Podcast

Bir Duruş #Karalamalar Vol.1

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Özgemiz bir süre boş viteste kalem oynatıyor.



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

1.902 kelime · ~10 dk okuma

Hadi, Pegasus'ta görülecek daha çok yer, gezilecek daha nice rotalar var. 150'den fazla şehirde maviliklere dalmak, doğayla baş başa kalmak, farklı kültürlerin izini sürmek, uygun fiyatlarla uzakları yakın etmek var. Herkes hadi deyince gidebilsin diye 20 yıldır Pegasus seni hayallerine ulaştırmak için var. O zaman hadi, Pegasus'la... Peki, şimdi nereye?

Alo kayıp eşya bürosu, buyurun. Bir saniye, aktarıyorum. Evet, herkese merhaba, hello, bonjour. Kayıp eşya bürosuna tekrar tekrar tekrar hoş geldiniz. Tam bir aydır serapiye gitmiyorum.

Öyle gelişti. Bir sabah uyandım ve klinikten bana hatırlatma mesajı gelmediğini fark ettim. En son terapiye gittiğim tarihe baktım ve bugünün arasında tam bir ay var. Aklıma bile gelmemiş. Hiç inanır mısınız? Sekiz senedir terapiye giden bir insanın aklına bile gelmemesi bir iyileşme işareti olarak sayılabilir mi bilmiyorum. Hayatını konuşarak idame ettirmenin bir deformasyonu olabilir gibi düşünüyorum. Konuşarak para kazanıyorum, konuşarak para harcıyorum. Çünkü öyle bir denklem oldu yani.

Transkriptin tamamını oku

Hani kazandığım parayı Black Friday değil, terapistime karşı kurduğum cümlelere, öznesi, yüklemi, dolaylı tümleci, fiilimsizi cümlelere harcıyorum ve vergiden de düşemiyorum ayrıca. Kozmetik harcamaları, yol masrafları, elektrikli ev aletleri, giyim alışverişi, bunların KDV'sini düşebiliyorsunuz ama konu mental sağlığa geldiğinde maalesef bu konuda düşülebilen özel bir KDV mevcut değil. Gördüğünüz gibi devlet ona en ihtiyaç duyduğum anlarda Asla yanımda olmuyor. Bu tanımlamasıyla da devlete neden devlet baba dendiğini biraz daha anlamış oluyoruz herhalde. Harika bir başlangıç Özgen bravo.

Sahnede, podcastte, işte, güçte, sosyal hayatta konuş konuş konuş. Ben konuşmayı bu kadar seviyor muyum emin değilim. Artık bunu sormaya başladım. Yani bir derdin varken mantıklı geliyor. İletmek istediğim bir mesele var. Belli ki bir şikayet olabilir, bir dedikodu, bir duygu paylaşımı, bir istekte bulunabilirsin, birine bir cevap verebilirsin. Böyle şeyler söz konusu olduğunda gayet mantıklı konuşmak. Yani iletişimin de sonuçta haybeye olmadığı birisi bunu icat ettiyse demek ki bir işlevi var yani.

Ama bunlar olmadığında da eğlenmek için konuşuyorsun. Boş yapmak deniyor buna mesela. Bir boşluk yapıyorsun, evet. Var olmayan bir şey yapıyorsunuz, bilmiyorum daha önce hiç yaptınız mı? Yaptığınız şeyin bir şey ifade etmediği bence çok olmuştur. Ama bir boşluk yaptınız mı herkese nasip olmaz. Yani bir yokluk var ediyorsun. Hem de konuşarak yapıyorsun bunu.

Akciğerlerden gelen havanın ses tellerini titreştirerek... ...dudak, dil ve diş aracılığıyla... ...birazcık da kafanın da çalışması gerekiyor tabii. Dışarıya doğru bir başka kulağa... ...onun çekiş, üzengi ve adını asla hatırlayamadığım üçüncüsüne doğru... ...ilettiğin bir şey.

Ben çok özeniyorum boş yapan insanlara. Çok eğleniyorlar. Ay nasıl eğleniyorlar? Ne güzel doğaçlıyorlar. Daha az önce gördükleri, duydukları ufacık bir detay üzerine dakikalarca konuşuyorlar. Ben kıskanıyorum onları. Bu bir yetenek ve bende yok mu? Yoksa öğrenebileceğim bir şey mi? Bunu da bilmiyorum.

