
6.516 kelime · ~33 dk okuma
Merhaba herkese. Bugünkü Yakın Işıklar Uzman Sohbetleri serimizde yanımda meraklı psikolog diye de bilinen Çağla Tuğlu Serveroğlu var. Çağla'cığım hoş geldin. Çok teşekkürler davetimizi kabul ettiğin için. Hoş bulduk. Merhabalar. Ben de çok mutluyum burada olduğum için, sizlerle birlikte olduğum için. Bugün Çağla'yla biz çocuklarda sorumluluk gelişimi gibi aslında geniş bir konu konuşacağız. Oradan bakalım nerelere götürecek bizi. Sohbet değil, bir yandan da heyecanla bekliyorum ben. Çağla, hep yaptığım gibi bir söz sana bırakacağım. Kendini biraz tanıtmak ister misin? İzleyen, dinleyen herkese.
Tabii tanıtayım. Öncelikle davet için ve böyle güzel bir organizasyonun parçası olmamı sağladığınız için hepinize ve arka planda çalışan bütün arkadaşlara çok teşekkür ederek başlayayım. Çağla Tuğba Serveroğlu. Ben 14 yıldır alanda aktif olarak çocuklarla çalışıyorum. Çocuklarla çalışırken bir yandan da eğitim organizasyonları yapıp eğitim de veriyorum. Yani alana katkı sağlayan süpervizyonlar, eğitimler tarafında da aktif olarak geliniyorum. Onun dışında diğer diğer dolaşıp ailelere
Uzmanlara seminerler veriyorum. Meraklı psikolog da aslında her şeyi merak eden çocuk merkeziyle çalışan biriyim. Çocuğun merakını da kendi içinde yıllardan beri tuttuğumu düşünüyorum. Her şeyi merak ediyorum, her şeyi öğrenmeye çalışıyorum. Çocuk hevesi ve çocuk merakıyla hayatın içinde var olmaya çalışan bir uzman diyebilirim kendimi tanıtırken.
Çok güzel. Gerçekten çok hoşuma gitmişti ilk gördüğümde. Merak duygusunun kalıcılığı bence bizim alanda özellikle çok önemli. Yani gerek çocuklarla çalışırken gerek yetişkinlerle çalışırken merak etmek, öğrenmeye çalışmak daha fazlası. Sen bile çok güzel seyahat ediyorsun değil mi? Evet evet çok seyahat ediyorum. Aslında orada benim kendi organizasyonlarım da var. Bir de eş kontenjanıyla seyahatler var. Eşimle iş seyahatlerime yamcı olarak eklendiğim kısımlar var. Tabii bu da merak duygusunu keşifle beraber entegreden bir süreç olduğu için benim için çok heyecanlı. Yani çocuk dünyaya geldikten sonra etrafta böyle bir böcek var, burada böyle bir yaprak var, bunlar böyle yürüyorlar.
Nasıl etrafı merakla keşfediyorsam, ben de dünyayı dolaşarak böyle yemek yiyorlarmış, böyle şapka takıyorlarmış, evlerinde de böyle şeyler yapıyorlarmış, aynı merakla keşfediyorum. O yüzden benim için aslında çocuk heyecanı gezerek ve seyahat ederek aslında, gezme ve tatil demeyeyim, seyahat onun ismi, seyahat ederek ve keşfederek çocuk merakını koruyabiliyorum. Gerçekten çok güzel. Aslında seninle bugün bambaşka bir konu konuşacağız ama bence bir podcast daha çekip seyahat etmek hakkında da konuşabiliriz. Seyahat etmek benim de çok sevdiğim bir konu ve bence aslında seyahat etmenin bize ve aslında ilişkilerimize değil mi? Çocukla olan ilişkimize de, eşimizle koyduğumuz ilişkimize de ne kadar iyi geldiğini gösteriyor çalışmalarda. Bununla ilgili de konuşsak bence çok güzel olabilir.
Aslında şey bir tarafıyla bakarsan, çocukla ilişki, eşle ilişki, insanlarla ilişki değil, dünyaya bakış açınla ilişkili bir şey. Dünyaya dair vizyonun çok başka bir noktaya gittiği için insanlara dair, ırka dair, yaşam tarzına dair, inanca dair ön yargısız bakımına çok ciddi katkı sağlıyor. Bununla beraber de bir tarafıyla esneklik kazandırıyor sanayi. Çünkü hem farklı sıcaklıklarda, hem farklı trafik tarzlarında, farklı insanlarla, farklı ilişki tarzlarında esneklik kazandırıyor. Çok hızlı olan bir metropolde yaşamayı da öğreniyorsun.
...çok yavaş hareket eden insanlarla yavaşlamayı da öğreniyorsun. Yani çok, çok farklı alışkanlıklar kazandıran bir şey. O yüzden ben seyahat etmeyi çok seviyorum ve seve seve yapabiliriz tabii ki bununla ilgili. Tamam, bir sonraki podcast sözünü aldım. O zaman bugünkü konumuz olan birazcık daha farklı. Biraz daha çocuklar özelinde de konuşacağımız ama... ...belli bir yaşanımını sabitlemiyoruz aslında konumuz. Yani daha bir genel sorumluluk...
duygusu sorumluluk kazanmak hakkında konuşacağız. Genel sorumluluk hakkında konuşacağız ama tabii ki temelleri erken çocukluk dönemi 0-6 yaş aralığında atıldığı için aslında o tarafa daha çok vurgu yapacağım bir şey olacak. Çünkü 0-6 yaş aralığında hiç sorumluluk verilmemiş bir çocuğa 15 yaşında ergenlik ortasında tam hormonları ve hayatla mücadele etmeye çalışırken, varoluşunu sorgularken hadi evladım sorumluluk verelim dediğimizde aslında çok daha zor oluyor bu süreç. O yüzden birazcık daha oraya vurgu yapacağım ama genel bir şeylerden de bahsedeceğim tabii ki.
Tamamdır, çok güzel. Böylece izleyicilerimize bir başlangıç olmuş olsun. Peki, ben 3 yaşından biraz büyük bir kıza sahip olarak çocuğuma nasıl sorumluluğu kazandırabilirim sorusuyla başlayayım. Şaka bir yana gerçekten en temelinden başlayacağı ile bize anlatmaya, nasıl olsun bu işler?
Ben hep şey söylüyorum ailelere, bana gelen. Onlar minik insanlar ve dünyayı keşfetmek için geldiler. Bizim kadar hızlı değiller, bizim kadar her şeyi çabuk öğrenmek zorunda da değiller. Her çocuğun kendi ritmi var, her çocuğun kendi hızı var. Biz yetişkin olarak onlarla senkronize olmalıyız. Onu hızlandırmaya çalışmadan, onun için benim kafamdaki beklentiyi ona monte etmeye çalışmadan, onunla beraber hareket edersem aslında sorumluluk vermem çok daha rahat olacak.
Yani onun bu dünyadaki varlığının kaç yıldır devam ettiğini bilerek başlamalıyım. Mesela senin kızın üç yıldır bu dünyada var. Başka birinin çocuğu beş yıldır bu dünyada var. Bu demek oluyor ki senden çok daha kısa sürede bu dünyada var. O yüzden birçok şeyi bilmiyor. Birçok şeyi öğrenmeye ihtiyacı var. Ve bunu yaparken de bir şeyleri yaparken hata yapabilir. Bir şeyleri yaparken atırabilir, dökebilir, dağıtabilir. O yüzden... Beklenti ve minimumda tutup, en temel kelime bence sabır, sorumluluk verirken, sabırlı olarak onun yaptığı şeye daha az müdahale ederek ve ona fırsat vererek sorumluluk verebiliriz. Yani, ay dur sen bunu yapamıyorsun, ay ne kadar yavaş yapıyorsun, dur ben hızlandırayım dediğimizde ve onun yerine yaptığımızda aslında sorumluluk vermemiş oluyoruz. Ve bir taraftan da çocuklar şunu biliyorlar. Ya ben bunu yapamadığımda biliyorum ki o zaten benim yerime yapacak.
