
1.244 kelime · ~6 dk okuma
Herkese merhaba. Birkin Kahramları'nın bu yeni bölümünde konuşacağımız konu Zoom bitkinliği. Siz de Zoom kelimesini duyunca şöyle hafif iriti olanlardan mısınız? Ben şahsen öyleyim. Aşağı yukarı 15 Mart'tan beridir hayatımın büyük bir kısmını Zoom üzerine geçiriyorum. Eğer siz de derslerinizi Zoom'da yapıyorsanız veya online toplantılarınızı Zoom üzerinden yapıyorsanız veya Zoom değil de buna benzeyen başka bir takım programlar kullanıyorsanız aslında ne demek istediğimi çok iyi biliyorsunuz.
Bütün o hayatımızı bir ekrana gömmek ve ekran içerisinde insanlarla sürekli olarak iletişim kurmaya çalışmak ve o iletişimin kendince zorluklarıyla sürekli başa çıkmaya çalışmak bizi çok zorluyor. Ve aslında bütün bu süreç o kadar çok bilimsel enerjimizi harcamamıza sebep oluyor ki, Normalde olduğumuzdan daha da yorgun oluyoruz. Ne demek istiyorum? Biraz daha açık anlatayım. Hepimiz gün içerisinde yaptığımız bütün aktivitelere enerji harcıyoruz. Bioenerji dediğimiz bu enerji aslında bilişsel aktivitelerimiz için de söz konusu. Yani bir toplantı yaparken, telefonda konuşurken, bir problem çözmeye çalışırken, mesela ben bu podcast'ı çekerken, hep bir bilisel enerji harcıyoruz aslında. Bu enerji zaman içerisinde azalabiliyor. Tabii ki tükenebilir bir enerjiden bahsetmiyoruz ve yenilenebilir, yani biraz dinlendiğimizi tekrar toparlayabildiğimiz bir enerji kaynağından bahsediyoruz. Ama gün içerisinde enerjimizi harcayacağımız yerler arttıkça daha fazla enerji kaybediyoruz ve bu da günün sonuna kendimizi gerçekten bitkin hissetmemize sebep oluyor. Mesela en temel problemlerimizden bir tanesi zoom üzerine konuşurken kişilerin daha çok omzundan yukarısına maruz kalıyor olmamız. Bu ne demek? Aslında ellerini görmüyoruz, kollarını görmüyoruz, vücut dillerini okumakla çok güçlük çekiyoruz. Aslında biz normal interaksiyonlar içerisinde karşımızdaki insanın el kol hareketlerinden çok fazla şey anlıyoruz, okuyoruz, biliyoruz. O kişinin örneğin bize dönük oturması veya kollarını şöyle kavuşturması,
Veya vücudunu böyle açık bırakması bize birçok şey ifade edebiliyor. Ama Zoom üzerinde konuşurken bunları okumamız mümkün değil. Üstelik sadece Zoom üzerinde birbirimizin yüzünü görüyor olsak dahi normalde alabildiğimiz bütün o sinyalleri yeteri kadar iyi alamıyoruz. Aslında biz mesela bir konuşma yaparken topluluk içerisinde olduğumuzda, sınıf ortamında veya iş ortamında sürekli birbirimizin yüzünü okuyoruz. Bu sosyometre dediğimiz bir kavram var burada. Karşımızdaki insanın söylediklerimizden hoşlanıp hoşlanmadığını, bizi anlayıp anlamadığını, o esnada orada bulunmaktan memnun olup olmadığını bize anlatan bir kavram var. Sosyometre daima aktif. Bazı insanlar da birazcık daha fazla hassas ama herkes de aktif olduğunu biliyoruz. Şimdi sosyometre
gün içerisinde bizim insanlarla konuşurken o sinyallerini duymamızı ve anlamamızı sağlıyor. Ama Zoom üzerinde konuşurken bu sinyallere o kadar az maruz kalıyoruz ki, bu da aslında bize şuna yol açıyor. Karşımdaki insan beni anlıyor mu anlamıyor mu, dinliyor mu dinlemiyor mu? Hele bir de kameraları kapalıysa, daha büyük bir problem öyle değil mi? O zaman iyicene bütün sinyallerden mahrum kalmış bir durumda, neredeyse duvara konuşuyormuşuz gibi hissedebiliyoruz kendimizi.
