
3.089 kelime · ~15 dk okuma
Kendini sevmek ne demek? İnsanlar kendilerini sevebilirler mi? Kendini sevmemek ne demek peki? Kendimizi sevmediğimizi, kendimize yeterince sevgi göstermediğimizi nereden anlarız? Hiç başka insanların ihtiyaçlarını, çok fazla kendi ihtiyaçlarınızın önüne koyduğunuzu fark ettiniz mi? Başkalarına hayır demekte zorlandığınızı,
Kendinize zaman ayırmadığınızı, mola vermediğinizi, çünkü başka insanları mutlu etmek için kendinizi bu zamana ayırırsanız kendinizi suçlu hissedeceğinizi düşündüğünüzü, her şeyden dolayı özür dilediğinizi ve aldığınız hiçbir karara gerçek anlamda güvenmediğinizi fark ettiniz mi? Kendinizi devamlı yetersiz hissettiğinizi ve kendinizle konuşurken başka insanlara söylemeyeceğiniz kadar ağır kelimeler kullandığınızı, Niye kendimize böyle davranıyoruz? Neden kendimiz söz konusu olduğunda gerçekten çok kırıcı, çok yargılayıcı ve çok anlayısızız? Kendimizi sevmek neden bu kadar zor? Ve daha önemlisi, kendimizi sevmeyi nasıl öğrenebiliriz?
Ben psikolog Dr. Gizem Sürenkök. Yakın İşler'in Ben Nereden Bileyim serisinin bu bölümünde kendimi sevmeyi ben nereden bileyim diyoruz ve bu konu hakkında detaylıca konuşuyoruz. Kendini sevmek gerçekten çok geniş bir konu aslında. Ve kendini sevmekle ilgili en büyük önyargımız kendini seven insanların benceli olduğu, başkalarına hiç düşünmediği, başkalarıyla iyi ve gerçek ilişkiler kurmadığı yönünde.
Hatta kendini sevmeyi bazen narsizmle karıştırıyoruz ve kendini seven insanların narsist olduğunu düşünüyoruz. Halbuki gerçek böyle değil. Narsizm kendini çok sevmek anlamına gelmiyor. Daha doğrusu kendini çok sevmek narsist olduğumuz anlamına gelmiyor. Kendimizi çok sevmek, kendi ihtiyaçlarımızı bilmek, kendi sınırlarımızı doğru çizmek, kendimize saygı duymak, Ve kendi varlığımızla aslında gurur duymak anlamına geliyor. Kendi varlığımıza, kendi kararlarımıza sahip çıkmak.
Kendi varoluş halimizden memnun olmak, kendini sevmek. Ve kendini sevmenin altını doldurmadığımızda yani salt bir, içi boş, kendini sevmek, kendimi seviyorum, canım kendim gibi içi boş kavramlar kullandığımızda aslında bu konuya doğru yaklaşmıyoruz. Canım kendim altını doldurmadığımızda hiçbir anlamı ifade etmiyor. İşte o yüzden kendini sevmenin ne olduğunu bugün daha doğru anlayalım istiyorum. Kendini sevme pratikleri nasıl olur? Aslında neleri başardığımızda kendimizi sevmiş oluruz? Bugün bütün bunlara değinmek istiyorum.
Tabii ki son dakikacı ben. Bu podcast'ı yine yayında 24 saat bile kalmamışken çekiyorum. Ve bu sefer sosyal medyada bu soruyu sormayı da ihmal ettim ve bugün sordum. Ama çok güzel cevaplar geldi ve bunları da sizlerle paylaşmak istiyorum. Bunları da özümseyerek sizlerle paylaşmak istiyorum aslında.
Ve biraz da kendini sevmenin ne olduğunu anlattıktan sonra bunu pratikte nasıl görebiliriz? Hangi davranışları yaparsak kendimize daha iyi davranabiliriz? Bunlara değinmek istiyorum. Hadi önce şu soruyla başlayalım. Kendimizi sevmediğimizde neler olur? Kendini sevmeyen insan kendisini sürekli başkalarıyla kıyaslar. Ve hep ne kadar başarısız, ne kadar kötü, ne kadar eksik olduğunu düşünür.
