Podcast

9: Krizi Fırsata Çevirmek

Trend Topic

6 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Nevşin, Korona krizinden önceki krizlerde de yaşananlardan yola çıkarak neden birlikte hareket edemediğimizi değerlendiriyor.
Konuk: Murat Yetkin
Yetkin Report web sitesi: https://yetkinreport.com/



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

3.971 kelime · ~20 dk okuma

Merhabalar Tren Topiği'nin yeni bölümüyle karşınızdayız. Ne konuşacağız? Neyi ele alacağız? Şimdi tabii hayatımız salgın çevresinde geçiyor. Covid-19 salgını. Covid-19 ile mücadelenin neresindeyiz? Siyasi olarak neresindeyiz? Biraz ondan bahsedeceğiz. Murat Yetkin ile konuşacağım. Gazeteci Murat Yetkin ile konuşacağım. Son gelişmeleri, gündemde olanı biteni değerlendireceğiz.

2008 yılında Amerika'da bankalar krizi başlamış, ciddi bir çöküntü olmuş. Sonra bu kriz dünyanın hemen her yerine sıçramıştı. 2008 yılında ekonomiye küresel kriz damgasını vurdu. Yılbaşında Amerika'da baş gösteren morbiç krizinin etkisinin sınırlı kalacağını öngörenler yanıldı. Dünyanın en büyük yatırım bankaları battı, satıldı ya da devletler tarafından kurtarıldı.

kriz işsizliği patlattı. Öyle ki Uluslararası Çalışma Örgütü 2009 sonuna kadar krizde işsiz kalanların sayısının 20 milyonu bulacağını tahmin ediyor. Aslında bu krizden bahsetmeyeceğim. Bununla ilgili bir podcast de yaparız isterseniz. O ayrı. Fakat asıl ben Türkiye'nin bu krize verdiği yanıttan bahsedeceğim. Erdoğan o dönemde başbakandı. Krizi fırsata çevireceğiz diye bir cümle kullanmıştı. Bu cümle Türk siyasi tarihine geçti. Günlük kullanımı da girdi.

Transkriptin tamamını oku

Fakat işin asıl tarafı, hükümet aslında bütün krizlere bu gözle bakıyor. Yani bu, bu krizi fırsata çevireceğiz cümlesi aslında AKP iktidarının paradigmasının çerçevesini çiziyor. Genellikle her kriz iktidar tarafından böyle algılanıyor. Kriz bir oy devşirme, bir iktidarı güçlendirme vesilesi olarak görülüyor. Bu işte Suriye'deki askeri kriz olabilir, başka içeride bir kriz olabilir. Korona krizinde de aynı stratejinin izlendiğini görüyoruz. Birincisi gördüğümüz kadarıyla Türk sağlık sistemi bu virüsü göğüsleyecek kadar güçlüyor. Hastanelerde aşırı bir doluluk, sistemde bir çökme yaşanmadı.

Korona virüsü nedeniyle yaşamını yitiren tüm vakaların tam olarak kayıtlara geçmediği iddiası var. BBC konuyla ilgili bir haber yaptı. O çok ses getirdi ama Türk Torax Derneği zaten bir takım veriler paylaşmıştı. Geçen yıllardaki ölüm oranlarıyla bu yılki ölüm oranlarını karşılaştırmış. Diyor ki aşağı yukarı bu sene ölüm oranları çok çok daha yüksek büyük kentlerde ve bunların hepsi korona olarak sayılmıyor. Muhtemelen koronadan ölen bir takım kişiler tespit edilemiyor.

Haberlerin çerçevesi bu. Bunu New York Times da yazdı. Fakat şunu da ekleyelim. Aslında tabi bir de son dönemde bu yabancı basının şeytanlaştırılması ve Türkiye ile ilgili hiçbir zaman iyi haber yapmıyorlar. Hep işte kötü haberler yapıyorlar. Türkiye'yi kötü göstermeye çalışıyorlar. Algısı var. O da doğru değil. BBC bu haberden önce Cerrah Paşa'nın acil servisine girerek Türk sağlık sisteminin bu salgınla ne kadar iyi baş ettiğine yönelik bir haber yapmıştı. Yani özellikle BBC gibi.

Eski, köklü, saygın ve yayıncılık kuralları artık oturmuş kuruluşlar genellikle dur şu ülkeye düşmanlık edelim gibi düşünmüyorlar gerçekten de. Hatta İngiliz devlet politikası da BBC'yi çoğu zaman çok bağlamıyor. Bir takım genel yayıncılık ilkeleri var. Ne gibi? Mesela işte terörün propagandasını yapmamak, teröristleri iyi göstermemek, şiddeti övmemek gibi bir takım yayıncılık ilkeleri var ama BBC tutup da dur bakayım şu Türkleri bir kötü gösterelim de falan yani böyle işleyen bir mekanizma değil.

