
2.676 kelime · ~13 dk okuma
Herkes benimle mi? Burası Sepin Kafası. Hepiniz hoş geldiniz. Geçen hafta çok yeni şöyle bir şey oldu. Çok sevdiğim bir insan başka bir kişiye iş konusunda yardımcı olmaya çalışırken tedarikçiye bazı şeyleri tırnak içine tatlı tatlı hatırlatmasını salık verdi. Ve o tırnak içindeki tatlı tatlı mesela bana çok değişik geldi yani onu öyle duymak. Çünkü zannediyorum yani hepimizin kadın olduğu bir ortamdı bu konuşmanın geçtiği ortam. Ve birden, yani şöyle hissettim, tedarikçi de erkek. Eğer ki o ortamda o tedarikçiyle nasıl konuşulacağının söylendiği insan erkek olsaydı, o tatlı tatlı tabiri o cümlenin içinde olacak mıydı emin değilim. Sanmıyorum.
Ve böyle bunun üzerine sohbet etmeye başladık. Ve ben sonunda yani şuna geldim. Galiba biz kadınlar özellikle de yani iş hayatında da böyle daha aktif olmaya başladığımız zamanlardan geçiyoruz. Yani bir süredir tabii ki öyle yani yeni bir şey değil bu ama bu dönemde daha böyle hepimiz bir şekilde bir şeyler üretiyoruz. Ve bu böyle tatlı tatlı olma hali galiba bizim iletişimimiz için çok beklenen bir şey. Yani kadın dediğin tatlı tatlı iletişim kurar. Ne düşünüyorsun bu konuda? Yani bu konuda işte orada bayağı ben konuyu değiştirdim yani o sohbette. Ne münasebet, sen ol tatlı yani. Yani tatlı tatlıyı koyalım şöyle masaya, konuşalım. Çünkü ben mesela veya işte şirin şirin, ben bir kadın olarak bir erkek bir erkekle nasıl konuşuyorsa iş yaparak ben de öyle konuşacağım. Yani nezaketsizlikten bahsetmiyorum, kabalıktan bahsetmiyorum. Ama ben tatlı tatlı olamam. Olmak da istemiyorum. Yani kusura bakmasınlar olmayacağım.
Ve bu böyle aslında çok gizli bir şekilde, sinsi bir şekilde bizim toplumun kültürel kodlarına işlemiş bir şey. Farkında bile değiliz. O tatlı tatlı sözcüğünü söylerken veya o şekilde bir şeylerin konuşulduğu ortamda aslında o tatlı tatlının ne ifade ettiğinin farkında bile değiliz. Çünkü bu böyle işlemiş bizim derimizin altında. Ama ben biraz bunların artık daha fazla konuşulması gerektiğini düşünüyorum. Hiçbir kadın iş yaparken tatlı tatlı konuşmak zorunda değil. Yani iletişim konuşuyoruz ya, gene buradan girmek istedim. Öyle bir şey yok ve yani bunu böyle daha toplumsal seviyeye doğru çekersen de, benim yetişkin eğitiminde oynattığım bir oyun var, şimdi hiç detayına girmeyeceğim. Ama o oyunda böyle iletişim kalıplarımız hangisi? Daha böyle sesimizi duyurduğumuz bir yerde miyiz? Yoksa daha görünmez olduğumuz, sesimizi duyuramadığımız yerlerde miyiz üzerine? Bir oyun ve o oyunda aslında sonunda şunu hepimiz anlıyoruz ki çoğunluk sesi diye bir ses var. Yani Türkiye azınlıklarının da olduğu bir memleket ve yani kadınlık da bu azınlığa yani sayıca azınlık değil ama kadın dediğimiz
