Podcast

5: Aşı, Bilim ve Din Tartışması

Trend Topic

6 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Nevşin, Bilim - Din tartişmalarını ve Korona'ya karşı geliştirilmesi beklenen Aşı ile ilgili güncel bilgileri paylaşıyor.

Bölüm Konuğu: Arda Deniz Dokuzoğlu Geen Bio CEO&CTO

Türk Diyanet Vakıf-Sen Genel Başkanı Nuri Ünal - Nevşin Mengü röportajı: https://www.youtube.com/watch?v=QqRiVhp9Vas
Yusuf Kaplan'ın 5 Nisan tarihli yazısı: https://www.yenisafak.com/yazarlar/yusufkaplan/yeni-bir-dunya-kurulacak-burada-islm-kilit-rol-oynayacak-2054750
Televangelist: https://twitter.com/RightWingWatch/status/1238110096334479364?s=20
Cübbeli Ahmet Hoca: https://www.youtube.com/watch?v=swojKzVYdy4&t=197s
Niğde Ulukışla Belediyesi: https://www.youtube.com/watch?v=y1Da01C8LgQ
The New York Times - The Daily Podcast: https://open.spotify.com/episode/0vNSUso6xVD0zPi6VsUMiC?si=L5uVifbRQ_Gdji3qV7KPUw



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

3.618 kelime · ~18 dk okuma

Merhabalar, Trend Topik'in 5. bölümüne hoş geldiniz. Korona salgını, yüzyılların atışması diyelim, bilim-din tartışmasını yeniden gündeme getirdi. Bir yandan tabii gelişmeler var, çalışmalar var. Türkiye'de de çalışmalar var. Hemen en başta söyleyeyim, Prof. Dr. Ercüment Ovalı bir aşı üzerine çalışıyor.

Ercüment Ovalı'nın özellikle altını çizmek istedim. Çünkü hem Türk bir doktor olduğu için, bir de Ercüment Ovalı'nın ismini biz ta 2009'da ergenekon soruşturmalarında duymuştuk. O dönem ergenekon soruşturması kapsamında Ercüment Ovalı da gözaltına alınmıştı. Bu da önemli bir şey. Yani tarihe not düşmek açısından önemli.

Şimdi Ercüment Ovalı ekibiyle beraber bir aşı çalışması yürütüyor. Dünyadan da gelişmeler var. Bakacağız bu tartışmaya. Yalnız bu tartışmaya başlarken özellikle anmak istediğim doktorlarımız var. Prof. Dr. Cemil Taşçıoğlu, Prof. Dr. Feriha Öz ve Dr. Mehmet Ulusoy'a

Transkriptin tamamını oku

Teşekkür ederim. Bu üç doktorumuz da yaşamını yitirdi. Cemil Taşçıoğlu virüsle mücadele ederken yaşamını yitirdi. Hastalandığında Covid-19 kaptığında öğrencilerine benim üzerimde tüm deneyleri yapın demiş. Ruhu şad olsun, ışıklar içinde yatsın. Mehmet Ulusoy'da mikrobioloji uzmanıydı. Kendisini de bu virüse kaybettik. Bilim şehitleri denebilir bu kişilere bu isimleri yad etmiş olalım.

Şimdi bu aralar en sık duyduğumuz cümle şu, salgından sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Hakikaten öyle mi? Yani belki de abartılı. Çünkü günün sonunda şu anda bir takım önlemler alındı. İşte harıl harıl çalışan bir bilim dünyası var. Ama öte yandan da işte bunların hepsi bittiği zaman, bir aşı bir ilaç bulunduğu zaman, karantina kalktığı zaman

Belki de iki sene sonra bu günleri hatırlıyor olacağız, hatırlamıyor olacağız. Bunu bilmiyorum bile. Ama tabii şöyle bir şey var. Burada veba salgınına çok gönderme yapılıyor. Veba salgını işte 14. yüzyılda Avrupa'yı etkisi altına alıyor tamamen. Ve veba salgını bir şeye neden oluyor. Neden olduğu şey şu. Kilisenin veba karşısında çaresiz kalması. Yani duayla kimsenin iyileşmemesi.

Bir ışık yakıyor insanların kafasında ve sosyal bilinciler derler ki işte reform hareketinin, renesans hareketinin başlaması biraz da vebanın sonucudur derler. Şimdi tabi burada iki görüş var korona salgını ile ilgili. Bir görüş diyor ki bilim dünyası bakın işte bu virüs karşısında çaresiz kaldı. Yine dine döndük, maneviyata döndük, dinin önemi anlaşıldı deniyor.

