bu çok büyük bir mesele.
Ve bir de tabii ki tartışmaları güç savaşına dönüştürmek. Yani sen mi kazanacaksın, ben mi kazanacağım? Sen mi haklısın, ben mi haklıyım? Bir kazananı olmak zorunda bu tartışmanın, öyle değil mi? Aslında değil. Tartışmaların bir sonucu olmalı, buraya geleceğim. Ama tartışmaların bir kazananı olmak zorunda değil. Aslında buradan başlamak ve ilişkinin güç dengesini...
Kurma gayreti, yani ilişkide bir güçlü taraf, bir zayıf taraf, bir kazanan taraf, bir kazanmayan taraf olmasını talep etmek aslında ilişkilerimiz için gerçekten zararlı bir nokta. Şimdi tartışmalarda yapılan yanlış davranışlardan bahsettim. Bunlara bir de şeyi eklemek istiyorum. Tabii ki akıl okuma davranışını. Yani karşımızdaki insanın söylediği kelimeleri çok daha farklı algılamak. Ya da hiçbir şey söylemezken bakışlarından, vücudun duruşundan ya da sessizliğinden anlamlar çıkarmak. Şöyle şöyle düşünüyorsun şu anda öyle değil mi?
Yani bana cevap vermiyorsun ama aslında hakkından şunlar geçiyor. Tabi telefona cevap vermedin çünkü o esnada şunları şunları şunları yapıyordun gibi varsayımlar, akıl okumalar ilişkiye çok zarar veriyor. Veya karşımızdaki insanın söylediği cümleleri alıp aslında onun söylemediği bir yere çekmeye çalışmak. Kendi anladığımız halini ona teyit ettirmeden kendi anladığımızda ısrarcı davranmak veya karşımızdaki insan bizim anladığımız halini düzelttikten sonra bile kendi anladığımız halinde ısrarcı olmak. İşte bunlar tartışmalar için çok zararlı. Şimdi bir yandan podcast çekerken bir yandan kendi kendime de düşünüyorum. Bu davranışların hepsini doğal olarak hepimiz
ilişkilerde gösteriyoruz. Yani ben mesela bu podcast çekerken hiçbirinizin şöyle düşünmesini istemem. Aa işte konuşuyor ama kendisi sanki bunları hiç yapmıyor ya da kendisi hiç bunları yapmıyor mu gibi düşünmenizi istemem. Tabii ki ben de bunları yapıyorum.
Önemli olan bu davranışları elimizden geldiği kadar az yapmak veya yaptığımızı fark ettiğimizde geri adım atmaya çalışmak. Çünkü karşımızdaki insanı kırmakta ısrarcı davranmak da bir problem. Hatta bunu söylemişken şuraya da geleyim. Bazen tartışmalar esnasında Bir noktada artık karşımızdaki insanı çok kırdığımızı, geri adım atabileceğimizi, sürdürmek istemediğimizi o konuşmayı fark etsek bile bazen sırf geri adım atmamak adına, sırf tırnak işareti içerisinde yenilmemiş olmak için bir şey yapmamayı tercih edebiliyoruz, sürdürmeyi tercih edebiliyoruz o tartışmayı.
İşte burası bence çok problemli. Yani neden karşımızdaki insanı çok sevdiğimizi ve onun için bu tartışmayı sürdürmenin bizim ilişkimize zarar verdiğini fark edip geri adım atmayalım ki? Eğer aklımızdan geçenleri sırf karşımızdaki insan bizi sevmeye devam etsin veya her şey yolunda gitsin diye söylemiyorsak, bu da tabii ki bir problem. Böyle de yapmamak lazım. Yani ilişkide kendimiz gibi olabilmek, aklımızdan geçenleri söyleyebilmek, kendi varlığımızla orada olabilmek çok önemli.
