
3.723 kelime · ~19 dk okuma
Müthiş bir gelişme oldu. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu istifa ettiğini açıkladı. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu istifa kararı aldı. Sayın Süleyman Soylu, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu galiba istifa etti.
12 Nisan 2020 günü Türk siyasi tarihine ilginç bir akşam olarak geçti, kuşkusuz. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ani bir kararla Twitter hesabından istifa ettiğini açıkladı. Twitter'ına şöyle yazmış Süleyman Soylu, gayretle ve titizlikle yürütülen bir süreçte tamamen salgının önlenmesine yönelik hafta sonu sokağa çıkma kararının uygulanmasının sorumluluğu her yönüyle şahsıma aittir. Başlangıçta kısıtlı saatlerde de olsa ortaya çıkan görüntüler mükemmel yönetilen bu süreçle uyuşmadı. Yaşadığım onca tecrübe, sorumluluk kısmı üzerimizde olan bu olayda böyle görüntülere yol açmamalıydı.
İyi niyetle hafta sonunda salgını ve bulaşı bir nebze durdurabilmek adına atılan bir adımdı. Hiçbir zaman zarar vermek istemediğim aziz milletimiz, hayatımın sonuna kadar da sadık olacağım Sayın Cumhurbaşkanım beni bağışlasın. Onurla yürüttüğüm İçişleri Bakanlığı görevimden ayrılıyorum. Tüm dostlara, mesai arkadaşlarıma Allah ısmarladık. Allah milletimizi korusun. Saygılarımla Süleyman Soylu. Bu tweet Türkiye'nin gündemine bomba gibi düştü.
Süleyman Soylu istifa etti. Cumhurbaşkanı istifayı kabul edecek mi etmeyecek mi? Bütün gece Türkiye bu sorunun yanıtına kilitlendi. Ne olmuştu? Şöyle kısaca hatırlayacak olursak. Virüsün yayılım zincirini kıracak, bizi güvenceye alacak tedbir belli. Temas içinde olmayacağız, araya mesafe koyacağız, kendimizi izole edeceğiz. Türkiye için olmuyorsa en azından İstanbul için kontrollü bir kısıtlama bekliyoruz.
Korona salgından en başından beri Türkiye'de bir işte sokağa çıkma yasağı ilan edilmeli mi edilmemeli mi bu tartışma vardı. Genellikle aslında muhalefet özellikle belediyeler, belediye başkanları böyle bir yasağın ilan edilmesi yönünde görüş beyan ediyorlardı ama iktidar biraz da işte bunun ekonomik gerekçelerle olduğu söyleniyor. Tamamen bir sokağa çıkma yasağı ilan etmek konusunda çekimser davranıyordu iktidar. Fakat ne olduysa birdenbire 10 Nisan akşamı saat 9 sularında gece yarısından itibaren sokağa çıkma yasağı ilan edileceği duyuruldu. Murat Yetkin YouTube kanalında şöyle bir analiz etmiş olanı biteni dinleyelim.
Bilim Kurulu ve onun başındaki Sağlık Bakanı Fahrettin Koca zaten sokağa çıkma yasağı istiyorlardı. Bu İbrahim Kalın'ın açıklamasının satır aralarında söyleniyor. Cumhurbaşkanı buna henüz ihtiyaç olmadığını düşünüyordu ama cuma günü hızla karar verilip uygulanması kargaşaya neden oldu. Burada bu gelişmelerin dönüm noktasında Soylu'nun Cuma akşamı Cumhurbaşkanı Erdoğan'a hafta sonu havanın güzel olmasından dolayı ahaliyi evde tutmanın mümkün olmayacağına ikna etmesi yatıyor gibi görünüyor.
Ortalık birbirine girdi, insanlar marketlere koştular, bakkallara koştular, ekmeklerin başında kavgalar çıktı. İnsanlar iç içe, maskesiz, korunaksız son anda alışveriş yapmak için koşturmuşlar. Ve tabi skandal görüntüleri ortaya çıktı çünkü sokağa çıkma yasakları malum. Bu salgında bulaşı olmasın. Bulaşı oranı düşsün diye yapılıyor. Şimdi kaş yaparken göz çıkarıldı denildi. İnsanlar sokağa çıkma yasağından önce sokaklara hücum edince bu sefer bulaşının oranı arttığı tahminleri yapılmaya başlandı.