Öte yandan kimileri de diyorlar ki tam tersi bakın dinin çaresiz kaldığı görüldü. Bilim adamlarının, bilim insanlarının eline bakıyoruz bir an önce bir aşı bulsunlar diye deniyor. Bu konuyla ilgili bir tartışma var. Türkiye'de de oluşturulmuş olan bir bilim kurulu var.

İşte politika yapıcılara önerilerde bulunuyor bu bilim kurulu. Bu bilim kuruluna Diyanet de bir üye vermek istedi. Türk Diyanet Vakıf Sen Genel Başkanı Nuri Ünal'ın böyle bir önerisi oldu. Ben Nuri Ünal'la konuştum Sözcü TV için. Ama mesela önlemini alanda almış yani. Şimdi Almanyası, Kanadası da çatır çatır önlemleri açıkladı. Şimdi o başka bir boyutu. Ben şunu merak ediyorum. Acaba Diyanet üyesi bu bilim kurulunda ne yapacak?

İşte alınacak kime önlem caiz, hangisi haram, hangisi helal acaba bu konuda mı görüş bile edecek? Hayır, hayır. Yani biz öyle fetva noktasında değil, sadece fetva noktasında şunu söyleyebiliriz Nevşin Hanım. Bunun cenaze boyutu var, defin boyutu var. Onunla ilgili zaten açıklamasını Dini İşleri Yüksek Kurulu yaptı. Çünkü burada her ne kadar o defin boyutunun dini yönü olsa da sonuçta bir sağlık yönü var.

Yani oradaki sağlık şartları, hijyen şartlarının oluşması gerekir. Onunla ilgili verildi. Burada bizim esas ortaya koymak istediğimiz veya dikkat çekmek istediğimiz bu işin biraz daha manevi boyutu, insanların rahatlama boyutu. Aslında açık söylemek gerekirse Nuri Ünal tahmin ettiğimden çok daha olumlu konuştu, çok daha rasyonel konuştu. Bir manevi rahatlatma sağlamak gerekiyor insanlara böyle zamanlarda. Biz de buna tabii yardımcı olmak istiyoruz dedi. Ama tabii şurada ben rezervimi koymak istiyorum. Türkiye'de bu çoğunluğu diktatörlüğü anlayışı var. Yani işte ne zaman bu meseleler gündeme gelse dönüp şu deniyor, Türkiye %90'ın Müslüman bir ülke.

Tamam ama %90'ı Müslüman diye her şey çoğunluğa göre ayarlanmaya, politikalar bu çoğunluğa göre tamamıyla yapılmaya başlanınca iş çoğunluk tahakkümüne dönüşüyor. Sonuçta Türkiye'de herkes Sünni Müslüman değil, Alevi vatandaşlarımız var. Ateist insanlar var ki kentte ateist nüfusu aslında yüksekçe. Bunu asla bilemiyoruz anketlerde. İnsanlar çünkü %100 dürüst cevap veremiyorlar. Ama böyle bir kitle de var. Dolayısıyla bu bilim kurullarında niye sadece Diyanet'ten kişi olsun o zaman? Anevileri de temsil eden birisi olmalı. Ortodoks Hristiyanları temsilen de, Katolikleri temsilen de, Ateistleri temsilen de, Muğzevileri temsilen de birileri olmalı. O zaman bu iş böyle yürüyecekse.

Her neyse şimdi bilim, din, milliyetçilik tartışmaları bunlar korona çerçevesinde yeniden şekilleniyor. Sizle bir yazıdan bir kesit paylaşacağım. Yeni Şafak yazarı Yusuf Kaplan'ın 5 Nisan tarihli yazısı. Yeni bir dünya kurulacak İslam bunda kilit rol oynayacak diyor yazısında. Diyor ki

Virüs bildiğimiz dünyanın sonunu getirecek. Dün işlenen cinayetlerin sorgulanmasına, dünyayı cehenneme çevirenlerden işledikleri cinayetlerin hesabının sorulmasına, daha insanca, daha yaşanabilir bir dünyanın kurulmasına kapı aralayacak. Bu süreçte en büyük rolü İslam ve Müslümanlar oynayacak. En büyük saldırıya, zulme uğrayanlar, Ama en çok direnenler onlar çünkü. Haksız, zorba, ruhsuz kapitalist sisteme, sömürü düzenine en fazla direnenler Japonlar, Çinliler, Hintliler gibi

Teslim bayrağı çekmek yerine direnmeyi, çileyi hak uğruna, hakikat uğruna, haysiyetlerini korumak uğruna emperyalistlere direnenler Müslümanlar. Şimdi bu Yusuf Kaplan'ın yazısının bir kesiti. Yusuf Kaplan işte yankı odalarımıza hapse olmayalım diye bu yazıdan bir kez taktardım. Yazının detayını da açıklamalara koyuyoruz.

