
2.532 kelime · ~13 dk okuma
Herkes benimle mi? Burası Sepin Kafası. Hepiniz hoş geldiniz. Sep'in kafasında bana hemrahlık yani yoldaşlık edecek Şevval'le ilk bölümde tanışma üzerine konuşalım istedik. Evet, böylece bu bölüm vesilesiyle de sizlerle tanışmış olalım. Ben de düşününce yani tanışma üzerine ne konuşabiliriz, ben ne anlatabilirim diye düşününce aslında yetişkin eğitiminde de çok üzerinde durduğum bir konu var. İnsanların, iki insanın veya daha fazla insanın kendini tanıtırken
kendinden nasıl bahsettiği aslında kendi ile ilişkisine çok ışık tutuyor ve biz şu anki düzende genelde kendimizi anlatırken diyelim bir yerde konuşma yapacağız bir arkadaş grubunda çok daha hafif bir sohbetin içinde kendimizi tanıtmamız gerekiyor öyle bir şey de olabilir genelde O hepimize dayatılmış olan bir biyografi formatı var. Son derece şekli, şemali belli olan bir format var ve genelde oradan konuşuyoruz. Onun içinde şu an ya da güncel olarak ne iş yaptığımız, evli olup olmadığımız, çocuğumuzun olup olmadığı, nerede yaşadığımız gibi aslında kendimizle ilişkimize dair ne kadar bilgi taşıdığını bilmediğim ...bilgiler veriyoruz karşı tarafa. Ve bu böyle çok ezber bir şey. Çok hepimiz için... ...kendini tanıt dediğinde veya kendinden bahset dediğinde... ...buradan konuşmayı seviyoruz. Buradan konuşmayı biliyoruz çünkü. Belki kolay da geliyor. Çünkü aslında çok otomatikten gelen bir şey bu, biyografiden konuşmak.
ve içinde tabii ki daha sosyolojik olarak da düşündüğünde içinde sistemin dayattığı birçok farklı öğe de var yani onu da yadsıyamayız. Genelde yetişkin eğitiminin ilk stüdyosunda, ders demiyorum ben stüdyo diyorum daha yaratıcılığa da atıfta bulunmak için verdiğim eğitim buluşmalarının Adı Stüdyo. İlk stüdyoda şöyle bir girizgah yapıyorum. O yüzden burada da benzer bir girizgah yapmayı uygun gördüm. O da şu, belki hiç görmemiş olsan da hasretini çektiğin, belki gidip gördüğün ve şu an durduğun yerden hasretini çektiğin, sana iyi gelen neresi var diye soruyorum. Ve bunu aslında bir harita üzerinde de işaretlemelerini istiyorum gelen öğrencilerin.
Daha sonra da onun üzerine sohbet ediyoruz bunu paylaşmak isteyenlerle. Çünkü şöyle bir gözlemim var. Eğer bir insan bir yer üzerinden kendini anlatıyorsa aslında o yerle ilişkisini de anlattığı için bir yandan kendine dair daha fazla şey söylemiş oluyor bize ve buradaki daha fazlayı, daha çok bilgi, daha fazla tüketim diye düşünmüyorum. Yani kendine dair daha basit ve daha saf bir yerden bilgi vermiş oluyor ve insan ilişkisinin benim gözümde şu an ihtiyacı olan ve istediği şey de bu. Biyografiden konuştuğumuzda o bilgi daha tüketim bilgisi gibi geliyor bana. Yani daha alışveriş gibi geliyor. Hakikaten ticari bir şeymiş gibi geliyor. Halbuki... Dediğim gibi bir yer üzerinden kendini anlatmak ki ona kendini anlatmak diye bakmıyorsun onu yaparken. O yeri ve o yerin sana ifade ettiğini anlatıyorsun. O çok dediğim gibi farklı, daha derin bir yerden geliyor.
