
3.425 kelime · ~17 dk okuma
Teşekkürler. Bunu bitirelim. Ooooooooooooooooooooooooooo İletişim konuşurken İbrahim Maluf'un bu Red and Black Light şarkısını çok uygun buluyorum. İletişim konusunu konuşmak için. Ben de bu yaz İbrahim Maluf'un konserine gittim. İstanbul'daki konserine kızımla birlikte. Ve benzer bir deneyim yaşama imkanım oldu. Gene aynı şarkıyı Red and Black Light şarkısını bu şekilde seyirciyle birlikte icra etti. İbrahim Maluf'u çok büyük hayranıyım bu arada.
Çok büyük hayranıyım. Giderim bir podcast konuğu olarak hatta. Kendisini ağırlama şansım olur. Bu şarkıda olan şöyle bir şey. Bize ne yapacağını söylemiyor, ne yapacağımızı biz derken yani seyirciye ne yapacağını söylemiyor İbrahim Maluf. Ama bir şekilde seyirci sözcüksüz bir şekilde şarkıya eşlik etmeye başlıyor. Demin dinlediğimiz gibi.
Ve benim gözümde mükemmel bir iletişim örneği. Yani dili veya sözcükleri veya paragrafları hep aşina olduğumuz şeyleri kullanmadan başka bir şekilde sahnedekilerle onları izleyenler arasında çok olağanüstü bir durum meydana geliyor. Buna iletişim deniyor aslında. ve biz iletişim deyince bambaşka şeyler belki hayal ediyoruz veya aklımıza bambaşka şeyler geliyor ama iletişim işte tam da bu yani orada olan ben kendim de tecrübe ettiğim için ama işte Paris konser kaydında da aynı şeyi dinlerken orada olmamama rağmen hissediyorum bunu yani sahnedekilerle yani sahnede olanlarla aşağıda veya işte sahnedekiler, izleyenler arasında kalpten kalbe bir bağ oluyor. Yani onu çok net bir şekilde hissedebiliyorum. Dediğim gibi başka kayıtları dinlerken de bunu hissediyordum. İstanbul'da bir fiil o ortamdayken, yani zaten anlatamam, anlatsam ağlayabilirim yani o derece bana dokunan bir şey. İletişim işte bence tamamen böyle bir şey diyerek açmak istiyorum. Menüde bayağı güzel bir şey varmış bugün. Öyle mi diyorsun? İnşallah öyle. Tamam. Ve bunu müzikle yapılabiliyor, kelimeyle yapılabiliyor, hareketle yapabiliyoruz, temasla yapabiliyoruz. Ve aslında kodu farklı ama daima bir yerden bir yere iletişim kurabiliyoruz. Evet. Şimdi iletişim ne demek diye baktığımızda, sen de bak bir yerden bir yere dedin. İletmek, yani sözcüğe baktığımızda ileti, ileti zaten mesaj demek. Ve iletişim, yani dil bilgisayar olarak incelediğimizde bir tek başınalık yok, bir yalnızlık yok iletişimin içinde, işteşlik içeriyor yani dil bilgisi açısından da. Yani bu ne demek? İki kişi arasında olabilir, işte bir insan bir hayvan arasında olabilir.
