
4.391 kelime · ~22 dk okuma
Herkese merhaba. Bugünkü uzman sohbetlerinde konuğum klinik psikolog Bahar Çakır. Bahar'cığım hoş geldin. Çok teşekkürler davetimizi kabul ettiğiniz için tekrar. Hoş bulduk. Ben teşekkür ederim bu güzel davet için. Kendini biraz tanıtmak ister misin? Seni bilmeyenler olabilir sonuçta. Onlar için biraz daha böyle detaylı bir bilgi vermek ister misin? Tabii ki. Klinik psikologum. İlgili üniversitesinin klinik psikoloji bölümünden mezun oldum.
Ardından daha çok ağırlıklı olarak aslında oyun terapisi alanında uzmanlaşarak çocuklarla ve ailelerle çalışmalarımı sürdürüyorum. Ama sonra da daha çok böyle ergenlere ve yetişkinlere de kaydım bir süreç içerisindeyim. Son birkaç yıldır. Hatta çok yakın zamanda EMDR Avrupa sertifikasyonunu tamamladım. Ağırlıklı olarak yetişkinlerle çalışmalarımı sonucunda. Etiler'de kendime bir klinik açtım. Bu pandemi döneminde bir çılgınlık yaptım.
Aslında iki yıldır içinde bulunduğum ofisi devraldığımda diyebiliriz ama yepyeni bir kimlikle. Amos Eğitim ve Danışmanlık'ta hem psikoterapi çalışmalarımı sürdürüyorum hem de eğitimler düzenliyorum. Uzmanlara yönelik daha çok ama ebeveynlere yönelik çalışmalar da oluyor. Böyle bol oyunlu, bol uygulamalı, böyle hareketi, eylemi, spontaniteyi seven bir uzmanım. Bunun dışında yaptığım bir sürü şey oluyor. İşte dergilere yazı yazmak. Ondan sonra üniversitede ders veriyorum. Bir üniversitede anlaşacağız. Şimdi böyle küçük küçük minik minik yarı zamanlı şeyler var. Bunun dışında anneyim. İki buçuk yaşında bir kızım var. Böyle onunla hayatımda çok önemli deneyimler kazanıyorum. Gerçekten çok büyütücü. Çok güzel bir dönem benim için.
Bugün de ebeveynlik hakkında konuşurken, şimdi de çekilerek konuşacağım. Bir ebeveyn olarak aktaracağım. Ebeveyn olarak. O çok kıymetli oluyor gerçekten. Bugüne kadar ebeveynlik podcastı çektiğim tüm psikologların hepsi ebeveynli ve ebeveynlik deneyimini paylaşmakta.
Çok keyifli oluyor. Aslında podcast'dan önce de hep böyle biraz sohbet ediyoruz. Seninle de sohbet ettik. Orada böyle konuşup sonra şu podcast'a devam ediyoruz. Güzel oluyor ebeveynlik deneyimi paylaşmak. Tabii ki ebeveyn olmadan önce de çok kıymetli o bütün bilgiler. Ama krediye dönünce birazcık daha farklı olabiliyor değil mi?
Oluyor, kesinlikle oluyor. Tam böyle içinde oluyorsun tüm zorluğuyla. Bayağı ilginç bir deneyim. Ve hakikaten bugün, şimdi ben de onu düşünüyordum konuşmaya başlamadan önce. Çok fazla ebeveynlik hakkında konuşabiliyoruz. Mesela ben de sosyal medya platformumu daha çok bu alanda kullanıyorum. Çocuklara daha iyi bir gelecek nasıl sunarız, onların daha iyi hissetmesi için ne yaparız falan. Ama bir yandan da uzman olarak çok muahkam kesiyor gibi görünüyoruz diye de hep böyle bir
Arka planda soru işaretiyle cümle değerime çok özen göstererek kendi anne kimliğime de sığınarak yazmaya çalışıyorum. Ama her ne olursa olsun hakikaten sana bir bilgi verirken bir yerde ahkam kesiliyor, bir yerde iyi niyetle bir şekilde bu yapılıyor. Kesinlikle amaç o olmadan gerçekten daha sağlıklı, ruhsal dayanıklılığı, sağlığı, iyi çocuklar yetiştirmek için bir uzman görüşü iletmek amacımız. Hatta ben geçenlerde 2-3 yıl önce mum bullying diye bir yazı yazmıştım. Böyle araştırmaları derleyip toplayıp. Anne zorbalığı, annelik zorbalığı. Yani bu yapılan konuşmaların içeriğindeki en ufacık bir bölüm. Belki de bir annenin bir yarasını dokunacak. Ah bunu da yapamıyorum. Allah'ım bunu da beceremedim diye yetersizlik hissini arttıracak. Amaç kesinlikle bugün de bu olmayacak. Bir kere bunu başlayarak... Kesinlikle, kesinlikle. Lütfen sevgili anne, baba, ebeveyn, bakım veren her kimseniz
dinlerken, yani sadece birazcık daha içinizdeki hem çocuğa, içinizdeki ebeveyn yanına bakarak dinlemeyi, kendinizi eleştirerek değil, daha farklı, daha çocuğum için iyisini ne yapabilirim araştıran bir yandan dinlemenizi ve izlemenizi çok öneririm. Kesinlikle öyle. Zaten hep söylediğimiz şey şu, söylemesi kolay, yapması her zaman o kadar kolay olmuyor. Uzman olarak bizim de ebeveynlik pratiği içerisinde zaman zaman söylediğimiz şeyleri tam yapamadığımız zamanlar oluyor tabii ki. Aslında şunu bence hep ben hatırlatıyorum, kendime de hatırlatıyorum, bütün ebeveynlere de onu hatırlatmaya çalışıyorum.
