Podcast

Uzun Süreli İlişki Sürdürmeyi Ben Nerden Bileyim?

Yakın İlişkiler

4 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Birlikte gülemediğimiz, birlikte eğlenemediğimiz, gözlerinin içine baktığımızda bizi anladığını hissetmediğimiz, sürekli kusurlar aradığımız ya da bizde kusurlar bulduğuna inandığımız, yanında kendimiz gibi hissetmediğimiz ilişkiler olabiliyor. Bazen bu ilişkiler uzun da sürüyor. Sağlıklı ve bize iyi gelen uzun soluklu bir ilişki kurmak ise hayatımızda kendimize yapabileceğimiz en büyük iyiliklerinden. Bu bölümünde Dr. Gizem Sürenkök uzun süreli bir ilişki sürdürmeyi ben nerden bileyim sorusunun yanıtını anlatıyor. Bölüm akışı: (1:17) Uzun süreli ilişki kurmayı düşünmek (3:30) Farklılıklara yaklaşmak (4:20) Uzun süreli ilişki dinamikleri (6:25) Uzlaşabilmek (7:55) Duyguları konuşabilmek (10:06) Kazanan - kaybeden olmadığını fark etmek   (11:17) Yalan söylemek (15:00) Alan tanımak (16:34) Partneri kendimizle aynı sanmak (18:18) Birey olarak var olabilmek (19:40) Birlikte keşfetmek (23:07) Takdir edebilmek (25:30)

Bu sezon için teşekkürler ve gelecek sezona dair mesaj --

Sesi düzenleyen: Çağrı Küpeli Kapak

Tasarım: Beyza Nur Karlı

Instagram

Twitter

Facebook

YouTube

Linkedin

Görsel: Venus and Adonis - Francisco de Goya




Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠podbeemedia.com⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

2.968 kelime · ~15 dk okuma

Birlikte gülemediğimiz, birlikte eğlenemediğimiz, gözlerin içine baktığımızda bizi anladığını hissetmediğimiz, sürekli kusurlar aradığımız veya bizde kusurlar bulduğuna inandığımız, yanında kendimizi kendimiz gibi hissetmediğimiz ilişkiler olabiliyor. Bu ilişkiler bazen uzun da sürebiliyor. Ama bu uzun soluklu ilişkiler bize çok iyi hissettirmediği gibi çoğu zaman bizden çok şeyde götürüyor. Sağlıklı ve bize iyi gelen uzun soluklu bir ilişki kurmak ise hayatımızda kendimize yapabileceğimiz en büyük iyiliklerden bir tanesi. Hele de dengeli, karşılıklı sevgi alışverişinin güzel olduğu, içinde kendimizi gerçekten çok iyi hissettiğimiz ve karşımızdaki insanı da böyle hissettiğimiz bir ilişki kurduysak bu ilişki ömrümüze ömür katıyor aslında.

Sadece ömrümüzü uzatmakla kalmıyor yaşadığımız yılları daha da kaliteli hale getiriyor. O yüzden ben nereden bileyim serisinin bu sezonun son bölümünü bu konu üzerine çekmek istedim. Ben psikolog Dr. Gizem Sürenkök. Bu bölümde birlikte uzun sürede bir ilişki sürdürmeyi ben nereden bileyim diyoruz ve konumuza başlıyoruz. Sizin için aslında çok uzun, çok güzel bir liste oluşturdum. Bugün bu podcast'ta kaçta kaçına değinebilirim bu listenin bilemiyorum.

Ama şunu çok iyi biliyorum ki sonraki sezonlarda da bu konuya mutlaka değinmemiz gerekiyor. Çünkü bu konu ilişki bilimi içerisinde gerçekten büyük bir önem taşıyor. Aslında baktığımızda ilişki sürdürme literatürü oldukça geniş ve içerisinde çok güzel stratejiler de var. Bunları hayatımıza adapt edebilmek için ise gerçekten bir çaba sarf etmemiz gerekiyor. Çünkü ilişkiler de aslında ciddi bir emek istiyor. Aslında bu bölüme hadi buradan başlayalım ve bir ilişkinin ne kadar emek isteyebileceğini ve çok kolay bir şekilde uzun süreli bir ilişki kurmanın gerçekten mümkün olmayacağına değinerek başlayalım.