Birkaç defa zorlanıyormuş gibi yapayım. Sonra ona yaslanayım, o benim yerime yapsın. Yani ayakkabı örneği vereyim mesela bununla ilgili. Ben ayakkabımı giyerken çok zorlanıyorum. Anne çok zorlanıyorum gerçekten dedim iki üç defa. Sonra benim yerime yaptı. Sonra o olay anneye kalır ya da babaya kalır. Hiç fark etmez oradan. Ben hep şey söylüyorum ailelerim.
Çocuğun denemleyeceği herhangi bir konu hiç fark etmez. Kıyafet giymek olabilir, ayakkabısını giymek olabilir, yemek yemek olabilir. Sizin beklediğiniz hızla hareket etmeyecek hiçbir zaman. Ama fırsat verdiğiniz zaman sizin beklediğiniz hıza gelebilir. Fırsat verdiğiniz zaman ancak hızlanabilecek bu çocuk. O yüzden siz kendi yaşam döngünüzde çocuğa göre zaman planlamasını yapabilirsiniz. Yani normal şartlarda ayakkabıyı 20 dakikada giyebiliyorsa çocuk,
Siz evden çıkmaya 10 dakika kalıp hadi hazırlanıyoruz, ayakkabımızı giyelim dediğinizde tabii ki sonrasında kriz çıkabiliyor. Çünkü onun için yeterli zaman olmuyor. Ya da işte yatma saatine yakın, ödev yapmasına yakın, sofrada oturuyorsanız ve yemek yerken yavaş olan bir çocuğu ittirmeye çalışıyorsanız bu sefer çocuk strese girdiği için daha yavaş yiyor. Yani burada her çocuğun yeteneği, becerisi, ilgi alanı da birbirinden farklı. Bir de çocukların bireysel farklılıkları var. Nasıl farklılıklar bunlar? Gelişimsel farklılıkları.
Çocukların motor becerilerindeki farkı bu kadar. Yani ellerini kullanmayla ilgili beceriler, ayaklarını kullanmayla ilgili beceriler. Hassasiyetleri olan çocuklar var. Duyusal hassasiyetleri olan, tatla ilgili hassasiyeti olan, kokuyla ilgili hassasiyeti olan. Yemek seçen, kokudan dolayı rahatsız olan çocuklar var. Şimdi bu çocuğu ne kadar isterseniz isteyin, çok hızlı yediremezsiniz.
Bakar ayı yoğurt koktu, ayı karnabahar mı falan yapıyor, kıyasa falan yapıyor. Şimdi burada çocuğu ittirmeye çalışmak, hızlandırmaya çalışmak çocuk ve bebeğin arasında çok ciddi çatışmaya neden oluyor. Burada şeye bakıyorum, hoca bir şey mi öğretmek istiyorsunuz? Bunu yaparken arada kişiliğimi denemek istiyorsunuz? Yani burada bir fayda elde etmeye çalışırken bir zarar elde ediyorsak demek ki yaptığımız yol doğru bir yol değil. Bunu nasıl değiştirebiliriz? Erken dönemden başlayayım, bebekten başlayayım hatta erken dönem bebekten.
Şimdi bebeğin eline bir şey verdiğiniz zaman 6 aydan bahsediyorum. 6 aylık bir bebek ek gıdaya yeni başladınız. Bebek bir şeyleri keşfediyor. Zaten her bulduğunu ağzına götürüyor. Çünkü dünyayı ağzıyla tanıyor. Yerden bulduğu bir şeyi ağzına götürüyor. Götürme onu aman tanrım. Yani çocuk dünyayı gerçekten öyle keşfediyor.
Herkes psikolog olmak zorunda değil, herkes çocuk gelişimi bilmek zorunda değil ama çocuğunuz büyürken en azından o dönemle ilgili olan kısmına bakarsanız belki hayatınız birazcık daha kolaylaşabilir. Keyfinden dolayı ağzına götürmüyor. Çünkü dünyaya tanınmak için kullanabildiği tek kısım sadece burası. Ay çok pis yerlerdi. O zaman yerleri steril edebilirsiniz. Çünkü çocuk bulduğu şeyi alacak. Pirizlere parmağını sokuyor. Tamam o zaman kapatabilirsin sen pirizleri. Ya da uyarabilirsin çocuğunu. Ama yapacak onu. Yani sen istemesen de yapacak.
Bir şeyleri tutarken, hatta geçen gün bir aileyle oyun oynarken, aileyi de oyun seansına aldım. Çok da güzel bir örnek var. Arabaları diziyor çocuk, arabaları dizerken bir tane araba düştü. Yani çocuğunun sıralamaya çalıştığı şeyden. Baba elini uzattı, ışık hızıyla beraber düşen arabayı aldı oradan.
Dedim ki, evde de böyle hayat kurtarıyor musunuz? Yani oradan düşen arabayı alıyor musunuz? Evet, düşen arabayı alıyorum. Sonra dışarı çıktığımızda sandalyede otururken, çünkü hareket ediyor sürekli sandalyede, sandalyede otururken dengeyi sağlayamadı. Çocuk düşerken bu sefer de anne yakaladı. Dedim ki, yani anlıyorum.
İyi niyetle yapıyorsunuz, bir şeyleri kurtarmaya çalışıyorsunuz ama hayatı boyunca yanında olamayacaksınız. Bazen düşmeye de izin vermek lazım. O araba düştüğü zaman onun yerden almasına fırsat vermek lazım. Düştüğü zaman canı acıdığında sandalyede daha dikkatli olmayı öğreneceksin.
Bu yüzden bebeklik döneminde çocuğa sorumluluk vermek, çocuğun düşmesine, tabii ki kafasını gözünü kırmasından bahsetmiyorum, ama bir şeyleri deneyimlemesine izin vermek, burada da tırnak içinde söylüyorum, helikopter ebeveyn kavramı vardır bizim alanda çok sık kullanılan, sürekli çocuğun arkasında da aman başına bir şey gelecek, aman tehlikeli demek değil de duayı keşfetmesine izin vermek ve bunun için de Çok fazla oyuncuğa ihtiyacımız yok. Bir sürü madde çıkardım, hepsini aktarırım size diye. Evin içinde çocuğu dahil edebileceğiniz sorumluluklar listesi çıkardım. Üç sayfa. Yani çok erken, çok basit bir şey. Ama günlük hayatın içinde aileler şey söylüyorlar, mesela çok fazla oyuncuğa var ve hiçbir şeyle oynamıyor. Çok fazla oyuncuğa ihtiyacı yok. Erken dönen çocuk, dünyayı keşfederken
Merak ederken, deneyimlerken anne yemek yaparken yanında dolapları açıp tencerelerle oynuyor. Çünkü tencereleri birbirine vuruyor, onun çıkardığı sesten hoşlanıyor. Tencereleri iç içe koyuyor, büyük küçük kavramını öğreniyor. Ses çıkardığı zaman hangisinin rahatsız edici ses, hangisinin daha alçak ses olduğunu fark ediyor. Onları iç içe geçirmeye çalışırken bazısının daha ağır olduğunu, bazısının daha hafif olduğunu keşfediyor. Deneyimsel öğrenmek için aslında evin içinde var olan her şey çocuğun sorumluluk almasına yardımcı oluyor. Çocuğun önüne bir sürü yemek koymaktan ziyade
Belki araştırırlar ve bakarlar diye söylüyorum. Bebek liderliğinde beslenme, BLV kavramı altı aylık itibariyle eğer yapabiliyorsa her aile ve her anneye uygun olmayabiliyor. Çünkü ortalık gerçekten çok batıyor ve temizlik konusunda hassasiyeti olan anneler için sefer daha çok gerilim nedeni oluyor. Sadece uygunsa diye söylüyorum. Burada çocuğun bir şeyleri deneyimlemesine izin vermek. İyi görüyorsunuz, altı aylık bebek.
