
4.542 kelime · ~23 dk okuma
CHP'li belediyeler ne yapıyor? Cumhurbaşkanlığını, Sağlık Bakanlığı'nı, İçişleri Bakanlığı'nı, diğer bakanlıkları, valiliği, kaymakamlığı hiçe sayarak kendi başlarına yardım toplamaya, ekmek dağıtmaya, hastane kurmaya, benzeri işler yapmaya kalkışıyorlar. Asli işlerini yürütemeyen CHP'li belediyelerin ısrarla Ve salgınla mücadele kurallarını icra sayarak Giriştikleri Bu tür faaliyetlerin amacı Halka hizmet vermek değil Şov yapmaktır Merhabalar Tren Topiği'nin yeni bölümüyle karşınızdayız. Bu hafta, final battle dedik yani artık. Savaşta son cephe, son meydan muharebesi, belediyeler ve hükümet çatışması. Buna tanık oluyoruz. Enteresan şeyler yaşıyoruz. Her şey Ankara ve İstanbul Büyükşehir Belediyelerinin bağış toplanmasının yasaklanmasıyla başladı.
Covid-19 salgın nedeniyle malum hayat durdu, insanlar işsiz kaldı, yoksulluk çekenlerin sayısı arttı. Bunun üzerine Ankara ve İstanbul Büyükşehir Belediyeleri, yoksulluk çekenlere yardım etmek için bir bağış kampanyası başlatmışlardı. Bu bağış kampanyası ilerlerken birdenbire İçişleri Bakanlığı bir genelge yayınladı ve dedi ki, bu tip organizasyonlar ancak valilik koordinasyonuyla yapılabilir, belediyeler bağış toplayamaz. diye bir genelge yayınlandı. Bu kampanyalar kesildi. Toplanan bağışlara da, bankalara da blok ekon oldu. Tabii bu konularla ilgili gerek hükümet, gerek belediyeler farklı yayın kanallarına açıklamalar yapıyorlar. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun 1 Nisan'da Ahmet Hakan'ın tarafsız bölge programındaki açıklamalarına ve Ekrem İmamoğlu'nun 19 Nisan tarihinde Haber Global'e benzer sorular için verdiği cevapları derledik.
Onu dinleyelim. Bir not olarak İETT otobüsündeki kalabalık görüntülerle ilgili Ekrem İmamoğlu'nun ses kaydını İsmail Küçükaya'nın Çalar Saat programından alıntıladık. Sayın Bakan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ısrarla İstanbul için sokağa çıkma yasağı istiyor. Bu talebini nasıl değerlendiriyorsunuz? Biz bir pandemi kurulu oluşturduk. Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatıyla. 2019 Nisan ayında böyle bir salgına karşı nasıl bir afat çalışmamız varsa devletin yine böyle bir çalışması var.
Şimdi yerel yöneticilerimiz eğer ellerinde buna ait bir değerlendirme ve bilgileri varsa sadece yani toplumsal olarak kendine gelen veyahut da bütün dünyada görülen örnekler üzerinden hareketle değil bu tip bilgiler varsa pandemi kurullarında paylaşmak esastır. İlk pandemi kuruluna gelirsiniz dersiniz ki kardeşim ben bu işten endişeleniyorum. Benim 3-5 tane doktor arkadaşım var. Bunlar da böyle söylüyorlar. Bir görüşte böyle. Dünyada örnekleri var. Sokağa çıkma yasağının olması lazım. Ama eğer bunu ifade edebilecek bir yer görmüyorsanız, bulmuyorsanız bunu söylemek hakkınızdır. Vali yanı başınızda. Yeterli pandemi kurulu toplantısı yapmadığımızı aynı açıklamada da dile getirmiştik. Ne yazık ki iki kez toplantı yapabildik. Bu kadar yoğun bir süreçte ki pandemi kurulları şehir içerisinde en önemli kurullar. Ama ben her iki kurulda da
Böyle bir yol haritasının şart olduğunu dile getirdim. Hatta sokağa çıkma yasayla ilgili oluşabilecek acil ihtiyaçlarla alakalı da bir kurulun oluşup bir simülasyon çalışması yapmasının gerekliliğinin de altını çizdim. Ancak bu konuda bir cevap alamadık. Yani bırakın olumlu olumsuzu cevap dahi alamadık. Ama bu konuda ben yalnız değildim, onu söyleyeyim. Pandemi kurulunda özellikle tıp insanları, orada katılan hekimler aynı ısrarı ve aynı kararlılığı benimle beraber gösterdi diyebilirim. Düşünebiliyor musunuz? 20 Şubat'tan itibaren yaklaşık biz Büyükşehir Belediyesi olarak pandemi süreciyle ilgili çalışmalarımıza başladık. Önce bilgilendirme, tanıtım, sahada bütün bilgilerimiz döndü dolaştı ve biz insanlara aman dikkatli olun, hazırlıklı olun dediğimizde bile birileri
O işte paralel kafa diyen birileri çıktılar, boşuna insanları tedirgin ediyor, boşuna insanları infiale çağırıyor diye yazdılar, çizdiler. O bakımda biz duyarlı yerel yönetimleriz, önceden hissedebiliriz. Bakın biz olalım, diğer belediyelerimiz olsun, Ankara, İzmir, önceden açıkladığımız birçok politika daha sonra. Merkezi idarenin politikalarına dönüşte ne güzel birbirimize yetkiniyoruz. Bu kadar güzel bir şey olabilir mi? Bununla gurur duyacaksınız. Ben size tekrar edeyim. Birkaç programda söyledim. İstanbul Büyükşehir Belediyesi benim mi Senem Hanım? Benim olduğu kadar sizin ya da Ankara'daki bir yöneticinin oradaki bakanlıklar da emin olsunlar ki onların olduğu kadar bize
Onun için biz o kafadan, o akıldan hiçbir şey anlamıyoruz. Hizmetimize devam ediyoruz, uyarlarımıza devam ediyoruz. 20 Şubat'ta başlayan pandemi sürecinin bugün kaçıncı günündeyiz? Nisan'dan da 20 katarsanız neredeyse Mart bitti. 50 gün, 14'dan 60 gün. Yani 60 gündür biz bu süreci yönetiyoruz ve iki pandemi kurulu. 16 milyonluk şehirde normal mi? Sadece burada değil. Ankara'da normal mi? İzmir'de normal mi? Ya da Mersin'de, Adana'da?