O yüzden aslında nezaketen de olsa Zoom üzerinde kameranızı açmak iyi bir fikir olabilir karşıdaki insan için. Şimdi dönelim Zoom'un başka problemlerine. Karşılıklı konuşmalar içerisinde 1.2 saniyelik bir gecik bile karşımızdaki insanı daha arkadaşça anlası olarak değerlendirmemize sebep olabiliyor. Bu bir araştırma sonucu.
Başka bir araştırma partnerler telefonla konuşurken dahi ufacık o gecikmelerin karşılıklı olarak bir negativite yarattığını gösteriyor. Bu ne demek? Aslında senkronizasyon problemi yaşadığımızda yani karşımızdaki insanın bizimle o esnada aynı şeyi hissetmediğini veya aynı şeyi o esnada deneyimlemediğimizi düşündüğümüz zaman karşımızdaki insanla duygusal bağlantımız biraz sıkıntıya giriyor. Şimdi Zoom gibi kanallar Sürekli bir senkronizasyon problemine yol açıyor, öyle değil mi? İnternet bağlantımızda sıkıntı olabiliyor ya da ufak kesilmeler oluyor. Bir söylüyoruz, karşıdaki duymuyor. Tekrar etmek zorunda kalıyoruz. Tekrar ettiğimiz zaman hem karşı tarafı gıcık oluyoruz. Tabii ki o kişinin hiçbir suçu yok. Hem kendimize kızıyoruz. Bağlantı kopuyor. Bağlantının kopmasına karşı tarafın yine hiçbir suçu yok ama biz sinirleniyoruz. Böyle sürekli olarak karşılıklı bir problem hali. Bu da doğal olarak yorucu oluyor. Onun dışında gündelik hayatta sessizlik tolera edilebilir bir kavram. Yani şimdi biz yan yana otursak ve karşındaki insan bir süreliğine sussa ben devamlı o sessizliği bozmak istemem. Ama zoom'da olduğunda, bir sessizlik olduğunda bu sefer şunu düşünüyoruz. Duymuyor mu? Konuşur da ben duymuyorum. Ne yapmam lazım? Şimdi bir konu açmaya çalışayım. Bu da tahmin edersiniz ki yorucu bir şey.
Bunun dışında zoom gibi kanallarda sadece yüzümüz gözüktüğü için ve özellikle konuşurken sanki her şey bizim üzerimize odaklanıyor gibi hissettiğimiz için kendimizi sürekli sahnede gibi düşünüyoruz. Bu da çok yorucu. Elimizi kolumuzu nereye koyacağımızı bilemiyoruz. Tabii ki söz konusunda elimiz değil ama yine de nasıl hareket etmemiz gerektiğini, öyle mi durayım? Böyle mi durayım? Gıdım mı çıktı? Şöyle bir duysam diye diye diye sürekli olarak ekranda kendimizi konumlandırmaya çalışıyoruz. Bir de tabii şey problemim var ya orada kendimiz konuşurken kendimize bakalım nasıl gözüküyoruz diye. Yoksa diğer insanların nasıl gözüktüğüne mi bakalım? Bir de bir anda bir sürü insan var. Yani dikkatimizi nereye verelim? Hangisine verelim?
Gündelik hayatta konuşurken bu kolay bir şey. Biliyoruz ne şekilde bakmamız gerektiğini, dikkatimizi ne şekilde dağıtmamız gerektiğini. Ama Zoom'da konuşmak bizim hala hazırda var olan bir yeteneğimiz değildi aslında. O yüzden şimdi sürekli olarak buna vakit harcamak bizi de zorlayan bir durum. Bir yandan da sürekli olarak sanki bir performans yapıyormuşuz gibi hissettiğimiz için o da üzerimize ekstra yük yüklüyor. Peki, dert yandık yandık. Ne yapacağız? Pandemi hala devam ediyor, biz hala evdeyiz ve karşımızdaki insanlarla sosyal mesafeyi bir süre daha korumak zorundayız. Zoom üzerinden konuşmalara devam etmek durumunda olduğumuz bugünlerde kendimizi nasıl koruyabiliriz?