Artık ne ile iletişim kuruyorsak yani bir insan ve bir dağ arasında, bir insan bir nehir arasında ama tek başına bir insandan bahsetmiyoruz veya tek başınalıktan bahsetmiyoruz, yalnızlıktan bahsetmiyoruz. O yüzden de kendiliğinden işin içinde bir bağ konusu var yani bir bağ kurma mevzuu var. Çünkü dediğim gibi olduğumuz yerde yalnız başımıza yaptığımız bir şey değil iletişim. Bir öyle başlamak isterim. Bir yandan da hepimizin aslında bu hayatta ne yapıyoruz diye arada tekrar tekrar ziyaret ettiğimiz bir konumuz var ya bir yandan hep duyulmak ve görülmek istiyoruz ya iletişim işte aslında onun aracı büyük ihtimalle yani hepimizdeki o duyulma ve görülme ihtiyacı başkalarıyla dediğim gibi bu bir takım canlılar veya bir takım cansızlar olabilir iletişim aracılığıyla
sağlanıyor. Bu duyulma ve görünme bu ara çok kafa yordun bir şey. Kanadalı bir şair var Olden Nolan diye bir şiirinde şey diyor yani günün sonunda asıl istediğimiz sevilmek bile değil tam Türkçeyi çeviriyorum tutulmak diyor yani el ele tutuşmak gibi veya elini tutmak gibi oradaki tutmaktan bahsediyor veya kavranmak diye belki çevirebiliriz galiba işte duyulmak görülmek tutulmak bunlar için Bir aracı iletişim. Yani aslında hayattaki en temel isteğimiz ve belki ihtiyacımızı iletişim görüyor diye düşünüyorum. Bende orada bir fiil daha var, anlaşılmak. Evet. O da apayrı bir konu.
Türkçede de çok güzel bir tabir var işte can kulağıyla dinlemek mesela. Kalpten kalbe iletişim, can kulağıyla dinlemek. Bunların hepsi kalpten kalbe bağ kurmak iletişim esnasında. Bunların hepsi aynı şeye işaret ediyor. İnsanın kendini anlaması ve iletişmesi sence nasıl bir yerde ve nasıl bir tasvir var sende? Yani kendi kendi iletişim de var. Demin yalnızlık içermiyor, tek başınalık içermiyor.
Yani orada da kendi kendine bağ kurmak diye bir mevzu tekrar işin içine giriyor. Yani kendinle iletişimde. Ama bugün biraz daha benim yapmaya çalışacağım şey iletişimi bir şekilde başka canlılarla veya başka cansızlarla olan yerden ele almak. Çünkü bu yalnızlığımız, tek başınalığımız o kadar çok ön planda ki bu hayatı yaşarken. Halbuki biz yalnız bir tür değiliz. Tek başına bir tür değiliz. Yani tabii ki yalnız yapmayı çok sevdiğimiz şeyler var. Tek başımıza yapmayı çok çok sevdiğimiz şeyler var. Ne güzel. Ama o çok fazla ön planda bunlar. Ondan ziyade birazcık daha birlikte olmak, işte iletişim de bunun içine giriyor. Yani birliktelik dediğimiz anda iletişim
diye masada. Birliktedik, birlikte olmak, başkalarıyla iletişim halinde olmak, işte o bağ kurmak biraz oralardan konuşalım istiyorum. Ama dediğin gibi yani o kendi kendine iletişim belki apayrı bir konu. Aslında sohbetlerimizde hep geldiğimiz nokta zaten bir yerde böyle o yalnızlık veya tek başınalık halinden biraz uzaklaşma ya da geliyor. O da pekişmiş oldu. Ama evet o ilk önce bir yerde de o iletişimi kurmak için hep kendini de anladığın veya iletiştiğin bir yerde olduğunu düşündüğüm için de biraz sordum.
Şimdi bir isim vereceğim. Demin o Kanadalı çok sevdiğim şairi söyledim. Aldığını alın. Bu Marshall Rosenberg diye bir adam var. Şiddetsiz İletişim Ekolü'nün babalarından diyeyim. Babası belki demem uygun olur. Kitapları var. Ben hiçbir kitabını okumadım ama İstanbul'daki eğitmenlerinin böyle dört günlük kısa bir eğitimine gitmiştim. O eğitimden aklımda kalan bazı şeyler var. Bir tanesi Marshall Rosenberg şöyle diyor, kırk kelimeden sonrası duyulmuyor.