Niye o o şekilde davranamamıştır? Niye o başarılara kendisi imza atamamıştır? Niye o tatile o gitmemiştir? Niye o kıyafetleri o giymemiştir? Neden o insanlar kadar mutlu hissetmiyordur? Çünkü diğer insanlar fotoğraflarda çok mutlu görünüyorlardır ama biz kendimizi öyle hissetmiyoruzdur.
Başkalarıyla kendimizi kıyasladığımızda her zaman ama her zaman eksik kalırız. Öyle olunca da kendimizi sevmek çok zor hale gelir. Çünkü başka insanlar bu işin bir yolunu bulmuş, bir hilesini bulmuşlar ve çok mutlulardır. Peki biz neden değiliz? Biz neden başarısızız? Biz neden o işi o şekilde hissetmiyoruz?
O yüzden kıyaslamanın kendini sevmemenin en önemli şartlarından biri olduğunu söylemek mümkün. Kendini sevmeyen insan yetersizlikle birlikte utanç da hisseder. Yaptığı her şeyden, aldığı kararlardan, üzerindekilerden, seçtiklerinden, tercihlerinden, gittiği yerlerden, her şeyden utanır. Çünkü varlığıyla barışık değildir. Kendi varlığında bir sorun olduğunu düşünmektedir hep. Üstelik kendini sevmeyen insan aynı zamanda kızgındır da. Sadece kendisinin kızgın değildir aslında. Dünyaya kızgındır. Bir şeylerin yolunda gitmediğine ve hep bir şeylerin ters gittiğine, o yüzden de kendisinin mutlu olma yolculuğunda hep önüne engeller çıktığına inanır.
bu kızgınlığını bir türlü atmaya başaramaz. Kendisini hep başkalarına kanıtlamak ister. O yüzden de hırslıdır ama bu hırs iyi, sağlıklı, motive edici bir hırs değildir. Bir türlü dinmeyen, bir türlü yetmeyen, hep daha fazlasını, hep daha mükemmelini isteyen bir hırsdır bu. O yüzden kişiyi bir türlü rahat bırakmaz. Kişinin mola almasına, bir nefes almasına, kendisini varoluşuyla rahat hissetmesine asla izin vermez.
Kendini sevmeyen insanlar kendilerini yalnız hissederler. Anlaşılmamış hissederler. Ve gerçek halleriyle başkalarının yanında olmaktan rahatsızlık duyarlar. Oldukları halden mutlu olmadıkları için onları nereye koyarsak koyalım hep huzursuzdurlar zaten. Ve bu his, bu suçluluk hissi, utanç hissi, yalnızlık hissi kendilerine bırakmadığı için
Bir türlü rahat edemezler, kaygılıdırlar, tetiktedirler, hırçındırlar. Kendisiyle barışık olmama haldir bu. Ve bu yüzden de aslında ilişkiler içerisinde de hem romantik ilişkiler, hem arkadaşlık ilişkileri, hem de bebeğin çocuk ilişkilerinde İş yeri ilişkilerinde kendini sevmeyen insanlar başkalarıyla da aslında problemler yaşarlar. Kendisiyle barışık olmayan insan diğer insanlardan aldığı ipuçlarını hep bu yönde değerlendirir zaten. Biz kendimizi sevmezsek başka insanlar bizi niye sevsin? Biz bile kendimize tahammül edemiyorsak başka insanlar bize niye tahammül etsin?