Şimdi tabi bunun sorumluluğunu kim alacak? Anlaşıldı ki bilim kuruluna üye doktorlar çıkıp bu yönde beyanatlarda bulundular. Bilim kurulunun bu yasahtan yani bu şekilde aniden yasağın ilan edileceğinden haberleri yok. Haberleri olmadığı ortaya çıktı. E bunun üzerine bu kararı kim aldı? Bu tartışma konusu. Bu da aslında bir anlamda İçişleri Bakanı Süleyman Soylu üstlendi. Bir de tabii bu gelişmeleri çok yakından izleyen gazetecilerden bir tanesi, özellikle sağ siyaseti yakından izleyen gazetecilerden bir tanesi Ruşen Çakır. Ruşen Çakır'ın da Medyascope'da bir değerlendirmesi oldu.
İçinde şahsıma lafının geçtiği bu cümleye inanmak mümkün değil. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bilgisi, onayı, rızası hatta teşviği olmadan böyle bir kararı İçişleri Bakanı'nın kendi başına alması, hayata geçirmesi diye bir şey olamaz. Ama sorumluluğu üstleniyor. ve hükümetten de alışkın olmadığımız bir biçimde Hürriyet Gazetesi'nde de verdiği demeçte yani hata yaptık ben bunu kabul ediyorum. Hatta şöyle bir ifade kullanıyor işte eleştirileri de hakaretleri de kabul ediyorum gibi bir ifade kullandı Süleyman Soylu. Şimdi buradan acaba tabii neyi kastetti eleştirileri ve hakaretleri derken neyi kastetti Süleyman Soylu bu süreç içerisinde aslında bakacak olursanız biraz daha ortaya çıktı.
Çünkü bu süreç içerisinde şunu gördük, hükümete yakın kimi kalemlerde bu yasak kararı böyle alınmamalıydı yönünde görüş belirtmeye başladılar. Ve tabi ki bu alışık olmadığımız bir durum normalde bir karar alınınca yekpare bir şekilde işte saray, hükümet, çeferindeki çeşitli yapılar yekpare biçimde duruyorlar ve karar yanlış doğru ne olursa olsun bunu sonuna kadar savunuyor. Şimdi bu sefer evet böyle olmasaydı gibi görüşler bildirilmeye başlandı. Şimdi bunun üzerine pazar akşamı sokağa çıkma hesabının bitmesine iki saat kala Süleyman Soylu'nun istifası tabi ortalığı salladı tabiri caizse. Ne oldu? Nasıl oldu? Şimdi Abdülkadir Selvi hükümete yakın diyelim o taraftan haber alabilen kalemlerden bir tanesi Hürriyet Gazetesi yazarı. Şöyle yazmış 13 Nisan tarihli yazısında Erdoğan'la Soylu arasında şu diyalog gerçekleşmiş Erdoğan gerek yok Soylu efendim konjonktür onu gerektiriyor sizin elinizi rahatlatmak için istifa ediyorum Soylu Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ikinci bir şey söylemesini beklemeden hakkınızı helal edin demiş Abdülkadir Selvi Cumhurbaşkanı ile Soylu arasında böyle bir diyalog yaşandığını yazdı
şunu da hatırlatmış Abdülkadir Selvi daha önce de bir kriz yaşanmıştı Süleyman Soylu seçim bölgesi olan Trabzon'da istifa sinyali vermiş bugün İçişleri Bakanıyız yarın belki değiliz buradan gideriz belki bir daha gelişimiz olmaz demişti Soylu bu konuşmayı 24 Şubat 2018 tarihinde Trabzon'da Türkiye Gençlik Vakfı'nın toplantısında yapmıştı Aynen dün gece olduğu gibi o zaman da cep telefonlarını kapatıp kimseyle görüşmemişti. Bu görüşmeden sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan Soylu'yu İstanbul'a çağırmıştı. Erdoğan'la Soylu baş başa görüşmüşler. Soylu'nun sıkıntılarını aktarıp istifa aşamasında geldiğini bildirmesi üzerine Erdoğan seni ben atadım git işinin başına demişti. Erdoğan'ın desteğiyle güçlenen Soylu da Ankara'ya dönüp İçişleri Bakanlığı görevine devam etmişti.
Bunu da hatırlatmış Abdülkadir Selvi. Yani zaman zaman böyle soyluyla git geller oldu, bu ipler kopacak gibi oldu. Bu sefer 12 Nisan gecesi. Şimdi tabii aslında buna Murat Yetkin güzel diyor, kremdinonok gibi diyor analiz etmeye çalışıyoruz. Neyi kastediyor?