Bir havucu, haşlanmış bir havucu kavrayıp ağzıyla deneyimleyebiliyor, tutabiliyor, yakalayabiliyor. 6 aylık bebek bunu yapabiliyorsa, birazcık daha büyüdüğü zaman bir şeyleri iç içe geçirmeyi de öğreniyor. Bir şeyleri yerleştirmeyi de öğreniyor, sıralamayı da öğreniyor. Konukların gelişim dönemlerinde en öğrendiği ve en çok altı çizilen, bence her yerde bağırmamız da gereken şeylerden bir tanesi, çocuğun beyninin en aktif olduğu, öğrenmenin en çok hayatının merkezinde olduğu dönem, iki yaşa kadar olan dönemdir. Bu dönem aslında çocuğa fırsat verdiğimizde, çocuğun bir şeyleri deneyimlemesini sağladığımızda ve bunu yaparken, eyvah başına bir şey gelecek, aman tanrım düşeceksin,
dediğimizde çocuk öğrenmeyi bırakıyor. Çünkü korkuyor. Başına bir şey geleceğinden korkuyor. Yapamayacağından korkuyor. Ve onun yerine birisi bir şey yaptığı zaman zaten o yapar diye bu sefer bütün işleri ona bırakmaya başlıyor. O yüzden sorumluluğun temeli erken dönemde bebeğinin ne kadar bırakabildiği, ne kadar çocuğu hayata emanet edebildiğiyle ilgili. Çocuğu hayatın kollarına emanet ettiğimizde, bunu sadece evin içinden bahsetmiyorum,
Doğaya gittiği zaman da öyle. Çocuklarda korku erken dönem gelişmiyor. Ebeveynden bağımsız olarak söylüyorum. Yani doğada bir çocuk bir tane yılanı görsün alır, aa ne tatlıymışlar. Orada kimse plaketi vermiyorsa solucanı alır, tutar eliyle. Çünkü gerçekten merak ediyor ve keşfetmeye çok yatkın. Sizin bakış açınızla bakmıyor. Ormana götürdüğünüz zaman 35 çeşit ağacın yaprağını saatlerce inceleyebilir 2 yaşında bir çocuk. Ama sizin için o sadece ağaçtır.
O yüzden benim ebeveynlere sorumluluk vermelerini isterken söylediğim şeylerden bir tanesi, ne olur yavaşlayın. Yavaşlayın ve onlara sorumluluk verin. İşlerinizi ona göre organize edin. Onların hayatı keşfederken ki yolculuğuna eşlik edin. Birazcık daha büyüdüler. İşte iki yaş artık yürüyor, konuşuyor. Herhangi bir girişimsel sorun yoksa birazcık daha büyüdü. Artık hepimizin yediği yemeklerden yavaş yavaş deneyimlemeye başladı.
İki yaşında yemeği bırakın, kendisi yesin. Döküyor mu, batırıyor mu önlemi alabilirsiniz. Yani sofra altı örtüsü verersiniz, önlük takarsınız, döktüğü zaman yaparsınız. Ama bunu yaparken de çocuğunu dinlenme yolculuğunu çocuk için çok zorlayıcı hale getirmemek lazım. Yani çocuğun yanında sürekli ıslak mendille nöbette bekleyip her döktüğü zaman ağzını kenardan silmek, kollarını buradan aşağı silmek gibi. Bu da çok zorluyor.
Yani şöyle hayal edin istiyorum. Yemek yiyorsunuz ve her önünüze döktüğünüz zaman birisi sizi sürekli dezenfekte ediyor. Yani çocuk için çok yorucu. Yemeğin tadını alamazsınız. Ve bunu yaparken de normal olan bir sürecin içine, yapı olan bir sürece dahil etmeyin diyorum. Nasıl? Teknolojiyi dahil etmemek.
televizyonla ya da tabletle yemek yedirmemek. Çünkü bir şeyi deneyimlemesini ve sorumluluk almasını istiyorsan orada bir şey izlerken ağzına bir şey tıkarsan yemeğin tadını almıyor, doyduğunu anlamıyor. Nerede durması gerektiğini bilmiyor. Çiğnemeyi unutuyor. Ağzında tutuyor uzun süre. Bakıyor çünkü ekrana bir süre. Yani ne yapacağım ben? Aa yutacak mıydım falan diye. Hani bunları yapabiliyorlar. O yüzden ebeveyn olurken biliyorum
zorlandığı yerler var ebeveynleri. Çünkü burada ben şeye benzetiyorum, belki doğru bir metafor olmayabilir. Herkesin kullandığı metafor farklı. Bir sürahiniz var, ebeveynlik sürahisi diyorum. Çocuğunda bir tane bardağı var. Ebeveynlik sürahisinden çocuğun bardağına bir şey akıtabilmem için ebeveynlik sürahimin dolu olması lazım. Ve ebeveynlik sürahinin dolu olması için bana gelen şeyleri de yapabiliyor olmam lazım. Eşimle beraber iyi bir ekip olduğumu unutmayarak.
Çok yoruldum bu hafta. İşler berbattı. Bir dışarı çıkıp arkadaşım Ayşe ile kahve içip geri geleceğim. Spor yapmaya ihtiyacım var. Spor yapacağım. Yarım saat koşup geri geleceğim. Bu benim evivenlik sürahimi doldurur. Tavuk yiyebilirim, örgü örebilirim, yemek yapabilirim, bulmaca çözebilirim, film izleyebilirim.
Bana ne iyi geliyor? Deniz kenarında hiçbir şey duymadan sadece deniz sesini izlemek, dinlemek, kokuyu almak bile bir şey. Yani masaja gitmek, kadının ne biçim maniküre gitmek sürahi doldurur. Yani bunlar bile gerçekten çok minik şeyler. Çünkü çocuğun hayatında sorumluluk vermeyi bıraktığımız, çocuğu hızlandırmaya çalıştığımız şeyler toleransımızın bittiği noktalar.
Toleransımızın bitmemesi için de bizim sürahimizin dolu oluyor olması lazım. Yani benim çalıştığım ebeveynlerde en çok duyduğum, neler yapıyorsunuz kendiniz için, kendinize iyi gelen şeyler neler var dediğimde, kendime iyi gelen şeyler, galiba en son kendime hiçbir şey almadım diyor. Yani çocuğa kıyafet almış, çocuğa oyuncak almış, çocuğu okula götürmüş, çocuğu tiyatroya götürmüş, ona etkinlik kitapları almış, kendisi için hiçbir şey almamış. Bizim bence şöyle bir yanılgımız var ebeveyn olarak. Biraz toplumsal da bir tarafı da var bunun. Sanki ebeveyn olduğun zaman senin artık bütün kimliğin ebeveyn olmakla sana dair bir şey kalmadı. Sen artık sen değilsin, sen artık birinin annesisin, birinin babasısın ve o şekilde hayatını sürdürmelisin gibi bir bakış açısı oluyor. Gerçekten şey çok üzücü bence.
Kişilerin artık kendi benliklerine dair bir algıları kalmıyor da birinin annesi olmaya dair bir algıları, birinin babası olmaya dair. Belki annelerde daha çok görüyoruz ve o tabii iyicene toplumsal baskının etkisiyle. Halbuki kendi benliğimizi güçlü tuttuğumuzda, onu beslediğimizde çocuğa aktarabileceğiniz o kadar daha fazla şey var ki. Yani bu sadece, senin söylediğin şey çok önemli bence. O toleransı, yüksek tutabilmek için kendinize iyi gelen şeyleri yapmak açısından çok önemli. Ben şunu da eklemek isterim. Çocuğumuzda yeni bir şeyler katabilmek için de, yani biz kimiz, biz neyiz, biz hayatımızda bir şeyler yapıyor muyuz? Yani düşünsene, o gün kendimiz için bir şey yaptığımızı çocuğa anlatabildiğimiz bir hikayemiz de var. Tüm... Mesela bazen ancak şey yapıyorum. Ben bugün şu üç serpise çiçek diktim, biliyor musun? İşte gidiyoruz, beraber inceliyoruz. Bak ben bunları aldım, toprağı aldım, bunları yaptım. Bazen bir ihtiyaç var. Ama bazen de... Onun için mesela benim hobim. Bunu biliyor ve... En azından... Ben kendime de hiçbir şey yaptıktan sonra onu anlatmış oluyorum. Ama her zaman sadece onunla ilgilendiğim ve geriye benden de bir şey kalmıyor. Yani... Ne anlatabilirim ki? Yerine getirebilirim. Sadece o ve ben varız yani iş gibi.
