
4.281 kelime · ~21 dk okuma
Dermanı Kitaplarda Arayanların Haftalık Podcast'ı BiblioTerapi'den herkese merhaba. Ben Aslı Perker. Ben Tunuk İremitçi. Malum okuyabilir miyim? Tabii, buyurun. Dünya halinden sıkılanlar, içsel fırtınalar yaşayanlar, ruhuna ferahlık arayanlar, kitapların şifasına inananlar için BiblioTerapi ne yapıyor? Başlıyor.
Şimdi biblioterapi, ben her hafta zaten Gazete Oksijen'de o iki ekip bunu yazıyorum. Neden biblioterapi? Evet. Ben ondan anlıyorum çünkü kendi hayatımda bunun faydasını çok gördüm. Bir derdim mi var, ben dönerim. Benim mesela böyle baş ucumda duran kutsal kitabım gibi Moby Dick vardır. Ona döner bir bakarım. Balinama diyorsun. Evet, bir balinama bakarım, bir ahabıma bakarım. Çünkü onun içinde her şey, icmailime bir bakarım.
Ne yaparlar, ne ederler? Aslında cevaplar kitaplarda vardır. Yani bugün hani kişisel gelişim kitapları çok ön planda ve çok güzel şeyler var içinde gerçekten. Bir soru o zaman soruyorum ben. Bak şimdi. Kitaplar, kitap nasıl şifa olur? Yani kitabın, kitap niye şifa olur bize? Nasıl şifa veriyor? E ayna tutar. Kendi yaşadığından yani yalnız değilsindir bir kere onu görürsün. Evet. Yani senin yaşadığın her şey kitaplarda zaten çoktan yaşanmıştır. İki bin yıl öncesinde yaşanmıştır zaten. Yani ve bunlar böyle önce ağızdan ağıza anlatılmıştır. Sonra yazılmaya başlanmıştır. Hepsinin zaten cevabı çoktan vardır. Allah'ım neden benim başıma geliyor böyle şeyler demezsin yani. Çünkü bak yüz yıl önce de yaşamışlardı. Yani işin güzeli hakikaten sana bayağı bir şey de tiyoda verir. Ne yapman gerektiğine dair.
İlk sorumuz bizim benim biblioterapi köşesine gelen sorulardan. Eşim de ben de telefonumuza bağımlıyız. Yatağa girdiğimizde bile hiç konuşmadan bir saat sosyal medyaya bakıyor ya da arkadaşlarımızla mesajlaşıyoruz. Bir öneriniz var mı? Soran Elif Hanım ve eşi diye düşünüyorum. Çok fena bir fotoğraf. Yani yatakta bir çift uzanmış birbirlerine bakmak ya da sevişmek yerine cep telefonlarını da almış gitmişler ikisi de değil mi? Evet yani hani... Modern insanın düştüğü durum. Böyle, benim hemen mesela bir önerim var. Aklıma ilk gelen şey söyleyeyim, telefonlarınızı kenara bırakın. Ve sevişin. Ve işte artık ne istiyorsanız yani yatıp uyuyabilirsiniz. Ama işte şey böyle bir şey değil, bağımlılık böyle bir şey değil ki bugün telefon bağımlılığı artık gerçekten psikolojide ele alınan, diğer bağımlılıklarla aynı kefeye konan... Terapi grupları olan... Evet, terapi grupları olan bir bağımlılık modeli. Hatta sen söylemiştin, Avrupa'da... Evet, böyle yuvarlak halka oluşturarak insanların oturdukları, işte ben Tuna bir telefon bağımlısıyım, aa hoş geldin Tuna falan diye yapılan terapi seansları varmış ve sosyal medya bağımlılarına özellikle tavsiye edilen şeylerden biri akıllı telefon öncesi telefonlara dönmeleri. Yani sosyal medyaya giremeyen telefonlara dönmeleri. Nokia 30 gram. Mesela onlara bugün artık piyasadan kalkmış telefonlara dönmeleri ki giremesinler. Pat, bir fark ettim bilmiyorum, ben araya hemen reklam aldım.
Finlandiyeli misiniz? Finlandiya reklamı mı alıyoruz? Biz severiz. Finlandiya'yı severiz. Evet. Şimdi yani o yüzden böyle şey diyemiyoruz. Tamam canım telefonunu koy kenara diyemiyoruz. Bu aynı şey... Dile kolay. Dile kolay hakikaten. Bu böyle sigara bağımlılığı gibi, alkol bağımlılığı gibi... İçmeyi ver canım demek gibi bir şey herhalde. Öyle değil yani. O yüzden... Bu konuyu sormaları, fark etmeleri çok önemli. Bunu aslında hani bir uzmana da gidip de konuşabilirler. Ki gitsinler zaten. Bağımlılık bağımlılıktır çünkü. Şifaya doğru giden ilk adım bağımlılığı kabul etmektir diyorsun. Kabul etmektir ve hani biz burada şimdi Elif Hanım'ın bu bağımlılığı var mı yok mu bunu asla sorgulamayacağız. Psikolojide böyle bir şey yok. Öyle diyorsa öyledir. Onun üzerinden derdine devam almaya çalışacağız ama...