Şimdi Sovyetler döneminde baskıcı rejim tabii ki. Dolayısıyla işte hükümet değil, yönetim içerisinde, iktidar içerisinde olan, biten halkla şeffaf paylaşılmadığı için kreminologlar yöneticilerin yüz ifadelerine bakıp analiz yapmaya çalışırlarmış. şu kişi şöyle şöyle bugün yüzü düşük demek ki şöyle şöyle bir gerginlik olmuş olabilir şöyle şöyle bir karar alınabilir falan diye böyle falcılık gibi tabir caizse kapalı işte rejimlerde böyle oluyor yani demokrasi demokrasi demokrasi diye altı çizilen şey aslına bakacak olursanız o şimdi Bu tip böyle hiçbir şeffaflığın olmadığı yerlerde herkes müreccimlik yapıyor. İşte oradan buradan duyduğu bir takım dedikodularla, işte bir takım böyle dudak okumalarla, yüz ifadesi okumalarla analiz yapılmaya çalışılıyor ve tabii burada insan ufkunu göremiyor. Ne bir çalışan olarak ne bir yatırımcı olarak vesaire. Dolayısıyla şimdi kriminaloklar gibi olaya bakmaya çalışıyoruz. Hakikaten ne oldu? Bu işin arkasında ne var? diye.
Şimdi bir kere beklenmedik olduğunu anlıyoruz. Soylu'nun bu adamının çünkü her kafadan bir ses çıktı. Şimdi şöyle şeyler oldu bir tabii şunu biliyoruz işte Berat Albayrak ve çevresindeki medya gruplarıyla kümelenen bir grup var hükümetin içerisinde. Kimileri bu gruba Pelikan adını veriyor. Pelikan adının verilmesinin nedeni de şu
Ahmet Davutoğlu başbakanken Davutoğlu'nun görevden alınmasını sağlayacak bir bildiri yayınlamışlardı. Bildiriye de pelikan bildirisi denilmişti. Eski Türkiye defterini yeniden açmayı hedefleyen sanal şarlatan ve müfterilerin Türkiye'ye ameliyat yapmasına da müsaade etmeyecektir. Maskeli tetikçilerin siyaseti desise ve ayak oyunu zannedenlerin her türlü fitne ve fesadından geçmişte olduğu gibi bugün de bizleri Rabbimiz korusun.
Bizler küresel odakların ameliyat girişimlerine, tefrika tohumlarına pabuç bırakmadık. Allah'ın izniyle küresel güçlerin şakma yerli versiyonlarına da asla bırakmayız. O Pelikan bildirisini yazanların da Bosphorus Global diye bir iletişim şirketi. İşte Üsküdar'da da bir yalılığa iş yaptıkları, orayı ofis olarak tuttukları söyleniyor. O ekibin bu bildiriyi hazırladığı söylenmişti. O ekibe de işte ne deniyor? Pelikan grubu deniyor. Bunun içinde çeşitli gazeteciler var. Hilal Kaplan ve eşinin olduğu söyleniyor. İşte bu kişiler bir tür dediğim gibi iletişim şirketi.
Twitter'da aktifler, Twitter'ı domine etmeye çalışıyorlar. Hükümet yalnız Twitter'a etkin oldukları ve Berat Albayrak'a çok çok yakın oldukları söyleniyor. Bunların hepsi tabii ki söylentiler. İçlerinde olmadığım için bilmiyorum. Fakat söylentiler, yapılan analizler bu şekilde.
Şimdi o gece Soylu'nun istifasının ardından yapılan açıklamalara bakıyoruz. Hilal Kaplan demiş ki ''Sayın Cumhurbaşkanım beni bağışlasın ifadesinden istifanın Cumhurbaşkanı Erdoğan'a sunulmadan duyurulduğu anlamı çıkıyorsa terör örgütleriyle mücadelesi hafızamıza kazınan başarılı bir bakanımızın zorlu bir kriz sürecinde göreve bırakmaması gerektiği kanaatimdeyim.'' demiş. Tuğrul Selmanoğlu reis istifayı kabul etmemiş Allah'ına kurban reis diye bir tweet atmış.
Cevat Olçok, bu Erol Olçok'un kardeşi biliyorsunuz. Erol Olçok eskiden AK Parti'nin bütün reklam, siyaset kampanyalarını yürüten isim. Cevat Olçok Süleyman Soylu adam gibi adamdır. Cumhurbaşkanımız inşallah istifayı kabul etmez diye bir tweet atmış. Tweetlerden anlam çıkarmaya çalışıyoruz. İbrahim Karagül, Cumhurbaşkanı'nın uçağından hiç eksik olmayan bir isim. Yanlış zamanda yanlış karar oldu, bugünlerin geçmesini beklemeliydi yazmış.
