Podcast

S2E8: Mutluluğa Sövgü

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Özgemiz Alagözler Dinlenme Tesisi'nde yıllardır mücadele ettiği şefkat intölerasyonundan bahsediyor.



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

1.994 kelime · ~10 dk okuma

Hadi, Pegasus'ta görülecek daha çok yer, gezilecek daha nice rotalar var. 150'den fazla şehirde maviliklere dalmak, doğayla baş başa kalmak, farklı kültürlerin izini sürmek, uygun fiyatlarla uzakları yakın etmek var. Herkes hadi deyince gidebilsin diye 20 yıldır Pegasus seni hayallerine ulaştırmak için var. O zaman hadi, Pegasus'la... Peki, şimdi nereye?

Alo, Kayıp Eşya Bürosü, buyurun. Bir saniye, aktarıyorum. Herkese merhaba, hello, bonjour. Kayıp Eşya Bürosu'na tekrar tekrar tekrar hoş geldiniz.

Twitter'da bir hesap var. Progress Bar 2023. Denk geldiniz mi bilmiyorum. Yaklaşık olarak her hafta içinde bulunduğumuz senenin kaçı gitti, kaçı kaldı bunu bildiriyor. Hesabın tek işlevi bu. 17 Temmuz itibariyle 2023'ün %54'ünü yemişiz. Afiyet, bal, şeker olsun. Bu senenin başından ha bu ortasına kadar sığdırdığımız onca şeyi düşününce insanın inanası gelmiyor. İnsan gerçekten hayret ediyor. Değil mi?

Transkriptin tamamını oku

Boğazında bir yumruk peydahı oluyor, kaşlar çatılıyor, bir minik dişlerinin sıkası bile geliyor insanın. Ama sonra ardından hepsi geçiyor, çok hızlı geçiyor. Özellikle ben de, ben gelmesiyle gitmesi bir oluyor gibi bir yerdeyim artık. İçimdeki her şey, her yöne çok hızlı hareket etmeye başladı. Böyle otobanda 120 basan araba gibi hissediyorum. Sonra bir anda karşı koyamayacağım seviyede çişim geliyor tabii ki ve hemen bir dinlenme tesisine giriyorum.

Dinlenme tesisinde olması gereken her şey yerli yerinde öylece duruyor, son 50 senedir durduğu gibi. Yeni otobanların havalı tesislerinden bahsetmiyorum böyle. Good old, the dinlenme, alagözler dinlenme tesisi falan. Kapıda elinde hortumla aracını yıkayan insanlar, çayını şıkır şıkır karıştırıp sigarasını içen dayılar.

kapıdan girer girmez yüzüne çarpan o sedefli pembe sıvı sabunun kirli paspasla karışmış kekremsi kokusu, beyaz floresan ışıklar, efendime söyleyeyim. bakın hemen şurada bozuk parayla çalışan zıplayan bir top otomatı. var. hemen ileride bozuk parayla çalışırken, Enflasyon sebebiyle kağıt 10 lirayla çalışmaya başlamış. Masaj yapma iddiasında bulunan siyah bir televizyon koltuğu diyelim. Ki bu koltuklara oturduğunuzda deneyimlediğiniz şey masaj değildir. Böyle karışık bir şey. İşte şehirler arası otobüs yolcunun da arkandaki yolcunun dizlerini hissetmekle arkadaşının etlerini burması arasında bir deneyim.

Sol tarafta her zaman ama her zaman ağzına kadar dolu ev yemekleri standı. Pilav, çorba, fasulye. Altında tam olarak ne olduğunu asla bilemeyeceğimiz sürprizli bir beşamel bohçası. Levani, sütlaç, kurumuş çiçek kategorisine dahil olmasına iki kala bir yeşil salata hanımsı diyelim. Ve ilk defa duyduğumuz yerel bir su markası. Sefa Çeşme Kaynak Suyu. Deren'in kaynağı Allah bilir.

sağ tarafımızda raflarda satürasyonu Allah katına çıkmış migren garantili renk renk kolonyalar alabalık masaj yağları her şeye iyi geldi iddia edilen canım teyze kızım işlemeli havlular tahtadan beşikler 1980 yılından günümüze gelen türlü çeşit bakkaliye ve tam karşında buz gibi bembeyaz bir bayan mescit bc inanılmaz bir habitat Bir tesis, ona uğrayan kişinin dinlenmesi için tüm olanakları sağladığı halde nasıl o kişiyi daha çok yorabilir? Bu kadar süreel bir ortam azdır. Ben Temmuz 19 itibariyle işte bu tesisin ortasında oturuyorum. Önüme sürekli çay geliyor, telefonumu sigara satan kasaya şarja bıraktım. 30 saniyeli bir elime mısır sarısı bir limon kolonyası döküyorum ve ağzımda kürdan çeviriyorum.

