Podcast

S2E9: Hasetçalar

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Özgemiz, bu bölüm kem gözlerden kaçarken konfiçyüsü sollayıp hobileriyle buluşuyor. (inş)



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

2.114 kelime · ~11 dk okuma

Hadi, Pegasus'ta görülecek daha çok yer, gezilecek daha nice rotalar var. 150'den fazla şehirde maviliklere dalmak, doğayla baş başa kalmak, farklı kültürlerin izini sürmek, uygun fiyatlarla uzakları yakın etmek var. Herkes hadi deyince gidebilsin diye 20 yıldır Pegasus seni hayallerine ulaştırmak için var. O zaman hadi, Pegasus'la... Peki, şimdi nereye?

Alo Kayıp Eşya Bürosü, buyurun. Bir saniye, aktarıyorum. Herkese merhaba, hello, bonjour! Kayıp Eşya Bürosu'na tekrar tekrar tekrar hoş geldiniz.

Nasılsınız bakalım görüşmeyeli? Kerenacılar, neler yaptınız? Ne yaptınızsa yaptınız, hiç önemli değil. Hayata tutunma sebeplerinizden teker teker öpüyorum.

Transkriptin tamamını oku

Hemen hemen hepimiz ara sıra farkında bile olmadan birilerini, bir şeyleri kıskanıyoruz ve ben bunu dile getiren birini gördüğüm zaman o kişiden inanılmaz itiliyorum. Çok, çok kötü oluyorum. Böyle tüylerim diken diken oluyor. Sanki ben hiçbir şeyi kıskanmamışım, hayatım boyunca süper bir birciklik hissiyle büyümüşüm gibi o kişiden topuklarım götüme vura vura kaçmak, uzaklaşmak istiyorum. Bu hissin önünü alamadım.

Belki o yüzden itiliyorum, bilmiyorum. Yani kıskançlık sadece çocuklar hissettiğinde biraz normal gibi gözüküyor. Ya eşek kadar insanların birbirine kıskandığı bilgisi benim bu hayata dair, insanlığa dair tüm umutlarımın bir numaralı olmasa da iki, üç numaralı, yani ilk ona girer bir katil, evet. Aynı zamanda insanı batıla doğru yokuşa aşağıda bırakan bir duygu kıskançlık. Tabii şu an kıskançlık deyince insan gelişimi ve psikolojiden ötürü biraz bilimsel bir kavram gibi duruyor. O zaman yönetmesi kolay oluyor. Hatta işe yarayan bir şey bile olabiliyor kıskançlık o zaman. Birine kıskandığında onda olup sende olmayan şeyi tespit ediyorsun. Sende olmayan o şeye neden ihtiyaç duyduğuna bakıyorsun. Hop ne oldu? O dağın başkasından çıktı, kendin oldun.

neye neden ihtiyaç duyduğunu anlayıp bu konuda aksiyon aldığında da kıskançlık duygusu kendiliğinden yok oluyor. Belki yok oluyor diyemem, belki yok olması iddialı olabilir ama nasıl söyleyeyim böyle hani patlıcanları da biz pişirmeden önce tuzlu suda bırakıyoruz ya hani acısını salsın diye. Sonra dört kaşık zeytinyağı, bir soğan, üç dört diş sarımsak, tuz güzel bir domatesi üstüne doğrayıp şöyle orta ateşte pişiriyoruz. Yanına pilav ececikle bir güzel yiyoruz. Tam onun gibi bir şey. Anlatabildim değil mi?

Kıskançlığı da şöyle güzelce ayıklayıp yıkayınca aslında yemeği çok güzel oluyor. İnanılmaz. Vallahi ağızla dağılıyor gidiyor. Tam da mevsimi. Ve bu basit işlemi yapabilen insan sayısı günümüzde o kadar az ki. Üstümüz başımız komple haset oldu. Herkesin birbirine baktığı, kendini başkasıyla kıyasladığı, güzel bir şey görüp kutlayamadığı bu nazar yağmurunun altında can havliyle bir şemsiye arıyoruz hepimiz.