Ama diğer taraftan, düşüncelerimizi karşı tarafa aktarış şeklimizi de elimizden gelen en iyi hale getirmemiz lazım. Tabii ki tartışmalarda tartışma davranışlarımızı belirleyen önemli faktörlerden bir tanesi de bağlanma stillerimiz. Bağlanma stilleriyle ilgili çektiğim podcastlerde bunlara biraz yer vermiştim ama hatırlamayanlar veya o bölümleri dinlemeyenler olabileceği için çok ufacık değinmek istiyorum. Kaygılı bağlananlarımız kaygılı olmalarından dolayı aslında tartışmaları genellikle çok daha yüksek tondan yapmayı tercih ediyorlar. Tartışmalar esnasında çok daha karşı tarafı domine edecek şekilde böyle yüksek sesle
ve çok arka arkaya makinalı tüfek gibi konuşarak karşıdaki insanı abondan edebiliyorlar. Ve öyle olunca karşıdaki insan ne söylemek istediğini unutabiliyor, ne söyleyeceğini unutabiliyor ve duvar örme davranışını daha çabuk yapabiliyor aslında. O yüzden kaygılı bağlanan biriyseniz tartışma anlarındaki tartışma tarzınıza dikkat etmenizi öneririm. Yani o tartışma davranışınızı fark etmenizi öneririm. Eğer böyle yapıyorsanız
Belki de biraz daha yavaş, biraz daha sakin, biraz daha karşınızdaki insanın da konuşmasına izin verecek şekilde tartışmak tartışmalarınızın seyrini çok değiştirebilir. Bir de kaygılı bağlananlarımız genellikle şunu yaşar yani sanki böyle bir anda tepeden kendisini seyrediyormuş gibi. Allah'ım bu konuşan ben miyim? Bu kadar böyle kocaman kocaman konuşan ben miyim? Kendimi, yani kendimin duygu kontrolünü o kadar yitirdim ki şu anda böyle hissediyorum ama bir yandan böyle hissetmem de bana tuhaf geliyor gibi. Değişik bir his yaşayabiliyorlar kaygılı bağlananlar işte o hiperaktivasyon dediğimiz an esnasında. Hele de böyleyse yani bir o
ayırdına varma yani yüksek temponun yüksek yoğunluğun ayırdına varma haline girebiliyorsanız belli ki benim şu anda bir mola almam lazım yani bir bir sakinleşmem lazım kısmına oturtmanızı tavsiye ederim. Bir de özellikle tartışmalar esnasında mola verme davranışları esnasında kaygılı bağlanan bireyler kendilerini sakinleştirmek yerine kendilerini daha çok tabiri caizse gaza getirebiliyorlar. Bana nasıl böyle söyler, bana nasıl haksızlık etti gibi böyle kendi zihinlerin içerisinde. İşte bunlar aslında tartışmanın seyrini olumsuzluğa döndürebiliyor. Bunlar konusunda dikkatli olmakta fayda var.
Kaçıngan bağlanan bireyler ise tartışmaktan hiç hoşlanmıyorlar. Ve tartışmalardan tabiri caizse direkt tüyüyorlar. Twitter'da da gelen mesajlarda da vardı. Yani ben tartışmaktan hiç hoşlanmıyorum. Tartışmalardan kaçınma eğilimi gösteriyorum. Sadece çözüm odaklı konuşmalarda varım diye. Ama tabii tartışmalardan kaçma eğilimimiz bu sefer karşımızdaki insana da duyulmuyor, anlaşılmıyor, dinlenmek istenmiyor.
hissi verdiği için bu sefer ilişkideki iletişim böyle bozuyor. Eğer tartışma anında çok böyle yüklendiğinizi hissediyorsanız, duygularınızın artık böyle fazla geldiğinizi hissediyorsanız mola verme davranışı gerçekten iyi. Ama bu noktada şeyi de unutmamız lazım. Yani mola verme davranışını yapıyorsak bunun bir sonu olmalı yani şöyle söylemek gibi bir 15 dakika ara verip tekrar konuşalım hadi gel bu 15 dakika boyunca bir şeyler seyredelim ikimiz birlikte ya da ayrı ayrı ya da bir duşa girelim ya da dışarı çıkıp yürüyüş yapalım her neyse ama şu anda bu odada bu zihinle kalmayalım ama o molanın bitiş noktasını birbirimize belirtmemiz gerekiyor. Aksi takdirde o molalar, hele de karşımızdaki insan kaygılı bir insansa, ona gerçekten kendisini çok kötü hissettirebiliyor. Bir başka yine kaçınmamız gereken davranış kavgalar esnasında
Dolaylı kavga dediğimiz, sessiz muamele dediğimiz, soğuk savaş dediğimiz, karşımızdaki insanla aynı odada bulunduğumuz ama onun varlığını görmezden geldiğimiz, konuşmalarını duymazdan geldiğimiz, trip attığımız, onu yok saydığımız anlar. İşte bu anlar aslında bizim genellikle Annelerinizden de çok gördüğümüz bir davranış şekli. Hatta araştırmalarda bu sessiz muamele davranışının, silent treatment diye geçiyor İngilizcede, daha çok kadınlar tarafından yapıldığını gösteriyor. Bu davranış aslında karşı tarafa bir ders vermek, işte haddini bildirmek. Bunlar hep tabi tırnak işareti içerisinde, lütfen doğru anlamınızı isterim.
