Podcast

S1E3: Canan Ergüder'e Övgü

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Özgemiz, bu yepisyeni bölümde büroya bir tiyatro afişiyle giriyor. Canan Ergüder önderliğinde heves baltalayanlara karşı verdiği şanlı mücadelenin ilk round'unu kazanıyor.



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

1.077 kelime · ~5 dk okuma

Alo, kayıt eşya bürosu, buyurun. Bir saniye, aktarıyorum. Herkese merhaba, hello, bonjour, bazılarınıza selamünaleyküm. Gördüğünüz gibi nereden çıkacağım asla belli olmuyor. Kusura bakmayın biraz geciktim ama Kayıp Eşya Bürosu'na tekrar tekrar tekrar hoş geldiniz. Şimdiye kadar sadece iki bölüm buluşmuş olmamıza rağmen, neredesin, nerede kaldın, öldün mü, kaldın mı diye soran herkese buradan kalpler gönderiyorum. Ve açıkçası güvenli bağlanma biçimlerinden de öpüyorum. Vallahi helal olsun ne sağlıklı bireyler varmış ya beni dinleyen.

Neler oldu öyle ya? Şimdi detay verip de şey yapmak da istemiyorum ama bayağı bir olay oldu. Neyse ki artık ne olduysa oldu. Önemli olan Özge'miz. Şansıma tüküreyim demedi, küsmedi, kaçmadı. Tıpış tıpış bürosuna geri döndü. Tabii adabı muaşeret gereği bir selam podbe demek istiyorum ve olabildiğince kısa tutuyorum ki ileride ters bir şey olursa kaydın içinden çıkarmak kolay olsun. Çünkü görüyorsunuz ki paranın ve efşanın kimde olduğu asla belli olmaz.

Tebdili mekanda ferahlık vardır diyoruz ve yeni bölüme sağ ayakla giriyoruz. Herkes yerine oturdu herhalde. Süper, tamam. Şu hayatta hangi konuda iyi olduğunu, hangi iş yaparken içinde çiçekler açtığını birazcık geç bulanlar orada mı? Şu an orada mısınız? Orada mıyım, orada mıyım, bir tanem? Psikoloji okumak isterken reklamcılığa giden, reklamcılık okurken tiyatroya başlayan, iyi bir rol gelmesini beklerken bileklerini boyuna kesmemek için stand-up'a boydan giren Özge'niz neşeyle selamlıyor sizleri. Evet, bir ufak kelime oyunu yapmak istedim. Heves ettim, ne yapayım Allah Allah. Dikine kesmek yoksa normalde onu ben de biliyorum.

Transkriptin tamamını oku

Anasının, babasının, daha diplomayı almadan işe girmiş arkadaşının böyle hafif endişeli, biraz acıyan bakışlarına ve sürekli, ee nasıl gidiyor bakalım, toparlayabildin mi sorularına maruz kalan tüm Performing Arts mensubu, öğrencileri, kızlı, erkekli, herkesi tekrar selamlıyorum ve ufak bir not geçmek istiyorum. Asla susmayacaklar. Evet, maalesef. Asla susmayacaklar, susmuyorlar. Yani bürodaki kayıtlar öyle gösteriyor. Sizi bir dizide en az üç bölüm gelene kadar kimse rahatlamayacak. Güldür güldüre girmek hayatınızı kurtaracak, sanacak. Yani şimdi eğer böyle şeyler yapmak istemiyorsanız, şımarık ve burnu havada oluyorsunuz o cepte. Yok eğer yapmak istediğiniz halde olmuyorsa, yeterince kovalamıyorsunuzdur, bir şeyleri kesin yanlış yapıyorsunuzdur. İşte böyle zamanlarda her zaman ve her zaman kendinize hatırlatmanız gereken tek bir şey var.

O da 5 kilo fazlamız oldu. Evet. Her zaman verilecek 5 kilo vardır arkadaşlar. Bunu sakın unutmayın. Kilo verdikten sonra işleriniz neden mi açılmadı? Çünkü büyük ihtimalle ya saç ektirmediniz ya burnunuzu törpületmediniz. Yani kısacası sistemin kendisi tıkır tıkır çalışıyor. Sakın böyle bir sorgulamaya girmeyin. Sorun onda değil. Sorun sizde.

Bu yani sonradan hayal kırıklığına uğramanı istemiyorum. Ben senin iyiliğin için istiyorum. Soslu yıldırma şeması sizi her yerde bulur bu arada. Yani halanızın evinde de gider sizi bulur. Türkiye'nin en cool tiyatrosuna gitseniz de gelir sizi bulur. Çok özür dilerim. Biraz negatif basarak başladım ama ilerleyen saniyelerde toparlıyorum. Bana inanın, kendinize inanın ve dinlemeye devam edin. Yani Özgeciğim oyunculuk istiyorsun da onun için ya çok güzel olman lazım ya da aşırı yetenekli olman lazım. O yüzden

Ya bilmiyorum acaba dramatoloji falan mı okusan diyen eski patronumun gözlerinden öpüyorum. Burada tabii ki ironi yapıyorum. Çünkü sayesinde oyunculuk yapmak istediğini bir türlü itiraf edemeyen 20'lilerin başlarında biz birkaç arkadaş özgüvenimiz götümüze kaçmış şekilde kendimizi bir sahnenin arkasına sakladık ve uzun bir süre oradan asla çıkmadık. Tabii anaya babaya bir anlamıyorsunuz ya ben sanatçı olacağım çekmek kolay. Yiyorsa işinin ehli sandığın insana git söyle bakalım söyleyebiliyor musun? Öyle elin götünün arasında gezersin dramaturji kitapları araya araya. Tabii böyle denyoluklara maruz kaldığınız zamanlarda hayata tutunmanızı sağlayan bir şey olması lazım. Yani her şeye rağmen hayal kurmaya devam etmenizi sağlayan birileri mutlaka olur. Yani umarım olmuştur. Vardır oralarda iyice bakın bir yerlerde olmuş olması lazım.