Veya belki işte kırk kelimeden sonrası ilk kırk kelime kadar duyulmuyor da olarak da alabiliriz. Bu mesela çok çarpıcı bir bilgi. Düşünsene kırk kelime sonrasında karşısı almıyor seni sevdiklerini. Muazzam bir şey. Çok güzel de bir şey bir yandan. Bir yandan da şey diyor, ek olarak şöyle bir cümlesi de var. İletişimin yüzde doksanı sözsüzdür.
Şimdi bu sözsüz iletişim üzerine söyleyeceğim birkaç şey var. Çünkü bu bizi direkt hep konuştuğumuz fizyoloji bağlamına çekiyor. Marshall Rosenberg orada bambaşka şeyler kastetmiş olabilir. Mimiklerimizi, vücut dilimizi, beden dilimizi, sesimizdeki iniş çıkışları kastetmiş olabilir.
Ben ama birazcık daha derine veya birazcık daha fizyolojiye çekmek istiyorum bu sözsüz iletişim konusunu. Çünkü sinir sistemleri, mesela biz seninle şu anda işte bir stüdyoda oturuyoruz karşılıklı ve aslında bizim sinir sistemlerimiz bilişsel seviyede algılayamadığımız bir iletişim halinde. Yani mesela ikimiz üzerinden anlatmayayım da. Gülmeye başlayacağım. İkimiz üzerinde anlatırsam mı? Bir mekanda iki kişiyi düşün. O iki insanın sinir sistemi hep iletişim haline. Şöyle işte göz bebekleri büyüyor mu? Kalp atım hızı yükseliyor mu? Alçalıyor mu? Ya işte bir koku salgılanıyor mu? Yani bilişsel seviyede algılayamadığın birçok şeyi sinir sistemi, fizyoloji algılıyor. Bunun üzerine çok araştırmalar yapılıyor. Aslında oradaki konu iki kişi devamlı güvende miyim, değil miyim kararını vermeye çalışıyor. O sebepten de son derece üstün bir zeka işliyor bambaşka bir seviyede, fizyolojik seviyede. O yüzden Rosenberg'in söylediği yani sözsüz iletişim ve bunun iletişimin %90'ını teşkil etmesi aslında fizyolojik bir gerçek. O yüzden buna bir dikkat çekmek istedim. Söyleyeceğim bir başka bir şey, şimdi dil hayatımıza girdikten sonra, demin de birazcık konuştuk onu ve işte en başta İbrahim Maluf'un şarkısıyla da aslında birlikte hatırlamamızı istediğim şey oydu. Dilden sonra hep sözcüklerimiz ve işte paragraflarımız var. Halbuki iletişim dediğinde demin de biraz değindim, işte mimiklerimiz var, seste vokal prozodi diye bir şey var. Mesela yükseliyor, alçalıyor. Yükseliyor, alçalıyor. Bu vokal prozodi yani. Sesi böyle bir adeta şarkı söyler gibi veya işte dans eder gibi kullanıyoruz. O yüzden yani bu da iletişimin bir parçası. Sadece ağzımızdan çıkan içerik değil veya işte yazdığımız içerik değil. Ona da ayrıca geleceğim de. İletişim halindeyken, şu anda mesela ben seninle konuşurken sağ elim havada daireler çiziyor. O kadar çok şey var ki iletişimin içine.
Ama biz dil hayatımıza girdikten sonra insanoğlu biraz dile fazla bir yük yüklemişiz iletişim açısından ve o bazen hayatımızı zorlaştırıyor. Onu da bir tekrar burada konuşalım istedim. Peki acaba ilk önce fizyoloji mi birinden hoşlanıyor yoksa bilissel mi? Bunun cevabını ben bilmiyorum. Ben de bilmiyorum. Hissen bir şeyler var. Sen aşkı da ayırıyorsun. Genel. Aslında genel. Bunun cevabını bilmiyorum. Eminim çok araştırma vardır. Falan vardır bence de kesin. Ama böyle hissel, işkembe diye bir konu var ya İngilizce'de de got feeling. Bence aşk mesela daha oralardan geliyor. Zaten orada hissediyorsun değil mi? Evet. Bir sıcaklık veya işte herkes başka hissediyordur eminim de. Bende yani oralarda bir sıcaklık oluyor, bir değişiklik. Benim de böyle şey biraz heyecanlandığımda ayaklarım üşüyor ya da ellerim biraz soğuklaşıyor falan gibi şey. Bunlar demek ki biçinçin. Evet. Aşk üzerine de bir ara belki konuşuruz. İlk kime aşık oluyorum?