Önemli olan hata yapsak da onu fark etmek ve ondan geri dönebilmek aslında. Çünkü kusursuz ebeveyn diye bir şey yok tabii ki kusursuzluk olmadığı için. O yüzden kendimize de o pencereyi verebilmek lazım herhalde. Arada sırada hata yapabilme hakkını da verebilmek lazım. Tabii ki de öyle. Zaten bugünkü konumuzda. Birazdan girişi yaparız. Baya da bununla ilgili yani hata yapma payı, bir görev olmadığı, o sürece nasıl rahatlanacağımız, nasıl tadını çıkartacağımızla ilgili bir sohbet yapacağız. O yüzden benim için çok güzel bir konu. Aynen öyle. Ben teşekkür ederim. İstersen başlayalım. Tam da Bahar'ın söylediği gibi bugün ebeveynlik bir görev midir? Ebeveynlik nasıl bir süreç haline getirilebilir ve daha aslında keyif olarak yapılabilir? Bunun üzerine konuşmak istiyoruz bugün. Önce birazcık böyle daha genelden başlayalım istedik. Ebeveynlik nedir? Nasıl farklı ebeveynlik türleri var? Bununla ilgili ben Bahar'a sarılacağım, biraz Bahar anlatsın diye bırakacağım. Bahar, bahseder misin bize farklı ebeveynlik türlerinden neler mümkün?
Yani klasik literatürde yayılan birkaç ebeveynlik türü var aslında. Yani kategorize etmek aslında bakış açımızı genişletmek için işe yarıyor. Ama hele bebeğin biricik olmakla birlikte bir demokratik ebeveynlik var. Daha otoriter ebeveynlik var. Bir de çok daha müsamahakar yani daha izin veren, boyun eğen bir tarzda ebeveynlik var. Her birisi aslında ebeveynlik öğrenilen bir şeydir. Anne karnından bilerek
doğduğumuz bir şey değil. O yüzden çok zor, o yüzden kitaplara sığınıyoruz. Şimdi bütün bilgilerden yararlanarak gerçekten yepyeni bir kimlik oluşturuyoruz, rol oluşturuyoruz. Hakikaten nasıl bir ailenin içine doğduysam, çocuğum olduğunda da içimden oradaki ya yaralarım farklıyor, ya keyif alan, tat alan, hakikaten doymuş yanım. İkisi bir arada oluyor tabii ki, bizde bir zaman biri olmuyor ama. Onlar böyle fokur fokur fokur fokur fokur
benden bir şeyi daha fazla istediğinde, bir şeyi tutturduğunda, aslında sahip olmasına rağmen daha fazlasını istediğinde böyle alamadıklarımı hatırlayıp ya kendi ebeveynimin, birisinin bile en azından bana karşı daha şefkatli, daha anlayışlı, yaklaştığı anları zihnim, beynim otomatik hatırlıyor ve tamam canım diyorum, daha böyle demokratik dediğimiz belki tarza giriyorum ya da bunu bir tık abartıyorum. Ay yeter ki üzülmesin. Ya iyi bir dondurma demiştim ama tamam bir dondurma daha iyi. Aslında içimdeki üzülen çocuğun daha çok üzülmesini istemediğim, daha müsamahkar olduğum bir an devreye giriyor. Ya da gerçekten ebeveynlerinden en az yine birisinin çok sert davrandığı, cezalandırıcı bazen bir bakışıyla beni oturturdu diyoruz ya hani. Çok eleştirildiğimi hissettiğim, ona inanmadığımı hissettiğim bir ilişkinin içinden geldiysem içimdeki o kabuklaşıyor, böyle sertleşiyor içimizde bir an.
Ve çocuğumuz dediğim gibi zorlayıcı herhangi bir duygu, bir davranış ortaya çıkarttığında benim de, hey, bir dakika, bana bugüne kadar böyle nazlara izin verilmedi, ben de sana izin vermeyeceğim diye asker otoriter yanım devreye giriyor. Ve ne kadar otomatik yani bu böyle hakikaten düşünerek, dur şimdi şu, daha şöyle davranayım ne kadar zor değil mi? Yani ben 9 yıldır alandayım ve benimle ayrı çalışırken herhalde en zorlanılan şey davranış örüntümüzü değiştirmek. başka bir ebeveynlik tarzından, başka bir ebeveynlik tarzına geçmeye çalışırken o bocalama hali, işte bu beynin o nörotransmitterlerin otomatik tık tık tık dışı hızıyla böyle çalışmasından kaynaklanıyor. Biz yepyeni ince ince ince ince bir saç telini böyle kalın bir şey hale getirmeye çalışıyoruz aslında. Bunun için emek, zaman, kararlılık, gerçekten bayağı bir ısrar gerekiyor. Okey, bunu yapacağım. Hava yapsın, yapacağım demek gerekiyor.