Tür aslında azınlık. O yüzden onu da oraya koyuyorum. Yani bir çoğunluğun sesi var. Şimdi eğer burada rahat rahat söyleyeceksem, söyleyebiliyorsam, bir çoğunluk iletişim dili var. O da işte eğer nüfus kağıdında etnik kökenin Türkse, erkeksen, sünniysen yani orada tamam. Üç tane tik atıldı. Ayrıcalıklı olarak hayatını sürdürebilirsin. O çoğunluğun bir dili var. Ve işte azınlığın dili, deminki örneğe geri geleceğim, daha böyle tatlı tatlı olmak zorundasın. Senin o erk dil, nasıl kabul ediyorsa ve nasıl hoşuna gidiyorsa onun, o şekilde davranman gerektiği öğretiliyor ya da işte öneri olarak veriliyor bize iletişimde. İletişimi bir önceki bölümde daha böyle bireysel bir yerden ele aldık. Aslında son derece de toplumsal bir şey. O yüzden orada da iletişim hallerimizin bize kendiliğimizle alakalı ne dediğini duymak lazım. Yani çünkü bu kendimize dönme işinde konu sadece bireysel değil. Bir takım böyle toplumsal elbiselerimiz var giydiğimizin, kimliklerimiz var. Onlara da bakmak gerekiyor yani kendine döndüğünde. Bunu daha önce de konuşmuştuk. O yüzden özellikle kadından girdim ama işte bunu her türlü azınlık grubuna da uyarlayabiliriz. Kadınlık tabii başlı başına her daim Türkiye'de bir mesele. Bitmiyor. Dünyada da bir mesele. Bence teşekkür ederim. İyi ki böyle bir yerden açtın. Ve bu konuda düşündüğüm şey çok ciddi kazanımlar oldu tüm dünyada ve Türkiye'de de. Ve tabii ki o aslında birinci parti bıraktığımız yerdeki soru.
bir kadın olarak, bir kuyruğu olarak, biri olarak benim bu iletişimde neye ihtiyacım var ve ben kendimi nasıl güvende hissediyorum. Ben de geçen gün sinema sektöründe çalışan bir arkadaşımla karşılaştığımda o da bana şeyi anlattı mesela ve bu bende de vardı ve o artikül ettiğinde bunu ben de yapıyorum gibi hissettim. O da yeni bir ortama girdiğinde, bir iş başladığında dedi ki, genel olarak domuz gibi olurum dedi ben. Yaklaşık iki hafta. Çünkü sana canım denebilir, güzelim denebilir, ablacığım denebilir. Yani bir o set boyunca, o neyse çalıştığın dönem boyunca biri sana ablacığım diyebilir ve izin almadan. Onun dönüşünden ise herkese ismimi öğretirim önce ki öyle bir güven kur. Sonra tabii kim ne istiyorsan o yakınlığı kurarsın.
Ama mesela bu benim fark ettiğim bir şeydi ve demek ki hepimizin de biraz böyle içten içe o domuzluk dediğimiz şeyi bir sınır çekmek olarak kullanıyoruz. Bana ben istediğim kadar yaklaşabilirsin ve güzelim not nice. Bu da değil yani hani. Ve o tatlı tatlı işte. Birinin bize güzelim demeden birinin bir şeyi yapamayacak hissi. Bir bölümde de demiştim galiba erkeklere hiç üzülemiyorum ya da erkek düzene hiç üzülemiyorum bazen ama evet. Orada şöyle... Bir kabuk geliştirmek diye düşünüyorum. Çok pardon. Yok, çok güzel. Şöyle bence bir fark var. Bir ortamda bir erkeğin bir kadına... Şimdi hep erkek kadın üzerinden konuşuyoruz da onu genelleyebiliriz. Güzelim demesinin artık ne kadar olmaması gereken bir şey olduğunu hepimiz farkındayız. Evet, buna el sıkışıyoruz. Evet, ve bu kenara kondu. Böyle bir şey kabul edilemez. Ama herkesin kadın olduğu bir ortamda, tedarikçiyle konuşulurken tatlı tatlı hatırlatma konusu çok sinsi yani. Çok sinsi. Anlatabiliyor muyum? O böyle içimize işlemiş. Ne dediğimizin ve aslında hangi kodlarla konuştuğumuzun farkında bile değiliz. Ve bunları yakalamaya başlayabiliriz. Çünkü işte benden de çıkıyordur, senden de çıkıyordur, işte o ortamda da çıktı. Bu arada çok çok sevdiğim bir insan.