BBC'de bir dönem eğitime katılmıştım. Onun için kurumun da içini görme, öğrenme şansım oldu. Onun için özellikle BBC diyorum. Velhasıl aslında iki haber yaptı BBC. Bir işte acaba ölüm oranları gerçeği yansıtmıyor mu diye bir haber. Ondan öncesinde ise Türk sağlık sistemi acil servislerde bakın nasıl baş ediyor konulu bir haber yapmıştı. Her neyse New York Times'da yazdı bu iddiaları. Fakat tüm bu iddialar tabii aşağı yukarı tüm ülkeler bunu yapıyor haberleri arasında kaybolup da gidiyor.

Türkiye meslek liselerinde seri maske üretimine başladı. Arçelik solunum cihazı üretimine geçti. Türkiye, İspanya, İtalya, İngiltere'ye maske, sıhhi malzeme yolladı. Bu arada tabii Türkiye'de insanların maskeye ulaşımı zor. Sağlık çalışanları yeterli maskeleri, sıhhi malzemeleri olmadığını söylüyor. Bu da arada kaynayıp gidiyor. Öyle görünüyor.

salgını salgın sonrası yaşananları öyle bir çerçeveye oturttu ki hükümet işte bu krizi fırsata çevirme meselesi hükümet şöyle bir algı oluşturuyor bu korona kriziyle biz cumhurbaşkanımız biz mücadele ediyoruz biz başarılıyız yine biz siz ayrımı çünkü başka türlü işleyemiyor artık bu sistem bu rejim biz siz ayrımı yapmak zorunda kalıyor dolayısıyla biz yani tüm Türkiye'nin sahiplenebileceği ya hakikaten kardeşim bak el ele verdik kol kola verdik ne iyi bir şey yaptık duygusu asla oluşamıyor. Çünkü bu işleyiş hükümete ters. Böyle bir işleyiş olamıyor. Bakın, hükümet bu korona krizinde yine propaganda makinesini kendiyle yine çok güçlü çalıştırıyor. 402 kişi geçtiğimiz 40 günde korona virüsle ilgili provokatif paylaşım yaptıkları gerekçesiyle gözaltına alındı. Bu haberi geçen de Anadolu Ajansı resmi rakam bu. İşte provokatif paylaşım nedir? Bunun ucu bucağı yok. Dolayısıyla aslında sadece hükümetin sesi duyuluyor, gerisi kayboluyor ve gidiyor.

En sonda İsveç'ten malum bir hasta Türkiye'ye getirildi. Eve doktor göndereceklerini söylediler. Doktor gelip babamı kontrol ettikten sonra ambulansı arayacağını söyledi. Hastaneye kaldırılması için. Hastaneye kaldırıldı ve test yapıldı. Covid-19 teşhisi konuldu. Buna rağmen babamı bir saat sonra eve tekrar geri gönderdiler. Babamla birlikte hiçbir şey göndermediler. Ne bir ilaç, ne bir maske, ne bir eldiven. Sadece Alvedon önerdiler. Bizim tek isteğimiz sesimizi duyurmak. Yardım istiyoruz çünkü hem bizim hem babamın hayatı tehlikede. Ev altındayız. Burada bir akrabamız ya da bir tanıdığımız yok. Yalnızız. Ne yapacağımızı bilmiyoruz. Lütfen, lütfen yardım edin. Sesimizi duyurmamıza yardımcı olun.

Canlı yayınlarla, Cumhurbaşkanı'nın telefon görüşmeleriyle Leyla Gülüşken diye İsveç'te yaşayan genç bir kadın babası koronavirüsü kapmış. Leyla Gülüşken çağrıda bulundu. İşte babamı burada tedavi etmiyorlar, bizi ülkemize götürün dedi. Bu çağrıyı da Türkiye Hükümeti duydu, ciddiye aldı. Özel bir uçak tahsis edildi. Baba Gülüşken Türkiye'ye getirildi.

Bu vaka tabi Türkiye hükümeti için muazzam bir propaganda malzemesi olarak kullanıldı. Fakat bu konuyla ilgili iki paylaşım dikkatimi çekti. Serdar Temiz isimli bir vatandaş. İsveç'ten yazıyorum. Her başı ağrıyanı, her öksüreni tedavisi evde edilebilecek olanı yatırmazlar. Yatırma gereği de varsa dünyanın en iyi sağlık hizmetini hemen hemen ücretsiz sunarlar. Doktorlar, hemşireler her adımda isminizle ve nezaketle hitap eder demiş Serdar Temiz.