Şöyle örnek veriyorum ben bu otomatik davranışların değiştirilmesine. Diyelim ki kapitaliçeye geldiğinizde anahtarlarınızı hep koyduğunuz bir yer var ya da çantanızı hep astığınız bir yer var ama uzun zamandır aynı evde yaşıyorsunuz ve sizin için o artık kapitaliçeye geldiğinizde onu yapıyorsunuz, onu yapıyorsunuz. Hep aynı hareket. Sonra bir gün biri gelip size diyor ki, bir psikolog, hayır çantanızı oraya koymayın, anahtarlarınızı oraya koymayın. Alıp evin diğer ucunda, diğer köşesine koyun. Ve siz
Her seferinde eliniz oraya gittiği anda kendinize şunu hatırlatmak zorundasınız. Hayır oraya koymayacaktım ya, öbür tarafa koyacaktım. Tabii ki bu zaman alacak. Yani tabii ki ilk başta birkaç defa oraya koymaya çalışacaksınız hatta koyacaksınız unutup ondan sonra geri götüreceksiniz. Ama bir süre sonra
Bu yeni öğrenilmiş davranış otomatikleşecek. Bir süre sonra zaten oraya koymuyor olacaksınız. Çünkü yeni davranışınızı zaten belimsemiş, kemikleştirmiş olacaksınız. Ama mesela 27-28 yaşında anne olmuş bir insan için, yani 27-28 yıldır öğrendiği, gördüğü, deneyimlediği bütün o davranışları bir anda değiştirmek, Hiç mümkün değil. Doğal olarak tam da seni söylediğim gibi bütün o tetikleyiciler zaten zihindeki o nöronları tut, tut, tut, birbirine yakın hissediyor. Zaten hemen o otorite arşiv çağırıyor. Ama işte biz diyoruz ki hayır orada bir yerde bölüp o şeyi farklaştırabilirsiniz. Kolay değil ama yapılabilir bir şey. Ama ciddi bir sorumluluk gerektiriyor değil mi? Yani kendi davranışının sorumluluğunu almayı. Burada en çok ben
yetişkin rolünde kalmakta zorlanan, kendi çocuk ihtiyaçları çok çok karşılanmamış bebeğinin zorlandığını fark ediyorum. Bu yetişkin moda geçmektir. Çünkü farklı bir şey denemek için çocuk modumda geçemem orada. Çünkü hala ihtiyaçların olduğunu sezerim. En çok orada zorlanıldığını fark ediyorum.
Bunu şöyle mi anlatmak lazım? Yani artık biz bakımı alan pozisyondan çıkıp bakım veren pozisyona geçiyoruz, değil mi? Bebeğinlikte ve doğal olarak hepimizin hala bakımı almaya da ihtiyacı var. Ama çocuğumuzla kurduğumuz ilişkide bakım veren, şefkat veren, işte ilgi veren ve aynı zamanda bir yere kadar sınır koyan da olmak durumundayız. Kesinlikle öyle. Roller çok değişiyor.
Ben bunu mesela kendi doğum sonrası o lobuz sağlığın tamam hormonlar değişiyor falan ama hamileliğimde bakım alan... ilgi alan halim bitti. Yani o an ne kadar keskin bir rol değişimi, hop herkes bebekle ilgileniyor. Ne kadar büyük bir hayal kırıklığı. Herkesin durumu tabii farklı ama yani en çok hissettiğim yer benim orası. Orada başladı bu iş zaten artık. Kesinlikle aynen. Bambaşka bir rolüm var. O tatlı tatlı bunu da ye, bunu da iç. Ay dikkat et yürümene, bitti. Artık normal insan yetişkin almak zorundasın.
Eğer ebeveyn olmaya hazır değilsen o zaman çok bocalıyorum. O yüzden biz klinik çalışmalarda ilk seansta genelde sorarız ya, planlı bir gebelik miydi? Biraz amaç bu aslında. Hazır mıydınız? Siz hazır mıydınız? O etkiliyor aslında. Ama şeyi de vurgulamak lazım yani. Artık bakım veren rolüne girince bizim bakım alma ihtiyaçlarımızın da başka yerlerden de karşılanabileceği bir durumumuz gerekiyor. O zaman işte görev haline geliyor. Bir dakika, çok iyi bakmalıyım. Eski yaşadığım kötü hisleri yaşatmamak için çocuğumu tamamen bir görev odaklı. İşte iyi okula gitsin, aktivitesini yaptırayım. Ekstra bir çaba içine giriyoruz. Çünkü bir telafi isteğimiz var, onarma isteğimiz var.