Sokağa bakıyoruz birkaç insan görünce ya herkes sokakta diyoruz Tam öyle değil demek ki yani İstanbul'da, Ankara'da, İzmir'de, büyük şehirlerde Hafta sonu %90-95 oranında insanlar evlerinde kalıyorlarsa Doğru Hafta içi de %80'in üzerindeyse evde kalma oranı Bu müthiş bir başarı o zaman, çok iyi bir durumdayız o zaman şehir içinde toplu taşıma bu önlemleri aldıktan sonra ilk önce %50'ler seviyesine düştü. sonra %60'lar seviyesine düştü. sonra %70-75'ler seviyesine düştü. şu anda hafta sonlarını buna karıştırmamak lazım. bazı yerel yöneticiler yorum yapıyorlar. pazarla pazartesi'yi kıyas etmeye çalışıyorlar.
ve burada hafta sonları %90-92 seviyesine düştü. ama hafta içi sürekli artarak en son cuma günü %81'di, pazartesi %83'tü, dün %84'tü. bugün rakamın biraz daha yükseldiği kanaatindeyim. İstanbul'da bazen küçük hareketlilikler ciddi sayılara ulaşabiliyor. Mesela %85 insanların kendiliğinden kendini tercih etmesi İstanbul için kıymetli bir veri. Dünya için de öyle. Fakat İstanbul için %15 dediğiniz sayı 2,5 milyona tekabül ediyor ve bu ciddi bir risk.
Dün akşam Fox TV kanalında bir değerlendirme, bu yardım meselesi üzerinden bir değerlendirme yapıldı. Yapılan değerlendirme şu. Ben bundan üzülüyorum. Merkezi hükümetle yerel hükümet ayrımı yaptı. Şimdi bizim idari sistemimizde yerel hükümet diye bir şey söz konusu değil. Bunu isteyenler oldu. Bunu isteyenler ne yaptılar? 6-7 Ekim olaylarını yaptılar. Dediler ki biz özellik ilan ediyoruz dediler. Terör örgütünün başı APO bize böyle talimat verdi.
Ve bugün sabah yine bir başka televizyon kanalı Halk TV'de merkezi hükümetle yerel hükümet çatışma alanında. Şimdi ben İçişleri Bakanı'yım. İşkillenmek benim en doğal hakkım. Ben işkilleniyorum. Acaba birileri bu karşı karşıya kaldığımız ve bütün dünyanın küresel olarak karşı karşıya kaldığı bu süreçten bir başka anlam mı çıkarmaya çalışıyor? Ben yerel hükümetle merkezi hükümet sözlerinin 12 saat arayla Fox TV ile Halk TV'de tesadüfen
söylendiğini düşünmüyorum. Yani bu özellikten başlayan, federasyondan başlayan ve burada ortaya konulan sürecin devamını başka kişilere doğru, başka kurumlara doğru sert edecek hadiselerin tesadüf olduğunu düşünmüyorum. Ayrı yönetimler mi var? Üniter yapıyla ilgili bir sorun mu var gibi mesajlar görüyorum. Senem Hanım kanunda bile merkezi idare diye geçer. Yani bize yerel idare denir. Hükümete merkezi idare denir. Kanunu açsınlar görürler. Ben kanundaki tanımını yapıyorum. Yani o benim özellikle bir tanımım değil. Dediğim gibi biz yerel yönetimiz, yerel idareyiz. Şu anki hükümete de merkezi idare, merkezi yönetim diye tanımlanır. Kanunda vardır bu. Benim söylediğim o.
Yani bakınız ben size bir şey söyleyeyim. Yani İmamoğlu'yla ilgili belli sıfatları kullananlar, yani bizim sakın böyle vatanperverliğimiz, bu ülkenin yapısı, cumhuriyetin değerleri, o devletçi tutumu, yapısı, hani bunlara olan tutkumuz, bunlara olan bağlılığımızı sakın test etmeye kalkmasınlar. Buradan biz bahane buluruz. Acaba bir yerden bir delik gedik mi açarız diye düşünenler boşuna uğraşırlar. Yani benim şahsiyetim, geçmişim, devletine, cumhuriyetine, bu ülkenin yönetim anlayışına, bayrağına olan bağlılığım, milli duygularıma olan bağlılığımı benim geçmişimdeki herkes bilir, bugünlerdeki tavrımla da herkes bilir. Onun için benim söylemlerim kanunda var, açsın okusunlar.