Ben diğer dinleyenler için, ve sen de bak bakalım bir kendine diye, 9 soru hazırladım. Ya bunlar benim aslında hazırladığım sorular değil, bunlar böyle bir melange diyeyim, böyle bir karışık sorular. Telefon bağımlılığını anlamak için bugün uzmanların sorduğu sorular var. Değerledin yani soruların. Değerledim, evet. Bir demet soru. Bir demet soru. Bir, bir toplantıda ya da ders sitesinde telefonunuz böyle yanda vızırdadı. Sosyal medyada yeni bir gönderi var. İlla ki bakıyor musunuz? Ya ben mesela galiba bakmak istiyorum ama hani kendimi tutabiliyorum. Zaten oradan sanki böyle yakanı çekiştiriyor, alttan böyle çekiştiriyor seni değil mi? Bak bana, bak bana, bak bana diye. Bir cüce var orada yani. Yetiştirmeniz gereken çok önemli bir iş var. Deadline'ınız var yani. Telefonunuz hemen yanınızda mı ve siz beş dakikada bir bakıyor musunuz? Unfortunately, maalesef. Evet, evet. Bunu inkar edeceğim. Şimdi sahtekarlık yapıyormuşum gibi olur. Telefonunuz bozuldu. 48 saate tahmin olacak. Panikliyor musunuz? Paniklemek ne demek? Dünyadan soyutlanmış hissediyor insan kendini. Bak, yemin ediyorum ben paniklemiyorum. Hiç umurumda değilim. O kadar değil. Bravo. Çok şey bir insan. Nurtaz Bey'in şahsiyetsiniz. Ulvi bir şeysiniz. Evet ama diğerlerinde fena ben de tosladım. Sabah uyanır uyanmaz telefonunuza bakıyor musunuz? Evet. Ve uyumadan önce de bakıp komodine koyuyor musunuz? Evet. Çok fena evet. Hepimizde öyle maalesef. Çok önemli bir aile yemeğine çıktınız ve anneniz dedi ki bu masada telefon olmayacak topladı. İki saat boyunca dedi olmayacak. Ne güzel anneymiş o. Gizlice telefonu cebinize koyuyor musunuz? Orada titreşimi alıp arada bir de tuvalete girip bakıyor musunuz? Bakıyoruz, dur, koyuyoruz, dur. Şimdi kimse burada şey yapmasın. Evet. Herkes akıllı olsun. Yeni bir app gelmiş. Hemen edinir misiniz? Benim işte 8 ay sonra haberim var. Allah'tan genç değiliz de öyle çok kovalayamıyoruz. Çok şükür. Allah gençlere sabır versin. Instagram ya da Facebook'a bir şey koydunuz. Her iki dakikada bir kontrol ediyorsunuz. Bak bunu yaptığım oluyor benim.
Yani evet hepimizin bence yani çok fena işte bu çıkan tablo hoş değil. Sinemadasınız ve birileri telefonuna cevap veriyor. Bunu anlayışa karşılıyor musunuz? Gerçi son iki buçuk yıldır sinemaya gidemedik ama ben eskiden buna mesela çok tepki gösterirdim. Şimdi bilmiyorum. Giderek alışmaya başladık değil mi? Acaba alışmaya başladım mı yani? Bir bakacağım. Tablo giderek daha moral bozucu bir hale gelmekteydi. Bir de en son şu var benim en sevdiğim bir post için uzun süreli bir planlama yapıyor musunuz? Yani bu şu demek hani bir yere gitmeden önce.
Projelendiriyor musunuz? Bunu projelendiriyor musunuz? Yani sırf fotoğraf çekip, Instagram'a onu koymak için bir şeyden, restorandan randevu, rezervasyon yapmak, onun için gidip üst baş almak, çanta almak, işte belki kadın sahne kirpik taktırmaya... Bu profesyonel bir iş zaten. İnflüansörlük bu değil mi? Yani para kazanıyor insanlar bunu yaparak. İnflüansör olmayan da yapıyor. Yani işte sorularımız... Amatör olarak bunu yapıyorlar değil mi bazıları da? Tabii, tabii, tabii. İşte bunları yapıyor musunuz?
Bu sorulara dürüstçe cevap verirseniz kendinizi de bağımlamışsınız değil misiniz? Belki moraliniz bozulacak, belki o gününüz kararacak biraz ama gerçeklere bir adım yaklaşmış olacaksınız. Ama şimdi bağımlıysanız lütfen kulaklarınızı dört açın dinleyin. Evet, ilk kitabımıza mı geçiyoruz? İlk kitabımıza geçiyoruz. Haydi bakalım. Nicholas Curran, İnternet Bizi Aptal mı Yapıyor? adlı kitabı. Buna daha sonra girmeyi ben isterdim ama şöyle bir şey söylüyor araştırmalar. Maalesef sadece, yani çok masum bir iş değil bu. Sadece sürekli telefona baktık ve ondan sonra telefonu kapattık, yattık, uyuduk. Eski beynimize dönemiyoruz.
