
3.536 kelime · ~18 dk okuma
Covid-19 salgınının etkilerini azaltmak için toplamda 100 milyar liralık bir kaynak setini böylece devreye alıyoruz. Bu çerçevede devreye sokacağımız tedbirler şunlardır. 1. Perakende AVM, demir-çelik, otomotif, lojistik ulaşım, sinema, tiyatro, konaklama, yiyecek-içecek, tekstil, konfeksiyon ve etkinlik organizasyon sektörleri için muhtasar ve KDV tevkifatı ile SGK primlerinin Nisan, Mayıs ve Haziran ödemelerini 6 şer ay erteliyoruz.
Neşen yerinde. Merhabalar, evet. Neşemiz yerinde. Trend Topik'in dördüncü bölümüyle karşınızdayız. Girişteki konuşma, Cumhurbaşkanı'nın 18 Mart'ta koronavirüs salgınıyla ilgili 100 milyar liralık destek paketini açıkladığı konuşmadan bir alıntıydı. Biliyorsunuz, 30 Mart tarihinde Cumhurbaşkanı yine ekranlara çıktı.
Bu sefer Biz Bize Yeteriz kampanyasını başlattı. Peki ne oldu da bu kampanya başladı? 100 milyar lira yeterli gelmedi mi en başta? Diğer devletlerin açıkladığı destekler mi bunu gerekli kıldı? Ya da görüyoruz ki hükümet Ankara Büyükşehir Belediyesi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin kampanyalarından rahatsız. İki belediyenin de bağış topladığı hesaplar donduruldu. Neden? Ne oluyor? Şimdi bunu bir toparlayacağız. Adım adım gidelim.
18 Mart'ta açıklanan ilk paket merakla bekleniyordu. Paketten enteresan başlıklar çıktı. Şimdi 19 maddelik bir paket bu. Tek tek okumayacağım. Zaten pek çok siteden detaylarına ulaşabilirsiniz. Ama dikkat çeken bazı başlıklar oldu. Pakette KDV tevkifatı, SGK prim ertelemesi, şirketlerin kredi borçlarının faizsiz ertelenmesi,
İç hat uçuşlarda KDV indirimi, 500 bin lira altındaki evlerde kredi miktarının arttırılması, minimum emekli maaşının 1500 liraya çıkarılması, emekli bayram ikramiyesinin Nisan'a çekilmesi, asgari ücret desteğine devam gibi öne çıkan maddeler var. Cumhurbaşkanı paketi açıkladıktan sonra 65 yaş üstü vatandaşlara kolonya da gönderileceğini söyledim. Bu kolonya meselesi epey iyi alındı. Bu arada benim annem babam ikisi de 65 yaş üstünde. Kolonyaları gelmedi. Arkadaşlara sordum. Arkadaşlara da daha gelen kolonya yok. Bakalım. Onun notu olarak düşelim, kolonyaların takipçisiyiz. Şimdi tabii bu pakette işte konaklama vergisi ve iç hava taşımacılığına yapılan vergi indiriminin faydası anlaşılamadı ve epey üzerine konuşuldu. Ya bunun kime ne faydası olacak? Zaten hiçbir yere seyahat edemiyoruz, bir yerde kalamıyoruz diye. İşte anlaşılan herhalde burada devlet turizm sektörünün üzerindeki yükü biraz almaya çalıştı.
Hava yollarının üzerindeki yükü biraz almaya çalıştı ve tabii bu ev kredi miktarının arttırılması da 500 bin lira altındaki inşaat sektörü çökmesin diye. Öyle anlaşılıyor. Ufuk Demir bir iş insanı, etilerde bir işi var, işletmesi var. Kendisi de bu devlet desteğine başvuran iş insanlarından bir tanesi. Acaba neler yaşamış? Nasıl başvuruluyor? Sonuç nasıl alınıyor? Kendisinden biraz bilgi almaya çalışacağım. Ufuk Demir merhabalar.
Merhaba. Siz ne yaptınız şimdi? Nereye başvurdunuz? Ne için başvurdunuz? Şimdi şöyle söyleyeyim. Bu öncelikle muhasebemizin bizi bilgilendirdiği bir konu birkaç gün önce. Muhasebemiz gerekli bütün başvuruları yapıyor ve bu işin takibini onlar yapıyor. Bizim aldığımız bilgi şu şekilde.
