
1.896 kelime · ~9 dk okuma
Alo, Kayıp Eşya Bürosü, buyurun. Bir saniye, aktarıyorum. Herkese merhaba, hello, bonjour. Çak, çak, çak, çak, radyo alkışı.
Kayıp Eşya Bürosu'na tekrar tekrar tekrar hoş geldiniz. Nasılsınız bakalım, neler yaptınız görüşmeyeli keranacılar sizi? Meteorolojiden sorumluluğumuz bize birazcık olsun acıdı da, yazla kış arasında bir ara sıcak yaşamamıza müsaade etti sonunda çok şükür bu sene bitmeden. Her sene büyük bir hevesle arayıp bulduğumuz, bazen de hatta bulamadığımız, Mevsimlik giyim eşyalarımızda en azından bir gün yüzü gördü. Öyle değil mi? Şu an biri yeşil, biri sütlü kahve, iki trenç kot, bir deri ceket, bir oversized deri ceket, iki kot ceket ve bir kısa rüzgarlıktan oluşan şahane ekibim salonun ortasında inanılmaz bir hevesle yerlere vura vura ayaklarını halay çekiyor. Ve dünya bir dakikalığına güzelleşiyor biliyor musunuz?
Halılar parke üzerinde bukle bukle beliriyor. Kahve kokusunu alan ev terliklerim adeta birer kardelen gibi. Halı buklelerinin arasından kafalarını güneşe doğru uzatıyor ve yeni sezona sonbahara merhaba diyor dua kendine geliyor olan. Tabii tüm bunlar olurken ensemizde bizi takip eden soğuk bir bakış hissediyoruz hepimiz. Balkondaki kombinin sırtına binmiş, üstü çıplak, süt beyaz bir Vladimir'e ait bu bakışlar. Çek perdeyi Özge.
Çek kuzum, kışa daha var. Var, daha kışa var. Bırak tamam. Çıkar kağıdı, kalemi. Koy kahveni. Yapılacaklar listesi hazırlayacağız. Yapılacaklar listesi. Madde 1. Podcastine günü gününe çalış. Kendini sabote etme. Sabote edecek daha iyi şeyler bulunur. Bulunur bu arada.
Yapılacaklar listesi hazırlamak genelde bir yılbaşı geleneğidir ama, yıl dediğin Eylül'de başlar, Mayıs'ta biter. Üç yaşından beri eğitim-öğretim takvimine tabi bir hayat yaşamanın, hadi bir dezenformasyonu, bir şeyi, deformasyonu diyelim bunu, o kelimeyi de tam bulamadım. Arada kalan 3 ayda nedir? Bazıları için yaz tatili çok hoş ama benim için bir araf. Ve lokasyonu Cehennem'e daha yakın bir araf gibi duruyor çünkü esmiyor. Yaz tatili bende hiçbir zaman deniz, kum, güneş, rengi açılan saçlar, yazlık sitesi, arkadaşları gibi şeyler çağrıştırmadı. Ben bu çeşit bir yaz tatili modeli olduğunu da şahsen İpek Ongun'dan öğrendim ki ilerleyen bölümlerde ona da sıra gelecek. Benim için yaz tatili işte gün içinde bahçedeki fortumlarla su savaşı yapmak olsun.
hamakta sallanmak, gece olunca da mahallede saklambaç oynamak ve zaga izlemek şeklinde özetleyebileceğim bir tanımdı yani. Bu cümleyi ben yine devirdim bir yerlerde ama biliyor musunuz umurumda da değil. Ha bir de ben küçükken boncuklardan kole yapıp mahallede tezgah açma furyası vardı. Çocukların ticarete merak salması ve para kazanmak istemesi nedense çok havalı ve çok takdir edilen bir şeydi o zamanlar. Yani boncuk satmadıysanız bile bir iki limonata satayım şeyine girişmişsinizdir orada birileri vardır bunda. Zaten öyle yapınca çocuk işçi değil çocuk patronsunuz biliyorsunuz. E önündeki çocuk sıfatı da birkaç seneye gidince dımdızlak kalmayın diye seviniyorlardı yetişkin figürlerimiz herhalde.
Çocukluk sahip çıkılması gereken bir hazine gibi değil de, hızlıca atlatılması gereken bir nezle gibiydi o zamanlar. Ve tabii ki hızlıca atlatılamadı. İlkokul özgesini karşınıza alsanız ve sorsanız, büyüyünce ne olmak istiyorsun diye, size şu cevabı verir. Ben eli kolu dosya dolu, sürekli telefonda çok yoğun bir iş kadını olmak istiyorum.