Şimdi baktığımız zaman atılan tweetlerde yani işte Bosphorus Global ve ona yakın isimlerin attığı tweetlerde Süleyman Soylu hedef alınmıyor. Fakat şöyle enteresan şeyler var. Sabah'ın İngilizce versiyonu beceriksizce alınan sokağa çıkma yasağının ardından Süleyman Soylu'nun istifası geldi diye bir ifade kullandı. Sabah gazetesi malumunuz işte al bayraklar ve Bosphorus Global'e yakın yayın yapan gazetelerden bir tanesi olarak biliniyor. Yeniaket gazetesi hemen istifa haberi duyurulur, duyurulmaz. Yeni İçişleri Bakanı Biner Yıldırım mı diye bir manşet attı. Yani soylu gidecek yerine kim gelecek analizlerine başladı. Yani direkt olarak burada kişiler eleştirmediler soyluyu ama bu ifadelerin bir takım medya organları üzerinden
halka, kamuoyuna iletilmeye başladığını gördük. Şimdi bir anlamda ben bu olayı şuna benzettim. Nisan 2012 yılında bir krizi olmuştu. Bir başbakan olarak direkt bana bağlı olan bir müsteşarıma ben sahip çıkmazsam, çünkü ona talimatı veren benim. Haa eğer alacaksanız o zaman beni alın. Onu değil, çünkü talimatı veren benim.
Talimat verilen alınmaz. Bu tür yanlışlar yapılıyor. Talimatı veren benim. O zaman alacaksan beni al. Çünkü ben terörle mücadele ediyorum.
Bu terörle mücadele ederken bütün enstrümanlarımı da kullanmak durumundayım. Demek ki bu madde haddinden fazla bir yetki alanı doğuruyor ve adeta biz devlet içinde devletiz havasına bu işi sokuyor ve ben devlet içinde ayrı bir gücüm ve devletim ve ben cumhurbaşkanına varıncaya kadar hepsini istediğim anda buraya çağırırım. Bu da var ha. İşte bütün bu PKK ile sürdürülen, Öcalan'la sürdürülen görüşmelerde, malumunuz MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın da aktif rolü vardı. O zaman süreç öyle yürüyordu. Ve birdenbire Savcı Sarıkaya, Hakan Fidan'ı ifadeye çağırmıştı. Bu, MİT krizi olarak tarihe geçti. İşte daha sonra Savcı Sarıkaya'nın bu Fethullahçı yapılanmaya yakın olduğu, Fethullahçı yapılanmanın bir tür bu çözüm sürecini sabote etmeye çalıştığı ortaya çıktı. Ve iş öyle bir yere geldi ki, polisler MİT merkezine gidip,
Hakan Fidan'ı almaya çalıştılar. Acayip bir süreç yaşanmıştı Şubat ayında. Şubat 2012'de. Şimdi şundan önemliydi MİT krizi. MİT krizinin ardından Fethullahçı yapılanmayla AK Parti arasındaki çatışma ortaya çıktı. O zamana kadar hep yapılan analizler yine böyle bir takım dedikodular sızıyordu. İşte Fethullah'la hükümetin arası iyi değil şu bu diye. Fakat işte bunlar çoğu zaman hep yalanlanıyordu. Hatta Ahmet Hakan'ın o dönem yazdığı yazılar çok konuşulmuştu. Ahmet Hakan asla bu iki grubun arasına susuzmaz. Bu ilişki sizin bildiğiniz gibi bir ilişki değil gibi yazılar yazıyordu sürekli. Fakat mid kriziyle beraber artık bu çatışma gün yüzüne çıkmıştı. Şimdi belki bu bağlamda işte 12 Nisan akşamı yaşananlarda
Yine hükümet içerisindeki farklı kanatların, hükümet demeyelim de daha doğrusu iktidar içerisindeki farklı kanatların, farklı konumlanışları ve arasındaki sürtüşmelerin ortaya çıktığı bir akşam olarak Türk siyasi tarihine geçti. Şimdi aslına bakacak olursanız 12 Nisan akşamı en enteresan yayıncılık TGRT kanalında oldu. Evet çoğunluğunuz belki izlemedi TGRT'yi Habertürk, CNN Türk biraz daha o akşam yakından takip edildi belki. Fakat TGRT'de çok enteresan bir şey oldu. TGRT'de Cem Küçük ve Hadis Süleyman Özışık kardeşler çok erken saatlerde yayına başladılar ve Süleyman Soylu'nun arkasında durdular.
