Podcast

İlişkilerimizde Nasıl Aynı Dili Konuşabiliriz?

Yakın İlişkiler

5 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Bu podcast yayınımızda Dr. Gizem Sürenkök ve Uzman Psikolog Bilge Kol ilişkilerde aynı dili kullanabilmek üzerine konuşuyor.

Bölüm Transkripti

5.398 kelime · ~27 dk okuma

Herkese merhaba. Bugün Yakın İlişkilerin uzman sohbetlerinde yeni bir konuğum var. Kendisi uzman psikolog Bilge Kol. Bilgeciğim hoş geldin. Teşekkürler davetimizi kabul ettiğin için. Hoş buldum. Gizem bu daveti aldığım için ve mutluyum burada olmaktan. Teşekkürler. Seni bilmeyen takipçilerimiz varsa biraz kendini tanıtır mısın? Onlar da öğrenmiş olsunlar. İsmin Bilge. Bilge Kol.

Psikoloğum, 2011 yılında psikolog oldum. 2014 yılında da aile psikolojisi alanında uzmanlığımı yaptım. Birkaç yerde çalıştım ve sonrasında şu an artık kendim hem yetişkin çift terapisi yapıyorum hem de bireysel yetişkinlerle terapi çalışmalarını yürütüyorum. Aynı zamanda da bir genç tas terapistiyim. Dediğim gibi yetişkinlerle de bu alanda çalışıyoruz.

Çok teşekkürler. Bugün ne hakkında konuşacağımızı söyleyelim. Bugün ilişkide kişilerin kullandığı dil, birbirimize neyi nasıl ifade ettiğimiz, bunlar birbirine benzer mi, benzemez mi, nerede ayrışır, nasıl bunu daha ortaklaştırabiliriz ya da ortaklaştırmak zorunda mıyız? Bunlar hakkında konuşacağımız bir podcast yapıyoruz. Şimdi hemen ben önce şunu sorayım. Senin bakış açınla merak ettiğim için soruyorum. İlişki dili ne demek?

Transkriptin tamamını oku

Hani başlamadan önce belirtmek uygun olur diye düşünüyorum. Ben belli bir bakış açısına sahip bir çift terapistiyim, aile psikoloğuyum. Ve bunun yanında da dediğim gibi, Geçler Terapi ekolünü benimsiyorum. O biraz daha ağırlıklı çünkü benim kişiliğime, karakterime daha uygun, mizacıma daha uygun diye düşünüyorum. Hani en azından o anlamda terapi aldığım için, bireysel terapiden o ekolde geçtiğim için ve yıllar içinde bana uygun olduğunu gördüğüm için. Onun için biraz daha böyle

Gestalt terapinin de dayanaklarından biri fenomenolojik bir bakış açısı olması. Yani kişinin kendi anlamlarından, kendi değer yargılarından yola çıkması. bizim standart bir şey vardır ve o herkese iyi gelmelidir. Zaten böyle bir şey yok. Bunu biliyoruz artık hepimiz. Neyse ki öğrendik. Güzel bir çağdayız o açıdan. Kendi anlamlarından yola çıkan bir bakış açısıyla birlikte yürüdüğüm ve kendimi ona yakın hissettiğim için bu taraftan konuştuğumu bir baştan belirtmem uygun olur diye düşünüyorum. Onun için şimdi ilişkiye baktığımızda...

Biri vardır, bir A kişisi vardır, bir B kişisi vardır. Ve ilişki bundan ibaret değildir. Onu bir göz önünde bulundurmak lazım. Arada bir şey oluyor. Kimi etkileşim der, biz temas deriz, çok severiz teması. Kimisi ilişki dili der. Herkesin söylediği bir şey var ama önemli olan o üçüncü ve arada olan şey. Yani sen ve benim toplamımız bizim ilişkimizden küçük bir yerde. Yani onu bir söylemek lazım. Onun için de...

İlişki dilinin biricik olduğunu düşünüyorum ben. Ne gizem, ne bilge değil. Bizim aramızda şimdi oluşacak olan her şey diyebiliriz mesela ilişki dili için. Çünkü diğer türlü biri böyle der, biri şöyle der gibi bir şey gelmiyor aklıma. İki kişinin birbirine... İki kişilik bir ilişki üzerinden konuşuyorum tabii. İki kişinin birbirine ulaşabildiği dil zaman zaman

Esneyebilen, değişebilen, akışkan bir şey gibi düşünüyorum. Çünkü yine ben Genç Alt Ekolü'ne atıfta bulunacağım. İlişkiler kendi ihtiyaçlarımız için bulunduğumuzdan, benim dilim eğer benim ihtiyacımı karşılayabilecek bir değilse o ilişki içinde, o işe yarar. Onun için olabildiğince o iki kişiye özel, oluşturulan bağlama özel biricik ve İhtiyaçları karşılamaya yönelik yani işe yarar bir dil olarak gözümde canlanıyor ilişki dili. Ben şeyi düşündüm sen bunu anlatırken. Bir dans gibi. Ben bir harekette bulunuyorum. Karşımdaki insan benim hareketime göre ya da söylediğime göre fark etmez. Burada konuşmaları da hareket içine katalım. Benden gelen herhangi bir hareket karşı tarafta bir karşı hareket uyandırıyor. Onun karşı hareketi

Benim hareketimin birebir karşılığı olmak zorunda değil. Onun algılayışı içerisinde. Ben ona bir şey yaptım. O beni nasıl algıladı? Çünkü hiçbirimizin algısı boşluktan oluşmuyor, değil mi? Geçmiş deneyimlerimiz o algımızı belirliyor. Böylece bütün geçmiş deneyimleriyle benim davranışımı anlamlandırıyor ve kendi anlamlandırışı üzerinden bana bir karşı hareket de bulunuyor. Ama ben de o karşı hareketi sadece olduğu gibi boşlukta algılamıyorum. Ben de kendi deneyimlerim üzerinde algılıyorum.

ve bana geliyor benden ona nasıl gidiyor sürekli olarak böyle bir karşılıklı kendi geçmiş deneyimlerimiz kendi aile yapılarımız belki içinde bulunduğumuz ortamlar her şey o hareketleri anlamlandırmaya ve onlara göre bir tepki oluşturmaya yarıyor değil mi? evet ya benim geçmişten getirdiğim şu an yaşadığım senden aldığım verdiğim bana dair olan her şeyle senin ...yaptığını ya da o ilişkideki işte karşıda kim varsa onun yaptığını, dediğini... ...hareketini algılıyorum. Fenomenoloji bu işte. Ondan sonra yine kendimden bir şeyler katıp... ...bana uydu mu, uymadı mı bakıp, neyse. Ondan sonra karşıya bir şey, başka bir şey veriyorum. Bir davranış, bir söz, bir hareket, neyse. Onun için onu belirtmek istedim. Fenomenoloji evet budur. Tamam, süper oldu.