Şimdi tekrar ifade edeyim. Yardım bir tek kabiliyetle toplanır. Kanun demiş. 2680 diyor ki dernekler, vakıflar, kurum ve kuruluşlar eğer bir yardım kampanyası yapabileceklerse valilikten izin alırlar. Ya bir parça kağıt Sayın Hakan. Valiliğe müracaat edecek. Bin defa gidiyorsun. Şimdi bu bir idari tasarruftur.
Bakın 28-60 sayılı kanuna göre yapılan yardım toplamada çok basit bir usul var. Bu dediğim saydığım kurumlar ve kuruluşlar valilikten izin isterler. Derler ki biz yardım toplamak istiyoruz. Hay hay başımızın üzerine. Eğer uygunsa valilik de bu yardım toplama izni verir. Bir kere izin veriyor değil, herkese izin veriyor valilik. İki, yani hem belediyeler orada çok rahat bir şekilde yazıyor. Ben de burada söyleyebilirim. Belediyeler hem 53.93'e göre hem de 52.16'ya göre bağış alma hakkına sahiptirler. Örneğin Sayın Hakan, dediniz ki ben belediyeye benim 8 tane evim var. Bana bu fazla. 6 tanesi de yan yana. Bunları belediyede yaşlarımızın kalması için belediyeye veriyorum. Dediğiniz andan itibaren siz belediyeye bağış yapabilirsiniz. Peki belediye bu bağışı nasıl kabul eder? Belediye meclisini toplar. Çünkü siz şartlı bağış yapıyorsunuz. Ve özeldir. Bağış özeldir. Yardım geneldir. Tekraren söylüyorum. Yardım ve bağışı ayıran en önemli madde burasıdır. Ve söyleyeceğim. Belediye meclisinden o kararı alır. Der ki Sayın Ahmet Hakan çok duymuşsunuzdur bunu. Sayın Ahmet Akan 6 tane evini bağışladı. Belediye Meclisi bunu karara alır. Böylece bu bağışı kendi üzerine alır. Buradan bir yardım kampanyası çıkarmak, ben buradan bu dönemin fırsat bilerek bir yardım kampanyası yapıyorum demek istismardır. Bir siyasi kutuplaşma oluşturmaktır.
Bir kere merkezi hükümetin, bunu birkaç defa söyledim tekrar söyleyeyim. Merkezi yönetimin, idarenin, Sayın Cumhurbaşkanımızın kalkıp bir kampanya duyurusu oldu, doğru mu? Yani pazartesi akşam bir kampanya duyurusu oldu. Şimdi biz belediyeler olarak bu kampanya duyurusundan sonra bir kampanya başlatıyor olsaydık yanlış bir iş yapmış olurduk. Bakın söylüyorum, altını net olarak çiziyorum. Ya biz cumartesi, pazar kampanya sürecine başladık.
Ve hiçbirimizin, bizim, sizin, medyanın, merkezi hükümetin bir kampanyasından haberi var mıydı? Yoktu. Biz başladık. Süreç başladı. Kaldı ki iyilikte yarışmanın kötü bir tarafı yok. Bir başka nokta. Ya Senem Hanım bizim hala bağış almayla ilgili bir sorunumuz yok. Yani hukuken, kanunen vatandaşımız geliyor, bize başta aynı olmak üzere farklı koşullarda şartsız bağışını yapabiliyor, hala yapıyor yani. Sadece kampanya tarafı yok bakın. Sadece tırnak içinde kampanya tarafı yok. Vatandaşımız bize geliyor ve bağışını yapıyor. Ne yaptınız siz? O kampanya sürecinde verdiğimiz hesapları bloke ettiniz. Vah vah vah. Ne büyük iş yaptınız. Yani insanların iyiliklerinin önünü tıkadınız. Yani bugün başta Vakıfbank, Devlet Bankası olduğu için altını çizerek söylüyorum. Diğer bankalarda bizim 2.9 milyon paramız var. Geri kalan 4.2 milyon lirayla üstünü tamamlayarak 20 bin insanın kartına para doldurduk ve insanlara dağıttık biliyor musunuz? Anında vatandaşın gelen parası paraya dönüştü. Bazı ailelere 600 lira, bazı ailelere 300 lira olarak yolladık. Bu dar günde, bu sıkıntılı günde. Ya ne zorunuz var milletin bağışıyla? Bizim hesapta toplanan bağışlarla ne sıkıntınız var Allah aşkına? Soruyorum, tekrar edeyim mi? Bunun da adı kibir. Yani kibirden siz kanuna uygun olmayan bir şekilde vatandaşın bağışladığı parayı bloke ettiniz hesapta duruyor. Ben bankalara söylüyorum, kanunsuz iş yapıyorsunuz, hukuka başvurumuzu yaptık.
Peki, yanılıyorsam düzeltin ama anladığım kadarıyla bu süreçte İBB bünyesindeki İstanbul Vakfı adına İstanbul Valiliğine bir başvurunuz oldu. Yardım kampanyası düzenleyebilmek için, bağış kampanyası düzenleyebilmek için. Aldınız mı bir cevap bu başvuruya? Sabırla bekliyoruz. Ne zaman başvurdunuz? Ben yaklaşık iki hafta oldu başvurumuzu yapalım. Yöneticilerimizi davet ettiler, gittiler bilgilendirme yaptılar, evraklarımı teslim ettiler. İki haftadır bekliyoruz. Sabırla bekliyoruz. Sayın Valimiz'e sabırla beklediğimizi ifade ettim. Hangi vakıfların bir günde, yarım günde hatta bir saatte izin aldıklarını açıklasınlar. Yani bu süreçte izin verdikleri vakıfların listesini açıklasınlar. Bizim istediğimiz vakıf kim? Sayın Nurettin Sözen döneminde kurulmuş ama en aktif bir şekilde Sayın Erdoğan, Sayın Cumhurbaşkanlığı, Belediye Başkanlığı döneminde kullanılmış bir vakıf.
