Podcast

S2E6: Doğru Kişiyi Anlama Rehberi

Bibliyoterapi

3 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Bibliyoterapi'de Aslı ve Tuna, iki bölümlük aradan sonra buluşup "doğru kişi var mıdır" sorusuna edebiyattan cevaplar arıyor.
Aslı ve Tuna’ya [email protected] mail adresinden yazabilirsiniz.

Nicholas Sparks-Defter
Robert James Waller-Madison County Köprüsü
Tarık Dursun K.-Aşk Allahaısmarladık
Gabriel Garcia Marquez-Kolera Günlerinde Aşk

Bonus kitap ve film:
Walt Whitman-Çimen Yaprakları
The Bridges of Madison County / Clint Eastwood




Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

6.042 kelime · ~30 dk okuma

Dermanı Kitaplarda Arayanların Haftalık Podcast'ı BiblioTerapi'den herkese merhaba. Ben Aslı Perker. Ben Tunekir Emekçi. Maanim okuyabilir miyim? Tabii, buyurun. Dünya halinden sıkılanlar, içsel fırtınalar yaşayanlar, ruhuna ferahlık arayanlar, kitapların şifasına inananlar için BiblioTerapi ne yapıyor? Başlıyor.

Evet, hoş geldiniz. Tuna Kiremiçci is back aramızda. Hoş bulduk Ahmet Ümit ve Hakan Akdoğan'dan sonra. Bilmiyorum beni ne kadar özlediniz ama. Çok özledik bence. Ben şahsen şu an tam olarak evimde gibi hissediyorum kendimi. Sen olunca. Teşekkür ederim. İki usta ismi evinde ağırladın. Biri Ahmet Ümit abimiz. Diğeri de bizim neslimizin usta bir yazarı Hakan Akdoğan. Ve haset içerisinde gördüm ki...

Bu programların ikisi de dinleyicimiz tarafından çok beğenildi. Çok beğenilmiş. Ama biz ne olursa olsun seni özledik. Senin ses tonunu bile özledik yani. Oysa içim kıskançlık ateşleriyle yanıyor.

Transkriptin tamamını oku

Neyse gördüğünüz gibi Empire Strikes Back diye de espirisi var bu konuda Tuna Kirem için. Evet, Dark Side is Back. Şimdi o zaman ben doğrudan sorumuza geçiyorum. Evet. Fatma Nur Uncoğlu göndermiş bunu. Şöyle diyor, bir soru olmayacak belki ama uzun süredir doğru kişi sıfatı üzerine düşünüyorum. İlişkide doğru kişi bulunabilen bir şey mi?

Birinin doğru kişi olduğunu nasıl anlarız? Doğru kişiyi bulma kaygısıyla doğru kişiyi kaçırıyor olabilir miyiz? Ya da aslında doğru kişi kişiden bağımsız olarak doğru ilişkinin bir ürünü olabilir mi? Gibi sorular var aklımda. Önerilerinizi duymak için sabırsızlanıyorum. Kitap bazında önerilerimiz var tabii ki. Ama önce bir yani sen bu konuda ne düşünürsün Tuna? Sence doğru kişi var mı? Sende gerçi sormaya korkuyorum ama hadi neyse sordum gitti.

Yani bence herkes doğru kişi, o gözle bakarsan. İşte o yüzden korkuyordum zaten bunu sormaya. Doğru nedir sonuçta? Doğrudan beklentimizin ne olduğuna bağlı.

Şimdi şöyle yani benim için mesela evet doğru kişi var net olarak söylerim. Herkes doğru kişi falan değil benim için. Yani sokaktan her geçene o gözle bakamam. Bir kere... Yol geçir hanımı burası. Bir kere yani hani pek çok ilişki terapisti de bunu söyler. Bazı kriterlerimiz var insanlarda aradığımız. Gerçi sen hep söylersin erkeklerin kriterleri çok şeydir diye. Erkekler basit yaratıklardır tabii. Evet onlar pek kriter aramıyorlar anladığım kadarıyla.

Yani konu oysa onu da konuşalım, evet. Erkekler kriter arar mı? Başlıyor aşacak seçimde. Doğru ama yani doğru kişi demek ki kadınlar arıyor. Bak bu da zaten Fatma Nur Hanım soran kişi. Kadından sorar bu soruyu zaten genelde. Erkeklerin bir doğru kişi arayışı yoktur mu diyorsun? Oysa bizim bugün bahsedeceğimiz kitapların hepsinin yazarı erkek. Erkekler doğru kişi olduklarına ikna edilirler kadınlar tarafından.

Doğru kişi olduklarına derken kadının doğru kişi olsun. Sen doğru kişisin benim için diyor kadın. Onu erkeğe ikna eder. Erkek de der ki ben doğru kişiymişim. O zaman ne isterse bu yapayım. Kendini iyi hissetip gidiyorsun. Evet sen doğru kişisin şeysin. Ben seni seçtiğim çok önemlisin. You are the chosen one. Peki şöyle yani erkeklerde bu tabi senin savun canım yani senin dediğini tabi ki baza anlayacağız. Ben amatör olarak tabi çok anlamam yani şeyden dış öyle kendi çapımda yaptığım bir analiz. Analiz bile değil gözlem yani erkeklerin kriterleri vardır tabi şaka bir yana olmaz olur mu? İnsanın kendini yanında rahat hissettiği, yol arkadaşı insan kendisini arıyor... ...ve yol arkadaşı bulduğunu da hisseder yani karşılaştığı zaman. Evet. Çok zor bir şey değil yani. Christie Kederian mesela çok öyle bilinen tanınan bir şey. İlişki terapisti, aile terapisti aynı zamanda ve evlilik terapisti. O yirmi bir tane mesela kriter belirlemiş. Yani ben şimdi burada yirmi birinin yirmi birini saymam ama içinde biraz önce söylediğin iki madde var.

Zihinle değil kalple hissedilebilecek bir şey bu zaten. Aslında belki önce kalple ama sonra zihinle seçtiğin muhakkak şeyler var. Yani ben mesela hep söylerim ben sapiseksüelim diye. Ben zeki erkeklerden hoşlanırım, entelektüel erkeklerden hoşlanırım. Ben kalkıyorum o zaman. Lütfen oturun buyurun. Evet.

Ondan sonra donanımlı erkeklerden hoşlanıyorum. Yani genellikle arkadaş seçimlerimde bu arada. Hani kadınlar için de aynı şey geçerlidir. Çünkü bu insanlarla konuştuğumda kendimi geliştirebildiğimi, kendim olabildiğimi... ...daha doğrusu gerçekleştirmek istediğim kişi olabileceğimi düşünürüm.

Hayır, şimdi günün sonunda, günün sonunda, günün sonunda... ...Türkçede varmış gibi bu şey, netice itibariyle... ...ya da sonuç olarak Türkçesini söylersek... ...hayatta yaşadığımız en talihsiz beraberlik bile... ...bizim için doğru sonuç verebilir bir şey öğreniyorsak ondan eğer. Yani o da bizim için doğrudur. Çünkü bize bir şey öğretmiş ya da bir şey hazırlamıştır. Ama tercih edilmez. Yani gönül ister ki hani... Oho, bizim tercihlerimize kalsa iş zaten dünya cennet olurdu yani.