Biraz önce dediğin şey çok önemli. Neurolojik olarak beynimizdeki yollar buna göre oluşuyor. Hani beynimizde haritalar var ya. Evet. Bu haritalar buna göre oluşmaya başlıyor. Yani artık daha kısa yollar mesela bulmaya başlıyor. Biz buna göre düşünmeye başlıyoruz. Beynimiz şekil değiştiriyor. Biz artık telefonumuzu kapadığımızda eskisi gibi biz değiliz. Eski biz değiliz. Eski biz değiliz, hayır. Bu yeni biz kolay bilgiye alışmış, hıza alışmış, hatta önemsiz bilgilere alışmış.
Bir yeni bir beyin. O yüzden çok tehlikeli. Aman ne güzel. Bu kitaptan nasıl bir terapi ya da medet umuyoruz peki? Şimdi şöyle Tuna, sen beni tabi böyle sıkıştıracaksın ara ara da. Bu kitabı bireysel olarak ikisinin de, Elif'in de, eşinin de okuması çok önemli. Çünkü öncelikle şimdi sen bağımlılığını anlamışsın değil mi?
Sonra biraz derinlemesine bir bak. İnternet bizi aptal yapıyor mu? Bağımlılığı kabul etmek tedaviye giden ilk adımdır. Şimdi buna bakacaksın, bunu anlayacaksın, bunu gerçekten kabul edeceksin. Yani şöyle değil, ben bağımlıyım ama bu bana ne yapıyor bilmiyorum. Bu sana ne yapıyor ya bir anlayacaksın. Bak ilişkiye değil, daha ilişkiye girmiyorum. Bireysel olarak sana ne yapıyor?
Çünkü bir ilişkiyi iki kişi kuruyor. Tek kişilik değil. İki kişi de sağlam olacak, sağlıklı olacak. İkisinin de beyni iyi işliyor olacak. Karşılıklı empati de kurabiliyor olacaklar böylelikle. Öyle ilişki devam edecek. Şimdi önce sen kendini iyileştireceksin. Kendini iyileştirmenin yolu nereden geçiyor? Bir bilgiden geçiyor. Bu bana ne yapıyor?
Bu aynen şey gibi. Sigara kullanıyorsun. Bu bana ne yapıyor? Akciğerlerimi... Haşat ediyor. Haşat ediyor. Siyah bir süngere dönüştürüyor değil mi? Gördün mü hiç sen o şeyi? O sergiye falan gittin mi? Böyle şey gitmiş. Sigara paketlerinin üstüne de basıyorlar artık onu.
Ama onun kendisini gördüm, ben o ciğeri gördüm. Yani sigara içmiş bir ciğeri gördüm. Korkunç bir şey. National Museum'da mı görmüştüm, öyle bir yerde görmüştüm. Gerçekten böyle kapkara kömür gibi bir şey. Bunu bildiğin zaman aslında belki bir tedavi istemeye başlayabilirsin. Aynı şekilde internet beni aptal mı yapıyor? İnternet mi, sosyal medya mı peki? İlk ise aynı şey, Allah aşkına ne fark eder? Artık internet dedin mi, millet oturup Google'dan akademik makale okumuyor. Tamam, aldım cevabımı, oturdum aşağıya. Aferin sana. Bir daha beni sorgulama Tuna. Biz buradan kendi ilişkimizle şey olmayalım da.
Önce bu şeyi anlayacak, kendinde sorunlarını bunu anlayacak. Bu kitapta bilimsel çok fazla terim var, biyolojik çok fazla terim var, teknolojik çok fazla terim var. Korkutabilir gözünüzü ilk başta. Yorar mı bizi? Hayır hocam, yormasın. Zaten mesele bu. Basit bilgilere alışmayalım. Zaten biraz artık sofistike şeylere geçebiliyor olmak lazım. Ki daha derinlemesine konuşabilelim. Karşımızdaki insanla da derinlemesine ilişki kurabilelim. Adı neydi kitabımızın?
İnternet bizi aptal mı yapıyor? Nicholas Kerr. Daha sonra ben bunun şeyini de vereceğim, künyesini vereceğim. Nereden çıkmış, kaç sayfa vs. Bu kitapta şundan da çok bahsediliyor. Yani sosyal medyada mesela hani bir ilişkide dediğim gibi ilişkiyi iki kişi kuruyor. Bende mesela Fear of Missing Out denen, FOMO denen şey var. Yani bir şeyleri kaçırma korkusu var bende. Diyelim ki sende de özgüvensizlik var. Ve sosyal medya sürekli bunu biraz daha besliyor. Çünkü neden?
10 like aldım, 15 like aldım, özgüvenim yerine geldi oluyor sosyal medyada. Bir de başka bir şey de oluyor, neden onlar bunu yapabiliyor, ben yapamıyorum? Özgüvenin sürekli dağılıyor, bir yandan toplamaya çalışıyorsun. Evet, mahrumiyet hissi mi yetersizlik hissi uyandırıyor. İkisi de yani. Ailem süper hayatlar sürüyor. Ben burada ne yapıyorum diye düşünmeye başlıyorsun yani. Evet ve hani böyle o şu restorana gitmiş. Ben bilmiyorum bile o restorandan haberdar değilim. Bu spor salonunda spor yapıyor. Bu hoca ile çalışıyor. Ben bunlardan haberdar değilim. Sen şimdi... Benimki de hayat mı?