Şimdi yankı odalarımızda hapse olmayalım diye, muhtemelen bu podcast dinleyen kişilerle Yusuf Kaplan okuyan kişiler aynı kişiler olmayabilir diye düşündüm. Onun için burada böyle bir dünyaları birleştirmek istedim. Şimdi Yusuf Kaplan iktidar mahallesinin böyle teorisyenlerinden sayılan isimlerden bir tanesi. Ve Yeni Şafak gazetesinde yazılar yazıyor. Dolayısıyla iktidar mahallesi olaya biraz da böyle bakıyor. Yani işin böyle bir tarafı da var. Bunu özellikle aktarmak istedim.

Şimdi tabii bu tartışmalar bizim ülkeye özgü değil. Amerika Birleşik Devletleri'nde televangelist diye bir kavram var malumunuz. Bunlar işte evangelist din adamlarının televizyon programları oluyor. Kendi kanalları oluyor ve kendi kanallarında işte konuşuyorlar. Kendilerine göre propaganda yapıyorlar, misyonerlik yapıyorlar. Kendi görüşlerini anlatıyorlar falan. Bu televangelistler tabii koronayla beraber artık son derece çılgın şeyler yapmaktalar. Bir tanesi mesela diyor ki ellerinizi televizyona koyun sizi iyileştireceğim diyor.

Buna inananlar var yani işte hasta kişiler ellerini dayıyorlar televizyona ve şifa bulmaya çalışıyorlar. Bizde de televancı hisler yerine tabi Beni Ahmet Hoca var. Ben buna tefaül, tefaülü hasen, güzel tefaül diyorum. Bak rüya görmedim. Kainat hiç bilmem, müminiyet bilmem, astrolog falan hiç değilim.

Ama ben bir güzel tefaül ile şimdi bana soranlara ne zaman bunun şerri kırılır? Biz özgürlüğümüze kavuşuruz. Yani çünkü hepimiz şimdi şeydeyiz. Benim olduğum ortam ilme çalışmaya devam ettiğim için kıyamete kadar burada kalsam hiç çıkmazsam dolu kitabım, ilmim var. Yani ben hakikaten istemiyorum dışarı çıkmak.

Ben hakikaten istemiyorum. Ramazan ayı öyle bir aydır ki üçe bölünmüştür. Evveli rahmettir. Bunu meşhur hocalar hep söyler. Ortası mağfirettir. Ahiri cehennemden beraattir. Azat olunmaktır.

Şimdi siz zaten şu anda cehennemden azat olunmuşum olmamışım o çok önemli değil. Şu virüsten bir kurtulalım da cennet cehennemi sonra düşünürüz dediğiniz için ortasını konuşmuyoruz. Mağfiret, günahınızı Allah affetsin falan o da çok önemli. Çünkü belalar günahlardan geliyor. Günahın affolunsa belan kalkar. Onu da düşünen yok. Ramazanın ilk on günü rahmet faslıdır. Yani çok acımasının eseri zuhur ediyor.

Bilimden değil de gelenekten medet uman yerlerden biri de Niğde Ulu Kışlı oldu. Niğde Ulu Kışlı'a ilçe belediye başkanı Ali Uğurlu koronavirüse karşı belediye binası önünde yöreye özgü tütsü yaktı. Sevgili hemşehrilerim, koronavirüsünden kurtulmak istiyorsak biz Ulu Kışlı halkı ve belediyesi olarak önerimiz güzellikliği bilinen, güzellikliği resmiyette geçen herkesin evinde tutmasını istiyoruz. Çünkü inanıyoruz ki kendi yöresel inançlarımız ömüre bu korona virüsünü def edeceğine inanıyoruz. Herkesi güzellikli tutmaya davet ediyoruz. Uluşla Belediyesi Uluşlalık olarak.