Bir de şunu düşündüm. Sorumluluktan bahsederken bazen benim yetişkin danışanlarımla yaşadığım bir konu ve bunun çocukluk çocukluğa ne kadar çok yansıttığını fark ediyorum. Sen de çok güzel anlattın. Şimdi bazen şöyle şikayetler alıyorum. İşte eşim hiç iş yapmıyor.
Evde bütün sorumluluk benim üzerimde. Sonra konuştukça şeyi fark ediyoruz. Kişi eşine o sorumluluk alacak alanı vermiyor. E hiç iyi yapmıyor ki. Yani başı kayıklı diyorum, hiç güzel yapmıyor. Peşinden ben yıkıyorum tekrar. Başımdaki insanı yerleştirebiliyorum. Hiç güzel yerleştirmemiş oluyor. Ben baştan çıkarıp tekrar yerleşiyorum.
Zor şunu soruyorum, peki birisi de aynı şekilde davransa, siz onu yapar mısınız? Yani biri yaparsınız, iki yaparsınız, üçüncüsünde dersiniz ki benim hayatım tekrar yapılacaksa ben bunu yine yapayım ki yapmasınlar. Çocukların içinde benzer bir şey varmış gibi hissediyorum. Yani niye yapsınlar ki eğer biz onlara o alını tanımayacaksak?
Çocuklar için de düşündüğüm tam da bu aslında. Çocuklara sorumluluk verirken, erken dönemde... O yüzden dünyaya geliş süresini unutmayın. Kendinizi sürekli hatırlatın. Bu çocuk dünyada üç yıldır var.
Üç yıllık ömrü var. Daha öğreneceği, keşfedeceği, deneyemeyeceği her şey var. Senin bu kadar hızlı yapması zaten gerçekçi değil. Ve sen bu beklentiyle başlıyorsan ve çocuğa sorumluluk verdiğinde, çocuk bunu yapamadığında, çocuğu eleştiriyorsan, çocuğun arkasından ve çocuğun gözü önünde bunu yapıyorsan, ya oyuncaklarını düzgün bir şekilde toplayamamışsın. Ama toplamış, denemiş, ilk defa yoğunlayabilir. Onun yanından şunu konuşabilirsin. Oyuncaklarını böyle toplamışsın ama istersen bir de böyle toplayabilirsin. Ben toplarken böyle böyle şeyler de yapıyorum. Bunu da denemek ister misin? Birlikte orta yolu bulabiliriz. Aslında bence bizim ülkemizde en temel şeylerden bir tanesi insanların konuşmadığımız şeyleri anladığını düşünmek.
O zaten anlıyordur. Ben böyle düşündüm, o zaten fark ediyordu. Çocuk bunu anlamaz. Çocuk senin basit anlatman gereken şeydir. Bir de en temel şeylerden bir tanesi.
Çocuğun yaşına göre bilgi vermek ve çocuğun yaşına göre bilgi verirken paragraf paragraf konuşmamak. Üç yaşında çocuğa bak, evladım bunu böyle yapmaman lazım. Çünkü şundan dolayı diye başlayıp yirmi dakika konuşursan çocuk zaten ikinci cümlenin sonrasında yok, başka bir şeyle ilgilenmeye başlıyor. Yani senin anlattıkların da boşa gidiyor. Çocuk da o bilgi alamıyor.
Çocuğa hangi bilgiyi hangi dönem vereceğiniz de önemli. Sorumlulukla ilgili nasihat vermek değil. Yani bak bunu böyle yapmazsan çünkü şöyle olur falan değil. Bir de en temel şeylerden bir tanesi sorumlulukla ilgili.
Ailelerden şeyi duyuyorum mesela, özellikle aile apartmanı diye bir gerçek var ülkemizde. Aile apartmanlarında, ailelerin iç içe geçtiği ortamlarda, çocuğun bakımında çok fazla sesin olduğu yerlerde, işte babaanne, anneanne, bakıcı, halalar, teyzeler falan. Şimdi burada çocuk merkeze alındığı zaman, çocuğun hayatında kurallar olmadığı, sınırlar olmadığı zaman sorumluluk da olmuyor. Sorumluluğun olmadığı ortamda da aman benim paşa torunum, aman benim prenses kızımlar başlıyor ve bununla beraber ne söylüyorlar? Ya ne var işte 6 yaşına kadar ilkokula kadar her şeyi ben yaparım sonrasında zaten öğrenir. Öyle bir şey olmuyor. Yani sen ilkokula kadar çocuğun kıyafetlerini sen topluyorsan, oyuncaklarını sen topluyorsan
Yedi yaşında ilkokula başlayan çocuğun tek başına ödev yapmasını bekleyemezsin. Yatağını toplamasını bekleyemezsin. Oyuncaklarını toplamasını bekleyemezsin. Bunlar gerçekliği değil. Erken dönemli çocuğa sorumluluk vermezsen ve tırnak içinde söylüyorum paşa, prenses, kral, prens vesaire oradaki adının önündeki etiketlerle çocuğu büyütürsen çocuğu evin merkezi haline getirirsen çocuk sorumluluk almayı bırakıyor. Çünkü zaten başkası yapıyor.
Ve bu sorumluluk almak aslında çok basit bir şey gibi gözüküyor. Ama burada yaşamın sorumluluğunu almaktan bahsediyorum. Ya kıyafetlerini ben toplasam ne olur? Tamam, kıyafetlerini sen topla. Ama kıyafetlerini sen toplarsan, ödevlerini de sen yaparsın.
Oyuncaklarını sen toplarsan, projelerini de sen yaparsın. Yani bunu aslında ne kadar genellemek gerektiğini sürekli altın çizmeye çalışıyorum. Okul öncesi dönemde çocuğun hayatıyla ilgili sorumluluğu vermediğimiz zaman, ilkokulda hatta ergenlik döneminde o sorumluluğu tekrar çocuğa vermek çok daha zor. İşte sen yapıyorsun ya zaten.
İşte odamı toplamıyorum, üç gün söyleniyorsun, dördüncü gün sen topluyorsun diyor ergen. Çünkü biliyor ki annesinin tolerans sınırı dört gün gözlemlemiş. Çocukları bebeğimleri çok iyi tanıyorlar. Nerede zorlandıklarını, nereye kadar tahammül sınırları olduğu, nerede pes edeceklerini çok iyi biliyorlar. O yüzden burada şey olmaktan bahsetmiyorum, otorite olmaktan bahsetmiyorum ama çocuğunuzdan fazla yaşadığınız bir önümüz var. Çocuk yetiştirmekle ilgili bilginiz olmayabilir.
Ama ebeveyninizden öğrendiğiniz bir altyapınız var. Ama doğru ama yanlış. Bunu okuyarak, dinleyerek, bazen destek alarak düzenleyip de geliştirebilirsiniz her zaman. Ama bunun yanında da çocuğunuza yaptığınız şeylerle ilgili çocuğunuz zaten size geri bildirim veriyor. Bir yerlerde yanlış yaptığınızın sinyallerini çocuklar her zaman veriyorlar.