Şimdi iletişimle alakalı bazı böyle yine dikkatimizi çekmek istediğim şeyler var. Bunlar böyle bir kısmı gene fizyoloji, bir kısmı da sınır koyma konusuna giriyor. Onları da konuşalım istiyorum ve daha çok dinlemek üzerinden anlatacağım. Çünkü aslında iletişimde... Daha böyle edilgen bir taraf var veya edilgen bir iş var, dinleme işi. İki nesne diyeyim, iki obje. İletişim halindeyken biri dinliyor, biri de anlatıyor mesela. Çok basit anlatıyorum. O dinleme tarafı biraz göz ardı ettiğimiz bir şey. O yüzden özellikle dinleme üzerinden anlatacağım bu anlattıklarımı. Şimdi bazen bazı insanları dinleyemiyoruz. Gene insan üzerinden konuşacağım. Demin dedik yani canlı cansız birçok iletişim içinde olduğumuz varlık var ama iki insan üzerinden konuşacağım şu an konuştuklarımı. İşte bazı insanları dinleyemiyoruz. Şimdi burada iki farklı konu olabilir. Gene çok basitleştiriyorum ama bence genel hatlarıyla aslında genel çerçeve olarak
Ya o ya o oluyor. Şimdi eğer ki bir insan tehdit altında hissederse sinir sisteminin girdiği bir hal var. Genelde savaş kaç diye bilinen bir hal. Teknik terimlerle konuşmamaya çalışıyorum. O savaş kaç halinde ki onun böyle skalada farklı yerlerinde olabiliriz savaş kaçın. Savaş kaç halindeki sinir sistem illa kavga dövüş halinde olmayabilir. Ama o böyle bir spektrum gibi düşün. O spektrumun bir yerlerinde olabiliriz savaş kaçı olarak. Öyle bir haldeyken bizim fiziksel Bizim iletişim halinde olduğumuz insanı değil, mesela odadaki klimayı daha kolay duyduğumuz biliniyor. Çünkü sen tehdit altında hissediyorsun ve bütün algın... Dışarıda mı? Evet, yani tehdite karşı tetikte olmanı gerektiriyor. O yüzden de insan sesindense işte klimanın sesi daha kolay algılanıyor sistemin.
O yüzden de bazı insanları bazı zamanlarda dinleyemememiz tamamen fizyolojik bir sebepten olabilir. Bu nasıl bir tehdit altındalıktan bahsediyorsun? Huzursuz hissetmek gibi mi? Karşı insandan huzursuz hissetmemek mi? Yoksa genel olarak o bulunduğun çevrede huzursuz ve tetikte hissetmen mi?
Şu anda karşındaki insana güvenmemenden bahsediyorum şu anda. Çünkü böyle birazcık daha laboratuvar ortamı gibi düşün. İki insan bir odada ve biri diğerini dinleyemiyor bile. Yani öbürü bir şeyler anlatıyor, hiç dinleyemiyor. Hani anlamayı vesaireyi bırak, dinleyemiyor bile. İşte o eğer güvenmiyorsan karşındakine, dediğim gibi çok basitleştirerek anlatıyorum ama dinlemen çok zorlaşıyor karşındakini. Bu fizyolojik bir mesele. Şimdi bir yandan da bazı insanları dinlemek istemiyoruz.