Bir başka paylaşım dikkatimi çeken İYİ Parti Milletvekili Mehmet Aslan'ın paylaşımı. Bir tweet atmış demiş ki, o kadar çaresizler ki çok basit bir olaydan bile büyük kahramanlıklar çıkarmaya çalışıyorlar. Yurt dışına uçak kaldırıp giriş çıkışı serbest olan vatandaşları alıp getirmenin nesi zor, nesi imkansız? Uçakların vurulma tehlikesi mi var? Yabancı ülkeler adamları rehin mi almışlardı?

diye yazmış. Tabii bu paylaşımlar açıkçası arada kaynıyor. Çünkü hemen hemen aşağı yukarı Türkiye'de yayın yapan bütün ulusal televizyonlar hükümetin sesini duyuruyor bir yandan. Sosyal medyada da hükümet, hükümet yalnızsa kim bilir troll denebilir veyahut da artık hükümetin, devletin bunlar sosyal medya kolları denebilir. Çok baskınlar, çok etkililer. Peki Türkiye çok başarısız, her konuda yalan mı söyleniyor? Hayır, tabii ki böyle değil. Fakat şu da es geçiliyor. İşte dedim ya o krizi fırsata çevirme güdüsü, o motto. Bu birlik olabilme, bir arada hareket edebilme duygusunu engelliyor. Aslında bu süreçte enteresan bir şekilde şunu gördük.

Eski Türkiye'ye ait kurumların etkin çalıştığını ve hastalıkla mücadelede etkili olduğunu görüyoruz. Bilim kurulu mesela. Gördüğümüz kadarıyla daha çok seküler çerçevede doktorlar. Ya da solunum cihazı üretimine geçen arçelik. Bunlar hep hani biraz eski Türkiye'nin kurumları. Koç grubu malum işte Cumhurbaşkanı'nın çok hoşuna gitmeyen bir grup vs. Fakat tabii hükümet elbette bunu kendi başarısı olarak hanesine yazdırmak istiyor.

vatandaşa yollanan kolonyanın üzerine cumhurbaşkanlığı forsu konuyor. Aslında bu yardımlar vatandaşın verdiği vergiyle sağlanıyor ama sanki cumhurbaşkanı parasını cebinden vermiş gibi bir imaj oluşturuluyor. Ruşen Çakır bir iddiada bulunmuş diyor ki çok spekülatif olduğunun farkındayım ama iktidar sağlık alanındaki görece iyi durumu fırsat bilip güç tazelemek için erken seçime gitmek isteyebilir demiş. Şimdi günden belli haftanın trend topikleri böyle. Murat Yetkin ile haftanın trend topiklerini değerlendireceğiz.

Murat Yetkin, merhabalar. Sizinle beraber şimdi bu korona gündemi, gündemde geldiğimiz noktayı beraber değerlendirmek istedim. Bu hafta biraz şeyden bahsediyoruz. Malum bu salgına karşı bir mücadele yürütülüyor ve anlaşılan bunu kendisi için yeni bir siyaset alanı olarak görüyor hükümet gibi görünüyor. Ruşen Çakır şöyle bir iddiada bulunmuş, diyor ki biraz spekülatif olacak ama bu salgından sonra hükümet bir erken seçime bile gidebilir çünkü oylarını öyle arttırdı diyor. Ne diyorsunuz bu bakış açısına?

Bütün ille katıldığımı söyleyemem. Bir kere Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın desteğini arttırdığı görülüyor kesin. Yani metropol araştırmasına göre son bir ay içinde yani Şubat sonundan Mart sonuna yüzde 14'lük bir artışı var. Yüzde 57 küsur görülüyor şu anda beğenilme düzeyi.

Bu yalnız Adalet Kalkınma Partisi'nin oylarında görülmüyor. Yani orada hiçbir değişiklik görülmüyor. Hatta çok ihmal edilebilir düzeyinde böyle binde iki falan bir azalma görülüyor ama aynı düzeyde yani otuz üç küsur otuz dörde yakın bir düzeyde görülüyor. Bu neden böyle? Yani neden Erdoğan'ın beğenilme, popülerite düzeyi bir ayda yüzde on dört artmış ama partisinin artmamış? Bunu anlamak için diğer ülkelere bakmamız gerekiyor. Diğer ülkelerde de durum aynı. Hatta daha da abartılı sıçramalar var. En kötü örneklerden biri kabul edilen İtalya. İtalya'da Conte hükümeti bir ay içinde aynı dönemde %27 popülarite alarak %71'e çıkmış. Şimdi İtalya'da hani bir ara biliyorsunuz sokaklarda insanlar ölüyordu.

