
1.983 kelime · ~10 dk okuma
Hadi, Pegasus'ta görülecek daha çok yer, gezilecek daha nice rotalar var. 150'den fazla şehirde maviliklere dalmak, doğayla baş başa kalmak, farklı kültürlerin izini sürmek, uygun fiyatlarla uzakları yakın etmek var. Herkes hadi deyince gidebilsin diye 20 yıldır Pegasus seni hayallerine ulaştırmak için var. O zaman hadi, Pegasus'la... Peki, şimdi nereye?
Alo, Kayıp Eşya Bürosu, buyurun. Bir saniye, aktarıyorum. Herkese merhaba, hello, bonjour! Kayıp Eşya Bürosu'na tekrar tekrar tekrar hoş geldiniz!
Böyle bir açılış yapmak istedim. İçimdeki duyguların bir parçasını ifade edetmede Metallica gibi olun. Tekrar hoş geldiniz. Burasının gülleri. Sesimdeki peslik ve yorgunluk dikkatli kulaklardan kaçmayacaktır. Günlerdir yoldayım. Günlerdir yoldayım. Bu metni size nerelerden yazıyorum? Bu kaydı size nerelerden yapıyorum? Keşke bir bilseniz. Ama neticede burada mıyım? Buradayım.
Tut elimi tut yanındayım. 4 Ağustos cuma sabahı bir bavul ve bir sırt çantasıyla evden çıkmışım. Çıkış o çıkış. Aman tanrım. O zamandan beridir ırgat gibi yollardayım ben. Yollarda olduğum bu zaman dilimine bir düğün, o düğünde oynanan üç roman havası ki ikisini çıplak ayakla oynadım. Ne sandınız oğlum? 4 tane stand-up gösterisi, 6-0 yenildiğim bir tavlam açık ki acısı hala yüreğimde duruyor ve birkaç el 101 sığdı. Bence çok iyi bir performans. Otobüslere bindim, minibüslere bindim, servis araçlarına, arabalara, taksilere, uçağa, tekneye yani dünya üzerinde ulaşım sağlayabileceğim taşıtların yüzde 80'ine bindim bence. Yerimi değiştirdiğim her seferde daha da azaldım, daha da küçüldüm, daha da sıkıştım.
A noktasından B noktasına ulaşmaya çalışmak bir insanda böyle bir etki yaratıyor olabilir mi ya? Sanki etimden et koparıyorlar. Bende böyle oluyor işte. Biz de böyle bir oğlak burcuyuz. Biz de böyle bir sabitlik seviyoruz yani. Bir müddet mesafe kat etmekle ilgili hiçbir şey yapmak, konuşmak, duymak istemiyorum. Sadece evimde oturmak istiyorum.
Kendi koltuğumda, yatağımda, gerekirse yerde, tezgahta, yemek masasında, duşakabinde, çamaşır makinesinin üstünde, ev sınırları içinde kalan ve oturmama müsaade eden tüm yüzeylerin üzerinde otum otum oturacağınla yazdım buraya. İnsan oradan oraya savrulmadan evinin rutinin değerini anlayamıyormuş ya. Sabah kalktığımda götümde donla, ayaklarımı sürüye sürüye kahve demlemeye gitmek. Yataktan mutfağa giden o yolda, sesini, uzunluğunu, kokusunu düşünmeden, amansızca, özgürce zortlamak, duşa girdiğimde musluğu çevireceğim tarafı bilmek, suyun sıcaklığında ve basıncında asla bir sürprizle karşılaşmamak, bakın bu çok önemli sonuncusu bunlar, bunlar çok büyük nimetler. Dilerim hiçbiriniz elin banyolarında na bu kadar ay çiçeği büyüklüğünde bir duş başlığından akan ip gibi incecik bir suyla yıkanmak zorunda kalmazsınız. Dilerim hiçbiriniz telefon aizesi gibi bir küçük duş başlığından çıkan agresif basınçlı suyla da, vücut bütünlüğünüze kast eden o kaynar suyla da, yıkanmak zorunda kalmazsınız. Su krizi benim için budur bu arada. Isı ve basıncını öngöremediğim su benim için krize sahip bir sudur gerçekten yani su olmuş olmamış ne fark eder barajlar dolmuş boşalmış umurumda değil. Sen senden akan kaynar suyu kurşun gibi benim derime eşleyeceksen iki hidrojen olsan ne olur bir oksijen olsan ne olur. Banyoma övgü
Can banyom, gül banyom Yeri gelince ılık, yeri gelince buz banyom Kutu gibi küçücük, ev gibi sıcacık Sen bir tanesin, benim beş banyom Seni o kadar özledim ki. Sana kavuşur kavuşmaz dakikalarca lifleneceğim. Tüm duş jellerini birer kez döndüreceğim. Saç maskesi, şampuan, saç kremi, bebe yağı, zeytinyağı... ...pehlivanlar gibi çıkacağım o duşa kabinden. Ve aynanın karşısında saçlarımı tararken... ...argan yağı ile uçlarına yedirip... ...kendi kendime Alizade taklidi yapabileceğim.