Tanımlamak istediğimden de emin değilim. Galiba tanımlamaya ihtiyaç duymuyorum ki aslında çok severim tanımlamayı. Bilirsiniz, bir şeyi tanımlayayım, tanımladıktan sonra onu yargılayayım, işte hayatıma dahil mi edeyim, hayatımdan çıkarayım mı, bu kararları vereyim, aksiyonu... Şıkır şıkır harika bir süreç gerçekten ama bırakmaya çalışıyorum. Her kötü alışkanlık gibi bunu da bırakmaya çalışıyorum. Sigarayı da bırakmaya çalışıyorum. Kendimi googlamayı da bırakmaya çalışıyorum. Bırakmaya çalıştığım kötü alışkanlıklarım bu şekilde. Başlamak istediklerim var. Mesela trafiğe çıkabilmek istiyorum artık.

Ama neyse. Bırakmaya çalıştığım her şey gibi bunu da ara sıra yapıyorum tabii ki. Yargılıyorum insanları ama içimden yargılıyorum. Kimseye söylemiyorum. Gizlice yapıyorum ama bazen bakışlarınızdan belli oluyor bu. O yüzden insan içinde de yapmıyorum. Ben odamda uyumadan önce kendime bir beş dakika ayırıyorum. Loş bir ışık, hafif bir müzik, belki işte güzel kokulu bir mum olabilir. Rahat kıyafetlerimi giyiyorum. Yatağımın üzerine uzanıyorum ve kendi kendime...

Neyi yargılayacaksam yargılıyorum. Çok önemli bir mevzuysa zaten o akşam rüyamda da görüyorum. Sabaha çiçek gibi uyanıyorum. Gerçekten seviyoruz be bu hayatı. Büyümeye iyi bir yetişkin olmaya karar veren herkesin yapması gerektiğini düşünüyorum bunu. Açık fikirli olmak tabii ki bu işin en önemli parçası sonuçta. Yani yok öyle net net konuşayım, yargılayayım, bir duruşa sahip olayım. Bir duruşa sahip olmayı bu kadar avartmaya gerek yok.

Açıkçası bir duruşa sahip olmak o kadar önemli bir şey değil gibi geliyor. Birkaç alan dışında kimsenin bir işine yaramayacak duruş sahibi olmak. Bir coğrafyayı yönetmek istiyorsan belki bir işine yarayabilir. Onda da yani dağıtıcı yönetemezsin çünkü hani bir toprak kaymasıyla Allah'ı şaşar.

Yani bir coğrafyada ikamet eden insanları yönetmek istiyorsan, işte bu ne olabilir? İlk akla gelen ülke, il, ilçe, köy, kasaba, mezra. Küme evleri diye bir şey öğrendim dün Mustafa'dan. Üç tane evin olduğu, in the middle of nowhere olarak tanımlandı. Onun bir yöneticisi var mıdır bilmiyorum.

Yani bu tür insanların bir duruşa sahip olması evet gerekebilir. Öğretmenlerin gerekebilir. Teknik direktörlerin, çocuğu olan insanların, köpek sahiplerinin yine aynı şekilde bir duruşa sahip olması gerekiyor. Gördüğünüz gibi hepsinin ortak noktası ağzının içine bakan bir grup insan veya köpek olması.

Evet, bunların dışında bir duruş yalnızca bir duruştur. Bir duruş da aynı zamanda bir hareket edemeyiştir. Kaçamayış, ilerleyemeyiş, öyle mal gibi kalıştır, basiret bağlanıştır bir duruş. Duruş sahibi olan bir adam vardı. Hatırlıyorsunuzdur, hepimiz gördük onu. Taksi meydanında durmuştu öyle saatlerce. Haberlere çıktı, gazetelere çıktı. Millet demişti ki, bu adam niye duruyor? Şüpheli buldu, tehlikeli buldu. Polise haber verdiler. Polis geldi, duran bir insanın yüzeyini aradı. Çantasını karıştırdı duran adamın. Duran adamın çantasının içinden petit purr bisküvi çıkmıştı. Ki bu bile başlı başına bir duruştur bakın. Halleye çıkmamış purr bis çizi, çubuk kraker, asla değil, petit purr.

Çıkmış. Fransızcası petit beurre olarak geçiyor. O da küçük tereyağı demek bu arada. Yani seni bir nesne yapan, elle tutulabilir, çiğnenebilir yapan şey unken... ...ya bu kadar vurgu yapman da nereden baksan nankörlüktür. Ama petit beurre'de kendini bu ismi seçmiş gibi... ...çok da ağır konuştum. Benim de yaptığım bir haksızlık oldu bu. Buradan bütün petit beurre'lerden özür diliyorum.