İşte bu yüzden aslında kendimizi sevmediğimizde etrafımızdaki herkesin de bize bir şekilde rol yaptığını düşünüyoruz. Çünkü bu kadar sevilmeye layık değilsek diğer insanlar da bizi ya gerçekten sevmiyorlar ve rol yapıyorlar... Ya da seviyorlar çünkü o kadar da akıllı ve mantıklı değiller belli ki. Doğru tercihler yapamıyorlar ve bizim gibi bir işe yaramaz biriyle arkadaşlık ediyorlar veya sevgili oluyorlar. Ya da hatta belki işe alıyorlar değil mi?
İşte kendini sevmemek, bütün bu düşüncelerin zihnimize üşüşmesi anlamına geliyor sürekli. Sabah kalktığımız andan, gece yatana kadar, hatta uykularımızda ne kadar değersiz, ne kadar yetersiz, ne kadar beceriksiz, ne kadar aptal olduğumuzu kendimize sürekli hatırlattığımız, Bütün ama bütün kararlarımızı tekrar tekrar sorguladığımız, ne yanımızdaki partnerimizden, ne arkadaşlıklarımızdan, ne hayattaki başarılarımızdan keyif aldığımız bir hale bile getirebiliyor bizi. Tabii ki kendini sevmemenin de dereceleri var. Yani ben şu anda bu podcastta olabilecek en ekstremi anlatsam da bunlardan bazıları size tanıdık geliyor, bazıları biraz uç geliyor olabilir. Ama gerçekten bunu bu ekstrem ölçüde yaşayan insanlar da var ve hiç azımsanacak sayıda değiller. Peki kendini sevmek nasıl olur? Nereden başlamak gerekir?
Hani öyle bir anda böyle söyleyince ben kendimi seviyorum aslında. Oluyor mu bu iş? Maalesef olmuyor. Öğrenmemiz gereken ilk şey öz şefkat. Öz şefkat kişinin başkalarına karşı gösterdiği nezaketi ve anlayışı kendisine de göstermesi demek.
Bu dilde kolay, pratikte zor bir davranış aslında. Çünkü diğer insanlara karşı daha anlayışlı olmayı, daha sakin yaklaşmayı, onlarla ilişkili kararlar alırken veya onlara tavsiyeler verirken biraz daha hoşgörülü davranmayı başarabiliyoruz. Ama söz konusu kendimizse, kendimize uyguladığımız kriterler hep daha yüksek. Hep daha fazlasını, daha iyisini bekliyoruz kendimizden.
Ve maalesef içinde bulunduğumuz kültür de veya genel olarak aslında insanlığın içinde bulunduğu anlayış da bize şunu söylüyor. Eğer kendine iyi davranırsan, eğer kendine yumuşak davranırsan, eğer kendi sırtından tabiri caizse, eğer kendi sırtından kamçıyı eksik edersen hiçbir zaman motive olup ilerleyemezsin. Bu ne kadar yanlış, ne kadar kötü bir düşünce duyabiliyor musunuz? Gerçekten biz Mesela başka insanlara sürekli ne kadar yanlış ve ne kadar hatalı olduklarını söylediğimizde mi bu insanlar daha iyisini yapıyorlar? Yoksa onlara anlayışlı yaklaşıp yol gösterdiğimizde mi? Tabii ki ikincisi. Ama söz konusu kendimiz olduğunda yaptığımız ilk hatada ne kadar başarısız, ne kadar beceksiz, ne kadar korkunç olduğumuzu söylüyoruz kendimize.
İşte bu özsevkatin tam tersi. Özsevkat, bir bireyin kendisini güçlü ve iyileştirilebilir yönleriyle, yani iyi ve kötü yönleriyle diyelim, kabul edebilmesi anlamına geliyor. Hiçbirimiz mükemmel değiliz. Bunu tekrar tekrar söylemek istiyorum aslında. Hiçbirimiz mükemmel değiliz. Hiçbirimiz mükemmel olmayacağız hiçbir noktada. Çünkü hepimizin, aramızdaki nispeten iyi olanlarımızın bile bir sürü kötü özelliği var. Bir sürü iyileşmeye açık özelliği var.