Ki değil. Ki değil aslında yani. Hiç o hayatlar da gerçek değil bu arada. Yani gerçek de sosyal medya için yapılmış. Bir algı çalışması yapıyor insanlar kendileri aklında yani. Evet, müthiş bir algı çalışması. Ve aynı yataktayız, tamam mı? İkimizin elinde telefonlarımız var. Sen bunu yaşıyorsun. Bu öz güvensizlikler yaşıyorsun. Yani bir yandan işte yüz like alıp kendini toplamaya çalışıyorsun. Oraya güzel bir fotoğrafını, belki işte photoshoplu bir fotoğrafını koyup, filtreli. Hı hı.
Bir anda onu toplamaya çalışıyorsun ama aslında o toplanmıyor çünkü yalan. Geçici bir terapi gibidir o. Evet. Ben de burada işte mahrumiyet hissiyle cebelleşiyorum ve biz ikimiz sağlıklı bir ilişki kurabilecek miyiz? Biz bozuğuz zaten. Evet. Yani baştan yıpranmış bir çiftçiyiz. İnsanlarız. Çiftlerin bu şekilde göründükleri fotoğraflar geliyor tabii. Evet. Sevişeceklerine. İnsanlar yatakta yani yatak olduğu için tabii insanın aklına hemen cinsel hayat da geliyor ister istemez. Ona kadar varan bir arızalar silsilesi.
Şeyi geçen gün seninle dinlemiştik, Alain de Botton'un bağımlıları nasıl tarif ettiğini bir söylemek isterim. Kendinle olmak istememek. Şimdi kendinle olmak istemediğin zaman işte hemen giriyorsun, düşüncelerinden kaçmak için telefonu alıyorsun, bakıyorsun, mesajlaşıyorsun arkadaşlarına. Bir de sıkılmaktan çok korkuyorlar insanlar. Ha tabii, yan yana oturup böyle bakacak mıyız?
Sıkılmaktan ölesiye korkuyorlar ve bu sıkılma korkusu yüzünden bir sürü böyle abuk sabuk şeyle ilgilenerek zaman geçiriyoruz. Halbuki yani sıkılmamak çok mümkün başka şekillerde. Bu Ali Nesin'i o zaman hatırlayacağız bu arada. Ali Nesin çok güzel çocuklar için bunu söyler. Yani bırakın çocuklarınız sıkılsın. Çünkü yaratıcılığını arttırır. Bir şey bulacak orada, oyalanacak. Çocuk belki de yaratıcı bir şey olacak değil mi? Aman Allah'ım yoksa ben sıkılacak mıyım? Yani modern insanın en büyük korkusu sıkılma korkusu bence. Evet doğru.
Şimdi ben şey, ikinci kitabımızı o zaman... Evet, geçelim. ...burada hemen şeye sürmek istiyorum, masaya efendim koymak istiyorum. Buyurun. Bu direkt tavsiyemdir benim, Elif Hanım ve adını bilmediğimiz eşine. Mark Twain'in Adem'in Günlüğü ve Hava'nın Günlüğü adlı iki kitabı. Şimdi, olay şu... Bildiğimiz Adem, bildiğimiz Hava. Bildiğimiz Adem, bildiğimiz Hava. Ben Mark Twain'in, Adem'in Günlüğünü ilk okuduğumda on bir ya da on iki yaşındaydım. İngilizceyi daha yeni öğrenmiştim.
Ölmüştüm gülmekten. Çünkü şöyle, Adem Cennet'te harika yaşıyor. Oh ne güzel, bekar erkek. Takılıyor. Hepinizin hayali, tamam mı? Takılıyor yani. Takılıyor tabii, çok güzel. Kendi şey var, ağaçları, işte gölleri, şelaleleri falan filan. Sonra birden bir şey çıkıyor, geliyor. Orada İngilizcesine bunun it der. Yani şey demem. Şey. Bir şey geliyor, bir yaratık geliyor.
Ve bu yaratık çeşitli kurallar getirmeye başlıyor. Bir kere çok konuşuyor her şeyden önce. Adem bundan bir şey yapıyor. Dert yanıyor yani. Sürekli diyor konuşuyor. Hiç susmuyor. Bak benim gibi. Estağfurullah. Teşekkür ederim. Sonra işte diyor ki mesela git şelalede yıkan. Çimlerinin üstüne şey koyuyor. Lütfen buraya basmayın. Klozetin kapağını kaldır.
O yok neyse. Bir gün elinde şeyle geliyor işte, elmayla geliyor. Diyor ki bunu yiyelim. Hayda diyor ya bunu diyor bize yeme dediler diyor. Yok yok yersek daha iyi olacak bizim için dedi falan. Adem böyle bunu bir de şikayet edip duruyor havaya.