Farklı farklı bakış açılarının aslında birbirlerine çok fazla değen yerleri var. Her zaman hakim olmasak da. Bugün bilgeli biz bu konu üzerine konuşmaya devam edeceğiz. Arada şimdi ilişki dili hakkında soru hazırlarken şu karşımıza çıktı. Bunu da dinleyicilerimiz belki duymuşlardır daha önce ya da duymadılarsa bir gün karşına çıkarlarsa diye.

Sevgi Dili diye konuşulan aslında bir kitap üzerinden, Beş Sevgi Dili Geri Çarpma isimli bir yazarın yazdığı bir kitap üzerinden hak diline de konuşmaya girmiş bir kavram var. Ve burada şundan bahsediyor aslında yazar. Herkesin sevgisini gösterme dili birbirinin aynısı olmayabilir, farklı farklı diller var. Nedir bu yazarın bahsettiği beş dil? Onay sözleri, kaliteli zaman geçirmek, hediyeler almak,

hizmet etmek ve fiziksel temas. Şimdi neden ben de notlarıma baktım ve söyledim? Normalde benim de hakim olmadığım bir şey ama çok fazla soru geliyor bunun üzerine. Ben neden hakim değilim? Bilge neden hakim değil? Çünkü aslında gerçi yapım bir psikolog değil veya işte böyle bir oturup bilimsel bir araştırma sonucunda bunları yazmış değil. O kendi deneyimleri, gözlemleri üzerinden yazıyor bunu. Peki bunun bilimde bir karşılığı var mı? Veya bizim çalışma alanlarımızda bir karşılığı var mı? Şunu söyleyelim.

Bir çalışma 2006 yılında yapılan bir çalışma bu yazarın belirttiği sevgi dillerinin bir miktar geçerli olduğunu söylüyor ama o bir miktar kısmı önemli. Tabii ki ben şunu söyleyerek Bilge'ye söz vereceğim şimdi hepimizin telgisini ifade etme şekli birbirinden farklı olabilir. Kimimiz ufacık bir temas sağlarız, o karşı tarafa bütün olumlu duyularımızı aktarır. Kimimiz işte bu, burada da geçen o hizmet etme, fedakarlık yapayım öyle anlasın hani sözlerimi dökmeyeyim deriz. Kimi bol bol takdirini dile döker, öyle ifade eder. Farklılıklar olabilir. Bunları böyle kategorize etmek gerekir mi? Belki bazı insanlar için gerekiyordur ama benim kullandığım bir anlayış değil bu. Bilge sen ne düşünüyorsun bununla ilgili? Şöyle sende söylerken bir yandan şeyi düşünüyorum. Kategorizasyon içinden çıkmaya çalıştığımız bir şey artık. Yani şöyle bir şey var Güzem.

Eskiden çok fazla bilinen şey yoktu. Yani bu bilimin, tarihin başından falan bahsediyorum tabii. Birkaç şey, yani benim gördüğüm gözlem, hani kısaca belki böyle somutlaştırabiliriz. Bir şeyler öğrenilmeye başladı. Çok güzel, tamam. Duygular vardır, davranışlar vardır. Ruhsal bir şeyler, bir şeyler vardır. Her yerden bir bilgi çıktı. Bunun çalışması yapıldı falan. Sonra hani o bilgileri kolayca bulmak, kolayca ulaşmak, o bilgilerden yola çıkıp,

Onlarla ilgili bir şeyler yapabilmek için kategorize etme meselesine girdik. Yani şundan bahsediyorum. Aslında şimdi bunu söylerken aklıma geldi. Bu daha uygun olacak. Yani bir süpermarkete girdiğimizde ne bileyim işte deterjanın üstünde muz olmuyor. Yani ya da işte ne bileyim bisküvinin yanında diş macunu olmuyor. Şampuanın yanında ne bileyim

Su olmuyor yani. Düşününce bunların hepsinin reyonu var. Ne lazımsa biz oraya giriyoruz ve hep bunlar düzenli olduğu için amaçlı düzen ya. Hangisi lazımsa oraya giriyoruz ve zaman kaybetmeyip en nihayetinde ihtiyacımızı karşılıyoruz. Şimdi burada bu işin şeye dönmemesi lazım diye düşünüyorum ben. Bu çok geniş bir şey ama seni söylediğim yere de getireceğim. Evet, bu reyonda bisküvi var ve ben artık başka reyona giremem.

Şimdi hani bisküvi aldım, et alamam bunun yanında gibi. Ya da ne bileyim işte muz aldım, deterjan alamam falan gibi bir şeye dönüyor bu iş. Bilmiyorum hani açık oldu mu? Kategorize ediyoruz hani sen sadece dokunursun, sen sadece işte onaylarsın. Ya da işte ben bu üçünü yapıyorum, başka bir şey yapma. Şimdi bunu yani bilimsel dayanılan, ben de hakikaten hani bilmiyorum öyle söyleyeyim. Yani senin söylediklerinden yola çıkarak bunu söylüyorum.

