Podcast

S1E5: Bir Sürtük Utanıyor

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Özgemiz bu bölümde büroya tatsız bir anıyla giriyor. Hayaller Coupling, gerçekler slut-shaming dedirten ilk dost kazığıyla oturup bir çay içiyor.



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

1.755 kelime · ~9 dk okuma

Hadi, Pegasus'ta görülecek daha çok yer, gezilecek daha nice rotalar var. 150'den fazla şehirde maviliklere dalmak, doğayla baş başa kalmak, farklı kültürlerin izini sürmek, uygun fiyatlarla uzakları yakın etmek var. Herkes hadi deyince gidebilsin diye 20 yıldır Pegasus seni hayallerine ulaştırmak için var. O zaman hadi, Pegasus'la... Peki, şimdi nereye?

Alo Kayıp Eşya Bürosü, buyurun. Bir saniye, aktarıyorum. Herkese merhaba, hello, bonjour. Kayıp Eşya Bürosu'na tekrar tekrar tekrar hoş geldiniz.

Allah biliyor çok zor oturdum bu kaydın başına. Kayıp Eşya Bürosu bugün sizlere Writer's Blog'dan sesleniyor. Yazar blogu gibi bir şey değil. Aklınızda eğer tüm yazarların yaşadığı bir edebiyat lojmanı falan gibi bir şey canlandıysa. Bazı çeviriler yazar tıkanıklığı diyor. Bazıları zihin tıkanıklığı diyor. Neticede lavabo aça ihtiyaç duyan bir tıkanmadan bahsediyoruz. Herkes bunda hemfikir.

Transkriptin tamamını oku

Rüzgârım hayırdır 550 sayfa romana girdin de deadline'ına bir hafta kala sadece 3 sayfa mı yazdın nedir bu tıkanıklıkmış yazarmış bir havalar bir şeyler diyenlerinize kocaman bir yallah çekiyorum sizin otoboku kıyaslamanız bana sökmez arkadaşlar herkes haddini bilsin hele atarıma bakın hele ya bu hafta biraz zor bir haftaydı evet sinirlerim biraz bozuk İnsan yeri geliyor her gün yazdığı günlüğün boş sayfalarına, açtığını bile fark etmediği Instagram'ı elindeyken, avel avel bakıyor. İşte bu bölümde kocaman bir tıkanıklık portresi olarak kayda geçiyor. Bu podcast'a başlarken kendime çizdiğim çerçeve ve siz dinleyenlere vaat ettiğim form gözlerimin önünde eriyip giderken, Haftanın 8 yerine 7 gün olması kuralını hangi dal yarak ortaya attı diye düşünürken, Ankara, Bursa ve İzmir'deki gösterilerim için heyecanla karışık bir endişe içinde gidip gelirken en iyi bildiğim şeyi yapıyorum. Kendime Google'layacak bin tane şey buluyorum. Özge Özel'in 18 Ocak 03.53 Google Arama geçmişi. Hakan Altun, Icel Aydın'ı sevgili miydi? Bursa Yerel Haberler. Maske kimsin sen? Aslan Özge Borak mı? Bence evet. Kaplingizle. Slut Shaming'in statistikleri. Akran zorbalığı nedir? Writer's Block nedir? Hızlı yazma teknikleri. 18 Ocak, Yengiç Dolunay'ı Juno Burçlar'a göre yorumlar. Nazar doğası.

İşte yazma sürecimi birebir özetleyen çiçek gibi bir arama geçmişi be! Vallahi helal olsun Google sana be! Algoritmanın am... Belki de bu bölüm için anlatmayı düşündüğün şey sende öyle bir yere tekabül ediyordur ki Özgem, bunu yazma ve kaydetme düşüncesi bile korkudan altına sıçırtıyordur. Bugün size anlatmayı düşündüğüm şey, DOST GAZI. Evet, kişisel tarihimin en acı dolu dönemi, bitmeyen çilesi, kırılmayan paterni DOST GAZI. Peki, DOST kime denir? Arkadaşla arasındaki fark nedir? Hiç bunu düşünmüş müydünüz?