yapılsa da hiç tabii ki böyle bir günün sonunda çok kötü hissettiriyor kişiye kendisini. Hatta belki şaşıracaksınız ama karşımızdaki insana sosyal olarak dışlanmış ve insan yerine konmamış hissettiriyor. Öyle olduğu için karşımızdakinin bütün ihtiyaçlarını, ait olma ihtiyacını, saygı duyulma ihtiyacını, ...kontrol, dekontrolü hissetme ihtiyacını bozuyor ve çok kötü, çok çok kötü hissettiriyor. O yüzden bu davranıştan elimizden geldiğince kaçınmamız lazım. Özellikle de hem romantik ilişkilerimizi hem de ebeveyn çocuk ilişkilerimizi üzerine basa basa söylemek istiyorum.
Bu konuya girmişken gerçekten durmak bilemedim. Daha söylemek istediğim çok şey var. Bunlardan bir tanesi de şu. Tartışmalar esnasında biz karşılıklı olumsuzluk davranışı içerisine giriyoruz. Bu ne demek? Şimdi ben mesela olumsuz bir şey söylüyorum. Karşımdaki de olumsuz bir şey söylüyor. Sonra onun söylediğini ben daha da olumsuz algılıyorum ve ben daha da ters bir şey söylüyorum. Sonra ben daha da ters bir şey söyleyince o da bana daha da ters bir şey söylüyor ve karşılıklı olarak
tırmanıyor şiddetli tartışma hali. O yüzden tartışma esnasında olumlu şeyler söylemeye çalışmak çok önemli. Yani şunun gibi, tartışmanın tam ortasında, bir yerde sakin kalabildiğimiz varsayımıyla o esnada bir şey söylemek istiyorum. Ben seni çok seviyorum ve şu an bu tartışmadan bağımsız olarak aslında bu ilişkiyle ilgili ben çok olumlu hisleri sardım. Sadece bu konuyla ilgili anlaşamadığımızı düşünüyorum.
Ama onu da çözeceğimize eminim zaten. Ama her ne olursa olsun her ikimizin de bu konuda bir payı olduğuna eminim ve ben üzerime düşen her şeyi yapmaya hazırım. Bu gibi bir cümle mesela karşımızdaki insana anında olumlu bir şekilde yansıyor. Ve bir anda belki o yükselen kendine savunma ihtiyacı azalmaya başlıyor. Çünkü aslında tartışma anlarında karşımızdaki insanı neredeyse düşmanımız gibi görmeye çalışıyoruz. Yani bizi ne bir araya getiriyor değil de ne bizi şu anda ayırıyor. Ve bana bu söylediğiyle aslında beni neden sevmiyor? Bu ilk hissettiğim şey. O yüzden eleştiriye tahammül edemiyoruz ve birçoğumuz bu arada eleştiriyi haksızlık olarak algıladığımız için ve haksızlık bizde genel olarak öfke duygusunu tetiklediği için tartışmaya başladığımız anda çok yüksek bir öfkeyle başlıyoruz. Bir yandan da karşımızdaki insanı çok sevdiğimizde
Onu kaybetme veya onu kırma korkusu da içimizde. Ve olumsuz duyguların o yoğun hali neredeyse bizi istila ediyor. Düşünme, salgı düşünme kabiliyetimizi yitirebiliyoruz. Bu yüzden de birkaç ufak tefek Bir nokta daha atmak istiyorum ve öyle bitirmek istiyorum podcastı. Bu podcast biraz daha uzun olacak diğerlerine de ama her şeyden önce karşımızdaki insanı eğer seviyorsak ve sayıyorsak bu tartışmanın
kocaman uzun bir yolculuğun içerisinde sadece bir engel olduğunu hatırlamamız gerekiyor. Ve bu engel aşılması gereken bir engel bile olmak zorunda değil. Her tartışma bir şekilde anlaşılarak çözülmek zorunda değil. Bazen de, bu daha önce de benden duyduğunuz bir şeydir eminim ki, anlaşamadığımızda anlaşmamız gerekiyor. Let's agree to disagree dediğimiz şey.