O yüzden ne oluyor? Bizim ihtiyaçlarımızı ötelediğimizde sabırsız, tahammülsüz, kendine dönüp de nasıl böyle bağırdım inanamıyorum diyen halimiz. Hâl tabii ki kendi kabımızı da doldursak. Ne bileyim, böyle en başından bir oje sürsek, bir yürüyüşe çıksak, bir nefes alsak, hakikaten bunların hepsi artık yetişkin tarzı bakıma alma haliydi. Sevdiğimize sarıl bana lütfen, çok ihtiyacım var diyebilsek, ihtiyaçlarımızı bile getirebilsek. Aslında annelik rolümüzde daha tahammülü ve sabırlı hale gelmemizin yolu bu. Yakıtımızı tüketirsek nasıl gidelim ki, nasıl gaza basalım?
Kesinlikle öyle. Orayı biraz daha da somutlaştırmak için şunu söyleyecektim. Hepimizin belli bir enerjisi var. Bütün vücudumuzun, zihnimizin ihtiyaçlarını gidermeyi sağlayan bir enerjimiz var aslında. Ve çocuk saygı olduğumuz zaman, Bütün yaptığımız duygu regulasyonu, hem kendimiz için yaptığımız hem de çocuğumuza öğretmeye çalıştığımız. Bütün o duygu regulasyonu, sürekli problem çözme hali, aman suluğunu unutmayayım, aman altını, işte bezini yanıma almayı unutmayayım, aa işte şu su eksikti, bunu ısmarlamayı unutmayayım. Bütün o ihtiyaçların hepsini zihinde tutmak, aksiyon almak falan, zaten literatürde de o zihinsel yorgunluk olarak geçiren şey odur ya, çünkü anne fiziksel olarak dinlenmeyi başarsa bile çok zor. Zihinsel olarak o kadar yorgun düşüyor ki, genelde o da zaten çok yıkıcı oluyor, tükenmişliğe götüren şeylerden bir tanesi de o oluyor. Şimdi bütün bunlar bizim enerjimizden harcıyor.
Ama aynı zamanda bizim de iç enerjiler kendimizi iyi hissedebilmek ve o iyi hislerimizi çocuğumuza getirmeye de ihtiyacımız var. Ama iyi hissedebilmek için kendi kendimizi düzenleyebilecek halimiz kalmıyor eğer dışlardan destek almazsak. Çünkü bizim enerjimizin bir sınırı var. Tamam tükenen bir enerji değil, yenilenebilir bir enerji ama bir yandan da bitiyor depo yani azalıyor. Onu doldurmanın en önemli yöntemi
ya partnerimizden, ya ebeveynlerimizden, ya arkadaşlarımızdan, ya bakıcılarımızdan hiç fark etmez birinden mutlaka destek alma. Sosyal destek orada gerçekten hem bizim için hem çocuklarımız için müthiş bir farklılık yaratıyor aslında. Evet, nefes almak değil mi? Es vermek, para vermek. Kesinlikle. Bunu unuttuğumuzda işler biraz sarpa sarabiliyor. O yüzden şimdi şeyde düşünüyorum. Hayal ettiğimiz bir şey var ebeveyn çocuk ilişkisi.
Aslında bütün bu çabamız ona ulaşmak için. Ama bu koşuşturma için de sonunda fark ediyorum ki mesela olmuyor. Yani o doygunluğu hissedemediğim anlar oluyor. Zaten ebeveynlik bir görev değil, süreçtir derken de biraz bunu kastediyorum. Biraz burada sağ beyin ve sol beyin arasındaki farktan da bahsedelim. Çünkü az önce bahsettiğim zihinsel süreçlerde daha çok benim sol beynimin çalıştığı anlar. mantıklı mantıklı olması gerekenler en iyisi falan ama özellikle doğumdan itibaren ilk 6 yıl 7 yıl bence hep de hani yetişkin ilişkisinde bile ama beynin beslenmesini düşündüğümüzde daha çok sağ beynin aktif eden etkileşim tarzına ihtiyaç duyuyor çocuklar.
Bu da nasıl oluyor? Biraz da onlardan bahsedelim. Lütfen. Aslında diğerinden daha kolay oluyor. Tabii ki de. Mesela daha böyle kucağıma alıp çocuğumu yavaş yavaş salladığım gözlerine yüzüne bakıp agucuk gugucuk yaptığım ya da onunla birlikte şarkı söylediğim bir şeyi komik bulup onunla birlikte güldüğüm anlarda böyle beynin sağ bölgesi acayip bir şekilde aktif olmaya başlıyor ve
Çocuk kendini güvende, rahat, sevilen, değerli hissediyor. Şimdi burada şey kuramına bakalım, içsel çalışma modeli. Çocuk bunu aldığında, böyle düzenli bir şekilde, daha esnek bir yapı böyle, aman bezde eksik mi olmuş, hallederiz, bakkaldan alırız, geliriz hali, tamam ya dünyanın sonu gelmediği hissi, değil mi? Böyle bir yolunu buluruz, rahatlığı. Çocuğun
Kendisini hem önce tamam, iyiyim, güvendeyim, değerliyim hissetmesini sağlıyor. Bir de ilişkiler bazında bakalım. Evet, ilişkilerde sorun olsa bile halledilir. İlişkilere güvenebilirim, kendimi bırakabilirim. Şöyle rahatça gözlerinin içine bakıp fikirlerimi ifade edebilirim. Bana bu alan sağlandı, ben de insanlara sağlayabilirim diyebiliyor çocuk.