Yaptığım araştırmalar ve internette geçirdiğim saatler sonunda bu konuyla ilgili en içime sinen cevabı Türkçeödevim.com adresinde buldum. Ortaokul öğrencilerine ödevi sağlayan bu koca yürekli kişi kimse, teşekkürlerimi sunuyorum, çok net ifade etmiş, birbirlerine karşı sevgi ve anlayış gösteren kimselerden her birine arkadaş, sevilen, güvenilen, iyi anlaşılan kimseye de dost denir. Aynen öyle. Peki, ben iyi bir arkadaş mıyım ki? diye düşünenleriniz vardır, kendinden şüphe duyanlarınız. Belki de bu kazıkları hak ediyorumdur, diyen bir iç sesiniz vardır belki. Eğer böyle bir iç sesiniz varsa, onun adı nedir lütfen bana iletin, benimkiyle birlikte tanıştıralım. Gitsinler ötede parkta oynasınlar, biz de sizinle karşılıklı bir çay kahve bir şey içelim. Bu ne bu da kafa be artık be, yetersiz ikisi. Emekli ol artık kurbanın olayım ya.

İyi bir arkadaş nasıl olmalı sorusunun en mantıklı cevaplar, tabii ki çocuklardan gelmiş. İsterseniz hızlıca anlayalım, bakalım hep beraber iyi bir arkadaş mıyız, yoksa yar onun teki miyiz? Muhammed Said, 5 yaşında, ki bu çocuğa bu kadar uzun bir ismi koyan ebeveynler siz... Niye geleceğini ipotek altına aldınız bu çocuğun ya? Evet, Muhammed Said diyor ki... ...iyi bir arkadaş, şakacı, nazik... ...oyun bozmayan, futbolu seven biri olmalıdır. Ben bu tanımda futboldan yattım arkadaşlar. Bazen oyun bozduğum da oluyor. O yüzden bir sonraki tanıma bakalım. Zeynep Nazlı, 7 yaşında. Diyor ki... ...iyi bir arkadaş, şakacı biri olmalı, iyi biri olmalı. Güldüren, paylaşan, komik, yardımsever biri olmalı. İzinsiz bir şey almamalı. Yanlışlıkla bir şey yaptığında özür dilemeli.

Valla evet bu benim. Tüm şarkıları yerine getiriyorum. Demek ki ben iyi bir arkadaşım. Demek ki karşı taraf yarro. Oh be. Tamam bir an ben yarroyum diye çok korktum. Aranızda öyle şüphe duyanlarınız falan varsa da açsın açsın dinlesin işte. Aslında ölçülerimizi yine bardakla kaşıkla o kadar çok düşünmeye gerek yok.

Şimdi sizleri Anadolu Lisesi'nin ilk senesine götürüyorum. Herkes hazırsa. Hazır mıyız? Tamamız herhalde, aynen. Anadolu Lisesi, yani Anadolu Lisesi'nin Anadolu Lisesi olduğu zamanlar... ...sınavlamına avla giriliyor. Aman düz liseye gideceğim diye milletin ödü kopuyor. Anne babalar vah diyor, benim çocuğum meslek sesine giderdi... ...it kopuk olursa diye hezeyanlardan hezeyanlara koşuyor. Ben neyse ki sondan birinci olmak suretiyle... ...kendi yakamın Anadolu Lisesi'ne kapağı atıyorum... ...ve İngilizce Hazırlık Sınıfı'na başlıyorum. Herkesin birbirine yeni olduğu ve tüm kırılganlıkların alnımızda ah böyle görünür olduğu senelerde tam kafama göre üç kızla birbirimizi buluyoruz. Her derste müthiş eğleniyoruz, şakacıyız, paylaşıyoruz, yardım severiz, harika bir kız grubuyuz ve hazırlık sınıfının heyecanıyla CNBC'ye de abandığımız seneler.

Biliyorsunuz CNBC yani hani o zamanların artık Netflix'i midir diyelim, nesi diyelim bilmiyorum. Allah CNBC'den razı olsun beni Britanya yapımlarıyla tanıştırdığı için. Çünkü o senelerde O.C. ve Gilmore Girls izlerken yaşadığım iç sıkıntısını tek bir dizi bertaraf edebiliyor. Kaplink.

Karakterler müthiş. İlişkileri, ele alışı şahane. Sense of humor zaten İngilizlerin atasporu. Batının ahlaksızlığı desem var. Bir de aksan şov olunca ben her gece yatmadan dua ediyorum. Rabbim sen beni Brit kullarından eyle. Biri beni İngiliz mandasına alsın diye diye uykulara dalıyorum. Bu esnada lise müfredatının iç karartın akışından da bazı şeylerle kaçabiliyorum. Böyle iki üç tane anabaşlığım var. Evdeyken CNBC, okuldayken felsefe dersi, resim dersi, tiyatro kulübü.