Bilmiyorum, ben yani akıllıca seçimler yaptığımı düşünüyorum mesela. Bunu da aslında zeki, ben çok zekiyim ya. Ha doğru ya. Banı Burak gibi onu da anmak isterim, bu onun lafı. Ben çok zekiyim ya, o yüzden.

Onu ben hesaba katamadım yani. Doğru seçimler yaptığımı düşünüyorum yani. Doğru, şimdi ne desem boş. Evet geç eline kitabımız. Fakat, yok bir saniye şunu söyleyeceğim. Biraz önce bahsettiğim Christy Kederian şöyle bir şey de söylüyor. Diyor ki, ruh eşleri doğuştan yoktur. Ben bu konuyu hani biraz doğru kişi, ruh eşi de deniliyor. Ruh eşine de geldik, tamam. Ben mesela hani...

Doğru kişi evet vardır bence. Bence ilk görüşte aşk vardır. Anlamak vardır yani. İlk görüşte evet ben galiba hayatımın bir kısmını bu insanla geçireceğim diye anlayabilirsin. Ben bunu tecrübe de ettim ve buna inanıyorum ama... Bu ne mutlu sana? Ruh eşine mesela ben de yani hiç düşünmediğim bir kavramışım eğer. Bu soruya kadar fark etmemişim. Ruh ikizi var bir de. Ruh eşiyle aynı şey mi? Evet aynı şey. Ruh ikizi, ruh eşi hiç öyle düşünmemişim. Yani böyle bir beklentimin de olmadığını anladım. Ruh üçüzü olunabiliyor mu peki mesela? Yani bu ender durumlarda bulunabilir. Şeyle... Ne onun adı? Tüp, bebek şeyiyle o zaman belki olur. Ruh üçüzü elde edebiliyoruz. Bana da bu espri, bu iğrenç espri yaptırdığın için ayrıca sana teşekkür ederim. Daha neşeli bir ortam olur diye düşündüm.

Şimdi diyor ki, ruh eşleri doğuştan yoktur. Onları bizler yaratırız. Yani hayatınızı tek bir kişiyle geçirebilir. Derin ve harika bir aşk yaşayabilirsiniz. Ama süreci var eden sizlersiniz. Ayaklarınızı yerden kesecek bir yakışıklı prens yoktur.

Ben bunu Fatma Nur Hanım'ın böyle sorusunun içinde şey diyor ya doğru kişiden bağımsız olarak doğru ilişkinin bir ürünü müdür diyor. Doğru kişi kavramı. Buna cevaben aslında bunu söyledim. Yani evet biz hani ilişki içerisinde ona da dönüş edebiliyoruz. Ya da işte bir ilişki başladıktan sonra doğruları yanlışları fark edip kendimize göre. O kişinin ne kadar doğru yanlış olduğu bize göre. Yoksa o kendi içerisinde harika bir insan olabilir. Bana göre doğru mu değil mi?

Bunları ayıklayıp ona göre ilişkinin gidişatına karar verebiliyoruz. O yüzden yani bir ruh eşi karşıma çıktı ve... ...işte hayatım boyunca beklediğim adamdı. Ya da kadınlı ve hop beni aldı. Rapunzel, Rapunzel sarkıt saçlarını gibi beni bir kuleden kurtarmadı yani. Bir kulede değildim zaten görsün. Zaten bir kulede değildim. Bu arada Leyla'nın öyle bir şeyi var Rapunzel şeyi çizmiş bir tane kule çizmiş. Rapunzel'in ama saçını öyle bir çizmiş ki bir kaldıraç gibi bir şey Rapunzel saçını dolamış aşağıya kendi inmiş. Ben zekiyim ya çocuğum da öyle.

Doğru ya, onu şey yapmak lazım. Hep altını çizmek lazım. Şimdi o zaman kitaplarımıza geçelim. Ben kıymetli fikirlerimi ne de olsa paylaştım. Tamam onlar zaten şu anda evrene gönderildi. İlk kitabımız Nicholas Sparks Defter. Ooo! Bir neslin...

Hayatını kaydıran. Kalbinde derin izler bırakmış roman, 1996 tarihli romantik romanı. 2004 tarihli, çok ünlü bir film uyarlaması var. Nick Cassavetes çekmiş. Cassavetes deyince ben de aynı şeyi zannettim ama John Cassavetes'in oğlu Nick Cassavetes aslında. Rosemary'nin bebeğinde oynayan kişi, babası Nick Cassavetes'in. Ryan Gosling ve Rachel McAdams'a da...

Büyük şöhret olma kapılarını açan film aynı zamanda. Filmi kitabından daha aslında meşhur. Eşini büyük anne ve büyük babasından esinlenerek yazmış Nikolas Bey bu kitabı. 60 yıllı aşkın süredir evli olan eşinin büyük anne ve büyük babasından esinlenerek yazmış. O çiftin uzun süredir devam eden romantik aşkını anlatmaya çalışmış.

Ya şöyle, o filmle biz hepimiz bir Ryan Gosling aşığı olduk. Daha bugüne kadar da hiçbirimiz düzelemedik, iyileşemedik. Hala hepimiz bir Ryan Gosling. Evet, doğru adam aramaksa yani en azından... Kuzey Carolina'ya gideyim. Ben Ryan Gosling arıyorum bir tane. Kuzey Carolina'daki kereste fabrikalarına bakayım, bir İkinci Dünya Savaşı gazisi var mı orada? Var.

Şimdi filmi şöyle kısaca bir özetleyecek. Aman ne filmi ya kitabı? Ben bu arada kitabı filmi önce seyretmiştim. Çok da böyle anlayamamıştım filmi işin doğrusu. Anlaşılacak bir şey yok. Nedense yarım yamalak mı seyretmişim neymiş herhalde? Böyle ya da Ryan Gosling'e bakmaktan filmi mi seyredememişim? Öyle olmuş. Sonra kitabını okumuştum İngilizce olarak. O zaman anlamıştım.

Nasıl okunuyor bu? Noah Calhoun. Noah. Noah. Nuh yani. Evet Noah. Huzurevindeki yaşlı bir kadına kitap okumasıyla başlıyoruz. Evet. Şimdi şöyle oluyor. Şöyle oluyor. İlk başta biz bunun Noah olduğunu bilmiyoruz zaten. Bir adam böyle geliyor. Yaşlı olup olmadığını da hemen anlamıyoruz. Ama şunu görüyoruz ki hemşirelerle samimi anlıyoruz ki oraya yabancı biri değil.

Gidiyor ve ağlamakta olan bir kadın var. Zor sakinleştirilen ve onun başına oturuyor Ellie. Ellie'nin başına oturuyor ve ona bir defter okumaya başlıyor. Biz de onu seyrediyoruz. Biz de onu seyrediyoruz. Ellie'nin anıları bunlar. Fakat burada Ellie'nin anılarında iki erkek var.