Transkriptin tamamını oku

Biz hayal ettiğimiz ilişkilerde her şeyin çok kolay olduğu, gızaltan karşılıklı birbirimizi çok severek başladığımız, çok uyumlu olduğumuz, arkadaşlarımızın birbirleriyle ve bizimle çok kolay anlaştığı, ailelerimizle tanıştırmak istersek o sürecin çok kolay ve iyi işlediği, Neredeyse benzer arka planlardan, backgroundlardan geldiğimiz, benzer zevklere sahip olduğumuz, hayata da aynı şekilde baktığımız insanlarla birlikte olacağımızı hayal ediyoruz. Ama bu tabii ki gerçeği yansıtmıyor. Ve insanın hoşlanmaya başladığımız zaman bir takım benzerlikler bizi ona çekiyor tabii ki. Ama bu benzerlikleri doğru seçebilmek de çok önemli. Çoğumuz ilk aşık olduğumuz dönemde karşımızdaki insanın aslında çok da önemli olmayacak birçok özelliğini kendimize benzer bulduğumuzda ayaklarımız yerden kestebiliyor. Mesela aman Allah'ım aynı tür müziği dinliyormuşuz ya da aynı yerde büyümüşüz.

Ya da, aa hep aynı okullara gitmişiz. Şimdi bunlar çok güzel ama bunlar gerçekten uzun soluklu bir ilişki sürdürebilmeniz için, sağlıklı bir iletişim kurabilmeniz için gereken en önemli şeyler mi? Burası tartışılır. Benzerlik kısmına geldiğimizde aslında hayata karşı aynı değerlere sahip olabilmek, ...aynı... ...özellikle aynı inançlara demek istemiyorum çünkü... ...bu konuda farklılıklar gösterebiliyoruz ama... ...farklı inançlara, farklı... ...değer yargılarına sahipsek de... ...bunları uzlaşarak, birbirimizi anlayarak, dinleyerek... ...farklılıklarımızı... ...hoşgörüyle karşılayarak ve... ...gerektiği noktalarda uzlaşarak yaklaşabiliyorsak aslında... ...sağlıklı bir şekilde sürdürebiliyoruz ilişkiyi.

Şimdi bu benzerlik konusunda şunları da söylemek lazım. Yani uzun soluklu bir ilişkinin dinamiklerine benzer şekilde yaklaşıyor muyuz? Mesela gelecekle ilgili hayattan beklentilerimiz aynı mı? Hayatımızı nasıl sürdürmeyi planlıyoruz? İlişkimizi nasıl sürdürmeyi planlıyoruz?

Burada direkt bütün planların birbirinin tıpı tıpı aynısı olması gerekmiyor. Böyle bir yanılgı yaratmak istemem kimsenin zihninde. Ama planlarımız eğer birbirinden çok çok farklıysa ve herhangi bir uzlaşma noktası taşımıyorsa o zaman başladığımız ilişki gerçekten bizi Evet, incitecek şekilde ilerleyebiliyor. Çünkü kendimizden de çok şey vermek zorunda kalabiliyoruz. Belki de bazen hayallerimizden vazgeçmek zorunda kalabiliyoruz. Ve bir insan için hayallerimizden vazgeçmek gerçekten çok büyük bir karar. Bunu hiç yapmayın diyemem. Kimse demez zaten. Dememeli böyle bir şey. Çünkü bu çok kişisel bir karar. Ama aynı zamanda bu kararı verebilmek çok derin bir sorgu süreci içermeli diye düşünüyorum.