Bir de en dış dünyaya bakalım. Tüm dünya içeren her şey yani. İşte bu kaygıların, korkuların doğduğu yerde burası ya. Tehlikede miyim, değil miyim? Güvende miyim? Dünya, yeni deneyimlere açılabilir miyim? Keşfe açık mıyım, değil miyim? Tam burada başlıyor. Yani alıcık bezim geç değiştirildi diye atıyorum iki dakika daha, bir şey olmuyor. Ya da iki şarkı eksik öğrendim diye aslında bir şey olmuyor. Tamamen
Kaydettiğimiz şeyler böyle bunlarla bunlar da otomatikleşiyor. Belki hatırla evet işte sorsak annem de bana güzel şarkı söylerdi diye bilinç olarak hatırlamıyor olabilir. Ama öyle bir deneyim ki şu içinde zaten kalbinde zaten yaratmak istediğimiz şey de o. Kalbinde, zihninde o nesne süreklerinin sonrasında da değil mi? Bakım elini görmediği halde bile öyle güzel bir şey yerleşti ki içine. Onu hatırlayıp
Oh, rahatlayabilirim. Her şey yolunda. Kendi kendime başarılabilirim inancı böyle yerleşiyor aslında. Huzur yani aslında. Onları hatırlayıp huzuru erebilmek bir şey düşündürttü bu bana. Hep iyi niyetle, özellikle işte o ilk üç yaş, sürekli vurguluyoruz işte 0-3 yaş, 0-3 yaş beyin girişimi. Tabii aslında burada belki de sosyal medya veya işte internet, dergiler, ebeveynlere bir dönem çok fazla
Yanlış yerden yaklaşıldı belki. Yani çocukların beynini geliştir, çocukların beynini geliştir. Ama orada aslında kastedilen şey çocukların beynini... İşte ona iki tane daha kitap oku. Ya da mutlaka iki tane daha şarkı öğret. Senin de söylediğin gibi. Yani işte her şey mükemmel olsun. İki tane daha egzersiz yaptır. İşte beyni gelişsin çocuklara. Bu değildi aslında kastettiğimiz. Aslında kastettiğimiz 0-3 yaş arasında çocukların beyin gelişiminde onlara gösterdiğimiz şefkat, verdiğimiz huzur, salgatabildiğimiz oksitosin, işte bizi ebeveynlerine, bakım verenlerine ödülle veya şu cezayı ortadan kaldıran hem pozitif hem negatif
olan ki sonra bize ihtiyaç duyduklarında veya bize demeyelim huzura sakinliğe ihtiyaç duyduklarında erken deneyimlerinden beslenebilsinler. Tam bu arada şunu düşündüm yine bu mesela Bezim değişti mi? Hemen değişti mi? O çocukların Bunu alıştırdığımızda, tamam evet, çiş yaptığım anda o bez değiştirir. Bunu alıştırdığımızda çocuk için aslında esneklik, o dayanıklılık kavramını da bir miktar zedelemiş oluyoruz. Çünkü çocuk esnekliğe alışkın değil.
mutlaka o esnada yapılmalı duygusal ışık. Yani burada aslında ebeveynlere sağladığımız rahatlığın çocuğa dönüşüne ne kadar kıymetli olduğunu bilmemiz lazım. Çünkü biz eğer sürekli stres haline onu yapalım, bunu yapalım, onu da edelim dediğimizde hem çocuğumuzun stres algısını değiştiriyoruz, çocuk için daha az stresin daha fazla algılanmasına yol açıyoruz. Değil mi? İstemeden de olsa. Kesinlikle öyle.
Ve çoğunlukla bu yaklaşımla büyüyen bir çocuğun da stres tepkileri verdiğini görüyoruz. Mesela ya da duygularını tam olarak fark edemeyip tam olarak ifade edemediğini görüyoruz. Aslında duygusal olgunluğu tam olarak gelişmiyor ama aslında akademik başarısı yüksek oluyor. Bir alanda iyi, bir alanda daha desteğe ihtiyaç duyuyor. Ama zaten iyi olan alanın üzerinde gitmektense hep diyoruz ki
Kalan tarafında ilerleyelim o zaman. Orayı da güzel başarmışsınız birlikte. Şimdi bir de buraya bakmak nasıl olur? Tabii ama bu kolay iş değil. Ebeveynlerle çalışmak benim için hem keyifli hem çok zorlayıcı. Çünkü tek başına ebeveyn rolü yok. Yani o anne, o kadın, o eş, o çocuktu.
Dolayısıyla böyle yetişkin terapisiyle ebeveynlere ulaşma şeklimiz biraz zor oluyor. Bazen dikkaten o kişinin belki de bireysel olarak terapiye gitmesi de kendini geliştirmesini sağlıyor. Çünkü annesi de ona ödevlerini yaptın mı, işte ben yemek yaparken sen de oyununu oyna diyerek büyüdü. Ve çoğumuz böyle büyüdük bu arada.