Tamam mı? O iki erkekten hangisinin bunları okuduğunu biz hemen anlamıyoruz. Yani sonuna kadar neredeyse anlamıyoruz. Kim peki, kazanan kim oldu? Yani gerçek aşkı Elin'in kimdi? Evet. Ve bu hakikaten böyle hani her bence kanının hayalini kurabileceği bir şey. Aşk diyeyim. İlk başta birbirlerine çok aşık oluyorlar bir yaz tatilinde. Tanıştırılıyorlar arkadaşlar tarafından. Çok aşık oluyorlar birbirlerine. Fakat Elin'in ailesi zengin ve Noa da fakir erkek çocuğu. Ben sana geçen gün ne dedim? Zengin kız, fakir oğlan. Ben sana geçen gün dedim, her şey Jane Austen'ın Pride and Prejudice'sından sekmedir yani. Evet, oğlan kereste fabrikasında çalışıyor. Kızın da ailesi zengin. O yüzden sınıf çatışması da yok değil mi? Çatışması var, evet. Ve işte bir şekilde kızın ailesi izin vermediği için birbirlerinden ayrılıyorlar. Oğlan kızı unutabilmek için kalkıyor, ta İkinci Dünya Savaşı'na katılıyor. Bu arada hani romanın... Şimdi biz böyle burada çıkıp her şeyin derinlemesi gibi değil mi? Yok, başta İkinci Dünya Savaşı'ndan gelmiş zaten.

Babasının evini Kuzey Karalıayla da yapmak için gelmiş. Evet, evet de şöyle, o ilk başta kızla beraber olamadığı için gidiyor, kasabayı terk ediyor yaşadıkları yere. Zaten öyleymiş yani. Bu yaşlı insanlar 90'lı yıllarda huzurevindeler, demek ki 2. Dünya Savaşı gazilerinin...

Henüz yaşlı da olsa hayatta oldukları bir dönemde geçiyor. Ve ondan sonra döndüğünde bu anlıyoruz ki hiç evlenmemiş adam 14 yıl galiba uzakta kalıyor. 14 yıl boyunca evlenmemiş ciddi bir ilişkisi olmamış. Yani aslında Eli'yi unutamamış. Bu arada Eli'ye uygun bir damat adayı bulunmuş ve hukukçuydu galiba o da yanlış hatırlamıyorsam. Ve geri döndüğünde Eli aslında o da unutamamış ama kızgın adama. Çünkü neden diyor hani benimle hiç iletişim kurmadın. Oysa adamla umudunu kaybetmiş. Çünkü Eli'ye yazdığı bir sürü mektup var. Ama Eli'nin cadı annesi... Ama kaynana araya girmiş. Evet araya girmiş. Karaçalı gibi. İşte evet özlediğimiz Tuna Kerem'in çiğ esprileri. Ciddi söylüyorum bu arada. Evet. Sarkazmı yapmıyorum. Al kızını koy çubuğuna.

Salla salla vur duvara. Demiyor Noah. Noah evet. Mücadelesine devam ediyor. Mücadelesine devam ediyor. Yani şimdi şöyle Nicholas Sparks bu romanı aslında yazarken bilmiyorum çok romantik miydi? Zaten bütün kitap aşk romanlarının unutulmaz yazarı Nicholas Sparks. Evet evet. Ama şey var galiba romanın başında zaten romanı ithaf karısına ediyor. Karısının büyük anne, büyük babasından hissedilmiş. Babası yazıyor ama bir de şöyle yazıyor. Bak şey önemli, itaftaki kelimeler çok önemli kullandı. Diyor ki, karım ve en iyi arkadaşım Kati'ye. Yani aslında roman evet oradan esinlenilmiş ama ben anlıyorum ki... ...Nicholas Sparks kendi duygularından da kendi evliliğe bakış... ...yahut işte gerçek aşka bakış, doğru kişiye bakışı bence biraz burada kullanmış. Doğru kişinin nasıl bir şey olduğunu burada özetliyor yani. Evet, evet. Ve hani o doğru kişinin zengin olması gerekmiyor. O doğru kişinin herkesin beklentilerini karşılaması gerekmiyor. Ama o doğru kişinin... Arkadaş olması gerekiyor. Arkadaş olması gerekiyor. Gerçekten sevmesi gerekiyor. Ve yani... Yoluna yoldaş olması gerekiyor. Evet, öyle aslında. Evet. Soracaksan, zaten söyledim yani şifasını. Söyledin, tamam soracaktım, sen söyledin evet. Ama bu arada çok önemli bir şeyden bahsetmek istiyorum. Şimdi kitapta sürekli böyle şeyi görüyoruz, Noa'yı. Bir şiir düşkünlüğü var. Mesela... Ya bu romantik komedilerin kadınlara yaptığı nedir ya gerçekten? Şiir düşkünü, ikinci dünya savaşı gazisi...

Yıllarca aşkından vazgeçmeyen ve Ryan Gosling tarafından canlandırılan bir karakter orada görünce hiçbir kadın mutlu olamaz ki ondan sonra hayatta. Beklentileri öyle bir yere taşıyorlar ki, gerçek hayata dönüp baktığında bizi görüyorsunuz tabii. Şimdi o zaman sen de şairsin, şuradan bir savaşa gider gelirsin, biz konuyu çözeriz. Biz derken hani genel olarak gerçek hayatın erkeklerini görüyorsunuz ve ondan sonra da... Tabii canım çok zor. ...bu sizde içinizde derin sızılar yaratıyor. Evet ama var. Bu filmin kadın türüne verdiği zararı ben gerçekten incelenmeye değer buluyorum. Evet doğru olabilir, doğru olabilir. Şimdi bu benim için şöyle çok önemli. Çünkü Noah'nın sürekli okuduğu şair Walt Whitman. Bir de. Walt Whitman'ın grass, leaves of grass yani çimen yaprakları.

diye Türkçe'ye çevrilmiş ve Walt Whitman çok enteresan bir şair. Benim yine Amerika'nın en önemli şairlerinden biri. Hatta bu sabah yine konuyu düşünürken arkadaşım, eskiden çok yakın olduğumuz, şimdi hani çok fazla görüşemediğimiz arkadaşım... ...Sidel Tiryakioğlu aklıma geldi. Bir Walt Whitman hayranıydı ve şiirlerini okumayı çok severdi. Ben de onun okuduğu şiirleri dinlemeyi çok severdim. Öyle günler düzenlerdik biz. Walt Whitman'ın bir doğa aşığı. Ve her şeyi doğaya bakarak anlamlandırıyor. Bu şiir kitabını da yıllarca ölene kadar sürekli tekrar tekrar elden geçiriyor. Ki Noah bunu...

Okuyabilsin sevdiceğine diye. Asla kendine okuyor Noah. Bu şiirleri kendine okuyor. Kadın okumuyor bu arada. Kendine okuyarak kendini büyütüyor, yeniliyor ve kendi sızlarını derman oluyor. Bu vesileyle hemen şuradan bir Walt Whitman'ın çok kısa bir şiirini okuyabilir miyim?