Hangi çocuk büyüyünce iş kadını olmak ister? Ya bu ne kadar sıkıcı bir hayal. Nasıl bir çocuk ister? Sınıf atlamak isteyen ve oğlak burcu bir çocuk ister bunu. Evet, astroloji vardır kusura bakmayın. Kendi ayakları üzerinde duran ekonomik bağımsızlığını kazanmış özgür kadın bilgisini Kozmopolitan dergilerinden, CNBC dizilerinden devşiren küçük Özge'miz de bu içi boş hayaliyle gelse şu an, bugünümüze baksa gerçekten kahrolur.
Vallahi kahrolur. Yani her ayın belli bir günü yatan bir maaşı ve arabası olmadığı için bana hayatı zehreder. Neyse çok da önemli değil. Ben küçük Özge'mizi çok severim. Başımın üstünde de yeri var. Ama dürüst olayım, hakikaten çok huyuz bir tipti.
O yaşlarda çok büyük ihtimalle yine annemin babamın onayını kazanayım diye kurduğum bu hayal. Ergenliğin bana boydan girmesi sonucu aynı anne babaya açtığım isyan bayraklarıyla beraber tabii ki paramparça oldu. Bizim bu ergenlik dönemi aşkımız dün başlamadı arkadaşlar. Bu ergenlik dönemine biz bir ömür vakfettik. Ergenlik benim için geri kalan... Anlatabiliyor muyum? Çok yükseğim ergenliğe.
Ebeveynlerine karşı öfke dolu olmak ama hayata devam etmek için de onlarının verdiği harçlığa mahkum olmak da bu hayatın bize ilk sınavı mı diyelim? Ne diyelim? Berbat bir his. Hele sonradan hayalleriniz iş kadını olmaktan tiyatro okumaya kaydıysa geçmiş olsun.
Şimdi herkes dursun, bir anasını babasını düşünsün. Bu insanların duyguları ifade etmek konusundaki beceriksizliklerini örten, sizi sonsuza kadar güvenli bir alanda hapsetmelerini kolaylaştıran ve ağzınızdan çıkan her şeye daha cümleniz bitmeden hayır yapıştırmalarını sağlayan akan suların durduğu sihirli bir cümle var. İki kelime. paramız yok. E tamam isyan misyan ergenlik okey de hani anamızı dövüp bileziklerini alacak sonra da Shakespeare sonresi ezberleyecek halimiz de yok tahmin edersiniz ki. İşte böyle böyle varoluşumu sorguladığım ve yetişkin olmak için yerimde duramadığım bir yaz kendimi gerçekleştirmek ve hayallerimin peşinden koşmak için bir kariyer sitesine başvurdum. Kendime bir profil oluşturdum ve ne varsa seri şekilde tak tak tak tak tak başvurdum.
Allah'tan sex max işlerini lisede aradan çıkardık da yetişkin olacağım diye abuk sabuk tiplerle yatmadık. Abuk sabuk tiplerle yatmak için başka sebepler bulduk kardeşim. Arayan bulur, çok şükür yine bugünümüze şükür. Yani bulunur. Sen yeter ki abuk sabuk tiplerle yatmak iste. Yetişkin olmak bunlardan, bu sebeplerden biri olamaz. Sadece bunu söylemek istedim.
Neyse ben sonunda Kozyatağan'ın en büyük marketinin içinde stand görevlisi olarak işimin başına geçtim. Hangi market gayet iyi biliyorsunuz Anadolu yakası çocukları buradan beni eklesin işte. Sucukları kürdana takıp millete yedirmeye çalışmıyordum, neyse ki. O zamanlar yeni çıkan, bizler I4'u bile bilmezken ortalığı kasıp kavuran başka bir beyaz yakalı iş kadının telefonu vardı. Bilek böreği bilirsiniz, toprağı bol olsun. Son modelini tanıtıp insanlara satıyordum ve güzel de bir para alıyordum. Üstelik bir de bonusu vardı. Mesela arada ünlü gibi olmayan isimleri elinde market poşetleriyle, tuvalet kağıtlarıyla falan görebiliyordum. Kim mesela? Örnek vereyim. Yarım Elma'daki Kayra Şenocak bunlardan biriydi. Muazzez Ersoy'un nostalji kliplerinde oynayan esmer ve kalın kaşlı adam bunlardan biriydi. Galiba yanlış hatırlamıyorsam Popstar Firdevs'i de görmüş olabilirim koz yatağında. Evet. Evet, gördüm. Buradan kazandığım parayı da babamın eline sayıp, paramız var diyerek tiyatro okuluna kaydımı yaptırdım. İşçi emeklisi bir anne babanın çocuğu olunca sanatla sepetle ilgilenmek bir lüks haline geliyor, bunu anlayabiliyorum. Bu yüzden de kendi kaynaklarınızı yaratmanız gerekiyor.