Ve bu vakfın ticaret odasından üyesi var, sanayi odasından üyesi var ve Büyükşehir Belediyesi'ne ait bir vakıf. Bu kadar pürüt, pak, tertemiz bir vakfın böyle bir sürece aracılık etmesine dönük çabasını hala nasıl bekletiyorsunuz diye soruyorum. Sabırla bekliyorum ama yarından sonra daha sabırsız şekilde bunu soracağım. Israrla belki günde birkaç kez ararım.
Peki, aynı zamanda yine İBB bütçesindeki sosyal yardım payını da arttırmak istiyorsunuz ve bunun için olağanüstü bir meclis toplantısı talep ediyorsunuz. Orada son durum nedir? Ben bu gündemi yazar, vari beyin önüne getirir, varimizden izin isteyebilirdim. Ancak bunu yapmadım. Şunu yaptım. Grup başkan vekillerine dedim ki lütfen maddelerde uzlaşın, konuşun, siyasi bir karar almayalım, ortak bir karar alalım. Şu an süreç devam ediyor. Bu salı gününe kadar, cuma günü son bir görüşme yaptık. Özür diliyorum. Perşembe günü. Bu salı gününe kadar tekrar görüşmelerini yapmalarını istedim. Salı günü son kez soracağım ve bu konuyla ilgili maddelerimizin onların uzlaşısıyla beraber mecliste gelmesi konusundaki talepimi yine diyeceğim. Umarım olumlu bir karar çıkar. Aksi takdirde tabi yine biz kanun hakkımızı kullanarak valimiz üzerinden bir meclis toplanma konusunda ısrarımızı yapacağız.
belediye otobüsüne biraz geride kaldı gerçi bu mevzu ama toplu biniliyor işte mesela ekrem imamoğlu'nu başarısız göstermek için sabah pazar günü sabahın 6'sında 7'sinde otobüse toplu bir şekilde organize bir şekilde biniyorlar ondan sonra onun fotoğrafını çekiyorlar aha diyorlar ekrem imamoğlu bu işi yapamıyor işte otobüsler tıklım tıklım dolu böyle bir propaganda yapmak istiyorlar diye bir tartışma var bir iddia var Hemen arkadaşlarımıza söyledim. Bununla ilgili bir soruşturma da başladı. Çünkü eğer bu doğruysa, bu bir felaket. Ama bu bir iftiraysa, bu ayrı bir felaket. Ve bu açıdan hemen bir soruşturma başlatılmasını da istedik, soruşturma da başladı. Ve bu esnada elde ettiğimiz ilk bulgular önemli. Ayın 29'unda o duraklar, ayın 22'sinde o duraklar ve ayın 22'sinden 7 gün daha düştük mü, ayın 15'inde o duraklar. 3 hafta boyunca o duraklarda aynı saatleri kent güvenlik yönetim sistemi var bizde biliyorsunuz. Onunla, kameralarla. Aynı zamanda otobüslere kimin binip binmediğini belirlenen bir sistem var. Oraya basanlar, basmayanlar. Bütün bunlarla ilgili bir araştırma yaptık. Ve şunu gördük. Bunu da göreceğimi bekliyordum zaten. Neden? Benim rahmetli dedem şehir hatlarında çalışırdı. Ve yıllarca askerliğini de övünerek söylerdi. Adada yapmıştı. Gemi kağıdını da oradan almıştı.
Ve ondan sonra hep şehir hatlarında çalıştı. Ben iyi hatırlarım. Çocuktum. O zaman İstanbul bu kadar kalabalık değildi. Boğaz Köprüsü'nden araçlar tek tük geçerdi. Haliç Köprüsü'nden araçlar tek tük geçerdi. Ve dedem 37 vardı Gazi Osman Paşa'dan. Eminönü'ne giderdi. Ve sabah ezanı bazen okundu. Bazen okunmadan önce kalkar otobüse biner 37'ye, oraya giderdi.
Şimdi Sabahleyin işine giden insanlar olabilir bunlar diye baktık ve çoğu öyle çıktı. 1929'unda benzer sayı, 15'inde benzer sayı. Şimdi yöneticinin sorumluluğu dedim ya, yani bazen biz de acunlukla bu hatalara düşüyoruz. Eğer kötü niyet yoksa, kötü niyet olup olmadığına bakılacak.