Biz bütün bunların bizim ihtiyaçlarımız için olduğunu bu kategorizasyon sürecinde unutuyoruz. Ya bu sınıflama bizim işimiz kolaylaşsın diye varsa, illa bu bilimsel böyle bir şey varsa... ...ya da bu kişi bunları gözlemlediyse, uygun bulduysa tamam. Ama ne olabilir? Hani alıp buradan illa şablona oturup gitmek değil de... ...ihtiyacımı karşıladığım yerde kullanayım. Ne güzel. Hani hiç sıkıntı değil. Karşımdaki de bunu duyup anlıyorsa... ..."Aa Gizem, ne güzel yaptın." diyorsan ve sen bunu duyuyorsan... ...ve alıyorsan ve böyle etkileşiyorsan... ...ve tamam, sıkıntı yok. Ama ben seni onaylıyorsam... ...ve mesela sen bunu hani... ...ne bileyim, onaylanmak sana çok uymayabilir. Belki utandırıcıdır. Hani bazen övülünce bir utandırıcı dediniz. Var ya öyle bir şey. O sen onu almıyorsan... ...benim burada şunu düşünebilmem lazım. Hani...

Ben Gizem'e ulaşamıyorum. Gizem beni duymuyor. Burada şöyle bir şey oluyor. Onun yerine şöyle bir şey oluyor. Gizem beni duymuyor. Bu da ne biçim ilişki? Biz birbirimize uygun değiliz. Hiç de sevmedi zaten. Zaten işte o gün aradım da cevap da vermemişti. Allah kahretsin deyip bitiriyoruz işi. Halbuki burada evet, bu sınıflama bizim için var. Ben onu onayladım ya da işte ne kadar sevdiğimi söyledim falan. Ve duymadı, görmedi, ne oluyor? Oradan bir çıkıp...

Ben ne istiyorum? O neyi duyuyor, neyi duymuyor? Gerçekten bu istediğimi bu şekilde almak zorunda mıyım? Diye oralardan bir çıkmamız lazım. Yani bunlar, dediğin gibi, bilimsel bir yerden değil... ...bir yandan da, bilimsel olsa da, hani onu da bir açık kapı bırakmak lazım... ...bir sürü, yani bir sürü sınıflama var. İşte o kişilik kuramlarında var falan, hani bir sürü şey var ya... ...onları da, en azından belki buradan oralara da atıp da bulunmak iyi bir fikir olabilir.

Bunların hepsi var, bilimselse de eğer, biz orada sıkışıp kalalım diye yoklar. Biz onları kullanalım ve kendimizi bir tık tanıyalım, oradan yola çıkıp yine kendimize varalım diye varlar aslında. Ben bunu şeyde çok yaşıyorum, çok sık söylediğim bir şeydir. Bağlanma kuramından bahsederken, bağlanma stillerinde. Tabii aslında hepimizin işine geliyor. Ben kaygılı bir insanım. Ama aslında kaygılı bir insanım kategorisine kendimizi soktuğumuz zaman bir yandan da bir, bütün davranışlarımızı buna göre yorumlamak zorunda hissediyoruz. Partilerimizden veya etkileşimde bulunduğumuz bütün insanlardan gelen davranışları da sanki böyle algılamak zorundaymışız gibi hissediyoruz. Halbuki şöyle söylemek çok daha hem basit hem kullanışlı. Hepimiz bir miktar kaygılıyız. Ama bazen bazı durumlarda bazılarımız daha kaygılı hareket edebiliyor. Ya da bazı insanlar bizim kaygımızı tetikleyebiliyor. Bazı ilişkiler bizim kaygımızı tetikleyebiliyor.

Bazılarımızın stresle karşılaştığında ilk verdiğimiz tepki kaygı. O yüzden kaygınlı davranma eğilimimiz var demek kesinlikle daha yardımcı bizim hayatımızı açıklamamızda. Bu sevgi dili. veya ilişki dili veya temas artık ne söylemek istersek burada şunu söylemek mümkün bence hepimizin ilişkisinde duygularını bu olumlu olsun olumsuz olsun ifade eli şekli birbirinin aynısı değil yani bazılarımız daha fazla dile dökerek daha fazla dile getirerek açık ederek göstererek hareket ediyoruz bazılarımız başka davranışlar üzerinden gösteriyor Kendimizi burada kategorize ettiğimizde şey demiş gibi oluyoruz. Ben mutlaka söze dökerim arkadaşım, başkasını da kabul etmiyorum. Her türlü böyle bir şey yok. Üstelik de şu da var bence, ben seninle olan ilişkimde, bilirim ki diyelim, Bilge sevgi sözcüklerinin takdiri duymaktan çok hoşlanıyor. Tamam sana bunu kullanırım ama başka bir insanla ilişkimde başka bir şey kullanırım. Aslında insanın adaptasyona açık, dinamik bir varlık olduğunu hatırlamamız gerekiyor gibi düşünüyorum. En önemli becerimiz zaten uyum becerimiz. Yani bu sayede yaşayabiliyoruz. O zaman da yani o taraftan bir bakmak lazım. Senin hemen bir kelime seçtim. Kullanışlı diye bir ifade kullandım. Bu çok önemli. En temelden bakmak lazım. Yediğim yemek beni doyurmuyorsa kullanışlı değil. Aynen. Yani ben sen beni sev istiyorum ve bir şeyler yapıyorum ve sen beni sevmiyorsan yaptığım kullanışlı değil.

...ya da bir şey istiyorum ve sana bunu duyuramıyorsam, kullanışlı değil. O zaman sana bir dokunsam fena mı olur? Yani belki böyle duyulacağım. Şeyde dedin ya, seninle kullandığım dil farklı olur. Diğeriyle kullan. İşte biricikliği orada zaten meselenin. Ve sürekli değişiyor olması. Yani bugün ya da işte on yıl boyunca çok konuşuruz, konuşuruz, konuşuruz. Bir gün gelir susarız ve işte tam da o noktada ne olduğunu anlamak.

Yani o duyguyu almak, o ihtiyacı karşılamak, ne bileyim işte ilişkide ne olur? Önemsenmek, belki güvende hissetmek, belki sevilmek, şekilde ilgilenilmek gibi ihtiyaçlarımız var. Ve bunları karşıladığımız ölçüde orada duruyoruz ya. İşte biz onu yöntemlere çıkardığımızda, yöntemlere yani çıkarmak derken bir tık derin olmayan bir yer diye söylüyorum.