Sigortalı personelin bürüt maaşlarının %60'ının devlet tarafından karşılanacağına dair bir bilgilendirmeydi bu. Biz de bütün personelimizin iletişim bilgilerini, efendime söyleyeyim adreslerini, çünkü galiba muhasebemizin söylediği şu, Aranıyormuş da personel, yani telefon açılıp şu an çalışıp çalışmadığı ya da haftada ne kadar saat çalıştığı soruluyor ve bunun karşılığında da biz de bu başvuru yapıyoruz devlete. %60'ını devlet karşılıyor, kalınını da biz karşılayacağız. Şimdi şu anda sizin personeliniz çalışmıyor, öyle mi? Yok, şu anda mağaza kapalı. Kapalı ama personelinizin maaşını %60'ını devlet ödeyecek, %40'ını siz ödeyeceksiniz. Peki ne zaman alacağınız belli mi acaba?
Maalesef onunla ilgili de şunu öğrendik. Birincisi bu personelin hesabına yatacak bir meblağ değilmiş. Birey olarak gidip PTT şubelerinden bunu tahsil edeceklermiş. Bu bir. İkincisi bunun
Düzenli olarak şimdi biz Mart ayı maaşlarının tamamını verdik personeli bugün. Nisan ayı maaşları için devletin bu meblağı ne zaman yatıracağıyla alakalı bir bilgi sahibi değiliz. İnşallah herhangi bir aksama gecikme olmadan bir ödeme yapılır. Onlar da gidip çekerler.
Anlıyorum. Siz kapalı olduğunuz için böyle bir başvuruda, kapalı işletmeler başvurabiliyor. Öyle değil mi? Kapalı... Yok, hayır. Şöyle, kısıtlı saat uygulaması da yapılabiliyor. Yani benim mesleğim itimariyle ben istersem kapatırım mağazamı, istersem de kısıtlı saatlerde çalışabilirim. Sağlık Bakanlığı'na bağlı olduğum için. Kısıtlı saatlerde çalışıldığında ödenecek meblağ farklı oluyormuş. Tamamen kapatmada ödenecek meblağlar farklı oluyormuş. Aldığımız bilgi bu doğrultuda.
Anladım, peki. Teşekkür ederim Ufuk Demir. Rica ederim, ne demek. Kolay gelsin. Sağ olun.
Bodrum'da kendi otelini işleten bir kadın arkadaşın bizimle paylaştığı bir mesaj var. Biz daha başvurumuzu bile yapamadık diyor. Dün Ziraat Bankası bize kendi müşterimiz yetiyor, yeni müşteri kabul edemiyoruz demiş. Onun üzerine Halk Bank'a gitmiş. Halk Bank'ta böyle bir çalışmamız şu an yok. Sadece esnaf kredisi var. Onun için de esnaflar odasına bağlı olmak gerekiyor demiş. Biz ticaret odasına bağlıyız.
Kobi'ye destek vereceğiz diye devlet açıklama yapıyor, devlet bankalarını işaret ediyor. Ama devlet bankalarına gittiğimiz zaman hiçbir sonuca ulaşamıyoruz diyor. Hatta Halkbank'tan kendisine televizyonda duyduğunuz her şeye inanmayın denmiş. Bunun üzerine ticaret odasını aramış. Ticaret odası bu devlet desteği bizim bu konuda bir müdahalemiz olamıyor demiş.
Bu otel işleten arkadaş sefil durumdayız. Şimdi ne yapacağız bilmiyoruz diyor. İşte tabi turizm sektörü bu krizden en çok etkilenecek sektörlerden bir tanesi. Bu bir kişi işte bu açıklanan sözde devlet desteğini almak için ne yapmaya çalıştığını geçtiği yolları anlatmış. Bize anlaşılan öyle devlet desteğini almak pek de kolay değil. Kim nasıl alacak? O da doğru düzgün belli değil. Öyle görünüyor.