Zaten bu arada kronikleşmiş hasette konuda artık önemini yütürüyor biliyorsunuz. Yeter ki mıy mıylanacak, kendine acıyacak bir şey olsun o kişinin. Sen ne güzel şey yapıyorsun. Ne güzel yürüyorsun. E sen de yürü, bacakların tutuyor. Ya senin gibi olmuyor. Ben senin yürüyünce senin gibi olmuyor. Sen ne güzel topuk, taban, parmak ucu yürüyorsun. Bir sağ, bir sol atıveriyorsun ayaklarına dengeni kaybetmeden. Dik bir omurgayla nereye gitmek istediğin belli.

Ben ölmeyeceğimi bilmiyorum. A noktasından B noktasına ilerliyorsun. Ben yapamıyorum ki. Nereye gitmek istediğim bile belli değil. Düz tabanım zaten. Bu arada istesem yaparım tabii de. Burada böyle bir biz daha ölmedik savunması başlıyor. Vakit kalmıyor işten yani. Güçten... ...işten güçten uyuyup uyanmaktan... ...nefes alıp vermekten vakit kalmıyor ki. Zaten ben öyle çok şey yaptığımdan da değil. Çok... ...çok da istediğimden de değil bir de. Senin sonuçta imkanın var yürümek için. Benim de evimin önünde yol olsa ben de senin gibi... Sus be!

Kalk git yap. Yapamıyorsan da denedim olmadı de önüne bak. Mıy mıy mıy mıy mıy. Mıy mıy nazardan, mıy mıy nazardan, mıy mıy, mıy mıy, mıy mıy, mıy mıy, mıy mıy nazardan nefret. Nazar dediğin sabah kalkar gider. Ne bakıp duruyorsun? Sevmem. Nefret ederim mıy mıy nazardan. Kalk git be haset, kalk git be haset, kalk git be haset, kalk git. Mıy mıy nazardan.

Ne geliyorsa sizden geliyor ya, kenafir gözlüler, evet! Hayır, ben yorgun, uykusuz, aç ve susuz değilim. Kan değerlerim yerinde. Son bıraktığımda yerindeydi. Ben her gün C vitamini, D vitamini, B vitamini, beta glükan, demir hapı, bromeleyin yutuyorum ben her gün. Günde on bin adım atıyorum, sabah kalkar kalkmaz limonlu su içiyorum ben. Senin o gözlerini oyarım!

Çiçekler gibi uyandığım bu günü kimsenin mahvetmesine izin vermeyeceğim. Duyuyor musunuz? Ben bugün, bugün nasıl bir gün biliyor musunuz? Bugün benim eyeliner'ımı tek seferde simetrik çektiğim bir gün. Bugünü kimsenin, hiç kimsenin mahvetmesine izin vermeyeceğim. Alacağım kitabımı, yola bakan sakin bir kafede çok güzel bir kahve içeceğim. Belki de bubble tea içerim. Kimse karışamaz bana.

Bulunduğun ortamda yoğun oranda haset tespit edildi. Havalandırmalar çalışmıyor. Tüm çıkış yolda kapanmak üzere. Kaynağını tespit edemiyoruz. Hemen orayı terk et.

Ben, ulan ne yaptım? Kitabımı okuyacağım. Makyaj, makyaj yaptım diye mi oldu? Eyelinerim yüzünden mi oldu? Saat üç yönünde glutensiz brom isteyen kadını tetikledin. İki hafta önce kuaförü saçını fazla kestiği ve çok fazla ödediği için mutsuz. Saçların tam onun istediği uzunlukta. Ve... Ve ne? Ve maalesef yarın mezun olduğu lisenin plan gününe gidecek. Of, lanet olsun adamım. Hepsi mi beni bulur? Bu hasetin kana karışmasından önce

Bu sistemleri almazsan yarım saat sonra birdenbire tansiyonun düşecek. Ve rengin atacak. Dilini ısırıp poponu kaşıyabilirsin. Bu bize sekiz ile on dakika arası bir zaman kazandırır. Ağzından af çıkmadan ve elindeki bardak kırılmadan sığınağa gitmen gerek. Anlaşıldı. Sol kulağımı çekerken öpücük yapıp masaya üç kez tıklatıyorum. Ve hemen kalkıyorum. Hızlı hızlı yürümeye başlıyorum. Ama dikkat çekmemem lazım.