Şimdi işte bu koronaya karşı bilim çaresiz. Din bizi kurtaracak, maneviyat bizi kurtaracak diyenler var ama öte yandan bilim dünyası harıl harıl çalışıyor. Bill Gates, Gates Foundation'ın bu virüs aşısı üzerine çalışan 7 projeyi fonlayacağını duyurdum. Bill Gates epey enteresan bir kişi. Çocuklarına hiçbir miras bırakmıyor inanılmaz bir serveti olmasına rağmen. Bu servetini çocuklarına bırakmıyor. Bu çocuklara iyilik değil kötülük, kendileri sıfırdan başlayıp yapsınlar diyor. Böyle bir düşünce tarzı var. Ve devamlı böyle şeyleri fonluyor işte. Netflix'te de bir dizisi var. Afrika'da kanalizasyon sistemi kurmak için çok uğraşıyor mesela.

Amerikan kafa yapısında, mantalitesinde aslında bu var. Yani giving back to the society, doing good for society, böyle bir şey var. Amerika'da bizim anladığımız gibi değil tabii. Daha başka bir paradigma. Devlet daha küçük, daha az müdahil. Ama burada vatandaşa çok iş düşüyor. Ve vatandaş da bunu yapıyor. Yani böyle bir kültür var. İşte halka geri vermek. Yani bu ülke beni işte okuttu, yetiştirdi ve bu sistem sayesinde, Amerikan rüyası sayesinde bir yerlere geldim. Şimdi topluma geri verme zamanı. Yani böyle bir bakış açısı var. Bill Gates de işte aslında onun bir örneği.

Gates'in fonladığı Innovio Pharmaceuticals'da bir ilaç şirketi Covid-19'a karşı aşı çalışmalarında insan deneylerine başlamak için Amerikan Gıda ve İlaç İdaresi, FDA'den onay almış. Şirket yaza kadar aşının insanların üzerinde testlerinin tamamlanacağını, yıl sonuna kadar 1 milyon doz aşı dağıtabileceğini açıkladı. Tabi şimdi aşı demişken aşı savaşları var. Donald Trump'ın hamleleri çok konuşuluyor.

Bir Nisan tarihli The New York Times'ın Daily Podcast serisinde, Alman basınında çıkan habere göre, Amerikan Başkanı Donald Trump'un Alman CureVac şirketine Tüm aşa çalışmalarına erişim isteği ve şirketin merkezinin Amerika'ya taşınması amacıyla 1 milyar dolar teklif ettiği haberi yapıldı. Bu haber yalanlandı ancak bir anda CureVac şirketinin Amerikalı CEO'su aman bir CEO ile değiştirildi. Bunu duyan Çinliler başka bir Alman biyoteknoloji şirketine teklif götürdü. Tabi burada Trump'ın amacı Amerika First, yani aşı ilk bulan firmanın Amerikan firması olması ve Amerika'ya gerekli tedariği sağlayacak olması.

Ama tabi bilim insanları onlar bilimsel açıdan düşünüyorlar ve istiyorlar ki burada işte uluslararası bir çaba olsun. Uluslararası olarak projeler geliştirilsin. Bakalım ne olacak göreceğiz. Ha bizde de haberler var. Türk bilim insanları da uğraşıyor. Ercüment Ovalı'nın ismini podcast'ın başında zikretmiştim. Önemli. Ankara Üniversitesi fakültesinde bir ortak çalışma var. Multidisiplinler fakülteler arası. Orada virüs izole edilmiş yani izole ediliyor. İnsan bedeninden bağımsız yaşatılıyor. Bu aşı bilmek için çok çok önemli. Öte yandan plazma tedavisine başlanıyor. Plazma tedavisi tüm televizyonlarda da konuşuldu. Daha önce hastalığı geçirip atlatmış birinin kanından antikor alınıyor ve başka kişilerin tedavisinde kullanılıyor. Amerika, Çin, İsrail deneysel olarak şu anda bu yöntemi kullanmaktadır.

Evet, bu haftaki konu Gene Bio şirketinin CEO ve CTO'su Arda Deniz Dokuzoğlu. Şimdi Arda, ne yapıyorsunuz? Bir Türkçesi anlatır mısın kısaca öncelikle? Tabii, şimdi bizim Gene Biotechnology diye bir şirketimiz var, ben Synthetic Virology diye bir alanda çalışıyorum. Virüs genetik mühendisliği, yani virüsleri alıyoruz, onların üzerindeki genetik kodlarıyla oynayıp, onları faydalı, tedavi edici ajanlara çevirmeye çalışıyoruz. Virüs, yani viral hastalıkları da aşı olarak kullanılabiliyor, canlı virüsler. Bir tane böyle yazını okudum, şey demişsin işte, virüsü köleleştirmek falan.