Dolayısıyla o kişinin de sağ beyni gelişmek ki ne güzel iyi bir mühendis oldu, iyi bir doktor oldu, iyi bir mimar oldu, iyi bir sanatçı oldu vesaire. Ama çocuğuyla ilişki kurarken bütün bu background, arka plan yok oluyor sanki. Değil mi? Böyle hiçbir şey bilmiyormuş, duymamış, okumamışçasına böyle sıfırdan, kendinden korkacak seviyeye gelecek şekilde tepkiler verilen durumlar oluyor.
İşte o bir yardım çığlığı aslında. O hakikaten zorlanılan bir yer demek ki. O bir ebeveynlik. Hele ki hazır olmadığı bir dönemde ebeveyn olduysa bu kadar sol beyni aktif bir kişi tam anlamıyla bir görev tadında oyununu da oynayayım. Oyun oynatırken renkleri de öğretmiş olayım. Şekilleri de öğrensin. Ondan sonra en iyi okula gitsin. Hani kastettiğim şey bu aslında. Ben tiklerimi atayım kafam rahat etsin. Ama çocuk ne istiyor? Çocuğun orada neye ihtiyacı var? Bunun için kendi yetişkin, doygun tarafım... Küçücük bir yansa bile onu devreye sokmaya çalışmam gerekiyor. En başta bahsettiğim sorumluluk şey de bu. Hem çok can sıkıcı. Yani çok hazır olsam bile bazen o sorumluluk çok ağır geliyor ve yeter artık. Bu hafta sonu hissettim. Evin içindeyken... Ben dedim, kendime zaman ayırmak istiyorum. Çünkü yüzde yüz oyun oynayamayız.
Zaten iyi ebeveynlik, %100 çocukla vakit geçirmek değildir. Aslında kendi sınırlarına saygı duyan bir yetişkin olabilmesi için benim ona model olmam gerekir. Bir dakika tatlım, biliyor musun? Benim de biraz kendim için işler yapmaya ihtiyacım var. Bunu böyle söylediğimde, o zaman ben de oyun oynayayım şurada. Ablamla diyor mesela ekim. Bir yolunu bulmaya çalışıyor. İlk başta zorlanıyor. Hayır, hayır benle oynayacaksın ama
Bakıyor ki, hakikaten onu oynarken de keyifli olmadığımız anlarında bir kıymeti yok ya aslında. Tabii, kesinlikle öyle. Burası gerçekten çok önemli bence Bahar. Yani oturup orada, oyun oynuyorsa da orada yoksun. Zihin orada yok, ruhu da orada yok.
Ben mesela bu hafta sonu ben de Aygün'le evde hikaye yaşadım. Yani benim de alana ihtiyacım var bunu söylüyorum söylüyorum. Ama bir yerde sonuçta tamam oynayayım. Ama bir baktım kendim şovumu yaparken Legoları üst üste koyuyorum ama ben orada değilim. Yani ellerim koyuyor da benim zilim orada değil. E şimdi çocuk ne anladı ki onunla? Onun yerine çekilip biraz kendime vakit ayırıp sonra isteyerek, keyif olarak döndüğümde o da çok eğleniyor, ben de çok eğleniyorum.
Az önce seni anlattığım seneki gibi gülerek birbirimize gerçekten birbirimizi hissederek geçirdiğimizde gerçekten onun için de daha anlamlı benim için de daha anlamlı. Kesinlikle öyle. Ara bile biliyorsam veriyorum. Bazen tolere edemiyorlar ya, sadece yanında bulunmam bile o çocuğa yetiniyor. Ama bir şey, ben burada dürüstlükten yanayım. Onu yapmaya başladım kendi ilişkimde, işe yarıyor yani. Biliyor musun tatlım, çok kafamın böyle heyecan verici çok şey var atıyorum. Ya da çok dolu bugün kafam, çok çalıştım. Bazen böyle dalıp gidebilirim. Seninle bir ilgisi yok yani.
O anlarınızı da onunla ilgisi olmadığını ifade etmek bence çok kıymetli. Çünkü her zaman hakikaten çocukla ilgisi yok. Biz insan mıyız? Sadece ebeveyn olduğumuzu takılıp kaldığımız sürece de bence bütün bu zorlanmalar başlıyor. Kesinlikle, kesinlikle. Dürüstlük, kendimi pek hissetmiyorum seninle ilgisi yok, kendi benimle ilgili şeyler.
İşte bugün çok sabırsızım. İstersen babana ilgilensin ama gerçekten sakinleşmek için bunu senden istiyorum. Bakın bu anlattığım şeyler süreç işte. Sonuç değil, görev değil. Yapacağım. Annen olarak yanımda duracağım. Evet bu benim sorumluluğum. Bil ki ama keyifli değilim. Bunun seninle ilgisi yok. Bazen de var. Evet çünkü az önce banyo yapmamak için çok direndim. Gerçekten kendimi çok yorgun ve çok kötü hissediyorum. Kendimi toparlamak için lütfen birazcık ben böyle 5 dakika şurada durayım.