Ne zamandır buradayım hiçbir fikrim yok. İnsanın da oturdukça oturası geliyor bu arada. Dışarı çıkıp ne yapacağım ki sanki? İhtiyacım olan her şey var işte burada. İhtiyaçlar hiyerarşisinin en alt basamağında dertsiz tasasız bir hayat. Gördüğünüz gibi seneyi yarıladığımız gibi ben de kendimi yarıladım.

Kendimin %54'ünü böyle böyle zaman içerisinde yedim. Allah nasip ederse 90-95'lere kadar da yeme niyetim var. Hep bir sınırdayım çünkü. Bir dip görmek istiyorum. Şöyle bangır bangır dibe de vuramıyorum ya. Anlış anlış öyle bir dibe vursam çok rahatlarım gibi geliyor. Ama yapamıyorum. Ben ne yapıyorum? Ben bir cumhuriyet kadını olduğum için bandırma vapuru gibi kıyıdan kıyıdan yavaşça ilerliyorum. Hiç kimse fark etmiyor bile ilerlediğimi.

İnşallah Samsun'a çıkarsın Özgem, ne diyeyim? Halbuki kafamı karıştıran çoğu şeyi netlediğim bir ilk yarıydı. 2023'ün ilk yarısı. Neredeyim? Kim neyim? Ne yapıyorum? Bu kadar senelik belirsizliğin üzerine tüm bunlara kısa ve net cevaplar verebiliyorum. Çok güzel. E çok iyi. Radiohead'imizin de dediği gibi, eğer hazırsak, everything is in its right place.

Yani ama işte bu kendinden memnun olma hali... Nasıl desem? Uyuz ediyor beni. Rahatsız oluyorum bayağı. Kendimi sevmekten rahatsız oluyorum. Ne demek? Hayattan memnun olmak ne demek? Bulunduğun noktadan bu memnun olmak ne demek? Biz 35 senedir başka bir bedende mi yaşadık? Başka bir bedende mi dayak yedik biz? Başka bir bedende mi şikayet ettik?

Bu konfor alanı nedir? Bu konfor alanı başkasının. Ben karıştırdınız herhalde. Bu bana ait olamaz. Ben alışık değilim bu şekilde rahat rahat kendini gerçekleştirmiş sevgi dolu bir... Bana batıyor, basıyor, batıyor bana. Rahat batıyor. Rahat batması çok yaygındır bu arada. Rahat batması doğal yöntemlerle nasıl tedavi edilir? Bunu bulamadım. Edilmesin de zaten. Bu da tedavi edilmesin ya. Bu da iyileşmeyi versin ya. Batsın ya. Batmışken biraz daha rahatsız etsin. 5 dakika daha rahatsız etsin. Ne olacak?

İnsan bir şeyler burasına kadar geldiği zaman boğulacak gibi olduğunda böyle dibe vurduğunda yapıyor güzel ne yapıyorsa bence. Hiç var mı mutluluk ve huzur içinde kendiliğinden keşfedilmiş bir şey var mı insanlık tarihinde birimize bir yararı dokunmuş mu mutluluğun huzurun? Yo, Newton bile kafasını elma yiyince sikeceğim ağacında, meyvesinde demiş ve sonra yer çekimi işte biliyorsunuz hikayeyi. Suyun kaldırma kuvvetinde de benzer bir hikaye var ama hiç zannetmiyorum o Arşimet'in me time eylediği bir hamam sefasında bulduğunu, kaldırma kuvvetini. Gamsız pezevenk, artık tansiyonu mu yükseldi ısınan, ne oldu da o panikle hemen hamam tasına bir anlam atfetti, Allah bilir.

Bana rahat batıyor. Artık benim gözlerim pozitivitadan, olumluluktan artık gözlerim kararıyor. Benim kusacak gibi, bayılacak gibi oluyorum. Lütfen artık yeter.

Artık alın ya şu kelimeleri gözümün önünden, ayağımın altından alın ya. Yargılamadan dinlemek, kendine nazik davranmak, farkındalık, iyileşme, regüle olmak, topraklanmak, içindeki çocuk hele bu, içindeki patern. İlişki paterni, davranış paterni, onun paterni olduğu için tabii benim paternim de bu olduğu için. Projekte etmek, empati kurmak, kök inanç. Ego. Ego aşağı, egoyu koru. Kendini dinlemek. Yargılamadan kendini dinlemek. Tetiklenme. Tetiklendim. Tetikleyici, tetikçi. Kişisel sınırlar. Savunma mekanizması. Öz şefkat. Öz saygı. Şiddetsiz iletişim gerçekten. Ay çok kötü oldum. Saçımı tutun ya. Ay ne çok terim. Bir bardak su verin ya.