Ya da hücreyi köleleştirmek demişsin, değil mi? O hücreyi alacağız, ona bir şey kodluyoruz hücrenin içine, sonra insan vücuduna veriyoruz o hücreyi ve insan hayatını sonsuza kadar değiştiriyor hücre falan, böyle bir şey. Yani şöyle aslında biz buna yeniden programlamak diyoruz köleleştirmekten ziyade virüsleri hatta da işte bazen bakterileri yeniden programlayarak yani genetik olarak onları şartlandırarak belirli fonksiyonlar kazanmalarını sağlıyoruz. Normalde doğada bıraksak kendi kendilerine kazanmayacakları özellikleri. Mühendislik yoluyla kazandırarak belirli hastalıklarda ihtiyaç duyduğumuz etkileşimi sağlamalarını sağlıyoruz. Yani laboratuvarda onları tedavi edici özellikler kazanmak üzere şartlandırıyoruz. Biz daha önceden bakteriler üzerine çalışıyorduk. Daha doğrusu bakteri virüsleri üzerine çalışıyorduk. Şimdi memeli virüsleri üzerine çalışıyoruz. Covid-19 şimdi çalıştığınız başlıklardan biri oluyor anladığım kadarıyla.

Evet şöyle, şimdi bizim daha önceden kanser aşısı olarak kullandığımız virüsleri... ...şimdi aynı zamanda COVID aşısı için de kullanabilir miyiz? Bu amaçla yeniden düzenleyebilir miyiz platformumuzu diye bir çalışma başlattık. Faydalı da bir call bulduk şimdi. Normalde kanser öldüren virüsleri şimdi de COVID üzerine aşılamak için vektörler haline getirmeye çalışıyoruz.

Bayağı etkileyici. Şöyle de bir e-mail atmışsın, TÜSEB Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü, TÜBİTAK İşbirliği ile acilen yüklü bir RGFON oluşturulması, aşırı sentetik viroloji, immünoloji, mikrobioloji alanındaki bilim teknoloji insanları, sanayicileri ayrık altı iş paketleriyle buluşturan bir anti koronavirüs programı başlatmayı öneriyorum demişsin. Bu önerine dönüş oldu mu? Şahsen doğrudan bana bir dönüş olmadan önce bu bir şekilde anladığım kadarıyla yayıldı ve bundan üç gün sonra bir toplantı düzenlendi. Yalnız ben orada yoktum. Benim daha sonradan haberim oldu. Daha sonra Bakan Yardımcısı Fatih kaçır beni telefonla aradı. Kısaca bir görüştük.

Yalnız doğrudan aktif olarak rol almıyorum ekibin içerisinde. Biraz daha anladığım kadarıyla akademik bir yaklaşım var orada. Mevcut devletin altyapılarını nasıl hızlıca platforma çeviririz diye bir çalışma var. Tabi ben biraz daha farklı bir şey öngörmüştüm.

Biraz daha girişimcisin değil mi? Anladığım kadarıyla. Biz birazcık daha girişimcilik tarafında aktifiz... Yani benim akademik olarak yaptığım çalışmalar da var ama hayatımın büyük bölümünü bir girişimci olarak geçirdim.

Ben biraz daha bunu pazarı analiz ederek, dünyadaki durumu analiz ederek... ...bizim gerçekten elimizdeki sınırlı kaynakla ne yapabileceğimizi iyi analiz edip... ...gerçekten faydalı bir şeye dönüşecek şekilde kaynaklarımızı harcamayı önermiştim. Ama bu biraz tabi analiz gerektiriyor. Hızlı hareket alınca bazı şeyleri atladık gibi geliyor bana. Öyle mi? Ne gibi mesela?

Mesela şu anda biz hurra bir şeye girdik aşı çalışmasına ama yani şu anda bütün dünyada da ben bir miktar eksik gördüğüm şey aşı kompleks bir olaydır. Şimdi aşıyı doğru bir aşı yapabilmek için güvenli ve etkili bir aşı yapabilmek için temel bilim yatırımı yapmanız lazım. Yani biz koronavirüs SARS'la MERS'le aynı şey değil. Şu anda dolaşımda olan sekiz tane ana suç var. Bunlar bile birbirinden farklı karakteristiklere sahip. Çünkü bu virüs insan kaynaklarıyla yeni tanışmış bir virüs. Hızlıca değişim oluyor. Dolayısıyla bizim virüsün bağışıklık sistemiyle nasıl etkileşime girdiğini çok iyi anlamamız lazım. Bu ancak temel bilim çalışmalarıyla olur. Ve keşifler ancak buradan çıkar. Yani şu anda evet teknik olarak önceden bilinen metodlarla aşı geliştirmeye, herkes kendi metoduyla bir teknik iyileştirme yapmaya çalışabilir. Bunlar fayda da sağlayabilir.