Birçoğumuz daha iyi olmayı gün be gün öğreniyoruz. Aslında yaşam tam da böyle bir şey. Hiçbirimiz bu hayata olabilecek en iyi halimize gelmiyoruz. Eğer öyle olsaydı hayat çok sıkıcı olurdu zaten.
Gerçek potansiyelimize ulaşmak, gerçek benliğimize, gerçekten iyi olan benliğimize kavuşmak, kendi karakterimiz, kendi kişiliğimiz üzerine çalışmak oluyor zaten. Daha iyi ilişkiler kurmaya, kendimizi daha iyi tanımaya, eksik yönlerimizi keşfetmeye ve bu anlamda geliştirmeye çalıştıkça daha iyi insanlara dönüşüyoruz. Mükemmel olmak ise hiçbirimizin amacı olmamalı. Yeterince iyi, yeterince mutlu, Yeterince kendine güvenen insanlar olsak yeter aslında. Daha fazlası, daha mükemmeli bizi özellikle daha iyi hissettirmiyor.
İşte bu anlayış baştan bize çok iyi geliyor. Bir noktaya kadar iyi olmak yeterli. Mesela ebeveynlik de. Mükemmel ebeveyn olabilmek mümkün değil zaten. Çocuklarımız mükemmel ebeveyn olma çabamızdan zarar görüyorlar hatta. Her şeyi en iyi, olabilecek en iyi şekilde yapmaya çalıştığımızda gerçek ebeveynler olmayı unutuyoruz biliyor musunuz? Çocuklarımızın gerçek ihtiyaçlarını gözden kaçırmaya başlıyoruz.
Halbuki yeterince iyi ebeveynler olduğumuzda yani ben de insanım, benim de ihtiyaçlarım var, çocuğumun da ihtiyaçları var ve bu iki ihtiyaçlar kümesini ben ne şekilde bir araya getirip kesiştirebilirim diye düşündüğümüzde olabilecek en iyi sonuçları buluyoruz. Annelere, babalara, bütün bakım verenlere, o yüzden verebileceğimiz en iyi tavsiye bu. Oksijen maskesini önce kendiniz takın. Kendi ihtiyaçlarınızı giderin ki çocuklarınızı kendi ihtiyaçlarınızı giderememekten dolayı sorumlu tutmayın. Birçok çocuk bu yüzden büyüdüğünde kendisini sürekli olarak suçlu hissediyor. Hiçbir talepte bulunmadığı halde anne babasının kendisi için yaptığı fedakarlıkların ağırlığını taşıyor çocuklar. Halbuki bunu kendileri istememişler. Anne babaların mükemmel anne baba olmak için yapmışlar bunu hep.
İşte buraya, buralara nokta koyabilmek lazım. Hiçbirimizin mükemmel olma çabasına girmemesi gerekiyor. Kendini sevmek anlamındaki en önemli adım bu. Mükemmel olmamanın yanı sıra, mükemmel olmaya çalışmamanın yanı sıra aslında yaşadığımız deneyimlerin ne kadar ortak, ne kadar insani, ne kadar paylaşılmış, yüzyıllardır yaşanan ve yaşanacak deneyimler olduğunu fark etmemiz de çok önemli. İlk üzülen biz değiliz. İlk terk edilen biz değiliz. İlk başarısızlığa uğrayan biz değiliz. Benim gibi bir sürü insan var sabah yataktan kalkmakta zorlanan. Benim gibi bir sürü insan var bu geceyi uykusuz geçiren. Benim yaşadığım deneyimler sadece bana özgü değil. Çünkü...