Şimdi Süleyman Bey'in istifası, bak sürecin nasıl gelişeceğini bilmiyoruz. Ama dileğimiz, umudumuz, isteğimiz Sayın Cumhurbaşkanımızın, Sayın Erdoğan'ın Süleyman Soylu'nun istifasını kabul etmemesi yönünde. Çünkü bu hareket bir bir, bir bütün. Yani herkes mücadele veriyor kendine göre. Kimi az, kimi çok. Etmeyeceğiz diye düşünüyoruz. Ama eğer tamamen ihtimal olarak söylüyorum, ederse yani istifası kabul edilirse
Bu sıkıntı hoş olmaz, böyle bir bölüşme ayrışma gibi olabilir. Öyle algılanır, öyle yorumlanır. Türk siyasi tarihini bir daha söylüyorum, ezbere biliyorum. Süleyman Soli büyük siyasetçi kategorisine girecek liderdir. İçişleri Bakanları tarihinde, bütün İçişleri Bakanlarımız bu ülkeye hizmet etmiştir, hakkını teslim ediyorum ama Süleyman Soli gibisini görmedi bu ülke. Yani bu anlamda görmedi.
Cuma gecesi bütün yaşananları üzerine alıyor. Bir kişiye her şeyi fatura edeceksen, o zaman yani başka bir felaketler olduğunu da bir kişiye, yani bu doğru değil. Şimdi ben görüyorum böyle muhalif, bazılarında sevinç var, Süleyman Soylu bitti falan diye. Süleyman Soylu bitmez. Siz muhalefet olarak bitersiniz. Zaten bazı, yani bunu sadece muhalif partiler için söylemiyorum, yani bazı yorumcuların yazdıklarına görüyorum. Süleyman Soylu gibiler bitmez.
Ben dün gece saat bir buçukta Süleyman Soylu'yla yaklaşık 45 dakika sohbet ettim. Şimdi bu istifanın bugün geleceğini ben biliyordum. Yani dün gece bunun işaretini verdi. Ve Ahmet Hakan'a açıkladığı şeyleri dün gece bana söyledi. Ben şöyle bir demeç verdim. Benim ifadem şuydu kendisine. Sen dedim, pardon dedim, Cumhurbaşkanı'nın kararı dedim, tepdiği de sen, dayağı da sen yiyorsun dedim.
Güldü, dedi ki ben Ahmet Hakan'ı açıkladım, bütün sorumluluğu üzerime alıyorum dedi. Ve sonrasında şu cümle önemliydi bence, en önemli şey buydu, hakaretleri de kabul ettim dedi. Bu hakaretler, sosyal medyadaki çapulcuların hakaretlerinden bahsetmiyor. Özgür Özel'in veya CHP'lilerin veya DHKP'lilerin veya PKK'lıların veya FETÖ'cülerin hakaretlerinden bahsetmiyor.
Şu ifade çok önemli. İki ayda yaptığımızı bir ayda heba etti. Bu Süleyman Soylu'ya yapılmış en büyük hakarettir ve bu hakareti yapanlar da ne yazık ki kendi beraber aynı sıralarda oturduğu kendi arkadaşlarıdır. Bunu kabullenmemesinin sebebi budur.
Ve akşamın ilerleyen saatlerinde şöyle ifadeler kullanılmaya başlandı TGRT yayınında işte kimin ne olduğu ortaya çıktı biz başından beri Süleyman Soylu'nun arkasında duruyoruz ama bu süreçte sessiz kalanlar dur bakalım ne olacak diye izleyenler oldu kimin ne olduğu ortaya çıktığı gibi bir yayıncılık yani İşte Cem Küçük ve Özışık kardeşler diyorlar ki hükümetin içerisinde, iktidarın içerisindeki bir yapılanma Süleyman Soylu'nun istifasını istiyordu. Biz başından beri Süleyman Soylu'nun arkasında durduk ve nerede durduğumuz belli oldu. Haa başkalarının da nerede durduğunu görmüş olduk. Dolayısıyla hakikaten belki de 12 Nisan akşamını anlamak için bönüm TGRT'deki o yayını tekrar tekrar izlemekte fayda var. Peki ha nedir bu ayrılık nedir bu sürtüşme? Burada hemen Fox TV kameralarının yakaladığı ve haberini yaptığı o görüntüyü hatırlamak lazım.