Ama yani şu anda kaynaklarım yeterli olmadığı için bilimsel olarak kanıtlayamadığım bir hipotezim var. Ben SARS-CoV-2'nin bağışıklık sistemi ile neredeyse dans ettiğini düşünüyorum. Bu çok önemli bir nokta. Şöyle söyleyeyim, bizim şu an bütün kabullerimiz bizim konvansiyonel aşı geliştirme metodlarımızın işe yarayacağı üzerine değil mi? Bütün beklentimiz bu 18 ay sonra falan bir aşıyı uygulamaya başlarız diye düşünüyoruz. Ama bu meydana gelmeyebilir. SARS-CoV-2 immün sistemle sofistike etkileşimler kuruyor olabilir. 5 Mart'ta bir gönderilen Journal of Infection'a bir makale var. Çok enteresan. Yani devamı gelmediği için hani doğrudan şey diyemeyeceğim, doğru bir bilgidir diyemeyeceğim ama önemli, dikkat edilmesi gereken bir şey.

Mesela Güney Kore'de yapılan bir çalışma 55 hastadan inceledikleri hastaneden çıkan 55 hastadan iyileştikten sonra yani negatif olarak test edildikten sonra SARS-CoV-2'ye sonrasında bunlardan 5 tanesinin tekrar pozitif çıktığı ve hatta bunların 4 tanesinin semptomda gösterdiği ile ilgili bir makale yayınlandı. Şimdi bu oldukça tehlikeli. Neden? Yani bağışıklık sistemini alt edebiliyor ya da geçici süre bağışıklık sisteminden saklanıp tekrar çıkıyor olabilir.

İlk kez mi böyle bir şeyle karşılaşıyor insanlık? Yani şöyle, bu setupta ilk kez karşılaşıyor. Yani SARS ve MERS biraz daha coğrafi olarak sınırlı virüslerdi. Hani görece de bağışıklık gelişen virüsler olduğunu düşünüyoruz ama bununla ilgili tam klinik verimiz de yok. Bir de şey var, yani mesela HIV var, influenza var, tamam bütün dünyaya yayılıyor, işte her sezon geliyor influenza, HIV, 10 yıllar boyu hastalarda kalıyor.

Ama bunlar görece daha naif virüsler yani insan bağışıklık sistemiyle geçinen virüsler diyeyim. Bir şekilde beraber yaşamaya devam edebiliyoruz ama bu SARS-CoV-2'de yaşadığımız şey tahribat yapan bir virüs. Yani bu virüs öldürmenin üzerinde bir de yaşattığı hastalık tahribat veriyor. Sadece sağlık olarak değil, ekonomik olarak tabii yani biz bundan sonra hayatımızın nasıl devam edeceğiyle ilgili kesin bir şey söyleyemiyoruz.

Yani tamam hadi geçti, yazın 3 ay bağışıklık kazananlar bağışıklık kazandı. Ama eğer bizim doğal olarak kazandığımız bağışıklık daha önceki koronavirüsler gibi 3 ay sürüyorsa, o zaman biz Ekim, Kasım ayı gibi bir daha böyle bir şeyle yüzleşmeye hazır mıyız böyle bir enfeksiyonla? Şimdi İspanyol gribini bilirsiniz. İspanyol gribinde yaşanan şey önce bir küçük salgın, arkasına gelen ikinci dalgada çok çok daha büyük bir salgın şekli. Daha da büyüğü bulabiliyorsun.

Peki şunu soracağım. Bir de şu tartışma var. Hani bilim bu virüs karşısında aciz mi kaldı tartışması var ya. Bak işte bilimde buraya kadarmış diyenler var. Bu tartışmalara ne diyorsun?

Şimdi burada yanlış algılan şey şu, bilim aciz kalmadı. Bizim bilime ayırdığımız kaynaklar aciz kaldı. Bizim bilim politikalarımız aciz kaldı. Bizim koordinasyon becerilerimiz ve sağlık sistemlerimiz aciz kaldı. Çünkü biz buna hazır değildik. Biz bunu bu kadar büyük etkiye sahip bir doğal afeti beklemiyorduk. Bunun için uluslar üstü bir organizasyon organizasyonumuz yoktu. Yani doğrudan yaptırım yetkisine sahip, yerel politikalardan bağımsız olarak seçilip yürütülen, yönetilen, doğrudan bilim ve teknolojiyi finanse edebilen ya da yürütme yetkisine sahip bir uluslarüstü organizasyonumuz yoktu. Dolayısıyla da kapitalist ekonomik sistemimizin bize sunduğu fırsatlar dahilinde hazırlık yapabilen birkaç şirketin, birkaç enstitünün tamamen ne kadar hızlı ve verimli çalıştığına birazcık da şansa kalmış durumdayız.