Sanki, sanki o kadar da iyi bir durumda değilmişim gibi. Kıskanılacak hiçbir şeyim yokmuş gibi yürüyorum. Aniden bağırsaklarımı bozmuşum da altıma sıçmamak için amansız bir mücadele içindeymişim gibi. Kapının önünde arabasından inen bir adamı kenara itip arabasını gasp ediyorum. Son sürat sığınağa geliyorum. Optik okuyucuya çenemi dayıyorum. Beni gözümden tanıyor. Hemen içeri gidiyorum. Kasaya ulaşıyorum. Şifreyi görüyorum.

Kasadan çantayı alıyorum. Açıyorum ve işte. İhtiyacım olan her şey burada. Nazar savar kiti. Nazar boncuklu kolye. Tak. Ada çayı demeti. Yak. Tuz. Avuçla ve omuzlarından geriye at. Son bir adım kaldı. Buna gerçekten gerek olduğuna emin miyiz? İşimizi şansa bırakamayız. Bunu onlar istedi.

Eyyübillahimineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. Kul eyyübillahimineşşeytanirracim. Kul eyyübillahimineşşeytanirracim.

Kul eyyübillahimineşşeytanirracim. Kul eyyübillahimineşşeytanirracim. Kul eyyübillahimineşşeytanirracim. Kul eyyübillahimineşşeytanirracim. Kul eyyübillahimineşşeytanirracim. Kul eyyübillahimineşşeytanirracim. Kul eyyübillahimineşşeytanirracim. Kul eyyübillahimineşşeytanirracim. Kul eyyübillahimineşşeytanirracim. Kul eyyübillahimineşşeytan

Bugünü kimseden mahvetmesine izin vermeyeceğim demiştim. Beni sınamayın! Of. Bu arada benim de kıskandığım bazı şeyler var. Konuyu oraya getirmeye çalışıyordum ama bir felak nasıl okumuş olduk Allah kabul etsin. Ben bu ara bir hobisi olanları ve köpek sahiplerini kıskanıyorum. Birosu'nun gülleri. Eğer bu ikisinden birine veya ikisine sahipseniz hemen poponuzu hemen şu an kaşıyın ne olur ne olmaz. Benim nazarım değmez de. Yani siz yine önleminizi alın.

Hobi'de kıskanılır mı ya? Ahşap boyamayı mı kıskanıyorsun Özge'm? Diyecek olanlarınız varsa aranızda ağzına bir sus be patlatıp alabalıkla vurduktan sonra hepinize hobinin kelime anlamına bakmaya davet ediyorum. Buyurun. Sizi şöyle TDK'nın olduğu rafa doğru alayım. Hobi. Keyif veya oyun için yapılan iş.

Çok net bir tanım. Cümleyi tersten kurarsak peki iş ne oluyor? İşte keyif ve oyun için yapılmayan bir hobi. Olabiliyor o zaman. Haksız mıyım? Canımı sıkan da zaten tam olarak bu. Hobi, yeterince iyi yapamadığın şeyleri örten bir kavram olmamalı bence. Hobilere çok haksızlık ediliyor.

Yapma demiyorum hobi olarak. Hobi, aslanlar gibi çok da iyi yaptığın o şeyi kurda kuşa yem etmeden, sade ve sadece kendi mentalin için kullandığın bir self kabotaj yöntemidir. Anlatabiliyor muyum? Ve benim kıskandığım şey tam olarak bu. Bir hobide çok iyi olup da bunu bir şeye dönüştürme gereği duymadan, sadece kendisi için yapmaya devam edebilen insanlar.

Muhteşemsiniz, saygıyla eğiliyorum. Başarıdan korktuğu için değil, başarı kavramı artık umurunda olmayanlardan bahsediyorum. Düşünün işte, ermişlik seviyesi öyle bir seviye. Zamanında bu kardeşinizin de hobileri vardı. Biliyor musunuz, bürosunun gülleri? Zamanında biz de hobiliydik. Hobilerimiz vardı. Çizim yapardım ben mesela.