O zaman fark edip bunu düzeltme şansımız her zaman var. Yani her zaman değişim mümkün çocukla ilgili. Ben işte ebeveynlikte şurada bir hata yaptım. Aman Tanrım hani dünyanın sonu geldi gibi bir şey yok. Her zaman telafi edebileceğimiz şeyler var. Şey söylemiştim. Oyuncak almak, evdeki materyalleri kullanmak, çocukları evdeki işlere nasıl dahil ederim? Evet. Onunla ilgili ben de şunu soracaktım sana. Sen istersen açıkla. Tabii.
Ben ailelere şaka yapıyorum. Tabii ki şaka olduğunda altını çizeyim. Evde çocuk işi çalıştırmak diyorum. Çok gülüyorlar. Evdeki her işe dahil etmek ve bunu yaparken de çocuğa pozitif bir bilirim vermek. Ben mesela şey söylüyorum, bunu yapmama yardım ettiğin için çok teşekkür ederim.
Senin sayende ben bunları çok hızlı bitirdim ve seninle oynayacak zamanım kaldı. Ya da şunları şunları yapacak daha çok zamanım kaldı. Çünkü çocuğun yardımıyla gerçekten hayatınız kolaylaşıyor ve bunu çocuğa söylemek. Ama bunun yerine öbür tarafa geçip tam da senin söylediğin gibi... ...ya ne biçim katlamışsın kıyafetlerini, yatağını ne biçim toplamışsın... ...ay bu bunlar burada kırışık duruyorlar, oyuncaklarını düzgün yerleştirmemişsin... Bana tekrar iş çıkardın, kaç saattir bunlarla uğraşıyorum, bir de sana sorumluluk veriyorum, bir de bunu arkasından toplamak zorundayım. Böyle söylenirseniz ve çocuğun yanında bunu yaparsanız, tamam çok biliyorsan ve çok daha iyi yapıyorsun, o zaman sen yaptığın çocuk zaten çekiliyor orada. Kötü yapsın, denesin, bir daha denesin, siz geri bildirim verin. Ama geri bildirim verirken aşağılayarak, eleştirerek çocuğun yaptığı hatanın altını onun kişiliğine vurgu yaparak ne kadar yeteneksizsin, ne kadar beceriksizsin, ne kadar tembelsin, ne kadar uyuşuksun, ne kadar dağınıksın gibi adının önüne etiketler koyarak yaptığımızda çocuklar zaten bırakıyorlar.
Ebeveynimiz tarafından dünyaya bizi getiren bizimle doğduğumuz günden beri ilgilenen kişi tarafından adımızın önüne gelen etiketler gerçekten bizim ruhumuzda yaralar açıyor ve uzun vadeli ilişkilerimizi etkiliyor. O yüzden bunu sadece basit el işi gibi düşünmeyin, basit sorumluluklar gibi düşünmeyin. Bunların sonucunda çocuğa söylediğiniz şeyler, eleştiriler ya da taktığınız isimler, vurguladığınız kötü kelimeler ve etiketler gerçekten hayat boyu sırtlarına taşıyorlar çocuklar bunları. Çağla şey diyecektim ben de, aslında senin söylediğini güçlendirecek bir şey söyleyecektim yetişkin tarafından. Şimdi mesela bu atölyelerde, o sahile, o sahilde paralara gidiyorum. Ben de konuştum. Orada mesela yaptığımız şeylerden bir tanesi, egzersizlerden biri bu. Belki daha iyi aktarabiliriz diye ebeveynlere örnek vermek istedim.
Biz yetişkinlikte de kendimizi bir takım etiketlerle tanımlıyoruz ve o etiketler çoğunlukla ailelerimizden bizde kalan etiketler oluyor. Yani ben çok sakarlı bir insandım. Peki diyorum neye göre? Öyle derler benim için. Ama hani nedir bunun kanıdı? İşte yani... Peki diyorum buna karşı çıkacak bana birkaç örnek verir misiniz? Mesela çok bedrekli olduğunuzu ya da hiç yani sakarlık yapmadan bir şeyler yapabildiğinizi gösteren.
Bir sürü örnek sayıları ediyorum ama bakın yani etikete karşı çıkacak bir sürü kanıdınız var evde. Ya ben çok aptalım, ben çok beceriksizim, ben daha sayabilirim. Bunlar aslında çocuklukta yetkinlik duygusunu elde edememekten kaynaklanıyor birazcık da. Çünkü öz sergilediğimiz karlalığın altında yatan İki temel kavram var. Bir tanesi yetkinlik, bir tanesi değer duygusu. Ve o yetkinlik aslında zorluklarla başa çıkmakla ilgili. Ve aslında bir küçücük ev işi bile, yani atıyorum bir yatak toplamakta, o ötüyü oradan öyle çekmek işte.
Bırakın orası şey kalsın, yani yamuk kalsın ya da işte azıcık kabartılı kalsın. Neyse yani nedirse problem. Yeter ki çocuk ben yatağımı kendim kapattım diyebilsin. Çünkü o gerçekten onunla kalabilen bir duygu. Yani ben bugün bunu yaptım. Bir yerde bunda ilgili bir yıllar önce bir yazı okumuştum. Senin söylediklerinle çok örtüşüyor. Onu anlatmak isterim. Şeyde, bu bir yanlış hatırlamıyorsam
ya Afrika'da ya Orta Amerika'da bir daha böyle teknolojiden uzak yani böyle bizim batılı medeni toplum diye tabir etmediğimiz çok daha doğal koşullarda yaşayan bir ortamda şeyi fark etmişler oraya gözlemlemeye giden sosyologlar. Çok çocuklar ev işlerine inanılmaz dahil yani hani her şeye yetişiyorlar. 7-8 yaşında çocuklar bile Ergenler bile en çok problem çıkan yaş alarak hiçbir sıkıntı yok. Her çocuk her işin ucundan tutuyor. Ama bunu şöyle anlatmak lazım sanırım. Bir iş bölümü var. Yardımcı oluyorlar değil. İş bölümü var evin içerisinde. Herkesin sorumluluğu var. Ondan sonra araştırdıklarında yani siz ne yapıyorsunuz da bu çocuklar böyle oluyor diye sorduklarında şunu anlatmışlar. Ben anne olmadan önce okumuştum. Onu okuduğumdan beri uygulamaya çalışıyorum da evde.
Çocukları çok küçük yaştan itibaren onların yapabileceği kadar da olsa bir ev işi. Yani şey gibi, bu tabağı buradan şuraya götürebilir misin? İşte şu çamaşırları makineden çıkartmama yardımcı olur musun yani? Üç parçalara mı? Önemli değil. Tabii ki koca sepeti taşıyabilir ama taşısın. Ya da hani bir çamaşırı var, katlanmasının çok da büyük, kritik bir önem taşımadığı. Onu o katlasın. Ben mesela defleşmeyi yaptırıyorum, çok hoşuma gidiyor. Örnek verir misiniz?
Marul bıçakları vardı, plastik bıçaklar, keskinliği olmayan. Ben kendim mesela yemek yapmak için bir şeyleri doğradığım zaman onu da ona veriyorum. Yanımda şöyle çıkartıyorum tabureye. O da kendince onları doğuruyor. İşte onları da yemeğe koyuyor.
Sen yaptın ya, çok güzel oldu bu yemek. Sen yapmasan ben zaten yetiştiremezdim. Şimdi akşam yemeği için mi çok lezzetli olacak gerekiyor. O kadar gurur değil ki. O yemeği o yapmış gibi. Yani bu da okuduğum için yapabildiğim bir örnek. Ben de her şeyi doğru yapamıyorum ama en azından uygulanabilir, kolay bir örnek olduğu için söylüyorum. Somutlaştırmak çünkü iyi oluyor. Kodda söylediğimi dinleyebilir miyim? Tabii.