Bu ise yani şöyle sinir sistemin savaş kaçta değil, o spektrumda değilsin. İlişkiye hazır bir haldesin. Onun hatta teknik terimde sinir sistemin ventral vagalide diyelim. Çok basitleştiriyorum gene. Bu ne demek? İlişkiye hazırsın. İlişkiye hazır olmak ne demek? İletişime hazırsın. Açıksın. Aynen. Ama dinlemek istemiyorsun. Canın istemiyor. Canın istemiyor. Bu pek konuşmadığımız bir şey. Bunun adı aslında sınır koymak. Sen o insanı o an dinlemek istemiyorsan, belki içerik hoşuna gitmiyor, belki zamanlama doğru değil senin için, belki o insanın ağzından çıkacak hiçbir şeyi zaten dinlemek istemiyorsun. Yani milyon tane sebep olabilir. Önemli de değil ne olduğu ama bu işte sınır koymak. Ve biz böyle her daim herkese dinlemek zorunda değiliz.
Anlatabiliyor muyum? Evet. Güzel bir rahatlığı. Yani seni şu an dinleyemiyorum demek olarak kurabileceğimiz bir cümle var ve bu cümleyi kurmuyoruz. Şimdi bu ikisi arasındaki yani deminki daha fizyolojik bir dinleyememe haliydi. Bu ise daha bilişsel seviyede sınır koyma sonucu olarak dinleme istememe hali.
Şimdi bizim iletişimimizde yani hayatımızdaki iletişim kalıplarımızda hangisi hangisi bunu görebilmek, bunu keşfetmek bence kendimizi keşfetme konusunda çok büyük ışık tutuyor. Çok güzel bir yere geldi böylelikle. Evet. Neyle ilgileniyorum? Kimin ne dediğiyle ilgileniyorum? Hangi zamanlarda iletişimi açığım? Biri çiş yolunda bana bir şey giderken fikrini anlattığında ona açık olmamam aslında normal yani. Beni kötü biri yapmaz, zamanını yanlış yapar ve bu da anlaşılır bir şeydir.
Bunda okeyiz değil mi toplumsal kurallarda ve insanlarda? Evet. Tamam, bu içimi rahatlattı. İşte bunları o kadar es geçiyoruz ki aslında çok basit şeyler. Çok basit şeylerden bahsediyorum şu an ama es geçiyoruz. O yüzden böyle birbirimizi hatırlatmak genelde iyi oluyor. Ve dediğim gibi yani o hakikaten hiç güvenmediğin için dinleyemediğin halin var. O sana başka bir bilgi veriyor.
Bir de canın istemediği için daha bilişsel seviyede yani seçim yaparak dinlemediğin hallerin var. O da sana bir bilgi veriyor. Yani o bilgileri birbirine karıştırmamak lazım ve aslında o bilgilerin kendimize dair, ilişki içinde olduğumuz insanlara dair, ortamımıza dair de bir şey söylediğini hatırlamak lazım. Bunlar çok basit şeyler ama hep kendimizi anlamaya çalışıyoruz, kendimize dönmeye çalışıyoruz, kendimizi keşfetmeye çalışıyoruz. İşte o meditasyon, bu çalışma, o bilmem ne. Aslında gündelik hayatta devamlı kendimizi keşfetmeye yönelik çok kolay yapabileceğimiz şeyler var. O yüzden biraz buradan girmek istedim. Meditasyona gelmeni beklemiyordum ama tam olarak da biraz aklımdan o geçiyordu. Şey olarak acaba böyle eski kültürlerde ya da bunlardan önceki insanlardaki alışkanlıklardan biraz gelen bir merakım oldu. Acaba insanlar birbirini dinlemeden ve anlatmadan önce böyle meditatif rahatlamalar ve molalar alıyor muydu sence? Hayat biraz daha öyleydi büyük ihtimalle. Değil mi? Yani bizim şu an yaşadığımız gibi bir hayat yoktu.