Sanki hepimizin insan ilişkisinde de ihtiyacı olan o derin bir yerden birbirimizle buluşmak diye düşünüyorum. O yüzden tanışma deyince belki bunu dinleyenlere de sorabilirim. Yani gitmeseniz de kendinize ait hissettiğiniz veya gitmeseniz de hasretini çektiğiniz, ...veya gidip görmüş olduğunuz ve ara ara özlemini duyduğunuz, kendinizi iyi hissettiğiniz nereler var veya neresi var? Bence bu öncelikle de kendinle ilişki kurmak için, kendinle tanışman için çok güzel bir soru. Sanatın yaptığı da bu. bir mecra koyuyorsun yani bir mesafe koyuyorsun çünkü aslında anlattığın şey gene senin kırılganlığın oluyor ve o kırılganlığını al bak bu benim kırılganlığım demeden bir mecra üzerinden ve buradaki mecra o yer o yer üzerinden dolaylı olarak anlatmış oluyorsun ve bu dolaylı anlatım gene de çok temiz ve gene de çok saf ve gene de çok derinlikli oluyor ve o zaman hakikaten karşındaki insanla anlamlı sohbet edebiliyor oluyorsun
Öbür türlüsü biraz dediğim gibi yani biyografiyi anlatmak çok daha otomatikten gelen, hepimizin çok ezbere bildiği bir şey. Ve kırılganlıkla hiçbir alakası yok. Ama bizler insanlar olarak birbirimizin kırılganlıklarını duymaya ihtiyacımız var. Yani oradan konuşmaya, oradan ilişkilenmeye ihtiyacımız var.
En basitinden demin anlattığım gibi farklı bir ilişki kurma şeklini işte gündelik hayatta tanıştığımız zaman uygulayabiliriz. Şimdi alın bunu işte biri sen necisin bacım dediğinde işte ben Bozca Dayı çok seviyorum diye başlayamazsın muhabete tabii ki ama yani maalesef bunları yapmak eğitimlere kalıyor bu da çok Çok tuhaf ve değişik. Yani anlatabiliyor muyum? Gündelik hayatımızda insan olmanın hakkını veremediğimiz için eğitim alıp insan olmanın hakkını vermeye çalışıyoruz. Yani bu da bence çok büyük ironi içinde barındırıyor. Yani ben beni dinlemeye gelen öğrencilere diyorum. Bir akıl tutulması içindeyiz şu an. Siz para verip benim eğitimime geldiniz. Ben de bu işten para kazanıyorum. Yaptığımız şey ne? Anlamlı sohbet ediyoruz. Tamam. Ben size işte teknik öğretiyorum, onu öğretiyorum, bunu öğretiyorum vesaire. Orası ayrı.
Ama günün sonunda şu düzende bunu yapıyor olmanın bir akıl tutulması olduğunu da bilerek oturalım karşılıklı diyorum. Bana da iyi geliyor bunu dinlendirmek. Eminim onlara da iyi geliyor. Çünkü işte gündelik hayatta yapamadığımızı başka şekillerde yapmaya çalışıyoruz. Yani çok çok tuhaf dönemler bunlar. Daha az konuşmam gerekiyormuş gibi hissediyorum. Daha az kendimi açıklamam gerekiyormuş gibi hissediyorum. Çünkü çok konuşmak kötü bir anlamda kafa da açmak oluyor ya. Böyle gündelik o hızlı akan şeyde. Bundan tasarruf etmem gerekiyormuş gibi hissediyorum. Çünkü çok açıklarsam tasarruf etmiyor gibi. Bu tasarruf ne demek? Ve bunu neden biliyorum? Ve iletişimde tasarruf neden yapıyoruz? Yani bir çok onu biliyoruz.
Bir yandan da kendimizle kuramadığımız ilişkiyi başkasıyla kurmak gündelik hayatta çok zor. O yüzden bunlar aslında hep böyle ikili oyunlar. Yani bunu yaparken bir yandan kendinle de ilişkileniyorsun ve o kırılganlığını görmek başkasına anlatıyorken bile kendini. Kendi kırılganlığınla yüz yüze baktığın için çoğumuz için yoğun geliyor bu. Fazla geliyor. Yapamıyoruz.
Onu böyle daha farklı formatlara hapsediyoruz, yani o şurada yapılır, işte o şu insanla anca yapılır. Halbuki kırılganlık her daim en insani şey kırılganlığımız veya işte kaypacımız. Yani benim öğrenciler çok duyuyor bu ismi benden. Steven Jenkins'ın benim yanına gidip söylediklerini dinlemeyi sevdiğim bir insan. Kendini çiftçi işte yazar diye anlatıyor benim için filozof. O hasret konusunu Kanadalı haliyle İngilizceden anlatıyor.