Ne olduğunu unutuyoruz ve o yöntemle saplanıp kalıyoruz. Diğer türlü sevgi, ilgi falan yok. Ben böyle söyledim, benim sözüm dinlenecek diyor mesela. Dinlemiyorsa belki bir şey vardır. Zaten ilişki bu değil mi? Karşıdakini merak etmek. Ne yaşıyorsun? Ne oluyor da duymuyorsun? İyi misin?

İlişkiler hep böyle başlıyor, yani seni merak ettim, iyi misin, nasılsın falan. Ondan sonra şeye gidiyor, ne olursa olsun o telefon açılacak falan. Ne olursa olsundan emin misin? Belki bir sıkıntı vardır orada. O zaman onu sormak lazım. Merakı bir kayboluyor. O da dille mümkün değil. O ihtiyaca tutunmakla mümkün. Çünkü bazen susmamız da uygundur. Bazen susup dururuz.

Çok haklısın yani illa konuşarak veya illa kalıplaşmış davranışlarla göstermemiz gerekmiyor. Burada şunu düşündüm senin dile getirdiğim bir yerden ihtiyaç kavramından yani aslında ilişkilere başlarken sınır kavramı da bununla ilişkili ya sen de yazıyorsun bunun üzerine. Yani kendi ihtiyaçlarımızı belirlemek, kendi sınırlarımızı belirlemek biz bu ilişkide herhangi bir ilişki illa romantik ilişki bağlamında konuşmamız da gerekmiyor. Benim bir ilişkide şunlara ihtiyacım var.

Karşımdaki insana bu ihtiyacımı duyurmayı deniyorum. Bu yöntemi deniyorum. Duyuyor mu? Belki duyuyor. Tamam, çok güzel. Belki duymuyor. Başka bir yöntem deniyorum. Belki yine duymuyor. Başka bir yöntem deniyorum. Belki yine duymuyor. Orada o zaman belki şunu düşünmek lazım. Belki de sizin ihtiyaçlarınızın karşı tarafta bir karşılığı yok. Yani siz ne şekilde söylerseniz söyleyin, anlaşılmıyor. Değil mi?

O zaman belki de o ilişki size göre değil. Belki de kesin olarak emin olabilirsiniz ki o ilişki sizin ihtiyacınızı karşılayamayacak. Ya da o ihtiyacımı karşılamayacak belki. Çünkü bazen de aynı şeydir ya, birileriyle bir şey paylaşırız, birileriyle başka bir şey paylaşırız ya. O da olabilir. Ne bileyim, okul arkadaşlarımla başka bir konuda muhabbet içindeyimdir. Bazısında sadece başımı sıkıştığında ararız mesela. Ya da sadece başı sıkıştığında arar o kişi bizi mesela. Ya da ne bileyim konuştuğumuzda böyle sonsuz derinlere konuşuruz ama bir yıl boyunca konuşmayız mesela. İşte oraları bir anlamak, hani bu nasıl bir insan, bana ne veriyor, ben ne istiyorum, alıyorum, alamıyorum. Zaten aslında bıraksak bir ilişki onu belirliyor.

Ya da ne bileyim, isteyince alamayınca bir duruyoruz, bir tamam olmuyor diyoruz. Ya da hep aldığımızda olmayınca yine bir navız tutmaya gidiyoruz belki. Hepsini aynı yerden karşılamak zorunda mıyız? Kesinlikle değiliz bence yani orada bütün ihtiyaçları bir kişiye yüklemek ama şey diye düşünüyorum sadece romantik ilişki üzerinde konuşmak gerekirse ve oradaki ihtiyaçlarımız çok net. Daha doğrusu olmazsa olmaz ihtiyaçlarımız var değil mi? Mesela güven. karşı taraftan sevgiyi öyle ya da böyle hissedebiliyor olmamız. Öyle ya da böyleyi orada bilerek kullandım. Yani neyse o kişinin bize iletişime şekli neyse bizim algılayabildiğimiz ölçüde seviliyoruz tabi. O da çok önemli. Karşıdaki kişi bizi deli gibi sevebilir ama bize bunu aktaramıyorsa hala bir problem var aslında. Yani orada hem bir taraftan birbirimizin

...anlatım dilini, aktarış dilini çözmek lazım. Ama bir taraftan şuna da inanıyorum. Bilmiyorum, katılıyor musun? Bazen de olmayınca olmuyor. Yani bazen de farklı yöntemler denesek de... ...karşı tarafa sevgimizi, ilgimizi, hissettiklerimizi aktaramayabiliyoruz. Böyle bir durumda ne yapmak lazım sence?

Katılıyorum bu arada söylediğine. Yani öyle oluyor hakikaten bazen. Şöyle bazen aktarabiliyoruz ve almıyoruz. Almıyoruz. Yani vermiyor. Yani ne yapabilirim ki? Bir de o kısmı var. Böyle bir durum, şunu düşünürüm. Hani yuvaları dağıtmayalım falan gibi bir yerden söylemiyorum. Ama hani referansımızın sağlam olması lazım. Ne demek istiyorum? Referansımız kendimiziz. Ben bileceğim önce.

Ne yaşadığımı ve neyi eksikliğini çektiğimi. Neyin bana iyi geldiğini gelmediğini. Şimdi buradan emin olmak lazım. Kendinizi tanıyın, kendinizi anlayın, bakın, bakın falan diye böyle bazen çokça tekrar ediyor olduğumun farkı. Birisi zaten o da terapiye varıyor işte. Terapiye alın, böyle, şöyle falan. O referansın iyi olması lazım çünkü benim ihtiyacıma sahip çıkabilmem için. Yani bir şeyi alıp almadığımı bilmem için ne istediğimi bir anlamam lazım, ne beklediğimi anlamam lazım.

Mesela şöyle bir şey, ben sevilmek istiyorum ve sevilmediğimi düşünüyorum. Ne istiyorsun? Sevilmek. Peki ne olursa sevildiğini anlarsın? Bilmiyorum. Şimdi onu bileceğim önce. Ben ne istiyorum? Demiştim çok arasın, sorsun mu? Ben uyuyup kaldım da üstümü mü örtsün? Bana yemek mi hazırlasın? Ya da ne bileyim işte özel günleri çok güzel hatırlasın ve programlar mı yapsın?