okey wtf tantuniler ben burdayım nasıl oldum çok iyiyim evden gözaltı almak yaptılar beni slivery'e gittim orda şartlar çok kötü bir sürü kadın wtf onlar kötü bir şey yapmadı bende kötü bir şey yapmadım cezamıda yedim gelin şarkı okuyacakız birlikte Şu kıza da ülkeye girme yasağı verdiler ya yazıklar olsun hakkımı helal etmiyorum. Evim güzel evim ya da otur yaradan Rabbinin adıyla otur. Birisi bana bir aylık bağlasa evin iç işleriyle uğraşarak kaç zaman dayanabilirim acaba? Bazen bunu düşünüyorum. Temizlik, çamaşır, bulaşık, yemek yapma. Bu döngünün içindeki ömrüm ne kadar olur yani? Bunun el işi yaparak dizi izlemesi var, yemek sonrası çay koyması var, TikTok'tan gördüğün tarifleri denemesi var, fayansları boyaması, yoğurt mayalaması... Valla böyle böyle geçer gider bir ömür. Paralel bir evrende iyi bir ev hanımı olma ihtimalimin olması ve bu ihtimalin hiç de uzak bir ihtimali olmaması ara ara düşündürüyor beni.
Korkutuyor diyemem. Canım çekiyor da diyemem. İşte öyle bir arada kalmışlık var yani. Ki arada kalmak benim göbek adımdır bilirsiniz. Şimdi paralel evrendiğince de sanki bambaşka bir gerçeklik. Uzaylarda açılan portallar, atlamalar, sıçramalar, Christopher Nolan'ın bir sonraki filmi gibi şeyler canlanıyor insanın gözünde ama... Halbuki bu bahsettiğim ihtimal benim bir sabah kalkıp Bursa'ya gitmem kadar parmaklarımın ucunda.
Bu yıllar yıllar önce birisinin şöyle bir şey demesine benziyor. Mesela, Wallboxx konserinden çıkan birisi o akşam dedi ki, ''Abi Özlem Tekin var ya paralel bir evrende Muğla'da keçileriyle yaşayan bir köy muhtarıymış, inanabiliyor musun?'' Hadi buyurun. Ben de şimdi bir bilet alsam, yeni kapıdan deniz otobüsüne binsem, iki saat sonra yeni hayatımın içerisindeyim. İşte evde oturduğumda böyle şeyler düşünürüm ben. Arda arkası kesilmeden amansızca düşünürüm akşama kadar bu ihtimalleri. Bazen ayaktayken düşündüğüm de oluyor. Bir şeyler yapmak için kalkıyorum ayağa, vitrin başında kendimi ayakta dikilirken buluyorum Tarantino gibi. Mal değneği gibi duruyorum öyle. Boşluğa bakarak paralel evren özgelerini düşünüyorum.
Acaba onlar da beni düşünüyor mudur diye düşünüyorum. Başka bir Özge'nin paralel evren versiyonu ben miyim diye düşünüyorum. Ve o başka Özge ne yapıyor, iyi mi? Sonra diyorum ki aman sağlıklı olsun da istiyorsa Bursa'da ev hanımı olsun. Bir tane Bursa'da ev hanımı olan Özge'm var. Bir tane İzmir'de Anadolu Lisesi'nde rehberlik öğretmeni olan Özge'm var. Ankara'da tren kondüktörü var.
Datça'da ucuz yağlı boyalar yapıp kermeslerde satan bir EYT'li Özge'miz var. Nürnberg'de çocuklara bağlama dersi veren bir başka Özge'miz de şurada duruyor. Bir diğer paralel evren Özge'miz Amsterdam'da pişi yaparak geçiniyor vejeteryan ve veganlar sayesinde. Vallahi aldı başını gitti. Bir tane son bir paralel evren Özge'miz de Böhmengen'da nail artçı. Tabii ki.
Bakın tüm bu saydıklarım benim bir anlık delirmemle sinek gibi havada kapabileceğim ihtimaller görüyorsunuz ki. Öyle paralel evren gibi iddialı laflara gerek yok yani bunlar için. Paralel evrenden bahsedeceksek biraz daha böyle imkansız şeyler olması lazım, daha absürt. Mesela... Mesela paralel bir evrende ne olabilirim? Bir paralel evrende ben bir Shakira kemeri olabilirim.
Yolculuğum bir kapalı çarşı dükkanında başlar. Dansa yeni başlamış bir dansözün götünde oradan oraya gezer dururum. Taze dansöz Filiz'le yoldaşlığımız ki sahne adı La Lezardır. Filiz'in düğün şarkıcısı Aygül'e aşık olması ve bu iki kadının birbirlerine açılamamasıyla küçük bir darbe yer.