Yani burada bizi sabote etmek için böyle bir şey yapılıyor demek tamamen bazen sosyal medyaya kendini kaptırmış ve 3 tane tweet ve beğeni fazla alacağım diye bu işlerin üzerine gitmiş, maalesef kendi yöneticilerini de zorda bırakan tipler var. İsmail Bey, süreci ilk öğrendiğimizde vali beyle de hatta telefon görüşmesi yaptık. Yani bu nedir gibilerinden dedim ki, efendim araştırıyoruz, bu normal bir şey değil. Burada bir şeyin altını çizelim. Sayın valimizle Aliyerlikaya'yla bir karar aldık. Bu sürecin ruhuna aykırı hareket eden kim varsa? Bu süreci siyasetleştiren ve insanın kanını donduracak şekilde sürecin ruhunu kötüye yönlendirecek kim varsa hukuki çerçevede hep birlikte mücadele edeceğiz diye kendi ifadesidir. Biz de altına imza atıyoruz, mücadele edeceğiz. Şimdi Allah aşkına bu süreci araştırdık. Ya İsmail Bey bakın bir sayı vereceğim size. Metrobüs hattında 52 durak vardır. Metrobüs hattında. Aynı saatte sabah 6'da metrobüs attı ya Beylikdüzü'nden Söğütlüçeşme'ye. 65 kişi kullanmış sabah 6'da. Hani kimse sokağa çıkmayacak ya pazar günü. Ya maç yok. Maç yok ki hani deplasmana giderler de sabah erkenden toplanmışlardır ki maça gider gibiler zaten. Otobüse biniş görüntülerini izledim ben. Kanım dondu ya. Böyle hani bilinçli nerede duracak falan. Böyle bir kafayla
Sabah namazına gidilmiyor çünkü cemaatte namaz kılmak yasaklandı. Desek toplandılar namaza gidiyorlar, o da değil. Başka bir şey de değil, iş güç de yok, çalışma ortamı da yok. Toplanmışlar. Bir örnek vereyim size. Mesela bir hat örneği vereceğim. Bu malum Boğazköy hattında 71 kişi, yani bir hafta önce bir kişi, bir hafta sonra 71 kişi.
Artık farklı görüşlerden insanları aynı ekranda göremediğimiz için böyle farklı şekillerde tarafların görüşlerini derlemeye çalışıyoruz. Devam edelim. Bağış konusu. Anladık ki meğerse bu kavganın ilk işaret fişeğiymiş. İktidar diyor ki böyle herkes kafasına göre yardım ederse ortalık karışır diyor. Hatta Süleyman Soylu dedi ki... Şimdi şu örneği vereyim size. Biz buna bugün ses çıkartmadık İçişleri Bakanlığı olarak. Elimizde kanun var. Kanunu da görmezden geldik. Yarın HDP'nin bir belediyesi, terörist cenazelerine gidiyorlar mı? Gidiyorlar. HDP'nin bir belediyesi dedi ki, ben gittiğim terörist cenazesinin ailesine yardım yapmak istiyorum.
Ben insanlara yardım yapmak istiyorum ve ben bağış topluyorum." dediği andan itibaren topladığı bağışı bir kısmını buraya verdi. Biz kendi elimizle böyle bir devlet duyduk mu hiç? Böyle bir devlet olabilir mi? Devlet kaide üzerinde olur. Biz kendi elimizle teröristin ailesine dedik ki ya sen Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne karşı savaşan ve ölen ailenin bireyi sebebiyle biz seni talkif ettik dedi.
Ve onu da para toplayarak yaptı. Peki PKK'nın, BDP'nin bir örnek veriyorum ben 100 tane örnek veririm size. Bakın eğer böyle bir şey başlarsa Türkiye'de yerel yönetimlerin hukuki çizgisinin nerede biteceğini kimse tespit edemez. Şimdi tabii asıl mesele ne? Asıl mesele şu, muhalefet uzun bir aradan sonra iki büyük kentte ve özellikle bu iki büyük kentte aslında beş büyük şehir belediyesinde iktidar oldu. Ve tabii burada CHP de tek başına değil aslında Millet İttifakı olarak burada muhalefeti yönetebileceğini göstermek istiyor. Yani aslında belediyeler üzerinden muhalefet diyor ki ben iktidar adayıyım. Bunu göstermek istiyor. Onun için de bu krizde özellikle belediyeler başarılı olmak için çalışıyorlar, öne çıkmak istiyorlar.
Hatta bu belediyelere bağış kampanyası meselesi tartışılırken şunu da çok söyledi AKP'liler. Ekrem İmamoğlu şov yapıyor. Ekrem İmamoğlu kameralara oynuyor. Kendini ön plana çıkarmaya çalışıyor. Aslında şunu unutuyorlar ki Recep Tayyip Erdoğan da İstanbul Belediyesi'nde kendisini ön plana çıkarmaya çalışıyor. çıkararak bir yerde bugün başkanlığa kadar yükseldi. Zaten siyasette biraz bunun için yapılmaz mı yani? Tabii ki siyasetçi. Karizmatik bir siyasetçi olma iddiasındaysa kendisini ön plana çıkaracak yani. Bir de tabii işin şu tarafı var. Bugüne kadar AKP iktidarının temel söylemi şuydu. Bu CHP hiçbir şeyi beceremez. Bunlar ancak konuşur. Üç koyun güdemezler.
Çünkü bunlara üç koyun verseniz, şu çubuk çayının kenarında güt deseniz, inanın bana bunu bile beceremezler, kaybedip gelirler. Çakamaka, AKP 20 yıldır iktidarını da bu söylemle korudu. Bu söylem seçmenin öyle bir damarlarını işlemiş ki, bakın çok enteresan bir şey geçti başımdan. Almanya'dayım bir sefer, Berlin'de Uber'e bindim. Erdoğancı bir şoföre denk geldim.
Adam başladı CHP'li belediyeler çalışmıyor diyor, yerden yere vuruyor. Şöyle kötü diyor, böyle kötü diyor falan. Ben de dedim ki... Bu tabii son yerel seçimden önce oluyor bu aralar. Daha İstanbul CHP'ye geçmemiş. Dedim ki siz hiç İstanbul'a geldiniz mi? Şişli'yi, Beşiktaş'ı gördünüz mü? CHP belediyelerinin olduğu yeri dedim.