Nasılsın diye mi sorsun mesela? Benim önce bunlardan ne anladığıma bir bakmam lazım. Yani neyi alamadığımı bilmediğimde de bir garip bir şey oluyor. Çünkü sonra da şöyle bir şey oluyor. Ben diyelim ki, hani olmuyorsa olmuyordura varıyorum da. Sonra bir türlü ayrılamıyorum diyorum. Aa niye acaba? Hangi ihtiyacın var ve hangisi karşılanmıyor bilmiyorsun ki. O zaman da neyin arkasında durduğunu bilmiyorsun bu sefer.

Beni sevmiyor diyor ama nasıl sevilmek istediğini bilmiyor. Şimdi o zaman haliyle ayrılık olsun söz konusu, çözüm. Yarı yoldan dönersin çünkü belki olur diyeceksin. Yani orada somut bir şey yok, bir alışveriş yok. Yani ben senden şunu istedim, sen de bunu yapmadın. Ya da ben ondan bunu istedim, o da bunu yapmadı. Farklı yollardan istedim. Çünkü bu benim ihtiyacım, ben isteyeceğim. Onun duyacağı bir şekilde söylemek.

Benim ihtiyacım olduğu için benim sorumluluğum. İstedim, istedim. Olmadı, kesin olmadı mı? O zaman o ayrılığın da arkasında durabilirim. Ama diğer türlüsünde şey gibi oluyor. Emin miyim? Mutsuzum ama ayrılamıyorum. Bir türlü olamıyorum. Yani şöyle de olabilir bu arada. Şu an bu ilişkide sevilmediğimi görüyorum. Şu şunu, şunu istiyorum ve olmuyor. Ve karşıladığım başka ihtiyaçlar var. Onun için orada duruyorum demek farklı bir şey.

Hani, olmuyor ama ayrılamıyorum, başka bir şey. Daha böyle mağdur, daha sürüklenen bir yerden olunca... ...biz çok fazlaca yıpranıyoruz. Yani sorumluluğunu da alırsak... ...mesela işte dediğim gibi, ben sevilmediğimi biliyorum. Sevilmediğimi farkında, çok üzülüyorum buna. Ve bir yandan da burada çok güvende hissediyorum. O zaman ben burada dururum. Bu da olabilir. Onun için hani, ne beklediğimi iyi bilmek. Yani referansımı sağlam olmasından kastım o. ...benim neye ihtiyacım olduğunu iyi bileceğim. Bunu ondan istediğime, duyurduğuma emin olacağım. Ya bu bir formülasyon gibi bir şey de olmasın ama... ...bakkal bana ekmek vermiyor'yu ne zaman anlayabilirsin? Ben ekmek isteyeceğim, gideceğim bana ekmek verir misin diyeceğim. O da bana diyecek ki hayır vermiyorum. Şimdi böyle bir şey olması lazım. İlişkide de ben şunu istiyorum, alamadım. Denedim denedim, alamadım. Demek ki bu bunda yok.

Pazarlık ettim olmadı, şunu yaptım olmadı. Bunların hepsi var sonuçta çatışma çözümlerinde düşününce. Olmayınca, tamam o zaman ben çok seviyorum, çok özleyeceğim, çok üzülüyorum. Ve bir yandan da bunlar olmuyorsa bu ilişkide, ben de bunları almak için varsam, o zaman da yolları ayırmaktan uygun. Ama dediğim gibi yani bir araya gelmek kadar hazırlık gerektiriyor bence ayrılmak.

Çok haklısın. Burada çok ufak bir şey söyleyeceğim. Bence somutlaştıracak bir şey. Şimdi bakkal ve ekmek örneği verdin ya bence çok güzel. Ya şimdi diyelim ki biz bakkala gittik ve ekmek istedik. Bakkal bizim yüzümüze bakıyor. Ne? Eğer ekmek diye bir şey hiç bilmiyorsa, biz ekmek istesek de veremebilir. Ya da belki bakkalın ekmek değil de bakkal ona

Kek diyor mesela. Yani ben ekmek diyorum, o bunu kek diyebiliyor. Ben ekmek dediğimde ona hiçbir şey ifade etmiyor mu? Konuşabilirsek ben desem ki... Ya ben ekmek derken aslında kastettiğim şey işte un ve... Ekmek neden yapılır? Un, maya ve sudan falan... Maya. Şu dönemde öğrendik ama lütfen. Ekşi maya. Ben yapamam. Mutfakta çok kötüyüm. Böyle şeyleri hiç denemiyorum. Neyse yani...

Şunlar şunlar yapılıyor. Başına benzeyen bir şey istiyorum. Amacım şu yani bunu istiyorum şu amaca yönelik olsun. Bakkalda bana şunlar söylüyor. Aa evet ekmek değil benim bunu bildiğim şey ekmek değil kek ama

Benzer bir şey için kullanabilirsin desinler ki, ha tamam ben bunu kullanabilirim onun yerine ya da diyeyim ki yok yok yani bu benim istediğim tuzlu bir şey de sen bana tatlı bir şey öneriyorsun ben bunu kullanamam kendi isteğim içindeyim. Ve ayrışalım şimdi burada şey çok önemli ben istediğim şeyi biliyorum ama karşımdaki benim ne ifade ettiğimi biliyorum. Onda bu var mı ya da onda bu yoksa onda var olan şey benim için yeterli bir alternatif mi? Çok güzel söyledin. Aynı ölçüde kendimi iyi anlatmaya bakacağım. Ve burada etkileşimin olayı şu. Ne kadar duyuldum, ne kadar duyulmadığımı sormam lazım. Benim söylediğimin onda yarattığı etkiyi bir anlamam yok. Ben böyle dedim de sen ne anladın? Çünkü vermiyor. Üstüne basa basa söylüyorum. Çoğu şey kişiye ve anlamlarına dayalı da bazı şeylerde net. İhtiyaç benim.