Peki, bizde durum böyleyken diğer ülkelerde netice destekleri açıklandı. Aslında Trend Topik'in ilk üç bölümünü dinleyenler aşağı yukarı bunlara hakim ama tabii birçok gelişme oldu. Bir de ilk kez dinleyenler var. Şöyle bir toparlayacağım. Korona paketleri konusunda şov yapan ülke Almanya oldu. 23 Mart'ta Almanya şu zamana kadar görülmüş
En büyük finansal yardım paketini açıkladı. Pakette 400 milyar euroluk bir bütçeyle şirketlerin tahmil ve bonoları garanti altına alınıyor. Ayrıca 100 milyar euro ek bütçeyle sarsılan küçük şirketlere yardım edilecek. 15 milyar euro freelancerlara, şahıs şirketlerine ayrılmış. Bu kişilere 15'er bin euroluk bütçeler sağlanıyor.
Küçük bir kriz oldu Almanya'da. Başbakan Angela Merkel'in doktorunda korona çıkınca, acaba Merkel'e de virüs bulaşmış olabilir mi şüphesi doğdu. Sonra Merkel'e üst üste testler yapıldı ve Merkel'in testleri negatif çıktı. Almanya böyle bir rahat nefes aldı. Bu dönemde bu korona kriziyle beraber Merkel is back yorumları yapılmış. Also, es geht darum, das Virus auf seinem Weg durch Deutschland zu verlangsamen. Ve bu sebeple, bu bir şeyden başarılı olmalı. Önümüzdeki tüm toplum hayatı yavaş yavaş aşağıya atmalıyız. Kesinlikle düzgün ve dikkatli olmalıyız. Çünkü hükümet devamlı çalışacak, sağlık selbeste daha da güvenli olacak. Ve biz de en büyük ihtimalle, en büyük ihtimalle, en büyük ihtimalle, ihtimalle, en büyük ihtimalle, en büyük ihtimalle, en büyük ihtimalle, en büyük ihtimalle, en büyük ihtimalle, en büyük ihtimalle, en büyük ihtimalle, en büyük ihtimalle, en en Özellikle
büyük ihtimalle, en büyük ihtimalle, en büyük Merkel'in ihtim Alman vatandaşlarına yönelik siz sadece evlerinizde kalın. Sağlığınıza dikkat edin. Gerisini biz halledeceğiz. Açıklaması çok çarpıcı bulundu. Tabii Almanya'da yaşayan çokça da Türk var. Hem gastarbeiter olarak oraya gitmiş olanlar var. Bir de son dönem malum Türkiye'deki durum nedeniyle Almanya'ya gitmiş olan beyaz yakalılar var. Dolayısıyla Almanya'dan haber almak da kolay. Anayizi almak da kolay.
Şimdi bu yardım meselesi nasıl işliyor? Almanya'da yaşayan bir Türk yazmış. Er Batur Çavuşoğlu demiş ki, Berlin'deki plak dükkanın salgın nedeniyle 15 gündür kapalı, küçük işletmeleri destekleme fonuna yaptığım online başvuruda basit bir form doldurup yalan beyanda bulunmadığımı belirttim. Üç gün içinde beş bin euro geri ödemesiz destek hesabıma yatırılacakmış, demiş Erboltür Çavuşoğlu. Yani bu iş bu kadar basit işliyor. İşte gidiyorsunuz, bir beyanda bulunuyorsunuz, doğruyu söylüyorum diyorsunuz, paraya ihtiyacım var diyorsunuz, devlet çak beş bin euro yolluyor size. Böyle bir durum var. Fransa üç yüz milyar euroluk bir paket açıkladı yaklaşık. Bu pakette dört milyar euro, sadece dört milyar euro start-up'a ayrılmış.
startuplar konusunda iddialı olmak istiyor ve hani böyle genç girişimciyi, yeni girişimciyi kaybetmek istemiyor Fransa böyle bir adım atmış. Bir de tabii şunu da çok gördük işte İtalya'dan eleştiriler, yalnız bırakıldık, AB şey yapmadı, Çin yanımızda falan gibi yorumlar vardı. Fakat işte AB boş durdu mu pek öyle değil. 37 milyar euroluk bir yatırım paketi ve 800 milyar euroluk bir dayanışma paketi salgından en çok etkilenen ülkelerde kullanılmak üzere Avrupa Parlamentosu'ndan, Brüksel'den geçti. Yani ABD açtı mutlulukları. İngiltere'de 5 milyon sterlin küçük ve orta ölçekli işletmeler için ayrıldı. İngiltere iş gücünün %15'i şahıs şirketleri ve freelancerlar. Bu kişilere aylık 2500 sterlin dağıtıyor devlet.