Şimdi aslında iş yerlerinde veya online derslerde kamerayı kapatarak veya kendimize ses alarak biraz bir alan sağlasak da tekrar bunun karşı taraf için problemi olabileceği düşünmemiz lazım. Örneğin ders anlatan bir hoca olarak ben kendim öğrencilerimin kamerası kapalıyken ve onları göremediğimde gerçekten bazen anlattığım şey anlaşılıyor mu veya karşıdan bir feedback geliyor da ben kaçırıyor muyum duygusunu sürekli yaşıyorum. Eminim aynısını birçok insan yaşıyordur. Tabii kameramızı açmak her zaman kolay değil çünkü internet bağlantımız buna izin vermeyebilir veya o anda uygun bir yerde olmayabiliriz. Örneğin şu anda sizinle konuşurken ben evin diğer her tarafı bambaşka bir halde olabilir ama sizin gördüğünüz kısmın mükafat olmasını sağlamak mümkün benim için öyle değil mi? Ya da mesela toplantılara üstünde gayet formal bir kıyafet altında pijama altı veya baksırla giren bir sürü insan mevcut. Bunlar aslında pandemi hayatının gerçekleri olmaya başladı. Yapacak da bir şey yok. Burada önemli olan şeylerden bir tanesi Zoom yapmanız mecbur olmadığında yani o görüşmeyi telefonla konuşmayı çekebildiğinde bunu yapmaya çalışmanız aslında faydanıza olabilir. Zira Zoom yaparken sürekli oturmak zorundasınız ama telefonla konuşurken
Evin içerisinde olsa bile hareket etmeye çalışmak veya karşı tarafı daha iyi duyabilmek size gerçekten iyi gelecek. Onun dışında elinizden geldiği kadar zamansal sınırlarınızı korumaya çalışmanızı tavsiye ederim. Ne demek istiyorum? Sonuçta hepimizin zamanı sınırlı. Ve gecenin saat 10'una 11'ine koyduğumuz bütün o görüşmeler aslında o ilk başta bahsettiğim enerjinin yenilenmesine engel oluyor.
Hepimizin dinlenmeye, uykunun dışında da dinlenmeye ve sakin kalmaya ihtiyacımız var. Biliyorum özel sektörde, kurumsal hayatta bunu talep etmek her zaman kolay olmayabiliyor. Ama eğer bunu yapabilecek durumdaysanız lütfen yapmaya çalışın. Aile-arkadaş görüşmelerini Zoom üzerinde yapmak için belli zamanlar ayırmak ve bunların dışında kendinize bir alan sağlamak da faydalı olacaktır.
Unutmayın hepimiz bu aralar bu bitkinliği yaşıyoruz. Yalnız değilsiniz ve aslında böyle hissetmenizin bir sebebi var. Gündelik hayattaki o minik sosyal interaksiyonlar, küçük konuşmalar, verdiğimiz aralar, gülüşmeler bunların hepsi aslında enerjimizi yenilememizi sağlıyordu ama şu anda bunu yapamıyoruz. Üstelik yalnız olduğumuz zaman o sosyal izolasyon dolayısıyla da kaygımız birazcık daha yüksek.
O yüzden de kaygımızı regüle etmeye çalışırken birazcık daha da enerji harcıyoruz. Günün sonunda hepimiz normalden birazcık daha yorgun hissediyoruz. O yüzden evde kaldığım için daha enerjik olmam gerekir, aslında yolda vakit kaybetmiyorum gibi düşünceleriniz varsa kendinizi kötü hissetmeyin, yalnız değilsiniz. Bugün zoom bitkinliği hakkında konuştuk. Umarım siz de yaşadığınız tecrübenin neden olduğunu ve ne anlama geldiğini daha iyi anlamışsınızdır. Hepinize sevgilerimi gönderiyorum. Hepinize sağlıklı günler diliyorum.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.