İstanbul'a gelmemiş adamcağız. Senelerdir gelmemiş. Denizli'ymiş. Memlekete geldiği zaman da Denizli'ye gidiyormuş falan. Ama bakın bu şunu gösteriyor. Bu söylem müthiş ezberletilmiş bir söylem ve çalışıyor. Yani Almanya'da yaşayan bir Erdoğan taraftarı Türk bile ezberlemiş CHP çalışmıyor diye. Yani CHP çalışıyor, çalışmıyor ya dair hiçbir şey görmemesine rağmen CHP çalışmıyor. Bu insanların kafasına işlemiş. Şimdi CHP'li belediyeler çalışmaya başlayınca AKP'nin bu iddiası sarsılmaya başladı.
Bir de tabii işin şu kısmı var, AKP uzun yıllar yoksula yardım siyaseti yürüttü. Yani ihtiyaç sahiplerini bir sisteme oturtup, diyelim bu insanları eğitim yoluyla iş sahibi yaparak yoksulluktan kurtarmak değil ya da işte daha organize, daha kurumsal bir devlet yardımı sistemine bağlayarak değil, partinin il örgütleri üzerinden, ilçe örgütleri üzerinden, belediyeler üzerinden yoksullara işte böyle aylık bir miktar para vererek ya da çeşitli başka gıda yardımı vs. yaparak yardım etme siyasetini güttü. Buna zaman zaman sadaka siyaseti benzetmesi de çok yapıldı. Bazen muhalefet seçmenleri şunu da dediler işte bu AKP seçmeni için, bunlar makarnaya, kömüre oy veriyor.
söylemini de geliştirdi muhalefe. Şimdi tabi bu mesele makarnaya, kömüre oy vermek kadar basit değil. Sonuçta herkesin iyi kötü kendine göre oluşturduğu bir fikri var ve bir iradesi var. Bütün her seçmen eğitime ne olursa olsun iyi kötü kendine göre ölçüyor, biçiyor ve ona göre oyunu veriyor. Fakat AKP'nin seçmeniyle parti üzerinden yapılan bu asistemik bağışlar ve yardımlar üzerinden bir bağ kurması durumu var.
Bu bah seçmende hem bir sevgi, hem saygı, hem de minnet duygusu uyandırıyor. Ve tabii insanlar AKP giderse bu yardımlar da biter. Güvencesizliği yaşıyorlar. Bu sistem, bu ilişki, bir de bu güvencesizliği insanlara aşılamış durumda. Dolayısıyla burada CHP belediyelerinin ne yaptığı, ne kadar yaptığı, ne kadar yapamadığı iktidar için çok çok önemli. Bağış toplama yasağından sonra ekmek dağıtımı meselesi gündeme geldi.
Mersin Büyükşehir Belediyesi duyurdu bunu. Mersin İçişleri Bakanlığı'ndan genelge geldi. Ekmek dağıtımı yasaklanmış diye bir duyuru yaptı. Bunun üzerine valilik cevap verdi. Valilik diyor ki hayır biz yasaklamadık. Ekmek dağıtımını AFAD'a bağlı vefa destek grubu üzerinden yapabilirsiniz diyor. AFAD da başkanlık sistemiyle İçişleri Bakanlığı'na bağlanmıştı. Onu da hatırlatalım. Bu arada ben bir tweet atmıştım salgının başlarında AFAD ne yapıyor bilen var mı diye. O tweetin üzerine ciddi bir troll saldırısıyla karşı karşıya kaldım. Troll saldırılarının ilginç tarafı da şudur yazdığınız doğruysa tweet daha çok saldırı oluyor. Yani işte S400 krizinde de öyle olmuştu. İşte şimdi burada bakın AFAD ekiplerine iş yaratılmış görüyoruz. CHP'li belediyenin ürettiği ekmeği AFAD ekipleri dağıtacak, dağıtırılacak. Yani iktidar bu salgın döneminde tüm artılar kendi hanesine yazılsın diye uğraşıyor.
AKP Genel Başkan Yardımcısı Mahir Ünal şöyle bir tweet attı. ''Anadolu'da ayrı baş çekmek deyimi vardır. Bunun devletteki karşılığı paralel yapıdır. Devlet bir yönetim ve organizasyon biçimi olarak yüksek koordinasyon içerisinde ve yasalar çerçevesinde çalışır. Tüm yasalar dayanağını anayasadan alır.'' demiş. CHP bunu neden yapıyor diye de bir hashtag kullanmış.
Yani yok işte paralel kafa, paralel yapı, biz bu paralel işinden anlamayız, onu söyleyeyim. Kim nasıl anlıyor, nasıl yapıyor, aklından ne geçiyor ve süreçleri nasıl yorumluyor, hiç ben o işten anlamam. Biz memleketimizin, devletimizin en uçtaki, en güvenilir ellerini temsil ederiz. Devletin bir kurumudur belediye. Eğer aklı bunu kesmeyen açar anayasadaki maddeleri ya da kanundaki maddeleri. Belediye nedir? Devletin kurumu olmak nedir? Görür. Şimdi bu bir kibirin yansıması. Yani nedir bir belediye? Örnek Büyükşehir Belediyesi. Senem Hanım ben 230 bin insanımıza yani 230 bin aileye yardım yapan bir kurumum. Yani siz 230 bin insana
sürekli yardım yapan belediyeye ne diyeceksiniz? Dur sen yapma mı diyeceksiniz? Hadi oradan derlerdi sana. Belediye bu konuda bir kere sorumsuz davranmış olur. O bakımdan yani milyonun üzerinde nüfusu olan Mersin Büyükşehir Belediyesi'nin sahadaki fayda verici girişimine nasıl hayır dersiniz? Hangi zihniyette? Biz Büyükşehir Belediyesi olarak İstanbul'da bu konuda daha makul bir alan yakaladık ki doğrusu da oydu. Bunu niye söylüyorum? Burada anlamsız, ve gerçekten gereksiz bir ilişkin bozukluğu yaşanıyor. Bu bozukluğun sebebi belediyeler değildir. Bu feryadı niçin duymazlar? Hani kime faydası var? Belediyelerle devletimizin, merkezi idarenin uyum içinde çalışmasını istemeyen kim?