Peki daha iyi dinlemek için sence ne yapmamız gerek? Benim yine tabii ki hap isteyen sorularım. Yok estağfurullah. Sihirli deneyin çıkar diyor. Cidden de merak ediyorum ama senin kafandaki o nasıl bir cevabı var diye. Daha iyi dinleyebilmek bir kere güvende hissedebilmekle alakalı. Kendine daha çok güven tahsis etmek gibi mi?
Hem öyle hem de güvenmediğin bir ortamda birini dinlemen çok zorlaşıyor. O yüzden yani oryantasyonu çok farklı bir alanda konuşmuştuk ama bulunduğun ortamlara göre hayatının oryantasyonu diye bir mevzu da var aslında. Biraz çıtlatır mısın? Yani o bir bölümde konuştuğumuz işte dayatılan köylüyle kendi köyümüzü inşa etmek demiştik ya, hayatını o şekilde ele almaya başladığında yani ortamlarını, ilişkide bulunduğun insanları zaten bu dinleyebilme hali kendiliğinden var olmaya. Sen dinlemek için bir çaba sarf etmemeye başlıyorsun veya hayatının daha büyük bir bölümü daha kolay, daha rahatlıkla dinleyerek geçiyor. Tabii ki bazı ortamlarda bir şekilde zorunluluktan dolayı dinlemek zorunda olduğun dakikaların, saatlerin olacaktır. Hepimiz belli hayatlar yaşıyoruz ama hayatının çoğunluğu keyifle dinlediğin
...insanlarla birlikte geçince dinlemek zaten kendiliğinden, seve seve... ...hatta hiçbir çaba sarf etmeden yaptığın bir şey oluyor. Yani o böyle bir şeyin sonucu oluyor. Oriyantasyonda da bunun örneğini Türkiye, Dünya ve şu anki kapital düzen üzerinden konuşmuştuk... ...ve orada nasıl yapacağız diye bunun ötürü bilgiyi ve deneyimi konuşmuştuk.
Bu da biraz o tarafta yine kafa yormaya ve o işte yani işini, ofisini, evini, özel alanını falan gibi yine bir kategorizasyona da giriyor. Baş etme üzerine. Belki ben de yine hap olarak algılıyorum ama biraz kafamda bölmeye ihtiyaç duyduğum için böyle anlattım. Bir de buradaki anahtar kelime merak galiba. Biz o hayata dair merakımızı geri kazandığımızda veya hatırladığımızda değil mi? Büyük ihtimalle hatırlamak daha doğru bir kelime. O zaman yani yaptığımız her şeyde, dinlemek de buna dahil, o merak böyle fokur fokur kaynamaya başlıyor.
Ve gene bir kendiliğindenlik oluyor senin dinlemende bir kendiliğindenlik oluyor. Çünkü yani ona bir şey söylemek için değil, bir şey kanıtlamak için değil, karşındakinin derdini çözmek için değil, akıl vermek için değil de tamamen onun anlattığı onun haliyle yani biraz romantik olacak ama onun kalbini merak etmekte kalırsan sadece zaten dinleyebiliyorsun. Şu anda gördüğüm iletişimlerde gördüğüm bir şey de aslında insanlar birbirinin kalbini kendi kalbinden önüne koyuyor. Bazı insanlar da diyeyim. Ya da böyle iyiliği onunla karıştırıyoruz gibi hissettiğim bazı iletişimler var. Biri derdini anlattığında, bir şey paylaştığında dert de olmayabilir ama
Mutluluğu onun önüne koymak, kendinin önüne koymak, onun derdini kendi önüne koymak, iletişimde bunun balansı da çok kıymetli bence. Bunu nasıl o merakla hem de koruma alanında kurabiliriz. Orada da şöyle bir şey var yani sen bunu iyi arkadaş, iyi çocuk, işte iyi ebeveyn, iyi vatandaş, neyse yani iyi sözcüğünün, iyi sıfatının yanına koyduğun isim neyse oradan mı yapıyorsun? Yoksa dediğim gibi merak derken de o Türkiye'de merak deyince böyle biraz akıllara hani o şey işte farklı bir yerden meraklar da geliyor olabilir yani biz genel olarak böyle meraklı bir toplumuz ya bilmiyorum doğru mu? Onu demiyorum yani. Evet evet hiç oradan anlamadım. Çok saf bir meraktan bahsediyorum. Yani o görevden mi davranıyorsun? İşte iyi arkadaş böyle yapar. İşte iyi ebeveyn böyle yapar. İyi vatandaş böyle yapar. İyi komşu böyle yapar. İyi olmak için diye bir şey koyuyorsun iletişime. Oradan mı yapıyorsun? Yoksa o dediğim saf merakla mı karşısına oturuyorsun o kişinin? Ve oradan mı dinliyorsun? Oradan mı iletişim kuruyorsun? Bu ikisinin balansını bir düşünmek gerekiyor diye.