Böyle çok küçük, güzel örnekler var aslında. Eminim herkesin yaratıcılığıyla geliştirebileceği. Bunları yaptığımız zaman çocuklarımızın gelecekteki öz saygılarını geliştirmekle çok büyük bir adım atmış oluyoruz. Ve çok daha mutlu, çok daha az kaygılı bireyler yetiştirmiş oluyoruz. Kesinlikle. Sumut Somak'la ilgili dedim ya, üç farklı örnek çıkardın. Onlardan bahsedeyim herhalde. Birazcık daha örnekler istersen çağıracağım.
Şimdi çocuğa oyun hamuru almak yerine de hamur açmak çok yardımcı oluyor ince kas böceleri açısından. Çocukla beraber kurabiye yapmak, çocukla beraber hamuru açacak çalışmalar yapmak, kek yapmak. Bu arada 3 yaşında çocukla da çok rahat kek yapabilirsin. Evet, evet, evet. Birlikte puding yapabilirseniz karıştırma kısmını o yapar. Pudingin tapağını siz açarsınız, paketi açarsınız, o dökne kısmını yapar. Çok basit bir örnek. Kurabiye yapmak.
Çamaşırları ayırmak. Bunlar beyazlar, bunlar renkliler kısmını ayırmak. Hatta siyahları da ayırıp bir taraftan renkleri de öğrenir. Yani çabasız bir şekilde eğitim de varmış olsun. Daha kırmızıları böyle alayım, bir taraftan da konuşurum bunları yaparken.
İşte kırmızılarla beyazları birlikte yıkamıyorum. Çünkü bu kırmızılar yıkanırken beyazlarla beraber olmayı çok seviyor. Ve beyazların üstüne renklerini bırakıyorlar. Ve beyaz kıyafetlerimizin hepsi kırmızı oluyor. Hayır ben sevmem. Beyaz kıyafet giymeyi seviyorum diye. Anlatırım da bir taraftan. Şimdi sadece eylem yapmak ve sorumluluk vermek değil. hayata da hazırlamak. Çünkü bu çocuk ileride üniversiteye gittiği zaman, en iyi senaryodan bahsediyorum, evlenmek zorunda değil tabii ki, üniversiteye gittiği zaman belki farklı bir şehirde olacak ve çamaşır yıkayacak. Yani hayatta boyunca çamaşır yıkamayan 25 yaşında insanlar var şu an ülkede. Yani çok basit bir şey. Sonra çamaşırları ayırmanın dışında çamaşır asmak. Çocuklar şunu çok seviyor. Hadi gel beraber silkeleyelim. Yani şu egzersiz aslında, beraber bir taraftan da spor yapmak. Dedim ki, Ya neden silkeliyoruz bunları biliyor musun Ayşe? Olsun çocuğun adı. Şimdi bunları silkelediğimiz zaman, ütü yaparken daha az yoruluyoruz. Çünkü bunların kırışıklıkları gidiyor silkelediğimiz zaman. Hadi gel mandalları takalım. Ne renk mandal takalım? Şu renk mandal takalım. Hem ince motoru geliştiriyorum hem renkleri öğretiyorum. Yani aslında çamaşır asarken. Ayakkabı boyamak. Beraber ayakkabı boyayabilirsiniz. Bulaşık makinesi yerleştirebilirsiniz. Ziyafet katlamak. El ütüsü denen bir şey var.
Kıyafetleri katlarken çocuklar minicik elleriyle mucizeler yaratıyorlar. Ya o minicik minicik gösteriyorsunuz. Mesela o çorapları, iç çamaşırlarını minik minik elleriyle düzleştiriyorlar ve çok seviyorlar. Yani bazen şey gibi geliyor.
Bunu da ben yaparım, bunu da ben yaparım ama ev işinde gerçekten çok kalem var. Onlardan bazılarına çocuklarınız yardım ettiği zaman gerçekten yaşamdaki yükünüz de azalıyor. Yani bunu çok fark etmiyor olabilirsiniz ama çok işe yarayan şeyler. Devam ediyorum. Çekmece düzenleme. Çok seviyorlar. Çekmeceleri aç, boşalt. İçindekileri beraber yerleştir. Ve ona de ki, hadi gel çorapları bu tarafa ayır, işte atletleri bu tarafa ayır. Onları bir katlayalım.
En çok sevdiğim, hatta Netflix'te de belgeseli var, Marie Kondo usulü katlamalar. Çocuklar çok rahat yapıyorlar. O katlama tekniğini öğrettiğiniz zaman çok o çekmecinin içindeki yerleştirme kısmını da muhteşem yapıyorlar. Kendi kıyafetlerini de çok güzel yerleştiriyorlar. Ve ben en sevdiğim şeyi söyleyeceğim. Çocuklar kendi yaptıkları şeyleri bozmuyorlar.
Yani orada o çekmeceyi yerleştirmeye eğer 20 dakika ayırdıysa, o çekmeceden bir kıyafeti alırken eskisi gibi gelişi güzel almıyor. Çünkü onu kaplarken ne kadar zaman harcadığını biliyor. Para kazanmaktaki para harcamak döngüsü gibi düşünebiliriz burada. Aslında emek verdiği şeyin değerini de biliyor. Mesela yemek yaparken de öyle. Bir şeyi doğramakta çok zorlanabilir. Marulu kesemeyebilir ama marulu da eliyle parçalayabilir.
Ekmek bıçağı ile ekmek kesemeyebilir ama ekmeği eliyle parçalayabilir. O da bir egzersiz onun için. Yemeklerin hepsine baharatları çocuğa kattırabilirim. Yani minik elleriyle alır.
Hani çimdik deyip, baharat koyabilir. Sofra hazırlamaya... Çok erken dönem. Yürümeye başladığından beri sofra hazırlamaya yardım isteyebilirim çocuklardan. Bir tane tuzluk taşıyabilir en kötü senaryodan. Ondan. Peçeteleri taşıyabilir. Peçeteleri ver, peçetelik olmadan götürsün, yapsın. Töp atmak yapılabilir. Tuvalet kağıtlarını değiştirmek, havlu kağıtları değiştirmek. Bunları yapabiliyorlar. Oyuncakları düzenlemek. Oyuncak çekmecelerine...
Hangi oyuncaklar varsa o oyuncakların sticker'larını yapıştırabilir. Bu dolayısıyla oyuncakları çok rahat bulabilir. Hiçbir şey yapmadı. O çekmecedeki oyuncakların resimlerini kendisi yapabilir. Hangi çekmecede hangi oyuncak olduğunu birlikte bulabilirsiniz onu yapıştırdığınız zaman. Çiçek sulamak, çiçek ekmek, toprakla ilgili her türlü şeyler, barbunya bezelye ayıklamak. Bunları çok daha çok... Müthişler o konuda, müthişler gerçekten. Kiraz, vişne ayıklamak, reçel mi yapıyorsunuz, buzdolabı kaldırıyorsunuz, sonra onları buzdolabı poşetlerine yerleştirmek, sonra onların şeylerini takmak beraber. Nevresim takımlarını çıkarmak, yastıkları çıkarabilirler. Mesela beş kişiler çok rahat yastıkları çıkarabilir. Nevresimi çok rahat sökebilirler. Bunları çok rahat yapabilirler.
Gerçekten küçümsemeden görev verdiğiniz zaman bir sürü şey yapabiliyor. Sakı düzenlemek, babaların alet çantalarını düzenlemek, hamile işlerine yardım etmek, boya yapılacak şeylerde boya yapmak. Mesela bir mobilyası var, mobilyanın boyasını yapmak. Bunun gibi bir sürü şey kullanılabilir. Bunları yaparken çocuğa öğretebilirsiniz de, ben bunu böyle yapıyorum.
Çünkü şöyle oluyor, mesela şeyleri aldınız, baklagilleri aldınız, onları suya koydunuz ve şey dediniz, ben bunları niye suya koyuyorum biliyor musun diye anlatırım. Sonra, aa bak ben bunların içine kimyon koydum çünkü kimyon koymazsan daha çok pırt yapıyoruz biz. Derim hatta güleriz beraber onun üzerine. Günlük hayatım içinde yaptığım her şeyi onlara dahil ettiğimde aslında evin bireyi olduğunu hissediyorlar. Dinlerse buradan sevgilerimi ileteyim. İsviçre'de yaşayan bir arkadaşım var psikolog Eylem diye. Orada uzun süre kalan birisi olduğu için tam bir İsviçre ekolünde bilen bir anne. Evlerinde erken dönemden itibaren çocukların sorumluluk cüzdelgeleri var.