Bütün deneyimlerin sadece bana özgü olduğunu düşündüğümde kendimi çok eksik, kendimi çok yanlış hissediyorum. Sanki bütün yanlışlıklar bende toplanmış ve başka kimse böyle yaşamıyormuş gibi. İşte o yüzden ortak insanlık deneyimi çok kıymetli hale geliyor. O sevkatin bir başka birleşeni diyeyim. Farkındalık. Bilinçli farkındalık. Yani ben yaşadığım anın tadını çıkartabiliyor muyum? Burada mıyım? Hissedebiliyor muyum yaşadıklarımı? Olanın bitenin farkında mıyım? Sosyal medyada sorduğum soruya gelen cevapların birinde bu vardı. Şu anı fark edebilmek o kadar kıymetli ki. Şu an bir kere yaşanıyor ve bir daha geri gelmiyor.
Ben eğer bu anı istediğim gibi, keyif aldığım gibi geçirmiyorsam, bu anı kaybetmiş oluyorum. Ve bir sonraki anda kaybettiğim anın yasını tutuyorum. Sonra bir daha, sonra bir daha. Halbuki anlardan keyif almayı öğrenebilsem, anın tadını çıkartabilmeyi öğrenebilsem, o zaman Daha sonra en azından bu anın keyfini çıkardığımı kendime söyleyebilirim. Kaybettiklerime değil, kazandıklarıma odaklanabilirim. İşte aslında burada kendini sevmenin ikinci adımı var. Küçük zaferleri kutlayabilmek. Kendimizden hep büyük başarılar bekliyoruz. Olabilecek her şeyin en iyisini yaptığımız zaman ancak kendimizi kutlayabileceğimize inanıyoruz. Ve bu kendimiz için yapabileceğimiz en kötü davranışlardan bir tanesi.
Küçük zaferleri kutlamamız lazım. Günlelik başarıları. Bazen yataktan kalkabilmeyi kutlamamız lazım. Bunca zorluğun içerisinde her sabah uyanıp kendimizi o yataktan kaldırmayı başarabilmenin ne kadar büyük bir zafer olduğunu görebiliyor bazıları. Eminim şu anda beni dinleyen. Çünkü bazen o bile çok zor. Bazen kendimizi evden dışarı atmak. Bazen o telefonu açıp birinden yardım istemek.
Bazen bir mesaja cevap vermek. Bunlar çok küçük gözükse de aslında büyük zaferler. Ve bunları görebildiğimizde kendimizi bu davranışlar için de olsa tebrik edebildiğimizde bir adım atmış oluyoruz kendimizi sevmeye dair. Kişinin kendisiyle kurduğu iletişimde yani self-talk diyoruz kendimizle konuşma halimizde pozitif kalmaya özen göstermesi de önemli.
Olumlamalar dediğimiz, o kendimize dair kurduğumuz güzel şeyler. İyi olayım, mutlu olayım, mutlu olmayı hak ediyorum, ben aslında değerliyim. Bu cümleler yüzeysel değil, kıymetliler. Eğer gerçekten hissederek söylemeyi başarabiliyorsak. Ben değerliyim. Sadece ben değerliyim de kalmamalı ama. Ben değerliyim çünkü merhametli bir insanım. Ben değerliyim çünkü bugün sokak hayvanlarına geçerken hepsine tek tek mama verdim ve onların yaşamlarını önemsiyorum.
Ben değerliyim çünkü şu insana yardımım dokundu ve onun hayatını güzelleştirdim. Ben değerliyim çünkü başka bir şey hiç fark etmez. Sizin değerli bulduğunuz herhangi bir şey aslında. Bu kendimizle olumlu konuşma hali zihnimizdeki olumsuz düşünceleri bir miktar kenara itiyor ve kendimizle ilgili daha iyi hissetmemizi sağlıyor.
Bu aslında kendimiz için minnettarlık duymaktan çok da farklı değil. Mesela çok şükür sağlıklıyım demek, çok şükür bugüne de başladım demek. Kendimle gurur duyuyorum demek. Bu konuda sakin kalmayı başardığım için çok mutluyum demek. Bu konuda bugün kendi hislerimi açıkça söylemeyi başardığım için kendimle gurur duyuyorum demek. Bunların hepsi kişinin kendisine gösterdiği minnettarlık. Ve bu yüzden de çok önemli. Yine bir başka kendini sevme elemanı diyelim. Kendini affetmek.