Berat Albayrak kendi aracına gidiyordu, geri döndü. O sırada Süleyman Soylu da aynı yöne ilerliyordu. Omuz omuza temas yaşandı. Albayrak bir şeyler söyledi ama anlaşılmadı. Soylu ise kameralara bakıp tebessüm etmekle yetindi. Albayrak'ın hemen yanında araç olduğu için kaçacak noktası yoktu. Süleyman Soylu'nun ise yan tarafı boş. Hareket alanı daha açıktı. Çarpışma yaşanmayabilirdi. Ama yaşandı. Süleyman Soylu'nun sonraki tebessümü, şaka mı yapmak istedi sorusunu sordurdu. Ama Berat Albayrak'ın yüzündeki ifade ciddiydi.
Evet, yörüntüde Süleyman Soylu ve Berat Albayrak, bir ekonomi bakanı, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın damadı, biri Süleyman Soylu, İçişleri Bakanı, polis teşkilatı içerisinde çok seviliyor. İstifa ettiği akşam da ortaya çıktı ki çok seveni var. Özellikle Twitter'da ne olur bakanım istifa etmeyin yazanlar oldu. Hatta Demet Akalın bile tweet attı istifa etmeyin ne olur Süleyman Soylu diye. O da sevilen başka bir figür.
Şimdi bu iki figür bir yan yana geçerken birbirlerine omuz attıkları sonra da dönerek birbirlerine sırıttıklarını gördük. Bu sembolik bir görüntü olarak tarihleşti. Tabi daha sonra yalanladı hem Süleyman Soylu hem Berat Albayrak böyle bir çekişme yok böyle bir sürtüşme yok diye ama bilenler biliyor bunun yansımaları var. Şimdi mesela Süleyman Soylu'nun istifa edişi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın kabul etmemesiyle ilgili yine Muratiyetkinin bir tezi var.
Neden Erdoğan bu kararı aldı? Birincisi Süleyman Soylu'dan gerçekten memnun. İkincisi Süleyman Soylu AK Parti içinde yapılan ama açıklanmayan kulislere sızan bir takım çalışmalardan AK Parti tabanı tarafından hükümetin en başarılı bakanı görülüyor. En sevilen bakanı görülüyor. Bu hükümet içindeki bazı başka bakanları tabii rahatsız ediyor. Ama böyle bir gerçek var.
Süleyman Soylu'nun istifası ve ardından Cumhurbaşkanı'nın bu istifayı kabul etmeyişiyle ilgili kim ne yazmış? Ali Can Uludağ Cumhuriyet Gazetesi muhabiri şöyle analiz etmiş. Erdoğan siyasi lider olarak kariyerinin sonuna geliyor. Artık kitleler üzerinde etkisi oldukça azaldı. İktidarı gün geçtikçe zayıflıyor. Soylu da bunun farkında. RTH sonrası AKP'nin başına kim geçecek? Mesele burada. Süleyman Soylu, Berat Albayrak mücadelesi daha yeni başlıyor yazmış Ali Can Uludağ. Bir başka gazeteci Kerim Has. Kerim Has aslında Rusya'da ve Rusya uzmanı ama tabii ki sonuçta Türkiye siyasetini de gayet iyi biliyor.
İstifa eden İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun açıklamasında en fazla dikkatimi çeken husus şu oldu. Hayatımın sonuna kadar da sadık olacağım sayın Cumhurbaşkanım. İstifa ederken bu tarz ifadeler kullanan en son isim hatırladığım kadarıyla eski Başbakan Davutoğlu'ydu. Ve şunu bir kez daha ifade ediyorum. Ne gelişimi olursa olsun ben verdiğim söze sadığım. Cumhurbaşkanımızla son nefesime kadar vefa ilişkisini sürdüreceğim.
Hiç kimse benim ağzımdan, benim dilimden, benim zihnimden Cumhurbaşkanımız aleyhine tek bir söz duymadı, duymayacak. Bunun açık ve net bilinmesini isterim. Bunun istismar konusu edilmesine de izin vermem. Cumhurbaşkanımızın onuru hem Türkiye Cumhuriyeti Devleti Cumhurbaşkanı olarak Hem benim dava arkadaşım olarak onun onuru benim onurumdur, onun ailesinin onuru benim ailemin onurudur, onun ailesi benim ailemdir. Bundan sonra da Türkiye'de bu tehditler söz konusu iken içeriden ve dışarıdan birçok hain şebeke faaliyet içindeyken şunu ifade etmek isterim.