Halbuki burada Mahir Ünal aslında devletle iktidarı, devletle hükümeti birbirine karıştırıyor. Ya da daha doğrusu bilerek bunu söylüyor. Devlet eşittir hükümet, devlet eşittir biz demek istiyor Mahir Ünal. Bir de burada tabii iktidarın kullandığı şöyle enteresan bir şey var. İktidar, biz onu yasaklamadık diyor mesela. Diyelim işte belediyenin ekmek dağıtması yasaklandı. Hayır yasaklanmadı. Muhalefet çarpıtıyor diyor iktidar. Ama işte Afat dağıtacak. Veya işte bağış toplamak yasaklandı. Hayır efendim yasaklanmadı. Ne demek yasaklamak?
Yasaklamak değil, varilik koordinasyonuyla yapılsın biz diyoruz diyor. Orada iktidar da işte akılla oynuyor aslında. Hayır biz yasaklamadık, bakın biz yolunu gösteriyoruz. Muhalefet bizim dediğimiz yolla yapmak istemiyor. Bu muhalefetin niyeti farklı, söylemini kullanıyor.
Fakat işte bu da her zaman Türk siyasetinde son dönemde gelip tıkandığımız nokta. İşte muhalefetin niyeti farklı. Herkes siyaseti kazanmak için yapar. Siyasi partiler iktidar olmak için siyaset yaparlar. Öbür türlü yani dernek açarlardı bu insanlar değil mi? Vakıf açarlardı veya sivil toplum kuruluşu olurlardı. Gayet tabii ki muhalefette iktidar olmak istiyor ve iktidar olabileceğini göstermek istiyor. Bunun için çalışıyor. Yani siyasetin, demokrasinin doğası bunu gerektiriyor.
İşte bu ekmek dağıtma meselesinde tabii daha sonra da ortaya çıktı ki bir organizasyon biçimidir, şudur budur demiş Sayın Mahir Ünal. Şu ortaya çıktı. Kayseri Belediyesi kendi ekipleriyle ekmek dağıtmış. Bu görüntüler sosyal medyaya düştü. Daha doğrusu Kayseri Belediyesi kendi paylaşmış bu görüntüleri zaten. Ve tabii Kayseri Belediyesi tahmin edeceğiniz gibi AKP'yle. Şimdi tüm bu kavga kıyametin içerisinde AKP Cenan'dan bir başka tweet şaşırttı.
AKP Çanakkale milletvekili Bülent Turan şöyle bir tweet attı diyor ki çıldıracağım dünyanın en başarısız belediye başkanı ama sanki eleştirecek başka icraatı yok da sehven diye itiraf ettiği bir yazım hatası etrafında dönüp duruyoruz bu yaklaşımımız sadece bu başarısız şahsı büyütüyor esaslı bir dil değişikliğine gitmek zorundayız böyle gidersek demiş 3 nokta koymuş şimdi burada neyi diyor Bülent Turan şöyle İmamoğlu bir tweet atmıştı. Orada demişti ki işte 500 bin ton asfalt serimi yaptık. Bunun üzerine hemen AK Partililer harekete geçti. AK Partili'nin sosyal medya kolları mı diyeyim, ne diyeyim artık. İşte 500 bin ton diyor, yalan söylüyor Ekrem İmamoğlu diye. Düzeltme yayınladı. Düzeltme dedi. Asfalt çalışması paylaşımımızdaki 500 bin ton ifadesi Sehven yazılmıştır. Sadece bu hafta sonu 5 bin ton asfalt serimi yapılmıştır diye. İşte burada Sehven dedim. 500 bin değil 5 bin diye. Bunu söylüyor Bülent Turan. Yani diyor Ekrem İmamoğlu'na saldıracak bula bula bunu mu buldunuz diyor. Biraz kendi partisinin de bu sosyal medya politikasını ya da CHP'li belediyeleri eleştiri politikasını eleştiriyor. Bu da enteresan. Son dönemde buna rastlar olduk. Özellikle işte soylunun istifası bir başka zilve oldu bu konuda. AKP içerisinden değişik değişik sesler, değişik yorumlar duyuyoruz.
Peki sadece bu kavga İstanbul-Ankara'da mı? Değil. Adana. Adana'da Başkan Zeydan Karalar, Fuar Merkezi'ne bir sahra hastanesi kurdurdu. Sonra tanıtıldı yani işte burayı kurduk diye. Sonra hastane tanıtıldıktan sonra hemen troll saldırısı başladı. Diyorlar ki işte AKP hükümet trollleri ya da sosyal medya kolları bu hastane değil. Sadece perdelerle bölmüşler işte yatakları koymuşlar. Böyle de hastane mi olur efendim? Bu sahra hastanesi değil diye böyle bir tweetler fırtınası başladı.