Sonra ben yıllar sonra meğerse Havva'nın günlüğünde yazmış Mark Twain tabii ki o müthiş mizah anlayışı. Mark Twain benim bu arada en sevdiğim edebiyata giriş sebebimdir yani. İlk kitap tutunca tabii devamını yazması... İlk öykü tutunca evet. Çok iyi fikir ama. Tabii, çok pazarlama olarak değil mi? Günümüz şey, stratejilerinden. Yok, kitap fikri çok güzel zaten. Evet. Kısa öyküler bunlar tabii. Ve gün gün yazmış yani, mandate, use day falan filan diye. Havanın gününde de tam böyle bu sefer kadın şikayetleri. Bu diyor kaçıyor diyor, gidiyor diyor, onu yapmıyor, bunu yapmıyor, elini yıkamıyor vesaire falan filan çok yavaş.
Hiçbir şeyden anlamıyor. Klasik kadın. Beğenmiyor Adem'i yani. Evet beğenmiyor. Şimdi ben tabii ne tavsiye edeceğim? Şimdi telefonlarınızı kenara bıraktınız. Düşünün elinize bu kitapları aldınız. Yatakta mıyız hala? Yataktayız hala. Evet. Ben mesela işte Elif Hanım'a diyorum ki siz mesela isterseniz Havalı'nın günlüğünden, isterseniz Adem'in günlüğünden bir günü eşinize okuyun. Yani birbirinizle çünkü kadın erkek halleriyle empati kurmak için aslında müthiş bir kitap. Hani derinlemesine gidip bazı şeyler de okuyabilirsin. Hem de eğlenceli anladım. Ama mizah çok güzel. Yani o mizahı kurtarıyor aslında eşi. Dönüp hakikaten ha dediğin an zaten aslında biraz kurtulmaya başlıyor. Değil mi ilişki? Yani bana göre mizah ve ilişki de zaten çok önemli. Ortak mizah anlayışı. Ortak mizah anlayışı. Ya bir kişi eğlenceli olsa o da olur, o da kurtarır. Aynı esprilere gülebiliyor olmak ilişkide önemli bir şey.
Evet. O yüzden bu kitabı öneriyorum. Bir de o biraz önce dediğim gibi o beyin reseptörlerinde biraz hafiften oynama başlayabilir. Yani telefondan kitaba geçiş, o yolu biz tekrar böyle biraz eski haline döndürecek... Sevişirler mi sonunda? Kim bilir. Yani evli çiftlerde zor biliyorsun. Tuna, senin bir önerin vardı. Hani bedava zaman yolculuğu diyordun onun için. Ha evet, ben bir gün telefonumu ofiste unutmuştum. Dolayısıyla bir günü telefonsuz geçirmek zorunda kaldım ve kendimi 90'lı yıllara dönmüş gibi hissettim. Yani 90'lı yıllarda dünyayı nasıl algıladığımı hatırladım birdenbire.
Hayatım değişti. Yani birdenbire hakikaten zamanda yolculuk yapmış oldum. O yüzden buradan kırk yaşından küçük kardeşlerime en büyük tavsiyem bedava zamanda yolculuk imkanı sunuyorum onlara. Telefonlarını evde bırakıp sokağa çıksınlar ve 90'lı yıllarda dünyanın nasıl göründüğünü algılasınlar. Kırk yaştan büyükler çocukları falan vardır diye mi şey yapamıyoruz? Onlar belki hatırlıyordur diye zaten. Çünkü biz şimdi yirmi beş yaşındaki birisi telefonunu evde bırakıp sokağa çıkarsa yirminci yüzyıla gitmiş olacak.
Evet. Yani o şey gibi gerçekten bilmediği bir vizyola gitmiş olacak ve nasıl algıladığını dünyayı o zamanki insanların görmüş olacak bedava zaman yolculuğu imkanı sunuyorum. Bravo. Bu başka hiçbir yerde bulamazsınız. Biblioterapide. Sadece Biblioterapide. Bravo. Daha ilk programdan zamanda yolculuk bileti verdik. İkincide neler olacak? Varın siz düşünün. Kısacık dönüş yapacağım. Nicholas Kara, internet bizi aptal mı yapıyor? Birinci kitap. Birinci kitaba dönüş yapacağım. Öyle yani benim kafam biraz gel gitti biliyorsun.
Şimdi IQ'muzu ciddi şekilde düşürdüğü de saptanmış. Yani bu kitapta bunu da bulacaksınız. İnternet IQ'muzu ciddi şekilde düşürüyor. Çünkü çok kısa bilgilere, hap gibi bilgilere alışıyoruz. Daha uzun şeyler okuyamamaya başlıyoruz. Daha uzun şeyler okuyamamak demek algımızın daralması demek. Algımızın çok kısalması demek. Sabrımız da olmuyor. Yani aslında IQ çünkü, yani ya da işte zeka, bilgiyle çok ilintili.