Yani parklardan bedenler toplanıyordu. Buna rağmen artmış. Fransa'da salgının en yoğun olduğu günlerde Macron hayatında görmediği %59 popülarite düzeyine ulaştı. Amerika Birleşik Devletleri dünyadaki en kötü örnek. Trump %50'lerin üstünde seyrediyor hala. Son bir ay içinde 16 ila 20 milyon, tam sayı verilmiyor, işsizlik başvurusu yapılmış, 55 bin kişi ölmüş, toplu mezarlar açılıyor. Buna rağmen Trump'ın oyu yükseliyor. Trump bu arada da işte yok çamaşır suyu zerkedelim mi damarlarımıza falan diye tamamen saçmalıyor buna rağmen. Boris Johnson bir şey yok, bir şey yok diye diye ölümden döndü. Boris Johnson'ın popülaritesi artıyor. Tabii söylemeye gerek yok belki. Dünyadaki iyi örneklerden kabul edilen Almanya'da Merkel rekor kırıyor. %79. Kuzey Kore'de %79 ile seçim kazanıldı dese, bizde askeri darbe döneminde 12 Eylül'de %92 ile anayasanın kabulü falan gibi böyle karşılanıyor yani. Ama bunlar gerçek. Nasıl oluyor bu? Siyaset bilimcilere göre bunun bir açıklaması var. İnsanlar can korkusuyla karşı karşıya kaldığında, yani genel olarak bütün kriz dönemleri, mesela savaşlar, savaş sırasında var gücüyle insanlar liderleri desteklemeye ilgimli oluyor. Lideri daha önce beğensin beğenmesin fark etmiyor. Ya da ekonomik kriz dönemlerinde yeter ki buradan bir an önce çıkarsın diye. Ama bu hiçbir şeye benzemiyor. Bu ne ekonomik krize benziyor, ne savaşa benziyor. Bu can kaygısı.

Ve insanlar ister istemez, başta her kimse beğensin beğenmesin daha önce, onun bir an önce kendilerini bu krizden çıkarmasını istiyorlar. Yani diğer bütün sorular ikinci plana, üçüncü plana itiliyor. Böyle bir gerçek var ve dolayısıyla siyaset bilimciler diyor ki bu geçici bir şeydir. Bu ancak hastalık kontrol altına alınana kadar geçerli olan bir durumdur. Nitekim diyorlar, yine Macron'dan örnek vereyim, Macron'un insan başında ve insanın ortasında yapılan kamuoyu yoklamalarında inişe geçti görülüyor. Çünkü hastalık kontrol altına alındıkça insanlar diğer soruları sormaya başlıyorlar.

o zamana kadar ikinci plana attıkları, dile getirmeyi bile istemedikleri sorunları sormaya başlıyorlar. Galiba Türkiye'yle ilgili şöyle de bir şey var. Türkiye'de artık hükümet, bu yönetim yapısı hakikaten krizleri böyle lehine yönetmeye de alıştı. Öyle değil mi? Zaten Türkiye şu siyasi, ekonomik vesaire hem konumu nedeniyle hem siyasi yapısı nedeniyle çokça karşılaşılan bir ülke. Ama mesela işte Suriye krizini sonuçta kendisine bir oy dönüşü olarak devşirebiliyor ya da iktidarını kuvvetlendiriyor. Öyle bir şey yok. Ben Suriye krizinin Türkiye'de oy hasat etme aracı olduğunu zannetmiyorum. Tam tersine. Belediye seçimlerinde bu görüldü. Daha doğrusu şöyle diyeyim. İktidarını ihdas etmek için, yani işte gerekirse belki bir tür olağanüstü bir hal gibi lanse edip yeni yasalar çıkarmak vs. için bu krizleri hükümet kullanmayı öğrenmiş gibi görünüyor diyorum. Ne dersin?

Şimdi Türkiye zaten öteden beri krizlerle yaşayan bir ülke. Türkiye'de kriz olmadığı hiçbir zaman yok ki. Dünyanın en barışçı olduğu zamanlarda da Türkiye'de kriz vardı. Askeri darbeler vardı, her şey vardı. Dolayısıyla Türkiye'de kriz normal bir şey. Türkiye'nin normali kriz. Bu başka bir şey yalnız.

Yani burada hakikaten insan hayatı söz konusu. Bu başka bir şeye benzemiyor. Yani bunu başka bir şeyle, Suriye'yle ya da daha önceki ekonomik krizle falan karşılaştırmak doğru değil. Çünkü bu defa hakikaten hepimizin hayatları risk altında. Böyle bir durum var. Şimdi dolayısıyla bu elma ile armutu karşılaştırmak gibi olur. Ancak şu da var, iş seçim ortamına geldiğinde ne için? İnsanlar cebine bakıyor.

Yani çok açık bir şey var. 1974'te Ecevit Kıbrıs Fatihi olduğu sırada, hani Kıbrıs Harekatı falan, Kıbrıs Fatihi olduğu seçimi kaybetti. Churchill, İkinci Dünya Savaşı'nı kazandığı seçimi kaybetti. İkinci Dünya Savaşı'nda bütün İngiliz halkı Churchill'in arkasındaydı. Lider olarak benimsediler çünkü savaştan onun çıkaracağını gördüler. Ülkesini savaştan çıkardı ama sevilen bir lider değildi. İlk seçimde de kaybetti.