O zaman ben düşeceğim peşine. Tabii, tabii. Aynen öyle. Yani burada biz şeyi bazen karıştırıyoruz. Hani ilişkide ne için bulunduğumuzu falan. Hani gelsin şunu yapsın, gitsin bunu yapsın. Benim dediğimi de söylemeden anlasın. Hayır, öyle bir şey yok. Yani ne zaman oldu ki öyle bir şey? Ben söyledikten sonra ne anlamı var? Yahu sen söyledikten sonra anlamı var. Aynen öyle. Yani o kişi sırf kendi istemiyor ama senin hatırına... ...sen istiyorsun diye o yolundan dönse...

Ya da ne bileyim, yapmam dediği şey senin için yapsa fena mı? Ama içinden gelmesi lazım. Ben kusura bakma da onun içine de ben karar vermeyeyim zaten. O kendi desin ki, hiç hoşlanmıyorum bunu yapmaktan. Ama seni güzel hatırının için yapayım. Aa çok güzel, çok tatlı. Demek ki beni önemsiyor.

Fikrini değiştirecek kadar. Tabii. Burada çok ufak şunu söylemek istiyorum. Sadece hani biraz zannetleştirmek için. Bunu sadece beni mutlu etmek için değil... ...aslında ilişkiyi daha iyiye götürmek için. Kendisinden... Hani bunu yaparken... Sadece onun için yapıyorum. Yani ben bunu hiç istemeden yapıyorum. Yo, yo. Evet, evet, evet. Sadece orayı şey... Hani kafa karışıklığı olmasın diye söylüyorum. Ama şey konusu çok haklısın. Mesela ya... Çok basit bir örnek, cinselliğe girelim. Mesela cinsellik yaşayan iki partner, karşı taraf senin ne istediğin, neye ihtiyacın olduğunu sen dile getirmezsen, ister sözünle ister oradaki tepkinle nereden bilebilir ki? Ne istedin, neye ihtiyacın var, neyden hoşlanıyorsun, neyden hoşlanmıyorsun?

Bu cinsellik olur, başka bir şey olur. Atıyorum hangi filme gitmek istediğini olsun. Sen hangi filme gitmek istediğini söylemezsen karşı taraf nereden bilebilir senin hangi filme gitmek istediğini? Belki tahmin edebilir, seyredebilir. Aa işte Gizem'de şu tarz filmler var. Ama hala bile o tarz filmler içerisinde dört farklı film olabilir ve sen söylemeyesin. Ben şunu seviyorum, buna gitmek istiyorum.

Sen neden benim için o tahmini yapmak zorunda olasın ki? Bu çok fazla yük değil mi karşı tarafa yüklemek için? Çok. Çok haklısın. Bir de ondan başka şeyler çıkarıyoruz bu arada. En sonunda gelip dayandığı yer sen beni dinlemedin, önemsemedin, sevmedin. Ama bilmiyorum ki. Tamam ben seni tanıyorum. Kulağım gözüm sende de kulağım gözüm sende ama sen bir şey söylemezsen. Evet cinsellikte de böyle. O ilişkide de ben neyi severim neyi sevmem.

Bunu duyurmadan karşı tarafı bir şeyle suçlamam uygun değil. Bir de kendi sorumluluğumu da almak orada önemli. Yani ben bundan hoşlanırım. Bu arada yapmıyorum da diyebilir. Böyle de bir şey var. Ben senden bunu talep edeceğim. O diyecek ki hayır yapmayacağım. Belki bunu konuşacağız. Niye yapmayacaksın? Ama işte hep de böyle o şeyden sapıyoruz ya. Belli davranışları bir arada olma sebebimizle bağlama eğilimindeyiz. Yani o zaman sen beni sevmiyorsun. Yok.

...bunu yapmak istemiyorum. Çünkü aynı ölçüde aslında bir yandan da bunda... ...ısrarcı olunca şöyle bir şey oluyor. Sen beni duymuyorsun diye... ...karşıdakini suçlarken ben de onu duymuyorum. Ve bunu çok unutuyorum. Kesinlikle öyle. Tabii tabii. Kendi sınırlarımın peşinde olmak çok güzel bir şey ama... ...hepimizin kendi sınırlarımızın peşinde olması gerektiğini de hatırlamak lazım. Orada hep ben şu örneği veriyorum. bu konuyu konuştuğum zaman sen şey gibi bir kabın içine sığmaya çalışan iki farklı eğilip bükülebilen bir miktar cisimleriz değil mi yani ben sana göre şekil alacağım sen de bana göre şekil alacaksın ben nereye kadar esneyebilirim sen nereye kadar esneyebilirsin eğer sen şey diyorsan sen esne kardeşim ben asla esnemiyorum burada da bir sıkıntı var ya da hayır ben bu tür esnemeyi yaparım sen olduğun gibi kal dersek burada da bir sıkıntı var önemli olun hepimiz bir miktar

...esneyip doğru kabı doğru doldurabiliyor muyuz? Dolduramayabiliriz. İkimiz o kaba sığamayabiliriz veya ikimiz o kabın içerisinde... ...birbirimizin tepesine çıkıp kötü hissettirebiliriz. Ama işte yani önemli olan o mücadeleyi biraz vermek. Ama bu mücadele de senin yerini ancak sen savunabilirsin. Evet yani kendime sahip çıkmadığımda... ...karşı tarafın bana sahip çıkmamasını anormal karşılamamam lazım.

Evet. Oldu mu bilmiyorum. Cümle şey geldi bana bir anda. Çok güzel oldu. Ben her defa çıkmıyorum ve diyorum ki sen benim için şunu yap, sen benim için bunu düşünmedin. Çünkü sen de düşünmedin. Yani önce gerçekten bir herkes kendi tarafında bir dursun, bir baksın. Ondan sonra zaten şöyle bir şey oluyor. Ben kendimi düşünebileceğime, kendimi güvendiğimde...