Çünkü hani biz böyle araya bir kitap sokuyoruz, o da böyle size şifa olabilir diyoruz ya. Walt Whitman doğayla insan aşkını çok güzel birleştiren bir şair. Okuyabilir miyim? Tabii. Sonra bu Ryan Gosling'den sıyıralım yakamızı. Tamam, oldu. Yani zor olacak senin için biliyorum ama... Ama sonra başka birine düşeceğiz ki o da az değil. Evet. Şimdiden onun şeyini vereyim, spoilerını vereyim. Ne kadar uzun süre kandırılmıştık ikimiz. Şimdi değiştik. Hızla kaçıyoruz, nasıl kaçarsa doğa. Doğayız biz. Kaç zamandır yoktuk ortalıkta ama döndük.

Bitkiyiz, ağaç gövdesiyiz, yaprağız, köküz, kabuğuz, toprağa yerleşmişiz, kayasız, iki balığız denizlerde birlikte yüzen. Fırıl fırıl döndük ve sonunda evimize geldik yeniden ikimiz. Feshettik her şeyi özgürlük dışında, sevincimiz dışında her şeyi. Çok güzel. Tabii 1950'li yıllarda geçtiği için kitaptaki hikayede. O zaman hala şiir seven erkekler belki yaşıyor olabilir. Yani bir de bu şiir aslında neredeyse kitabın özeti gibi. Fırıl fırıl dönüp tekrar iki balık gibi geldik biz, feshettik her şeyi özgürlükten başka... ...ve sevincimizden başka. Müthiş bir şey. İşte sevenler bir arada olursa samanlık seyran olur gibi aslında. Evet. Evet. Feshettik her şeyi. Evet, geçiyoruz bir sonraki kitabımıza. Madison County Köprüsü.

Nereden aklına geldi? Çok merak ediyorum gerçekten. Bak şimdi çok teşekkür ederim bunu sorduğun için. İşte bilinçaltı böyle acayip bir şey Tuna. Bak ben bu soruyu okudum. O anda aklıma zaten bu iki kitap geldi. Üçüncü bir kitap hemen gelmedi. Ama böyle şimşek çakar gibi önce defter aklıma geldi... ...ve sonra da Madison County Köprüsü aklıma geldi.

Ben de anlamadım neden. Ben onun roman bir anlaması olduğunu bile bilmiyordum yani. Derinlemesine bakınca... Bak derinlemesine bakınca neyi anladım tabii ki. Bak şimdi çok şaşıracaksın. Aynı şekilde Robert James Waller da Walt Whitman'dan etkilenmiş. Hayda! Ve ben de Walt Whitman'dan etkilenip... ...mesela Finomingolar Pembedir gibi bir kitap yazdığımda... ...onun içinde sen çok Walt Whitman'ı görebilirsin. Sürprize bak. Aynı şekilde doğayla bütünleşme, köküz...

Ağacız, toprağız yani. Bunlar hiçbiri bak bilinçaltı işte hep söylerim biliyorsun ben Erbulak'ta yaratıcı yazarlık dersi veriyorum. Her zaman bütün öğrencilere bunu söylüyorum. Kendinizi eğer bilinçaltınıza teslim ederseniz ortaya çok sağlam bir şey çıkar.

Eser çıkar. Zaten yazmak insanın kendi bilinçaltıyla... ...iletişim kurma biçimi değil midir? Evet, evet doğru. Yani ben dolayısıyla bu iki kitabı belli ki... ...çok bana birbirlerini çağrıştırmışlar. Zaten ortak noktaları Walt Whitman. Beni de onlarla bağlayan şey Walt Whitman. Bir çeşit DNA bu da değil mi? Evet. Yani kan çekti, kan çekti. Gerçekten öyle. Şimdi bu, şu yüzden söyledik. Bu kitabın da filmi var. Bir kere her şeyden önce şunu söyleyeyim. Bu kitap dünya çapında bugüne kadar 60 milyon satan bir kitap. Evet eleştirmenler çok dalga geçmişler bu kitapta ama... İstedikleri kadar dalga geçtiler. 60 milyon satmasına kimse engel olamamış. Olamadı. Hatta Clint Eastwood'un film haklarını satın alıp çok güzel bir film yapması da önlenememiş.

Evet, yani şimdi buradaki adamımız da Clint Eastwood. Yani bu filmi hatırlayanlar... Kız kararlar çatlasın. Bu filmi hatırlayanlar var mıdır? Umarım vardır. Yoksa seyretsinler. Zaten kitabı bulmak çok güç. Kitabı bulamazlarsa otursunlar, filmi seyretsinler. Çünkü ikisi aslında bence hatta şunu çok rahatlıkla söyleyebilirim. Film kitaptan dil olarak daha iyi. Bak. Buna inanırım çünkü Clint Eastwood çok iyi bir yönetmen. Meryl Streep başrolde oynuyor. Gerçekten... Yani bu yazar, Clint Eastwood'un yönetmenliği ya da Meryl Streep'in oyunculuğu düzeyinde bir yazar olsa bilirdim ben onu zaten. Evet, doğru. Çünkü bu yazar zaten aslında Iowa Üniversitesi'nde profesör bir adam bu arada. Yani ekonomist, ekonomi hocası. Dalında çok beğenilen, çok akıllı, çok zeki bir adam. Sonradan yazar olmaya karar veriyor ama... Yazdığı anda da milyonlar satıyor. New York Times Best Seller listesinde üç yıl kalıyor bu kitap. Üç yıl çok büyük zaman. Bir sürpriz değil yani bu kitabım.

Evet yani bu adam zeki bir adam ve aynı şekilde aslında... ...bu da kendisi de kitabı yazma sebeplerinden biri bir arkadaşıyla beraber... ...Iowa'da, bu da çok enteresan biliyorsun ben Iowa Üniversitesi'nde ders verdim mesela... ...Iowa'ya gittim ne alaka yani Amerika'da onca yer arasında... ...Iowa denen yere gittim ve orada ben çok büyülendim... ...çok değişik bir 12 gün yaşadım mesela böyle tuhaf böyle bir... ...spiritüel bir şeyler yaşadım resmen hiç kimseye anlatamam doğru düzgün.

Bu adam da bir arkadaşıyla beraber fotoğraf çekmek için bir tatilinde çıkıyor... ...ve işte orada köprüler var. O köprülerin fotoğrafını çekiyor. Şimdi tabii bu da baktığında bilinçaltında muhtemelen çok değişik bir yere varıyor. Yani ben önce şunu sorarım, insan neden köprü fotoğrafı çekmiş? Restore edilmiş bu Atlas Dergisi fotoğrafçısı gibi bir adam bu zaten.

Yani şimdi kitaptakinin National Geographic fotoğrafçısı yapıyor. Ama gerçek hayat kendisi öyle değil. Kendi zevki için fotoğraf çekerken... ...kitap fikri orada aklına geliyor. Ha şeyin kitabı yazan hocadan bahsediyorsun. Evet bahsediyorum şu an, Waller'dan bahsediyorum. Kitap fikri o fotoğrafı çekerken aklına geliyor. Neden, ne çağrıştırdı onu bilmiyorum. Ama köprü iki kişiyi hem birbirine bağlayan... ...hem ayıran şeydir ya. Evet. Ve roman da tamamen bunun üzerine kurulu. Yani hem birbirine bağlıyor.