Filiz aşk acısını her bir şimi şimide, her bir kalça atışta yüreğinden söküp atmak istemektedir. Fakat onun yüreğindeki yangın sönecek gibi değildir. Ben ancak götünü salladıkça şıngırtılarımla bir teselli olabilirim. Bir gün, Kaşesi iyi diye gittiği bayi toplantısında Filiz'le Aygül tekrar karşılaşırlar. Aygül sahneye çıkmaya hazırlanırken, Burdur bayisi Hamit'in Filiz'e askıntı olduğunu görür ve mikrofonuyla Hamit'in kafasını ortadan ikiye karpuz gibi yarar adeta kardibi gibi. Sonra da Filiz'in elini kaptığı gibi oradan kaçarlar, ta edin buraya kadar kaçar giderler.
Filiz ve Aygül tüm engellere rağmen kavuşmalarını bir sahne performansına dönüştürür ve Saçlarını Yol Getir isimli performansları Edinburgh Fringe Festival'de sanat otoritelerinden tam puan alır. Bu festivalden sonra artık Shakira kemeri olarak bilinen ben hayatıma Lalezar kemeri olarak devam ederim. Filiz ile Aygül de Lalezar kemerlerini satarak köşeyi dönerler. Güzel, bir paralel evren dediğim böyle olacak. Ya da başka bir paralel evrende şeydeyim, neyim? Bir halk ekmek mamülüyüm, altın çöreğim. Üzümlü, fındıklı bir halk ekmek mamülüyüm, altın çöreğim. Ve diğer altın çöreklerle birlikte Suadiye halk ekmek bayisinde bizleri yok sayan, bagel ve kruvasan severlere karşı bir sınıf kini beslemekteyim.
Bir gün benim artık canıma tak eder ve kendimi halk ekmek büfesinin önünde, Aykos'unu aldıktan sonra çantasını açık unutan Bilge'nin çantasına atarım. Bilge'nin Cadde Bostan'da bir kruvasa... Pardon, atölyesi vardır. Takeaway V60 de servis etmektedir Bilge.
Hayallerinin peşinden gitmek için seneler önce vakfı kebir ekmeği yapıp satan babası Ali Dursun Usta'ya res çekip İstanbul'a gelmiştir. Annesini erken yaşta kaybeden Bilge ilgisiz babasıyla büyümüş ve tüm suçu vakfı kebir ekmeğinde bulmuştur. Baba figürü yarım yamalak olan Bilge, sırf Mehmet Şef bu eksikliği dolduruyor diye MasterChef'e katılır. Ve çok iyi giden yarışmada, bir gün Trabzon ekmeği yapmaları istendiğinde anında trigger'lanarak yarışmayı, stüdyoyu sonsuza kadar terk eder. Çık git dışarı!
Suadiye'de çelik takı bakarken yaşamını sorguladığı bir gün tansiyonu düşer Bilge'nin. Intermittent fasting yaptığını unutmuştur Bilge ve orucunda 22. saate gelerek adeta bokunu çıkarmıştır. Elini titreyerek çantasını atar. Amacı bir protein barı bulmak, ağzına atı vermektir. Fakat kader onun eline protein barı değil, beni tutuşturur. Ben Bilge'nin tam avcuna oturmuşumdur.
Tadıma baktığında, çocukluğuna dair anılar bir film şeridi gibi gözlerinin önünden geçer Bilge'nin. Tüm bunların evrenden ona gelen bir mesaj olduğunu düşünür Bilge. Ve bulduğu ilk uçakla Rize'ye uçar, babasıyla yüzleşmek istemektedir. Koşa koşa evlerine gider, fakat evde incin top oynamaktadır. Bilge, babasını nerede bulacağını çok iyi biliyordur.
Fırına doğru giden Bilge, kapalı ışıklar ardında parlayan bir televizyon ışığı görür. Evet, babası içeridedir. İçeri giren Bilge, babasıyla yüz yüze geldiğinde bir an gözleri buluşur ve dona kalırlar. Çünkü Bilge televizyonda babasının Masterchef'e izlediğini görmektedir. Hani banttan çekiyorlar ya o yüzden.
Baba kız gözyaşlarını tutamaz ve birbirlerine sıkı sıkı sarılırlar. Babası Bilge'ye neden o büyürken onunla ilgilenemediğini açıklar. Adeta bir günah çıkarmadır bu. Her ekmekte annenin yanakları... Dur, adam Rizeli olduğuna göre burada biraz şive yapacağım, kusura bakmayın.