Sabah kalkıyorlar, yapmaları gereken kahvaltılarını kendilerine hazırlıyorlar. Bu arada çocuklar ilkokula gidiyor, kahvaltılarını hazırlıyorlar, anneleri de destek alıyor. Montlarını asma yerleri çocukların boyuna uygun, evine de gittiğim için söylüyorum. Montlarını asma yerleri çocuklara uygun, şemsiye koyma yerleri çocuklar için uygun. Bunlar hiç yapılamayacak şeyler değil.
İşte o gün içinde yataklarını toplamak, oyuncaklarını toplamak, dişlerini fırçalamak, buna çizergiler yapılabilir. Okuma yazma bilen çocuk için çocukla beraber o çarşıları hazırlayabilir ve yazabiliriz. Okuma yazma bilmeyen çocuklar için onların resmini yapıştırabilirsiniz. Yapılacak şeyler, diş fırçalamak. Bakalım diş fırçalama saati gelmiş, hadi gel beraber diş fırçalayalım.
Ellerimizi yıkama saati gelmiş, hadi gel bunu beraber yapalım." Bunları okul öncesi dönem için söylüyorum, 6 yaşa kadar olan şeyle. Hadi şunu yapacağız derseniz ve bunu bir askeri nizamda yapmaya çalışırsanız çocuk için çok antipatik oluyor. Ama bunu oyuna çevirerek yaparsınız. Sorumlulukları vermek, hayatlarına katmak gerçekten çok daha keyifli oluyor.
Bunu yapamadıkları günler olabilir, aynı şekilde bir şey yaptıktan sonra eleştirmek, adının önüne etiket takmak gibi, bunu yetişkin olarak düşünelim. Canınızın hiç yemek yapmak istemediği günler olabilir, daha çok uyumak istediğiniz günler olabilir, yatağınızı toplamadan açık bırakmak istediğiniz günler olabilir, yetişkin olarak düşünelim. Çocuk için oyuncaklarını toplamak istemediği günde olabilir. Yatağını toplamak istemediği günde olabilir. Bunu da konuşabilirsiniz çocuğunuzla. Hayır, saat 10'a kadar yataklar toplanmalı, her şey toplanmalı. Çünkü çocukların da mutsuz olduğu dönemler oluyor. Okulda bazen akran zorbalığına maruz kalabiliyor. Akademik başarısı birden düşmüş oluyor. Arkadaş ilişkilerinde problem yaşamış olabiliyor. Bazen bir arkadaşının sevdiği oyuncak onda olmamış olabiliyor. Yani onun kendi yaşına göre sorunları var.
Canı hiçbir şey yapmak istemeyebiliyor. O zaman destek de olabiliriz. Yani sorumluluk verirken ben sorumluluğu komple attım. Ne halim varsa gör de çok keyifli bir şey değil. Bugün kendini çok mu yorgun hissediyorsun? O zaman oyuncakları toplarken şöyle yapalım mı? Kutuya bir tane sen at, bir tane ben atayım.
Bakalım kim daha fazla atacakmış. Ben üç tane attım, sen beş tane mi attın? Yaşasın deyip bunu oyuna çevirebilirim. Yani bazen sorumluluklar konusunda hepimizin desteğe ihtiyacı var, çocuklarım da var. Yani ben çocuğa sorumluluğu öğrettim, sonra onu karerine terk ettim gibi bir şey düşünülmesi. Bazı zamanlarda gerçekten destek ve arkadan bir el, sırtını sıvazlayan bir ele ihtiyaç duyuyor çocuklar.
Ama bunları yaparken hep şeyi söylüyorum. Geçenlerde de paylaştığım şeylerden bir tanesi. Çocukların bir şeyi gerçekten öğrenmesi için 400 tekrara ihtiyaçları varmış. Beyinde bir şeyin yerleşmesi için. Ben bunu duyduğumda tabii de şöyle düştüm. 400 tekrar falan. Ama bunu oyun aracılığıyla yaparsak 10-20 tekrarla bunu halledebiliyoruz. O yüzden oyuncu ebeveyn olmak çok kolay bir şey değil, biliyorum. Eğer ebeveynlerle beraber, kendi ebeveynleriyle büyürken
Hiç oyun oynanmayan ebeveynlerseniz, anne babasıyla zaman geçirmekte çok zorlanan oyun oynamayla ilgili hiçbir bilgisi olmayan ebeveynseniz bunu yapmak hiç kolay değil, anlıyorum. Ama yapabildiğiniz, sizin için çok zor olmayan bir yerden başlayabilirsiniz. Yani bu ne olabilir? Belki kutu oyunuyla başlayabilirsiniz, daha yapılandırılmış bir şey.
Belki iki tane minişi alıp götürmek ya da ponileri uçurmak sizin için çok sıkıcı, çok anlamsız geliyor olabilir. Ama hamur oynayabilirsiniz belki ya da işte legolarla bir şey yapabilirsiniz. Sizin için ne iyi geliyorsa çocukla beraber onu paylaşabilirsiniz. İkinizin ortak uğraşını muhakkak bulabilirsiniz. O yüzden ben ailelere şey söylüyorum, yani çocuk illa seviyor da sizin nefret ettiğiniz bir şeyi görev gibi yaptığınız zaman çocuk oradan keyif almıyor. Yani hiç de anlamı olmuyor. Bunu sorumluluk gibi yaparken ikinizin ortak bulduğu şeyleri yapabilirsiniz. Mesela babalar şey söylüyor, sürekli prenses oynamaktan nefret ediyorum, yani çok sıkıldım. Çok haklısınız, oynamak zorunda değilsiniz.
Söyleyin bunu, ben bu oyunlardan çok keyif almıyorum. Ama şu oyunlar benim için çok keyifli. İstersen bunları okuldaki arkadaşlarınla oyna, anneninle oyna. Biz seninle beraber şu oyunları oynasak olur mu? Açık iletişim, ebeveynler çocuk arasında olduğu zaman... ...sorumluluk paylaşmak, sorumluluğu vermek, hayatı hazırlamak çok daha kolay. Çocuklar da zihin okuyamıyorlar. Yetişkinler de zihin okuyamıyorlar. Yani bunları adım adım anlattığımız zaman hayat gerçekten çok daha kolay oluyor. Bir de...
Çocuğun hayatındaki kişileri de sorumluluk konusunda organize etmeye ihtiyacım var. Yani çocuk evinde sorumlulukları çok güzel yerine getiriyor. Ama babaanneye gittiği zaman yine paşa prenses oluyorsa yine zor oluyor. Yani çünkü bazen oluyor. Bir ay babaanneye gitti, tüyeye gitti, tatile gitti. Çocuklar fabrika ayarlarına geri dönmüşler.
Daha zor oluyor. O yüzden hem aile büyüklüğüyle yetişimi açık tutmak, onlarla beraber senkronize olmak, hem de okulla beraber okul ev arasındaki dengeyi sorumluluk anlamında da kurmak çok önemli. Hollanda'da hazır İsviçre'den bahsetmişken, Hollanda'ya da uçuyordum. Hollanda'da 6 yaşında çocuklar anaokuluna kendileri gelip gidiyorlar.
6 yaşında. Şimdi bir Türk annesinin 6 yaşında çocuğu okula kendi kendine hani yürüme mesafesinde olsa ki götürebilme ihtimali çok düşük geliyor. Tabii ki şey de var yani güvenlik ihtiyacı, Ortamın güvenli olması, insanların daha güvenli olması falan bu faktörler de var. Ama buradan şeyi anlatmak için söylüyorum. Fırsat verildiğinde çocuklar bunu yapabiliyorlar. Yaş olarak bu olgunluğa sahipler aslında. Biz sadece onlara çok küçük daha yazık ona diye bakıyoruz.