Ondan sonra yanına gelebilirim. Yani buralarda da net durmak da önemli. Yani içinde eğer benim çocuğumdan ayrılmakta ya da onu böyle yalnız bırakmakta, sanki onu üzmüşüm gibi hisseden yanım devreye girerse, böyle bir korkum ortaya çıkarsa, kendi ihtiyacımı öteriyorum, yok sayıyorum ve ne yapıyorum? Off iyi tamam.
yanına gidiyorum. Ben mutsuzum ama mutsuz. Ne anladım bu işten. Net duracağım. Kendi sınırıma, kendi ihtiyaçlarıma saygı duyarsam o da kendi ihtiyaçlarını fark edecek. Ben onu sürekli hatırlatırsam, bak onu yemedim, bak böyle yapmadım, çişin geldi mi zırt pırt zırt pırt yaparsam işte o zaman hem o kendini kimi fark etmeyecek hem de kendi ihtiyaçlarını hatırlatmazsam da bir insanın
Çünkü ben merkezi dönemden çıkmış bir çocuk için konuşuyorum. Artık beş yaşında, altı yaşında bir dakika. Yani annelerin, babaların kendilerine zaman ayırabileceği bir dönem artık. Bunu idrak edebileceği bir dönemde artık. Dünya onun etrafına dönmüyor farkında. İşte oralarda daha da net durmak. Lütfen, şu zaman geleceğim. Çok önemlisi benim. İple çekiyorum seninle oynayacağım zamanı.
Dün şunu oynamıştık, yine onu oynayalım. Ama lütfen yarım saat dinlendikten sonra çok daha keyifli oynayacağım seninle. Tamamen bu aslında olay. Herkesin kendine özel tabii olacak. Tabii ki, tabii ki. Gerçekten hani anlattığın şeyler çok kıymetli. Ben benzer şeyler yapmaya çalışıyorum ama kesinlikle kolay değil. Çünkü karşınızda size böyle dünyanın en tatlı gözleriyle bakan ve sana çok ihtiyacın var şu anda benimle ol diyen bir çocuk var. Ama buradan
Yetişkinlerle çalışırken de, sen de yetişkinlerle çalışıyorsun, hep şunu anlattırmaya çalışıyoruz ya, sınır koymak, karşı tarafı üzmek için yaptığımız bir şey değil. Sınır koymak, aslında ben de bir öğrenci toparlanayım, sonra buradan daha çok keyif alacağım demek, yetişkinler için bile zorken çocuklar için de tabii ki anlaması çok zor. Ama bizim çocuklarımızın ileride sınır koyabilmesini onlara öğretmek istiyorsak, çocuklarımız da zaten onun yaptığımız lazım. Yani insanlar kötü hissedebilirler. O üzüntüler daima sizinle ilgisi olmayabilir. Ya da bazen trafikte giderken, bazen Bekri'yi ben okula bırakırken araba kullanıyorum. Bir şey kızıyorum orada, yolda. Bana soruyor, anne kızgın mısın? Evet kızgınım diyorum. Bana mı kızgınsın diyor? Hayır diyorum. Bak yolda şöyle bir şey oldu, ona çok kızdım. Ha tam o zaman diyor. Şimdi ya bunlar çok önemli. Neye? Yani benim duygumu hissediyor kıymetli.
O duygumu ne için hissetti? Yani ben o duyguyu nereden edinmişim? Bunun kökenini de anlamaya çalışıyor, anlayıp rahatlıyor. Burada şey demek de önemli, kızgınım evet. Sana kızgınım, az önce söylediğim gibi. Mesela okula gitmek için hazırlanırken çok beni yordun, geciktik.
Sana da kızdım. Ama önemli değil. Seni hala çok seviyorum. Kızgınlığın biraz sonra geçecek. Bunları söyleyebilir miyim? İlla niye saklıyorsun? Sana kızgın mıyım? Hayır, kızgınım. Yani bu da çok normal, çok doğal bir duygu. Dürüstlük burada başlıyor. Yani sadece ben gidiyorum deyip gittiğimiz anlar hani çok çocuğumuzda dürüst olduğumuzu göstermiyor. Duygularımızı da ne kadar, tabii alabileceği kadarını onlara doğru ifade ediyoruz. Çok önemli.
kaygılanıyorlar. Çünkü ilk 5-6 yıl tamamen böyle somut düşüncenin de verdiği herhalde benim yüzümden. Mesela Annem ve Oğuz kavga etti, az önce ödevimi yapmamıştık, benim yüzümden, kesin bu yüzden. Şimdi benim yüzümden diye düşünen böyle bir yapı varken ilk 6 yıl özellikle kendi duygularımız ve düşüncelerimiz konusunda da kısa ve öz bir şekilde dürüst olmamız onların da sağlık ve ruhsal gelişimi için çok önemli. Usulçuluk duyguları, ileride böyle sürekli telafi çabaları boyun eğen bir yapım böyle gelişiyor çünkü. Yeter ki üzülmesin, yeter ki kırılmasın diye kendimden verdiğim anlar işte böyle zamanlarda bana yapılmamış açıklamalardan geçiyor. Acaba benim yüzümden miydi?
Veya ileride tam da söylediğim gibi yani öyle bir olay oldu, beni sevmedi itin mi? İşte arkadaşımı iptal etti, beni istemedi itin mi? Her şey benim yüzümden olmuş gibi. Bu da ama ne kadar zorlayıcı bir şey bir yetişkin olarak da değil mi?