Yani bilge sürekli edinmen gerekiyor. Kas yani. Evet bir kas bravo. Yani spor yapmak gibi, kol çalışmak gibi beynini sürekli çalıştırman gerekiyor. Yeni bilgi girişi yapman gerekiyor. O olduğu zaman da gerçekten IQ yavaş yavaş yükselebiliyor. Yükselebilen şey düşedebilir. İnternet bunu düşürüyor.
Aynı şekilde ilişkilerin de insan ilişkilerini öldürdüğü de zaten bu kitapta yine verilen bilgiler de bir tanesi. Buradan başka bir kitaba da geçmek istiyorum. Üçüncü kitabımız mı? Üçüncü kitabımıza geçmek istiyorum. O da Neil Postman'ın Televizyon Öldüren Eğlence. Bu kitapta nasıl bir şifa arıyoruz peki biz?
Aslında yani yine aynı şekilde iletişimin nasıl koptuğunu bu tip medyaların... ...insan arası ilişkileri nasıl koparttığını... ...mesela İnternet Bizi Aptal mı Yapıyordan daha iyi anlatan kitap bu. Yani televizyon... İlginçmiş bu evet. Evet, gerçekten televizyon öldüren eğlence. Çok daha iyi anlatan bir kitap. İnsanların arasındaki ilişkiyi... Bize bir farkındalık kazandıracak yani. Çok büyük bir farkındalık kazandıracak. Şimdi Neil Postman bu kitabı neden yazmış? Onu söyleyeceğim. Sana bir quiz sorusu sorayım. Kitap 1984'te çıkıyor. Allah kahretmesin. Zaten söyledim aslında cevabımı. Kitap 1984'te yayınlanıyor. Bu Neil Postman'ın kitabı. George Orwell'i biliyoruz çok şükür canım. Kopya vermene gerek yok. Hayır, hayır. Onu demiyorum. Yani Neil Postman bu kitabı 1984'te bilerek çıkartıyor. Neden?
Gönderme olsun diye. Gönderme olsun diye George Orwell'e. Çünkü bu kitapta George Orwell'le Aldous Huxley'i karşılaştırıyor. Şimdi bak bu çok önemli bir şey. Çünkü diyor ki acaba diyor 1984 gerçek mi oldu diyor. Yani George Orwell'in öngörüleri gerçek mi oldu?
Çünkü orada da hani George Orwell şeyden bahsediyor ya 1900 seferinde. Her evde bir ekranı görünce tabii aklına o geliyor insanın sonuçta. O zaman için çok yeni bir şey bir de. George Orwell diyor haklı mı çıktı yoksa acaba diyor Cesur Yeni Dünya'nın yazarı Aldous Huxley mi doğru çıktı diyor. Şimdi bak iyice geriye gidiyoruz.
Huxley çok daha önceden, biraz önce bahsettiğim mesela Hakikat Ötesi, Post Truth'u çok daha önceden öngörmüş. Diyor ki Aldous Huxley, bir gün diyor, böyle bir gerçeği biz karışık bilgiler arasında göremeyeceğiz bile, göremeyecek hale geleceğiz diyor. Kitapta bunları söylüyor. Yahut diyor ki, öyle bir hale geleceğiz ki biz insanlar, öyle bir hale geleceğiz ki diyor, artık diyor teknoloji iyi mi kötü mü, bunu zaten sorgulayamayacak hale gelecek beyinlerimiz diyor. İşte başımızdakiler bize şunu yapmış bunu yapmış da diyemeyecek hale gelecek beyinlerimiz diyor. Kafa beyin kalmayacak diyor yani. Kafa beyin kalmayacak diyor Aldus Harkisi. Çok erkenden bunu biliyor. Şimdi ben de işte diyorum ki bütün yani böyle geriye giderek bütün bunlara bakmamız, okumamız gerekiyor. Bunlar çok öngörülmüş şeyler. Ve insan arası yine insanlar arası ilişkinin nasıl bozulacağını söylemiş şeyler çok önceden.
Şimdi yapmamız gereken şey bana göre... Yani o yatakta yatıp da cep telefonlarına bakan karı koca fotoğrafını Aldous Huxley görmüş yani. Çok önceden görmüş. Görmüş evet. Gerçekten çok önceden görmüş. O yüzden bir ilişkide olmak, onu sağlıklı bir şekilde götürebilmek yani bunlar insanlar arası ilişkilere bağlı olduğu için ben biliyorum biraz anlamsız ve bağlantısız gibi görünüyor ama bizim ilacımız bütün bu geçmişteki bize önceden verilmiş bilgilerde yatıyor.
Çünkü buradan sonrasında demek istiyorum ki varın siz öngörün. Şu an çünkü bilmiyoruz, araştırmalarımız evet var işte bir sürü önemli üniversite bu konuda araştırma yapıyor. Yani sosyal medya ilişkileri ne yapar konusunda araştırma yapıyor. Ama net elimizde daha bilgi yok. Çünkü bilgi öyle bir şey değildir. Yani üst üste konularak yıllar içerisinde çok fazla araştırma gerektirir. Özellikle psikoloji alanında çok fazla araştırma gerektirir. Karşılaştırma gerektirir. Gereğinde deney gerektirir.