Bunları böyle birebir şeye koymak, yani siyaseti adeta tek bilinmeyenli, lineer bir denklem olarak görmek doğru değil bana kalırsa. Evet. Şimdi bu şeyi nasıl görüyorsun? Salgınla hükümetin sınavı. Bu sınavı geçti mi sence Türkiye'deki yönetim? Daha salgın bitmedi ki. Yani geçip geçmediğini görelim. Şimdi her şey... Çerçeve çiziliyor. Ölü sayısı düşüyor, iyileşen vaka sayısı, yeni vaka sayısının az falan tablo öyle görünüyor. Kontrol altında deniyor.

Ya bu vaka sayısı lafından gerçekten sinir oluyorum yani. İnsan hayatı ya. Hasta sayısı diyelim şuna. Vaka sayısı ne demek vaka sayısı ya? Olay sayısından mı bahsediyoruz? Neyse yani sana söylemiyorum. Kendime de söylüyorum. Bana söyleyeyim. Gelinim, kızım sen anladın.

Kendime söylüyorum yani. Neyse hasta sayısı bakın bundan iki hafta önce yapılan tahminlerde 3 Mayıs eşik olarak gösteriliyordu. Çünkü 3 Mayıs'ta zirve noktaya ulaşılabileceği söyleniyordu. 100 bin sayısını açacak deniyordu 3 Mayıs'ta. Bundan iki hafta önce. 100 bin sayısını biz dün açtık. 110 bin hatta.

Yani Sağlık Bakanlığı'nın rakamlarından veriyorum. 2800 ölüm var. Bu 2800 ölümle dünyadaki hastalıktan ölümler sıralamasında 12. sıradayız. Ama hasta sayısında 7. sıradayız.

Bu istatistikler ilk tutulmaya başladığında 9. sıradaydı Türkiye. Şimdi 7. sıraya yükseldi. Ne olarak? Hasta sayısı olarak. Ama ölümler de daha aşağıda. Şimdi şöyle tezler söyleniyor. Bu ölümler gizleniyor. İşte zatürre yazılıyor, bilmem başka kalp krizi yazılıyor. Gerçek rakam verilmiyor. Bakın bu sadece Türkiye'de değil bu iddialar. Bugün Financial Times'ta bir makale vardı.

Dünya çapında koronavirüs ölümlerinin %40 daha az gösterildiğini, yani açıklanan rakamın %60'a ulaştığını, yani %40'ın başka nedenlerde ölüp ama kayıtlara geçmediği söyleniyordu. Ya zaten böyle şeyler de oluyor, parantez içinde koyayım mesela korona aslında ama koronadan dolayı kalp krizi geçiriyor diyelim ki. Kalp krizi olarak kaydediliyor yani hangi bölümün nasıl kaydedildiğini. Aynen öyle. Burada sadece kötü niyet de söz konusu değil. Belki kötü niyet de söz konusudur ama sadece o da değil. Ben bir örnek vereyim. Benim bir doktor arkadaşım anlattı bunu. Doktor arkadaşımın arkadaşı da bu virüsle mücadelede en ön safta, çarpışan diyeceğiz artık, enfeksiyon uzmanlarından biri. Yani doğrudan hastalarla ilk müdahaleyi yapan ekipten.

Kendisi de yakalanıyor ve hemen anlıyor yani semptomlar var. Hemen klinik muayeneye kendi kendini koyuyor yani tomografisi filan dahil. Demiş ki arkadaşıma ben kendime zatürre teşhisi koydum ancak testte anlaşıldı korona oldu. Şimdi bilinmeyen tanınmayan bir virüs var ortada. Yani burada hiçbir şeyin siyah beyaz olmadığını anlatmaya çalışıyorum. Çünkü saçma bir kutuplaşma oluştu. Yani siyasi nedenlerle zaten var kutuplaşma, onu söylemiyorum. Ya hükümetin yaptığı her şey kayıtsız şartsız doğrudur, tamam mı? Ya da hükümetin yaptığı her şey kayıtsız şartsız yanlıştır. Ya böyle bir şey yok. Tanınmayan, bilinmeyen, daha üç ay öncesine kadar adı konulmamış bir şeyden söz ediyoruz yani. Ve aslında

Nuriye Ortaylı'nın, halk sağlığı uzmanı doktor. Nuriye Ortaylı'nın bizim Yetkin Report'ta bir yayınladığı yazı var. Diyor ki aslında başka türlü bakalım. Yani İspanyol gribinden işte 20 milyon kişinin öldüğü söyleniyor. Bundan daha 100 yıl önce. Adı bile konulmamış hastalığın. E şimdi bak 2-3 ay içinde hiç bilinmeyen, daha önce 3 ay öncesine kadar tanınmayan bir hastalık türü. Ama buna rağmen aşı geliştirme çalışmaları başlamış. 200 binli geçti.