Çünkü kendimize dair affedemediğimiz birçok şey içimizde birikiyor ve hiçbir yere gitmiyor. Mesela üniversitede şu anda hoşnut olmadığımız bir bölümü okumuş olduğumuz için. Mesela sevdiğimiz insana açılmayı hiç başaramamış olduğumuz için. Mesela toksik bir ilişkide kalmamız gerektiğini düşündüğümüzden daha uzun süre kaldığımız için, mesela işaretleri daha erken okuyamamış olduğumuz için gibi gibi birçok sebepten kendimize karşı kızgın olmaya devam edebiliyoruz. Bu içimizde biriken kızgınlık hali, kendimize karşı duyduğumuz öfke bir türlü gitmiyor, bir yere gitmiyor. Kendini affetmek aslında bu konuyu
Bir kenara koymak demek. Bu konuyla ilgili artık zihnimizde enerji harcamamak demek. Bu konuyla ilgili yapabileceğimiz bir şey olmadığını fark etmek ve bu konudan sıyrılıp artık yapabileceklerimize odaklanmak demek. Çünkü aslında çoğu zaman şunu hatırlamamız gerekiyor. Koşullar içerisinde verebileceğimiz en iyi kararı veriyoruz zaten. Yapabileceğimizin en iyisini yapıyoruz zaten. Mesela ilişkinizdeki o işaretleri görmediyseniz, o esnada başka bir şeye odaklandığınız içindir. Bu da bir adaptasyondur.
Ne zaman doğru gücü yakaladıysanız o zaman görmeye başlamışsınızdır. Bundan dolayı kendinizi affetmiyor olmanız bundan sonra o işaretleri daha iyi görmenizi sağlamayacak. Tam tersi o dönemdeki sebeplerinizi anladığınız zaman sonra işaretleri daha iyi okuyabilmeye başlayacaksınız. Kendi önyargılarımızın farkına varmak, kendimizi bloke eden düşüncelerin, zihnimizdeki negatif düşünce yapılarının farkına varmak da yine kendimizi sevmek yolunda önemli bir adım. Kendi önyargılarımızı değiştirebildiğimizde, başka insanlarla ilgili kendi içimizde kurduğumuz o kısa geçtiğimiz, o kısa yolları fark ettiğimizde
Aslında çok daha iyi hissetmeye başlıyoruz. Mesela bizimle ilgili herkesin olumsuz düşündüğüne inandığımızda hiçbir yerde kendimizi rahat hissetmiyoruz. Veya bir ilişkideki bütün hataları bizim yaptığımıza inandığımızda o ilişki hiçbir yere ilerlemiyor. Hiçbir hatayı Bir kişi tamamen yapıyor olamaz. Bütün ilişkilerde, genel geçer bütün ilişkilerde, hatalarda her iki tarafında payı vardır aslında. Kimin daha çok, kimin daha az. Tabii ki içine şiddet içermeyen ilişkileri kastediyorum. Bunu her zaman, her podcastta tekrar tekrar belirtmek istiyorum. Ama aşağı yukarı dengeli ilişkilerde her hatada iki tarafında payı vardır. Bir taraf,
biraz daha farklı davranmayı başarmış olsa o konu ilerlemeyebilir. O yüzden tek bir kişinin sürekli haksız olduğu bir ilişki gerçekten çok da mümkün değil. O yüzden bütün suçu üstlendiğimiz zaman o ilişki için özellikle iyi bir şey yapmış olmuyoruz. Bir de kendimi sevme yolunda çok önemli bir başka nokta duygularımızı kabul etmek, duygularımızdan kaçmamak. Bir konu hakkında çektiğimiz acıyı, hissettiğimiz suçluluğu veya hissettiğimiz sevinci, Bir konu hakkında heyecanlı olmayı veya bir konu hakkında beklentide olduğumuzu görmezden gelmemek. Duygularımızla barışık olduğumuzda, duygularımızı iyi ve kötü bütün halleriyle oldukları gibi kabul etmeye başladığımızı aslında kendimizde olduğumuz gibi kabul etmeye başlıyoruz.