Hem birbirinden ayırıyor. Şimdi mesela bu kitabın kurgusu bence çok sağlam, çok güzel, çok derin. Dili o kadar değil. Dilinde bir hafiflik var. Onu herkes kabul ediyor zaten. Ben de kabul ediyorum. Öykü güzel diyor. Ama öykü güzel. Mesela biraz sonra başka bir kitaptan bahsedeceğiz. Bana göre bu öykü çok güzel bir öykü. Ondan belki daha değerli bir öykü. Ama anlatımı çok iyi değil. Buna rağmen işte yerini bulmuş. Bahsettiğimiz kitap da tam tersi evet. Ama buna rağmen yerini bulmuş ve altmış milyon kişiye ulaşmış. Peki ne anlatıyor? Evli ve evliliğinden de sıkılmış bir çiftliğinde yaşayan kadınla. Francesca. Şimdi İtalya'da doğmuş kadın zaten evet.

Onunla dünya çapında bir fotoğrafçının beraber geçirdikleri birkaç günün hikayesi. Evet, aslında hani bir kasabaya bir yabancı gelir. Zaten Clint Eastwood'un da çok alışık olduğu bir konsept biliyorsun. Kasabaya gelen yabancı olmayı sever Clint Eastwood. Yabancı kovboydur. Zaten romanda bir yerde de kadına şey der bu dünyada en son kalan kovboy benim der. Yalnız kovboy benim der.

Evet kendi kendine bir şey yapmış. Evet ve Robert Kincaid karakteri fotoğrafçı, National Geographic fotoğrafçısı. Boşanmıştır, yalnız yaşamaktadır. Fotoğraf çekmek için Madison County'ye gelir, Iowa'ya. Ve yedi tane toplam köprü var galiba. Altı tanesinin fotoğrafını çekiyor, yedinciyi bulamıyor. Ve oradaki bir eve girip sormak istiyor. Kapıyı çalıyor ve bir kadın açıyor kapıyı.

Ve o kadın da diyor ki, ben size göstereyim. Bulmanız kolay değil. Beraber arabaya biniyorlar, gidiyorlar. Köprüyü, fotoğrafını çekiyor adam, vesaire. Ya da ertesi gün fotoğrafını çekmeye gidecek.

Ayrılıyorlar kadınla. Adam ertesi gün köprüye fotoğraf çekmeye gidiyor. Orada bir not buluyor. Notu okuyor. Kadın onu akşam yemeğine davet ediyor. Zaten bir gün önce de böyle beraber böyle birer bira içiyorlar, biraz konuşuyorlar. Böyle bir zaten alüminyum yemek yiyorlar. Alüminyum bir yemek yiyorlar. Yani böyle adam dışarıda banyo yapıyor. O çok önemli bir detay mesela. Adam evin dışında, arkada banyo yapıyor. Sonra geliyor beraber yemek yiyorlar falan. İkinci gün geldiğinde ona artık hani yukarıda banyoda duş alabilirsin diyor. Sonra aşağı iniyorlar beraber. Mutfakta geçiyor. Belki bu da benim... Kocası nerede kadının? Kocası ve çocukları Panayır'a iki üç günlüğüne iş için yani. Panayır'a gitmişler. Bunlar çiftçiler. Ve orada çok romantik bir dört gün geçiriyorlar. Ve aslında bu kitabın da bu kadar belki satmasının sebebi orta yaşa bir umut vermesi. Bir de imkansız aşk hikayesi. Tabii. Yani imkansızlıkları severiz biz okumayı, seyretmeyi. Evet, hatta yani belki sonunda kadın adamla beraber gitse...

Belki hayal kırıklığına uğrayacağız. Ee ne? Mutlu musun? Bir imkansızlığın hikayesi yani. Evet. Ya da mutlu sonu olsa orada sonra senin hep sorduğun soruyu soracağız. Neydi o hani? Sonra peki bir de oradan sonrasını anlatın. Evet. Diyelim ki beraber kaçtılar, gittiler. Tabii. Ya sonra ne olacak? Evet. Zor iş olur o. Evet. Tabii burada orta yaş diye bahsedilen de biraz insanı böyle... ...kalbini kıran bir şey. Bizden daha gençler aslında mesela.

Film çekildiği sırada. Romandaki karakterler. Romandakiler evet. Romandaki karakterler bizden genç aslında. Orta yaş. Orta yaşları olmaları gerek ki zaten bu imkansızlık olsun orada. İşte burada da kadın şeyi seçiyor. Doğru adam olduğunu, onun doğru adamı olduğunu biliyor kadın. Hissediyor. Gördüğü an zaten hissediyor. Yoksa zaten o kadar hemen açılacak bir kadın değil.

Ama onun doğru adam olduğunu hissediyor. Adam da bunu biliyor. Ve zaten kadına şey diyor. Böylesine bir kesinlik hayatta bir kez yaşanır diyor. İkisi de biliyorlar. Ama adam diyor ki ben gidiyorum, benimle geliyor musun? Kadın ailesini ve çocuklarını seçiyor. Ne kadar zor karar değil mi? Sevgin nedir? Sevgi emektir diyor yani. Evet. Ben olsam ben de ailemi ve çocuklarımı seçerdim bu arada.

Yani çünkü o adamla hani kaçıp gittiğinde... ...senin geride bıraktığın şey bir enkaz. Kadir'in ömrü değil, Ahmet Mekin'in seçme durumu işte bu. Evet. Evet, evet bravo. Aynı doğru. Doğru söylüyorsun. Aynı yapı yani. Aynı yapı. Bravo.

Ve fakat şunu anlıyoruz ki ne kadın ne adam birbirlerini o geçirdikleri beraber dört günü asla unutmamışlar. İkisi de kendilerince bununla ilgili bir şeyler yapmışlar. Kadın günlükler yazmış ve bunların aslında bir kitaba dönüştürülmesini istemiş. Ve kadın öldükten sonra çocukları bu günlükleri buluyorlar. Zaten bir adama gidip hani bunu bizim için yazar mısınız diyorlar.

Zaten onlar öyle anlıyorlar, annelerinin aslında öylesine bir aşk yaşadığını... ...hayatının adamını... ...dört günlüğüne bulduğunu. Hiç olmaya da bilirdi, dört gün dört gündür sonuçta. Bilmiyorum ki iyi mi kötü mü, bence hiç olmasaymış daha iyiymiş ama... ...yani ben öyle bakarım mesela. Böyle mi şifa vereceğiz dinleyenlere?

Zaten o da demiş ki ben net bir soru sormuyorum demiş hani. Burada fikir tiyatrisinde bulunuyoruz. Sorguluyoruz. Var mıdır, yok mudur? Doğru mudur, değil midir? Yani hani bütün bir hayat ya da bunun üzerine kurulabilir mi? Mantıklı mıdır? O da var. Yani bütün bir hayat doğru kişiyi buldum diye onun üstüne mi kurulsun?