O yüzden de hayata eğer benzer baktığımız, benzer planlar yaptığımız bir insanla birlikteysek ilişkiyi sürdürmek çok daha kolay ve akışkan oluyor aslında. Burada benzer backgroundlardan gelmek, benzer değerlere sahip aileler içerisinde yetiştirilmiş olmak ya da benzer çocukluk deneyimlerine sahip olmak bir avantaj olsa da bazen de aslında zor durumları daha derinleştirebilen bir yere de sahip olabiliyor. O yüzden ilişkilerde %100 benzerlik ilkesini tam olarak söylemektense önemli konularda benzerlik ama başka bazı konularda da birbirini tamamlayabileceği ...bir yerden gelebilmek de önemli diyoruz. Yani benim bazı eksik özelliklerimi karşımdaki insan tamamlayabiliyorsa... ...veya ben karşımdakinin eksik özelliklerini doğru yerlerden tamamlayabiliyorsam... ...ilişkin uzun soluklu olabilmesi için bu asıl önem taşıyor.

Tabii ki bütün bu süreçlerde uzlaşabilmek çok önemli. Daha önceki bölümlerde bahsettim bundan. Ama uzlaşmak dediğimiz şeyin tam orta noktada buluşmak olmadığını yinelemek isterim. Uzlaşmak demek bazen orta noktada, bazen yepyeni bir noktada, bazen birimizin dediğinde, bazen diğerimizin dediğinde buluşmak, bazen de hiç buluşamamak. Uzlaşmak ikimizin en azından ilişkiye bu tartışma, çatışma anını atlatarak devam etme isteğini içeriyor. Eğer biz ilişki içerisinde kendimizi korumak veya ilişkiyi geliştirmek hedefleri içerisinde hep bir çatışmada kalıyorsak bu bizim için çok zorlayıcı. Yani eğer ilişkide verilen kararlarda ben sürekli şu duyguyu duyuyorsam

Ya tamam ben şimdi bu kararı tamam dersem kendimden çok şey götürecek bu. Kendimden çok vazgeçmiş olacağım. Bu ilişkinin uzun soluklu olması gerçekten zor oluyor. Bu ilişki uzun soluklu olursa da geriye benden bir şey kalmayabiliyor veya partnerimden bir şey kalmayabiliyor.

O yüzden de ilişkideki bu dediğim gibi kendini korumak, İngilizce'de self-protection goals diye geçer. Bununla ilişkiyi iyileştirmek, bunu da relationship enhancement goals diyoruz. Bunların arasındaki uyumu sağlayabilmek gerçekten önemli. İkinci bir önemli faktör, ilişkilerle uzun soluk ilişki kurmak için önemli bir faktör, duygularımız hakkında açık ve dürüst olabilmemiz.

Bu sadece duygularla da kalmamalı. Düşüncelerimiz, yaşadıklarımız, deneyimlerimiz... Bunlarla ilgili açık ve dürüst olabilmek çok önemli. Olmakla birlikte bunları paylaşmak konusunda karşımızdaki insanın bizi zorlamaması da çok kritik.

Yani eğer ben geçmiş deneyimlerimle ilgili karşımdaki insana bir şey anlatmak istemiyorsam, bunu hazır hissetmiyorsam veya bunları anlatmaya değer görmüyorsam, bunlar da benim tercihim olarak durabilmeli. Diğer taraftan, bu an, bugün yaşadığım duygular konusunda ne kadar açık olabilirsem, bugün yaşadığım, hissettiğim, zihnimdeki düşünceler konusunda ne kadar açık olabilirsem, ilişki için o kadar iyi. Çünkü ben açık olduğum sürece karşımdaki akıl okumak zorunda kalma gibi durumlar içerisine girmeyecek ve bir ilişki için akıl okumanın olabilecek en tehlikeli şeylerden biri olduğunu daha önce belirtmiştim. Bu açıklık iletişimin, yani açık ve dürüst iletişiminin en önemli adımlarından bir tanesi. Bazen karşımızdaki insanı incitmemek için, ağzımızın tadı kaçmasın diye, her şey yolunda gitsin, aman tartışmayalım diye bazı duygularımızı dile getirmeyebiliyoruz. Burada şunu söylemiyorum, yani eğer gün içerisinde yaşadığınız bazı durumlar sizin rahatlıkla tolere edebildiğiniz, sınırlarınız ihlal edilmeden tolere edebildiğiniz şeylerse her konuyu sürekli gündeme getirmek zorundasınız gibi bir şey değil söylemeye çalıştığım.