Ve tartışma esnasında karşımızdaki insana duyduğumuz saygıyı, kullandığımız kelimeleri doğru seçerek, ona asla hakareti etmeyerek veya onu korkutacak ya da onu tehdit edecek bir şeyler yapmadan tartışmayı sürdürmemiz gerekiyor. Bu çok önemli çünkü birçoğumuz hiç doğru kelimeler kullanmayabiliyoruz tartışmalar esnasında. Bu arada bu da ilişkiler için önemli bir sınır. Yani ilişkinin temel kurallarından, ilkelerinden bir tanesi birbirimize hakaret etmemek olmalı. İkincisi, tartışma konuları özellikle de kendini tekrar eden tartışma konularında karşımızdaki insanın bir ihtiyacı olduğunu ve bu ihtiyacını aslında belki de tam olarak dile getiremediğini bir düşünmemiz lazım.
Eğer sürekli aynı patenler kendini tekrar ediyorsa belki de onun altına bakmamız lazım. Yani diyelim ki karşınızdaki insan daha fazla vakit geçirmek talep ediyor sizinle ama siz bu konuda elinizden geleni yaptığınızı düşünüyorsunuz ama bu tartışma sürekli olarak tekrar ediyor kendisini. Bu durumda belki de mesela birlikte vakit geçiriyorsunuz yeterince ama ona kendini yeterince iyi anlaşılmış veya O yüzden aslında neye ihtiyacı olduğunu karşınızdaki insanın düşünmemiz lazım. Diğer taraftan, bazen tartışmalar esnasında çok çok çok fazla sorumluluklar yaşanıyor. Bu
bir şekilde operasyonel konulara odaklanıyoruz. Yani aslında sorumluluklar duyguyu yaşadığınız kaçırıyoruz. Duyguyu zaman, kaçırdığımız için de konuşmaların sonucunda kendimizi hiç anlaşılmamış hissederek bazen sorumluluklar çıkıyoruz. yaşadığınız zaman, O yüzden biraz daha bu yaptığını bana şöyle hissettiriyor ya da ben aslında sana şöyle hissettirmeyi planlıyordum ama böyle böyle sonuçlandı şeklinde duyguya odaklandığımız tartışmalar yapmamız gerekiyor.
Bununla birlikte bunu yapmanın en iyi yöntemlerinden bir tanesi aktif dinleme dediğimiz. Karşınızdaki insana cevap vermeye çalışmadan. Yani onun her söylediğine motomot karşılık vermeye çalışmadan dinlemek. Yani bu tıpkı şey gibi, biz psikoloğa gittiğinizde psikoloğun sizi nasıl dinlemesini isterseniz o şekilde dinlemek karşınızdaki insanı. Onu anlamaya çalışarak, onun duygularını anlamaya çalışarak, ihtiyaçlarını anlamaya çalışarak.
Defansa geçmeden dinlemek. Gerçekten onu bu şekilde dinlediğimiz zaman ancak empati yapabiliyoruz. Çünkü onun neyi niye hissettiğini anlayabilmemiz için en iyi yöntemlerden bir tanesi aktif dinlemek. Bu esnada aktif dinlerken sadece ağzından çıkan kelimelere değil, bir yandan vücudunun duruşuna, gözlerinin içerisindeki ışığa, ağlayıp ağlamadığına, sesinin titreyip titremediğine, gözlerini kaçırıp kaçırmadığına bu gibi işaretlere dikkat ederseniz aslında karşınızdaki insanla ilgili daha önce hiç fark etmediğiniz şeyleri bile fark edebilirsiniz.