...ve aidiyet konusunu şöyle ilişkilendiriyor. İngilizce'de aidiyet sözcüğü... ...bir sözcüğün, ki o sözcük hasret... ...hasret sözcüğünün önüne güçlendirici... ...bir takıyla kurgulanmış. Yani ait olmak... ...bir şeyin çok hasretini çekmek. Etimolojik olarak baktığında... ...sözcüğün kurgusu bu. O yüzden aslında deminki bahsettiğim, yani bir yerin üzerinden... ...kendini anlatmak... şöyle oluyor aslında orada neye aitsin bir yandan da onu anlatıyorsun yani sen hasretini çektiğin şeyi anlatırken aynı zamanda ait olduğun şeyi de anlatıyorsun bir dağ bir nehir bir orman bir ağaç neyse işte yani nereden anlatacaksan oradan ait olduğunu da anlatıyorsun yani hasret ve aidiyet
İngilizce sözcüklere baktığında etimolojik olarak da çok ilişkili sözcükler. O yüzden çok enteresan geliyor bana. Şeye inanıyor musun ya da ne düşünüyorsun o konu hakkında? Şey derler ya işte, neden tanıştığının bir sebebi vardır herkesle.
Yani ben daha basit düşünmeyi seviyorum genelde. Yani o tanıştığım insanla veya hayatıma giren insanla herhangi bir şekilde ya keyifli miyim, o insanı merak ediyor muyum, eğleniyor muyum o insanla ama eğlenmek daha böyle keyif almak tarafından söylüyorum. Öyleyse zaten hani niçin girdi, işte bana ne öğretecek falan oralara çok girmiyorum. Yani merak ediyorsam, hoşuma gidiyorsa o insanın varlığı bence yeter. Yani bu zaten konu bu kadar gibi geliyor bana. Evet, diğer türsü daha komplike. O neden çıktı karşımayla başlayan Debbie Derya sorularda. Ve ona vereceğin cevap, yani her zaman milyon tane cevap var bence. O yüzden... O an kendine göre o milyon tane olasılıktan bir tanesini cımbızla çekmiş oluyorsun. Bu doğru yanlış demek değil ama o kadar çok olasılık var ki. O yüzden bana kendi kısıtlı zekamızla bu hayatın matematiğine dair bir şey söylemek yerine, Hayatın matematiğinden keyif alıyor muyuz? Onu merak ediyor muyuz? O bize iyi geliyor mu? Oralar daha bana basit geliyor. Evet, benim kafamda oralar çok pislendiğini düşünüyorum şey olarak. Mesela ben şeyin içine doğduğumdan da olabilir. İşte internetin içine doğmak, o haber akışının içine doğmak. İşte bir şekilde şu anda bangır bangır konfor alanınızdan çıkın, yeni şeylerle bakın, onlar mesaj, şunlar şu demek falan diye hani ben her şeyin içinde bir şey aramak zorunda hissediyorum. Sanki hani işte bir anahtar var ve ben onu görmezsem aptal bir hayat süreceğim. Ve o yüzden her tanıştığım, her gördüğüm şeye bir bağlantı ve anlam kurmam gerekiyormuş gibi bir zorundalık hissediyorum. Belki sadece ben hissediyorum. Ama şu anda herkesin de buna kafa yorduğu ve bir fikir beyan ettiği bir süreç var ya, o yüzden tanıştığım şeylere karşı komplikeleştim ve biraz kirlendim gibi hissediyorum.
Dediğini çok iyi duyuyorum en azından. Anlıyorum demeyeceğim. Anlamak çok nobran olabilir. Çok teşekkür ederim. Ama duymaya çalışıyorum dediğini. Yani benim gene tecrübem dediğim anlam zaten var. O yüzden böyle anlamı yoğurup çıkarmak tabii o da güzel bir efor. Ama böyle ben daha her şeyin çabasız olanı
Daha keyifli geliyor bana. Yani çok müthiş bir çaba halinden yaşıyoruz ya hep. Ya onda bunu anla, oradaki anlamı bul. İşte bu niye oldu, bu nedir vesaire senin anlattığın şeyler. Daha böyle bir çabasız bir yer var gibi geliyor. Hepimiz işte orada sanki müzik çalıyor ve hepimiz dans ediyoruz gibi yani. Onun bendeki imge karşılığı o. Orayı bırakmışız da işte başka işler peşindeymişiz gibi yani hayatı yaşarken. O da herhalde hiçbirimize iyi gelmiyor.
Bir kültür yani şu anda inşa edilen şey gibi hissediyorum. Sana bir tipi sorum var. Yanlış yerlere götürmeyeceğim ama farklı bir yere götüreceğim seni. İkili ilişkilerde, bir romantiklikte de, arkadaşlıkta da benim için birini tanımakla ilgili şöyle bir şey olduğunu fark ettim. Onun bir sonraki tepkisini fark ediyorsam onu artık tanımış hissediyorum. Ve bütün cazibe bir anda eriyip gidiyor. O tanıştıktan sonra artık bir insanı tanıyorum dediğimde. Onu tahmin edebilir bir hale geldiğinde bütün cilve gidiyor ve tanımış hissediyorum. Öyle bir eşik var mı? Enteresan bunu demen. Buradan hiç düşünmemiştim ve bunu düşüneceğim. Belki bir üzerine konuşuruz da. Bana da hep şöyle geliyor. O kadar karşımdaki insan ikili ilişkiden romantik olabilir veya arkadaşlık ilişkisi.