Amerika Birleşik Devletleri tarihi bir paketi açıkladı. 2 trilyon dolarlık destek paketi demokratların da desteğiyle senatodan geçti. Amerika Birleşik Devletleri vergi ödeyen tüm vatandaşlarına 1200 dolar para yatıracak. Çocuğu olanlara ekstra 500'er dolar daha verecek. Gerek ödemesiz bunlar.
Dünyanın öbürçüleri Yeni Zelanda tüm vatandaşlarının hepsini hesabına yedişer bin dolar yatırmış. Kanada'da başka şov yapan bir ülke oldu tabiri caizse. Kanada Başbakanı Trudeau Bu durum hızlıca devam ediyor. Hepimiz biliriz ki, insanların nasıl bu konuda başarılı olabileceğini, nasıl evde kalabileceğini, yalnız kalabileceğini, işe gitmeyi ve hala ekonomiyi koruyabileceğini bu özellikli krizlerden dolayı. Bu konuda odaklanmıştık. Bu sebeple, önlemliyoruz. 75% sargı satışı, büyük ve küçük şirketlerle, non-profit ve şirketli sektörlerle birleştirmek istiyoruz. Bu şekilde insanların evde
ve istikbalinde kalabileceği için. Bu dönemden sonra bu konuda güçlü geri dönüşebiliriz. Parayı düşünmeyin, işimi kaybeder miyim diye korkmayın. Siz sağlığınızı düşünün. Para bizim işimiz. Size gelirimizin yüzde üçünü, 83 milyar doları ayırdık, dedi Trudeau. Şimdi dünyada bunlar olurken Türkiye'de de belediyelerin kollarını sıvadığını gördük. 26 Mart tarihinde Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanı Mansur Yavaş bir destek paketi başlattığını açıkladı.
Ankara Büyükşehir Belediyesi olarak ortalama yüz elli bin aileye gıda yardımı yapıyoruz. Ama belli ki bu süreç nedeniyle bazı işyerlerimiz yasal olarak da veya kendiliğinden alınan tedbirleri gereğince kapalı kalmak durumunda olacak. Dayanışma ve birlikte olma günüdür. Ankara Büyükşehir Belediyesi olarak Ankara'lı yardımseverlerin bu süreçte mağdur olacak insanlara yardımcı olabilmeleri için bir web sayfası üzerinden ayrıca yardım kampanyası başlattık. Buna da destek olacağınızı umuyorum. Unutmayın gün dayanışma günüdür ve bu süreci hep birlikte atlatacağız.
Ardından İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı İmamoğlu, FOX TV'de İstanbul için koronavirüsle ilgili destek kampanyası başlattığını duyurdu. Bunun üzerine işler karıştı. İçişleri Bakanlığı bir genelge yayınladı. Belediyelerin yardım toplamasının yasa dışı olduğunu söyledi.
Öte yandan hukukçular diyorlar ki mesela Nazan Moroğlu yazmış. Nazan Moroğlu diyor ki yani genel hükümler her zaman özel hükümlerin üstündedir. Dolayısıyla yasada yani genel hükümde belediyelerin bağış toplayamayacağına dair bir ibare yok, bir ifade yok. Dolayısıyla özel hükümle siz belediyelerin bağış toplamasının önüne geçemezsiniz diyor. Fakat şu anda hali hazırda belediyelerin bağış topladığı hesaplara bloke konmuş durumda İçişleri Bakanlığı'nın talimatıyla.
Hatta hemen bunun üzerine bir rest Ankara Belediye Başkanı Mansur Yavaş'tan geldi. Ankara Belediyesi bağışları vakıf bankta topluyordu. Vakıf bank hesabına bloke konulunca Mansur Yavaş çalışan maaşları içinde vakıf bankla çalışmayı sonlandırdıklarını açıkladı. Böyle bir paketler savaşı var. Şimdi bu 11 CHP'li belediye İçişleri Bakanlığı'nın yayınladığı genelgeyi de mahkemeye götürüyor. Bakalım mahkemeden ne çıkacak?