Karşı tarafı düşündüğümde, ah ben fedakar ve cefakar oldum. Bitti bu ilişki, kaydı gitti. Benim de kıymetim kalmadı. Olmasına gerek kalmıyor. Tabii. Ben çünkü diyorum ki düşünürüm. Çünkü ben kendimi de düşünürüm. Belki bir hak savunulması gerektiğinde... ...bir baktım sınırlar aşıldığında, bir şey olduğunda... ...ben bilirim ki ben kendime sahip çıkabileceğim. O zaman neyin elimden kayıp gitmesinden korkayım ki? Tabii ki. Onun için hani uçlara gidiyor. Ben...

Sana sahip çıkıyorum çıkıyorum sonra senden çok inanılmaz bir şey bekliyorum bana karşı. Onu yapmadığında aslında tek başıma bir savaş veriyorum. Karşıdakinin haberi yok. Bunları işte kendimize duyurmak ve ardından karşıdakine duyurmak. Duyurduktan sonra ne hissettiğini, ne düşündüğünü bir merak etmek uygundur. Onun için zaten her şey ya başta da söyledim. O aramızdaki başka bir şey. Aramızdaki ne sensin ne benim. Onun için senin...

Benim üzerime söylediğin şeyi vurgulamakta fayda var bence. Herkes kendi ihtiyacıyla bir şey yapıyor o ilişkide. Yani senin hatırın için... Benim öyle de bir postum var canım, o geldi aklıma. Senin güzel hatırın için deyip benim başıma kalksın diye değil ki. Sen de benim güzel hatırım için... Beni memnun edeceksin ki sen de memnun olacaksın. Aynı şekilde ben de seni memnun edeceğim. Ama ikimizin o ilişkide kendimiz için bulunduğumuzu bir unutmamamız lazım. Tamam.

Mesela o kadar şey yapıyoruz ki böyle çok uçlara gidiyor. Yani fedakar, cefakardan kendimi ezdirmeyeceğime gidiyoruz. Yahu ben ayakkabıyla, ayakla, postalla mı yaşıyorum? Ne ezdirmesi? Yani karşımdaki normal insan, ben ona nasıl yaklaşırsam o da bana öyle yaklaşacak. Bu birbirimizi çiğnediğimiz bir platform değil. Ya da birbirimizi sadece böyle muç muç, ahcuklu, güzel falan da bir yer değil. Ama bu ilişki. Ne iyi gidiyorsa iyi gidiyor. Kötü gidiyorsa bir konuşalım. Ne iyi gelmiyor, ne olmuyor. Çok garip bir dönemde miyiz mesela işte pandemide? Herkesin dengesi şaştı yani düşününce. Hani diyeyim ki ben çok garip bir şey yaşıyorum şu anda. Ya da o suratını asınca ben demeyeyim ki kesin bana bozuldu falan. Değil hani ne oldu diyeyim. Sormaya gücüm yoksa sormayayım. Kendimi destekleyemeyeceksem.

...yine onun önüne geçecekse... ...benim ona olan merakımdan ziyade kendime döneceksem sürekli... ...onun da kalamayacaksa... Çok güzel bir nokta bu, evet. Hani, ve bir sormayayım ya o zaman. Olmayacak çünkü yani. Hani şey de var ya, bir... ...merak edin falan dedik ya başta mesela, ben dedim ya... ...merak etmek bir tas, bir görev değil. Merak edecek, yok. Gerçekten merak edince merak edebilirsin. Ama o da kendine doyurduğun ölçüde... ...karşıdakini merak edebilmeye başlıyorsun yani. Onun için ama diğer türlü hani böyle yapmak lazımmış. Beş yolu, bilmem bir şeyler. Bir sürü bir şey var yani. Ya tamam iki üç tanesi uyar da hepsini zorlamaya gerek yok. Ben de çoğu zaman mesela biri bana soru sorduğunda bir hani bugün böyle iyi anlaştığımızda fark ediyorum. Ondan hiç şey yapmadım ama. Bir cevap verdikten sonra mesela merak ederim hani bu cevap oldu mu sana? Duydu mu? Hala merak ettiğin yerler var mı? Çünkü ben yine seni benim gibi duyuyorum. İşte fenomen... Seni süper anlattım. Fenomenoloji bu. Ben seni benim gibi duyuyorum. Seni duymam için daha çok açıklamaya ihtiyacım var. Bir şeyler söyle. Ya da ha okeysek tamam, o da tamam. O zaman böyle devam edelim. Ama bir yoklamak lazım sürekli bir. Çünkü onunla ilişkideyim.

Bu arada benim içimden de itirazlar geliyor. Şöyle düşündüm, yoklamak lazım diye. Deyince, hep ben mi soracağım? Yani duyulmak isteyen sensen, sen soracaksın. Duyulup duyulmadığını merak eden sensen. Öyle zaten karşılıklılık tam olarak bu değil mi? O mesela ben aramayayım, o arasın. O beni merak etsin. Ben diyelim ki uzağa gittim, o arayana kadar ben aramam. O mesaj atana kadar haber vermem. Ama sen merak edilmek istiyorsun. Demek ki bu senin için önemli. O zaman sen mesaj at. İkiniz ilişkide eşit değil misiniz? Niye o senin için bunu yapmak zorunda? Ama işte burada tamam biz fedakarlık yapmaya hazır olalım ama karşı tarafı fedakarlık yapmaya hazır olduğu varsayımı üzerine hareket edelim. Maalesef burada eğer ilk duygumuz güvensizlikse yani getirdiğimiz deneyimler bizi

...hep böyle bir tetikte yapıyorsa... ...hep karşı tarafı önce yapsın da... ...biz ondan sonrana karşılık verelim diye bekliyoruz ama... ...aslında ilişkinin doğasında hani o sıfır noktasında... ...birbirimize karşı olumlu varsayımlarla başlamamız lazım. Keşke onu yapabilsek hepimiz. Ya da hani olumlu da olmasın. Zaten olumlu başlıyoruz aslında Gizem. Düşününce değil mi? Yani sen benden hoşlandığını belli ediyorsun. Ben de aa diyorum ne güzel ben de falan. Hani böyle bir şey oluyor yani. Ama hadi, hadi onu da geçtim. Hani sıfır olsun. Ne oldu de. İletişim kurmak için. Ne yaparsın? Ararsın yani. Hani o noktada da aslında sen şey dedin ya... ...ben aramam, o arasın falan gibi. Yani belki şuradan başlanabilir. Yani iyi bir fikir olabilir. Hep yani referansımız, kendimiziz dediğim... ...yerden söyleyeceğim. Bunlar benim için niye skor? Evet, skor tutmaya ne gerek var? Aynen. Hah, bir de yani evet yani ben aramadım...