İnsan o kadar kompleks bir sistem ki böyle anlamaya başladığında o bana o kadar keyif veriyor ki yani onun bir sonraki hareketini tahmin etmek keyfi değil de o müthiş kompleks bir varlık var karşımda ve onu böyle yavaş yavaş anlamaya başlıyorsun ve çok şimdi belki romantik gelecek mi söyleyeyim ama Anladıkça seviyorsun, anladıkça seviyorsun, anladıkça seviyorsun. Yani ben o hani hareketini tahmin etme yerinden değil de anladıkça daha çok sevmek, anladıkça daha çok sevmek. Orası bence muazzam bir yer. Ben daha oradan bakıyorum hep. Yani sanki bana şöyle oluyor. Belki gene tanışmaya bağlayacağım. Yani kendinle tanışmış olmak var. Bir de o kadar yani ikili ilişkide tabii çok derin bir şeyden bahsediyoruz olabiliyorsa. Öyle bir ilişkide kendinden karşı tarafa geçip... Sonra oradan tekrar kendine bakmak gibi kendinle bambaşka bir tanışma hali de var. Bence o da çok keyifli. Yani karşındakini anlarken başka bir varlığı anlıyorsun. Bir yandan da başka varlığın içinden geçip sanki kendi içine geri dönüyorsun.
Yani böyle, bilmiyorum, bana mucize gibi geliyor. Anlatabiliyor muyum? Çok keyifli geliyor. Prensiplerin var mı mesela tanışırken söylediğin, biyografi olarak değil ama benim prensiplerim var, böyle bir insanım diyebildiğin, kendinle tanıştığında fark ettiğin prensiplerin var mı? İkili ilişki için mi soruyorsun? Daha böyle profesyonel hayatta eğitim verirken... Kendisi hepinin kafasında prensipleri var mı gibi bir soru aslında tanıştığında buldu.
O kadar değişik ki bu konu. Ben sınır koymak üzerine konuşuyorum. Yetişkin eğitiminde sınır koymak üzerine bir stüdyo var. Bir yandan da ve bunu da anlatıyorum gerçi o stüdyoda ama... ...sonra kendi ikili ilişkilerime baktığımda ne kadar o sınır dediğim yani... ...Sepi'nin sınırları olarak bildiğim şeylerin her defasında ne kadar aslında dinamik olduğunu...
İnsana göre ne kadar değişen bir şey olduğunu. O yüzden prensip deyince böyle sen ve prensiplerin oluyorsun ya, aslında öyle bir şey yok. Karşındakine göre şekillenen, son derece dinamik, değişebilen bir şey var. O yüzden prensip deyince ben sınırlara gitti aklım benim ve ona baktığımda bile böyle budur budur budur.
Demediğimi görüyorum. Belki en minimumda bazı sınırlarım var ve onları her türlü ilişkide tutuyor olabilirim. Bunu da düşüneceğim. Bunu da düşüneceğim. Yoksa hiç mi yok? Yani bunu düşünmek istiyorum. Çok güzel oldu.
Benim çünkü yok, bulamıyorum ve çıldırıyorum yine. O tüketimde yine bulmam gerekiyormuş gibi. Haftada iki yatak çarşaflarını değiştiririm falan. Arkadaşlarım sapık gibi. Mesela neden bunda bile bir prensip sahibi değilim diye düşündüğüm şeyler var. Çünkü bu dönemde o da çok popohlanan bir şey. Evet. Ve ilk sınırı çizmek gibi bir yere götürdün.
Çünkü genel olarak böyle her şeyi şu şekilde yaparım deyip bir böyle kalıp gibi bir şey de yaratmamız bekleniyor gibi hissediyorum. İşte o da biyografiye benziyor. En başında konuştuğumuz şeye benziyor. Yani çok şekilsel bir şey. Yani benim prensiplerim işte bir, iki, üç, dört. Öyle bir şey yok yani. O da çok sistemin dayattığı senin de dediğin gibi. Peki senin dediğinden şunu mu anlıyorum? O kırılganlık şeyini yaymamak ve aslında onu göstermemekten bahsetmiyorsun sanırım ama daha iyi anlamak için soruyorum.