Ve sorguluyoruz işte yani. Evet, o yüzden şifa olur mu olmaz mı bilmiyorum. Ama bence bu yine de okunası bir roman olduğunu düşünüyorum. Köprüler yaptırdım gelip geçmeye, çeşmeler yaptırdım suyun içmeye. Ya da. Ya da manemizi okuyayım o zaman ben. Dur bir dakika ama bir şey söyleyeceğim. Dediğim gibi ben gerçekten filmin herkes tarafından izlenmesini çok isterim. Romanı zaten bulamayacaksınız. Zaten bulamayacaksınız. Nadir Kitap'ta falan bulabilirsiniz.

Evet Aslı Hocam bulunamayan kitapları önererek bize... Çok severim. Evet. Öyle benim huyum öyle. Bana ne bulsaydınız zamanında okusaydınız. Biz boş oturmadık. Evet. Dünya halinden sıkılanlar, içsel fırtınalar yaşayanlar... ...ruhuna ferahlık arayanlar, kitapların şifasını inananlar için... ...biblioterapi ne yapıyor? Devam. Hangisine

gelelim? Sen söyle. Tarık Dursun'la devam edelim o zaman. Tamam, Tarık Dursun K. Tarık Dursun K. Ya önce şunu demek istiyorum ben. Tarık Dursun K. yeterince hatırlanan bir yazar değil günümüzde. Maalesef değil. Gençler tarafından. Kimse tarafından. Sen demin Walt Whitman'la bana bir sürpriz yapmıştın. Ben de şimdi kontr bir sürpriz yapayım sana. Allah, geliyor. Tarık Dursun K.'nın Karşıyakalı ve Foçalı olduğunu biliyor muydunuz? İnan bana çok sonra öğrendim. İzmirli olduğunu biliyordum.

Peki 1976 yılında Bahriyeli Çocuk diye bir kitabı yazdığını biliyor muydunuz? Biliyorum ve ne demek istediğinizi biliyorum. Ama ben zaten hep söylüyorum ben Halide Edip'ten de intihal yapmış bir insanım. Hayır intihal değil bu, bu şey. Tarık Tursun Kalp bizim neslimiz üzerinde emeği olan bir yazardır. Evet yani şunun için söylüyor Tuna bunu. Benim Flamingolar Pembedir kitabımdaki karakterim de Bahriyeli. Aslı da karşı yakalı ve foçalı ve Aslı'nın karakterinin adı da Bahriyeli. Tarık Dursun Ka da karşı yakalı ve foçalı. Yani bu da bir edebiyat DNA'sı olarak. Evet. Burada kayda geçsin. 1931 İzmir doğumludur Tarık Dursun Ka. Ayrıca 1994'te Yaşar Nabil Nair şiir ödülünü ben aldığım zaman bana ödülü veren kişidir. Gerçekten mi? Evet, Varlık Yayınları'ndan. Gerçekten mi? Çok sevindim ben buna ya. Ne kadar büyük tesadüf. Evet. Çok hoş bulduk. Hayatında gazete dağıtıcılığı, otobüs biletçiliği, seyyar köftecilik gibi işlerde çalışıyor. Sonra sinema eleştirmeni olarak yazı hayatına başlıyor. Şairlik, yazarlık, rejiyastanlığı, film yönetmenliği yapıyor. Yayıncılık yapıyor. Bizim neslimiz üzerinde de Milliyet Çocuk Dergisi'ni Ülkü Tamer'le beraber çıkaran... ...ve Yalva Çural'la beraber çıkaranlardan biri olduğu için Milliyet Yayınları'nı yönettiği dönemde...

...özel bir yeri vardır. Kardeşi Faruk Kakınç ile... Bir edebiyat yarışmasına giriyorlar ve soyadları birbirine karışmasın diye... ...Tarık Dursun Kağ olarak edebiyat ismini değiştiriyor. Ve tarihe de çok güzel geçiyor. Çok güzel geçiyor. Ayrıca aşırı verimli bir yazar. 18 öykü kitabı, 19 romanı, 28 çocuk kitabı, 15 de düz yazı makale kitabı var. Tarık Dursun Kağ'ın kendisini rahmetle anıyoruz. Bir de ödüllerini sayalım mı? Bence çok önemli. Sayıyorum. Sait Faik Hikaye Ödülü. Orhan Kemal Roman Ödülü, İş Bankası Kültür Yayınları Büyük Edebiyat Ödülü... ...Yunus Nade Ödülü, Sedat Simavi Edebiyat Ödülü. Düşün yani. Yani kendi neslinin çok etkin ve etkili bir yazarı Tarık Pırsınka. Şu sıralar biraz unutulmuş gibi ama öldükten sonra bazı yazarlar böyle bekleme odasını aldırırlar afiliyelerin deyimiyle. Sonra on yıl sonra, yirmi yıl sonra, otuz yıl sonra tekrar hatırlarlar ve okunmaya başlarlar. Şimdilik o bekleme odasında görünüyor Tarık Dursun Ka'da. Biz de burada anmış oldum kendisini. Senin burada anmamızı istediğin kitabı da Aşk, Allah'a ısmarladık. Allah'a ısmarladık. Allah'a ısmarladık. Allah'a ısmarladık. Benim çocuk kendi, Allah'a ısmarladık. Allah'a ısmarladık, hepimiz öyle dedik zaten. 1993 tarihli yeni ve değişik öyküleri yani Tarık Dursun Ka... Külliyatında da farklı yerde duran bir kitapmış. Evet, seni dinliyoruz. Niye beni dinliyoruz? Yani... Karşıyakalı foçalı olan sensin. Ben bunu gerçekten çok sonradan öğrendim. Bu arada ben Tarık Dursun Kağan'ın öykülerini çok seviyordum. Çünkü onun yalın dilini...

...çok net oluşunu, belki biraz hatta kendime bile... ...yani ya da ben kendimi ona göre mi konumlandırmışım olabilir. Söyleyeceğini net söyleyen, açık söyleyen... ...böyle hani çok şeye mecaza metafora başvurmayan... ...bir yazar olduğunu düşünüyorum. Çok beni hep böyle şey yapmıştır o yazı dili. Rahatlatmıştır bile okur olarak. Yalını duru bir dili vardır evet. Gerçekten okur olarak rahatlatmıştır. Sonra bundan galiba bir 15 yıl önce falan... ...ben onun İzmirli olduğunu öğrendim. Ne kadar tuhaf değil mi? O zamana kadar İzmirli olduğunu bilmiyordum. Sadece İzmirli değil, aynı zamanda Karşıyaklı, aynı zamanda Foçalı. Ve Foçalı yani, daha ne? Ve hani adam Foça'da yaşıyor, eski Foça'da yaşıyor falan. Ben zannedersem onun... Akrabanız mı acaba bu gibi? Onun izlerinden gidiyorum herhalde. Bu kitapta da yine dil bence çok güzel, harika. Geçmişe dair hesaplaşmalar, kadın ve erkeğe, erkeğin kadına bakış açıları, ayrı dünyaların...