Evet olağanüstü şu şartlarda olağanüstü kongreye aday olmayacağım Ama AK Parti milletvekilliğimi ve AK Parti'nin neferi olarak yürütmekte olduğum siyaset ve demokrasi mücadelesini Son ana kadar sürdüreceğim Parti kapatma davası günü verdiğim kendime Ve O günkü dava Arkadaşlarıma verdiğim Sözün gereğini de bundan sonra da Yapacağım. Bundan sonra dün de bugün de aramızdaki ilişki Nezih bir dostluk ilişkisidir böyle kalacak Sonra Davutoğlu ne yaptı? Evet, sadık olacağım dedi. Şimdi gitti, malum Gelecek Partisi'ni kurdu ve AK Parti'ye karşı da sert muhalefet yapıyor. Kerim Has buna gönderme yapmış. Şimdi tabii kimilere şunu yazıyor, çiziyor. Ya bu danışıklı bir dövüş. O gece işte 10 Nisan gecesi sokağa çıkma kararı alındığı zaman skandal görüntüleri ortaya çıktı.
ve malum bu iktidarın şöyle bir formülü var ne olursa olsun işte Erdoğan yanlış karar almamış oluyor hani iyi bir şey olursa Erdoğan'dan kötü bir şey olursa çevresinden biliniyor ve bu çerçevede işte o akşamki skandal görüntüler Süleyman Soylu'nun üzerine konulsun diye böyle bir tiyatro çevrildi diyenler var ben bunun bir tiyatro olduğunu düşünmüyorum açıkçası bence burada Süleyman Soylu bir kart açtı bir blöf kartı açtı bakın ben istifa ediyorum dedi ha bu istifaya ne yol açtı Evet o akşam alınan sokağa çıkma yasağı kararının istifade yol açısı bir gerçek. Fakat bunun perde arkasında ne yaşandı? Süleyman Soylu bu kararı ben tek başıma aldım diyor. Acaba hükümetin işte Berat Albayrak ve çevresindeki kişilerin bu kararın arkasında durmaması ve üstü kapalı olarak bu kararı eleştirmesi mi Süleyman Soylu'yu rahatsız etti? Öyle olmuş gibi görünüyor. Yani Süleyman Soylu bir karar alındı ve bunun arkasında benimle birlikte durum.
demek istiyor olabilir böyle görünüyor ve buna karşı da bir kart açtı bir belki blöf yaptı ve kazandı sonuçta cumhurbaşkanı Süleyman Soylu'nun istifasını kabul etmedi şu anda Süleyman Soylu iktidara eli güçlenmiş biçimde dönmüş durumda birincisi Süleyman Soylu'nun çok fazla seveni olduğu görüldü işte Rize'de bir vatandaş intihar etmeye çalıştı Süleyman Soylu istifa etti diye bu da yani o akşam 12 Nisan akşamı gündeme düşen garip haberlerden bir tanesiydi. Hani bu abartı ama pek çok kişi Süleyman Soylu ne olur istifa etmesin diye arkasında durdu. Süleyman Soylu'nun bir tabanı, bir seven kitlesi olduğu ortaya çıktı. Yani bir siyasetçi olarak tabanını bir arada tutabildiği ve mobilize edebildiği görüldü. Bu Türk siyasetinde önemli bir şey ne olursa olsun.
Şimdi öte yandan belki Berat Albayrak ekonominin dizginlerini elinde tutan kişi, Cumhurbaşkanı'nın damadı. Ama mesela Berat Albayrak'ın böyle bir kitlesi var mı? Bu kocaman bir soru işareti. Bu kadar çok seveni böyle bir istifa kararı alması durumunda arkasında duracak kitleler var mı? Evet, Berat Albayrak'ın da medya gücü çok fazla elinde. Bunu da unutmamak lazım.
Şimdi aslında bundan sonra TGRT yayınlarını bir nebze daha yakından takip etmek gerekiyor. Bakalım TGRT nasıl bir yayıncılık yapacak? Berat Albayrak TGRT'de nasıl ele alınacak? Öte yandan tabii Berat Albayrak'ın elindeki medya gücü çok daha güçlü dedik. Sabah gazetesi var.
Demirören grubu Berat Albayrak'a yakın bir çizgi izliyor. Dolayısıyla şimdi bu iki siyasi figür arasındaki girilim çeşitli medya organları üzerinden devam edebilir. Hatırlayacak olursanız işte bu Fethullahçı yapılan ve AK Parti arasındaki sürtüşme de Bir dönem böyle gitmişti. Çeşitli farklı yayın organları üzerinden takip ediyorduk. Yani taraf gazetesi bir şey yazıyordu, sabah gazetesi bir şey yazıyordu ve ikisini karşılaştırıp aradaki sürtüşmeyi anlıyorduk, görüyorduk. Bundan sonra da öyle bir süreç yaşanabilir, öyle görünüyor. Ama dediğim gibi bence bu bir tiyatro gibi görünmüyor. Soylu tabiri caizse bir kumar oynadı ve bu kumardan da kazançlı çıktı. Bunu böyle söylemek mümkün.