Ay çok fazla terim. Ne zaman girdi lügatımıza bu kadar? Nasıl bu kadar birikti bunlar? Gözü açıp kapayıncaya kadar bu kadar. Yemin ederim hepsini alacağım, bir torbaya koyacağım, kapının önüne bırakacağım. İhtiyacı olan alsın. Ben çok sıkıldım iyileşmekten. Ay hele bu sıcakta hiç çekinmiyor arkadaşlar iyileşmek. Yani kendini sevmek bir akım olmadan önce biz Allah aşkına ne yapıyorduk?

Ne kadar kolaydı her şey. Ben kendime parmak sallıyordum, kendimi azarlıyordum, kendi kendimi görmezden geliyordum. Kişisel sınırlar zaten geçmiş olsun Suriye sınırı gibi kevgire giren çıkan belli değil. Ama hayatta bir şekilde devam ediyordu yani. E şimdi? Şimdi yok, bunların hepsi kalktı gitti artık. Böyle şeyler yok hayatımızda. Şimdi artık devam edebilmek için sürekli hatırlamak zorundayım ben yaptıklarımı. Başarıları, işte mutlu anıları, afferimleri, bravoları. Omuzdan öp, öp, öp, öp. Morardı o omuz ya. Acil durumda lazım olur diye ben anı biriktirmek zorunda mıyım dip köşe? Hayır, bir şeyleri biriktirmekle ilgili de en ufak bir problemim yok bu arada.

Başka her şeyi çok rahat biriktirebiliyorum ben. Anahtarlıkları, bardak altlıklarını, magnetler, telefonların sim kartını sokup çıkarmak için olan o küçük iğne, tel tokalar, hakeza, 25 kuruşlar, maydanoz demetlerinin lastikleri, renk renk, market poşetleri zaten, çamaşırlar birikebilir. Bir dizinin yeni bölümleri birikebilir. Bunların hepsi birikebilir. Ama iyi anılar? İyi anılar bunlar, bakın. Biriktirmeye uygun şeyler değil bunlar. İyi anıların olayı bu zaten. Rahat battığında, dur bir saniye şu an belamızı aramayalım mı? Çünkü öyle öğrettiler. Diyorsun, bir şükür muament arıyorsun, bir bakıyorsun, yok.

Erimiş gitmiş yerler esiyor. O sırada can havliyle götünden bir şey uydurmaya çalışıyorsun işte. İyi bir anı yaratmaya çalışıyorsun. Şimdi öyle demeyelim Özgecim. Hayır bak çok iyi yol katettik. Neler neler başardık. Değil mi ileriye dönüp? Bakınca neler başardık. Dur bir dakika dilimin ucunda bir şeyler başardık da. Bir saniye dur. Hemen şey yapma gitme bulacağım. Tamam çok uzağa gitmeyelim. Mesela bu sabahtan itibaren bugün bile ne kadar çok şey başardık bugün. Yataktan kalktık ve bugün tam tamına iki buçuk bardak su içtik. Ya. Şükür. Kıyamam ya. Bu çaba neden?

Kötü analar öyle değil. Bak, kötü analar öyle mi? Sen kılını kıpırdatma, onlar kendi kendine birikiyor orada. Her daim hazırlar. Dipçik gibi, cimbro gibi böyle kapının önündeler. Bütün proteinleriyle ve kaslarıyla organizeler. Birbirlerini kolluyorlar. İçlerinden biri bir gün gelmesin mesela, sen anlamazsın. Safları sıklaştırıyorlar hemen. Haraç almadan gitmiyorlar. Haracı veriyorsun, doymuyorlar. Düzenli olarak ziyaret ediyorlar. Dayağı ayılarının ne istediği de belli değil.

Sürekli ver, ver, ver. Hayır, rahatı batırdıkları yetmiyor bile çeviriyorlar içeride. Ben de yazık orada hala olumlu ana arıyorum. Böyle bir şey olabilir mi ya?

Bu ne kadar sıkıcı. Eskiden ne kadar güzeldi. Kavga ediyorduk, kavga edemediğimiz zaman pasif agresyon. Köklüyorduk. Tripler, cevapsız aramalar. Tek kelimelik mesajlar, okeyler, pekiler. Kompleksler, eziklikler. Tam olarak ne dediğini anlayamadığın bir takım kıskançlıklar. Her şeyi mesela hala altına süpürüyorduk. Ne kadar güzel. Hani nerede şimdi? Bunlar yok artık.