Haksızlık ettim çünkü aslında artık Petit Beur tek başına gelmiyor, dikkatinizi çekmiştir. Yani birisi ortaya Petit Beur'un çaya batırılınca gereksiz şekilde hızlı dağıldığına dair mesnetsiz bir iddia attı ve artık kimse Petit Beur yememeye başladı. Petit Beur senin çayını beklemek zorunda mı bir kere? Ama Pettibör ne yaptı biliyor musunuz? Pettibör bunlara takılmadı. Evet. Pettibör bir büyüklük gösterdi ve dedi ki, hakkımda konuşup durursunlar dedi. Umurumda değil dedi. Kendini çoktan gerçekleştirmiş olmanın verdiği huzurla kendini sadece başka tariflere adadı. Ve pek çoğunuz bunu başaramadan öleceksiniz bu arada.

O artık kakaolu pudingle basit pastalar yapan, küçük maliyetlerle kendini şımartmak isteyen öğrencilerin, ev hanımlarının kahramanı. Bakın, onun bile bir duruşu var, görüyorsunuz. Benim bir duruşum yok. Benim çoğu zaman bir hareket edişim de yok. Şu an bunu kaydederken yaptığım ufak tefek jestler, mimikler var. Bir yerden bir yere ulaşmaya çalışırken hareket ediyorum doğal olarak. Ama yani o kadarı da olur zaten. Felçli olmamanın getirdiği küçük avantajlar diyebiliriz.

Benim genelde bir havada asılı kalışım var. Senelerdir. Geriye dönüp baktığımda bunu görüyorum. Havada asılıyım ama nereye asılıyım o da belli değil. Bu konuyu da henüz çözemedim. Ağaç dalı ya da portmanto gibi bir şeye mi asılıyım? Yoksa yerçekimde meydan mı okuyorum? Bunların arasında çok büyük farklar var sonuçta. Meydan okuyorsam bunu ben de bileyim, ben de ona göre davranırım çünkü. Ne bileyim, kıyafetlerimi ona göre seçebilirim en azından yani. Meydan okuma yazma oranı en yüksek illerimiz diyerek. Onda da Tunceli çıkmış.

Ve hangi havada asılı kaldım? Tam olarak hangi ülkenin hava sahasındayım? Bunu da bilmek istiyorum. İnşallah kardak kayalıkları üzerine denk gelen bir yerde değilimdir. Çünkü burada mesela düşeceğim tutsa, yani işte bir anda işler iyi gitmeye başlasa, ben inanılmaz kendimi iyi hissetsem, bütün potansiyelimi ortaya koyabileceğim şekilde çalışmaya başlasam ve çok iyi hissetsem ve artık havada asılı değilsin Özge'm, yaşasın falan olsa mesela, kardak kayalıklarına iniyorum. Bilmiyorum, sıkıntılı bir durum gibi duruyor.

Hemen Mustafa Sandal söylemeye başlarım. Yunanca düetini söylemeye başlarım. Hemen bunu söylerim ve oynamaya başlarım. Öyle bir yol bulurum kendime moralimi yüksek tutmak için. Biri beni gelip alana kadar çünkü moralim bozulur bu arada. Yani en başta gittiği bilgi Yunan adasının Kardak Kayalıkları olmasına bir türlü üzülürüm. Ki en son durum ne bilmiyorum bu arada bizde mi onlarda mı? Bu konunun takipçisi olmadım. En son Uğur Dündar izlerken gördüm bu meseleyi. Sonra da süreci gerçekten takip etmedim. Arada açıp bakmadım Kardak Kayalıkları'nın son durumu nedir diye.

Uğur Dündar da yine aynı şekilde. Çocukken izledim ve çok sevdim ama takipçisi olmadım. Hayatta olduğunu biliyorum. Allah uzun ömür versin. Helikopterden atlamaları, mikrofonla adam dövmeleri, imalatane basmaları, işte Dolmabahçe Sarayı'nın depolarını, ne bu böyle bir karış tost tarihimizin üzerinde falan diye diye gezmesiyle hatırlıyorum kendisini ve öyle de hatırlayacağım. Bence çok iyi bir haberci ve programcıydım. Mehmet Ali Birant da öyle. İki zaafımı bilirsiniz kendisine.