Ve o aradı işte bu. Yani ne oldu şimdi? O daha çok merak etti. Daha ne? Yani bunu şey olarak söylemiyorum bu arada. Bunların bir anlamı yok anlamını da söylemiyorum. Bunların benim için anlamını fark etmem çok önemli. Yani bunlar ne için? Skor. Ya bile bile yap. O skoru da ne işe yarıyor? Ya da hakikaten niye müsabaka içindeyiz? Niye skor? Ya da savaş mı bu?

Ne oluyor da üste çıkacağım? Bilmiyorum. Oraları yani, öğrendiğimiz çok şey var bu arada. Ben bu toplumdan değilmişim gibi de konuşmayayım. Sadece kendi terapisini almış biri olarak bunlara artık anlam...

...vermemeyi öğrendim. Onların başka bir şeyler olduğunu öğrendim. Yani norm değil de, öyle yapılır değil de. Hani herkes için başka bir anlamı vardır, onu da bir fark etmek lazım demeyi oradan öğrendim ben. Kesinlikle, kesinlikle. Hakikaten öğreniyoruz da, öğrendiğimizi de bir sormak lazım. Şimdi o arayınca ne oluyor? Ben böyle tabiri caizse kuduruyorum 24 saat.

Eee ne oldu? Eee sen orada bittin, yıprandın, sen çürüdün orada yani. O zaman arayınca da şey olmuyor ki, aa merhaba falan olmuyor. Yani böyle bir yandan öfkeyi tutuyorsun, bir yandan elde edilmesi zoru oynuyorsun falan. O ne zaman normal bir yaşantıya dönecek o performanstan? Orası da zor. Bir de farkında olmadan, karşı tarafın farkında olmadığı bir borçlanma içine giriyor karşıdaki sürekli.

Hani sen çünkü şey etsin. Ondan sonra bir şey oluyor, bir kavga 10 yıl sonra. Sen zaten beni o gün hemen aramamıştın da 24... Aa! Ben bilmiyorum bile onu. Ya da o... Ben de öyle bir kayıt yok. Aynen. Ya da o gün sen onu anlasaydın belki hakikaten... Belki hakikaten hesabı sorulacak bir şey. Alınacak bir cevap vardır orada. Bir şey vardır. Yok. O orada kalıyor. Ondan sonra başka bir yerlerden çıkıyor.

...çok zorlayıcı düşününce yani. Ama hani dediğim gibi hani öğrenilmiş şeyler de... ...her öğrendiğimizi de... ...lüp diye unutmasak. Olduğu gibi ağlamak lazım. Aynen öyle. Şöyle bir baksak. Şöyle bir baksak. Hani bu benim işime yarıyor mu? Gördüğüm ilişki örüntüsünde, yani oraya hiç girmedik ama... ...hani böyle bir ilişki örüntüleriyle büyüyoruz sonuçta. Gördüğümüz bir dil var, bir yapı var. Ve başka türlüsünü de bilmiyoruz. Tamam görüyorum hani o öyle yapar, bu da böyle yapar. Ama ben böyle yapmak istemiyorum.

...a o onu öyle yaptığında o bağırıyordu ama o bana böyle yaptığında... ...benim bağrısım gelmiyor, kızmıyorum ki. İşte oradaki ezberleri bir aslında belki bakmak. Kolay değil bunlar bu arada. Hani bizim normalimiz yani hiç kimse sorgulamaz ya... ...işte şu anda konuşuyoruz da... ...niye Türkçe konuşuyoruz diye sormadık birbirimize yani. Sen niye böyle konuşuyorsun? Bu bir dil çünkü. Böyle var oluyorsun ve... ...yeni dil lazım olana kadar...

Sonra zorlanıyorsun. Ah beni anlamıyorlar, duymuyorlar. Sonra ne oluyor? Bir öğrenmeye başlıyorsun bir şeyler. O da kolay değil. Bir de işin içine duygu girince çok çok zor. Temel bir şey. Çok zor bir şey. Onun için oraları anlayıp, ah ben de kendimi şu dille duyuracağım. Bu ülkede, bu ilişkide benim dilim anlaşılmıyor. O zaman ne diyeceğim? Nasıl duyulacağım? Translate mi kullanacağım? Google translate mi kullanacağım? Karşıdakine soracak mıyım? Sürekli ben doğru mu kullandım mı diyeceğim.

Onun için o ezberlere de bir bakmak lazım. İyi gelmeyen yerde bakmak lazım. Bu arada sen kapta dedin ya hani işte... ...ya bazısı da gerçekten sığışır gider. Hani onun da ilişkisi öyledir. Hani illa da herkes böyle bir baksın, kesin sorun vardır. Herkes dilini değiştirse falan değil. Kesinlikle. Ama sıkıntı varsa...

Bir yerlerden bir bakmak. Önce sanki kendimize bakmak. Hep ben oraya bil diyorum. Önce bir kendimize bakmak iyi. Bence de öyle. Evet kendimizden başlıyor aslında her şey. Bilge'cim çok teşekkür ederim. Bence bu konular hakkında daha konuşuruz. Konuşalım da zaten. Bu seferlik bu podcastı bitirelim. Sonrasını tekrar çekeceğimize aşağı yukarı eminim. Dinleyen herkese çok teşekkür ederiz. Dilgeciğim tekrar teşekkürler. Geldiğin, konuştuğun, anlattığın için, vaktini ayırdığın için. Ben de çok teşekkür ederim. Dinleyenlere de aynı şekilde. Yeniden görüşmek üzere. Görüşmek üzere. Herkese sevgiler. Hoşça kalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)