ölüm sayısı ve dünya nüfusu o zamandan bu zamana 6 kat artmış durumda. Dolayısıyla bir yandan insanlığın kat ettiği belli bir tıp teknolojisi aşamaları falan da var. Ama bir şekilde sorunu kaybetmiş değilim. Sen başarılı mı değil mi diye sordun. Onu unutmuş değilim. Göreceğiz. Eğer şu doğruysa ki benim konuştuğum doktor arkadaşlarım sadece Sağlık Bakanlığından aldığım bilgiler değil

kendi arkadaşlarımla da konuştuğumda çıkardığım şey, yeni bir yöntem denen değil burada. Yani bunu tek deneyen Türkiye değil, başka deneyen yerler de var. Ama burada şöyle bir yöntem uygulanıyor. Genel uygulama yani mesela kötü örneklerde diyelim, İngiltere, Fransa, İspanya, İtalya bunlar kötü örnek. Amerika kötü örnek bile sayılmıyor çünkü Amerika'da hiçbir şey yapılmadığı için yani hani berbat, cehennemin dibi örneği falan, maalesef böyle demek lazım.

Bu kötü örneklerde hastada semptom çıkınca, ben tabi tıp uzmanı değilim, bana anlatılanı aktarıyorum. Ondan sonra çıktığında evine kapan diyorlar ve nefes alamaz hale gelene kadar evde duruyor. Ondan sonra hastaneye yoğun bakım alıyorlar. Doğrudan ilaçları o zaman veriyorlar. İşte gerekirse de o entubasyon dedikleri işte yoğun bakımda bilmediğim alet edevatlara bağlayarak tedavi etmeye çalışıyorlar. Burada öyle yapılmıyor.

Burada daha en baştan ilaç verilmeye başlanıyor ve hastaların çoğu yoğun bakım ünitesine gelmeden önce atlatmış oluyor. Söylenen bu. Yani burada benim bir başka arkadaşım, profesör doktor, çok önemli bir hastanenin enfeksiyon biriminin başında, öyle diyeyim. Doğrudan o da savaşçıların içinde. Yakalandı. Hatta eşi doktor, eşi de yakalandı. Kızları da yakalandı. Fakat yoğun bakım şeyine gelmeden ayaklandılar tekrar. Şu anda işlerinin başındalar. Yani burada şöyle bir yöntem eğer başarılı oluyorsa bundan memnuniyet duymak lazım ki,

hastalar yoğun bakım aşamasına gelmeden önce belki de ağır bir tedaviyle ayağa kaldırılabiliyorlar. Buna bakmak lazım hakikaten. Baştan olmaz efendim, siz anlamıyorsunuz. Dünya Sağlık Örgütü'nün kriteri, Dünya Sağlık Örgütü'nün kriteri bir buçuk ay önce yayınlandı Nevşin. Bu terbiyesiz psikolojisi biraz Murat Tetkin. Şu ana kadar öyle yönetile geldi ya, ya karşısın ya yanındasın. Bir gri alan bırakılmadı. Ama doğru değil.

değil ama Türkiye'deki siyaset de izin vermiyor. Dolayısıyla yani aslında bakacak olursak işte mesela bilim kurulu aslında biraz belki eski Türkiye'ye ait bir kurum ya da işte solunum cihazı hemen üretimine geçen Arçelik hani koç grubu falan. Fakat hani öyle bir psikolojiye ve öyle bir duygu yapısına girmiş ki Türkiye dediğin gibi ya o taraftasın ya bu taraftasın. Yani hükümet ya çok başarılı ya çok başarısız. Objektif oturup düşünemiyoruz ama buna izin veren bir ortam da yok artık. Yok doğru ama

Böyle bir ortamın olmaması insanların doğru bildiği yolda ilerlemesine engel de olmamalı. Yani ya Allah aşkına iyi bir şey yapılacaksa, daha az insan ölümden kurtulacaksa, toplum daha çabuk sürede kendi normal kavgalı haline, öyle diyelim. Eski kavgalarla döneceksek bu şu konuda bir anlaşmalı. Döneceksek dönelim yani. Sevinecek halim, bu gerçekten insanlık dışı bir şey. Oh oh bak ne kadar çok insan öldü. Beceremediler bunu.