Onu dinliyorsa sakın üzerine, yani sakın küsmesin bana. O çok sevdiğin insana da şey diyebiliriz ya, bunu yapmak zorunda değilsin. Evet. Bunu yapmak zorunda değilsin. Bu kadar. Her birimizin de birbirine vermesi gereken demeyeyim ama verse bunu vermeye çalışıyoruz zaten. Yalnız değilsin, bunu da yapmak zorunda. Sen istediğin kadar tatlı bir insansan tabii ki ol ama onun içinse, o tedarikçi, erk düzen içinse bunu yapmak zorunda değilsin diyebiliriz gibi hissediyorum. O kodların çok görünenleri var, bir de hala çok görünmeyenleri var. Kim bilir? Birçoğumuzun işi hala çok görünenlerde, onunla farkındayım. Ama görünmeyenlerle de işimiz var. Yani iletişim şekli olarak, iletişim hali olarak, beklentisi olarak o görünmeyenlerde de mesai yapmamız gerekiyor. İşte o bir kadının bir erkeğe iş yaptırırken tatlı tatlı konuşması, o da güzelim denmesi kadar aslında tuhaf bir şey. Bir sorum var sana. Tabii belki bu bölüm çıktığında yayınlanmış mı olacak, yayınlanmamış mı olacak? Evrim Kur'an'la podcast'inde
kültürden birkaç bir şey söylemiştim. Ve aslında bir kültürün olmadığını ve dünyada her şeyin o kültürle beraber yeniden inşa ettiğini parafrez ediyorum şu anda aklımda kalan şekilde. Ama bu erk düzen diye bahsettiğimiz şey, bu tamamen de kültürden geldiği kaçınılmaz bir gerçek. Ve şu anda da bir değişme var dünyada. Kazanımlar var, azınlık hakları diye bahsettik. Mücadelesi var. Dünyanın en güçlü mücadelelerinden biri. Şu anda İran'da devam eden bir mücadele var.
Her yerde bir şey oluyor aslında ve olmaya da devam ediyor. Aslında yine bir kültür inşası mı diyeceğim bu, yoksa bir kültür yıkımı mı diye sorum var sana. İşte oradaki ilk soru bizim kültürümüz hakikaten ne? Ben o sorunun cevabını hala bilmiyorum. İnsan olmak kültürü gibi.
Ama şimdi kültür son derece lokal de bir şey. Yani medeniyet demiyorum, kültür. Bayağı toprağa dair bir şey söylüyorum. Bizimki hangisi? Gördüğümüz birkaç tanesi var çünkü. Gerçekten hangisi bizimkisi? Bence iletişmemiz bir kültür değil mi mesela? Bu iletişimi bir kültür olarak alsak mesela, buraya dünyaya ayak basmış her insanın konuştuğu bir gelenekten, kültürden geldiğimizi düşündüğümüzde aslında belki de iyi formunu buluyoruz bu iletişimin diye düşünüyorum bazen.
Olabilir. Yok ben başka bir şeye galiba gidiyordum ama şimdi senin dediğinden de devam edebiliriz. Yani şunu demeye çalışıyorum. Yani bizim kendi toprağımıza dair birkaç tane gördüğümüz, bazılarına böyle çok güçlü bir şekilde karşı çıktığımız, bazılarını daha kolay içimize aldığımız farklı şeyler var. Hangisi bizim kültürümüz? Mesela bizim derken de hepimiz için bu farklı çünkü
Sonuçta böyle ailenden geriye doğru gidiyorsun. İşte o da böyle kolektif bir yerde toplanıyor. Hangisi bizimkisi? Böyle hala burası çok karışık bir yer yani. Benim kafam çok karışık bu konuda açıkçası. Sen ama iletişimle ilgili başka bir şey söylüyordun. Oraya geri dönebiliyordun.