Ama sizi rahatsız eden, zihninizde dönüp dolaşan bir düşünce varsa, bir duygu varsa bunu partnerinizle konuşmadığınızda, içinize tuttuğunuzda bu eninde sonunda kendine çıkacak bir delik buluyor. Ve bu genellikle daha büyük problemler yaratıyor. O yüzden de böyle aklınıza takılan şeyleri partnerinizle konuşmaktan kaçınmayın diyoruz mutlaka. Bir başka önemli kriter, iyi bir ilişki için, iyi ve uzun soluklu bir ilişki için, ilişkide bir kazanan ya da kaybeden olmadığını fark etmek. Bunu tartışma podcast'ında da belirtmiştim aslında, bir önceki podcast'ta, bir önceki bölümde. Ve şunu söylemiştim, yani tartışmaların bir haklı ya da haksız, kazanan ya da kaybeden tarafı olsun istediğimizde,

Bu tartışmalar çok daha farklı bir şekilde ilerliyor. Ama eğer biz, yani bizim aslında yapmaya çalıştığımız bir takım olarak, bir çift olarak bu tartışmanın üstesinden gelmek ise o zaman hangimizin kazandığını ya da hangimizin kaybettiğini veya hangimizin söylediğinin yapıldığının bir önemi olmamalı. Eğer ikimizle birbirimizi dinliyorsak ve doğru bir noktada buluşabiliyorsak o zaman önemli olan bu tartışmayı geride bırakabilmek. Sağlıklı bir şekilde çözümüne ulaştırarak geride bırakabilmek diye düşünmeliyiz aslında. Bu noktada bu arada düşüncelerim ve duygularım açık olması ve tartışma sürdürme gibi konulara değinmişken şu konuya da parmak basmak istiyorum. Yalan söylemek.

Yalan söylemek konusu çok gri bir alan bence. Çünkü yalan söylemeyi biz doğruları çarpıtmak, doğruyu söylememek olarak tanımlıyoruz. Ama aslında yalan söylemenin birçok alt başlığı var. Mesela olan bir olayda önemli detayları dışarıda bırakmak. Ya da bazılarını söyleyip bazılarını söylememek.

Ya da bir durumdan hiç bahsetmemek. Böylece tırnak işaret içerisinde yalan söylememiş olmak ama aslında doğruyu da söylememiş olmak. Yani yalan söylemek kendi başına birçok alt başlığı olan bir kavram. O yüzden şunu söylemek, şunu vurgulamak istiyorum. Doğru söylemek, doğruyu söylemek, dürüst olmak demek. Gerçekten olan biteni hiçbir çarpıtma, hiçbir gizleme, hiçbir

saklama güdüsü duymadan olduğu gibi karşımızda paylaşmak demek. Ve yalan söylemekle ilgili bir bulguyu da sizinle paylaşmak istiyorum. İlişkilerimizde yalan söyleyen biz olsak bile yani karşımızdaki insan bugüne kadar bize hiç yalan söylememiş olsa bile biz yalan söyledikçe karşımızdaki insana daha az güveniyoruz. Çünkü genel yapımız yanlış yapanın sadece biz olduğuna inanmakta güçlük çeker. Yani eğer bir hata yapılıyorsa, yalan söylemek gibi, bunu yapan sadece ben olamam diye düşünürüz. Ve bu sebeple karşımızdaki insanın da yalan söylediğine inanmaya başlarız.

ve belki de bize bugüne kadar hep dürüst olmuş bir insanı bu anlamda yalancılıkla zihnimize suçlamaya başlarız. O yüzden de aslında dürüst olmak ilişkinin her iki tarafı için de önemli. Diğer taraftan dürüst olmak sadece yalan söylememek anlamına gelmiyor bu kontekste. Dürüst olmak bir yandan da duygularımıza sahip çıkmak, iyi kötü ne geçiriyorsak aklımızdan bunu paylaşmak demek.