Burada Zeytinkaralar diyor ki biz zaten kendi imkanlarımızla bir altyapı sağladık. İhtiyaç olursa Sağlık Bakanlığı ile koordineli, lazım olan teçhizat buraya taşınır. Burası kullanılır diyor Adana Belediyesi de. Zaten belediyenin elinde nereden olsun solunum cihazı, ilacı bilmem nesi. Zaten belediyenin elinde olamaz. Bunu diyor zaten sağlık bakanlığıyla koordineyip yürüteceğiz. Ama bak işte İstanbul'da Atatürk Havalimanı'na inşaat yapılıyor vesaire böyle bir şeye gerek olmasın diye biz önlem aldık. Şu anda kullanılmayan bu fuar alanını hazır, hemen işte hastaneye dönüştürülebilecek bir yere çevirdik diyor Adana Belediyesi. Ve tabii gelelim şimdi bir de 23 Nisan meselesine. Burada da bilek göreşini yine İzmit'te gördük. Kocaeli Belediyesi 23 Nisan için balkon buluşmaları etkinliği yapacaktı. Fakat bu etkinlik Kadıköy Kaymakamlığı tarafından yasaklandı.
Bunun üzerine belediye gezen bandolar ayarlamış. Dört tane seyyar bando. Dışında böyle giydirme yapılmış kamyonlar. Üzerlerinde bando var. Şarkılar, marşlar çalarak geziyorlar. Hafta sonu sokağa çıkma yasağı boyunca insanlara moral vermek için gezen bandolar. Buna da bir yasak kararı çıktı.
Önce dendi ki işte belediye izni almadığı için yasaklandı dendi. Fakat Kadıköy Belediyesi de biz gerekli bildirimleri yaptık diyor. Anlaşılan şu şekilde olmuş. Kadıköy Belediyesi kaymakamlığa bildirimde bulunmuş. Bir cevap gelmemiş. Olumlu ya da olumsuz kaymakamlık bir cevap vermemiş. Bunun üzerine belediyede seyyar bandoları gezdirmeye başlamış.
Pandolar gezince polis devreye giriyor. Bir tır şoförü hakkında tutanak tutulmuş. Bir bando üyesinin de karakolda ifadesi alınmış. Yani sürreay zamanlar gerçekten. Bu haberi okurken, incelerken aklıma böyle hakikaten o görüntüler geldi. Tırı durduruyor polis falan. Şarkıyı kestiriyor. Gelin bakalım diyor. Şoförden ifade alıyor falan. Garip durumlar. Ben bunu sosyal medyada paylaştığım zaman da çokça selamsız bandosu filmine gönderme yapıldı.
Telaşlanma! Kıpraşmayın! Düzgün durun! Usta! Usta neredesin? Halıyı getir! Kasap! Kasabı getirin buraya!
Bir de tabii şu var, AKP ile Eyüp Sultan Belediyesi mehter takımına konser verdirmiş. Kayyum atanan Diyarbakır Belediyesi de seyyar konserler düzenlemişler. Bunu Twitter hesaplarından da duyurmuşlar. Tabii Kadıköy de diyor ki, kardeşim bu çifte standart değil mi?
Bir de tabi İzmir'de bir bayrak yarışı. İzmit Belediyesi 31 Mart seçiminden sonra CHP'ye geçti. Ve 2004'ten bu yana da AKP tarafından yönetilen Kocaeli Büyükşehir Belediyesi ile arasında devamlı bir gerginlik var. Şimdi en son İzmit, Oramiral, Salim, Dervişoğlu bulvarı üzerine yer alan bir kavşakta İzmit Belediyesi 23 Nisan dolayısıyla belediye logosu, Atatürk portresi ve Türk bayraklarından oluşan 3 set bayrak asmış.
İzmit Belediyesi bu çalışmaları yaparken Kocaeli Büyükşehir Belediyesi çalışanları geliyorlar. Hop diyorlar, kardeşim siz buraya Türk bayrağı asamazsınız. Burası Büyükşehir Belediyesi'nin sorumluluğunda diyorlar. Bayrakları indirtiyorlar falan. Böyle bir çekişme, böyle bir bayrak çatışması yaşanmış.
Şimdi başında söylediğim gibi belediyelerle hükümet arasında bu çatışma belli ki şiddeti artarak devam edecek. Öyle görünüyor. Bir yanda iktidar kendi varlığını üzerine kurduğu bizden başka kimse çalışmaz, bizden başka kimse çalışamaz. Bunlar iki kaz güdemezler söylemini ayakta tutmaya çalışıyor. Ama öte yandan da muhalefet uzun bir aradan sonra ilk kez büyük kentlerde iktidar oldu. Hem biraz o iktidarın tadını çıkarmak istiyor hem de diyor ki ben sadece belediyelere değil Türkiye'nin iktidarına talibim. Bakın ben bunu yapabilirim.
demek için kendisini göstermeye çalışıyor. Ve bu salgınla beraber, bu çatışmanın, bu çekişmenin daha da gün yüzüne çıkmış olduğunu görüyoruz. Bakalım daha neler göreceğiz? Zaten gördükçe yaşadıklarımızı biz burada toparlayıp, analiz edip, sizlerle paylaşmaya devam edeceğiz. Trendtopik'in 8. bölümünün sonuna geldik. Güzel geri bildirimler ve yorumlar alıyoruz. İlginiz için, dinlediğiniz için teşekkür ederiz. Yeni bölümlerde görüşmek üzere.
İzlediğiniz için teşekkürler.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.