Döndüğümde bir, o kültürsüzlükten bahsettiğini hatırlıyorum. İki, şu anda ya bir kültür inşası ya da kültür yıkımı olduğuna dair bir hissiyatım var ama ne demek olduğu hakkında hiçbir bilgim yok, hiçbir fikrim de yok. Sadece o iletişimden doğan ve birlikten doğan bir şey inşa olduğunu düşünüyorum dünyada şu anda. Sadece bir his olarak. Şimdi anladım ne dediğini. Kültür mü o? Sözcük tam bilmiyorum. de Ben bilmiyorum. Ama anlıyorum ne dediğini. Bir şey inşa ediliyor ve sadece toprağa dair bir şey söylemiyorsun. Mesela kadınlığa dair diyorsun büyük ihtimalle. Aynen. İnsanlığa dair, bir şeye dair, saça dair, o saçın algılanışına dair falan birçok şey değişiyor gibi.
deyip yoluna vereyim tekrardan. Biraz karıştırdım rotayı. Evet, estağfurullah. Bu böyle zaten karışık bir konu galiba. Yani kadın olmak ve iletişim dedik. Bence orada çok konuşabiliriz. Ama bu podcast için yeterli konuştuk diye düşünüyorum. Daha da yine konuşuruz geri geldiğinde. Bir de bu benim uzmanlık alanım. Ergenler, işte çocuklar ama daha ergenler üzerinden konuşmak istiyorum. Ergenlerle çalışırken onlardan çok duyduğum bir cümle, dinlenmedikleri. Çocuklarımız, yani çocukları olanlar için tabii bu söylediklerim. Çocuklarımız için, özellikle de ergen çocuklarımız için, hep böyle bir şeyi telafi etme, onların sorunlarını çözme. Yani böyle bir gündemle dinleme şeklimiz var. Gene dinleme üzerinden gidiyorum. İletişim kurmak diyoruz ama dinlemek, iletişim kurmanın böyle es geçilen tarafı ya edilgen olduğu için. Halbuki çok aktif bir yer dinlemek. Hiç edilgen bir şey değil. Son derece etken bir şey. Anlatandan daha etken bence dinleyen kişi veya dinlemek anlatmaktan daha etken bir şey. Hiç edilgen bir şey değil. Ama biz işte ebeveynler olarak şimdi tamamen ebeveynlik şapkasıyla konuşuyorum. Çocuklar böyle daha farklı bir yerde ama özellikle iş ergenliğe geldiğinde o koruma içgüdüsü aman ha içgüdüsü o kadar yükseliyor ki yani sesi çok yükseliyor ve o yüzden onları dinlerken dediğim gibi hep Böyle burada nereden gol yiyebilirim? İşte kaleyi tutayım, telafi edeyim, çözeyim, derdine derman olayım. Çok o halden dinlemeye başlıyoruz ve bu dinlemek değil. Bunun altını çizmek istedim. Çünkü ergen çocuklar yetişkinliğe doğru yol alan bireyler toplumun çok önemli bir parçası olduklarını düşünüyorum ve orada onları dinlemek üzerine daha fazla kafa yormamız lazım. Yani böyle ergenlerle ilgili hep işte böyle karikatürleşmiş söylemler var. Beni dinleyen bazıları, senin kızın büyüyene kadar sus sepetleyecek belki. Haklıdırlar da. Ama benimki de artık ergen sayılır. Yani onu bir kenara koyuyorum. Ama bu söylemlerdense orada... Yani bu söylemleri oluşturacak kadar altında bir şey var demek bu. Tabii ki yani fizyolojik işte hormonlar şunlar bunlar birçok şey oluyor ama ondan bağımsız başka bir şey var ve onu birazcık daha araştırabiliriz gibi geliyor. Orada bir tane gördüğüm şey ergenlerle kendi profesyonel çalışmalarımdan dinlenmediklerini çok çok fazla hissetmeleri, çok güçlü hissetmeleri. O yüzden de bunu tekrar söylemek istedim. Yani ebeveyn çocuk ilişkisinde dinlemek daha aktif olan yer aslında. Aktif ebeveynlik içeriyor. Dinleme tarafı, onu da hatırlayalım. Ben sana böyle büyüyoruz demiştim bir kere, sen de böyle büyünmez demiştin.