Şimdi podcast'ın başında o söylediğim 100 milyar liralık devletin açıkladığı ilk paketti. Daha sonra işte ikinci paket geldi. Yalnız bu pakette devlet kendi desteğini açıklamadı da bağış istedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan ihtiyaç sahipleri için bağış kampanyası başlattığını açıkladı. Kampanyanın adı Biz Bize Yeteriz kampanyası. Kendisi de 7 aylık maaşını bağışladığını söyledi. Cumhurbaşkanının aylık maaşı 81 bin 250 lira.
Şimdi Biz Bize Yeteriz ismi özellikle seçilmiş, öyle anlaşılıyor. Zira kimi ekonomistler Türkiye'ye bu Covid-19 krizi çok ağır gelecek, sonunda IMF'ye gitmesi gerekecek Türkiye'nin yorumlarını yapıyorlardı. Bu yorumlara da göndermeye yapıldığı anlaşılıyor. Biz Bize Yeteriz, başkasına ihtiyaç yok denerek. Kampanyayla sosyal medyada dalga geçen çok oldu. Twitter'da bir kullanıcı, devlete 10 lira bağışlamak istesem gider 2 lira alırım. %60 vergiyle devlete daha fazla katkım üstüne de 2 lira olmuş olur. Bir gün keriz olacağıma her zamanki gibi kerizliğimin tadını çıkartırım demiş.
Bir başka kullanıcı, herkes gücü nispetinde bir devlet kurumunu evine alıp baksın arkadaşlar, ben Karayolları Genel Müdürlüğü'nü seçiyorum diye espri yapmış. Yalnız buradan işte espri yapanların arasından gözaltına alınanlar da oldu. Bir kullanıcı işte telefonu açıp da cumhurbaşkanıyım diye sizi kandıranlara para vermeyin gibi bir tweet attı. Tweet çok şeyde paylaşılmıştı. Bu tweet üzerine bu kişi gözaltına alındı ve ifadesi alındı.
Şimdi çokça espri var, çokça eleştiri de var. Kampanyaya çok tepki gelince Cumhurbaşkanlığı İletişim Danışmanı Fahrettin Altun devreye girdi ve bu kampanya ile ilgili şöyle bir tweet attı. Milli dayanışma devletin halktan para istemesi değil, bütün dünyanın yaşamakta olduğu böyle bir badire de milletin her ferdiyle sınıf, ideoloji, siyaset ayırmadan birbirine destek olmasıdır. Ucuz hesaplar uğruna bu dayanışmaya taş koymaya çalışanları millet affetmez.
diye böyle bir ifade kullandı Fahrettin Altun. Bağış yapanlar, bunu açıklayanlar oldu. Devlet Bahçeli 5 maaşımla katılıyorum dedi bu kampanyaya. Meclis Başkanı Mustafa Şentok 5 maaşını başladığını duyurdu. Şarkıcı Mustafa Ceceli 50 bin lira vermiş kampanyaya. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği 10 milyon lira destek vereceğini açıklamış. Numan Kurtulmuş 3 maaşını bağışlıyor. Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Aynur Aktaş 6 maaşını bağışlıyor. Haluk Levent 30 bin lira bağışladı. Bunlar bağış yapanlardan bazıları. Yalnız tabii Çiğdem Toker burada güzel altını çizmiş. Özellikle yolsuzlukların üzerine çok gider Çiğdem Toker. Çiğdem Toker şunu belirtiyor. Diyor ki kimi inşaat firmaları hemen hevesli hevesli bu kampanyaya bağış yapacaklarını söylediler. Yalnız bu yaptıkları bağışı aynı zamanda vergiden düşecekler. Böyle de bir şey var yani. Dolayısıyla bir cepten al öbür cebe koy gibi bir durum oluyor. Bunun da altını çizmiş Çiğdem Toker. Böyle de bir detay var. Bunu eklemiş olalım. Şimdi siyaset bilimci Emrah Gülsünar bu bağış kampanyasını şöyle analiz etmiş.
İktidarın Biz Bize Yeteriz kampanyasının üç hedefi var gibi duruyor. Bir, ekonomik zorlukları yenmek, yoksul vatandaşın yanındayız demek. İki, AKP tabanında biz duygusunu güçlendirmek, beraber başardık duygusu yaratmak. Üç, iş dünyasının devlete bağlılığını test etmek. Ben seni kayırdım, şimdi sıra sende demek. Böyle bir analiz yapmış Emrah Gürsünal. Bence güzel, cuk diye oturuyor.