Bilinçli bir ebeveyn olur, tatlış bir öğretmen olur. Yani deli yüreğin bile kuşcusu vardı, oradan hesap edin işte. Herkes o kişiyi hafızasından bulsun, çıkarsın. Şöyle içten bir Allah razı olsun yapıştırsın. Yüzüne karşı da olabilir artık, gönlünüze göre şey yaparsınız. Benim için geceleri yatmadan kendimi dramaturcu okumaya, ikna etmeye çalıştığım bir zamandı. Ve ne paralar döküldü o kötü kapaklı kitaplara. Yarabbim, mitos boyuta hissedar olduk. Kaç kişi, bütün harçlıkları gömdük oraya.

Ve yine de iflas ettiler. Neyse geçmiş olsun. Hizmetlerinden ötürü teşekkür ediyorum yine de. Gidiyorum, geliyorum. Artık en azından yönetmen asistanlığı yapıyorum. Sevdiğim şeyle ilgili bir şeyler öğreniyorum diye şükrediyorum. Buradan yönetmenimin de gözlerinden öpüyorum. Ve bunda kesinlikle ironi yok. Yine tiyatroda bulunduğum o kutlu günlerden birinde elinde enginarları, sırtında yoga matıyla biri arzı endam ediyor. Bayrakta oynuyor. Uzun bir aradan sonra tekrar sahneleniyor oyun. Kendine bir papatya çayı koyuyor. Ve...

...sessiz bir şekilde prova saatini bekliyor. Canan fucking Ergüder. Burada bir alkış girmesine. Canan Ergüder, benim küçük güneşim. Kelimenin tam anlamıyla küçük ve güneşli bir insan değil mi? Sizin gözünüzde de öyle canlanıyordur değil mi? Bölümüm bundan sonrasında Canan Ergüder'in... ...önemli bir yazardan ilham veren bir alıntı yapması... ...hayatımı değiştirmesi... ...o günden sonra kariyer basamaklarına üçer beşer çıkmam... ...festivallerde fırtına estiren bir oyuncu olmam gibi şeyler...

Yok. Evet, Rana Nergüder'in tüm bunlardan haberi bile yok. Zaten mesele bu değil. Mesele ertesi gün ne yapıp ne yapamayacağımızı söyleyen herkese inat, uyanabilmek. O zaman var ya nasıl diri uyanıyorsunuz biliyor musun? Dipçik gibi böyle sabahın altısında okul servisi beklerken ki o dirilikle hayata devam ediyorsunuz. İnanılmaz bir enerji geliyor insana. Canan Ergüler o gün prova için geldiği sahneye 1,57 boyuyla ve sürekli üşüyen elleriyle tıkır tıkır çıktı. Ne gülen ne somurtan, hatta galiba ikisini birden yapan bir ifadeyle derin bir nefes aldı ve az önce papatya çayı içen birinden hiç beklemediğim bir enerjiyle ortalığın ağzına sıçtı. Arkadaşlar taş taş üstünde kalmadı.

Küçük kişi yemeyeyim falan diye daldım hülyalardan, onu sikeyim diye uyandım. Ve abartıyorsam da Allah belamı versin. O nasıl bir oynamak, o nasıl bir enerji. Bir yükseldi, bir alçaldı. Kahkahalar, ağlamalar, tokatlar havada uçuşuyor. Bana oturduğum yerde taşı kardi geldi. Sen daha az önce Enginar'ı pazardan taze bulduğun için sevilen kadınsın. Sen papatya çayı meditasyon oturuyordun orada.

Nerenden çıktı bu yani? Üç gün kalbim ağzımda gezdin ve oyunculuğa dair beni neyin heyecanlandırdığını sayesinde hatırlamış oldun. Dedim ki Özgem, bir kişinin bile üzerinde böyle bir etki bırakmadan göçüp gidersen gözün açık gidecek. Bununla yüzleş. Toksik manitaya, denyo patrona rağmen de enginarları hatırla Özgem. Enginarları hatırla.

Diye diye o sınava girdim. Okulumu da paşalar gibi okudum. Bütün bölümden sadece iki kişi mezun oldu. Bir tanesi benim. Geri kalanına da geçmiş olsun diyorum. Erasmus'uma falan gittim. Geldim dibini sıyırdım okulumun. Gerisi bana koymaz. Aferin Özge'm diyoruz. Omzumuzdan öpüyoruz. Bölümü kapatırken Canan fucking Ergüder'i ve kanseri yenen hücrelerini ayrıca öpüyorum. İşini bok gibi yaptığını düşünen ama daha iyisi için inatla devam eden herkesi apayrı bir yerden şap budu şup budu öpüyorum. Ve müsaadenizle gidiyorum.

Tamamdır.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)