Bir yandan da bu tabii ki sevgimize, öfkemize ya da kendi tecrübelerimize de sahip çıkmak anlamına geliyor. Bir kişiden hoşlanıyorsak, bir kişiye karşı duygularımız olumluysa bunu ilişki içerisinde yeterince söylememek, yeterince göstermemek de dürüstlük ilkesine ters aslında. Yani eğer ben karşımdaki insana tırnak işareti içerisinde şımarmasın diye sevgimi yeterince göstermiyorsam bu büyük bir problem. Buradan da aslında gelmek istediğim bir başka konu var. O da bir cezalandırma yöntemi olarak karşımızdaki insanı mahrum bırakmak. Sevgimizden, ilgimizden, şefkatimizden, ona göstereceğimiz bakımdan mahrum bırakmak. Mesela tartışma anlarından sonra iki taraf durumu çözemediğinde düşünün biri kanepede uyuyakalmış, diğeri onu görüyor. Üzerinde bir örtü yok, örtmüyor. Sen beni çok üzdün. Üzerinin örtülmesini hak etmiyorsun. Mesela bakın bu bir cezalandırma davranışı. Veya karşımızdaki insanı çok sevdiğimizi hissediyoruz. Ona karşı güzel ve olumlu duyguları hissettiğimizi çok iyi biliyoruz. Ama bize bakmaya çalıştığında, bize dokunmaya çalıştığında elimizi çekiyoruz, kolumuzu çekiyoruz, bakışlarımızı çekiyoruz. O hiç yanımızda yokmuş gibi davranıyoruz. Bu tartışmalar konusunda bahsetmiştim yine. Sessiz muamele davranışı diye.

Bu mesela uzun soluklu bir ilişki kurmak istiyorsak kesinlikle kaçınmamız gereken davranışlardan bir tanesi. Çünkü ilişkiye çok zarar veriyor. Ve bu cezalandırma yöntemi olarak kullanıldığı için aslında karşımızdaki insanın bizim sevgimizi sorgulamasına yol açıyor günün sonunda. Bir taraftan da aslında bununla şu davranışı dengelemek lazım. Karşımızdaki insana ve kendimizi alan tanıyabilmek. Yani zor durumlarda, stresli anlarda eğer biraz zamana ihtiyacınız varsa veya partilerinizin zamana ihtiyacı varsa, alana ihtiyacı varsa bu konuda kaygılı bir bekleyişten mümkün olduğu kadar uzak durarak

Tamam, ben seni birazcık bırakıyorum. Sen bir dinlen, toparlan, kendine gel. Biraz sonra tekrar buluşalım diyebilmek. Ya da al sen bu günü. Bugün istediğin gibi arkadaşlarına gez, dolaş ya da kendi başına otur, vakit geçir. Ne yapmak istiyorsan onu yap. Bu bir gün olmaz, bir hafta olur. Bir hafta olmaz, bir ay olur. Çok zor olduğunun farkındayım bu arada. Dile kolay şu anda söylediğim. Ama bazen o alanları tanıyabilmek birbirimize gerçekten ilişkinin daha sonra daha iyi olmasını sağlıyor. Bu birbirimize tanıdığımız alanlar içerisinde birbirimize iletişimi keselim gibi bir şey söylemiyorum ki. Bunun çok doğru olmadığına da inanıyorum.