Bilsek onu kullanabilir ve onu yaymış mı oluyoruz? Yani ortalığa mı bırakmış oluyoruz o paylaşmakta mesela? Güvende hissetmediğin zaman oradan konuşabilmek, oradan tanışabilmek çok zorluyor, çok yoğun geliyor bize. Ve ilk tanıştığımız insan veya işte topluluk önünde hiç tanımadığımız insanlara kendimizi anlatırken... daha henüz tesis edilmemiş bir güven ve güvenlikten bahsediyoruz ki yani çoğumuzun çocukluğundan gelen güvenlik algısı çok çarpık bir algı yani biz genel diyorum şu an büyük genel diyorum ama güvenlik nedir bilmeden büyümüş insanlarız o yüzden de yani en basit insani ilişkide olması gereken güvenlik
Hali, hissi bizim için tesis edilmesi gereken bir hal ve his haline dönüşmüş. Yani olması gereken, inşa edilmesi gerekene dönüşmüş. Çünkü çocukluğumuzda onsuz büyümeyi öğrenmişiz. Bunlar çok ağır konular ama illa belki konuşuruz yani.
Benim biriyle tanıştığımda bir şeyi çok anlatırsam veya tutulursam, sonra zaten bir kusma isteğim geliyor. Çünkü o bir böyle, ne diyorlar ona da? Oversharing şeyiyle bir böyle kusarsın ve sonra eve çıplak başın önünde gidersin. Ne yaptım ben? Ne gereği vardı? Onu neden anlattın? Ama bir şekilde de...
Tabağı boş göndermemek de var ya, sen bana bir şey anlattın, zor bir boşanma, çocukluk falan, hemen o tabağı boş gönderemem yani. Mesela onu yeni yeni şey yapıyorum. Hayır, bunu anlatmayabiliriz, gülümseyebiliriz. Çünkü yani bu böyle özellikle galiba biraz daha genç, kanlı yaşlarda daha çok oluyor herkesin de beraber eline tutuşması için. Farklı biri gibi demeyeyim ama farklı bir versiyonumla tanıştırıyorum. Çünkü onu yapmam güvenilir oluyor. Diğer türlüsü çünkü daha çıplak. O bir şey diyebilir, onu kullanabilir, bilmem ne olabilir. O tanışmanın da galiba bir de güven periyodunu konuşmamız gerekecek. Ve yoğunluk ayarı da çok mühim.
Yani birden senin dediğin gibi hani çırılçıplak soyunuyorsun karşısında sonra böyle başın önünde ben ne yaptım diye eve böyle yürümeye başlıyorsun. Orada işte yoğunluk ayarında tam tutturamamışsın. Bize ne kadar yoğunluk iyi gelecek, keyifli bir şey olsa bile o anda onu paylaşıyor olmak. O yoğunluğu ayarlamak da çok önemli. Biz böyle hep en yüksek yoğunlukta yaşıyoruz her şeyi. İşte orada da iyi hissetmemeler sonra peşi sıra geliyor. Kendini kötü hissetmeler, suçlamalar ve utanç duygusu. Böyle bir yakalayınca, yani o ne kadarından keyif alıyorsun? Yani yaptığının, paylaştığının, söylediğinin ne kadarından keyif alıyorsun? Dikkatini biraz oraya verebiliyorsan ve o ayarı tutturmaya başlıyorsan, sonra zaten o otomatiğin olmaya başlıyor. Yani diğer otomatiği bırakıyorsun ve o senin, hani modus operandi derler ya, senin işletim sistemin oradan konuşmaya başlıyor.
Bu böyle baştan bir biraz bunu düşünmüş olmak belki iyi geliyor. Bilmiyorum bana öyle oluyor. Peki keyfin pusulasını nasıl bulabiliyoruz? Nasıl tanışabiliyoruz o keyfle? Evet çoğumuz onu unutmuşuz ama hepimiz aslında çok iyi biliyoruz ve bir hatırlamaya bakıyor. Bilmiyorum sana oluyor mu?
Bana oluyor. Oriyantasyonu konuştuğumuz zaman da bunu biraz derinleştiririz ama... Böyle şey var, şey oluyor. Bulutlara bakıyorum. Oha diyorum tamam mı? Öyle bir keyiften bahsediyorum. Anlatabiliyor muyum? Çok iyi anlıyorum. Sırıtıyorum da bayağı. Çok iyi anlıyorum. Çok memnun oldum seninle tanıştığıma. Ben de.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.