Bu arada şunu da söyleyelim, vatandaşından bağış isteyen tek ülke de Türkiye değil. IMF kayıtlarına göre Irak, Lübnan, Sri Lanka, Senegal ve Güney Afrika aynı şekilde vatandaşından bağış isteyen ülkeler olmuş. Şimdi Türkiye'de hali hazırda faaliyet yavaşlatan, durduran işletmeler kısa çalışma ödeneğine başvuruyorlar. Kamu bankaları hali halkı geliri aylık 5000 liranın altında olan müşteriler için kredi uygulaması başlattı. Bunlar da devlet tarafından duyuruluyor. Bir de şu dendi, ihtiyaç sahiplerine biner lira destek verilecek. Fakat şimdi şöyle bir durum var. Türkiye'de genel bir sokağa çıkma yasağı ilan edilmedi.
Yani işte bu İngiltere gibi, Almanya, Kanada gibi bir durum yok. Yani herkes kendi karantinasını uygulasın diyor devlet. Dolayısıyla herkes çalışmaya devam ediyor bir yanda. Onun için şimdi bu biner lira neye göre, kime verilecek? Bu konuda muğlaklık var. Anlaşılan şu ana kadar sosyal yardım alan kişilere verilecek bu bin lira gibi duruyor. Çünkü öte yandan pek çok sektör çalışmaya devam ediyor. Genel bir sokağa çıkma yasağı yok. İşçiler çalışmaya devam ediyorlar. Kime ücretsiz izne ayrılanlar var?
Kimileri çalışmaya devam ediyor. Dolayısıyla hani kime neye göre veriliyor bu bin lira, onu anlamaya çalışıyoruz. Cumhurbaşkanı'nın üretim durmayacak diye altını çizdiği için insanlar bir yandan risk altında üretmeye devam ediyorlar. Şimdi bu paketi, paketleri, Covid-19 sonrası ekonomik genel görünümü Ömer Gençel'le konuşacağız.
Ömer Gencal bankacılıktan siyasete transfer olmuş bir isim. Şu anda Deva Partisi'nde Babacan'la beraber görev yapıyor. Ömer Gencal merhabalar. Merhaba. Şimdi öncelikle iki paket var ya, bir 100 milyar liralık önce açıklanan, bir de en son bağış kampanyası. Nasıl değerlendiriyorsun bu iki kampanyayı? 100 milyar deva oluyor mu Türkiye'ye? Bağış kampanyası ne yapar, ne işe yarar? Öncelikle şunu belirtmek lazım. Açıklanmış olan 100 milyarlık paketin çok küçük bir kısmı nakit. Yani %25'lik bir kısmı nakit ve %25'lik nakit olan kısmında
1500 liraya yükseltilen emekli maaşları ve onun yanında alt gelir grubu vatandaşlarımıza yapılan 2000 liralık ödeme olan toplam 6 milyar liralık dışındaki kısmı da özel sektörden beklenen kısım. O nedenle açıkçası bu ilk açıklanmış olan istikrar kalkanı paketinin tam olarak deva olacağını düşünmüyorum. Burada yapılması gerekenleri aslında nakit anlamda şirketleri ve hane halkını önümüzdeki süreç içerisinde rahatlatacak bir programın ortaya koyulmasıydı. Aslında Merkez Bankası'nın son açıklamış olduğu önlem paketi bu konuyla ilgili nakit akımı açısından piyasayı rahatlatacak bir sistem olarak görülüyor ama kullanılan metodun bence gidişatı veya süreci bana göre yanlış. Peki bunu açalım.