Hani öyle ara vermek gibi bir şey değil söylemeye çalıştığım. Sadece bazen bazı dönemlerde iletişim sıklığımızı ikimizin de onayladığı bir şekilde biraz azaltıp birbirimize dinlenebilecek, yeniden aslında enerji toplayabilecek alanı sağlamak gerçekten iyi olabiliyor ilişki için. Bunun dışında aslında daha söyleyebileceğimiz çok şey var. Mesela bunlardan bir tanesi karşımızdaki insanın bizden farklı olduğunu hatırlamak. Uzun süreli ilişkilerde bazen ikimizi aynı insanmış gibi düşünebiliyoruz. Yani ben bir şeyden hoşlanıyorsam karşımdaki insanın da bundan hoşlanmasını, ben bir şeye üzülüyorsam onun da buna üzülmesini ama benim kadar üzülmesini, bir şeye mutlu oluyorsam onun da buna benim kadar mutlu olmasını bekliyorum.

Ama bu her zaman aslında mümkün olan bir şey değil. Çünkü ikimiz birbirimizden farklı insanlarız. Farklı deneyimlere sahibiz ve farklı uyaranlar bize farklı tepkilere yol açabiliyor. O yüzden de karşımızdaki insanın bizimle birebir aynı tepkiyi vermemesi, onun bizi sevmediğini veya iyi bir ilişkimiz olmadığını göstermiyor. Sadece birbirimizden farklı olduğumuzu gösteriyor.

O yüzden de birebir aynı şeyi düşünmeyi, hissetmeyi beklemek bazı durumlarda aslında sınır ihlaline bile girebiliyor. Sınırlar demişken ilişkin içerisinde sınırlarımızı koruyabilmek de çok büyük önem taşıyor. Ama burada kendi sınırlarımızı koruduğumuz kadar karşımızdaki insanın sınırlarına da saygı göstermek önemli. İşte bu aslında bizi az önce konuştuğumuz uzlaşma konusuna da götürüyor. Yani ben karşımdaki insanın düşüncelerini, duygularını,

değiştirmek, onu benim düşündüğüm, benim hissettiğim gibi düşünmek ve hissetmek yönünde yönlendirmek zorunda değilim. O kendi başına bir birey ve benden farklı düşüncelere ve duygulara sahip olabilir. Bu anlamda ona fırsat tanıdığımda aslında birey, bir birey olarak var olmayı başarabiliyor ilişkisinde. Bu da aslında bizi şu noktaya getiriyor.

birlikte ama bir yandan da birey olarak ayrı olarak da ilişkide var olabilmek. Hem ortak bir alanımızın olması hem de kendimize has bir alanımızın olması. Böylece ilişkinin bizim bütün kimliğimizi oluşturmaması ve ilişkiye aslında böylece farklı kanallardan beslenme yöntemleri getirebilmek. Şunu kastediyorum, eğer biz her şeyi her zaman ortak yapıyorsak, her zaman her şey hakkında aynı şeyleri düşünüyorsak, bütün ilgi alanlarımız aynıysa yani biz neredeyse aynı kişiysek ilişkiyi besleyemiyoruz. Halbuki birbirimizden ayrı geçirdiğimiz zamanlar, ayrı şekilde yaptığımız hobiler, farklı iş yerlerinde edindiğimiz deneyimler, farklı arkadaşlarımıza görüştüğümüzde

kendimize kattıklarımız. Bunlar aslında ilişkiyi besleyen dereler gibi düşünün. Yani bunlar bir denize akıyorlar ve farklı kanallardan besliyorlar burayı. Eğer biz bunları kısıtlarsak, yani partnerimizin veya kendimizin bu keşif alanlarını kısıtlarsak, ilişki bir süre sonra çok sıkıcı ve çok rutin bir hale geliyor.