Gerçekten kendimi sevmekle başladı benim çöküşüm. Bana hiç iyi gelmedi. Sevgi en güçlü şey olabilir. Kabul. Ona hiçbir şey demiyorum. Ama bazen çok uyuz bir şey sevgi. Çok uyuz bir duygu sevgi. Yapış yapış ediyor ortalığı. O ansızın. Hele sıcakta. Uyuzluk da mesela çok güçlü bir duygu. Ama o çok basit. Bazen mesela insan kendi kendine uyuz olur. Ve kolayı bardağa koymak yerine kolayı kafasına diker. Mesela bu kadar basit. Kendisine trip atmaz da. Sen kimsin kendine bardak alacaksın camışın doğurduğu der mesela. O şekilde ifade eder kendini.

Ya da şöyle ayağının ucuyla yattığı yerden itekler seni, şöyle götüne doğru bir tepik atar falan. Hafif de kırsal. İyileşmek gerçekten çok sıkıcı. Mutluluk beni aşırı, aşırı baydı. Nezakete hiç girmiyorum bile. O naziklik hiç yani bu kadar nazik insanı kim ne yapsın ya? Ne işimize yarıyor? Sizce bu dünya milyonlarca insanı ve onların kırılmamış gururlarını taşımak için doğru bir yer mi? Alabilir mi yani bu kadar bir kapasite var mı? Herkesin çok mutlu olduğu ve kimsenin kimseyi kırmadığı ne gerek var? Bu dünya ısınıyor ve size hiç de nazik davranmıyor. Sen insan halinde, ölümlü halinde ne inşovunu yapıyorsun?

Kibirli kibirli hareketler. Her cümleye yanlış anlama diye başlıyorsun. Yanlış da anlamayacak bu arada karşındaki insan. Gayet de doğru anlayacak ama götün yemiyor işte.

Dost doğru şöyle söylememiz lazım artık madem dünya yanıyor. Çok oldu görüşmeyeli evet. Evet hiç ben özlemedim seni. Yokluğun hiç fark etmedim. Bu hafta müsaitim. Evet müsaitim ama hiç seninle görüşmek istemiyorum. Seninle görüşünce içimde bir şeyler çürüyor. Bana hiç iyi gelmiyorsun biliyor musun? Bence tam bir dandalaksın. Yanlış anlama ama. Bir keresinde lisede Allah bilir niye bir öfke patlaması ve ağlama krizi gibi bir şey geçirmiştim. Sebebini gerçekten hatırlamıyorum ama demek ki o zaman dünyanın en önemli şeyiymiş. Yerin dibine bastım böyle bir ergenlik gerçekten.

Bu sinir krizimin tam ortasında sınıfın en tatlı, en naif iki kızı yanıma gelip beni teselli etmişlerdi biliyor musunuz? Bir tek onlar bu arada. Başka hiç kimse yanıma yaklaşmamıştı. Ve ben dönüp tam bir şerefsiz evladı gibi kızlara beni teselli edip durmayın sizi sevmiyorum bile diye bağırmıştım.

Evet, yüzlerine. Ve daha da kötüsü, bu kabalığın kızların umurunda bile olmamıştı. Zor bir duyguyla başa çıkmaya çalışıyor, şu an zor bir zamanında falan diye. Beni tölere etmişlerdi, ay kusacağım işte tam olarak bu yüzden sevmiyorum ben zaten sizi. Ulan göt biz de bayıldığımızdan değil, insanlık ediyoruz burada falan deseler belki şu an hala arkadaşlık bilmiyorum.

Yani yine de şu an bunu dinliyorsanız ve bu anıyı hatırlıyorsanız ikinizden de özür dilerim. Bu kadar dağlaraklık yapmama gerek yoktu. Ama bende işte şey, bende böyle bir durum var. Bende şefkat intolerasyonu var. Gaz yapıyor bende bu kadar sevgi. Şey yapamıyorum, sindire kaldıramıyorum, batıyor. Batıyor.

Bu dünya seni çok iyi anlıyorum deyip bir sikim anlamayanlarla dolu. Buna ben de dahilim bu arada. Evet, yalnız değilsiniz. Burada, bu büroda hep beraberiz. Ama bir yandan da ölümüne yalnızsınız. Hem bir takım duyguların, deneyimlerin, küçük veya büyük kesişim kümeleri arasında sek sek sekerek bir yaşam sürmekteyiz.

Kimse beni anlamıyor dedikten sonra anlaşılmak için her şeyi yapıyorsun. Resim yapıyorsun, şarkı söylüyorsun, film çekiyorsun, stand-up yapıyorsun, podcast kaydediyorsun. Birileri seni gerçekten anlıyor. Birileri seni beğeniyor, birileri seni seviyor, övüyor. Ve sen bir sabah şu soruyla uyanıyorsun. Ne mana? Ay size ne oluyor?

2023'ün %54'ünü yemişiz. Geri kalan %46'ı da bu soruyla geçsin bakalım. Su içmeyi unutmayın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)