Tartışmalar esnasında yine önemli bir nokta aslında bizim bir takım olduğumuzu hatırlayabilmemiz. Yani biz düşman değiliz. Biraz sonra belki bu tartışmadan sonra el ele tuşup dışarı çıkacağız. Belki akşam aynı yatakta yatacağız. Belki biraz sonra çocuğumuzla ilgili bir karar alacağız birlikte. Biz bir takımız. Ve şu anda bu tartışmayı eğer birbirimize hakaret ederek, birbirimize kötü davranarak, birbirimize
geri dönüşü olmayan cümleler ederek sürdürürsek aslında bu ilişkiyi kalıcı bir şekilde yıpratmış oluyoruz. O yüzden de aslında tartışmalar esnasında bunlara dikkat etmek gerekiyor. Tartışmalar esnasında yine elimizden geldiği kadar orada olmaya çalışmak, anda olmaya çalışmak, telefonla uğraşmamak ya da başka şeylerle ilgilenmemek, konuyu mümkün olduğu kadar saptırmamak Ve bir de konuyu dallandırıp budaklandırmamak gerekiyor. Geçmişteki konuları ortaya getirmeyin denir. Sıklıkla denir böyle. Ama ben şöyle düşünüyorum. Eğer geçmişten bir konu gündeme geliyorsa belli ki geride çözülmemiş bir şeyler var. Belki de o konuyu konuşmak iyidir. Ama diğer taraftan eğer geçmişte bir konu üzerine konuştuysanız ve onu çözdüyseniz ikiniz de
Bunun üzerine anlaştıysanız, kapanmış bir konuyu, üzerine anlaşılmış bir konuyu ısrarla geri getirmek aslında ilişkinize zarar verecektir. Ama eğer bir konu sizin içinizde hep yaraysa, bu anlamda karşınızdaki insanı affedemiyorsanız, belki de bu konunun üzerine özellikle çalışmalısınız. Tam bizim bağlanma yaralanması dediğimiz, attachment injury diye geçer. Güvenimizi çok sarsan, karşımızdaki insana karşı gerçek bir kırgınlık, gerçek bir sarsılma yaşamamızı sağlamış olaylar oluyor. Böyle olayları aşmak çok zor olabilir çiftler için. Eğer böyle bir durumunuz varsa, bir türlü aşamadığınız bir olay, bir türlü aşamadığınız bir cümle varsa, Bunu mutlaka partilerinizle konuşun ve eğer ikinize ortak bir çözüme ulaşamıyorsanız bu anlamda psikolojik destek almayı bile düşünebilirsiniz birlikte. Ve aslında şunu söyleyerek bitirmek istiyorum bunu, bu podcastı. Bizim çok sevdiğimiz bir kural var ilişki biliminde. Beşe bir kuralı. Daha önce duyduğunuzu mu bilmiyorum. Beşe bir kuralı şunu söyler.
İlişkideki her bir yanlış davranış için beş doğru davranışta bulunmamız gerekir. Her bir kötü davranış için beş iyi davranış olması gerekir. Yani, diyelim ki partnerinizi kıracak bir şey söylediniz ona, beş davranışla gönlünü almanız gerekir. Tabii ki bunlar böyle sayalım sürekli çetele tutalım demek değil. Ama bir yandan da mesela ona kıracak bir şey söylediyseniz, onu öpün, ona sarılın, ona güzel şeyler söyleyin,
Bir bardak çay yapın ve götürün kendisine, ona güzel bir tatlı ısmarlayın. Beşe bir kuralın daha da iyisi ona bir kuralıdır. Beşe bir kuralı ilişkileri stabil tutar, ona bir kuralı ilişkilerinizi bir adım da öteye götürür. Yani yanlış davranışlarınızı telafi edecek şekilde hareket ederseniz aslında ilişkinize çok çok daha mutlu olabilirsiniz.
Bu arada, bu podcast'ın sonunda ufakta bir şey hatırlatmak istiyorum. Geçtiğimiz aylarda Yakın İşler ekibi olarak Relayt isimli bir uygulama çıkarttık. Relayt'te çok güzel bir tartışma modülümüz var aslında. Nasıl daha sağlıklı tartışabiliriz, bunu bize 30 adımda gösteren bir modülümüz var.
Ve eğer salkı tartışma yolculuğuna çıkarsanız IRLAİD içerisinde belki daha iyi, daha karşınızdaki insana kendinizi ifade edebildiğiniz bir şekilde tartışmayı öğrenebilirsiniz. Bunu da söylemeden geçmek istemedim. Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim. Haftaya podcastım hangi konu üzerine olacak derseniz ben de henüz bilmiyorum. Önerileriniz varsa bana mutlaka yazabilirsiniz. Ben de sosyal medyadan sormayı düşünüyorum zaten önerilerinizi. Hepinize çok ama çok teşekkür ediyorum dinlediğiniz için. Hoşçakalın sevgiler.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.