Okey. Yani tabii ki o iyi vatandaş, iyi bebeğin, iyi çocuk, iyi arkadaş. İyi insan. Onların hepsinin en altında da, en başında söylediğim, işte duyulma, görülme ve sevilme isteği geliyor. Evet. Desteklenmek. Evet. Şimdi ne dedik? İlişkiye hazır olduğun halde, işte dinlemeye de hazırsın, iletişime de hazırsın, orada göz teması var, işte sesinde o vokal prozodi dediğim,
Yukarı iniyor, yukarı aşağı. Öyle bir dans var, bir şarkı var. Karşındakini görüyorsun, bedendiğini görüyorsun, ellerini görüyorsun vs. vs. DNA'nın yani bizim fizyolojinin bildiği iletişim bu. Yani yüz binlerce senedir bildiğimiz, alışık olduğumuz şey bu. Şimdi teknoloji hayatımıza çok yeni girdi ve teknolojiyle birlikte bu bildiğimiz, aşına olduğumuz iletişimin bazı nitelikleri kaybolmaya başladı.
Mesela işte telefon görüşmesinde görüntü kayboluyor. Whatsapp iletişiminde mesela o vokal prozodi kayboluyor. Gidiyor, tonlama gidiyor. E ne oluyor şimdi onun yerine emoji diye bir şey çıkıyor. Emoji mesela ben çocukken yoktu öyle bir şey. Büyük ihtimalle. Yüzyıllar önce. Her neyse. Mesela ben hiç emoji kullanmıyorum yani bir prensip olarak. Sen bir demiştin prensiplerim var mı? Böyle bir prensibim var.
Sipin emoji kullanmaz. Ne kadar prensipliyim. Çünkü şöyle hissediyorum. Yani ben oraya yazdığım şeyin yanına gülen surat koymak zorunda hissediyorsam... ...demek ki kullandığım mecra yanlış mecra. Anlatabiliyor muyum? Öyle bir his var. Evet. Sadece bir mesaj, kelimeler kadarsın. Ve büyük ihtimalle onu yürüyüşe çıkarken ya da dönerken sırada yazdığında... ...o cümlen de ona göre değişiyor. Evet. Evet. O konuda çok kötü bir iletişim skeli bence.