Bir de şöyle bir şey var, ülkeler arası işte Trump gidiyor bir Alman şirketini satın almaya, aldırmaya çalışıyor daha doğrusu. İşte bu aşıyı ilk kim bulacak yarışması da var. Bu da dediğin yere geliyor anladığım kadarıyla. Yani bu bilime ya da sağlık meselesine uluslararası bir bakış açısı geliştirilememiş olması sorunuyla herhalde karşı karşıyayız diyebilir miyiz?

Bak ben çok kalpten cevap vereyim buna. Şimdi biz girişimciler ve sektör olarak tam olarak kapitalizmin oyun kurallarıyla sosyalizmin sorumluluk birinci arasına sıkışıp kalmış durumdayız. Yani sermayeyle terbiye edilmiş bir ekonomi şu anda bütün dünyayı tehdit eden bir riskle boğuşmaya hazır değil. Çünkü bir rekabet ekonomisi var. Devletler de buna hazır değil. Yani bu aslında komple bir değişimin gerçekleşmesi gerektiğini söylüyor. Şimdi Trump'ın 1 milyar dolar şeyi inceledim ben. Yani 2 Mart'ta Beyaz Saray'da bir işte toplantı gerçekleştirmişler. Oraya katılan birçok firma var. Onlara da daha detayına girebilirim ama Trump'ın yerine kendinizi koyun. Yani şu anda bütün dünyanın sorununu çözecek 5-6 tane şirket koşturarak önden gidiyor.

Kesenizde de 100 tane şeftali var. Adam diyor ki bir tane şeftali verirsen deneyeceğim. Vermez misiniz? Verirsiniz. Adam da gider. Çünkü insanlığı kurtaracak. Yani orada ulusçu bir şey düşünmeyecek. Ekonomik sistemin içerisinde ne gerekiyorsa onu düşünecek. Ben bunun hani çok etik olmadığını düşünmüyorum. Yani siz bu ekonomik sistemi seçen birisiniz. Dolayısıyla gayet de olası bir durum. Bir de şimdi bu aşı firmaları arasında birkaç faz yaklaşım var. Bir tanesi işte bu bizim RNA aşıları dediğimiz.

Bunların özelliği hızlıca piyasaya çıkabilmeleri. Yani çok hızlı hemen kliniğe hazır ürün verebilmeleri. Dolayısıyla da çok daha hızlı çıkabilmeleri. Ama bunlar etkinliklerini klinikte göstermiş aşılar değil. Dolayısıyla başarılı olup olmayacaklarını bilmiyoruz. Arkasına işte şeyler geliyor. Vektör aşılar. Yani başka virüslere koronavirüsün parçalarını taşıttığınız aşı yaklaşımları. Bunlar aslında biraz daha etkinlik açısından kuvvetli yaklaşımlar.

Ama dediğim gibi yani biz koronavirüsü iyi tanımadan yapacağımız aşılar hem hastalığın seyrini kötüleştirebilir, böyle bir risk var, hem etkisiz olabilir, hem de otoimin hastalıklara da sebebiyet verecek işlemler yapabiliriz. Dolayısıyla bir yandan koşturmanın bir dezavantajı da var. Yani bu işi hızlı hızlı yapmanın bazı bedelleri de var. Şu anda odaklanılması gereken şey bence bir an önce bir sonraki dalga eğer gelecekse, ona hazırlanmak üzere platform teknolojilerinin geliştirilmesi ve en önemlisi... Bir şey çok önemli, acele etmenin de bir dezavantajı var. Bir an önce aşı bulunsun, hadi bir ilaç ortaya çıksın, hemen aşı bulunsun. ama işte bunda dezavantajı olduğunu söylüyorsun, altını çiziyorsun. Peki, bir bilim dünyasında ya da bu işin piyasasında, sağlık piyasasında diyeyim, kökten bir değişiklik bekleyelim mi? Biraz başında ondan bahsettik. Mesela veba için derler ya tarihçiler, biraz işte Rönesans, reforma doğru insanlığı ittirmiştir veba salgını gibi. Şimdi bu Covid-19 da insanlığı bir yere ittirir mi, ne dersin?

mutlaka ittirecektir. Şöyle bir şey var, biz ne kadar ayılacağımıza bağlı. Şimdi sık sık şeyi de görüyoruz, koronavirüsle birlikte işte devletlerin küreselleşmeden kaçınacağı, işte böyle biraz daha içine kapanacağı, sürdürülebilir hale gelmeye çalışacağı falan. Ama bu uzun vadede bana sorarsanız sürdürülebilir bir şey değil. Artık hani devletlerin koordine çalışmayı öğrenmesi lazım. Sağlık sistemlerinin de öyle, bilim ve teknolojinin de öyle.