Evet o çünkü hep talepkere bebeğin bir ses büyütüyor zaten. Aman üşümeden başlıyor, aman yeden başlıyor, ama yapman lazım, etmen lazım, dikkat etmen lazım diye büyüdüğümüzü söylediğin bir şey de senin o cevabını çok net hatırlıyorum. Böyle büyünmüyor. Çünkü genel olarak o içteki talepkarı susturamıyorsun ve bir didikçi yani o seni böyle her şeyi doğru yapmanı yönelik Çünkü öyle dinliyor gibi. Ebeveynlerin hepsini büyük genelledim, farkındayım. Ama genel olarak çocuk yetiştirme sanki böyle bir şey gibi zannediliyor. İlk iletişimi öyle bir yerden kurman gerekiyormuş gibi hissettiriyor herhalde. Ebeveynlik öyle bir şey mi bilmiyorum. Onunla da ilgili bir fikrim yok ama bilmem o koruma içgüdüsü bunları mı tetikliyor iletişimde? Yani koruma içgüdüsü iyi ki var. Tabii ki de olsun. Çocuğu doğurdun, koruyacaksın her türlü tehlikeden. Zaten işin o, görevin o. Ebeveynlik işinin çoğu o.
Her türlü tehlikede. Her türlü bir yandan da. Anne sepinci. Yani şunu demeye çalışıyorum. Gabor Matey'le bir işte İstanbul'a geldiğinde ben ona bir soru sormuştum. Bana çocuklarını hayattan koruyamazsın demişti. Çok da ona inanan ve oradan ebeveynlik yapan bir insanım. Çocukları hayattan da koruyamazsın. Aynen öyle. Anlatabiliyor muyum? Yani orada böyle çok değişik bir denge var. Burada kimse eksik yapmaz. Yapmıyor evet. Ama işte dinleme mevzu bizim bir şey yapabileceğimiz bir konu. Daha iyi dinleyebiliriz çocuklarımızı. Nasıl dinleyebilirler ebeveynler çocuklarını?
Mesela hep bir gündem oluyor. Yani bir gündemle dinliyoruz çocukları. Bir şey anlatırken onun içinde bir önceki bölümde bahsettiğim merakla dinleyemiyoruz. Hep böyle bir akıl verme. Yani hiyerarşi var ya ebeveynlik ilişkisinde. Çocuk ve ebeveyn arasında bir hiyerarşi var. O hiyerarşi bizim iletişimimize çok çarpık bir şekilde sirayet etmiş vaziyette. O günü anlaştırmak gibi görüyorum ben bu arada dışarıdan bakınca. Bu çok bold bir söylem de olabilir. Ama o senin malınmış ve ona doğru yaptırman gerekiyor. Bir şekilde öyle bir sorumluluk olarak o hirarşiyi bir şekilde eşitleyemiyoruz o iletişimde. Evet. Yani son derece böyle basit bir merakla, keyifle dinleyebilirsin çocuğunu. Anlattığı içerikle kalabilirsin. Ya işte ne oluyor? Bir şey anlatıyor. İşte okulda bir şey oldu diyelim. Sana anlattığı kadarı var değil mi? Tabii ki sadece o kadarı olmadı. Onun başı var, sonu var, ortası var. Ama o sana belli bir kısmını anlatıyor. Şimdi sen ebeveyn olarak bütün hikayeye hakim olmak istiyorsun.
Onu soruyorsun, bunu soruyorsun, onu soruyorsun, açıyorsun, yetmiyor. Rehberliği arıyorsun, öğretmeni arıyorsun. Şimdi o çocuk ne düşünsün veya işte o ergen ne düşünsün? Sana anlatmak istediği bir kısım var ve sen onunla yetinmiyorsun. Halbuki o sizin iletişiminiz için onu uygun gördü.