Kim sevinebilir Allah aşkına yani? Aklı başında kimse sevinmemesi lazım böyle bir şey. Fakat işte böyle de bir dil kullanılıyor ya. Yani işte hükümet çevresindeki medya, bak işte bunlar ölü sayısı çok çıksın diye dua ediyorlar, öyle diyorlar falan. Hani bir de böyle bir geren bir durum da var. Yani belki en kötü şey Türkiye'de medyanın bu hale gelmesi oldu. Bu dili besleyen bir medyanın gelmesi. Tamamen katılıyorum. Yani ben bunları söylerken hükümetin bu süreci çok iyi götürdüğünü falan söylemiyorum. Senin sorun

Hastalıkla mücadele sorusuydu, ona cevap verdim. Öbür kısmında, kriz yönetiminin kitle boyutunda bence bir felaket var. Bence bir felaket var gerçekten. Ben de açarken onu söyledim. Türkiye çok mu başarısız? Hayır değil tabii ki. Sonuçta sağlık sistemi çökmedi. Aynen insanlar ayakta, yoğun bakım ünitesi var falan. Böyle bir durum var bir yandan tabii ki. Ama işte öte yandan, acaba ölüm sayıları tam kaydedilmiyor mu? Mesela bu da konuşulabilmeli. Dediğimiz gibi tüm dünyada oluyor. Evet ama bütün dünyada konuşuluyor. Yani sadece burası için konuşulmuyor ki yani. Bir soru sorulduğu zaman şöyle algılanıyor. Ölü sayıları acaba doğru kaydedilmiyor mu? Bak gördün mü? İşte dış güçlerin sesi bu. Ölü sayısı çok çıksın istiyor. Diliyle karşı karşıya kalıyorsun. Aslında Türkiye'nin temel problemi muhtemelen bu. Tabii yani bu ciddi bir şey. O yüzden hani nasıl Suriye krizinde de biz ya da Suriye savaşının ilk aşamalarında da gördük biz bunu. Yani Suriye'de ya hükümetin yanındasın ya Esad'ın yanındasın filan. Ya ikiye ayırmayı unuttuk. Yani bir insani boyutu vardı. Şimdi bakın biz göçmen bir toplumuz. Türkiye bir göçmen nüfus. Yani benim iki dedem ikisi de Türkiye toprakları olmayan yerlerde doğmuştu. Tamam mı? Ve birbirlerinden çok ayrı coğrafyalardaydılar. Tamam mı? Burası göçmen bir toplum.

Can kaygısıyla kapına geleni geri çevirmezsin nokta. Bu kadar. Yani biz işin göçmenler boyutunun insani kısmını unuttuk. Tamam mı? Hiç o yokmuş gibi. Hükümetin Suriye İç Savaşı'na katılması, onun bir tarafı haline gelmesi ne kadar yanlışsa göçmenler işine de öyle baktık. Bu çok sonraları, çok ileri aşamalarda insanlar bunun ayrımına vardı. Muhalefet partileri dahil.

şeyi ayıramıyoruz biz böyle hani ehemle mühimi ayırma der eskiler ya da bir olayı analiz edip ya iyi kısmı da olabilir kötü kısmı da olabilir ya tamamen kötüdür ne yaparsa kötüdür ya da tamamen iyidir işte peygamber sıfatındadır bilmem nedir filan yani Aynen, çok büyük dengesizlik var. Asıl yeri gelmişken, bir de şunu Hazır Sinir bulmuşken, yalnız bir tarafı oldu bu salgın meselesinin bu S-400'ler konusunda hükümete bir nefes alma şeysi sağladı değil mi? Çünkü hani işte kurulacak, kurulmayacak, bilmem ne olacak falan derken hani şu anda hala salgın nedeniyle işler hale getirilmedi deniyor. Bu herhalde Türkiye'ye bir nefes alma alanı sağladığı gibi görünüyor mu?

Yani evet, çünkü Nisan ayı kritik bir aydı. Birkaç açıdan dolayı kritik bir aydı. Bir kere kongrede her zaman olduğu gibi bu işte Ermeni soykırımı iddiaları oylaması olacaktı. Bu kargaşada o geçti. İşte başkan her zamanki gibi şeyin Ermenicesini söyledim, medsiye geldim dedi. O tabii soykırım sözcüğünü kullanmadığı için Amerikan hukukunda da, dünya hukukunda da zerre kadar anlamı olmayan bir şey. Sadece işte onun Ermenice lafını söylemiş oldu yani. O geçti.

Nisan ayında bu F-35'lerin programının bir eşiği söz konusuydu. Orada işte Türkiye Nisan ayına kadar işletmesi yani Nisan ayına kadar işletmeyeceğini açıklasın diye oradan o yüzden söylenmişti. O geçti. Aslında sadece Türkiye'ye değil herkese şey kazandırdı. Bakın şunu açık söyleyelim. S-400 yüzünden Türkiye'nin F-35 planından çıkarılmasına NATO'nun pek çok üyesi karşı.