Ve ondan sonra biz biliriz. Ama siz şimdi bunları okuyup... Zahmet edip okuyun yani. Bir zahmet edip okuyun ve bir öngörü size sağlar diye düşünüyorum. Evet, o zaman ben de tekrar manimizi hatırlatıyorum. Dünya halinden sıkılanlar, içsel fırtınalar yaşayanlar, ruhuna ferahlık arayanlar, kitapların şifasına inananlar için Biblioterapi ne yapıyor? Devam ediyor. Şimdi
çok önemli bir soru soracağım Duna. Biz dedik ki Elif Hanım'a ve eşine, şimdi dedik telefonları bırakın, koyun kenara. Elinize dedik, işte çok ağır kitaplardan bahsettik bu arada. Bunların arasında en hafifi Mark Twain. Onunla başlasın, evet. Yani evet, Mark Twain'in zekasına bu arada diyecek yok ben kendisine, büyük hayranlık duyarım. Fakat en mizahisi o diyelim.
Şimdi biz dedik ki işte Mark Twain okuyun, Alice Huxley okuyun, aman Allah'ım, Neil Postmak'ın Nicholas Carr okuyun. Hani böyle bilgiden bilgiye koşun dedik. Hele hele, evet. Şimdi sen bu çifti hayal et. Diyoruz ki biz aslında onları telefonları kenara koyun, bunları elinize alın, yatağa girin. Değil mi? Bu sefer ellerinde kitaplar girsinler yataklara.
Aynı görüntünün kitaplısı. Kitaplısı. Peki şimdi bunun farkı ne? Değil mi? Evet. Sen geçen gün Ingmar Bergman filminden bahsediyordun. Ingmar Bergman yani. Bir Evlilikten Sahneler. Hah tamam. Bir Evlilikten Sahneler. Şimdi onun yeni versiyonu da çekildi Netflix'te. Dizi galiba. O da diziydi zaten. Bergman'ınki de mini diziydi. Şimdi onun hatırlıyor musun şeyini, afişini?
Yatakta yine bir kadında bir adam var. Bir kadında bir adam var. Evet. Adamın elinde bir kitap var. Adam kitabını okumak istiyor paşa paşa. Kadın da böyle bir el kol hareketleri yapıyor. Anladığım kadarıyla... Bırak o kitabı da sevişelim demek istiyor gibi sanki. Ya da işte bırak o kitabı da benim bir derdim var, beni dinlemek istiyor. Evet. Beni dinlemek istiyor. Şimdi peki, ellerine kitap alınca bu insanlar bir fark olacak mı?
Bence olur. Neden? Çünkü birincisi kendilerini zenginleştirecek bir deneyimin içindeler bu sefer. Ve o deneyim ilişkilerine mutlaka bir artık atacaktır. Yani zihinlerini çürütmektense kendi iç dünyalarını zenginleştirecek bir deneyimin içine giriyorlar. Okudukları roman da olsa, şiir de olsa, deneme kitabı da olsa ve bu mutlaka insanın iç dünyası zenginleştiğine göre ilişkilerini de olumlu yansır.
Evet, bir de senin bir şeyin var hani çok seviyorum ben onu, hipotezin var. Aslında diyorsun bir kitap okumak başkalarının hayatını merak etmektir. Evet, doğru. Yani başkalarının hayatını o kadar merak ediyorsanız roman okuyunuz. Evet, çünkü aslında edebiyat da magazin basını da aynı ihtiyacı cevap veriyor. Yani bizim başkalarının hayatını merak etme.
...bütün bizi tatmin etmek için varlar. Tabii magazin bunu çok yüzeysel bir şekilde yapıyor. Edebiyat çok derinlemesine ve başkalarıyla empati kurabilecek... ...hale bizi getirerek yapıyor. Sosyal medya magazininden de yüzeysel bir şekilde yapıyor. Eyvahlar olsun. Yani daha yüzeyseli olmaz derken yani sosyal medya... ...magazin onun yanında Tolstoy gibi kalıyor neredeyse. Yani sosyal medyanın yüzeyselliğinin yanında. Tolstoy'un mesela magazin ekine bakınca... ...aa okuyorsun çünkü bir şey var. Evet orada bir hikaye var en azından. Bir haber var. Doğru. Yani şey, insan kendi hayatını yetersiz buluyor ve onun dışına çıkmak istiyor. Başkalarının hayatına doğru bir kapı açmak, bir pencere açmak istiyor. Edebiyat bunu derinlemesine ve insanları zenginleştiren bir şekilde yapıyor. Magazin basını öyle yapıyor. Sosyal medyada böyle yapıyor ama bence oradaki ihtiyaç ortak. Ben bir de şunu düşünüyorum.
Şimdi... İtiraz etmek için mi sordun bana fikrini? Hayır, çok beğeniyorum ben ya. Bunu ilk duyduğumda çok şaşırdım. İtiraz, ben ikna olmaya çok seven bir insanım. O yüzden... Yok, itiraz etmeyeceğim. Beğendim arkadaş. Yapacak bir şey yok. Şunu söyleyeceğim yalnız. Ben hani mesela aradaki farkın şu olduğunu düşünüyorum. Elinde kitapla yatağa girdiğinde...