Her ekmekte ananın yanaklarını görür gibi oluydum. Onuna ekmek gibi beyaz yüzünü avuçlarımda hissedebilmek için gece gündüz ekmek yapaydım canım kızım der. Bilge benim sayemde babasıyla, anılarıyla ve ekmeklerle tekrar barışmıştır. Everything everywhere all at once işine bak kardeşim yallah bekleme yapma.
Oh ya rahatladım biraz ha. İnsanın olduğu yerde oturup aklına geleni düşünerek gerçek hayattan kopması gibi yok biliyor musunuz? Off. Yani bunca sene, bu yaşa kadar hep dikkatimi toplamaya çalıştım. Meğerse huzur dağınıklıktaymış. Bin parçaya bölüp konfeti gibi etrafa saçmam gerekiyormuş benim dikkatimi. At dikkati elinden! Ne var canım, birkaç güneş gözlüğü unutur, üç beş kez de kapıda kalırız. Değmez mi? Değmez mi bürosunun güllere? Gerçi zaten bu kadar çok taşıta inip binmesem, yer değiştirmek de, ulaşım kavramının kendisi de, evden uzaklaşmak da bu kadar daraltmazdı bence beni.
Hem it ayağı yemiş gibi gezmek istiyorum hem de istediğim anda evime dönebilmek istiyorum. Bu şimdiye kadar çoktan mümkün olmalıydı. Bilim adamları lütfen iş başına ya. Şu ışınlanmayı artık bulsunlar ya. Tabi bulunabilen bir şeyse bilmiyorum. Bazı kaynaklarda da süper güç olarak geçiyor ya ışınlanma. İşte zamanlar arası ışınlanmalar var, lokasyon değiştirilenler var falan. Benim şahsen açıkçası ilgilendiğim lokasyon değiştirme ile ışınlanma. Ben zamanlar arası yolculukla ilgilenmiyorum. Geçmişte, gelecekte, inanın umurumda değil yani. Ki geçmişe zaten gidebiliyorum. Günlüklerim var, fotoğraflar, ses kayıtları, videolar ve 32. Gün Arşivi YouTube kanalı tabii ki bunun için var. Geleceğe de gidebiliyoruz baktığınız zaman. Sadece işte o kadar hızlı gidemiyoruz.
Yani dünya güneşin etrafındaki turunu 24 saatte tamamladığı için yarına 24 saat sonra ulaşıyoruz. Okey. Hiç yoktan iyidir yani o kadar hızlı gitmeye de gerek yok vardır bir bildikleri diye düşünüyorum. Dünyada tek bir süper güç seçme şansım olsa sadece ve sadece mekanlar arası ışınlanmak isterdim. Kafamın şiştiği zamanlarda en yakın tuvalete koşup kulezetin başında 5 dakika oturacağıma evime ışınlanırdım. ve ayaklarımı uzatır biraz gözlerimi dinlendirirdim. Sonra tekrar insanın içine karışırdım. Ya da bavul taşımak zorunda da kalmazdım. Anında odama ışınlanıp üstümü başımı değiştirebilirdim. Ya da buzdolabında unuttuğum ve ekşimesinden korktuğum yoğurdu bir akşam oturup yiyebilirdim. Çiçeklerim kurumazdı, kombinin su akıttı, parkeler şişmezdi, evi böcek basmazdı, acil hastalık durumları Allah korusun. Seyahat, konaklama masrafları, görüşemiyoruz ya cümlesi, uzun mesafe ilişkisi ve karbon ayak izesi ikisi hepsi hayatımızdan çıkardı düşünebiliyor musunuz ya?
Gerçi kulaklıkla müzik dinleyerek dışarıyı izlemeler de... Valla bunu söyleyeceğim, yapacak bir şey yok. Ben bir 2000'ler ergeniyim. Birbirini özlemeler, yollarını gözlemeler de hayatımızdan çıkardı. Bu beni üzer. Artık kessin bir yıpranma payımız olurdu. Öyle beleşe ışınlarlar mı lan garibanı? Nerede? Bir sabah açardık televizyonu, haberlerde görürdük yani.
Evet, uzmanlar uyarıyor. Yılda iki kereden fazla ışınlanmak erkeklerde iktidarsızlığa, kadınlarda kısırlığa sebep oluyor. Haberimize geçiyoruz. Haydi, al bakalım. Dur yere insanlığın sonu. Çok fazla klimanın altında durmayın, midenizi üşütüp cırcır olmayın. Kayıp Eşya Bürosu. Özgözden. Sevgiler. Ha bu neye benzeyebilirmiş? Her takıpçıda çam kalkılarının üstünden çöşeden serinliğe benzeyebilir.
Algıç'a sen çöşende kararsızlıklarla boğuşma canım. Hilmiye! Hayat senin yanında, bir daha kötü değil. Yaşamaktan korkmayanlarla devam et. Neyse,
bu cüret bu kadar. Kalbim sağlıcakla.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.