Aksi takdirde hep değiştirmeye çalıştığımız, hep farklı şekilde davranmaya çalıştığımız bir hayat yaşıyoruz. Duygularımız bizim gerçek kimliğimiz. Biz neysek duygularımız onlar. O yüzden iyi kötü duygularımızı oldukları halleriyle kabul etmeyi öğrenmek kendini sevmenin en önemli noktalarından bir tanesi.
Gelelim başka noktalara. Başkalarının düşüncelerini önemsemek mesela. Başka insanların düşüncelerini, başka insanların kriterlerini, başka insanların yargılarını kendi hayatımızdan, kendi kriterlerimizden daha üstün, daha önemli bir yere koyduğumuzda aslında gerçekten samimi ve gerçek bir hayat yaşamıyoruz. Başkalarının kriterlerine göre yaşadığımız zaman aslında kendimize sen ne bileceksin ki diyoruz. Sen nereden bileceksin iyi bir yaşantıyı? Sen nereden bileceksin iyi bir anne olmayı? Sen nereden bileceksin iyi bir çalışan olmayı? İyi bir öğrenci olmayı? İyi bir evlat olmayı?
Sanki biz hiçbir şey bilemeyiz ve diğer insanlar her şeyi bilebilirler, her şey hakkında bizden daha iyi bir fikre sahip olabilirler, düşüncesi bu. Biz gerçekten bu kadar beceriksiz, bu kadar öngörüsüz olabilir miyiz? Gerçekten hiçbir kriterimiz doğru olmayabilir mi? Böyle bir şey tabii ki mümkün değil. Başka insanların düşüncelerini, kendi düşüncelerimizin önüne koyduğumuzda aslında kendimiz için değil başkaları için yaşamaya başlıyoruz. Bir başkasının istediği insan olmaya çalışıyoruz. Bu aslında çok büyük bir sınır ihlali. Ve bu sınır ihlali bugün sizi rahatsız etmeyebilir. Yarın sizi rahatsız etmeyebilir. Ama bir noktada canınızı çok sıkacak.
Duygularınızı çok bastırmanıza sebep olacak ve bir yerde patlamanıza sebep olacak. İşte bütün bunlar yüzünden aslında başka insanların kriterlerini fark etmeniz lazım. Sizin hayatınızda kullandığınız kelimeler, kullandığınız kalıplar, kullandığınız düşünceler, kendi düşünceleriniz mi yoksa size başkasından mı geçmiş durumdalar? Peki bütün bunlar nasıl olacak? Kendini sevmek bu kadar zor bir şey mi? Yani bütün bunları alt alta dizdiğimizde bunu kendi başımıza yapabilmemiz mümkün mü? Tabii ki mümkün. Tabii ki kendi başımıza bunlar konusunda ciddi bir yol kat edebiliriz. Ama diğer taraftan psikolojik destek tam da bu noktada bize inanılmaz fayda sağlıyor.
Psikolojik destek aldığımız zaman profesyonel biri bizimle birlikte bu adımların hepsinden geçiyor. Mesela kullandığımız kriterlerin hangilerinin bize ait olduğunu, hangilerinin başkalarından değiştirme olduğunu bizimle birlikte keşfediyor. Kendimizi hangi konularda çok yargılayıcı davrandığımızı, hangi konuları es geçmeye çalıştığımızı fark etmemize yardımcı oluyor. Duygularımızı bastırdığımız, yok saymaya çalıştığımız duygularımızı açığa çıkarmak konusunda bize yol gösteriyor. Yaşadıklarımızın ortak insanlık deneyimi olduğunu fark etmemize yardımcı oluyor.