Gene hani tabii ki kendi dünyalarına çekilmiş oluyorlar... ...ya da senin deyiminle başka hayatlara bir merakla oraya girmiş oluyorlar ama... ...en azından karşılıklı bir etkileşim yok. Ha evet, doğru. Şimdi elinde kitap var. Kitabı okuyorsun, kitaba mesaj gönderemiyorsun. Kitaba yorum yapamıyorsun, like koyamıyorsun. Çok şükür, evet. Yani elinde telefon olduğu zaman oysa sen aslında orada yalnız değilsin.
Hani Seneka'nın çok güzel bir lafı var. Diyor ki, her yerdeysen hiçbir yerdesindir. Bir parçalanma var yani. Tabii sen çünkü orada elinde telefonla her yerdesin. Üç kişiyle beş kişiyle mesajlaşıyorsun. Sen kimle konuşuyorsun? Sen neredesin? Kiminlesin? Yahut işte orada başkalarının bir şeylerini beğeniyorsun. Bir etkileşim var. Bütün dünyayı aslında yatanına almış oluyorsun.
Tövbeler olsun. Öyle ama yani hakikaten düşünecek olursan orada konuş... Sen göğe gece on iki mi? Yatakta mısın? Çok mahrem bir yerdesin değil mi? Evet. Hani belki çoluğun çocuğun da var. Onlar içeride uyuyor. Siz böyle abajurlarınızı, baş uç lambalarınızı yaktınız böyle falan filan. Elif'le eşi için söylüyorum. Siz orada yalnız mısınız yani şimdi elinizde telefon varken? Ben şöyle söyleyeyim. Kaç arkadaşınız varsa İnstagram'da, hepsi o yataktalar. Orji.
Yani senin aklın, anladığım kadarıyla bugün işte yağmurlu... Yatak olunca tabii böyle mecazlar geliyor insanın aklına. Evet, haklısın yani. Hatta o zaman böyle ne bileyim, ayıp şeyler söyleyebiliyor muyuz? Ben emin değilim podcastta ama. Cinsellikten bahsedebiliriz, yataktaki bir fotoğraftan bahsediyoruz çünkü. O zaman yani bu durumda bu çiftin porno seyretmesi daha mantıklı değil mi?
Kesinlikle daha mantıklı. Hiç olmazsa belki oradan yükselip sevişirler sonrasında. Güzel bitmiş olur gece. Yani en azından bütün dediğim gibi Instagram ve Facebook camiasını yatağınıza taşıyacağınızı. Porno seyretsinler, sabaha ne güzel uyanırlar ondan sonra. Bir de hani sevişmelerine yol açarsa bu. Ya şimdi ben tabii bu podcast'ı hadi buradan bitirmeyeyim diye, bari kitapların künyelerini sayayım istersen. Evet, lütfen. Bize şifa verecek kitaplar. Evet. İlki Mark Twain, Adem'le Hava'nın Güncesi ve Seçme Öyküler yapı kredi yayınları. 148 sayfa çeviren Akşit Göktürk. İkincisi Nicholas Carr. İnternet bizi aptal mı yapıyor? Ufuk kitapları 279 sayfa. Bu kitabı bulmak biraz zor Tuna. O kadar kolay değil. Nadir kitaptan bulmak mümkün oluyor. Ya da şöyle söyleyeyim, İngilizcesi çok kolay ediniliyor ve bulunuyor. Hatta belki pdf'ini bile bulabilirsiniz internette. Tavsiye ederim. Ben İngilizcesini okudum.
Neil Postman, televizyonu öldüren eğlence, ayrıntı yayınları. Yay! Ayrıntıyı ben çok seviyorum. Ayrıntıyı ben de çok seviyorum. Yani onların bastığı her şeyi zaten okumanızı daima tavsiye ederim. Emeği vardır üstümüzde gençliğimizden beri, evet. Bir de hakikaten çok titiz çalışırlar. Evet. 224 sayfa çeviren Osman Akınbay. Aldous Huxley, Cesur Yeni Dünya.
İthaki yayınları 272 sayfa çeviren Ümit Tosun. Bahsettiğimiz kitapların linklerini açıklamalar bölümünde bulabilirsiniz. Bize lütfen sorularınızı gönderin. Adresimiz biblioterapy at patbimedia.com. Biblioterapide ne var?
Y var. Cemal Süreyya'nın kayıp yiyesini buraya koyduk. Bravo. Sürçülisan ettiysek affola. Umarız Elif ve eşi faydalanırlar. Umarız dinleyen herkes de kendine bir şey alabilir. O zaman dünya halinden sıkılanlar, içsel fırtınalar yaşayanlar, ruhuna ferahlık arayanlar, kitapların şifasına inananlar için Biblioterapi şimdilik ne yapıyor? Sona eriyor. Hoşçakalın. Güle güle.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.