Pandemi zamanını düşünün. Birçoğumuzun çok kısıtlandığı ve çok da farklı yeni şeylerle kendini besleyemediği dönemlerde birçoğumuz ilişkilerimizde de kendimizi sıkılmış hissedebilmiştik. Ama ne zaman farklı sosyalliklerden besleniyorsak, o zaman aslında ilişkimiz de besleniyor. Tabii ki burada bireylerin kendi başına beslenmeleri kadar ortak olarak bazı hobileri yapmaları, ortak olarak keşfetmeleri, ortak yeni alanlar geliştirebilmeleri de çok önemli. Özellikle burada seyahatler çok kritik diyoruz. Mesela hiç gidilmemiş bir yere gitmek veya sizin için çok özel olan bir yere tekrar tekrar gidip her gittiğinizde yeni bir şey keşfetmek.

Birlikte daha önce hiç yapmadığınız heyecanlı bir aktiviteyi yapmak. Ya da daha önce yaptığınızda çok keyif aldığınız heyecanlı bir aktiviteyi yeniden yapmak. Ortak hobiler geliştirmek, bu hobilerde ilerlemek, birlikte bir şeyler üretmek, birlikte bir işe başlamak. Bunların hepsi de çok kıymetli. Çünkü bunlar da ilişkiyi çok besliyor.

Aslında ilişkilerde belki de heyecanı en yüksek tutan, o olumlu duyguları en yüksek tutan alanlardan bir tanesi ortak bir mücadele verebilmek. Yani ortaklıkta buluşup... İlla bir düşman olması gerekmiyor burada. Karşımızda biri veya bir durum olması gerekmiyor. Ama birlikte el ele bir yolda yürüdüğümüzü hissedebilmek çok kıymetli. O yüzden de aslında uzun soluklu ilişkilere, uzun süreli ilişkilere biz yol arkadaşlığı diyoruz.

Ve yolda yürürken karşımıza engebeler de çıkıyor, yokuşlar çıkıyor, inişler çıkıyor. Ve buralarda aslında birbirimizin elini ne kadar tutabiliyoruz, ne kadar birbirimizi tutup kaldırabiliyoruz, ne kadar birimiz enerjisini kaybettiğinde, motivasyonunu kaybettiğinde, diğerimiz ''Hadi kalk, devam ediyoruz, birlikteyiz'' diyebiliyor. Ya da gerektiğinde ikimiz birden oturup dinlenmeyi başarabiliyor muyuz? Ya da ikimiz birbirimizi gaza getirip hadi gel demeyi başarabiliyor muyuz? Bunu birlikte halledebiliriz. Çünkü aslında hayat dediğimiz şey upuzun bir yolculuk ve bu yolculukta yanımızdaki yol arkadaşımızı seçmemiz ve yol arkadaşımızı da aslında yol boyunca olumlu bir şekilde besleyebilmemiz çok kıymetli.

Buradan da şuna gelmek istiyorum. Aslında yol dediğimiz şey birlikte keyif aldığımızda güzel. Birlikte güldüğümüzde, eğlendiğimizde, şakalaştığımızda, birbirimize çocukça davrandığımızda, birlikte kendimize ait bir dilimiz olduğunda, kendimize has kelimelerimiz olduğunda güzel. O yüzden o içimizdeki çocuğu kaybetmemek, birbirimize sıkıcı, çok sakin, fazla olgun, fazla uzak bir dil geliştirmemek, tam tersi birbirimize belki tartışma anlarında bile birlikte kullandığımız ve ikimizin de çok güldüğü bir kelime geliştirmek veya ortak şakalar, izlediğimiz dizilerden, filmlerden getirdiğimiz şeyler, geliştirmek çok kıymetli oluyor. Zaten birçok araştırma da bunu gösteriyor. Birlikte mizahı paylaşabilen, beraber çocuksuzlaşabilen, birlikte tırnak işareti içerisinde oyun oynayabilen çiftler aslında çok mutlu oluyorlar ve çok daha uzun süre sürdürebiliyorlar ilişkilerini.