İlk başta değişmeyebilir. Biz bu dalgayla ayılmayabiliriz. Bir süre buna tepki verdikten sonra eski yaşantımıza dönebiliriz ama ikinci bir tokadı yediğimiz zaman bunun böyle kalma ihtimali yok. Yani bu virüs birazcık daha ölümcül olsaydı ya da işte 18 ay sonra beklediğimiz aşı gelmese ve 2 ya da 3 dalga daha aynı virüsü yaşasak Mevcut sistemlerimizin dayanma ihtimali yok yani buna mecbur kalacağız zaten. Dolayısıyla baştan aşağı düşünmemiz gerekiyor bunu yani düşünmesek bile mecbur kalacağımızı düşünüyorum. Bir de şeyi söyleyeceğim aşıları geliştirme sürecinde de evet şey dedim hızlı gitmek bir dezavantaj. Bunun çözümü ama hızlı gitmemek değil. Bir kısım ekiplerin hızlı giderken, bir kısım ekiplerin de mutlaka temel bilim çalışmaları yapması gerekiyor. Yani oradan bu yine uluslararası dayanışma ve uluslararası böyle beraber bir planlama sürecini itiyor o zaman ister istemez. Aynen öyle. Yani kağıttan ekonomiler çünkü ikinci bir afeti kaldıramaz yani. Bu acayip açık görünüyor bence.

Evet, ona biz de dahiliz aslında yani. Bizim de daha çok düşünüyor olmamız lazım belki, ne olursa olsun. Daha önceki podcastlerimizde de bunu anlatmaya çalışmıştık. Burada Türkiye'de öyle bir şey yok, Avrupa çöktü, bak o çöktü, bu çöktü falan değil. Aslında çöken çok da Avrupa değil. Yani Avrupa'da böyle bir kaynak var işte. En son Brüksel'de de Avrupa Parlamentosu'ndan da karar çıktı. Yani küçük ekonomilere bir para aktarımı söz konusu falan. Böyle biraz daha bizim gibi ortada kalmışların durumu sıkıntılı diye düşünüyorum, ben bilmiyorum. Belki sağlık endüstrisinde de öyledir.

Doğru yani bu iş birazcık şeye bakıyor, sermaye gücüne bakıyor. Eğer bu afete hazır bir ekonominiz yoksa, bir gücünüz hazır da yoksa, kendinizi zayıflaştırdıysanız herhangi sebeplerle mecburen de daha büyük bir zararla çıkıyorsunuz. Bu dalgada bizim için böyle ama 2-3 dalgada daha büyük ekonomiler de buna dayanamaz. Gerçekten şu anda biz şeyi fark ediyoruz, bizim sistemlerimiz, politikalarımız, devletlerimizden çok çok daha güçlü bir şey var.

bir gezegenin içinde yaşıyoruz ve bu gezegenin doğal gerçekleri var. Ve aslında biz sürekli böyle bir ilüzyon içerisinde yaşıyoruz. Şimdi biz gerçeklerle tekrar tanışmaya başladık. Neyin önemli olduğuyla şimdi tekrar ayılmaya başladık. Şey bile düşünün şimdi, Ocak aylarında koca bir kıta ayandı. Yani... Avustralya yandı, Avustralya yandı doğru. Biz burada ah ah vah vah dedik. Ama şimdi virüs de öyle olmuyor. Gezegenin çevresini dolaşıp evinizin içine kadar giriyor. O zaman bir anda ayılıyorsunuz.

Bu öngörüsüzlük insanlığın en büyük hatası olur. O yüzden birazcık daha önden düşünmeye, hesaplamaya, hazırlık yapmaya ihtiyacımız var genel anlamda. Arda Deniz Dokuzoğlu, çok teşekkürler. Ben teşekkür ederim. Evet, beşinci bölümünde sonuna geldik. Trend to Big'e Spotify, Apple Podcasts, Google Podcasts ve tüm podcast platformlarından dinleyebilirsiniz. Yeni bölümde görüşmek üzere.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)