...seçkini iki insanın gizemli evrenlerine olanca çıplaklığıyla aldanmaları ve aldatmaları... ...sevgileri ve düşmanlıklarıyla ayrılıkları ve birliktelikleriyle... ...mutlulukları ve mutsuzluklarıyla okura sunan bir öyküler demeti. Evet şöyle öyküler demeti yani şöyle mesela bir çift yıllar önce ayrılmış... Aynen böyle şeyde olduğu gibi aslında defterde olduğu gibi yıllarca birbirlerini görmemişler... ...sonra yıllar sonra tekrar karşılaşıyorlar ya da bir sonraki kitabımızda bahsedeceğimiz gibi... ...yıllar sonra karşılaşıyorlar ve oradan birbirlerine tekrar bakışları. Ben bu arada başka bir şey daha fark ettim hani... Benim kullandığım böyle bir sen şey var ya ayrılığın ilk günü romanımda... ...hep sen, sen ikinci teki şahıs olarak konuşuyor. Tarık Dursun, Kaan'ın çok kullandığı bir dil bu aslında. Onu da yeni fark ettim. Yani bir öykünün içerisinde ben, sen, o kullanıyor aynı kişi için. Bu öyküdeki karakterler öyküler değişse de aynı kalıyor. Öyle mi?

Nasıl? Hayır, hayır, hayır, hayır, hayır. Aynı kadın erkeğin öyküleri değil. Farklı çiftlerin farklı zamanlarda yani geçmişte beraberlermiş. Sonra... Onu açıklığa kavuşturuyor. Sonra bir daha birleşmişler. Ve onların birbirlerine tekrar nasıl baktıkları... Mesela bir kadının söylediği bir şey beraber tekrar buluşuyorlar ya da işte karşılaşıyorlar galiba. Böyle aralarında bir şey oluyor falan filan. Belki bir şey yaşayacaklar. Kadının söylediği bir şey adamın bir hatırasını tetikliyor ve adam oradan kaçmak istiyor. Mesela falan gibi de şeyler var. Yani değişik bir deneme. Hakikaten o bakımdan yeni. O yüzden diyorlar. Yapı olarak da değişik yani. Çok değişik bir deneme. Yani neden böyle bir şeye gerek duyduğunu ben aslında kendisine sormayı yaşasaydı çok isterdim. Neden geçmiş aşkları tekrar o dosyaları, o defterleri neden açmak istedin?

Eski defterler. Eski defterler, evet. Neden açmak istedin? Ama bu öykülerin arasında gerçekten kendini sorgulayabilirsin. İşte o doğru kişi mi değil mi? Yani doğru kişiydi de ayrıldılar mı? Yoksa... Doğru mu anlıyorum? Geçmişte ayrılmış bir dizi çift... Bir çift, evet. Bir çift mi? Hayır. Bir dizi çiftin... Bir dizi çiftin, evet. Yeniden bir araya geliş öyküleri bunlar. Evet.

Evet, tamam. Mesela bu doğru adamdı da mı ayrıldılar? Zaten yanlış adamdı ama yıllar içerisinde... ...ya da o zaman yanlış olduğunu zannediyordu ama yıllar içerisinde... ...aslında doğru adam olduğunu ortaya çıktı. Bunları görmek yani böyle neredeyse bir çalışma bu. Hani bir okuyucu için. Bunlara bakın, bir çalışın bakalım siz. Siz bunun neresinden tutacaksınız? Bugüne kadar ki deneyiminizde nereye denk düşüyor okuduklarınız? Evet, güzel bir önerik. Böyle bir, evet değişik bir yanı var bu kitabın.

Evet, Tarık Dursun Kaya'da buradan rahmetle oynuyoruz. Evet, geliyoruz. Geliyoruz. Kolera Günlerinde Aşk. Bu seni çok sevdiğim bir roman mı? Öyle mi anlıyorum ben? Doğru mu anlıyorum? Gençken okuduğum zaman sevmiştim. Daha doğrusu bu biraz insanı da karışık hisler uyandıran bir romandır. Bence de. Öyküden çok anlatım biçiminin güzelliğiyle ve aslında doğru kişinin ne olduğunu, aşkın ne olduğunu... ...saplantının ne olduğunu, bekleyişinin ne olduğunu falan sorgulama kitabıdır aslında. Gabriel Garcia Marquez o inanılmaz şiirsel...

Ve harika diliyle aslında insan ruhunu bütün çıplaklığıyla ve filtreleri geçirmeden sorgular ve bizi de sorgulama iter. Florentina Arisa baş karakter. Arisa arıza bir insandır yani arıza Florentina diyebiliriz biz buna. Takıntılı gerçekten. Onun 51 yıl 9 ay 4 gün süren Ferminadaza bekleyişi yani Ferminadaza'ya olan... Tutkusu. Evet. Bırakılmış bir sevgilinin yeni yetmelik yıllarından başlayarak yaşlılığın alaca karanlığına dek süren yarım yüzyıllık aşkının öyküsü. Aşkın deli akıllı, yabanıl evcil, tensel, romantik tüm biçimlerinin pastoral bir şiirin büyüsüne büründükleri bir destan. Yani saçma sapan bir insandır Florentina Ariza ve aşkının yaşama biçimi de öyledir. Yani 51 yıl 9 ay 4 gün boyunca aynı kadını beklerken 622 farklı kadınla da cinsel ilişkiye girer ve bunları da listeler, word dosyası şeklinde deyim yerindeyse bu sırada...

Femina Daza'da bana ilginç gelen şu, o da doğru erkeği bularak evlenmiştir bu sırada. Asıl doğru adamı bulmuştur. Bulmuştur ve mutludur da zaten. Doktor Juvenal Urbino ile evleniyor. Zaten kolera günlerinde aşk ve kolera günlerinde kendisi koleraya kapılıyor ve kendisini iyileştiren doktorla evleniyor. Konu bitmiş aslında yani kadın. Gidip saçma sapan Arisa ile evleneceğini, aklı başında bir adamla evleniyor ve mutlu bir evlilik yaşıyor. Çok mutlu bir evlilik yaşıyor. Yani öyle tutkulu, acayip böyle tutkunun havalarda uçuştuğu bir evliliktir ama birbirini seven, dengeli iki insanın evliliğini yaşıyorlar. Ama zaten şimdi burada bak çok güzel bir laf söyledin. Tutkunun havalarda uçuştuğu değil. Şimdi kolera kelimesi İspanyolca'da feminen olarak kullanıldığında tutku demek. Şimdi... Bak şimdi nereden... Şimdi nereden nereye? Zeki olduğun için.

Yok estağfurullah bu hani dille haşır neşir olmaktan. Biliyorsun ben bu arada hani Amerikan Kültürü Edebiyatı okuduğumda biz latince dersi aldık... ...ve o yüzden de böyle dillerin kökenlerine inme gibi bir hastalığımız orada herhalde oluştu diye düşünüyorum. Tutku günlerinde aşk olarak da okunabilir yani. Şimdi dolayısıyla evet.

Bravo, aynen öyle ve aslında şöyle adamın koleradan kurtulmaya çalışması... ...aslında Ferminan'ın da tutkusundan onu sıyırmaya çalışması da demek. Karısını zaten tutkularından arındırıp sağlam bir yere çekmeye çalışıyor. Yani karısındaki... Dengeli bir evlilik ilişkisi yaşamak. Karısındaki kolerayı öldürürken aslında ondaki tutkuyu da öldürüp... ...onun yanında sağlam bir şekilde...