Yargılanmadan anlaşılarak dinlenebileceğimizi ve güvenli bir ortamda kendimiz gibi olduğumuz zaman da hala birinin bize karşı olumlu hisler besleyebileceğini bize gösteriyor. İşte bu yüzden psikolojik destek çok önemli. Bu podcast'ın sponsorluğunu da yapan HiVal'i tam da bu noktada sizlere önermek istiyorum. Online görüntülü görüşme yöntemiyle terapi almanızı sağlayabilecek olan HiVal, bünyesinde birçok farklı ekolden ve farklı alandan psikologlar barındırıyor.
Sizin ihtiyaçlarınızı anlayarak sizi sizin için alabilecek en iyi psikologla eşleştiriyor. Ama bu psikologdan memnun kalmazsanız da bir başka psikologla çalışmanızı sağlayabiliyor. İşte bütün bunları göz önünde bulundurduğumuzda aslında online destek almayı kolaylaştırıcı bir platform hayvan. Denemenizi mutlaka tavsiye ederim.
Her türlü hepimizin psikolojik destekle kendini sevme sürecini daha kolay hale getirebilmesi mümkün. Peki kendimizi sevmek nelerle sonuçlanacak? Kendimizi sevmek her şeyden önce kendimize daha iyi bir ilişki kurmamız anlamına geliyor. Öz saygımız artıyor, öz şefkatimiz artıyor. Zorluklarla daha kolay başa çıkabileceğimize inanıyoruz ve düştüğümüz zaman kalkabileceğimize dair inancımız artıyor. Aslında her güne daha iyi ve kendimizi daha iyi hissederek başlayabiliriz bu sayede diyebilirim.
Kendini seven insanlar başkalarıyla da aslında daha sağlıklı, daha güzel ilişkiler kuruyorlar. Daha iyi sınır koyabiliyorlar, hayır demeyi başarabiliyorlar. Başkalarına memnun etmek kadar kendilerine memnun etmeyi de önemsiyorlar. Hatta kendilerine memnun etmeyi yer yer daha fazla önemsiyorlar. Kendilerini kimseyle kıyaslamıyorlar, kendilerinin biricik olduğunu biliyorlar.
Kendilerine vakit ayırıyorlar. Gerektiğinde mola veriyorlar. Bedenlerini, ruhlarını dinlendirmeyi, kendilerine iyi davranmayı nasıl yapabileceklerini keşfetmiş oluyorlar. Bilirsizlikle daha kolay başa çıkıyorlar. Yalnız vakit geçirmekten hoşlanıyorlar. Kendileriyle daha iyi anlaşıyorlar çünkü. kendilerine daha fazla tahammül edebiliyorlar diyelim ki aslında bu kelimeyi kullanmayı da sevmiyorum. Kendimize daha iyi vakit geçirmek, yalnız kaldığımızda kendi yoldaşlığımızdan birinizin olmak çok güzel bir şey. Çünkü mesela pandeminin önemiyle hepimiz kendimize yalnız kalmak ne demek bunu öğrendik biraz.
Ve bundan keyif aldığımızda aslında her şey daha kolay hale geliyor. Kendimizle iyi anlaştığımızda daha da iyi arkadaşlıklar kuruyoruz. İhtiyaçlarımızı biliyoruz, talep etmeyi biliyoruz. Ve bir de bunu Twitter'da biri yazmış. Birinin bunu yapması lazım öyle değil mi? Birinin. Bizi sevmesi, bizim ihtiyaçlarımızın arkasında durması, bizim sınırlarımızı koruması, bizim için o talepleri belirtmesi lazım. Neden bu kişi kendimiz olmayalım?
Hepimizin kendimizi daha çok sevdiği, kendimize daha iyi ilişkiler kurduğu bir zamanı diliyorum. Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim. Gelecek hafta daha iyi tartışmayı ben nereden bileyim diyeceğiz ve tartışmanın incelikleri hakkında konuşacağız. Herkese buradan kocaman sevgilerimi gönderiyorum. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.