Burada aslında partnerimize dair olumlu duygularımızı güçlü tutabilmek önemli. Yani şunu söylüyoruz, partnerimizi gerçekçi bir şekilde idealize edebilmek önemli. Çünkü birbirimizde hata bulabilmek çok kolay. Mesela şimdi bu podcastı dinlerken eminim isteseniz benim yanlış söylediğim bir sürü kelime bulabilirsiniz, duraksadığım yerleri fark edebilirsiniz ama bir yandan da çok bir akış içerisinde dinlemiş olabilirsiniz ve ne kadar yani güzel bir şekilde anlatta diyebilirsiniz.

Bunların hepsi bir seçenek. Eğer ilişki içerisinde biz birbirimize hata bulmak istersek çok o kadar kolay ki. Gözümüzü açtığımız andan yatana kadar birbirimize hata bulmak çok kolay. Diğer taraftan birbirimizi takdir edebilmek, birbirimizin hayat içerisinde verdiği mücadeleyi takdir edebilmek, birbirimizin ilişkiye kattığı şeyleri takdir edebilmek veya birbirimizin bir birey olarak hayatta başarabildiklerini takdir edebilmek çok önemli bir hale geliyor. Bu aslında birbirimizi idealize edebilmek. Beni o çok iyi anlar. O çok çalışkandır. O her şeyi kafasına koyduğunda başarır. O çok zekidir, sorunları çözüm geliştirir. Bunlar böyle çok küçük örnekler ama bunları eğer ilişkinize adapte edebilirseniz gerçekten aslında çok keyifli, çok mutlu bir ilişki yaratabilmeniz mümkün.

Aslında bu konuda daha söyleyebileceğim çok şey var. Ama toparlamak için çok hızlıca bir özet geçeyim. Birbirimizi yüceltmeyi, takdir etmeyi unutmayalım. Birbirimizi anlaşılmış hissettirmeyi, birbirimizi görebildiğimizi hissettirmeyi unutmayalım. Birlikte mücadele vermeyi, yol arkadaşlığı içerisinde birbirimizin elinden tutmayı unutmayalım. İlişki içerisinde hem kendimiz gibi olabilmeyi hem de bir yandan birlikte var olabilmeyi unutmayalım. Gerektiğinde birbirimizi alan tanımayı ama gerektiğinde birlikte hareket etmeyi unutmayalım.

Birbirimize karşı dürüst olmayı, duygularımız konusunda açık olmayı, sevgimizi ilgimizi çekmeyi bir cezalandırma yöntemi olarak kullanmamayı unutmayalım. Yalan söylememeyi, gerektiğinde uzlaşabilmeyi, tartışmalarda bir kazanan veya kaybeden olması gerekmediğini unutmayalım. Aslında daha sonraki sezonlarda belli ki mesela bu konu hakkında konuştuğumuzda işin cinsellik tarafından, işin affetme tarafından biz dilini kullanma tarafından, ortak bir çevre, ortak bir dil geliştirme tarafından bahsetmem gerekiyor. Ama şimdilik bu şey olsun, bir sonraki sezonun trailerı olsun diyelim. Ve heyecanla beklemeniz için de bir sebep yaratmış olayım ben de.

Benimle 10 bölümdür bu ben nereden bileyim serisine eşlik ettiğiniz için çok teşekkür ederim. Benim için çok keyifli oldu. Sizlerle sosyal medyada iletişimde olmak, gelen mesajlar, yorumlarınız hepsi çok keyifliydi. Onlardan sonraki sezonlar için konular biriktirdiğimi de hatırlatayım size. Bana her zaman yazabilirsiniz.

Güzel sözleriniz, yorumlarınız da her zaman inanılmaz motive ediyor beni. Daha fazlasını yapmak için hep çok güç veriyor bana. Çok teşekkür ederim. Bir sonraki sezonu merak etmeyin, çok bekletmeye niyetim yok. Muhtemelen bir ay sonra tekrar başlarız diye tahmin ediyorum. Hepinize sevgilerimi gönderiyorum ve çok sağlıklı, çok güzel ilişkiler kurabilmenizi, hem başkalarıyla hem kendinizle daha barışık, daha iyi hissedebilmenizi umuyorum. Hepinize sevgiler, hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)