Yazık ona dediğiniz şey aslında problem çözme becerisini geliştiremeyen bir yetişkine dönüşüyor. Ben hep şeyi söylüyorum. Şu anda çocukların en büyük sorunları ne diyorlar? Problem çözme becerisinin eksik olması diyorum.
Çünkü kriz yönetemiyorlar. Dayanılıkları çok düşük çocukların. Okulda bir sorunla karşılaştıkları zaman ağlıyorlar. Problem çözmek için aktif hale gelip bir şey yapmıyorlar yani. Hayır ben bunu çözeyim, nasıl çözeyim, alternatifi nereden bulayım kısmına geçmiyorlar. Çünkü hayatları o kadar kolaylaştırılmış ki erken dönemde. Sorumluluk o kadar az verilmiş ki. Şeyi biliyorum ya hani kötü bir örnek olacak belki ama aklımda olduğu için söylüyorum. Anaokuluna çalıştığım bir dönemde kapıyı çaldılar. Bir baba kızıyla beraber geldi. Elinde CV var babanın. Benim kızım anaokulu öğretmeni iş arıyor. Ben de işte kızımı getirdim dedi. Şimdi anaokulu, okul öncesi öğretmenliğin mezunu bir kızı iş görüşmesine babası getiriyorsa öğretmen adayına ya da öğretmene ben çocukları emanet edemem.
Ebeveynin ne kadar bıraktığı, çocuğun hayattaki zorluklarla başarılı becerisini o kadar arttırıyor. Bazen düşmeli, bazen yaralanmalı, bazen kalkmalı, bazen düştüğü zaman yardım istemeli bir hayat yolculuğu var. Bunu yaparken ne kadar bırakırsanız, bırakmaktan kastettiğim çocuğu kaderine terk etmek değil, hep oralarda olmak, hep bir taraftan gözlemli olmak, ihtiyaç duyacağı mesafede kalmaktan bahsediyorum. Düştün mü?
Tamam. Acıyor mu canım? Yok, acımıyor. Tamam, gel istersen bakalım. Yarın almış mısın? Tamam. Ne yapalım? İşte buraya bunu sürelim mi? Tamam. Bantla yapıştıralım mı? Tamam. Ama oradan kalkıp, ellerini silkeleyip, ayağa kalkıp tekrar oyuna devam et. Bak aslında hayat mücadelesinde ne kadar güçlendiğimizi gösteriyor. O yüzden ben mesela parklarda çocuklara çok bakarım.
Yani düştüğü zaman ne yapıyor? Salıncak sırasına girdiği zaman bir tane çocuk onu itledi. Hayır benim sıram dediği zaman o çocuk ne yapıyor? Anne salıncak sırasında benim önüme geçti diyor mesela. Ne yapacak? Okulda da anne benim kalemimi aldılar mı diyecek. Ben tuvalete giremedim çocuk benim önüme geçti diyecek. Yani aslında hayatın provası ne kadar sorumluluk verdiğiniz ve ne kadar zorlukla başa çıkmak için çocuğa fırsat verdiğinizle ilgili. Bunları yapabiliyorsak
Çocuk ortaokulda da bir şekilde başa çıkma becerisini geliştiriyor. Lisede de üniversiteye gittiği zaman, meslek hayatına girdiği zaman da şeyi görüyorum, yine aklıma geldi çocuklardan ergenliğe bağladığım, ofise mail atıyorlar mesela, belki senin de başına geliyordur. Arkadaşlara da örnek olsun diye söylüyorum, psikoloji öğrencileri ve psikologlara. CV yazıyor mesela subject kısmına, konu kısmına. Ana metin yazılacak kısım bomboş ve ekte CV var. Şimdi bu CV'yi bir aklı başında iş sahibi kişi alıp değerlendirmez. Çok donanımlı bir CV olsa da değerlendirmez. İş görüşmesine ebeveyniyle gidenler, iş görüşmesi için ebeveynlerin aradığı, benim çocuğumun yarın iş görüşmesi varmış, tam adres alabilir miyim?
Çocuk kendisi gitsin iş görüşmesine. Yani şu anda gerçekten hani kuşaklardan da belki bahsetmek gerekirken X kuşağı gerçekten problem çözme becerisi konusunda zorlanmayan bir kuşaktı. Ama Z kuşağına giden süreçte aslında şey kısmını görüyoruz, ben yapamadım şimdi ne yapacağım, nasıl çözeceğim bu problemi, ya çok çok zor şimdi burada ne olacak deyip bırakıyorlar, pes ediyorlar. Hata toleransları çok zayıf. Oyunlarda kaybettikleri zaman ağlıyorlar, devam etmiyorlar. Bir şeyde zorlandıkları zaman bırakıyorlar. O yüzden ebeveynlere söyleyeceğim, çocuğunuza gerçekten iyilik yapmak istiyorsanız, milyon tane oyuncak almak yerine çocuğunuza sorumluluk verin. Evdeki materyalleri oyun malzemesi olarak kullanmasına izin verin. Gerçekten.
Çok büyük bir bütçeniz mi var çocuğunuz için harcayabileceğiniz? Bankaya koyabilirsiniz. Çünkü zaten eğitim hayatı çocuklar için pahalı bir eğitim. Zaten ilkokuldan üniversiteye kadar eğitim hayatını destekleyeceğiniz noktada paraya ihtiyacınız olacak. Oyuncak için harcadığınız bütçeyi burada da kullanabilirsiniz çok rahat bir şekilde. Baya konuştum, bir durayım dedim belki sizin bir sorunuz var.
Güzel. Ben de çok keyifle dinliyorum. Ama şey, istersen toparlayalım ki daha sonraki podcast'a... Yani bak ergenliğe çok az girebildik aslında. Belki ergenlik hakkında konuştuğumuz bir podcast daha çekeriz. Bence çok güzel bir mesajla bitirdin aslında. Yani şu anda iki uşağın, özellikle helikopter, ebeveynler tarafından yetiştirilmiş olan çocukların
kaygı seviyelerinin çok yüksek, psikolojik dayanıklılıklarının da çok düşük, daha düşük olduğunu biliyoruz. O yüzden de aslında bence bu bize kendimizi nasıl değiştirip, nasıl onları daha fazla keşif alanına tanımamız gerektiğini, sorumluluk sahibi olmalarına yardımcı olmamız gerektiğini gösteriyor. Umuyorum ki bu yaptığınız yayınlar veya paylaşımlarımız daha fazla insana yayılır. Belki bütün davranışları değiştirilmesine yardımcı olmayacağız yani ama bir yerden başarlarsa bence çok daha iyiye gidebilir diye düşünüyorum. Çok daha bilinçli ev öğrenimler sayesinde çok daha sağlıklı, psikolojik olarak da daha sağlıklı bireyler yetiştirebileceğinize inanıyorum ben de. Çok teşekkür ederim. Ben de teşekkür ederim. Son olarak belki son bir toparlamak, ebeveynlerin çocuklara sürekli dünyanın tehlikeli bir yer olduğuna dair mesaj vermesinden ziyade dünyanın zorluklar içeren bir yer olduğu, bu zorluklarla deneyimsel bir şekilde başa çıkabilecekleri, deneyerek bazı şeylerde zorluklar yaşayabilecekleri, bazen düşebilecekleri, bazen kalkabilecekleri, bir yer olduğunu söylemek çok daha iyi olacak. O yüzden hayatın her yerinde, evde, dışarıda, sokakta, okulda ne olur çocuklarınıza sorumluluk verin ki hayata karşı savunmasız olmasınlar. Çok güzel bağladın, çok teşekkür ederim. Tekrar teşekkürler katıldığın için. Herkese sevgilerimizi gönderiyoruz. Hoşçakalın. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.