Şöyle açalım, Merkez Bankası burada bir bankaların ipotekli hediyelerini tekrardan refinansiye edeceğini söylüyor. Teminat havuzunu genişleteceğini, aynı zamanda varlığa dayalı menkul kıymetleri, yöntemi belli olmamakla birlikte repo'ya söz konusu edeceğini ve bankaları buradan finansiye edeceğini söylüyor. Aynı zamanda ihracatçı şirketlere miktarı 60 milyarla sınırlı olmak üzere bir kredi paketi açıklıyor. Bunun yanında mevcut politika faizinin 125 bas puan altından 6 ay süreli bir swap işlemine konu olacak bir uygulamaya gidiyor. Swap son dönemlerde biliyorsun piyasanın oldukça gündeminde. Şimdi neden böyle bir paket aslında şu an itibariyle yaralara biraz merhem olur ama önümüzdeki süreçte başımıza başka işler açar onu açalım. Burada aslında yapılması gereken şu Şuydu bana göre, Hazine ve Merkez Bankası koordineli bir tahvil ihracı, bu tahvil ihracına istediğiniz adı verebilirsiniz ve bu tahvil ihracı sonucunda bundan faydalanacak olan kişilerin, bundan faydalanacak olan şirketlerin tamamen tanımlı ve açık, şeffaf bir şekilde yapıldığı bir ortam ve bunun her hafta itibariyle denetlemesinin yapıldığı, her ay itibariyle hesaplarının verildiği bir ortam yaratılabilirdi.
Fakat bu yola gidilmedi. Bu yol yerine nakit ihtiyacının karşılanması için işte Merkez Bankası'nın dün açıklamış olduğu önlemleri ortaya kondu. Burada hangi banka, hangi şirkete ne kadarlık kredi verecek? İhtiyacı olanlara gidecek mi, gitmeyecek mi? Bunu kimler kullanacak?
Sonuçta bankalardan alınacak olan varlığa dayalı menkul kıymetler ve bankaların ipoteye dayalı kredilerinin hangi fiyattan Merkez Bankası tarafından teminatı alınacağı, bunlar karşılığında yapılacak olan repo, bunların çoğunluğu şu an itibariyle şeffaflıktan uzak görünüyor. Nedenle yapılan sistem olarak belki doğru ama süreç olarak bence şu an itibariyle demin tavsiye ettiğim şekilde yapılmasından biraz daha uzak bir halde. Bu Amerika Birleşik Devletleri'ne açıklandıkça yoğunluk paket o tahvil ihracıyla sağlanıyor değil mi? Öyle bir şey mi anlayalım? Amerika Birleşik Devletleri'ndeki segment çok farklı. Bireylere 603 milyar liralık bir paket gidiyor. Burada 300 milyarlık bir nakit ödeme var. Ekstra işsizlik için 260 milyar liralık bir ödeme söz konusu olacak.
Öğrencilere 43.7 milyarlık bir rakam kredi olarak veriliyor. Özellikle büyük şirketlere 500 milyar liralık bir açıklama var. Yani burada onların da segmentasyonu var. 425 milyar liralık kısmı büyük şirketlere yapılacak. 25 milyar dolarlık bir kısmı ücretler için yapılacak olan bir takım ödemeler. Bunların hepsi dolar. Bunların hepsi dolar. Türkiye'nin parası
yok, o nedenle bu kadar. Buna mı geliyor iş? Zaten bütçe rakamlarına baktığımız zaman Nevşin, açıkçası geçtiğimiz sene 128 milyar merkezi bütçe açığı vermiş bir IMF tanımı söylüyorum tabii. Bir durum söz konusu.