Ve bir kere kendi kaynaklarınızı yaratmaya başlayınca da hayaliniz geçici bir hevesten gerçek bir hedefe dönüşüyor yetişkinlerin dünyasında. Yani gerçekten istemesem ne işim var benim kayraşen ocağın tuvalet kağıdı aldığı markette yani. Oralarda bir yerlerde kendini kurtarmak için tercihlerini yapıp bir yere yerleşmiş veya yerleşememiş bir sürü minnoş kalpsiniz biliyorum. Hepinizin mesajlarını okuyorum. O yüzden sıradaki şiirim sizi sevip de kavuşamayanlar için gelsin.
Anası babası zengin olmadığı için sanat yapamayan çocuklara övgü. Türkiye'de orta sınıfa mensup tüm ailelerin çocukları. Birleşin. Neyin normal, neyin lüks olduğunu anlayamamaktan, erken yaşta çalışmaya başlamaktan, ne de hızlı olgunlaştın sen. Mağazalarda tişört katladın, depo saydın, latte yaptın. Fuarlarda gülümsedin, barlarda hesap aldın. Parayla mutluluk değil ama kendi özgürlüğünü sağladın. Aferin sana. Çok yaşa sen.
Uyarmak isterim. Ne kadar kazanırsanız kazanın. Eğer maaş tek bir kaynaktan ve ayın belli bir günü gelmiyorsa aradığınız onaya şu an ulaşılamıyor. Lütfen KPSS'ye girip tekrar deneyin.
Ya da başka bir yolu daha var. Eee sen ne iş yapıyorsun diye sorduklarında serbest meslek deyin. Ucu ap açık. Kimsenin üzerine soru sormak istemediği kadar sürprizlerle dolu bir tanım serbest meslek. Yani metin yazarı mısınız? Duşakabin ustası mısınız? Köpek eğitmeni misiniz? Alabildiğine seçenek var. Serbest meslek erbabı olmak sizi bir loser yapmaz.
Erbap kelimesinden ötürü belki bir tık boomer yapabilir. O zaman da freelancer demeyi tercih edebilirsiniz ki bence yani çok daha kötü ya. Ne diyeceksin? Startup mu tartup sıkacağım bir şeyle.
Ayrıca birden fazla işte çalışmanın tek bir şey yapmaktan bir avantajı daha var. İşverenleriniz ne kadar çoksa onlara şunu söyleyebiliyorsunuz. Her biriniz bir miktar bir şey ödeyin ve böylece hiçbiriniz üzerimde tam olarak hak iddia edemeyin. Günün hangi saati, ne yaptığıma karışamayın. Ben bunu gördükten sonra Allah aşkına ne yapayım? Tek bir tane patronu maaşı, tek bir tane kartı be küçük Özgen be.
Sigortamızı kendimiz öderiz be kızım. Juzdan uygulaması sayesinde... Ya işte böyle bağlanır. Bu ürünü de ben böyle yerleştiririm. Ürünümüz geldi arkadaşlar. Şöyle elden ele getirelim. Pencere önüne koyun şöyle ışık alsın. Evet. Juzdan sayesinde elinizdeki tüm kartları tek bir platformdan yönetebiliyorsunuz. Kasa önünde veya masa başında, ki çoğunlukla masa başında çünkü online alışveriş kalp biz, banka kartıymış, kredi kartıymış, anamın emeklisiydi, yok o kartta puanım varmıştı, birikinde taksit kalmıştı diye dakikalar geçirmek yerine, iki tık, bir çıt, uygulamadan, hoop, hallediveriyorsunuz. Bundan sonra da artık evden çıkarken cüzdanınızı değil, telefonunuzun şarjını kontrol ediyorsunuz.
Ya serbest meslek erbabı olarak vergi lafası aldım, evet. Ama yeni nesil bir dijital cüzdan entegrasyonu yapmaktan da geri kalmadım gördüğünüz gibi. Aslanlar gibi yerleştirdik ürünümüzü. Nasıl?