Sen onun dışına çıkıyorsun yani ve işte orada güvensizlik de başlıyor, sonra bir de anlatmama da başlıyor. Evet. Onlara biraz dikkat çekmek isterim. Yani hiçbir şey bilmiyorum halinden dinleyebilir miyiz? Hımm. Evet. Onun bana anlattığı kadarıyla. Evet. Şu an hiçbir şey bilmiyorum. Böyle sıfır, bembeyaz bir sayfadan dinleyebilir miyiz çocukların bize anlattıklarını?
Peki böyle follow up dedikleri o takip sorularını sormak aslında senin çok önerdiğin bir şey değil mi diye anlıyorum. Orası çok böyle alengirli bir yer. Yani sorduğun şey senin saf merakının bir sorusu mu? Yoksa bütün hikayeyi öğreneyim, bütün kaçakları kapatayım, anlatabiliyor muyum? Oradan bir soru mu? Ama bunların hepsi kendinle çok çalışma gerektiriyor. Hop diye bilişsel bir seviyede yapılabilecek şeyler değil. Biraz kendinin ne olduğunu, kendini keşfetme yolunda mesela yapmış olman lazım ki çocukla veya ergen çocuğunla ilişkinde de oralarda
dolaşabilir yoksa çok zor. Yani şöyle bir şey, sen kendin bir şeye üzülmekten korkuyorsan, üzüntü duygusuyla bir derdin varsa kendinin, çocuğunun üzülmesini tabii ki istemeyeceksin. Ama şu bir gerçek, çocuğun üzülecek. Çocuğun hayatında hiç üzülmemesi gibi bir şey söz konusu olabilir mi? Öyle bir şey yok. O yüzden önce kendi üzüntünle bir ilişki kurabilmiş olman lazım veya üzüntülerinle.
Kendini bilmen, kendinle mesai yapmış olmandan kastı mı? Ondan sonra çünkü çocuğunun iletişiminizde sana bahsettiği üzüntülerden korkmamayı bilebilirsin. Eğer kendi üzüntünden korkuyorsan çocuğunun üzüntüsünden de korkacaksın ve oradaki iletişimin içinde korkuyla var olacaksın. O da iyi gelmiyor çocuğa. Onu kastediyorum. Anlatabildim mi? Anlatabiliyorsun kesinlikle. Yani kendi duygularımızla bir şekilde var olamıyorsak hayatın içinde çocuğun bize anlattığı, iletişimimizde bize bahsettiği duygulara karşı da tabii ki zırhımızı takınıyoruz ya işte giyiniyoruz. Ona göre bir tavır alıyoruz. Bu iletişim olmuyor işte veya nasıl söyleyeyim iyi iletişim diye bir şeyden de bahsetmek çok doğru değil ama o kendiliğinden iletişim olmuyor öyle söyleyeyim. Daha yapay bir şeye dönüşüyor ve çocuklar hemen anlıyorlar bunu. Gizlediğini, bir şeyi yapmak istediği yani evet ya da bir şeyi yasakladığını falan zaten onlara çok belirgin yapıyor. Veya onun duygusundan korktuğunu, deli gibi korktuğunu ki yani bu da olabilir işte bunun da bir şekilde iletişim içinde
var olması lazım eğer korkuyorsan yani hiçbir şeyden korkmayacaksın diye bir şey de söz konusu değil ama işte bastırmadan onu saklamadan işte kendi zorlu duygularınla seni zorlayan duygularla nasıl bir ilişki kuruyorsan aynısını veya benzerini çocuğununkilerle kurabilmekten bahsediyorum ve iletişiminin içinde buna yer olmasından bahsediyorum bazen böyle yolda düşebileceğimizin farkında olalım düştüğümüzün farkında olalım yani düşmekse bunlar ona göre onarım her zaman mümkün Aslında demeye çalıştığım şey çocuk, bebeğin... Onlar birbirini kendi korkuları yüzünden bence yalnız hissettirmesinler. Yani ne oluyorsa, kötülük baki evler yıkılmak için varsa, işte ben buradayım. Yıkılırsa da buradayım yani. Bir çocuk olarak da, bir anne olarak da, bir baba neyse yani. Bana bak bana. Sen annene dinle, dur böyle.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.