Tutmaya çalışıyoruz. Doğru kişi aranıyorsa Doktor Juvenal Urbina doğru kişi. Ve zaten adam öldükten sonra tekrar Fermin'a yeni bir ilişkiye açılıyor. Florentine evine geliyor kadının zaten ben sana hala aşığım diye Urbina öldükten sonra kadın kovuyor bunu evden. Evet önce kovuyor. Ne pis adammışsın sen daha adamın... ...şeyi kırkı çıkmadı diyerek. Fakat saplantısının kurbanı olan Florentina Ariza devam ediyor. Bu arada bir alıntı yapmak istiyorum. Çünkü bu romanın niye önemli olduğunu anlamak için... ...yazarın üslubunu, markezin üslubunu aslında hesaba katmak lazım. Ona öyle güzel, öyle baştan çıkarıcı, sıradın insanlardan öyle başka görünüyordu ki... ...topuklarının kaldırımda çıkardığı ritmik sesin... Kendisinden başka hiç kimseyi allak bullak etmemesini, volanlarının hışırtısının hiç kimsenin yüreğini delice çarptırmamasını, saç örgüsünün salıntısı, ellerinin uçuşması, gülüşünün altın parıltısıyla bütün dünyanın aşktan çılgına dönmemesini bir türlü anlayamıyoruz. Ya çok güzel. İşte bu yüzden adam Nobel ödüllü. Şimdi öteki altmış milyon satıyor ki bu da satmıştır muhtemelen de. Hani biraz önce bahsettiğimiz... Bir milyon dolara film hakları satılmış. Doğrudur. Bir milyon dolara film haklarını uzun süre direndikten sonra... Çoluğuma, çocuğuma bari miras bırakayım diye düşünmüş Marquez ve Hollywood'a satmış. Yani şöyle hani Waller'ın kitabında evet dil yok, yapı daha güzel ama işte Marquez de böyle bir adam yani dilin güzelliğine bak. Zaten bu dilden soyutladığın zaman filmi seyredince çok karikatürize geliyor her şey. Çünkü romanı büyük kılan Marquez'in... Dili. Kesinlikle. Tabi bunu sinemada yakalayabilecek yönetmen kimdir şimdi aklıma gelmiyor ama olmadığı takdirde. Tabi bir karikatürizilik var. Özellikle Arisa karakteri şey gibi olmuş yani gerçekten karikatür gibi olmuş. Bir de şu alıntı. Ben filmi seyretmedim bu arada. Fena bir film değil. Öyle mi? Fena bir film değil. Yani roman uyarlaması olmadığını bilsen hiç fena bir film değil. Kolombiya'da geçer hikaye zaten. Kolombiya'daki 19. yüzyılla 20. yüzyıl arasındaki bir dönemde geçiyor.

Ve aynı zamanda çağdaşlaşma çabası içindeki bir toplumun çeşitli yönlerini... ...özellikle Taşra Burcu Vazisi'nin saçmalıklarını ince bir alayla da eleştiriyor yazar. Bir alıntı daha var yapmak istediğim. Tabii. Ben hiçbir şeyim, hiçbir zaman iyileşmeyeceğim. Üzerime aşk şimşeği düştü ve tamiri mümkün olmayacak derecede yaktı beni. O çekip çıkartılması imkansız bir kıymık. Nereye gidersem gideyim, o benim bir parçam. O her nerede olursa olsun.

Çok güzel işte bu evet yani markezi ayıran da bu. Ama doğru kişi konusunu da sorgulayan bir kitap. Kesinlikle. Bence kesinlikle Doktor Juvenil Urbino doğru kişi. Doğru kişi. Ama Juvenil Urbino'nun da romanı yazılmaz. Evet doğru. Onun romanı yazılmaz. Çünkü zaten bu arada şöyle bir şey var. Saçma sapan Frenantina Ariza'nın romanı olur yani. Evet yani kolera belirtileriyle aşk belirtileri hemen hemen aynı.

Bu arada öyle bir şey de var. Yani aşkın bir hastalık olduğuna da... ...işaret eden bir roman ya da ondan dem vuran da bir roman. Ha ama sonunda kazanıyor mu? Kazanıyor bu arada. Yani sonunda da bu çift yine beraber oluyor ve... ...hatta beraberce bir gemiye binip uzaklaşıyorlar. Ve kaptandan sarı bayrak çekmesini istiyor ki...

Kıyıya yanaşmasın gemi, kolera var bu gemide diye sarı bayrak çektiriyor kaptana... ...ki uzun sürsün beraber yaşadıkları zaman ki yaşlı insanın gemide diye öyle bitiyor. Bu da güzel çünkü aslında kadın için win-win situation. Hem tutkusunu yaşıyor sonunda hem de doğru evliliğinde yaşadı. Oh ne güzel. Evet ama bütün bu iki karakterde çok sorgulanmaya ve eleştirilmeye açık tipler gerçekten. Çok açık, kesinlikle. Zaten Marcus kendisi de hani karakterleri sevip sevmediği öyle bir anlatıyor ki... ...belli değil çünkü adam gerçek bir dipsoman yani. Gerçek bir dipsoman yani. Cinsellik konusunda da öyle, aşk konusunda da öyle, hayat konusunda da öyle. Kadın ise dengeyi arayan, konforu arayan, hayatta rahatlığı arayan bir kadın. Dolayısıyla da bunu en iyi kendisine verebilecek insanla gidip...

Mantık evliliği yapıyor ve pişman da olmuyor bundan yani. Evet, hiç pişman değil. Hayatın sonuna kadar da mutlu. Evet. Şimdi o zaman Künye'yi vereyim. Belden yukarısı ruhun aşkı, belden aşağısı da bedenin demiş bir de. Bir dakika. Belden yukarısı ruhun aşkı, belden aşağısı da bedenin demiş. Evet, Künye'ye geçebiliriz. Künye'ye geçelim. Nicholas Sparks defter, Artemis yayınları 275 sayfa çeviren Zeynep Yeşil Tuna.

Walt Whitman'ın çimen yapraklarını bulursunuz bence. Her harekarda edinilmesi gereken. O da İş Bankası kültür yayınlarının güzel bir basımı var. Onu tavsiye ederim. Robert James Waller, Madison County Köprüsü. Bulamazsınız. Bulamazsınız ama çeviren Zeynep Barbaros. Belki de bulursunuz ya. Yani o kadar da değil. Hadi olmadı. Kışkırtıyoruz bulamazsanız diye. Evet. Tarık Dursun Ka, Aşk Allah'a Ismarladık. Bilgi Yayın Evi, 136 sayfa. Kolera Günlerinde Aşk, Gabriel Garcia. Markez Can Yayınları, 396 sayfa. Çevren Şadan, Karadeniz. O zaman hadi bir de şu güzel manimizi oku. Dünya halinden sıkılanlar, içsel fırtınalar yaşayanlar... ...ruhuna ferahlık arayanlar, kitapların şifasını yarananlar için... ...Biblioterapi şimdilik ne yapıyor? Bitiyor. Hoşça kalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)