Yani NATO Genel Sekreteri karşı olduğunu defalarca söyledi. Türkiye'nin NATO sistemi dışına çıkmasını istemiyor kimse. Ama yani mevcut Amerikan yönetimi, mevcut Türk hükümeti böyle bir S-400'ler, Rus silahları konusunda birbirine girmiş vaziyetiydi. Bu dolayısıyla aslında herkese bir nefes aldırdı. Ama şu var, şimdi bu kriz patlamadan hemen önceki gündemdeki konu neydi? Hatırlıyor musun? Ben söyleyeyim. Hatırla. Yunanistan sınırıydı, değil mi? Doğru, göçmenlerin Avrupa'ya çevrilmesini. Bak, unuttuk bile.

Unuttuk bile. Halbuki o zaman dünyanın en önemli sorunu gibi geliyordu değil mi bize yani? Orada işte sınırda gaz bombası oradan atılıyor buradan atılıyor. 141 kişi geçildi deniyor. Öteki taraf diyor ki hayır hayır sadece 5000 kişi geçti falan. Sanki buharlaşıp uçtu oradaki aradaki insanlar. Yani bunu unutup konuşuyorduk. Onun bir öncesinde ne vardı? Hatırlayalım yine. Ege, Kıbrıs, sondaj gemileri. Gemilerimizi gönderdik, gemilerimizi almadılar. Bu konuşuluyordu değil mi? Yani Türkiye böyle diken üstündeydi. Yunanistan daha da diken üstündeydi.

Onun öncesinde Libya vardı. Unuttuk mu Libya'yı? Unuttuk. Ama o duruyor hala orada. Suriye'de İdlib vardı. Daha şurada Aralık, sonra Ocakbaşı değil mi? Rus saldırısı mı, Suriye saldırısı mı hala belli değil. Orada 34 şehit oldu İdlib'de. Doğru mu? Yani bütün bunlar doğru değil mi? Daha 5 Mart'tı ya kriz başladı. Yani sağlık krizi, covid krizi başlamadan önce 5 Mart'tı. Erdoğan gitti Moskova'da. Kaç? 7 saat mi görüştüler? 6,5 saat mi Putin'le? Değil mi? Bir şey imzalandı. Mesela İdlib'de hala benim bildiğim kadarıyla bugün 5. devreye atılacak Türk ve Rus askerleri beraber. Tamam mı? Yani bunlar sürüyor. S-400 krizi orada duruyor.

Suriye krizi burada duruyor. Gemiler hala Kıbrıs açıklarında, tamam mı? Libya'da çatışmalar devam ediyor. Daha birkaç gün önce Seraç hükümeti dedi ki, bu Hafter yeniden saldırı planlıyor ama biz de işte şu kasabaları aldık. Savaş devam ediyor yani. Şimdi ne oldu bu COVID? Böyle üstümüze kalın battaniye örttü.

Şimdi başta dedik ya liderlerin popülerliği açısından da sorular sorulmaya başlandıkça diğer konular açığa çıkacak diye. Başlayacak. Onlar ve birikmiş halde bu kadar zamandır ilgilenilmemiş halde bu sorunlar tekrardan ortaya çıkacak. Özellikle AK Parti içinde bazı çevreler işte reis fırsat bu fırsat Eylül'de, Ekim'de seçim ilan edelim kesin alırız filan şeyine giriyorlar. Ben zannetmiyorum Erdoğan'ın o kadar

siyaset tecrübesizliği göstereceğini, acemiliği göstereceğini. Çünkü siyasi intihar olur. Şu ekonominin haline baksanıza Allah aşkına. Murat Yetkin, çok teşekkür ederim değerlendirmeleri. Rica ederim. Bir çerçeve çizdik. Sağ olasın. Bu arada Yetkin Report da gerçekten iyi gidiyor. Ben her gün muhakkak takip ediyorum. Aman ne güzel. Bir haber sitesi, bir analiz sitesi. Yani uzmanların analizlerine çok ihtiyacımız olan bir dönemde çok çakıyor oldu elinize sağlık. Bugün, ya müsaade edersen şeyi söyleyeyim. Bugün örneğin bir diziyi başlattık. Birkaç bölüm olacak. Eski MIT müsteşarı, emekli büyükelçi Sönmez Köksal

Covid'den sonra dünyada, bölgede, Türkiye'de nelerle karşı karşıya kalabiliriz? Bunların analizini yapıyor örneğin. Meraklılarına tavsiye ederim. Tamam. Çok teşekkürler. Kolay gelsin. Hoşça kal.

Evet, Trend Topik'i bütün mecralardan dinlemeye devam edebilirsiniz. Bu hafta da böyle toparlıyoruz. Haftaya Trend Topik'le gündemde ne varsa yine karşınızda olacağız. Lütfen abone olmayı, yorum yazmayı ve beğen butonuna tıklamayı unutmayın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)