Ya da işte mesela e-postada aynı anda aynı iletişimin içinde olma da kayboluyor. Böyle güvercine taktın ayağını, ne zaman gitti acaba hiçbir fikrin yok. Yani bunun biri birinden daha üstündür, biri diğerinden daha kötüdür demiyorum. Zaten haşa yani ne halde mi? Sadece DNA'nın aşina olduğu iletişimin hangisi olduğunu tekrar konuşalım istedim ve diğerlerinin hayatımızı çok kolaylaştırdığı kadar DNA'nın bilmediği, istemediği, aşina olmadığı bir şekilleri olduğu için yani asıl istediği iletişim tarzının niteliklerinden eksik olduğu için
diğerlerinde hayatımızı zorlaştırabileceğini de düşünüyorum. Yani teknoloji çok güzel bir şey. İşte bu podcast de teknoloji sayesinde oluyor. Ama mesela burada bazen ayağımıza çelme takabiliyor. O yüzden de hangi iletişim mecrasını, aracını ya da seçersek orada bilelim ki aslında bazı şeyleri göz ardı etmemeliyiz. Sana bu konu üzerinde mesajlaşırken medium is the message demiştim ya. O medyada da söylenen bir şey. Genel olarak bütün anlaşmazlıklarda da söylenen bir şey. Hangi mediumda yapıyorsan o senin mesajını, iletişimini oluşturuyor. Ve onun iyiliğini aldığın kadar onun kötülüğünü de alıyorsun. Anlaşılma oranında o kadar değişiyor. Evet. Yani bu bir seçim ve bu bizim seçimimiz olmalı. Herkes WhatsApp'ta diye şimdi tamamen örnek olsun diye söylüyorum. Orada olmak zorunda değiliz. Yani WhatsApp üzerinden o grupta iletişim kurmamayı seçebiliriz. Evet. Her şeyi oradan konuşmak ya da tam olarak sana oradan soruluyor diye... ...sen o iletişimi oradan yürütmek zorunda değilsin aslında değil mi? Evet. Buna da bir zorunluluğumuz yok Nihat'ın çizili. Kendime çizmek istiyorum ama yani...
Hem de işte o seçimleri yapalım. Yani bazı şeylerin sesle iletilmesi gerekiyor. Bazı şeylerin göz göze bakarak iletilmesi gerekiyor. Yani bu teknoloji hurra bu kadar hayatımıza girdi diye her şeyi WhatsApp üzerinden anlatamayız. Yok öyle bir şey. Anlatırsak da bilelim ki kısa kalacak, eksik kalacak ve sonunda o iletişim istediğimiz yerde olmayacak da. Yani o seçimleri biz verelim. Dayatılanı seçmek yerine. Veya işte her WhatsApp mesajını anında dönmek zorunda da değil. Tabii ki her mecranın veya her aracın, iletişim aracının kendine göre bir adamın muhaşereti var ama işte orada böyle bazı şeyleri sorgulamadan satın alıyoruz gibi geliyor. Satın almayabilir miyiz acaba diye bir soru bırakmak istiyorum. Bu da sınır çizmek. Evet, aynen öyle. Kötü bir isimle söyledim ama. Sınır çizmek, evet. Tam da bundan bahsediyorum. Ve bazen de hani şu kalmasın akılda.
DNA'nın en aşina olduğu yani o aynı ortamda fizyolojinin de birbiriyle konuşabildiği iletişim en iyisidir demiyorum. Bazen de, tam da buna gelecektim, bazı insanlarla ben seninle sadece yazılı olarak iletişim kurmak istiyorum da diyebilirsin. Ben bunu kendi hayatımda yaşadım. Normalde hatta iletişim belki kurmak istemeyeceğin insanlar ama işte belli şartlardan, zorunluluklardan dolayı devam etmek zorundasın. O zamanlar da bir sınır koyma yani kendi seçimin olarak
Ben bu iletişimi yazılı olarak devam ettirmeyi seçiyorum da diyebilirsin. Bunların hepsi ama kendi seçimimiz olmalı. Neye gereksinim duyuyorum. Bu iletişimde neye ihtiyacım var diye sormak peşinden geliyor. Öbür türlü biraz böyle otomatik pilot yani hep otomatik pilottan çıkalım diyoruz ya bu iletişim konusunu da otomatik pilottan çıkma bağlamında ele alabiliriz kendi hayatlarımız için. Uyar.
diye düşündüm. Bana çok uydu. Tamam mıyız? Bir de tabii kadın meselesi de var. Daha uzuyoruz gibi. Haftaya mı görüşürüz kısmı geldi?
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.