Sürekli çizim yapardım, onu çizerdim, bunu çizerdim. Ne zaman biri, aslında senin güzel sanatları okuman lazım dedi, benim parmaklarım dört B kalem tutmaz oldu, gözlerim perspektif seçmez oldu. Fotoğraf çekerdim mesela. Analog kameralar toplardım bit pazarlarından. Filmler stoklardım.

Çekerdim ha çekerdim, şakkıdı şukkıdı çekerdim. Ne zaman birisi, aslında bu fotoğraflardan çok güzel kartpostal olur dedi, kameralar, raflar da tozlandı. Bir de tabii 36'lık film rulosunun 500 lira olması da var ama yani artık ekonomi default bir sebep olduğu için bahane olarak kullanmamaya karar verdim. Seramik yapanlar, örgü örenler, mobilya boyayanlar, fotoğraf çekenler, gitar soloları atanlar, yogada kafasını götüne değdirenler, dart atanlar, dans edenler, kek çırpanlar ve hepsini çok çok çok iyi yapanlar, hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. Bu kafa karışıklığı biraz da konfiçyus iti yüzünden. Eğer sevdiğin işi yaparsan hayatın boyunca bir kez bile çalışmış olmazsın diyen düşünürümüz biliyorsunuz.

Yani memuriyet yaparken istifasını verip okul açan bir düşünür de bu konuda bir şey söylemeli mi? Bilmiyorum. Yani her beyaz yakalının bir gün tadacağı bir varoluş krizini bu kadarsan mesele etmeye ne gerek vardı? Konfi. Daha milattan önce 500'ler. Düşün İsa yok, Misa yok ortada. Sana mı dert oldu ya? İsa da keşke peygamberliği hobi olarak yapsaymış, marangozluktan devam etseymiş. Bak bu şekilde iyi mi oldu yani?

Wikipedia'da konfüçyus hakkında şöyle bir cümle var. Konfüçyusun hedefi şuymuş. Hedefi, yeni görüşleri ortaya koymak değil, eskilerin hikmetli sözlerine aktarmaktı. Vay! Üstat!

Bu nasıl bir filosofluk ya? Eskilerin hikmetli sözleri de, çocuklar örnek evlat olsun, kadınlar kocalarına uysun, herkes komple töreye uysun, erdemli, ahlaklı olunsun, bulunulan konuma göre herkes uygun davransın ve dürüstlük. Gerçekten torba yasa gibi öğreti yapmış konfüçyüzümüz, helal olsun. Keşke hobi olarak düşünürlük yapsa. Düşünürlük de yapmıyor, aktarırlık da yapmıyor, aktar kendisi. Ben şahsen bir müzik aleti çalabilmeyi çok isterdim.

Fakat Rabbim ritim duygusu dağıtırken, ben büyük ihtimalle dağılmış bir şeyler çiziyormuşum. O da demiş ki, Rabbimle aram, iyi biliyorsunuz. Neyse demiş, bu kendine böyle bir meşgale buldu, buna elleşmeyeyim demiş. Bütün çalgı, çengi, dans, ritim duygusunu ihtiyacı olanlara dağıtmış. Ben çünkü kendi kendime şansımı zorladım her seferinde. Ortaokulda bandoya girmek istedim, olmadı. Koroya girebilir miyim? Yok, tamamız. E flüt çalayım madem, e hadi çal yılan hikayesi.

Zı zı zı zı zı zı Burada müzik öğretmenlerimizin müziği hayatlarından çıkarmış olmalarının çok büyük payı olduğunu düşünüyorum ve sorumluluğu tamamen onlara atıyorum. Bir müzik öğretmeninden müziği çıkarın. Geriye ne kalır ki? Evrak işleri ve öğrenciden nefret. Yani benim denk geldiklerim en azından bu şekildeydi. Ortaokuldaki müzik öğretmenimiz mesela sınıfın en güzel, en tatlı kızlarından birini tahtaya çıkarıp eteği kısa diye, ortaokuldayız dikkatinizi çekiyorum 12 yaşında falanız, orospu mu olacaksın diye kızı ağlatmıştı.