Şimdi son kertede şunu hatırlamak lazım. Soylu herhangi birisi değil. Mehmet Ağrı, Tansu Çiller'e yakın bir isim. Yani o biraz daha eski establişman yani eski şu Türk Devleti'nin merkez saha establişmanı oradan gelen bir isim. Saha siyasetinden geliyor. Malum eskiden bir parti genel başkanıydı günün sonunda. Hem sahayı biliyor, sokağı biliyor, devleti de biliyor.
Şimdi devleti ve sağ siyaseti bildiğini de bu son istifa hamlesiyle aslında kanıtlamış oldu. İstifa olayın yankıları sürer. Yalnız Süleyman Soylu nasıl geri döndüğüne ilişkin A Haber'e bir açıklama yaptı. İlki, Sayın Cumhurbaşkanımızın büyük liderliğinde yaşadığımız büyük badirenin içinde bir vesileyle özellikle şahsım tarafından sorumlu olduğum eksikliği büyük bir alicenaplıkla insani boyutta ele almasına bizim tarafımızdan bigane kalınması sorumsuzluk olurdu dedi. İkincisi, milletimizin olayın tamamına samimiyetle bakması ve yaşananlarda
iyi niyetten şüphe etmemesi de benim bu kararımı değiştirmemde önemli etki ve katkı yaptı dedi. Üçüncüsü Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli'nin özellikle böyle bir dönemde sorumluluğa davet eden sözlerine kayıtsız kalmam asıl kayıtsız ve sorumsuz Nuk olurdu dedi. Dördüncüsü de şehit çocukları bu kararı almasında önemli etken olmuş ve aynen şöyle dedi. Kendi telefonları kapalıydı dün gece boyunca Süleyman Soylu'nun. Eşinin telefonlarına ve özel kalem müdürünün telefonlarına mesaj atmış şehit çocukları ve o mesajlar kalbime dokundu. Biz zaten babasız kaldık.
Bizi bir kez daha babasız bırakma diye mesaj atmışlar ve Sayın Soylu'yu istifa kararından vazgeçiren en önemli dört etkenin bu olduğunu söyledi. Ki burada bu Devlet Bahçeli vurgusu çok önemli. Devlet Bahçeli'nin son dönemde rahatsız olduğuna ilişkin bazı dedikodular vardı işte. Hastanede vesaire deniyordu. Hatta MHP'liler de açıklama yaptılar bu dedikodular doğru değildi diye. Fakat böyle bir zamanda istifa haberinin üzerine Bahçeli'nin tweet'i dikkat çekti. Bahçeli şöyle bir tweet attı. Sayın Süleyman Soylu azimli, inançlı, dirayetli ve mücadeleci kişiliğiyle
Türkiye'nin en hassas döneminde üstlendiği bakanlık görevini başarıyla yerine getirmiştir. Bizim temennimiz bu görevine kararlılıkla devamından yanadır. Bahçeli siyasette, Türk siyasetinde öyle veya böyle önemli bir figür. Önemli bir figür olduğunu da son dönemde yaptığı hamlelerle gösterdi. Velhasıl kelam.
Şimdi Ankara'da bundan böyle bazı dengelerin adım adım değiştiğini görüyor olacağız. Belki yönetim içerisinde bir ikilik var dedik. Tabii şunu da altına çizmek lazım. Bu ikilik derin bir ideolojik ayrılık mı? Hayır. İdeolojik bir ayrılık olarak görünmüyor. Fakat daha ziyade iktidarın dizginlerini kimin tutacağına yönelik
Belki hangi kanadın daha ağırlığını koyacağına yönelik bir mücadele gibi görünüyor. Ama yani böyle soylunun istifası, ya gece de oldu bir şeyler bak tiyatro oynağında oldu bitti geçti. Böyle değerlendirmemek lazım. Bunun önemli bir siyasi hamle olduğu ve gücü konsolide ettiğini de görmüş olmak lazım diyorum.
Evet, burada şimdilik Tren Tope'yi bu bölümüne noktaya koyuyorum. Ama eylemlerimiz sürecek.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.