Şu an dinliyorlar mı bilmiyorum ama koca lisede beni bir kere bile yargılayıp utandırmayan, ahlak bekçiliği yapmayan tüm hocalarıma teşekkür ediyorum. Her şakama güldüler. Allah kimseyi yetişkin figürü eksikliğiyle sınamasın. Fakat alan seçmek zamanı geldiğinde can arkadaşlarımla yollarım ayrılıyor. Sayısal zekası tavan yapan arkadaşlarım fen tarafında, tiyatro kulübünden çıkmayan ve matematikten 10 almak suretiyle fonksiyonlara, polinomlara küsen ve dualar eden Özge'miz tabii ki eşit ağırlık sınıfına geçiyor.

İçim buruk. Kız grubum fen sınıfında kaldı. Ama arkadaşlığın önünde bu bir engel olabilir mi? Bizim arkadaşlığımız gerçekten katıların basıncına, vektörlere, polinomlara yeğenik mi düşecek?

Spoiler, evet düşecek. Gel Zaman Git Zaman tüm vaktini tiyatro kulübünde geçiren Özge'miz bu sanat ve neşe kaynağında biriyle tanışıyor. Üstelik üst sınıftan biriyle tanışıyor. Lisede bu oldukça havalı bir şeydi biliyorsunuz. Hele bir de gitar mitar çalıyor, püüü meteli kasaloları havalarda uçuşuyor. İlk flört, ilk erkek arkadaş, ilk öpüşme, ilk sevişme.

Sürekli çalışan, bir şeylerle meşgul, tırnak içinde söylüyorum ilgisiz ebeveynler, bu süreçte dezavantaj olmaktan çıkıp benim için bir avantaja dönüşüyor. Onlar sayesinde krizi fırsata çeviriyorum çünkü başımda bana ahlak ve kişiliği yapan, bekar ve erkekler hakkında avuk subuk konuşan bir boomer yok. Ne var? CNBC var, Coupling var, Hey Girl var, Modernity, Fraternity, Egality. Kalite, kalite. Marka, marka.

İlk erkek arkadaşımla bir buçuk sene içinde yaşadığım tüm ilkleri çok şükür ki heyecan, merak ve keşif duygusuyla hatırlıyorum hala. Peki bir lise dönemi bu kadar iyi geçebilir mi? Geçemez. Özge'miz ormanda tam 100 ergen gücünde nasıl geçecek? Slut shaming'i uzaklarda aramayın. Hep en beklenmedik, en yakın yerden gelir. O zaman slut ne, shaming ne bilmiyoruz tabii. Ahlak bekçiliği deyip geçiyoruz. Slut shaming yani en kaba tabiriyle o kız veriyormuş abi. Ay şu an bile sinir bastı. Ne kadar iğrenç, iğrenç tanımlar ya.

Fan sınıfında kalan canım arkadaşlarım bir teneffüste eşit ağırlık sınıfımın kapısına kadar geliyorlar. Alfa olan önde betalar arkasında, elime bir kağıt tutuşturuyorlar. Bir ayrılık mektubu, bir arkadaşlık fesih sözleşmesi. Okur okumaz yırtıp attığım ve o gece sabahlara kadar ağladığım o mektuptaki şu cümleler hiç aklımdan çıkmadı. Sen ilişkilerini istediğin gibi özgürce... Burada bir göz devirme olabilir. Yaşam. Biz yokuz.

Ulan cümleyi duyan da kızları ensesinden tutup, hadi siz de sevişin, hemen birini bulun da sevişin falan dediğim ya da gece gündüz böyle seks güzellemesi yaptığımı falan sanacak. Puh size be! Gerçekten puh ya! Neyse ki şanslıydım. Çünkü etrafımda beni yargılayan başka hiç kimse yoktu. Okulda çok iyi vakit geçiriyordum. Yeni sınıfım aşırı komik ve nevi şahsına münhasır benim gibi 17 adet ergenden oluşuyordu.