Oldu? Oldu. Bence oldu. Ben, ben bu yaz hayatımda ilk defa kredi çektim.
Biliyorum kulağı çok korkutucu geliyor. Çünkü aynen orta sınıfa mensup ailelerin çocuğu olmak. Ama lütfen bir sorun. Beni yargılamadan önce bir sorun neden çektim? Bu krediyi neden çektim? Bu yaz ben yine varoluşumu sorgularken biliyorsunuz sıcaklık 28 derecenin üstüne çıktığında eğer bir deniz kenarında değilseniz bu sorgular başlar.
Varoluşumu sorgularken, içimdeki boşluğun sebeplerini ararken ve dur durak bilmeksizin telefonumda tavla oynarken bana bir aydınlanma geldi. Ya da şeytan dürttü işte orasını siz karar vereceksiniz. Dedim ki Özge'm artık bir I4'umuz olmalı. Dedim.
Evet, yıllarımı Android'lere vermiş ve o kadar para vermeye gerek yok ya diye ikna etmiştim kendimi. Ama yani öyle bir noktaya geldim ki artık internet alışverişlerinde elbise ve gözaltı maskesi almak kesinlikle beni tatmin etmiyordu artık. Hadi Özgem yapabiliriz korkmana gerek yok bak çok kolay zaten çok bir meblağ değil 10 ayda ödersin. Özgem yapma paran yoksa alma şu an kullandığın telefonda gayet işini görüyor. Şu an işini görüyor olabilir ama 1-2 seneye teklemeye başlayacağını gayet iyi biliyoruz. Teklemeye başladığında konuşuruz o zaman çekmeyelim işte. Teklemeye başladığında yeni bir telefon alamayabiliriz. Kulislerde erken seçim konuşuluyor. Millet İttifakı'nın adayı belli değil. Doların artacağı ayağın beyağın ortada. Ya geri ödeyemezse? Hı? Ya üçüncü ayda işsiz kalırsa? Ya icra takibi başlatırlarsa? Ya dili tutulursa, elleri kırılırsa? Ya bir sokak röportajında hükümeti eleştirirken bir dayı yanaşıp ansızın telefonunu çıkar göster derse? Nasıl verecek hesabını bu iPhone'un? Ha? Hiç bunu düşünüyor musun? Nasıl bakacak? Anasının babasının yüzüne nasıl bakacak? Oha! Başvuru'na tıkla.
Varoluşunuzu sorguladığınız için kredi çekmekten daha kötü bir şey varsa, varoluşunuzu sorguladığınız için çekmek istediğiniz kredi sayesinde aslında bir varoluşunuz olmadığını öğrenmenizdir, evet. Ben aslında yokmuşum. Evet, ben işçi bir ana babanın kredi kartı ekstresi görerek büyümüş ilk çocuğu olarak, hayatımda kendime ait bir tane bile kredi kartım olmadan, hiçbir şeyin asgarisini ödemeden, burs için başvurup öğrenci kredisi çıktığında idare ederim ya deyip reddederek, varsa alarak yoksa durarak onurlu bir 34 sene yaşadım dostlarım. Ama bankalar nezdinde kredi notum yeni doğmuş bir bebeğinkiyle aynıymış.
Ölü bir adamın kredi notu bile benden yüksek, öyle söyleyeyim size. Ama bana çok iyi oldu biliyor musunuz? Valla. Alınacak onay kalmadığı için bir gariplik vardı çünkü bir yani rahat batıyordu bana. Böyle aptal saptal varoluş sancılarına girmiştik. Rabbim çok şükür sesimi duydu da yeni challenge verdi. Her şey o kadar hızlı gelişti ki perşembe sabahı bazı yetkililerle bazı temaslarda bulundum. Akşam 17.28'de kredim çıktı. Ben cuma sabahı kuzenimin düğünü için bindiğim Adıyaman uçağından iner inmez taksiye atladım ve bankanın
Adıyaman şubesinden bana çıkan kredinin parasını aldım ve telefonu alacağım adama mesaj attım. Para tamam, malı pazartesi gelip alacağım kardeşim. Madde 2. Günü gününe öde, kredi taksitlerini aksatma notunu yüksek tut.
Rule of Three gereği bir üçüncü madde daha eklemem gerekiyor bölüm bitmeden. O yüzden... Madde 3. Koruyucu ekran taktır.
Aynen bu son maddeden başlayabilirim. Okey, o zaman ben çıktım. Kayıp Eşya Bürosu. Özge Özel, sevgiler.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.