Bu sene itibariyle verilmesi planlanan bütçe 139 milyardan hatırlarsan ama bu kriz olmadığı halde bile bu bütçenin 180-190 milyardan aşağıya bir açık vermesi söz konusu olmayacaktı. Vücut koşullarda bu kriz geldikten sonraki verebileceği açık miktarını, açıkçası ikinci çeyrekteki büyüme rakamları, işsizlik rakamları, üçüncü çeyrek ve dördüncü çeyrekteki eğer bu korona virüsü krizi geçerse nasıl bir ekonomide yeniden canlanma olacak, onun senaryoları üstüne kurmak lazım. Tamamen bir belirsizlik söz konusu. Peki para mı basacak sonunda? Bu para basılması mı gerekecek? Şu anda Merkez Bankası'nın yapmış olduğu aslında doğrudan para basımı gibi bir şey. İlk etapta bu para basımının zaten etkilerini ufak ufak kurulu da görmeye başladık. Tabi bu demin söylemiş olduğum planlı programlı bir çerçeve içerisinde yapılsaydı bu paranın tekrar geriye çekilmesi ve bunun
sterilize edilmesi gibi bir takım unsurlar kolay olarak ve planlı olarak yapılabilirdi. Ama şimdi bundan sonraki süre itibariyle bu para basımı önümüzdeki süreçte nasıl tekrar sterilize edecek, enflasyona nasıl etkisi olmadan bir şekilde geçiştireceğiz bunları açıkçası önümüzdeki iki bin yirmi birden itibaren belki de bu senenin üçüncü, dördüncü çeyreğinden itibaren yaşamaya başlayacağız diye düşünüyorum. Yani yüksek enflasyon rakamları ile karşılaşabiliriz diye öngörmek lazım herhalde. Yani ilk etapta şu anda arz ve talep şoku var. Açıkçası bu arz ve talep şokunun mevcut şartlar altında bir enflasyon yaratma ihtimali belki olmayabilir. Ama talep tekrardan yerine dönmeye başladığı andan itibaren bir de tabii bizim büyümek için yurtdışı kaynağa ihtiyacımız olduğu ve mevcuttaki borç stoğumuzun da 430 milyar dolar civarında olduğunu düşünürsen
Otomatikman maliyetlere talep geldiği zaman da otomatikman enflasyona, tüketici enflasyonuna yansım olması diye bir şey söz konusu olmaz diye düşünüyorum. Zira dolara en son baktığım zaman 6-66'lar civarında bir seviyedeydi. Biz sene sonu kuru olarak 6.50'leri, 6.40'ları öngörürken
Bugünden bunları yaşıyor olmak tabi başka bir durum. Bunun yanında tabi Merkez Bankası dolar kurulunu artmaması için de geçmiş dönemden itibaren özellikle son 8-9 aylık süreç içerisinde hatta 1 yıllık süreç içerisinde kamu bankaları vasıtasıyla da 52 rezervleri de harcadı. Onu da göz önünde bulundurmak lazım. Şey ne olur? Yani tabii bu işin çok finans boyutu değil ama burada küçük işletmeler mi ezilip gider? Bu yardım küçük işletmeleri kurtaramaz. Göstergeler o yönde mi? İlk etapta küçük işletmelerin büyük zarar göreceği kesin. Likit olanlar ayakta kalabilir. Ama devamlı olarak bir borç bölgesi içerisinde olanlar biraz durumları zor olacak diye düşünüyorum. Yani süreç aslında burada küçük işletme, orta bir ölçekli işletme veya büyük işletme olarak bakmak biraz şey olur. Topyekun bir kriz durumu var. Zira sadece Türkiye'ye özgü de değil, global anlamda bu çerçevede sadece ithalatçı değil, aynı zamanda ihracatçı şirketlerde de ciddi problemler var.
Küçük işletme büyük işletme ayrımından daha az ya da aslında sektörel bir ayrıma bakmak lazım. Ben hizmetler sektörünün önümüzdeki dönemde oldukça ciddi problemlerle karşı karşıya kalacağını düşünüyorum. Turizm bunların en başında geliyor. Zira bundan yaklaşık iki hafta önce turizmde otellerdeki doluluk oranı İstanbul'da en azından yüzde yirmiler civarındaydı. Turizm sezonunun da yaklaştığını düşünürsek biraz problemli bir yıl geçirme ihtimalimiz var diye düşünüyorum. Peki bir de en son şunu soracağım. IMF bir koronavirüsünden darbe yiyen, gelişmek duyan ekonomiler için bir paket ayırdığını açıkladı ama Türkiye kesinlikle IMF'nin kapısını çalmak istemiyor. Peki acaba bu durumda IMF'nin kapısı çalınsa daha mı iyiydi acaba?
Bence daha iyiydi. Zira ekonomik anlamda bize faydası olacak, siyasi anlamda olmayacak bir durum ama siyaseten seçim açıkçası bu yönde kullanılmıyor. Dış kaynağı alıp, dış kaynakla birlikte bunu kullanıyor olmak çok daha akılcı olurdu diye tahmin ediyorum ama siyaseten böyle bir tercih yapılmadı. Peki. Ömer Gencel çok teşekkür ederim. Ben teşekkür ederim. Kolay gelsin. Çok teşekkür ederim.
Trend Topic'in dördüncü bölümünde birlikteydik. Trend Topic'i Spotify, Apple Podcasts ve tüm podcast uygulamalarından dinleyebilirsiniz. Yeni bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.