Herkes kendi mutsuzluğunu ve sıkışmışlığını birbirine aktarırken beni kurtaran şey açıkçası o zamanki erkek arkadaşlarım oldu. Çünkü 17 yaşında bir erkek çocuğunun aymazlığı, hiçbir şeyi sikine sallamaması, beni çıkarıp çıkarıp mudakayalıklarda dolaştırması, çok az şeyi anlaması falan sayesinde ben bu travmayı 17 yaşında birine göre çok ufak sıyrıklarla atlattım. Tabii maalesef uzun süre kadınlara belli bir mesafeden daha fazla yaklaşmadım. Yani yaklaşamadım. Bir tarafım her zaman birbirine hep destek, full destek kız gruplarına irmenerek baktı, itiraf ediyorum. Ama diğer tarafım o kadar yaralıydı ki, o yüzden de kıyamam Özge'm.

''Bok yeme yerinde otur, aynı şeyleri baştan baştan yaşamayalım.'' dedi. Çünkü günün sonunda bir kadın tarafından anlaşılamamak, bir erkek tarafından anlaşılamamaktan kat ve kat daha fazla yer alıyor insanı. Demeye çalıştığım şey kadın kadının kurdudur, asla değil. Zaten ilerleyen yıllarda bu güveni sıfırdan kurmamı sağlayan bir sürü kadın arkadaşım oldu, hepsine minnet borçluyum.

Ya demeye çalıştığım şey, sırf kadın diye de edilen zorbalıkları... ...üstü kapalı sokulan lafları, body shamingleri, slut shamingleri... ...ya da tam tersi kezban shamingleri de sineye çekecek halim... ...yani yok. Hayat tercihlerinizle ilgili ikna etmek zorunda hissettiğiniz insanlar... ...bakın bir. Yanında diken üstünde durduğunuz... ...aman bir şey dersem alınır mı diye soğuk terler döktükleriniz... ...iki. Ve en önemlisi, sizi kendinden aşağıda gören... ...denyolar üç. Bunlar dostunuz değildir. Buna biz aile diyoruz.

...terapistimin ağzını sulandıracak bir cümle ettim. Arkadaş tam da çocukların tarif ettiği gibi. Tekrar edelim, bakalım anlamış mıyız? Güldüren, paylaşan, yardımsever, yanlış bir şey yaptığında özür dilemesini bilen... ...ve yani bazen de evet, futbolu seven kişidir. Bunları sağladığında da artık cinsiyeti önemli değildir. Ya zaten artık cinsiyet mi kaldı Allah aşkına? It's 2022, okay? Bugün kayıp eşya bürosundan rastgele yatıştırıcı bir ilaç. Vallahi hiç çıkmadı, tehlikeli bir zehir çıktı.

Ama Orta Doğu'nun şanındandır. Acıyı bal eyledik dostlarım. Proust görse benimle gurur duyardı. Abart Özge'm, abart kuzum. Bölümü yakından tanıdığım bir başka çocuğun arkadaşlık şiiriyle kapatmak istiyorum. Duygusal yaşı onun da 6-7 falan. Nüfus kağıdı 33 gösterse de herkes onun 6-7 yaşında bir çocuk olduğu konusunda hemfikir. Şiirime giriyorum. Ağlarsam belki teselli edemem. Ama çok güzel dururum yanında. Özel günleri hatırlayamam. Hasta olursan yemek getiririm kapına.

Çok güzel fırında balık yaparım, tok gelirsem bir tık alınırım. Sana gelince çok içer, hop koltukta sızar kalırım. Seni seviyorum pek diyemem ama kim seni sevmiyor gözünden anlarım. Heyecanlandığında heyecanlanır, pişmanlıklarını at diye elimden geleni yaparım. Bazen aylarca görüşmesek bile ne sana hayırsız derim ne de kendime. Ben olur olmadık ileri geri cahçurt aramam. Kırk beş dakika konuşmayı uzaktan hele birasız asla yapamam.

Arkadaşlar seçilmiş ailemizdir derler, aile kavramıyla bir sebepten ters düşenler. Ben kavramlara takılmam, tanıyanlar bilirler. Sen de okeysen buyursunlar, hoş gelmişler. Arkadaşlarını göstermek için kötü günlerinizi kollayan kötü gün dostlarıyla değil, sevincinizi paylaşmaya gocunmayan iyi gün dostlarıyla karşılaşmanız dileğiyle. Haydi yallah! Kayıp Eşya Bürosu, Özge Özel. Sevgiler.

Tamamdır.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)