Çünkü o stresli anlarımızda isterseniz geriye dönüyoruz, geriden çekiyoruz. O otomatik düşünceler tam da bahsettiğimiz çocuklukta yerleşiyor. Doğal olarak bir sıkıntı olduğunu, mesela ortamda bir huzursuzluk olduğunda ilk düşünce benim yüzümden. Kesinlikle havlilikle alakası yok. Ama o kadar yerleşmiş ki o duygu bizde küçüklükte. Direkt onu düşünüyoruz.
Kesinlikle öyle. Yani bu gelişimsel bir özellik. Ben şeyi çok seviyorum, gelişimsel bilgi sahibi olmanın önemi çok büyük. Yani başlı başına bir bilişsel müdahale oluyor. Yani iki yaşındaki çocuğun aslında bütün o kriz, sendrom diye adlandırılan şeyin ne kadar ayrışmanın, bağımsızlaşmanın bir göstergesi olduğunu bilmek. Mesela beni bir nebze rahatlatıyor. Banyo yapmayacağım dediğinde acayip sinir alıyorum. Evet.
Ama biliyorum ki bir türlü kendini böyle var etmeyi öğrenecek. Benden farklı olduğunu ancak benim ondan talep ettiğim bir şeyi reddederek bana gösterecek. Başka bir yolu yok bunun. Seni test ederek sınır koyuyor. Ya sınırlarını test ederek. Seni test ederek kendi sınırlarını öğreniyor çocuk değil mi? Aynen öyle.
Zor, vallahi çok zor iş. Ben sana üç buçuk yaşından bildireyim, hala banyoya sokmak için türlü oyunlar, türlü şaklabanlıklar, her türlü ikna sürekli. Banyo her gün. Gerçekten anlayamıyorum. Bundan bir ay önce keyifle girip hiç çıkmak istemiyorum. Değişiyorlar, dönüşüyorlar. Gelişim şöyle düzlemsel değil. Çok akışkan bir şeydir gelişim. O yüzden onların gelişim sebebini biz eşlik ediyoruz.
Olay bu ve zor da olsa düşe kalka biz de, çocuklar düşe kalka büyür, çok sevdiğim bir laf ama biz de düşe kalka ebeveynlik yapacağız. Bizim için doğrusunu, ailem için uygunluğunu bulana kadar hata da yapacağım, iyisini de yapacağım ama aferin be diyeceğim kendime, iyi yaptığım şeyleri ötelemeyeceğim. Çünkü o kadar görev adaklı olduğumda yine sol beynin aktif birisiysem, işte az önce de konuştuğumuz gibi yaptım mı, yapamadım mı, yeterliyim, yetersizim, mükemmelim, değilim böyle sıfır bir sıfır bir yazılım gibi ya da işte beyaz siyah gibi böyle uçlarda gittiğimizde kendimize hiç yardımcı olmuyoruz. O yüzden ben ebeveynlerle çalışırken gerçekten yapabildiklerini hatırlatmayı, burgulamayı çok önemsiyorum.
Onlar azımsanacak şeyler değil. Bundan iki ay önce böyle tepki vermiyordunuz ama şimdi bunu yapabiliyorsunuz. Lütfen bunu alın, kendinize bir hakikaten yapabiliyorum deyin. Çünkü içeriden güçlenmezsek, kendimize güvenmez, inanmazsak Olumlular gelişmez. Aynı pozitif disiplin persepesi gibi. Çocuğa sürekli yapamadıklarını söyleyip bir eğitim veremeyeceksem, onu kendine iyi hissettiremeyeceksem, sürekli kendime de şunu da zaten yapamadım, iyi onu yaptım, seferlik oldu ama işte ben genel olarak yine bunu beceremedim. Hiçbir yere beni götürmüyor. Yani olay bu düşüncelerin yerine benim alternatif, daha işime yarar düşünceleri üretebilmem zihnimde.
O da ancak zamanla ve kendimize şefkat göstererek, kendimize de anlayış göstererek oluyor. Umarım yani herkes için kendi süreçlerinde çok da gecikmeden, hata yapabileceğimizi ama bunun çok ortak bir insanlık deneyimi olduğunu, bugünün sonunda aslında çocuklarımıza vermemiz gereken en önemli şeyin o sevgi, şefkat ve Tekrar aslında bilgisayarı sınırlar. Yani o hepimizin sınırları. Güvenli. Güvenli bir alan içerisinde hep beraber var oluyoruz duygusu. Birlikte en önemlisi oluyor değil mi? Aynen öyle.
Bahar'cığım çok teşekkür ederim katıldığın için. Ben teşekkür ederim. Çok keyifli ve akışkan bir sohbet oldu. Ben de aynı şekilde düşünüyorum. Umuyorum dinleyenler için de aynı şekilde keyifli ve bilgilendirici olmuştur. Ben kendi adıma çok şey öğrendim. Çok teşekkürler katıldığın için tekrar. Ben teşekkür ederim. Herkese sevgiler. Görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.