Şimdi bu kadının müzikle ne ilgisi var, soruyorum size. Her sabah aç karnına Slipknot dinleyen insan bile böyle bir şey yapamaz ya. Hatta keşke her sabah Slipknot dinleseymiş de hıncını çocuklardan çıkartmasaymış. Lisedeki müzik öğretmeninde bu kadar bariz bir manyaklık yoktu. Onun derdi kendiyleydi gibi bir şey. Sadece bütün sınıfa klasik gitar aldırıp kör olası çöpçüler çaldırmaya çalışmıştı bir dönem boyunca.

Ne diyebilirim? Beyhude bir çaba ve kendisinin uçsuz bucaksız bir isim tamlamasından oluşan bir ismi vardı. Baya Rosalinda'nın Fernando José Altamiana del Castillo'su gibi beş ismi vardı soyadı dahil. Atıyorum işte Can Abdullah Kaan Evren Aksoy gibi bir şey.

Ebeveynleri arasında nasıl bir anlaşmazlık yaşandı, neden? Kimse bu gidişata bir dur demedi, bilemiyorum. Ama kendisini her zaman baston yutmuş gibi dik durması ve o iyice gözleriyle boşluğa boşluğa dalmasıyla hatırlayacağım. Büyük ihtimalle antidepresan kullanıyordu.

Gördüğünüz gibi hobisi müzik olanları lütfen öğretmen olmaya zorlamayın. Öğrenciler onlara ekmek sanıp yiyor. Ben kendime klasik müziği hobi edinmeye karar verdim. Ya işte öyle de öyle de bir insanız. Klasik müzik dedim. Klasik müzik bestecileri sıralı tam liste. Alacağım öğreneceğim. Kim diğerinden önce yaşamış? Kim hangisinin hocasıymış? Kim kimi sikmiş? Kim kör? Kim topal? Savaş'a mı yazmışlar? Karıya mı yazmışlar? Ne anlatmak istemişler? Neden klasik müzik? Hepsini öğreneceğim.

Bunların hepsini öğreneceğim 2023 bitmeden kendime koyduğum hedeflerden sadece bir tanesi. Klasik müziği seri katillerin ve eliklerin tek elinden çıkarmayı kafaya koydum. Bürosun'un gülleri. Başlayınca bırakamıyorsun bu arada. Bayağı iyi ha, klasik müzik. Hem temelimiz de var.

Bize yakışır yani. Teneffüs dili olarak Edis Martılar değil, Beethoven 9. Senfoni dinlemiş olanlara da bu yakışır. Kayı değil, Bugs Bunny ve Seville Berberi izleyerek büyüyenlere tam olarak bu yakışır. Beethoven dendiğinde, melodisiyle beraber gözünün önüne salyalar akıtan heyula gibi bir Sam Bernhardt köpeği canlananlara işte bu yakışır.

Aynen öyle. Bu köpekler daha size ne etsin? Klasik müziği sevdirmiş, Scooby-Doo daha True Crime belgeselleri yokken, hey hey! Daha Flash TV gerçek kesit yokken biz iti, uğursuzu, dolandırıcıyı Scooby-Doo sayesinde öğrendik. Bu köpekler size daha ne yapsın? Ne demiş Çetin Altan? Belki de insan yeryüzüne sabahlara bir saat yürüsün ve Beşinci Senfoniyi dinlesin diye gelmiştir.

İnsan kendi kendine sabahları bir saat yürür mü? Yürümez. O zaman yapılacak şey belli. Ne yapıyorum biliyor musunuz? İyi dinleyin. Bir, Beethoven'ı öğreniyorum. İki, resimle aramı düzeltiyorum. Üç, bir de köpek sahipleniyorum. Olay bitmiştir. Duştan çıkmadan elmalı sirkeli sularınızı dökünün aman diyeyim. Nazarın nereden geleceği belli olmuyor. Kimin içinde ney ukte kalmış bilemezsiniz. Babanıza bile güvenmeyeceksiniz. Tamam? Kayıp Eşya Bürosu. Özge Özel. Sevgiler. Salla!

Salla bütün negatifler. Düşsün. Gözü çıksın. Mekinde çak, çak, çak. Gizlim ama senin gibi yılan yok. Salla. Gözü çıksın. Malımda mekinde yok, yok, yok. Gezdim ama senin gibi yılan yok. Sen fesat, tuzaksın. Yalancısın. Fesat, tuzaksın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)