Reha Muhtar öyle değil mesela. İnsanlar o zaman Reha Muhtar izleyenler ve diğerleri olarak ikiye ayrılıyordu bence. Bir de izleyemeyen bir grup belki vardı. Bilmiyorum hani ayı hiç bakamıyorum falan sesi çok kötü falan gibi. Ben evde ne izleniyorsa onu izliyordum zaten bir çocuk olarak. Evde de genelde kanalda izleniyordu. Güzel diziler ATV'de olduğu için ATV'ye bakılıyordu haberlerden sonra falan. Milliyet okunuyordu evde kesinlikle.

Bulmacalarla ilgilenmeyen posta okurların çengel bulmacaları ve resimdeki ünlüleri de mutfak masasında bir şekilde buluşuyordu bizim. Ama başka bir şey, yani o zaman Hulk TV ve Sözcü yoktu sonuçta. O zaman bunlar tüketiliyordu. Ben bir gün eve bir gün alıp götürmüştüm. Bu cümleyi isterseniz bir kere daha, çok komik bir cümle oldu. Ben bir gün eve bir gün alıp götürmüştüm.

Yani okey. Babam okumuştu ama almaya devam etmemişti. Aynı şeyi radikal basılırken de yine yaşamıştık. Cumhuriyete zaten hiç tenezzül etmedi. Bilmiyorum kendini o kadar okumuş ve şehirli hissetmiyordu sanırım babam. Ve değildi de bu arada. Hala da değil. Olmak istediğini de sanmıyorum. Kötü bir şey olarak söylemiyorum ama bunu. Yani ben de istemem babamın bir İstanbul beyefendisi olmasını. Babam şehire uyum sağlamış, lise mezunu, hisli, inatçı bir köy çocuğu. Çok da komik bir adam. Bunu hala gözlerinde görebiliyorum yani. Ben artık babama baktığımda gözlerinde çocukluğunu görebildiğim o yaşlara geldim. Hepinize nasip eden yunvarım Freud.

Evet, beş kardeşin içinde en favorisi de yine babamdır. Babam olduğu için söylemiyorum. Tam ortada çünkü, en ortanca çocuk yani. Kendinden büyük bir abisi, bir ablası var. Kendinden küçük de bir kız kardeşi, bir erkek kardeşi var. Tam ortada yani, tam en tatlısı böyle, en dengelisi, dengede tutmayı yarayan yani. Dolayısıyla en çok yıpranan da olabilir. Ama yani en güzeli benim babam hakikaten. Babama şu an torpil geçtim.

Geçtim mal. Benim babam, benim bilincim, benim akışım kim ne diyebilir? Kim ne diyebilir? Herkes her şeyi diyebilir Özgen. Bak, bu da yine ayrı bir konu. Herkesin her şeyi diyebileceğine dair bir yadırgama söz konusu sende. Buna bir an önce alışsan çok iyi olur. O kadar iyi olur ki işimiz o kadar kolaylaşır ki herkesin her şeyi diyebileceğine inansan yani. Herkesin her şeyi diyebildiği dünya o kadar sıkıntılı bir dünya mı? Ondan emin olamıyorum açıkçası.

Herkesin her şeyi duyduğu ama dinlemediği bir dünya belki biraz sıkıntı yaratıyor olabilir. Herkesin her şeye cevap vermesi de yine aynı şekilde ama bunların hiçbiri şu an işimize yaramayacak yani. Yani bir genelleme yapmak şu an hiçbir şeyi kolaylaştıramayacak. Her zaman olduğu gibi. Senin hele hiçbir işle yaramayacak Özge'cim. Yani havada asılı kalmaya devam edeceksin öylece. Sen havada asılı kalmaya devam edeceksin sonra mevsimler değişecek, bahar gelecek, çiçek açacak dallar ve sen alerji olacaksın yine. Çiçekler çiftleşecek, her yer bitki atmığı olacak ve senin ağzın burnun şişecek, gözlerin kapanacak. Çünkü alerji ilacın ve burun spreyin de havada aslı kalmış mıdır, kalmamıştır diye düşünüyorum yani. Senin varoluş krizinden dolayı tüm elzacılık sektörü zeminini kaybetmemiştir gibi geliyor bana. Sen de biraz çaba göstermen gerekiyor yani. Yine havada kalabilirsin ama atıyorum... ...10 santim, 15 santim, 20 belki hadi maksimum 20 santim olsun. Yine havada kal yani, ayağını yerden kessin yeter sonuçta. Hem krizini yaşarsın... ...hem boyun uzun düşsün. Kayıp eşyabir of. Özge Özel. Sevgiler.

Altyazı M.K.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)